sağlıklı yiyecekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlıklı yiyecekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Günlük ihtiyacınız olan 5 besin

Dr. Mehmet Öz Show’ da günlük ihtiyacınız olan 5 besin açıklandı. Peki bu beş besin hangileri?

Günlük beslenmenize lif, vitamin D, su, kalsiyum ve omega 3 besinlerini ekleyerek, akıl ve kalp sağlığınızı iyileştirebilir, bağışıklık ve iskelet sisteminizi güçlendirebilirsiniz.

Lif: 
Meyve, sebze ve tam buğdayda mevcut olan Lif hazım için gereklidir. Lif, ayrıca diyabet ve kalp hastalığı riskinizi de azaltır. Günlük lif ihtiyacınızı karşılamak için ahududu, frambuaz, yulaf ezmesi, mercimek ve pişmiş enginarı mutlaka yiyin.

Vitamin D: 
D Vitaminin öneminin farkına değiliz. Belki de doğada D vitamini içeren çok fazla besin olmadığındandır. D Vitamini kemik sağlığınızı iyileştirir ayrıca bağışıklık sisteminize de faydalıdır.D vitamini almanın en iyi yolu asında göğüs dekoltesi, sırt ya da bacaklarınıza 15 dakika boyunca güneş banyosu yapmaktır. Yüzünüzü ve ellerinizi yaşlanmaya karşı her zaman korumanız gerektiğini unutmayın. Ve ilk 15 dakikadan sonra tüm vücudunuza UVA ve UVB içeren güneş koruyucucu sürmeyi ihmal etmeyin.

Su: 
Düşünerek ya da beceri gerektirmeden başarılabilecek bir konu. Aslında günde ne kadar su içmeniz gerektiğini söyleyen genel bir formül yok. Günlük su ihtiyacınızın belirlenmesi genel sağlık durumunuz, hareketliliğiniz ve nerede yaşadığınız gibi bir çok faktöre bağlı. Yeterli su içip içmediğinizi gösteren bir rehber sunmak gerekirse; gün boyunca ender susamak ve renksiz ya da hafif sarı 1.5 litreye yakın idrara çıkmak. Ayrıca suya elektronik bir karışım ekleyerek içebilirsiniz. İçtiğiniz suya yarım çay kaşığı kabartma tozu, tat vermesi içinde 1 çay kaşığı kaktüs özü ve 1 çay kaşığı da deniz tuzu ekleyebilirsiniz. Böylelikle vücudun su kaybetmesini önleyecek ve enerjinizi de arttıracaksınız. Karışımın içerisinde yapay hiçbir madde olmadığı gibi, kilo aldırmaz ve formada kalmanıza yardımcı olur.

Kalsiyum: 
Birçok kişi iskelet yapısının doğru gelişmesi için kalsiyumun önemini biliyor. Ancak kalsiyum kilo kaybına yardım ettiği gibi, kolon kanseri gibi bazı kanserlerden de sizi korur. Günlük kalsiyum ihtiyacınızı karşılayacak dozda bir vitamin alın ya da kalsiyumdan zengin süt, fasulye, kuru kayısı gibi besinler tüketin. Kalsiyumu D Vitamini ile birlikte aldığınız zaman daha doğru kullanılmış olacaksınız.

Omega 3: 
Beyin ve kalp sağlığı için çok gerekli olan Omega 3, ayrıca vücudun kanserle savaşmasına da yardımcı olur. Omega 3 yağlarının kaynağı balık yağı, bazı bitki ve fındık yağında mevcuttur. Omega 3 yağ asitleri kalp krizi ve felç riskini azaltmakta ve  tansiyonu düşürmekte güçlü rol oynar.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Diyeti selülit tipinize göre yapın

Her selülit aynı değil, bilmeden yapılan diyetler bir işe yaramıyor. Selülit tipinizi bulun ve incelmeye başlayın. Her cins selülite diyet uygulamanın çok sakıncalı ve faydasız olduğunu belirten uzmanlar, üç selülit tipini tanımladı ve kurtulma yollarını açıkladı…

Kadınların selülitlerini tanımadan tedavi etmeye çalıştıklarını açıklayan uzmanlar şöyle konuştu: “Önce selülitin tipi bilinmeli; tedavi ardından gelmelidir. Kadınlar, her cins selülite diyet uyguluyor. Ancak bu diyetlerin hiçbir faydası olmuyor.”

Sizin selülitiniz hangi tip?

Ne tür selülite sahip olduğunuzu bulmak için aşağıdaki soruları “evet” veya “hayır” diye cevaplandırın…

1. tip selülit:
- Kilo fazlanız var mı?
- Kilo probleminiz her zaman var mıydı?
- Selülitiniz yumuşak, kaygan ve koyu bir muhallebi görünümünde mi?
- Kolayca parmaklarınızın arasında sıkıştırabiliyor musunuz?
- Selülitiniz vücudunuzun alt ve üst kısımlarına eşit dağılmış durumda mı?
- Stresli biri misiniz?

2. tip selülit:
- Bacaklarınız kalın, şiş ve varisli mi?
- Kramp giriyor mu?
- Reglinizden önce şişkinlik hissediyor musunuz?
- Yazın ayaklarınız daha fazla mı şişiyor?
- Bacaklarınız, ayak bilekleriniz ve baldırlarınız kalın mı?
- Vücudunuzun alt kısmı, üstüne nazaran daha sıkı ve soğuk mu?
- Parmağınızı baldırınıza bastırınca deri çöküyor ve bir süre öyle mi kalıyor?

3. tip selülit:
- Selülitleriniz sert mi, bastırınca acıyor mu?
- Daha çok baldırlarınızda ve dizlerinizin arka kısmında toplanmış vaziyette mi?
- Deriniz beyaz, kuru ve hassas mı?
- Zayıfladığınızda üst kısmınızdan mı kilo veriyorsunuz?
- Uzun zamandır var olan selülitlerinizden ne yaparsanız yapın kurtulamıyor musunuz?
- Selülitlerinizin görünümü ayın muayyen günlerine göre değişmiyor mu?
- Hareketli bir insan mısınız?

Değerlendirme
Olumlu cevaplarınızın çoğu “1. tip”e aitse selülitleriniz “yağlı”, “2. tip”e aitse “süzme”, “3. tip”e aitse “lifli” cins.

1. tip selülitin tedavisi
Diyetle geçecek tek selülit tipi bu… Diyet ile vücudunuzda ensülin salgılanmasının düzenlenmesi gerekiyor.
Kahvaltı: Yağsız çökelek, 1 yumurta, katı peynir, tavuk eti, kepekli ekmek.

Sabah 10 ve akşam 5: Aç olmasanız da kahve veya çay ve kahvaltı listesinden bir çeşit yiyecek.

Öğle ve akşam yemeği: Karışık salata veya patatessiz bir çorba. Yağsız et, tavuk, balık, kahvaltıda yenmemişse yumurta, yeşil sebze yenilebilir. Sabah kahvaltısı listesinden 1 çeşit ya da muhallebi. 1 dilim kepek ekmeği veya sadece haftada 1 kere az pilav, mercimek, haşlanmış patates yiyebilirsiniz.

Tavsiyeler: Kızarmış ve beyaz şekerli besinlerden uzak durun. Spor yapın, özellikle uzun ve hızlı yürüyüş.

Aşağıdaki mineralleri bol bol almaya özen gösterin:

Çinko: Deniz ürünleri, süt, sarımsak, bezelye.

Bakır: Tavuk, yumurta, kabuklu deniz mahsulleri, mantar, pırasa, sarımsak, bezelye, limon, armut, avokado.

Selenyum: Et, balık, yumurta, ıspanak, mantar, pırasa.

C Vitamini: Maydanoz, kivi, portakal, limon, çilek.

E vitamini: Kırmızı biber, lahana, rezene.

2. tip selülitin tedavisi
En çok görülen selülit tipi. Temel bir lenf ve kan dolaşımı sisteminden kaynaklanıyor. Bacaklarda kramplar, örümcek ağı gibi kılcal damarlar, morartılar görülüyor. Vücut sürekli su topluyor. Stres ve hormon değişiklikleri, durumu daha da kötüleştiriyor.

Beslenme: Selülitlerden kurtulmak için diyet yapmayın; faydası olmaz. Az tuz ve az sekerli maddeler yiyin. Bol bol üzüm, portakal, greyfurt, karnabahar yiyin, C ve E vitamini alın. Azar azar, bol su için.

Spor: Yürüyüş, yüzme, golf ve bisiklet gibi sporlar yapın ama tenis ve hızlı aerobik yapmayın.

Tedavi: Lenflerin boşaltılması, bitki özleriyle tedavi, masaj ve kremlerle kan dolaşımını düzeltilmesi, mezoterapi, hormonların kontrol edilmesi ve düzenlenmesi.

Tavsiyeler: Çorapla ve yüksek ökçeli ayakkabı giymeyin, bacak bacak üzerine atmayın, alkol ve sigaradan uzak durun.

3. tip selülitin tedavisi
Çok kilolu değilseniz diyet yapmanın yararı olmaz.

Beslenme: Vücudunuza bol miktarda amino asit, kolajen ve yeni deri altı lifleri sağlayacak protein gerekli. Et, balık ve tavuk yiyin. C ve E vitaminleri, karoten, çinko ve selenyum alın. Her gün bol bol su için. Deri ve kaslarınızı kuvvetlendirecek her tür sporu yapın.

Tedavi: Uzmanların hazırlayacağı özel mezoterapi kokteyli, özel kremli masaj.

14 Haziran 2012 Perşembe

Reflüye götüren 6 neden

Sizi reflüye götüren nedenleri açıklıyoruz.
Reflü yaşam alışkanlıkları ile beslenme tarzına dikkat edildiği ve ihtiyaç duyulduğunda başvurulan ilaç tedavisine düzenli olarak devam edildiği sürece genellikle kontrol altında tutulabiliyor. Ancak bazı durumlarda var ki operasyonu kaçınılmaz hale getiriyor.

Reflü kelime anlamıyla ‘geriye kaçış’ demek. Gastro-özafajeal reflü ise yüksek asit içeren mide içeriğinin yemek borusuna geri dönmesi ve burada mukozal hasara yol açması, solunum sistemine kaçarak öksürük, ses kısıklığı ve astım ataklarını tetiklemesi olarak nitelendiriliyor. Reflü toplumda oldukça sık görülen bir hastalık. Öyle ki ülkemizde her 5 kişiden birini etkisi altına alıyor. Bu hastalık yaşam alışkanlıkları ile beslenme tarzına özen gösterildiği ve ihtiyaç duyulduğunda ilaç tedavisine devam edildiği sürece genellikle kontrol altında tutulabiliyor. Ancak bazı durumlarda operasyon kaçınılmaz hale gelebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hamzaoğlu reflü ameliyatına götüren 6 nedeni açıklıyor.

1.Hasta ömür boyu ilaç tedavisi istemiyorsa: Reflü tedavisinde başvurulan ilaçlardan başarılı sonuçlar alınabiliyor. Ancak bazı hastalar ilaçların yan etkileri ve sürekli olarak ilaç kullanmanın getirdiği psikolojik etki gibi nedenlerden dolayı ömür boyu ilaç kullanmak istemeyebiliyor.

2. Beslenme alışkanlıklarına dikkat etmiyorsa: Öncelikle düzenli beslenmek şart. Ayrıca reflüyü arttırdığı bilinen yağlı gıdalar, kızartmalar ve çikolata gibi besinlerden, alkol ve gazlı içeceklerden ayrıca çay, kahve ile kola gibi kafeinli içeceklerden kaçınmak gerekiyor. Ancak bazı hastalar beslenme alışkanlıklarına dikkat etmekte güçlük çekebiliyor.

3. Mide fıtığı eşlik ediyorsa: Reflü hastalığına sıklıkla mide fıtığı eşlik edebiliyor. Mide fıtığının bazı türlerinde fıtık boğulması ve acil ameliyat riski oluyor. Bu tür fıtıklarda reflünün şiddetine bakılmaksızın hastaya ameliyat öneriliyor.

4. Kullanılan ilaçlar kesilemiyorsa: Kemik erimesine karşı kullanılan ilaçlar, doğum kontrol hapları, ağrı kesiciler veya tansiyon ilaçları reflü şikayetlerinin artmasına yol açabiliyor. Ancak bazı durumlarda bu ilaçların kesilmesi mümkün olmayabiliyor.

5. Hasta yaşam tarzını değiştiremiyorsa: Reflü hastası kilolu ise öncelikle kilo vermeli. Ayrıca yemeği uykudan 3-4 saat önce bitirmeli, yediği gıdaların türüne dikkat etmeli, stresli ortamlardan uzak durmalı, sürekli olarak ilaç kullanmalı ve sigara içiyorsa bu alışkanlığını bırakmalı. Eğer hasta bu şartlara uymakta zorluk çekiyorsa operasyonun seçenek olarak sunulması gerekiyor.

6 . Gastro-özafegeal reflü’ye bağlı hasarlar oluşmuşsa: Uzun süren reflülerden sonra yemek borusunun iç yüzeyinde yaralar oluşabiliyor. Bu yaraların sürekli olarak iyileşip yeniden açılmasıyla birlikte yemek borusunda darlıklar ortaya çıkabiliyor. Reflü nedeniyle mide içeriğinin gırtlak ve solunum sistemine gitmesi ses kısıklığı ve akciğer hastalıklarına yol açabiliyor. Yemek borusunun iç yüzeyinde sürekli devam eden reflü hücre düzeyinde değişiklik yaparak sonu kansere neden olabilecek Barret özofagusu denilen bir duruma neden olabiliyor. Bu tarz hasarlar gelişmişse operasyonla tedavi öne alınabiliyor.

TEK PORT İLE İZSİZ OPERASYON

• Reflü operasyonunun laparoskopik olarak yapılması gerekiyor. Çünkü açık ameliyat ile karşılaştırıldığında laparoskopik, yani kapalı yöntem daha az ağrı, hastanede daha kısa kalış süresi, normal aktiviteye ve iş hayatına daha erken dönüş gibi pek çok avantaja sahip. Öyle ki hastanın operasyondan sonra hastanede sadece 1 gün kalması yeterli geliyor. Ayrıca hasta 4-5 gün sonra iş hayatına da dönebiliyor.

• Açık ameliyatta yaklaşık 20-30 santim karın yarası oluşuyor. Bu yaraya ait enfeksiyon riski daha fazla oluyor. Ayrıca yaklaşık yüzde 10 hastada bu yaradan fıtık oluşma riski mevcut. Laparoskopik ameliyatta ise bu tür sorunlara çok ender rastlanıyor.

• Mide fıtığı varsa bu sorun operasyonda düzeltilerek göğüs boşluğuna kaçış önleniyor ve midenin üst bölümündeki fundus bölümü yemek borusu çevresine sarılarak antireflü bir mekanizma oluşturuluyor.

• Tek port laparoskopik yöntem ise laparoskopinin tüm avantajlarını taşımasının yanı sıra ciltte hiç iz kalmaması gibi kozmetik açıdan çok önemli bir avantaj daha sağlıyor. Laparoskopik ameliyatta 1 santimden küçük 4 ya da 5 yara oluyor. Bu nedenle sadece sağlık değil, kozmetik olarak da açık ameliyata göre belirgin olarak üstünlük taşıyor.

BELİRTİLERİ NELER?

• Göğüste yanma hissi,
• Ağza acı su gelmesi,
• Bulantı, kusma,
• Hazımsızlık, ekşime,
• Gıdaların ağza geri gelmesi,
• Ağız kokusu,
• Yutma güçlüğü,
Daha nadir olarak;
• Ses kısıklığı,
• Boğaz ağrısı,
• Kuru öksürük,
• Astım,
• Zatürree,
• Dişlerde mine kaybı gibi belirtiler ile ortaya çıkabiliyor.

10 Haziran 2012 Pazar

Kadınların Sağlık Yaş Haritası!

Kadınlarla ilgili araştırmalara devam eden Uzmanlar, kadınlar hakkında elde ettikleri bilgileri bir araya getirerek yaş haritası oluşturdu.

30 yaş yolun yarısı
Cilt: Cilt hücreleri üreme hızını kaybeder. Cilt donuklaşmaya başlar. Çizgiler yavaş yavaş kendini gösterir. Cilde peeling uygulaması yeni hücre üretimine katkıda bulunur. Güneş koruyucusu kullanmaya başlayın.

Kalp Karaciğer: Damarlar ve ciğerler elastikiyetini kaybetmeye başlar. Sigarayı azaltmak ya da bırakmak ve spora başlamak zorundasınız.

Kemik, kas ve eklemler: Kas ve kemik kaybı bu yaşta başlar. Doktorunuza ne kadar kalsiyum ve D vitamini almanız gerektiğini sorun. Haftada üç kez yapılacak egzersiz kayıplara iyi gelir.

Vücut şekli: Bu yaşlarda metabolizma % 2 oranında yavaşlama gösterir. Kilo almamaya dikkat edin. Yağlı yemeklerden uzak durmaya başlamanın zamanı.

Gögüs sağlığı: Her 9 kadından biri gögüs kanserine yakalanıyor. Bilinçli olarak her ay kendi kendinize muayene yapmaya ve 35 yaşın-dan sonra da mamogram çektirmeye başlayın. Bu yaşta ileriki yıllarda kalp, felç, kanser gibi hastalıklara yakalanmamak için;

Sigara içmeyin, dengeli ve yağ oranı düşük yemekler seçin, stresten uzak durun, spor yapın, tansiyon ve kolestrolünüzü kontrol altında tutun, ölçülü içki için.

40'lı yıllar yorgunluk dönemi
Cilt: Menapoz yaklaştıkça koruyucu renk ve hücreler azalır.Bu da cilt kanseri riskini azaltır. Şüphelendiğiniz benleri doktorunuza gösterin. Ayrıca göz, kaş, boyun, çene sarkmalarına dikkat.

Kalp Karaciğer: Menapozla birlikte kolesterolde yükselme görülür. Diyet, yağsız yiyecekler, spor ve sigaradan uzak durun. Kolesterolünüzü 200'ün altında tutun. İyi kolesterol olarak bilinen HDL'yi 35, kötü kolesterol olan LDL'nizi de 135'in altında olsun.

Dişler: 35 yaşından sonra senelik diş check-up'ı yaptırın. Duyular: 40'lı yaşlarda koku alma duyusunda azalma olur. Ayrıca gözlerde fokus kaybı, lens elastikiyetinin azalmasından dolayı da okuma zorlukları başlar.
Vücut şekli: Menapoz yaklaşırken kilolar da kalçalardan mide, gögüs ve omuz bölgesine çıkar. Bu problemi yine dengeli beslenme ve spor ile kontrol edebilirsiniz.

Kemikler, kas, eklemler: Estrojen seviyeleri menapoza yaklaşırken düşer. Bu düşüş kemik hızı erimesini artırır. Bu dönemde kalsiyum almanız ve doktorunuzla estorojen konusunda konuşmanız gerekir.

50'li yıllar menopoz dönemi
50'li yaşlar akla hemen menapozu getiriyor. Adet dönemi değişiklikleri, sıcak basması, terleme, vajinal elastikiyetin kaybolması durumunda menapoz geliyor demektir. Derhal doktora.

Kalp, akciğer: Yüksek tansiyonla tanışma yaşı. Kesinlikle spor yapın, sigara yasak, kilo almayın, alkole tövbe edin.

Cilt: Deri bu yaşlarda kurur, pul pul olur. Çünkü yağ bezleri daha az çalışır. Doktorlar, bu yaşlarda cildi nemlendirirken vazelin bazlı kremleri tercih etmenizi üre, laktik asit içeren kremlerden uzak durmanızı tavsiye ediyorlar.

Kaş, eklem, kemikler: Kemik, kas ve eklemlere özel ilgi göstermeniz ve spordan önce ısınma hareketlerine önem vermeniz gerekiyor.

Vücut şekli: Metabolizma yavaşlamaya devam ettiği için yağlanma oranı fazlalaşır. Kas yapıcı, kalori yakıcı ve metabolizmayı hızlandırıcı spor ve düşük kalorili beslenme alışkanlığı edinmeniz gerekir.

60'lı yıllar son dönemeç
Bugüne kadar yapacağınızı yaptınız, bu saatten sonra sağlıklı yaşayayım diyorsanız aşağıdakilere bir gözatın:
Osteoporoz: Uzmanlara göre bir kadın hayatı boyunca belkemiğinden %42 oranında mineral kaybeder ve bu osteoporoz ve kemik kırılma riskini artırır. Risk faktörlerini azaltmak için, hafif ağırlık çalışmaları, yürüyüş vb. aktivitelerin yanısıra kalsiyum almanız gerekir.

Yüksek Tansiyon: Yüksek tansiyon zamanla, kalp krizi, böbrek yetmezliği ve felç gibi ciddi problemlere yol açar. Doktorunuzun yüksek tansiyonla ilgili tavsiyelerine sıkı sıkıya uyun.

Akciğerler: Akciğer kanseri, göğüs kanseri kadar önemli bir risk kaynağı olarak görülüyor kadınlarda.
Akciğer kanseri ve amfizemin sigara ile direkt bağlantısı olduğu için en kısa zamanda sigarayı bırakın.

Göz sağlığı: Görme bozuklukları bu yaş grubu için normal olup, katarak ve yüksek tansiyonu özel bir risk taşımakta. Her iki göz probleminin tedavisi mevcut. O yüzden senelik göz kontrolü yaptırın.


9 Haziran 2012 Cumartesi

Protein diyetleri sağlıklı mıdır?

Son zamanlarda oldukça popüler hale gelen, yüksek protein içerikli, genellikle karbonhidratı azaltan diyetler mercek altına yatırıldı ve sağlıklı olup olmadıkları saptandı. İşte sonuç...

Uzmanlar, çoğu sağlıklı insan için, üç dört aylık kısa sürelerde uygulanan yüksek protein diyetinin genel olarak zarar verici olmadığını ve kilo vermeye yardımcı olabileceğini söylüyor.

Ancak genellikle karbonhidrata sınırlama getiren yüksek protein diyetinin riskleri üzerine yapılan çalışmada, uzun süreli olarak yüksek protein diyeti uygulandığı takdirde ortaya bazı sağlık problemleri çıkabileceği saptandı. İşte o sağlık sorunları...

Karbonhidratı sınırlayan bazı yüksek protein diyetleri, besinsel eksiklik ya da yetersiz lif alımına neden olur, ki bu da kabızlık ve divertikül iltihabı (dışarıya doğru kesecik halinde çıkmış bağırsak duvarının enfeksiyon alması) gibi sağlık problemlerine yol açabilir ve çeşitli kanser tipleri riskini artırır.

Yüksek protein diyetleri kırmızı et ve tam yağlı süt ürünleri gibi yiyecekleri yemeye teşvik ediyor. Bazı uzmanlar bu gıdalar açısından zengin olan bir diyetin kalp hastalığı riskini artırabileceğine inanıyor.

Yüksek protein diyeti karaciğer ya da böbrek problemlerine yol açabilir, çünkü vücudunuz protein metabolizmasının bütün atık ürünlerinin ortadan kaldırılmasında sıkıntı yaşayabilir.

Yüksek protein diyeti uygulamak isterseniz, kısa dönem süren bir diyeti seçin. Tüketeceğiniz proteini akıllıca seçmek de önemlidir. Balık, derisiz tavuk, yağsız sığır eti ve az yağlı süt ürünlerini tercih edin. Tam tahıllılar, yoğun besleyici özelliği olan sebzeler ve meyveler gibi lif oranı yüksek olan karbonhidratları yiyin. Böbrek, karaciğer ya da diyabet rahatsızlığınız varsa ve kronik bir hastalıktan dolayı ilaç kullanıyorsanız, hamileyseniz ya da emziriyorsanız, yüksek protein diyetine başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

Mayoclinic.com'dan derlenmiştir.

31 Mayıs 2012 Perşembe

Akdeniz diyeti kalp hastalıklarını azaltıyor

Amerika’da orta derecede kalp hastalığı riski olan kişiler üzerinde yapılan araştırma, üç ay Akdeniz diyeti uygulanan bu kişilerde kalp hastalıkları riskinin yüzde 15 gerilediğini ortaya koyuyor.

Dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alan kalp ve damar hastalıklarından, sağlıklı beslenme alışkanlığının kazanılması ile büyük ölçüde korunmak mümkün olabiliyor.

Uzmanlar, sağlıklı beslenme trendinin Türk, İtalyan, Yunan, Lübnan, Fas ve Tunus mutfaklarının karışımı olan Akdeniz mutfağında yoğunlaştığını belirterek, sebze, meyve, süt ve ürünleri, doğal kepekli tahıllar, tam buğday ekmeği, kepekli ekmek ve zeytinyağından oluşan Akdeniz diyeti ile kalp ve damar hastalıklarının önüne geçilebileceği tavsiyesinde bulunuyor.

“Medicana Tıp Günleri” kapsamında düzenlenen Kardiyoloji Semineri’nde de beslenme ve kalp sağlığına ilişkin yurt dışında yapılan çalışmalar ele alındı.

Seminerde yapılan çeşitli sunumlarda kalp ve damar hastalıklarından korunmada beslenme şeklinin çok önemli olduğunu belirten uzmanlar, sağlıklı beslenme alışkanlığının dönemsel değil, ömür boyu devam etmesi ve yaşam biçimi haline gelmesi gerektiğini vurguladı.

Haftada dört kez balık tüketimi ile gelen sağlık

Uzmanların verdiği bilgiye göre, Akdeniz tarzı beslenme, sebze, meyve, süt ve ürünleri, doğal kepekli tahıllar, tam buğday ekmeği, kepekli ekmek ve zeytinyağından oluşuyor. Yurt dışında beslenme ve kalp sağlığı ile ilgili yapılan çeşitli araştırmalar, halk arasında Akdeniz diyeti olarak bilinen düşük kolesterol diyetinin, hastalıklardan korunmada önemine dikkat çekiyor.

ABD’de yapılan yeni bir araştırmada, Akdeniz diyetinin üç ayda kalp hastalıkları riskini yüzde 15 oranında gerilettiği saptandı.

Araştırma için orta derecede kalp hastalığı riski olan 212 erkek ile kadın seçildi ve bu kişiler üç ay boyunca Akdeniz diyetiyle beslendi. Akdeniz diyetini uygulayanlar, haftada dört kez balık, haftada bir kez de kırmızı et tüketti. Erkeklerin günde 2, kadınların ise 1 kadeh kırmızı şarap içmesine izin verildi. Araştırma sonucunda Akdeniz diyetiyle beslenenlerin kolesterol miktarlarının yüzde 7.5 oranında azaldığı saptandı. Akdeniz diyetinin kalp hastalıkları riskini yüzde 15 oranında gerilettiği belirlendi.

Akdeniz diyetinin tedavi edici etkisi, diyete bağlı kalp rahatsızlıklarının ortaya çıkmasıyla klinik çalışmalar çerçevesinde yürütülüyor. Dr. Keys’in “Yedi Ülke Çalışması” isimli araştırmasında da 50-54 yaşları arasındaki Yunan erkeklerindeki kalp hastalıkları oranının karşılaştırma gruplarından Amerikalı erkeklere göre yüzde 90 daha az olduğu tespit edildi.

Dünya Sağlık Örgütü’nce yapılan araştırma ise (İspanya, Yunanistan, Fransa ve İtalya) insanların diğer Avrupa ülkeleri ve Amerika’dakilerden daha uzun ömürlü ve kalp hastalıkları ve kanserin daha düşük oranda olduğu ortaya konuldu.

“Diğer bitkisel yağlar aynı şekilde etkili değil”

Harward Üniversitesi Beslenme Bölüm Başkanı Dr. Walter Willet de Akdeniz diyeti ile beslenilmesi gerektiği önerisinde bulunarak, diyette zeytinyağı kullanımının artırılması ile HDL kolesterol seviyesinin yükseldiğini tespit etti.

Ayrıca yapılan çalışmalar, Akdeniz diyetindeki balık tüketiminin yüksek olmasının, HDL kol seviyesini olumlu etkilemesiyle sonuçlandı. Bol meyve, sebze ve zeytinyağı içeren Akdeniz usulü beslenmenin olumlu etkilerini gösteren çalışmalar, diğer bitkisel yağların aynı şekilde etkili olmadığını ortaya koydu.

Fonksiyonel besinler

Akdeniz diyetinde bulunan fonksiyonel besinler, havuç, kayısı, turunçgiller, böğürtlen, ahududu, kızılcık ve lahana gibi sebze ve meyvelerden oluşuyor ve C ile E vitaminlerini içeriyor. LDL oksidasyonunu önlüyor, kan lipitlerini düşürüyor ve kanser riskini azaltıyor.

Özel tat veren sarımsak, soğan, pırasa ve lahana gibi sebzeler ise bağışıklığı güçlendiriyor.

Soya fasulyesi ve diğer fındık, fıstık, ceviz, kuru fasulye, nohut gibi baklagiller E vitamini, selenyum, çinko ve diyet posası içeriyor. Kan lipidlerini düşürüyor, toksik ögeleri etkisizleştiriyor ve kan şekerini denetliyor.

Yeşil çay ise karsinojenleri (kanserojenleri), toksin ve mikropları etkisizleştiriliyor.

Yoğurt ve probiyotikler, laktikasit bakterileri içeriyor ve bağırsak enfeksiyonlarını iyileştiriyor, kolon kanseri riskini azaltma eğilimi gösteriyor.

Kalsiyum açısından zengin olan yağı azaltılmış süt ve süt ürünleri ise osteoporoz riskini azaltıyor.

Örnek menü

Sabah:
Yağsız veya az yağlı süt, yağsız ya da az yağlı peynirler, zeytin, çiğ sebzeler (domates, salatalık, sivri biber), taze ve kuru meyveler (kayısı, erik, üzüm, incir)

Öğle ve akşam:
Balık, sebze yemeği, salata, meyve, makarna veya kuskus, yoğurt ya da salata, meyve ile 1-2 bardak kırmızı şarap.

Kuru baklagil ve sebze karışımı, salata, meyve ya da 1-2 kadeh kırmızı şarap.

Ara öğünler:
Yağsız yoğurt, meyve, taze sebze (salatalık, domates, biber, kabak)

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Aşırı kilolar kadın ömrünü etkiliyor

Doğru beslenme alışkanlıkları kendinize edinin. Vücut kitle endeksinizi dikkatle hesaplayın. Hatta buna bel ölçünüzü de ekleyiniz.

Tatille beraber birkaç kilo aldım. Ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım bir türlü kilo veremiyorum. Birkaç kilo bu kadar önemli mi? Vermesem sağlığım için bir zararı olur mu? Seda Ü./Ankara

Kilo fazlalığı ve obezite sorunu günümüzde azalmak bir yana giderek artıyor. Peki kilonuzun normal değerlerde olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz? İşte bu noktada vücut kitle endeksinizi hesaplamak önem kazanıyor. Vücut kitle endeksinizi, vücut ağırlığınızı (kilo olarak), boy uzunluğunuzun (metre olarak) karesine bölerek hesaplayabilirsiniz...

Örneğin 70 kilo, 160 cm olan birinin vücut kitle endeksi 70/(1.60 x 1.60) olarak 27.3 kg/m2 oluyor. Bu değer 25'i geçtiğinde kilolu, 30'u geçtiğinde ise obez kategorisinde sayılıyorsunuz.

ZORLANIRSINIZ!

Araştırmalar orta yaşlara obez olarak giren kadınlarda, ileri yaşlara ulaşma olasılığının yüzde 80'e varan oranlarda azaldığını gösteriyor. Amerika'da 17 bin kadını 24 yıl boyunca takip eden bir çalışma, vücut kitle endeksindeki her bir puanlık artışın 70 yaşında sağlıklı bir kadın olma olasılığınızı yüzde 12 azalttığını gösterdi.
18 yaşından itibaren alınan her kilo 70 yaşı geçme ihtimalinizi yüzde 5 azaltıyor.

18 yaşında kilolu olup, üzerine yıllar içinde 10 kilo alırsanız 70 yaşa ulaşma şansınız yaklaşık yüzde 20. Üstelik burada söz konusu olan sadece kalp-damar problemleri, şeker hastalığı, kas-eklem problemleri gibi kronik hastalıklara yakalanma riski de değil! Kilonuzdaki ufak artışlar fiziksel ve zihinsel kapasitenizi de azaltıyor.

Yani ileri yaşlarda kendi kendine yeten, oturup kalkabilen, yürüyüp ihtiyaçlarını giderebilen, ev işlerini, alışverişini tamamlayabilen, torunlarıyla konuşup oynayıp, finansal olarak kendini idare edebilen bir 'genç' yaşlı olmak istiyorsanız en başta kilonuza dikkat etmeniz gerekiyor. Uzmanlar bu risklerin erkekler için de geçerli olduğunu belirtiyor. Bu nedenle kilo problemini hafife almayın.

BELİNİZİ ÖLÇÜN!

İşe önce beslenmede yaptığınız yanlışlarınızı gözden geçirmekle başlayın. Doğru beslenme alışkanlıkları edinin. Vücut kitle endeksinizi dikkatle hesaplayın. Hatta buna bel ölçünüzü de ekleyin. Bel çevrenizi kadınsanız 80, erkekseniz 88 cm altında tutmaya gayret edin. Beslenmeye gösterdiğiniz özeni egzersiz için de mutlaka gösterin. Günde en az 30-60 dakika arası orta şiddette aktivite yapın. Gerektiğinde uzman bir doktora ve diyetisyene başvurmaktan kaçınmayın.

BİRÇOK KİŞİ GİZLİ DİYABETLİ OLDUĞUNUN FARKINDA DEĞİL

* Soru: Şimdiye kadar bir rahatsızlığım yoktu. Son zamanlarda ise ani şeker yükselmeleri yaşıyorum. Acaba bende gizli diyabet mi var? Bu nasıl anlaşılır? Esin T./İst

Amerika'da 2003-2006 seneler arasında 24 bin 275 kişi üzerinde yapılan Ulusal Sağlık ve Beslenme Değerlendirme Araştırması'na göre pek çok kişi gizli şeker hastası olduğunun farkında değil. Yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinde gizli diyabet var.

ŞEKERİNİZİ ÖLÇTÜRÜN!

Oysa sadece yüzde 4'ü bu durumdan haberdar. Gizli şeker hastalığı ön diyabet olarak da bilinir. Açlık kan şekeri ve glukoz toleransında bozulmayla ortaya çıkar. Tip 2 şeker hastalığına dönüşebilir, kalp hastalığı ve inme riskini arttırır. Bu durum daha sık olarak ileri yaşlarda, kilolu kişiler ve kadınlarda karşımıza çıkıyor. Gizli şeker tanısı konulanlar beslenme ve egzersiz gibi hayat tarzı değişimleriyle bu riskleri önleyebilir. Bu nedenle eğer şimdiye kadar kontrol ettirmediyseniz; açlık kan şekerinizi mutlaka ölçtürün.

Kas ağrılarının gerçek sebebi

İşte kas ağrılarının sebebiKas, kemik ve eklemlerdeki ağrılar sanıldığı gibi basit ağrılar değildir.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğinden Yrd. Doç. Dr. Coşkun Zateri, kas, kemik ve eklemlerdeki ağrıların romatizma hastalığından kaynaklanabileceğini bildirdi.

Yrd. Doç. Dr. Zateri, yaptığı yazılı açıklamada, eklemlerdeki şişlik, ağrı ve kızarıklıkların, sabah uyanıldığında eklemleri hareket ettirmede yaşanan güçlüklerin, iltihaplı romatizma bulgusu olabileceğini belirtti.

İltihaplı romatizmanın, eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket ettirilememesine yol açabileceğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Zateri, romatizmal hastalıklara eşlik eden eklem dışı şikayetleri ise zayıflama, iştah kaybı, ateş, göz yakınmaları (kırmızılık, kaşınma, kuruluk, bulanık görme), karın ağrısı, kanlı ishal, 
saç dökülmesi, güneş ışığına aşırı duyarlılık, deri döküntüsü, ağız kuruluğu, ağız içi yara (aft), bel, sırt ve topuk ağrısı olarak sıraladı.

Yrd. Doç. Dr. Zateri, romatizmal hastalıkların çoğunlukla kadınlarda görülmekle birlikte erkeklerde de ortaya çıkabildiğine işaret ederek, şu bilgileri verdi:

“Çocuklar dahil tüm yaş gruplarında romatizmal hastalıkların ortaya çıkması olasıdır. Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Ancak genelde mikrobik ya da bulaşıcı hastalık değillerdir. Bazılarında genetik yatkınlık olabilir. Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için ilk aşamada hastalığa doğru teşhisin konulması gereklidir. Doktorunuz tarafından önerilmeyen tedavileri uygulamak, hastalar için yararsız ve tehlikeli olabilir.”

Eklemlerdeki yükü artıran fazla kiloların verilmesinin, doktor tarafından önerilen egzersizlerin düzenli yapılmasının, damar yapısını bozan sigara kullanımının bırakılmasının romatizmalı hastalar için önemli olduğunu ifade eden Dr. Zateri, bazı romatizma hastalarında ise fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarının oldukça yararlı olduğunu kaydetti.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Utandıran sağlık sorunları...

Birçok insan doktora gitmeye utandığı için bu hastalıklarla nasıl başedeceğini bilemiyor. Sun gazetesinde yer alan haberde, en utanç verici sağlık problemleri ve bunları düzeltmenin yolları şu şekilde açıklandı: 

1. Ağız Kokusu: 
Nefesinizin kötü kokması genellikle sabahları, özellikle ağzınız açık olarak uyuduğunuzda görülür. Fakat bazı insanlar, sosyal hayatlarını etkileyen derecede sürekli olan ağız kokusundan şikayet eder.

Nedeni: Susuzluk, bakımsız dişler, iltihaplı dişetleri ya da çok fazla alkol. Nadiren sünüs ya da akciğer sorunu da ağız kokusuna yol açabilir.

Tedavisi: Yeni bir diş fırçası alın ve dilinizi de fırçalayın. Tükürük akışınızı düzenlemek için sigara içmeyin, daha az kahve ve daha fazla su için. Eğer herhangi bir değişiklik olmazsa doktora ya da dişhekimine gidin.

2. Bağırsak Problemleri: 
İnsanlar günde ortalama 12 kez gaz çıkarırlar. Ancak, bunun daha sık olması bir sağlık sorunu olduğunun göstergesidir.

Nedeni: Sık sık gürültülü gaz çıkarıyorsanız, bunun nedeni İrritabl Bağırsak Sendromu ya da bağırsak kanseri olabilir. İshale gelince, küçük çocuklardaki rotavirüs gibi enfeksiyonlar en yaygın nedendir. Yetişkinlerde görülen bağırsak sorunları ise besin zehirlenmesi, ishal, bağırsak kanseridir.

Tedavi: Gaz çıkarmamak için, gazlı içeceklerden uzak durun ve hava yutmamak için daha yavaş yemek yiyin. Eğer, belirtiler devamlı oluyorsa ve kendinizi hasta hissediyor, kilo veriyorsanız doktora gitmelisiniz.
İshal için yetişkinler birkaç günlüğüne reçetesiz ilaçları deneyip ishalin geçip geçmediğini gözlemleyebilir.

3. Cilt Sorunları: 
Herkesin sizi işaret ettiği hissine kapılabilirsiniz, ancak cilt sorunları başkaları için daha az aşikardır. Akne ve egzama, utanılan en yaygın cilt sorunlarından ikisidir.

Nedeni: Akne, pul pul olan olan ve kaşınan cilt.

Tedavisi: Akne reçetesiz ilaçlara genellikle yanıt veriyor, eczacınıza sorabilirsiniz, ancak bazen dermatologa gitmeniz gerekebilir.

4. Aşırı Terleme: 
Aşırı kiloluysanız, aşırı alkol tüketiyorsanız ya da fazla baharatlı yiyecekler yerseniz terleyebilirsiniz. Ergenlik çağındakiler de aşırı terler.

Tedavisi: Kilo verin, içkiyi kesin ve güçlü bir ter önleyici kullanın. Bunlar işe yaramazsa, doktorunuza gidin.

5. Kızarma:
Birçok insan zor durumda kaldığında yüzü kızarır. Fakat bazı insanlar ise şapkası düştüğünde ya da hiçbir neden olmaksınız kızarır.

Nedeni: Sıcak basması menopozdan kaynaklanır. Bazı insanlar Çin yemeklerinde bulunan monosodyum glutamat isimli tatlandırıcı maddeyi yedikleri zaman kızarırlar.

Tedavisi: Eğer ergenlik çağındaysanız, kızarıklık bundan kaynaklanıyor. Değilseniz, baharatlı yiyecekleri, alkol alımını ve sıcak içecekleri kesin, kalın giysiler giymeyin.

6. Obezite:
 İnsan yaşamını kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olan obezite son yıllarda tüm dünyada hızla yayılıyor.

Nedeni: Genelde yaktığınızdan daha fazla kalorili yiyecekler yemekten meydana geldiği biliniyor. Ancak, bazen obezitenin altında başka nedenler yatıyor: kortizon tedavisi veya troid bezinin az çalışması gibi.

Tedavisi: Eczacınızdan yardım alabilir, internette diyet sitelerine bakabilir ya da WeightWatchers isimli Amerikan diyetini uygulayabilirsiniz.

20 Mayıs 2012 Pazar

Geri alınan kiloların sırrı bulundu

Diyetin hemen ardından alınan kilonun sırrı ortaya çıktı...

Diyet yapan herkes kilo verdikten sonra geri almamanın ne kadar zor olduğunu iyi bilir. Ama bilimadamlarının ortaya çıkardığı sonuca göre, ciddi oranda kilo verdikten bir yıl sonra bile, hormonlaryemek yeme konusunda ısrar etmeye devam ediyor.

Avustralya'da yapılan bir araştırma, diyet yaptıktan sonra verdiği kiloları geri alanların biyolojik bir dürtünün kurbanı olduğunu gösterdi.

Melbourne Üniversitesi'nden araştırmacı Joseph Proietto, "Tekrar kilo alan insanlar kendilerine o kadar da acımasız davranmamalı. Çünkü yemek bizim en temel dürtümüz" dedi.

New England Journal of Medicine adlı dergide yayımlanan araştırmada, 50 aşırı kilolu ve obez hasta 10 haftalık bir diyet programına alındı. Araştırmacılar, ağırlıklarının en az yüzde 10'unu kaybeden hastaların davranışlarını gözlemlemek istiyordu. Sonuçta, hastaların 34'ü bu kiloyu verebildi.

Hastalara 8 hafta boyunca ağır bir diyet programı uygulandı ve sonraki 2 hafta boyunca aşamalı olarak yeniden her gün yedikleri yemekler verildi.

13 KİLO VERİP 5 KİLOSUNU GERİ ALDILAR


Toplam 10 haftalık programda, hastaların her biri ortalama 13,6 kilo vermeyi başardı. Ancak hastaları sonraki 1 yılı içinde de takip eden araştırmacılar, bu süre içinde ortalama 5,4 kilonun geri alındığını gördüler.

Bundan sonra, bilimadamları iştahı etkileyen hormonları incelediler. Sonuç, hormon seviyelerinin diyet programı öncesi ve 1 yıl sonrasındaki farkta bulundu. Toplamda 6 hormon hala iştahı artırıyordu.

Uzmanların cevap aradığı bir diğer konu, "neden diyet yapan birinin vücudu bu duruma isyan ediyor" sorusuydu. Bilimadamlarına göre, bunun cevabı insanın evrimsel kalıtımında gizli, çünkü kilo vermek vücut tarafından üreme ve hayatta kalma dürtülerine tehdit olarak algılanıyor.

Bu nedenle, diyetten sonraki 1 yıl boyunca hormonların kiloları geri almak için savaşması normal karşılanıyor. Uzmanların bu konudaki çözüm önerisi ise çok basit: "Kilo vermeye çalışacağınıza, henüz zayıfken kilo almamayı deneyin".

A.A

Alzheimer genetik mi?

Aile öyküsü Alzheimer için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Özellikle erken başlangıçlı Alzheimer hastalığında genetik faktörler öne çıkıyor.

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A Hastanesi (BRSHH) Nöroloji Uzman Dr. Barış Topçular, Alzheimer hastalığının, demans (bunama) grubu hastalıklar arasında en sık görüleni olduğunu belirterek, “Alzheimer hastalığı sıklıkla unutkanlıkla başlar ve zaman içinde dil ve görsel/mekansal fonksiyonları da bozar” dedi. Hastalığın genellikle 65 yaşından sonra başladığını ifade eden Dr. Barış Topçular, şöyle devam etti:

“Nadiren daha erken yaşlarda da Alzheimer hastalığı görülebilmektedir. Alzheimer sıklığı yaşla beraber artış gösterir. 65-74 yaş arasında sıklığı %5 dolaylarında iken, 85 yaş üzerinde neredeyse yüzde 40'a yaklaşmaktadır. Ancak Alzheimer hastalığının normal bir yaşlanma olmadığı unutulmamalıdır.”

Genetik Faktörler Rol Oynuyor

Yaşın Alzheimer hastalığı için en önemli bir risk faktörü olduğunu hatırlatan Dr. Barış Topçular, “65 yaşından sonrasında hastalık sıklığı her 5 yılda bir ikiye katlanmaktadır. Aile öyküsü de Alzheimer Hastalığı için önemli bir risk faktörüdür. Özellikle erken başlangıçlı Alzheimer Hastalığında genetik faktörler daha çok rol oynar. 60 yaşından sonra başlayan hastalıkta ise ailevi özellikler daha az rol oynamakla beraber çeşitli genlerin risk oluşturduğu bilinmektedir. Kolesterol taşıma görevi üstlenen ApoE proteinini kodlayan gen bunun için tipik bir örnektir” diye konuştu.

Hastalığın yavaş başladığını ve sinsice ilerlediğini belirten Dr. Barış Topçular, şunları aktardı: “Başlangıçta genellikle tek şikayet unutkanlıktır. Bazen bu unutkanlık yaşa bağlı unutkanlık olarak değerlendirilip ihmal edilebilir ve bu tanı ve tedavinin gecikmesine neden olur. Unutkanlık belirginleştikçe günlük aktivitelerdeki olumsuz etkisi daha da şiddetlenir. Hastalığın orta evrelerine gelindiğinde hastalar diş fırçalamak, elbiselerini iliklemek gibi basit şeyleri yapmakta güçlük çekmeye başlayabilirler. Dışarıya çıktıklarında yol bulmada güçlük, anlamada, okumada ve yazmada zorluklar, konuşmada bozulma olabilir. Hastalık ilerledikçe hastalar özbakımlarını yapamaz ve yardıma muhtaç hale gelirler.”

Tam Tedavisi Yok

Günümüzde ne yazık ki Alzheimer hastalığını durduran ya da tamamen geçiren bir tedavinin olmadığını dile getiren Dr. Barış Topçular, şunları kaydetti:

“Ancak Alzheimer hastalığı tedavisi dünya genelinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. Halen iki grup ilaç Alzheimer Hastalığı tedavisinde kullanılmaktadır: Asetinkolin Esteraz inhibitörleri(AchEI) ve NMDA antagonistleri. AchEI grubunda ülkemizde ve dünyada 3 molekül vardır: Donepezil, Rivastigmin ve Galantamin. Bunlardan Donepezil tablet ve ağızda eriyen tablet formlarında, rivastigmin tablet, şurup ve bant formunda, galantamin ise tablet ve suspansiyon formunda bulunmaktadır.

Bu ilaçlar özellikle başlangıç döneminde bulantı ve kusma gibi yan etkiler yapabilirler. AchEI grubu ilaçlar hastalığın özellikle erken ve orta evresinde endikedirler. NMDA antagonisti olan memantin ise orta ve ileri evre Alzheimer Hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Ülkemizde tablet ve suspansiyon formunda bulunmaktadır. Ayrıca hastaların özellikle orta ve ileri evrelerinde görülen hayal görmeler, sinirlilik, uykusuzluk gibi şikayetler için semptomatik tedavilerin verilmesi gerekebilmektedir.”

3 Mayıs 2012 Perşembe

Doz Diyet ile kalori hesaplarına son

Kilo vermek istiyorsunuz ama kalori hesaplarından sıkıldınız mı? Hatta hesaplar iyice karıştı mı? Uzmanlar, bu gibi durumlarda Doz Diyet sisteminin yararlı olabileceğini belirtiyor. İşte Doz Diyet sisteminin ayrıntıları…

Beslenme ve diyet uzmanı Nermin Akdeniz, kilo vermek isteyen, ancak kalori hesabından sıkılanların, daha basit ve akılda kalıcı bir sistem olan Doz Diyet sistemini uygulayabileceklerini bildirdi.

Bu programların kimi zaman istenilen sonucu vermediğini kaydeden Akdeniz, “Kilo vermek isteyenlerin karşılaştığı en önemli zorluklardan biri kalori hesabı yapmaktır. Hastaların çoğu bu nedenle sıkılıp diyet yapmaktan vazgeçiyor. En doğrusu hastalara kilo verirken kolaylıkla uygulayabilecekleri menü seçenekleri sunmaktır” diye konuştu.

Doz diyet sisteminde, hastaların öncelikle vücut analizi ve sağlık durumlarına göre almaları gereken günlük doz miktarının belirlendiğini anlatan Akdeniz, diyet programının kişiye özel hazırlandığını belirtti.

Bu program hazırlanırken diyet yapacak kişinin beslenme alışkanlıkları, su içme sıklığı, iş yaşamının göz önüne alındığını ifade eden Akdeniz, “Diyet reçetesi mutlaka kişiye özel olmalıdır. Birinde başarılı olan diyet bir başkası için uygun olmayabilir. Program yapılırken diyet yapacak kişinin yaşam tarzı kökünden değiştirilmemelidir. Aksi halde hasta bunu uygulamaktan kaçınır” dedi.

Doz diyet programında, her türlü besinin protein, yağ ve karbonhidrat miktarlarına göre doz değerlerinin hem pişmiş hem de çiğ olarak bu kişilere öğretildiğini anlatan Akdeniz, “Böylece kişi gün boyu tükettiği tüm yiyeceklerin doz değerlerini bilip diyetisyenlerce kendisi için belirlenen limiti aşmayacak şekilde ve özgürce diyetine devam edebilir. Diyetine sadık kalan hastanın kilo vermesi kolaylaşır, kilo verdikçe de motivasyonu yükselir ve kendini daha mutlu hisseder” şeklinde konuştu.

“Hamburger bile yiyebilirler”

Bu sistemde hastaların almaları gereken günlük doz miktarını aşmamak kaydıyla kebap, hamburger hatta tatlı bile yiyebildiğini kaydeden Akdeniz, “Diyet denince kişilerin aklına aç kalmak geliyor. Oysa bu sistemde böyle bir şey söz konusu değil. Hastalar canları çekerse sütlü tatlı, simit, etli dolma bile yiyebilir. Ama bu tür besinlerin doz miktarı yüksek olduğu için o gün içinde kalan doz miktarını buna göre ayarlamaları gerekir” diye konuştu.

Hastaların bu diyeti tatildeyken bile kolaylıkla uygulayabileceklerini belirten Akdeniz, “Tatilde diyet programı uygulamak zordur. Hastalara tatilde de uygulayabilecekleri doz diyet menüleri önermek gerekir” dedi.

Hızlı kilo vermenin sağlık açısından büyük zararları olduğunu, bunun ani ölümlere yol açabildiğini vurgulayan Akdeniz, şu uyarıları dile getirdi:

“Doğru bir diyet programı kişilere doğru beslenme alışkanlığı kazandırmalıdır. Kilo sorunu olanların sık kilo alıp vermesi hem beden hem de ruh sağlığı açısından son derece zararlıdır. Doğru beslenme alışkanlığı kazanılırsa böyle bir durumla karşılaşılmaz.”

Akdeniz, doz diyet programının 1-4 ay arasında uygulanmasıyla kadınların 3.5-4, erkeklerin ise 5-6 kilo vermelerinin mümkün olduğunu kaydederek, bunun hastanın kilosuna göre değiştiğini, yüksek kiloya sahip kişilerin ilk zamanlarda daha hızlı kilo verebildiklerini belirtti.

Hastaların ilk hafta sonunda diyetin takibi açısından kontrol edilmesinde yarar bulunduğunu ifade eden Akdeniz, “Gerekirse diyet programı yeniden düzenlenmelidir. Hastanın talepleri bu düzenlemede dikkate alınabilir. Ama tansiyon sorunu olan bir hastaya sağlığı olumsuz etkileyen bir menü önerilmemelidir” ifadesini kullandı.

Hayata dair 20 etkileyici gerçek

Sağlığınızla ilgili arkadaşlarınızın size gönderdikleri maillerden bilgi sahibi oluyorsanız daha bilmediğiniz çok şey var. Seks, beslenme ve alışkanlıklarınızla ilgili etkileyici gerçekler…

1. Burnunuzu tuzlu su ile temizlemek sizi sağlıklı kılar ve alerjiden korur. Bu Burunla ilgili sıkıntıları olanlar için uygun ve ucuz bir çözümdür.

2. Köpekler kanseri ve kan şekerinin düşük olduğunu koklayarak anlayabilir. Araştırmalar köpeklerin kişilerin nefesini koklayarak göğüs ve akciğer kanseri hastalarını tespit edebildiğini gösterdi.

3. Cornell Üniversitesi araştırmacıları mutfak kapısından girenlerin ön kapıdan girenlere göre yüzde 15 daha fazla yediklerini tespit etti.

4. Bilgisayar ekranından yayılan ışıkla bronzlaşmazsınız.

5. Obez insanlar ortalama olarak diğerlerine göre kıyafetlerine 485 $, uçak koltuğuna 828 $daha fazla ödüyor.

6. Sigara içenler geceleri içmeyenlere göre daha huzursuz uyuyor, kalkamıyor ve dinlenemiyor..

7. Mutfak lavabonuz banyo lavabonuzdan daha kirlidir. Mutfak lavabonuzun giderinde 500 binden daha fazla bakteri vardır.

8. Musluk, lavabo ve bulaşık süngerinde oldukça yoğun bulunurlar. Kirli bir bulaşık süngerinde 50 milyon civarındaki bakteri yaşayabilir. Doğrama tahtası, çatallar ve bardakları siz düşünün.

9. İngiltere'de 5 doktordan 4′ü yeterince egzersiz yapmıyor. Ağır çalışma koşulları, zamansızlık ya da motivasyon eksikliği onları egzersizden alıkoyan nedenler olarak belirtiliyor.

10. Karbonat dişlerinizi beyazlatır, sarımsak ayak mantarının tedavisine yardımcı olur ve bal akşamdan kalmışlığı alır.

11. Günlük süt ürünleri tüketmek zayıflamayı iki kat artırabilir.

12. Düzenli egzersiz ve yeterli uyku (çok fazla uyku değil) kadınlarda kanser riskini azaltabilir.

13. Ayna karşısında koşmak egzersizinizi daha hızlı ve kolay yapmanızı sağlar.

14. Ortamdaki, kişinin üzerine sinen sigara dumanı kokusu çocukların kansere yakalanma riskini artırır.

15. Suda, rüzgâra karşı yürümek, sırt çantası taşımak sadece yürümekten daha fazla kalori yakmanızı sağlar.

16. Seks uzmanları, kadınların yürürken orgazm isteklerinin arttığını belirtiyor.

17. Diğer bir araştırmada erkekler kırmızı giyen kadınları diğer renklerde giyinenlerden daha seksi buluyor.

18. Vitaminler yaşlı kadınları kanser ve kalp krizi riskinden korumuyor.

19. Bazı erkekler boşalmadan sonra ağrı, başarısı ya da aksırma sorunları yaşayabiliyor.

20. Yulaf ezmesi, turunçgiller ve bal seks yaşamınızın daha iyi olmasını sağlayabilir hatta üremeyi destekleyebilir.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Hızlı ve etkili kilo vermek için 10 ipucu

Hızlı ve etkili bir şekilde kilo vermek istiyorsanız yapmanız gerekenler aslında o kadar da zor değil. 

Nişastayı bir porsiyona düşürmek, meyve konusunda aşırıya kaçmamak, ne türden yağlarla beslendiğinize dikkat etmek yapmanız gerekenlerden bazıları. Diğerleri mi?

1. Protein alın, kahvaltı dahil her öğünde…

2. Tahıllı ve unlu gıdaları şimdilik ortadan kaldırın. Ekmek ve makarna da kesinlikle bunların arasında yer alıyor.

3. işlenmemiş gıdalarla beslenin. Yediğiniz besinlerin yüzde doksanı avlanmış, yakalanmış, yerden toplanmış ya da ağaçtan koparılmış olmalıdır.

4. Nişastayı günde sadece bir porsiyona düşürün. Bu porsiyonu akşam yemeğinde tüketmeyin. En iyi seçenekler yulaf ezmesi, patates ve baklagillerdir.

5. Meyve konusunda aşırıya kaçmayın. Günde en fazla iki defaya mahsus olmak üzere, şeker oranı düşük, lifi yüksek türden meyveler yiyin. Elma, armut, erik , çilek ve kiraz gibi meyvelerin hepsi çok iyi seçimlerdir. Muz bu sınıfa girmez. Şimdilik meyveler tek başına ya da kuruyemiş veya peynir gibi hafif şeyler eşliğinde yenmelidir. Meyve suyu içmeyi ise bırakmalısınız.

6. Süt ve süt ürünlerini, özellikle de inek sütünü şimdilik azaltın ya da ortadan kaldırın. İstisnai durumlar: Makul oranda peynir ve arasıra da yoğurt ama yağsız olanından değil (haddinden fazla şeker içerir).

7. Alkolü azaltın. Araştırmacılar ne derlerse desinler alkolü bırakmanız size sağlığınızdan hiçbir şey kaybettirmez. Alkolde meyvelerden ve sebzelerden alamayacağınız hiçbir şey yoktur.

8. Ayçiçek ve mısırözü gibi bitkisel yağlar kullanmayı bırakın. Bunların yerine zeytinyağı kullanın.

9. Ne türden yağlarla beslendiğinize dikkat edin. Aldığınız yağ miktarı, bu yağın türünden belki de daha az önem taşır. En kötüleri de kızartmalar, margarin ve hidrojenli ya da kısmen hidrojenli yağlar içeren türden olanlarıdır. En iyisi balıkta bulunan Omega-3′lerdir.

10. Adeta saplantılı bir biçimde su için. Her gün en azından sekiz ya da daha fazla büyük bardak…Her gün… Bahane yok.