güzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2014 Pazartesi

Yüzünüz Simetrik mi?

Aynanın karşısına geçin ve yüzünüze alıcı gözüyle bakın. Sağı ve solu birbiriyle aynı mı görünüyor yoksa bir tarafı daha mı şiş geldi gözünüze? 

Ağzınızı açıp kapayın ve bu sırada çenenizin simetrik açılıp açılmadığını gözleyin. Simetri kaybı, bazı fonksiyon kayıplarında ya da rahatsızlıklarda ağır ağır yüzünüze yerleşir. Dikkatli bir izleyici değilseniz farkına bile varmazsınız.

Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın günlük yaşamımızda pek dikkat etmediğimiz ancak genel görünümümüze kalıcı etki yapacak Yüzde Asimetri konusuna dikkat çekti… Yalçın, tek taraflı çiğneme alışkanlığının yüzde asimetriye sebep olduğunu belirterek simetrinin yüz güzelliği ve sağlığı için önemini şu sözlerle anlattı:

"Günümüzde, yüz güzelliği, her yaşta birey için önemli. O sebeple 8 yaşından 80 yaşına kadar dişlerimizin sağlığı, cildimizin sağlığı ile ilgileniyoruz. Dişlerin sağlıklı olmasının yanında güzel bir gülümseme, kişinin kendine güvenini arttıran, sosyal hayatını kolaylaştıran bir etkendir. Simetri, özellikle yüz güzelliği söz konusu olduğunda daha önemli bir konu haline gelir. Dış dünya ile iletişimimiz olan yüzümüzün tam ahengi ancak tam bir simetri söz konusu olduğunda sağlanabilir. Biz diş hekimleri olarak bir kişiyi muayene ederken öncelikle yüzündeki bazı noktaların ve dişlerinin simetrisini değerlendiririz. Kişisel kanım, yüz yumuşak ve sert dokularında simetri sağlanmadıkça, ideal bir gülümseme ve yüz estetiği sağlanamaz."

Tek Taraflı Çiğneme Asimetri Sebebi

Simetri bozukluğunun, genetik, doğumsal, travmatik sebeplerle oluşabileceğini belirten Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın, yüzümüzde asimetriye sebep olabileceğinden habersiz olduğumuz ve en sıklıkla rastlanan durumun, tek taraflı çiğneme alışkanlığı olduğunu söyledi. Yalçın, tek taraflı çiğneme sebeplerini şöyle sıraladı:

● Ağzın tek tarafında ağrılı, kanamalı iltihaplı bir dişin varlığı,
● Tek tarafta çekilmiş ve yerine protez yapılmamış dişsiz alanlar,
● Alışkanlıklar,
● Yüksek yapılmış yada doğru yapılmamış dolgu yada protezler..
● Çene eklemi rahatsızlıkları

Yalçın sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her ne sebepten olursa olsun, çiğneme tek taraflı olarak yapılıyorsa o taraftaki çiğneme kasımızın hacminde arış olur. Zaman içinde artarak, diğer tarafla arasında belirgin farklılıklar oluşmaya başladığında farkedilebilir.Tıpta prensibimiz, sonucunu bildiğimiz durumların oluşmaması için önlem almaktır. Bu yüzden diş tedavilerimizin ve kontrollerimizin aksamaması, ilerde oluşabilecek daha ciddi sorunların önüne geçecektir… Sağlıkla gülümseyin."

22 Şubat 2014 Cumartesi

Kırışıklıklar İçin Estetiğe Gerek Yok!

Uzmanlar yaşlanmanın altında yatan nedenleri bulma arayışlarında, cildin yaşlanmasının temel ilacının hücre yenilenmesi olduğunu buldular. Hücre yenilenmesinin temel maddesi ise protein. 

Hücrelerimizin yapıtaşları aminoasitlerden oluşmaktadır. Protein sindirilirken amino asitlere parçalanarak hücrelerin kendilerini yenilemelerinde kullanılır. Yeterince protein alınmazsa vücudumuzun yaşlanma süreci hızlanır.

Bu basit gerçek, beslenmeye bakışınızı gelecek öğünden başlayarak değiştirebilir.En iyi protein seçenekleriTam yağlı süt ve süt ürünlerinde ve kırmızı ette (sığır, kuzu, dana dahil) blo miktarda asit bulunmaktadır, dolayısıyla sınırlı porsiyonlarda tüketilmelidir. Onun yerine, balık, yumurtanın beyazı, derisi soyulmuş tavuk ve hindi göğsü tercih edilmelidir.Size balık yeterGenç kalmanızı sağlayabilecek besinler arasında ilk sırayı balık alır. Her türden balık doymuşluk oranı düşük yağla yüksek kalitede ve kolayca sindirilen proteinlerin kaynağıdır. Balığı öteki protein kaynaklarından ayıran şey içinde bulunan yağ türü ve yağ asidi miktarıdır.

·Deniz ürünleri besin açısından yoğundur. Dolayısıyla yüksek miktarda protein ve önemli oranlarda vitamin ve mineral içerir. Doymuş yağ ve kalori oranları da yüksek değildir.

·Deniz ürünleri temel aminoasitlerin tümünü sunan mükemmel bir protein kaynağıdır. Deniz ürünlerinde bulunan protein kolayca sindirilir. Bu açıdan her yaştan insan için mükemmel bir besin kaynağı oluşturur.

·Deniz ürünleri iyi bir B vitamini kaynağıdır. Sağlıklı gelişim ve büyüme için gereken kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, kükürt, florin, selenyum, bakır, çinko, iyot gibi temel mineralleri sağlar.·Çoğu deniz ürünündeki kolesterol seviyesi yüksek değildir. Balıktaki kolesterol oranı genellikle düşük olsa da kabuklu deniz hayvanlarında bu oran yükselebilir. Ancak kolesterol seviyesi yüksek olan kalamar gibi besilerde bile bu oran yumurtadakinden düşüktür.

·Deniz ürünlerinde çok az miktarda yağ bulunur. Bunlar da 'iyi yağlar'dır. Deniz ürünlerindeki doymuş yağ oranı da diğerleriyle karşılaştırıldığında çok daha azdır.Yemeklerinizde kırmızı et yerine balığa yer vermekle toplam yağ ve doymuş yağ alımınızı kayda değer ölçüde azaltabilirsiniz.






18 Şubat 2014 Salı

Göz kalemi ile yapabileceğiniz 25 taktik

Bir göz kalemi ile neler yapabileceğinizi hiç düşündünüz mü? İşte size 25 süper taktik…

1- Kaşlarının daha kalın ve belirgin görünmesini istiyorsan, göz kalemini kaş kalemi olarak kullanabilirsin.

2- Koyu renk farın mı bitmiş? Siyah, gri ya da kahverengi kalemlerin ile göz kapağını boya ve bir pamuk yardımıyla dağıt.

3- Geçici dövme yapmak için göz kalemini kullanabilirsin. Tek yapman gereken istediğin şekli çizmek! Üstelik beğenmezsen yıkayarak kolayca çıkartabilirsin.

4- Not almak için kalem bulamadın mı? Göz kalemin bu iş için birebir!

5- Kedi gözlere sahip olmak için çektiğin kalemi göz bitiminden şakaklarına doğru uzatman yeterli!

6- 60’ların modasına uymak istersen, kaleminle yanağına bir ben kondurabilirsin!

7- Göz kalemi erkeklere de çok yakışıyor! Johnny Depp bunun en büyük kanıtı! Sen de erkek arkadaşının gözlerine sürmeyi dene:)

8- Uzun saçların seni bunalttı ve yanında toka yok… Saçlarını dolayıp topuz gibi yap ve kalemini saçlarının ortasına batırarak toka olarak kullan!

9- Japonlar gibi çekik gözlere sahip olmak istiyorsan, göz kalemini üst ve alt kirpiklerinin ortasından başlayarak göz bitimine kadar kalem çek!

10- Resim yaparken fonu renklendirmek için göz kalemini kullanabilirsin! Kalemi yatay olarak tutup kağıdı boya ve sonra da parmağınla dağıt!

11- Okuldaki tiyatro gösterilerine hazırlanmak için göz kaleminden faydalanabilirsin. Kedi bıyığı yapmak, göz altında morluklar oluşturmak için siyah bir göz kalemi yeterli.

12- Eğer beyaz tenliysen, kahverengi göz kalemi çekerek yüz hatlarını yumuşatabilirsin!

13- Gözlerin büyükse, iç kısımlarına kalem çekerek onları daha küçük gösterebilirsin.

14- Gözlerini daha büyük göstermek istiyorsan, alt ve üst çevresine kalem çekmen yeterli!

15- Gözlerin aşağı doğruysa, kirpik diplerine düz şekilde kalem çekerek hoş bir görüntü elde edebilirsin.

16- Gözlerinin çekik görünmesini istiyorsan, göz pınarından başlayıp gözün bitiş çizgisine kadar kalem çekmelisin.

17- Gözlerinin iç ve dış kısmına kalem çekmen, bakışlarının daha da anlamlı olmasını sağlar.

18- Göz kalemini çektikten sonra bir kulak çubuğu ile çizgiyi dağıtmayı dene. Böylece Cansu Dere’ninki gibi buğulu bakışlara sahip olabilirsin.

19- Alt göz kapağına beyaz kalem çekersen, gözlerinin daha parlak görünmesini sağlayabilirsin.

20- Gözlerin birbirinden uzaksa, göz ortasından göz pınarına kadar alt ve üst kısmına kalem çekmelisin.

21- Gözlerin birbirine yakınsa, ortasından göz sonuna kadar alt ve üst kısmına kalem sürmelisin.

22- Kaşlarını daha uzun göstermek istiyorsan, uygun renkli bir göz kalemi ile kaş çizgini uzatabilirsin.

23- Renkli gözlüysen, renkli göz kalemleri kullanmayı denemelisin. Mavi ve yeşil tonlarındaki kalemler bakışlarını yumuşatır.

24- Sadece üst kirpik diplerine kalem sürmen, gözlerinin daha kalkık görünmesini sağlar.

25- Düz renk bir tişörtünün üzerine istediğin deseni çizip geçici bir süreliğine yeni bir tişörte kavuşabilirsin.

12 Şubat 2014 Çarşamba

2014 Estetik Trendleri

Moda trendleri sadece yeni koleksiyonlara değil aynı zamanda plastik cerrahların neşterlerine de yön veriyor. Eskiden güzel bulunan bugün sıradan kabul edilirken yeni güzellik anlayışı da trendlere uyuyor.

Güzellik size göre burundan ya da dudaktan başlarken başkasına göre vücuttan başlayabiliyor. Siz kendinizi hiç beğenmezken başkası çok güzel olduğunuzu söyleyebiliyor. Bu nedenle güzellik kavramı sürekli değişiyor. Bu kavramla birlikte estetik trendleri de sürekli değişiyor. Yeni yöntemler ve yeni uygulamalar kadınları en kolay ve en hızlı şekilde istedikleri şekle sokmaya çalışıyor. Yeni bir yıla girdiğimiz bugünlerde eğer siz de eskide kalmamak ve yeni trendler hakkında bilgi almak istiyorsanız Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar’ın değişen estetik yöntemler ve trendler hakkında verdiği bilgilere kulak vermelisiniz.

Ameliyatsız seçenekler tercih ediliyor
Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, “Ameliyatlı seçenekler yanında artık hastalar ameliyat olmadan nasıl gençleşebileceklerine yöneldiler. Tıp bu nedenle ameliyatsız yöntemler hakkında çalışmalar yapıyor. Buna bağlı olarak lazer teknolojileri, radyo frekans teknolojileri gelişti. Örneğin plastik cerrahlar olarak yüz germeyi daha çok tercih etsek de a yüz germe ameliyatındaki etkiyi tam olarak yaratmasa da lazerli yüz gençleştirme yöntemleri bu yıl çok tercih edilecekler arasında yer alıyor. Tabi ki ameliyat kadar gergin bir ifade yaratmıyor fakat yüzde bir miktar gerginlik olmasını sağlıyor ve aynı zamanda genç bir bakış yaratabiliyor. Ameliyattan daha kolay bir yöntem ve bu nedenle hastalara kolaylık sağlayabiliyor” diyor.

Yağ enjeksiyonları
Son birkaç yıldır ismini sıkça duyduğumuz fakat artık neredeyse botoks kadar kullanılan bir yöntem de kök hücreden zenginleştirilmiş yağ enjeksiyonları oluyor. Önceleri kök hücrenin kemik iliğinde olduğu biliniyordu ama şimdi yağ hücresinde daha fazla olduğu biliniyor. Bu yüzden kök hücreden yoğunlaştırılmış yağ enjeksiyonuyla yüz gençleştirme çok popüler. Kök hücrenin uygulanabilmesi için önce liposuction ile yağ fazlalığı olan bölgeden o yağın alınması gerekiyor. Basen bölgesinde ya da karın bölgesinden alınan yağın yüzde 50 si hücre için ayrılıyor yüzde 50’si de kişinin kendi yağı oluyor. Hücrelerinden ayrıştırıldıktan sonra alınan yağ dolgu şeklinde vücuda veriliyor. Yağ enjeksiyonu tüm hücrelere hem yağın tutulmasını sağlıyor hem de o hücrenin gençleşmesine yardımcı oluyor.

Bunun yanında radyofrekans teknolojisi de çok popüler. Bu yöntem cilt altını ısıtarak cildin yapı taşı kolajeni artırmaya böylece cildin elastikiyetini artırarak daha gergin ve daha canlı bir cilt yaratılmasına yardımcı oluyor. Kendi kanınızdaki akıllı hücrelerin ayrıştırılıp cilde uygulanması yöntemi olan PRP de çok popüler. Bu yöntem de ciltteki kolajeni artırarak daha parlak bir cilt görünümü yaratmayı amaçlıyor. Saç için de uygulanabilen PRP, ince telli, zor uzayan saçlar için özellikle de dökülme varsa tercih edilebiliyor.

Kaşlar ilk sırada yer alıyor
Bir ara ince kaşlar moda olduğu için herkes kaşlarını incecik yaptırıyordu oysa bu yıl kalın kaşlar çok moda. Buna bağlı olarak dövmeyle kaş kalınlaştırma yöntemi çok tercih ediliyor. Fakat dövme kötü yapılırsa daha kötü bir görüntü ortaya çıkabiliyor. Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, “Kaş kalınlaştırmanın en doğal yolu artık kaş ekimi. Bu işlem saç ekimi gibi yapılıyor. Kendi saçınızdan kökler alınarak kaşlara ekiliyor. Yaklaşık 2 saatlik bir işlem ve enseden tek tek saç kökü alınarak yapılıyor. Bant şeklinde de alınabiliyor. Daha sonra bu saç kökleri ayrıştırılıyor. Kaş bölgesi ne şekilde isteniyorsa çiziliyor. Bu işlemdeki dikkat edilmesi gereken şey kaşların yönü oluyor. Eğer kaşlar eğri dikilirse eğri büyüyebiliyor tam dik dikerseniz karşıya doğru uzayan kaşlar olabiliyor. Bu nedenle doğru yönde dikmek çok önemli. 

Kaşlar saç kökü gibi davrandığı için 6 ay içinde istenilen uzunluğa erişiyor. Hatta saç özelliğinde olduğu için sonrasında da uzamaya devam edebiliyor. Bu durumda kaşları bir süre kesmeniz gerekebiliyor. Dokular konduğu yerin özelliğine uymaya çalıştıkları için birkaç yıl içinde ise saç kökleri orada kaş gibi davranmaya başlıyor ve uzama durarak belirli bir boyda kalıyor. Kirpik için de aynı işlem yapılabiliyor. Özellikle yapıştırılan kirpiklerden çok muzdarip olan hastalar oluyor. Kirpikler çıkartılırken yapışkanla birlikte kendi kirpiklerine de zarar verebiliyorlar. Kaş ekiminden sonra görüntü kötü olmuyor. Birkaç gün nemlendirici antibiyotikli kremler sürülüyor ve bir hafta sonra da hasta tamamen iyileşiyor” diyor.

Botoks hala gündemde
Botoksla badem göz yapılabiliyor. Botoks uygulandığında kaş belirli bir seviyeye kaldırılıyor böylece gözde daha çekik bir ifade yaratılabiliyor. Askı teknikleri de badem göz için kullanılabiliyor. Kaşın kuyruğu yukarıya doğru kaldırılıyor. Göz kenarı bir miktar çekilebiliyor. Askı tekniğinde amaç ise iz bırakmadan bir gerginlik yaratmak. Bu teknikte saçın içinden giriliyor ve çok küçük bir delikten yorgan iğnesi benzeri bir iğne yardımıyla yöntem uygulanıyor. Dokuyu taşıyan şey bu ip zannediliyor. Oysa ip sadece alçı görevi görüyor çünkü askı tekniğinde eriyen bir ip kullanılıyor. Badem gözlü olunması için uygulanan bu yöntemle kırışıklıklar da gidiyor. Etkisi ise 2 ya da 3 yıl devam ediyor.

Elmacık kemikleri belirginleşiyor
Dr. Serkan Dinar, “Çıkık elmacık kemikleri de çok istenilen bir trend fakat bundan korkan hasta sayısı çok fazla. Gözaltındaki sınır boyunca çok küçük enjeksiyonlarla dolguyu dağıtmak gerekiyor. Çünkü elmacık kemikleri abartı olduğunda çirkin bir görüntü oluşabiliyor. Elmacık kemikleri için ışık dolgusu denilen yeni bir dolgu yöntemi de uygulanabiliyor. Silikon uygulanması ise eski bir trend. Ayrıca silikon yabancı bir cisim, yer değiştirebiliyor, cilt altından belirgin görünebiliyor” diyor.

Köşeli yüzler dikkat çekiyor
2014 trendi köşeli yüzler oluyor. Bunun için ise çene konturünün daha açılı ve daha belirgin olması isteniyor. Dr. Serkan Dinar, “Artık hastalar biraz daha çenem belirgin olsun diye geliyorlar. Keskin hatlar isteniyor. Yüz için de ideal aslında üçgen yüzdür. Aşağı doğru sivri inen bir yüz popülerdir. Fakat bu trend herkese uygun olmayabiliyor. Yuvarlak yüz hatlarına sahip olanlarda çeneyi biraz sivri yapmak yüzü biraz uzatabiliyor. Uzun bir yüze de olmaz çünkü o zaman yüz daha fazla uzun görünüyor. İstenilen çene için yağ enjeksiyonu uygulanabiliyor. Silikon protez de kullanılabiliyor. Protez çenede kemiğin üstüne saklanıyor ve görünmüyor. Çene konturünün yaratmak için Nefertiti denilen bir yöntem de kullanılabiliyor. Bu yöntem için boyun bölgesine botoks kullanılıyor.. Boynu yokmuş gibi olan hastaların kaslarına botoks yapıldığında o kontür ortaya çıkabiliyor” diyor.

Dudak
Dudakta dolgunluk hep moda. Dolgular çok fazla tercih ediliyor çünkü dolgudan sonra ilk olarak bir pişmanlık yaşanabiliyor. Şiştiğinde, ödemlendiğinde bazen dudaklar beğenilmeyebiliyor Altı ay boyunca dolgu kalırsa ve alışırsanız o zaman yağ enjeksiyonu yaptırmak gerekiyor. Çünkü yağ enjeksiyonu kalıcı oluyor ve dönüşü olmuyor.

Doğal göğüsler
Güzel göğüs damla yapısında bir göğüstür. Üstten biraz kavisli inmeli alta doğru dolgun olmalı. Dik olması, meme uçlarının karşıya bakması gerekiyor. Çok fazla yana bakan meme uçları ya da içe bakan meme uçları tercih edilmiyor. Trendlerden biri de memelerin birbirine çok yakın olması. Dr. Serkan Dinar, “Memede trendler çok değişiyor. Genelde uzun süre küçük meme modası devam etti ama yurtdışında eskiden beri moda olan büyük göğüstür. Türkiye’de de büyük göğüs hala daha popüler. Meme için alternatif bir yöntem olarak kök hücreli yağ enjeksiyonları uygulanabiliyor. Kesinlikle silikon istenmiyorsa eğer vücut yapısı müsaitse hastadan alınan kök hücre yağ enjeksiyonu ile meme büyütülebiliyor. Vücudun başka bölgesinden yağ alınabiliyor. Basen ya da karın bölgesinde fazla yağ varsa hasta iki bölgesinden ameliyat olmuş oluyor. Hem fazlalık olan bölgedeki yağlardan kurtuluyor hem de bu yağ memenin içine değil arkasına enjekte ediliyor “ diyor.

21 Ocak 2014 Salı

Kırışıklıklar İçin Estetiğe Gerek Yok!

Uzmanlar yaşlanmanın altında yatan nedenleri bulma arayışlarında, cildin yaşlanmasının temel ilacının hücre yenilenmesi olduğunu buldular. Hücre yenilenmesinin temel maddesi ise protein. 

Hücrelerimizin yapıtaşları aminoasitlerden oluşmaktadır. Protein sindirilirken amino asitlere parçalanarak hücrelerin kendilerini yenilemelerinde kullanılır. Yeterince protein alınmazsa vücudumuzun yaşlanma süreci hızlanır.

Bu basit gerçek, beslenmeye bakışınızı gelecek öğünden başlayarak değiştirebilir.En iyi protein seçenekleriTam yağlı süt ve süt ürünlerinde ve kırmızı ette (sığır, kuzu, dana dahil) blo miktarda asit bulunmaktadır, dolayısıyla sınırlı porsiyonlarda tüketilmelidir. Onun yerine, balık, yumurtanın beyazı, derisi soyulmuş tavuk ve hindi göğsü tercih edilmelidir.Size balık yeterGenç kalmanızı sağlayabilecek besinler arasında ilk sırayı balık alır. Her türden balık doymuşluk oranı düşük yağla yüksek kalitede ve kolayca sindirilen proteinlerin kaynağıdır. Balığı öteki protein kaynaklarından ayıran şey içinde bulunan yağ türü ve yağ asidi miktarıdır.

·Deniz ürünleri besin açısından yoğundur. Dolayısıyla yüksek miktarda protein ve önemli oranlarda vitamin ve mineral içerir. Doymuş yağ ve kalori oranları da yüksek değildir.

·Deniz ürünleri temel aminoasitlerin tümünü sunan mükemmel bir protein kaynağıdır. Deniz ürünlerinde bulunan protein kolayca sindirilir. Bu açıdan her yaştan insan için mükemmel bir besin kaynağı oluşturur.

·Deniz ürünleri iyi bir B vitamini kaynağıdır. Sağlıklı gelişim ve büyüme için gereken kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, kükürt, florin, selenyum, bakır, çinko, iyot gibi temel mineralleri sağlar.·Çoğu deniz ürünündeki kolesterol seviyesi yüksek değildir. Balıktaki kolesterol oranı genellikle düşük olsa da kabuklu deniz hayvanlarında bu oran yükselebilir. Ancak kolesterol seviyesi yüksek olan kalamar gibi besilerde bile bu oran yumurtadakinden düşüktür.

·Deniz ürünlerinde çok az miktarda yağ bulunur. Bunlar da 'iyi yağlar'dır. Deniz ürünlerindeki doymuş yağ oranı da diğerleriyle karşılaştırıldığında çok daha azdır.Yemeklerinizde kırmızı et yerine balığa yer vermekle toplam yağ ve doymuş yağ alımınızı kayda değer ölçüde azaltabilirsiniz.

17 Ocak 2014 Cuma

Yüz kırışmışsa buruşmuşsa ne yapılır?

Fazla kilolar, egzersiz yapmadan aşırı zayıflama ve hamilelik gibi sebeplerle karın kasları zaman içinde bozulup sarkıyor. Kadınlar kadar erkeklerin de yaşadığı bu sorun, estetik görünümün bozulmasının yanında, vücudun ağırlık dengesini bozması açısından bel ve sırt ağrılarına sebep olduğu için sağlığı olumsuz etkiliyor.

Genç yaşlarda yapılacak egzersizlerle karın kaslarını toparlamak mümkün. Ancak yaş ilerledikçe deri elastikiyetini kaybettiği için andominoplasti denilen karın gerdirme ameliyatını yapmadan düz bir karına sahip olma imkanı yok. Bu yüzden vücudunun bozulmasını istemeyen hanımların fazla kilo almamak ve aldığı kiloları verip eski görünümüne kavuşabilmesi için hamilelik sırasında ve sonrasında düzenli egzersiz yapması gerekiyor. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Plastik Cerrahi Klinik Şefi Prof. Dr. Necmettin Kutlu, orta yaşlardan sonra sarkan karın derisi ve kasları için karın germe ameliyatından başka çare kalmayacağını belirtiyor.

Sırt ve bel kaslarının karını bir korse gibi sardığını belirten Prof. Dr. Necmettin Kutlu, karın kaslarında bir gevşeme olduğu takdirde omurgayı taşıma yükünün sadece sırt kaslarına kaldığını, bunun da bel ağrılarına sebep olduğunu söylüyor. Kutlu'ya göre, ağrılarından dolayı aylarca fizik tedavi gören kişiler, kalıcı bir kilo verme sürecine girmediği için pek fayda görmüyor. Bu arada kullanılan ilaçların yan tesirleri yüzünden başta mide olmak üzere diğer organlarda da sorun oluşuyor. Karın bölgesini dik tutan ve destekleyen kaslar hamilelikte yüzde 400 oranında esniyor. Doğum sonrası egzersiz yapılmazsa kaslar toparlanamıyor. Karın germe ameliyatıyla fıtıklaşmış olan kaslar sağlamlaştırılıp onarılıyor ve kas kuvveti yeniden kazandırılıyor. Karın kasları ile sırt kasları arasındaki denge yeniden sağlanınca karın bölgesi o korseye yeniden sahip oluyor. Prof. Dr. Kutlu, karın gerdirmenin estetik değil sağlıkla ilgili bir uygulama olduğunu vurguluyor.

Karın veya yüzde sarkan deri için ameliyatsız çözüm bulmanın zor olduğunu ifade eden Prof. Dr. Necmettin Kutlu şu bilgileri veriyor: "Deri bakımına sağlıklı iken başlamak lazım. Bir kere sarkıp kırıştıktan sonra yapacak bir şey yok. Yüz kırışmışsa buruşmuşsa istediği kadar dolgu maddesi uygulatsın, kozmetik kullansın, botoks yaptırsın, cerrahi müdahaleden başka çaresi yoktur. "

Yağ alma abartılmamalı
Bölgesel yağların alınarak vücuda şekil verilmesi işlemi olan liposuction ameliyatı da fazla kilosu olanların zayıf görünmek için yaptırmayı istediği bir ameliyat; ancak Prof. Dr. Necmettin Kutlu, bu işlemin asla bir zayıflatma ameliyatı olmadığını söylüyor. Kişinin layıkıyla diyet ve egzersiz yaptığı halde veremediği vücutta kitleleşmiş yağlı bölgelerde 'tıraşlama' yapılabileceğini ifade eden Kutlu'ya göre, liposuction kesinlikle abartılmamalı, çok kilolu bir kişi aşırı yağ aldırmaya yönlenmemeli...

Prof. Dr. Necmettin Kutlu: Hastalarımızın yüzde 30'u erkek
Erkeklerin de karın yağlarını aldırdığını, göğüslerini küçülttüğünü belirten Prof. Dr. Necmettin Kutlu şöyle konuşuyor: "Hastalarımızın yüzde 65-70 kadarı hanımlar ama erkeklerin oranı da azımsanamayacak sayıda. Erkekler daha çok karın yağlarını aldırmak ve göğüslerini küçültmek için başvuruyor. Göz çevresi torbalarının alınması 10 yaş gençleştiriyor. Göz çevresi kırışıklıkları, kaş kaldırtma, yüz derisinin aşırı sarkması, boyunda, gıdıda düzeltme yapıyoruz."

16 Ocak 2014 Perşembe

Harika bir cilt için kanıtlanmış 11 ipucu

Yıllara meydan okuyan taze ve canlı bir cilde sahip olmak için bilmeniz gerekenleri araştırdık. Sizce de kendinizi şımartmanın zamanı gelmedi mi? İşte kanıtlanmış 11 öneri.

Cildinizi bir tabloyu saklar gibi muhafaza etmek kolay bir iş değil. Kırışıklıklar, güneşin zararlı ışınları, kuruluk, tahriş ve istenmeyen tüylere karşı sürekli savaşmalısınız. İyi haber hayat boyunca 1000 kere yeni cilt katmanı üretiyor olmanız. Böylece cildinizin pürüzsüz ve parlak olabilmesi için elinize birçok şans geçmiş oluyor.

Size yardımcı olmak için yapılan son araştırmaları inceledik, birçok dermatoloji uzmanı ile görüştük. Sonuç olarak ortaya 11 mükemmel ipucu çıktı:

1) BOŞVER GİTSİN

Eğer kullandığınız bakım ürünleri cildinize iyi gelmiyorsa boş yere para harcıyorsunuz demektir. "Bir ürünün aktif bileşenlerinin yararlarına kendini hapsederek o nemlendiricinin peşinden koşma" diyor Amerikan Kozmetik Dermatoloji ve Estetik Cerrahi Uzmanları Birliği Başkanı Ranella Hirsch. Yumuşak ve esnek bir cilt için, hiyaluronik asit veya gliserin içeren losyon kullanmalısınız.

2) KIRMIZIDAN YANA OL

Yakın zamanda İngilizler tarafından yapılan bir araştırmaya göre, günde beş çorba kaşığı domates püresi yiyen denekler, yemeyenlere oranla daha hafif güneş yanıklarına maruz kaldı. Araştırmacılara göre domateste bulunan doğal ve güçlü bir antioksidan olan likopen, kalkan görevi yaparak bizi güneşten koruyor (ipucu: Domatesleri pişirmek vücut tarafından besleyici maddelerin daha kolay emilmesini sağlar). Favori domatesli yemeğinizden yemeniz için güzel bir neden daha sunuyoruz ancak bu, SPF korumalı kreminizi bırakabileceğiniz anlamına gelmiyor.

3) SAKİNLEŞTİRİCİ HAP AL

Daha fazla endişelenmeniz anlamına gelmiyor ancak stres gerçekten cilt rengini bozabiliyor. İngiltere'deki Manchester Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, denekleri, birçoğumuz için yapılması çok zor olan bir stres testine tabi tutmuş: Seyirci önünde konuşma yapmak. Konuşma öncesinde ve sonrasında, katılımcıların kalçalarından deri örnekleri alınmış ve hücresel faaliyetler karşılaştırılmış. Gergin ciltteki bağışıklık sistemi düzenleyici hücrelerde, yüzde 16,4 oranında düşüş saptanmış. Diğer bir araştırmada ise stresin akneleri kötüleştirdiği kanıtlandı. Eğer çok baskı altında hissediyorsanız, cildinize daha çok özen göstermelisiniz.

4) KIZARTMALARI UNUT

Bir grup araştırmacı, 12 hafta boyunca akneli cilde sahip 23 kişiyi yüksek protein-düşük glisemik indeks diyetine tabi tuttu. Sonucu tahmin edin bakalım. Ciltlerindeki akne sorunu çok daha iyiye gitti. Deneklerin yüzde 22'sinde daha az lekelenme görüldü. Yüksek-karbonhidrat diyeti uygulayanlarda ise bu oran yüzde 14'te kaldı (Bonus: Düşük-karbonhidrat diyeti uygulayanların hepsi kilo verdi!). Araştırmacılar kilo kaybının mı yoksa diyetsel değişikliğin mi buna yardımcı olduğunu kesin söyleyemese de, görünen o ki beslenme, cilt yapısında çok önemli bir rol oynuyor. Yağsız proteinden bol bol tüketirken, yüksek glisemik indeksli besinleri azaltın (örneğin nişastalı kızartmalar ve şekerlemeler).

5) DUŞ EN YAKIN ARKADAŞIN OLSUN

"Terlediğimiz zaman vücut daha fazla sebum (yağlı gözenek-tıkayıcı salgı) üretir", diyor Dermatoloji Uzmanı Audrey Kunin. Öğle vakti yapılan bir antrenmandan sonra sakın duştan kaçmaya çalışmayın. Bakteriler ter ve yağdan beslenmeye bayılır. Eğer duş almazsanız onlara eşsiz bir ziyafet sunmuş olursunuz. Terlemeye neden olan her etkinlikten sonra kendinizi soğuk su ve yağ temizleyici glikolik ya da salisilik asit içeren bir duş jeline teslim edin. Biz Fa'nın "White Tea and Bamboo" duş jelini öneriyoruz.

6) BOŞA PARA HARCAMA

Mükemmel Cildin Yeni Bilimi kitabının yazarı Fotobiyoloji Uzmanı Daniel B.Yarosh'a göre: "Süslü püslü bileşenlerden oluşan pahalı yüz temizleyicilerine servet harcamaya gerek yok. Onlar bir dakikadan daha az süre cildinde kalıyor ve bu kadar kısa süre içinde doğru düzgün çalışmaları mümkün değil." Bazı fiyatı yüksek temizleyiciler, cilt yüzeyinde tahrişe neden olabiliyor. İşe ucuz yüz temizleyicilerini deneyerek başlayın. Her ikisinin de kir, yağ ve ölü deri hücrelerini cildin doğal yağ dengesini bozmadan temizlediğini göreceksiniz.

7) DUDAKLARINI KORU

UV ışınlarına karşı koruyucu içeren dudak kreminden bahsediyoruz, koyu kırmızı ve yapış yapış dudak parlatıcısından değil. Dudaklar, göz çevresi ve göğsün üst bölümü gibi vücuttaki en ince deri tabakasına sahiptir. Dolayısıyla ekstra korumaya ihtiyaç duyar. Amerikan Dermatolojik Cerrahi Birliği'nin yaptığı bir araştırmada katılımcıların sadece yüzde 47'sinin UV koruyucu içeren dudak kremi kullandığını saptamış. Bu kötü haber çünkü Teksas Üniversitesi Güneybatı Tıp Merkezi Dermatoloji uzmanlarından Erin Welch'e göre dudaklardan kaynaklanan cilt kanseri tipi yayılma riski en yüksek olanı. Blistex gibi UV koruyucu içeren bir dudak kremi kullanarak dudaklarınızı korumalısınız.

8) ÇITIRDAT

Organik ürünler satan bir markete giderek alışveriş sepetini araştırmalarla cildi koruyup yeniden yapılandırdığı kanıtlanmış meyve ve sebzelerle doldurabilirsiniz. Her gün A ve C vitaminleri (her ikisi de antioksidan özelliği taşır) içeren yiyecekleri tüketmeye çalışın. Özellikle seçmenizi tavsiye ettiklerimiz: Lifli yeşillikler, turunçgiller (özellikle portakal), böğürtlen, çilek, dolmalık renkli biberler.

9) ŞİMDİDEN YAŞLANMA KARŞITI ÜRÜN KULLAN!

İlk kaz ayaklarının göz çevresinde oluşmasını beklemeden küçük bir tüp yaşlanma karşıtı bakım ürünü edinin. "Hamile ve emziren kadınlar hariç, 20'li yaşlarındaki hemen hemen her kadın lokal olarak retinoid kullanıyor olmalı" diyor New York'taki Mount Sinai Tıp Okulu Dermatoloji Uzmanı Doçent Francesca Fusco. Nedenini ise söyle anlatıyor: Retinoidler, A vitamini içeren bileşenler, cildi güneşin zararlarından korur ve yaşlanma belirtilerini önler. Hirsch'e göre "Bunlar cilt yenilenmesini, cansız gözenek tıkayıcı hücrelerin dökülmesini sağlayarak hızlandırıyor ve kırışıklıkları önlemek için kolajen yapımını arttırıyor". Doktorunuzdan retinoid içeren bir ürün vermesini isteyin ya da reçetesiz satılan Roc Retinol Actif Pure Kırışık Önleyici, Nemlendirici Gece Bakım ürününü deneyebilirsiniz.

10) SOYA SÜTÜ İÇ

Kırışıklıklardan şikâyetçiyseniz, süt başınıza daha fazla bela açabilir. Yapılan üç büyük araştırma sonuçlarına göre fazla süt tüketen ergenlik çağındaki gençlerin akne problemlerinin arttığı saptanmış. İnek sütünde doğal olarak üreyen hormonların suçlu olabileceğini söyleyen araştırmacılar, 20'li ve 30'lu yaşlardaki kadınların da aynı şekilde bu hormonlara duyarlı olduklarını sözlerine ekliyor.
"Eğer süt içmeyi çok seviyorsanız ve sivilce probleminiz varsa sütü azaltmanın faydasını görürsünüz" diyor bu konudaki araştırmaların öncülüğünü yapan Onkoloji Uzmanı Clement Adebamowo. Sözlerine şu cümleyi ekliyor: "Soya sütü gibi alternatif süt çeşitlerini tüketin."

11) TÜYLERLE SAVAŞ

Tüylerden acısız kurtulma vaatleri internette dolasan para tuzağı e-postalar ne kadar mantıklı geliyorsa, o kadar inandırıcı olabiliyor. Ancak yapılan araştırmalara göre Eflornitin hidroklorid, reçete ile satılan Vaniqa adıyla satışa sunulmuş kremin, çene ve üst dudak bölgesindeki tüyleri yüzde 60 oranında azalttığı kanıtlanmış. Farklı iki araştırmada ise lazer yöntemiyle beraber uygulandığında tek başına kullanımına oranla daha etkili olduğu kanıtlanmış.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Kalıcı makyajın avantajları nelerdir?


Kalıcı makyajla kalıcı güzellik sırları.

Kalıcı makyaj; lokal anesteziyle de uygulanabilen ağrısız bir medikal uygulamadır. Kalıcı makyaj veya güzellik uzmanlarının değimiyle 'mikro-pigment uygulaması, mikro, steril ve tek kullanımlık bir iğneyle doğal ve mineral renklerin deri yüzeyinin hemen altına aşılanması olarak açıklanıyor. Anti alerjik boyalar özellikle yüz ve vücut kullanımı için tasarlanmış olup, katkı ve koku maddesi içermez. Daha çok kozmetik-dövme sayılabilecek bu işlem sayesinde kaş, göz çizgisi veya dudaklarda doğal cilt rengine uyumlu makyaj uygulanıyor. Bu sayede cillteki bazı ufak kusurlar kapatılabiliyor veya anatomik bozukluklar giderilebiliyor. Böylece kadınlar daha bakımlı ve genç bir görünüm kazanılabilir.

Tarihçesi: Uzak Doğu'da başlı başına bir kültür olan bu metodun kökeni cok uzun yıllara dayanmaktadır. Geçmişi 500 yılı aşan bu yönteme Kaptan Cook, coğrafi keşiflerinde rastlamış ve 1774 yılında Avrupa'ya taşımıştır. O zamandan bugüne kadar geniş kitleler tarafından kabul görmüş, araştırılmış ve yeni yöntemler geliştirilerek zenginleştirilmiştir.

Hangi bölgelere uygulanır?

Majör uygulama alanları, kaş, göz, dudaktır. Ayrıca bazı hastalıklar sonucu kaş, kirpik ve saç kaybı oluşmuş kişilerde bu alanlar doğala benzeyen çizgilerle kalıcı olarak doldurulabilir. Meme ameliyatları sonucu göğüs ucu oluşturulmasında, derideki renk farklılıklarının giderilmesinde, bazı lekelerin derinin normal rengine dönüştürülmesinde , yapay ben ve benzeri talepleri karşılamada rahatlıkla kullanılabilir.

Kaş uygulaması kimlere yapılır?

Kaşları seyrek olanlar,hiç kaşı olmayanlar,kaşlarında yara ve ameliyat sonrasında boşluğu kalanlar, kaşının şeklini beğenmeyenler, kaşları ince ve asimetrik olan kişilerde uygulanır.

Göz uygulaması kimlere yapılır?

Gözlüksüz makyaj yapmakta zorlananlar, makyaj yaparken elleri titreyenler,göz çevresini belirginleştirmek isteyenler , yüzüne göre küçük gözleri olanlara uygulanır. Ayrıca istenilen renkte çizgi çekilerek gözlere daha anlamlı bir ifade de verilebilir.

Dudak uygulaması kimlere yapılır?

Dudak kenar çizgisinin kalıcı olarak çizilmesini ve belirginleşmesini isteyenlere, üst veya alt dudaklarında asimetri bulunanlara,dudak çevresi belirsiz ve dudak renginin soluk olduğu kişilere ,dudakların çekici ve dolgun bir görünüme kavuşturulmasını talep edenlere uygulanır.

Kalıcı makyajın avantajları nelerdir?

Kalıcı makyaj yöntemiyle bayanların makyaj için harcadıkları zaman kaybı tamamen ortadan kalkmış olur. Sporcular, çalışan bayanlar, günün her saati makyajlı ve güzel görünmek isteyenler ve makyaj yapmakla vakit kaybettiğini düşünen bütün kişiler için ideal bir yöntemdir.

Uygulama:

Uzmanlar 11 kaş şekli olduğunu söylüyor. Önce yüze şekline göre kaş çiziliyor. Daha sonra kirpik ekimi ve eye liner uygulaması yapılıyor. Böylece gözler kendinden sürmeli gibi görünüyor.
Kalıcı makyajın son adımında dudaklar var. Dudakların hem içi dolduruluyor hem de kontürleniyor. Renk olarak kırmızı veya pembe gibi naturel renkler seçiliyor. boyalar, tamamen bitki köklerinden oluşuyor. Ürünler hipo-allerjik.

Kalıcı makyajda 50'ye yakın renk bulunuyor. Kimyasal olmadığı için ortalama dört yıl kalıyor. Uygulama gerekirse iki seansta gerçekleşiyor. İkinci seans ilkinden 21 gün sonra tekrarlanıyor. Çalışma genel olarak bir buçuk saat sürüyor. Renk ve şekil belirlenip sabitleniyor. Ayrıca kişiye alerjik testler yapılıyor. Uygulama sonrası kalıcı makyaj 3-5 yıl dayanıyor.

Saçlar dolgunlaştırılıyor

Saç diplerine yapılan kalıcı makyaj metodu ise saçında seyreklik olanlara o bölgelerde renk koyulaşma şeklinde uygulanıyor. Uygulama bir buçuk saat sürüyor ve 20-25 gün sonra rötuş yapılıyor. Kalıcı makyajın kalıcılığı uygulanan bölgeye ve renge göre değişiyor koyu renkler daha uzun süre kalabiliyor. Ortalama iki-üç yıl kalıyor. İşlem sırasında su bazlı boyalar kullanılıyor. Kişiye özel iğne uçları kullanılıyor. Saçların fiyatı ihtiyaca göre değişiyor.

Kalıcı makyaj büyük kolaylık sağlıyor!

Kalıcı makyaj parlak ve yüzeysel görünen normal makyaja oranla daha doğal görünüyor. Bunun yanı sıra makyajı tazeleme, yenileme, ekleme gibi dertler ortadan kalktığı için, kişi hem zamandan hem de bütçeden tasarruf sağlıyor. Kalıcı herkese uygulanabiliyor. Uzmanlar ise kalıcı makyaj yaptıran müşteri grubuna çalışan kadınların hakim olduğunu söylüyor. Seyrek, çok açık renk ya da yarım kaşları olanlar, hassas gözleri yüzünden maskara kullanamayanlar, seyrek kirpikleri şikayetçi olanlar, lens kullananlar, kozmetik ürünlerine alerjisi olan kadınlar, artrit hastaları, stresli veya ağır işlerde çalışanlar, atletler, sporcular, profesyonel hayatta sürekli iyi görünmek zorunda olanlar kalıcı makyaja en çok rağbet edenler arasında bulunuyor. Yöntem, yüzde estetik açıdan simetri yaratmak isteyenler ve dağılmayan makyajın avantajını kullanmayı amaçlayan kadınlar için de ideal.

2 Ocak 2014 Perşembe

Cilt tipinize göre ürün seçebilir misiniz?

Tüm kadınlar gibi pürüzsüz, muhteşem bir cilde sahip olmak istiyorsunuz. Peki bunun için tek çare mucizeler vaat bir kreme küçük bir servet yatırmak mı? Uzmanlar, “Sadece doğru ürün seçin” diyor.

Genç ve güzel bir yüze sahip olmanın ışıl ışıl parlayan, gergin bir ciltle aynı anlama geldiğini artık hepimiz biliyoruz… Böyle bir cilde sahip olmak içinse, önümüze her gün yeni bir yol seriliyor: mucizeler vaat eden kremler, küçük estetik girişimler, besin takviyeleri ve cerrahi operasyonlar…

Bunların arasından bir seçim yapmak pek de kolay değil. Özellikle, kozmetikler en iddialı ve zahmetsiz vaatlerle her gün karşımıza çıkıyorlar. Ancak o küçük kavanozların pek çoğu adeta bir mücevher değerinde…
Peki, pahalı kozmetik gerçekten etkili kozmetik midir? Uzmanların bu soruya yanıtı; “en iyi kozmetik cildinize en uygun olandır” şeklinde. Pahalı kozmetikler, elbette bu alanda yapılan en son araştırmaların ışığında en iyi etken maddeler kullanarak uzun çalışmalar sonucu üretiliyorlar. Fakat sizin cilt tipinize uymayan birini seçtiğinizde fayda sağlamanız pek de olası değil. Kısaca yapmanız gereken, önce tam olarak cilt tipinizin nasıl olduğunu öğrenmek ve bu cilt tipi için önerilen ürünleri tercih etmek. Dermatoloji uzmanı Dr. Makbule Dündar, sizler için önce her bir cilt tipinin özelliklerini sıraladı sonra da bu doğrultuda hangi ürünün, nasıl kullanacağını anlattı.

Cilt tiplerine göre ürün seçimi:
 
Normal cilt: Görünümü şeffaf, nem ve yağ durumu dengeli, gözenekler kapalı ve pürüzsüz bir cilt tip normal cilt olarak kabul ediliyor. Kullanılabilecek ürünler: Krem veya süt tipi temizleyici, alkol oranı normal tonik (yüzde 5-7.5) hafif bir nemlendirici ve peeling krem. Otuzlu yaşlarda itibaren haftada 1-2 günden başlayarak uygulanan besleyici gece kremi, göz çevresi kremi ve maskeler.

Kuru cilt: 
Görünümü mat, yağ salgılanması normalin altında ve nem oranı çok düşük bir cilt tipi. Gözenekler ufak ve kapalı. Kullanılabilecek ürünler: Krem veya süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yoğun bir nemlendirici, yoğun yağ ihtiva eden besleyici gece kremi, nem ve yağ depo edici maskeler, göz çevresi ve boyun kremleri, peeling krem, yaş ilerledikçe serumlar ve ampuller.

Karma cilt: 
T bölgesi (alın, burun ve çene) yağlı, yanaklar ve göz çevresi daha normal ve kurudur. Nemsizlik söz konusu olabilir. Yağlı kısımlarda gözenekler açık olabilir, siyah nokta ve sivilce görülebilir. Diğer bölgelerde gözenekler kapalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Süt ve jel tipi temizleyici, alkol oranı düşük tonik (yüzde 3-5), cildin ihtiyacına göre nemlendirici, temizleyici, sıkılaştırıcı maskeler, peeling krem, otuzlu yaşlardan itibaren cildin ihtiyacına göre gece kremi ve göz çevresi kremi.

Hassas cilt: 
Deri, damarları gösterecek kadar incelmiştir. Kızaran, kaşınan dalga dalga olan ve yanan bir cilt türüdür. Kötü koşullara hemen reaksiyon gösterir. Susuz ve çok gerilen ciltlerdir. Kullanılabilecek ürünler: Süt tarzı temizleyici, alkolsüz tonik ve hassasiyet giderici bakım kremi.

Yağlı cilt: 
Görünümü parlak ve yağlıdır. Gözeneklerin içi dolu ve açık, siyah noktalı, sivilceye müsait cilt tipidir. Yağlı cildi 3’e ayırmak mümkün: Problemsiz yağlı cilt: Cilt parlak, nem oranı normal, gözenekler açık ve içleri genellikle siyah noktalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Jel tipi temizleyici, alkollü tonik, çok hafif nemlendirici, temizleyici- sıkılaştırıcı maskeler ve peeling krem.

Yağlı ve hassas cilt: 
Cilt yağlı olmasına rağmen nemsizdir. Geniş gözenekler boş da olabilir. Deri hassasiyete bağlı hafif kırmızıdır; pul pul kalkabilir. Kullanılabilecek ürünler: Süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, çok hafif nemlendirici, hassasiyet giderici kremler, pomatlar, hassasiyet giderici ve yağ dengeleyici maskeler.

Akneli yağlı cilt: 
Yağ salgısı normalin üstünde olduğundan devamlı parlayan bir cilttir. Sivilce, akne ve siyah nokta yoğundur. Gözenekler genişlemiş, içleri doludur. Nem oranı normaldir. Kullanılabilecek ürünler: Akne; mutlaka bir dermatolog denetiminde, medikal olarak tedavi edilmelidir. Medikal tedaviye ek olarak günlük bakımda verilebilecek ürünler; sabun veya jel tipi temizleyici, alkol oranı yüksek tonik, çok hafif nemlendirici, temizleyici ve sıkılaştırıcı maskeler.

Olgun cilt: 
Olgun cilt, hücrenin yaşam ritminin yavaşlaması sonucu oluşan bir cilt tipidir. 60’lı yaşlara doğru yağ bezeleri ifrazatında yüzde 50’nin üzerinde azalma olur. Deride incelme, sarkma, derin çizgiler ve cilt lekeleri meydana gelir. Özellikle 35 yaşından itibaren uygulanan kürler, cildin güzelliği için önemlidir. Kullanılabilecek ürünler: Süt veya krem tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yoğun nemlendirici, besleyici, hücre yenileyici bakım kremi, yağ ve nem depo edici hücre yenileyici maskeler, serim, ampuller ve peeling krem.Günümüzde oldukça etkili anti aging programları dermatologlar gözetiminde uygulanmakta ve doğru medikal kozmetik ürünler dermatolog denetiminde kullanıldığı zaman yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Saçların dökülmeye başladıysa


Saçların sağlıklı görünmesi, güzelliğin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.

Günde 50-100 saç teli kaybı normaldir

Peki saçlar dökülmeye ya da kırılmaya başlamışlarsa? İşte yalnızca güzelliğiniz için değil, sağlığınız için de tehlike sinyali olabilecek bu belirtileri önemsemeniz şart!

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Yeşim Tekin, saç dökülmelerinin nedenleri hakkında bilgi verdi.

İster uzun, ister kısa olsun saçlar, güzelliğin ayrılmaz bir parçası. İşte bu yüzden kadınların pek çoğu, saçlarının gerek renginde gerekse modelinde yaptıkları değişikliklerle farklı güzellikleri yakalayabiliyorlar. Ancak bazen saçlar, çok iyi bakılmasına rağmen dökülmeye başlıyor. İşte o zaman bir panik yaşanıyor. Bu duruda akla gelen ilk soru; 'hepsi dökülecek mi?' oluyor. Oysa her dökülme karşısında endişe etmenize gerek yoktur. Çünkü saçlar her 4 yılda bir yenileniyor!

Saç teli vücudun diğer kılları gibi 'büyüme, geçiş, dinlenme' olmak üzere üç aşamadan geçiyor. Saç telinin kaybı bu dönemlerin herhangi birinde olsa da, sıklıkla dinlenme fazında meydana geliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Yeşim Tekin, saç tellerinin %85'inin büyüme fazında %'15'i dinlenme fazında olduğunu belirterek, ortalama her dört yılda bir saçların büyük kısmının yenilendiğini söylüyor.

GÜNDE 50-100 ADET SAÇ KAYBI NORMALDİR!
Günde ortalama 50-100 adet saç telinin kaybı normal sınırlarda olduğundan endişe etmemek gerekiyor. Ancak kişinin saç yoğunluğu çevresindekiler tarafından fark ediliyorsa, bu toplam saçın %25'lik kısmında kayıp olduğu anlamına geliyor. Bu durumda günlük saç kaybı 100-200 adedi bulduğundan, hekime başvurma zamanının geldiğini gösteriyor.

Saçları dökülmeye başlayan kişilerin doktorlardan öğrenmek istediği ilk şey saç dökülmesinin kalıcı olup olmayacağı... Çünkü kalıcı saç dökülmeleri tedavi edilmediği takdirde saç kaybı giderek artıyor. Hatta bazen tedavi uygulansa bile saç kaybı devam edebiliyor. Kalıcı dökülmelerin bir kısmı saçlı deride harabiyet yaparak belli bir alanda iz bırakabiliyor.

Dr. Yeşim Tekin, saç kaybının başlıca nedenlerini şöyle sıralıyor: - Bazı genetik hastalıklar
- Radyasyon
- Termal ve kimyasal yanıklar
- Mekanik travma
- Tümörler
- Bazı enfeksiyonlar (frengi, cüzzam, mantar, zona)
- Bazı cilt hastalıkları (liken, lupus vb.)

KADINDA VE ERKEKTEKİ DÖKÜLMELERİN YÜZDE 95'İ ERKEK TİPİ
Kalıcı saç dökülmelerinin hatta tüm saç dökülmelerinin büyük bir kısmı saçlı deride harabiyet yapmayan ve 'androjenik' olarak adlandırılan genetik veya erkek tipi dökülmeden kaynaklanıyor. Bu da kadın ve erkeklere ait tüm saç dökülmeleri içinde %95'lik kısmı oluşturuyor. Saç dökülmesinde; genetik yatkınlık, yaş ve androjen düzeyleri belirleyici oluyor. Anne ve kız kardeşte benzer saç dökülmesi varsa tedavisi daha güç hale geliyor. Bu tipte saçlar giderek incelerek sert kıllardan yumuşak-ince tüylere dönüşüyor. Bu durum bazı psikolojik problemlere neden olabileceği için erken başvuru ve tanı önemli. Tedavisinin ise mutlaka doktor kontrolünde yapılması gerekiyor. Saçlı deride hormon dönüşümünü sağlayan ilaçların ya da incelmiş saç kılının çapını artıran losyonların lokal uygulanması söz konusu olabiliyor.

İLAÇ TEDAVİLERİ KISIRLIĞA YOL AÇMAZ!
Tabletle tedavinin yaygın yanlış kanının aksine kısırlık gibi bir yan etkisi yok! Sadece yüzde bir oranında libido azalmasına yol açabiliyor ancak bu etki de geçici. Bir süre sonra azalan libido yerine geliyor. Büyük oranda saç kaybı yaşanan kişilerde, bir başka seçenek, saç ekimi. Saç ekimi yöntemlerinin başarılı olabilmesi için çok büyük alanlarda dökülme olmaması gerekiyor. Kadınlarda bu tip saç dökülmesi görüldüğünde tıbbi olarak da müdahale ediliyor. Bu kadınların mutlaka hormon düzeylerine bakılıyor gerekiyorsa doğum kontrol hapı ve antiandrojenlerle tedaviye geçiliyor.

BAZI DÖKÜLMELERİN GERİ DÖNÜŞÜ MÜMKÜN
Geri dönüşlü saç dökülmeleri büyüme veya dinlenme fazında meydana gelebiliyor. Büyüme fazındakiler aniden ortaya çıkıyor. Bu tip dökülmelerinin nedenleri arasında; kemoterapi ilaçları, kolçisin, haşere ilaçlarıyla zehirlenme, ileri derecede açlık, radyasyona maruz kalma geliyor. Saçların %90'ı haftalar içinde kaybediliyor ancak neden ortadan kalkınca kendiliğinden düzeliyor.

Dökülmeye neden olan sebebin ortaya çıkışından yaklaşık 2-5 ay sonra dökülme yoğunlaşıyor. Bu tip şikayetlerle gelen kişilerde uzmanlar, dökülmelere neden olabilecek pek çok faktörü sorguluyorlar. Bunlar; yüksek ateş, tifo, AIDS benzeri enfeksiyonlar, ilaçlar (pıhtılaşma önleyiciler, hormonlar, lipid düşürücüler, epilepsi ilaçları, düşük doz kemoterapötikler, ağır metaller, tiroid ilaçları, A vitamini vb.), hormonal değişimler (doğumdan sonra 2-4. ayda, doğum kontrol haplarının başlanması veya bırakılması, tiroid hastalıkları vb.), yeme bozuklukları, emilim sorunları, demir eksikliği, çinko/biotin eksikliği, fiziksel stres (kaza, ameliyat vb.), emosyonel stres (boşanma, yakın kaybı, savaş vb.) Bu tip dökülmeler de, nedenin ortadan kalkmasıyla birlikte geri dönüşlü oluyor.

SAÇLARINIZI İKİ GÜNDEN FAZLA KİRLİ BIRAKMAYIN
Günlük saç kaybının 150 telden fazla olması nedeniyle endişelenen hastalar sıklıkla saçlarını yıkamaktan kaçınıyor. Oysa kirlenen ve yıkama süresi 2 günden daha uzun olan saçlar yıkandığı zaman neredeyse 2 günlük döküleceği için daha endişe verici olabiliyor.

NELERE DİKKAT ETMELİ?
Saçların sağlıklı olabilmesi için de şu noktalara dikkat edilmesi gerekiyor.
- Saçlar yumuşak bir şekilde günaşırı yıkanmalı.
- Çekerek kopmaları önlemek amacıyla şampuandan sonra krem uygulanmalı.
- Dökülmeyi artırdığı için eşlik eden egzama gibi sorunlar, mutlaka tedavi edilmeli.
- Yapılan testlerde yolunda gitmeyen bir durum tespit edilirse düzeltilmeli, eksik vitamin/ mineraller takviye edilmeli. Buna rağmen iyileşmenin 6 aya kadar uzaması mümkün.
- Test sonuçları doğal sınırlarda olsa bile jelatin, keratin, darı ekstresi, biotin, çinko, çeşitli vitaminler içeren tabletler kısmen de olsa faydalı olabiliyor. Ancak hepsinin doktor kontrolünde alınması gerekiyor.

11 Aralık 2013 Çarşamba

Makyaj sizi çirkinleştirir

Makyajda bazen öyle hatalar yapılır ki, sonuç sizi güzelleştirmek yerine çirkinleştirir...

Kadınların en büyük güzellik sırrıdır makyaj.  Cildinizdeki kusurları kapatır, kendinizi iyi hissettirir.. Fakat bazen öyle hatalar yapılır ki makyaj sizi çirkinleştirir. Bir güzellik adımı daha atmadan makyaj yaparken yapılan hataları gözden geçirin..

Dudak kaleminin koyu renk olması           
- Koyu renk bir dudak kalemi ancak koyu renk bir rujla işe yarar. Başka türlü dudağınızın üstüne bir halka çizilmiş gibi durur. Bu hatayı düzeltmek için açık renk bir dudak kalemi ile dudak etrafındaki gölgeleri alın.

Nemlendiriciden hemen sonra makyaja başlamak
- Pudra, fondöten ya da kapatıcıdan hemen once nemlendirici sürdüyseniz makyajınız her yere bulaşır ve renkler birbirine girer. Bu hatanın tekrarlanmaması için nemlendiriciyi sürdükten sonra 10 dakika bekleyin.

Çok açık renk kapatıcı kullanmak
- Kapatıcının amacı yüzünüzde saklanması gereken lekeleri, göz altındaki morlukları yok etmektir. Eğer teninizden çok daha açık renk bir kapatıcı kullanırsanız saklamak istediğiniz bölge daha çok göz önüne çıkar. Bu hatayı düzeltmek için cildinize uyan bir kapatıcı alın; mesela cildinizin bir ton açığı olabilir.
                   
Allığın çok koyu renk olması
- Elmacık kemiklerinizi belirginleştirmek için koyu renk allık kullanırsanız emin olun istediğinizden çok daha fazla dikkat çeker. Ve koyu renk allık yüzünüzü kirli gibi gösterir. Doğal bir görünüm için çok koyu olmayan bir allık kullanın.

Çok parlak renkler kullanmak
- Koyu pembe ya da turuncu özel bir gün için ideal seçim olabilir fakat günlük yaşantınızda bu renkler sizi hem çok abartılı hem de daha yaşlı gösterir. Bu hatayı düzeltmek için günlük hayatta daha doğal renkleri tercih edin; örneğin kahverengi, bej gibi. Bu tonlar her cilt tipine uyar.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Tüm detaylarıyla saç boyama...

Saç rengini değiştirmek, beyazları gizlemek veya sadece bir ışıltı olması için... Güzel günlerin şerefine saçlarınıza eğlence katın! 

En uygun saç boyası nasıl seçilir? Hangi metoda öncelik tanınmalı? Saç sağlığına zarar vermeden nasıl kullanmak lazım? Kimyasal boyalar mı yoksa doğal boyalar mı, hangisini seçmeli?

Kına çok popülerdir

Kınanın avantajı çivit, papatya gibi diğer doğal boyaların saç sağlığına verebileceği tehlikelerin hiçbirini bulundurmamasıdır. Kına en fazla tanınan doğal saç boyasıdır.

Hem saç boyası hem de dövme yapımında kullanılan kına; Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Hindistan’da yetiştirilen bir bitkiden elde edilir. Bu bitkiden elde edilen renkler sarıdan kırmızıya kadar değişirken esmer veya turuncu tonlarından geçer. Bunlar da maun ve kumral yansımalar elde edilmesine neden olur.

Birçok doğal boya kına kullanılarak yapılır. Ancak, bu bitki fazla bir renk seçeneği sunmaz; bu nedenle bazı üreticiler kına ile çivit gibi farklı karışımlar yoluna gider.

Doğal boyalar saç telinin içine nüfuz etmez, beyaz saçı tam olarak kapatamaz. Ancak saça bir ışıltı ve dolgunluk kazandırır. Dolayısıyla saça bakım yapmaları nedeniyle avantajlıdır. Eğer saçınızı boyamak değil de sadece kuvvetlendirmek istiyorsanız nötr kına uygulayın: boya maddelerinden arınmış kına saçınızı boyamaz.

Doğal boyaların özelliği, sentez ile elde edilmiş boyalarınkine oranla çok daha ufak olan molekülleridir. Bu özellik onların saç telinin tümüne ve özellikle saç telini oluşturan kabuğa nüfuz etmelerini sağlar. Böylece direkt boyaların yaptığı gibi saç renginin geneliyle bütünleşirler.

Doğal boyalar şampuanlamayla yok olur

Düzenli olarak kullanılırsa yoğunlukları artar; çünkü saçta halen var olan boyanın üzerine tutunurlar. Böylece doğal boyalar, saçın genel bütünlüğünü bozmadan saç renginin sabit tutulabilmesi açısından yararlıdır.

Kimyasal boyalara oranla daha uzun bir bekleme süresiyle uygulanmalıdırlar. Bu süre genellikle bir saat olmasına rağmen, her şey saçınızın doğal rengi ve kalitesine bağlı olarak dikkatle uygulanmalıdır. Örneğin açık renk saçta “havuç turuncusu” gibi bir sonuç istenmiyorsa, uygulama süresi kısa tutulmalıdır.

Doğal boyayla boyanmış bir saça kimyasal boya uygulandığında, kutuda belirtilen süreden daha uzun bir uygulama süresine ihtiyaç vardır. Kimyasal bazlı boyanın kuvvetlenen saça nüfuz etmesi ve bunu aşması daha uzun süre tutar. Beklenen neticeyi almak bazen birkaç denemeyle mümkün olur.

19 Kasım 2013 Salı

Veet ile Artık Herkes Hissettiği Gibi Giyiniyor!


Dünya depilasyon pazarının lider markası Veet, 80 yıllık tecrübesiyle ve kullanımı kolay ürünleriyle her yıl 30 milyondan fazla kadının güzelliğine hizmet ediyor. Farklı yaşlardaki ve yaşam tarzlarındaki kadınların ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayabilmek için Veet, geliştirdiği ürünlerini 2001 yılından beri Türk kadınlarına da sunuyor.

Kadınların parlak ve ipeksi pürüzsüz bir cilde sahip olmalarını sağlayan ve güzelliğine ışık tutan Veet, üstelik Türkiye’de de her 10 kadından 9’unun tercihi!

Kadınların Veet ile kavuştukları pürüzsüz ve yumuşacık ciltleriyle istedikleri kıyafeti özgürce giyebilmeleri ve kendilerini her zaman bakımlı ve güzel hissetmelerinin ne kadar önemli olduğunu vurgulayan Veet, moda, güzellik ve bakım önerileriyle de her zaman kadınların yanında olmayı hedefliyor.

Bu sene Türkiye’nin en güzel ve bakımlı kadınlarından biri olan Bade İşcil Süalp ile sosyal medyada “Hissettiğin Gibi Giyin” adlı, stil dolu bir kampanya hayata geçiren Veet, her kadının hissettiği gibi giyinerek çok daha güzel ve alımlı görüneceğini söylüyor. Bu doğrultuda Veet, sosyal medya hesaplarından da her zaman hissettiği gibi giyinen Bade İşcil Süalp tarafından hazırlanan kadınlara özel paylaştığı moda, stil ve bakım önerileri ile de kadınların büyük beğenisini kazanıyor.



Veet ve Bade İşcil Süalp tarafından hazırlanan moda trendlerini, stil önerilerini ve kendini daha güzel hissettirecek bakım önerilerini öğrenmek ve göz kamaştırmak için hemen tıkla:
facebook.com/Veetturkiye
twitter.com/veettr
instagram.com/veettr

Bir bumads advertorial içeriğidir.

15 Kasım 2013 Cuma

Ellerinize Sağlık, Güzellik...

Güzellik dendiğinde ilk akla gelen orantılı bir yüz olsa da sağlıklı ve bakımlı eller de kadınların vazgeçilmezidir. 

Yaşlanma etkilerinin belirgin şekilde görüldüğü ellere estetik müdahale, son yıllarda en çok talep edilen operasyonlardan biri. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, ellerin sağlıklı, genç ve güzel görünmesini sağlayan en kolay estetik yöntemleri anlattı…

Estetik cerrahinin sunduğu imkanlarla günümüzde kadınlar ve erkekler olduğundan daha genç görünebiliyor. Ancak en çok kullandığımız ve en kötü şartlara maruz kalan ellerimizin bakımı ve güzelliği genellikle gözümüzden kaçıyor. Yüzdeki yaşlanma belirtilerine müdahalenin ardından ellerin ihmal edilmesi yaşı ele veren en önemli faktörlerden biri. Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, son yıllarda ellerimizin genç, sağlıklı ve güzel görünmesini sağlayan basit estetik uygulamalarla ilgili şu bilgileri verdi;

Genç ve Güzel Eller İçin Peeling Uygulayın

Yüze uygulanan peeling, eller için de son derece başarılı bir yöntemdir. Peeling üst derinin soyulması ile derinin yenilenmesi ve gençleştirilmesidir. Peeling işlemi ile kırışıklıklar, yorgun, güneş hasarlı cilt, lekelenme gibi pek çok sorun giderilir ve cilt daha elastik hale gelir. Peeling uygulama maddelerinin içerisinde tercih edilen ‘Green Peel’ tamamen bitkisel ve kimyasal maddelerden arınmış olduğu için cilde zarar vermez. Orta derinlikte bir soyma yapan bu peeling, diğer türlere oranla daha çabuk iyileşerek zaman kaybını önler. 5 gün tamamlandığında cilt belirgin derecede daha genç ve parlak görünür.

Lipofilling ile 5 Dakikada Kırışıklardan Kurtulun

El yüzeyinde yaşlılığa bağlı doku kaybında hazır dolgu maddesi ya da lipofilling uygulamasıyla cilt altı dolgun ve sağlıklı hale getirilir. Hazır dolgu maddeleri uygulamasında cilde anestezik bir krem sürülür ve 5 dakika içinde ince bir iğneyle uygulama gerçekleştirilir. Kişinin özellikle karın bölgesinden alınan yağ dokusunun istenilen bölgeye enjeksiyonu olan lipofillingde ise 3-4 ay sonra yağın enjeksiyonuna bağlı dolgunluğun yanı sıra ciltte gençleşme de görülür.

PRP ile Cilt Lekelerinden Kurtulun!

PRP (Platelet Rich Plazma) tedavisiyle kırışıklık ve izleri yok etmede yüz güldüren sonuçlar alındığını belirten Prof. Dr. Kışlaoğlu, trombositten zengin plazma anlamına gelen PRP yönteminde Trombositlerin doku iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynadığını hatırlattı. Bölgeye enjekte edildiğinde, hızla iyileşme sürecini başlatarak doku yenilenmesini sağlayan bu yöntem sayesinde el yüzeyinin daha canlı ve parlak görünmesi sağlanıyor ve uygulamadan yaklaşık 3-4 hafta sonra ilk etkiler fark ediliyor.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Göz çevrenize iyi bakın

Cildimizin en hassas bölgesi olan göz çevresi, yaşlılık belirtilerinin de kendini ilk gösterdiği bölge. Göz çevreniz için kullanacağınız doğru ürünlerle yaşlılık belirtilerini en aza indirebilirsiniz!

Göz çevresi önemlidir! Çünkü yaşlılık belirtisi önce göz çevresinde kendini hissettirmeye başlar. Mimiklerle birlikte daha da belirginleşen ince çizgiler, yaş ilerledikçe ortaya çıkan kaz ayakları, torbalanmalar, yorgunluk izleri vs...

Bütün bunların üzerine bir de hassasiyeti eklenirse, göz çevresi bakımı daha da önem kazanıyor. Clinique Ürün Geliştirme Bölüm Başkan Yardımcısı Debbie D’Aquino, göz çevresi hakkında sorularımızı yanıtladı. D’Aquino, öncelikle göz çevresinin neden hassas olduğunu anlattı: “Cildin diğer bölgelerinden çok daha incedir. Ayrıca bu bölgede daha az yağ bezi olduğundan kuruluk ve nemsizliğe daha yatkındır, diğer bölgelerde görülen doğal esneklik burada daha az görülür. Göz çevresi sürekli hareket halinde olduğundan sorunların ilk ve en sık görüldüğü bölgedir.”

Doğru ürün kullanın 
D’Aquino, “Herkes göz çevresinde ilk kuruluk-nemsizlik belirtilerini görmeye başladığı andan itibaren uygun bir göz kremi kullanmalı” diyor. Doğru antioksidanlarla zenginleştirilmiş bir göz kreminin yaşlanma belirtilerini önlemeye yardımcı olduğunu belirten D’Aquino, antioksidanların yanında kolajen dokusunu ve nem bariyerini destekleyici içeriklerin çizgilerin önlenmesinde anahtar bir rol oynadığının altını çiziyor.

Kaşımayın, kısmayın!
Göz çevresinde sorunlara neden olabilecek bir diğer faktör de cilt temizleyicileridir. Bu temizleyiciler, göz çevresiyle temas ettiğinde genelde hassasiyete neden olabilirler. Bu nedenle cildiniz için hassas temizleyicileri tercih edin ve göz çevrenize getirmemeye özen gösterin. Ayrıca yüzünüzü yıkarken cildinize çok fazla baskı uygulamayın. Fazla baskı ciltte ince çizgi ve kırışık oluşumunu destekler. Ayrıca gözünüzü kaşımaktan ve kısmaktan kaçının, çünkü bunlar çizgi ve kırışık oluşumuna neden olur.

Cilt Lekeleriyle Savaşmak Mümkün

Kimi zaman güneş, kimi zaman hormonlar nedeniyle birçok etken cildimizi tehdit ediyor ve leke oluşumuna sebep oluyor. Hepsinin oluşum nedenleri birbirinden farklı ancak, bilinçli koruma ve doğru tedavi yöntemiyle bütün bunlarla savaşmak mümkün.

Çiller, güneş lekeleri (lentigo), hamilelik lekeleri (melasma), bazı iyi huylu cilt benleri, melanom... Bu lekeler, hem görüntü açısından sorunlara neden oluyor hem de sağlık açısından risk oluşturabiliyor.

Neolife Tıp Merkezi Dermatoloji Uzmanı Hasibe Müzeyyen Özkılıç, lekelerden korunmak için ilk şartın kesinlikle güneşten korunmanın olduğunu önemle hatırlatıyor. Özkılıç, uygun bir güneş koruma ürünü kullanılmadığı takdirde lekeleri gidermek amacıyla yapılacak diğer tüm çabaların iyi sonuç veremeyeceğini ve ciltteki lekelerin tümünün tamamen tedavi edilemeyeceğini belirtiyor.

Cilt renginden daha koyu lekelerin soldurma veya soyma şeklinde tedavi olabileceğini aktaran Hasibe Müzeyyen Özkılıç, deriden açık renkli bir lekede ise yeniden renklendirme için lokal veya sistemik tedavinin düzenlendiğini ifade ediyor. Aktinik keratoz olarak adlandırılan kronik güneş hasarında ilaç ya da elektrokoterizasyon tedavisi tercih ediliyor.

Genetik ya da güneşle birlikte artan çillenmede ise güneşten korunma ve kötü huylu olabilme olasılığına karşı lekenin takibi öneriliyor.

Tedaviye karşı oldukça dirençli olan pigment birikimlerinde tedavi süresinin uzun sürdüğüne dikkat çeken Özkılıç, son yıllarda tedavide lazerin kullanıldığını ancak sonuçların her zaman istenilen ve hayal edilen ölçüde yüz güldürücü olmadığını söylüyor. Örneğin, halk arasında şarap lekesi olarak bilinen ve yüzün büyük bölümünü kaplayan oluşumlarda lazer tedavisinin umut vaad etmekle birlikte yine de lekelerin tamamen iyileşmesinin söz konusu olmadığını belirtiyor.

Tedavi planlamasında lekenin türü kadar, mevsim de önemli. Leke soldurmada kullanılan ilaçlar güneş ışığına karşı duyarlı olduğundan tedavi, lokal alerjiler nedeniyle güneşin en az olduğu mevsimde planlanıyor. Beyaz lekelerin renklendirmesinde ise aksine, güneş ışığına ihtiyaç duyuluyor. Açık renk lekelerde tedavinin en uygun olduğu mevsim, ışının çok kuvvetli olmadığı ama yeterince dik geldiği bahar ayları. Tedavinin etkinliği açısından koyu lekelerin tedavisi kış aylarında, açık renkli olanların ise ilkbahar ve sonbaharda yapılıyor.

8 Kasım 2013 Cuma

Cilt Lekeleriyle Savaşmak Mümkün

Kimi zaman güneş, kimi zaman hormonlar nedeniyle birçok etken cildimizi tehdit ediyor ve leke oluşumuna sebep oluyor. Hepsinin oluşum nedenleri birbirinden farklı ancak, bilinçli koruma ve doğru tedavi yöntemiyle bütün bunlarla savaşmak mümkün.

Çiller, güneş lekeleri (lentigo), hamilelik lekeleri (melasma), bazı iyi huylu cilt benleri, melanom... Bu lekeler, hem görüntü açısından sorunlara neden oluyor hem de sağlık açısından risk oluşturabiliyor.

Neolife Tıp Merkezi Dermatoloji Uzmanı Hasibe Müzeyyen Özkılıç, lekelerden korunmak için ilk şartın kesinlikle güneşten korunmanın olduğunu önemle hatırlatıyor. Özkılıç, uygun bir güneş koruma ürünü kullanılmadığı takdirde lekeleri gidermek amacıyla yapılacak diğer tüm çabaların iyi sonuç veremeyeceğini ve ciltteki lekelerin tümünün tamamen tedavi edilemeyeceğini belirtiyor.

Cilt renginden daha koyu lekelerin soldurma veya soyma şeklinde tedavi olabileceğini aktaran Hasibe Müzeyyen Özkılıç, deriden açık renkli bir lekede ise yeniden renklendirme için lokal veya sistemik tedavinin düzenlendiğini ifade ediyor. Aktinik keratoz olarak adlandırılan kronik güneş hasarında ilaç ya da elektrokoterizasyon tedavisi tercih ediliyor.

Genetik ya da güneşle birlikte artan çillenmede ise güneşten korunma ve kötü huylu olabilme olasılığına karşı lekenin takibi öneriliyor.

Tedaviye karşı oldukça dirençli olan pigment birikimlerinde tedavi süresinin uzun sürdüğüne dikkat çeken Özkılıç, son yıllarda tedavide lazerin kullanıldığını ancak sonuçların her zaman istenilen ve hayal edilen ölçüde yüz güldürücü olmadığını söylüyor. Örneğin, halk arasında şarap lekesi olarak bilinen ve yüzün büyük bölümünü kaplayan oluşumlarda lazer tedavisinin umut vaad etmekle birlikte yine de lekelerin tamamen iyileşmesinin söz konusu olmadığını belirtiyor.

Tedavi planlamasında lekenin türü kadar, mevsim de önemli. Leke soldurmada kullanılan ilaçlar güneş ışığına karşı duyarlı olduğundan tedavi, lokal alerjiler nedeniyle güneşin en az olduğu mevsimde planlanıyor. Beyaz lekelerin renklendirmesinde ise aksine, güneş ışığına ihtiyaç duyuluyor. Açık renk lekelerde tedavinin en uygun olduğu mevsim, ışının çok kuvvetli olmadığı ama yeterince dik geldiği bahar ayları. Tedavinin etkinliği açısından koyu lekelerin tedavisi kış aylarında, açık renkli olanların ise ilkbahar ve sonbaharda yapılıyor.

7 Kasım 2013 Perşembe

Tırnaklarınız aslında hastalık habercisi

Tırnaklarınızın yaşantınız hakkında bilgi verip, hastalıklara karşı uyardığını biliyor musunuz?

El ve ayaklarınızı göstermekten çekiniyor musunuz? Tırnaklariniz sizin yaşam biçiminiz hakkında bize birçok şey söylemektedir. Ama tırnaklarınızın sizin genel sağlınız hakkında birçok bilgiyi açığa çıkardığını biliyor musunuz? Tırnaklarınızın görünüşünde, şeklinde ve dokusunda oluşan değişiklikler bizlere örnek olarak;

• Koyulaşan tırnakların sedef hastalıgı belirtisi olabileceğini;
• Tırnaklarda olusan kırmızı beneklerin diyabet belirtisi olabileceğini;        
• Solup sararan tırnaklarin anemi hastalığı belirtisi olabileceğini göstermektedir.

Tırnak Bakımı Temelleri
Tırnaklarınıza yapacağınız özenli bir bakım, onları sağlıklı tutar ve özellikle onları daha iyi keşfedebilmenize yardımcı olur.

Eğer tırnaklarınızın şeklinde veya renginde değişiklik gözlemliyorsanız, üzerinde siyah veya beyaz küçük çizgiler oluşuyorsa, girinti çıkıntılar veya kabarma meydana geldiyse, ve son olarak eğer tırnak bölgelerinizde acı duyuyorsanız mutlaka doktorunuz ile görüşmelisiniz.

Sağlıklı alıskanlıklar edinerek ve tırnak bakımı hakkında küçük de olsa bilgiye sahip olarak, olası birçok tırnak sorununun rahatça önüne geçebilirsiniz.

Tırnaklarınızı keserken, temiz ve keskin bir tırnak makası, veya temiz ve keskin bir kıskaçlı tırnak kesme makinesi kullanın.

Tırnaklarınız İçin En Güzel Öneriler
Eğer tırnaklarınıza oje sürüyorsanız, temizlemek için kullandığınız aseton ve benzeri tarzı kimyasalları haftada bir defadan fazla tırnaklarınıza sürmeyin.

Gittiğiniz güzellik salonlarında, manikür ve pedikür aletlerinin yüksek ısı ile bakterilerini öldürmeye yarayan steril temizleme aletlerinden mevcut olduğundan emin olun. Veya kendi aletlerinizi götürerek, temizliklerinden çok emin bir şekilde tırnak bakımı yaptırın.

Tırnakların etrafını çevreleyen deriyi koparmayın, kesmeyin ve tahriş etmeyin. Tırnağın enfeksiyon kapmasina neden olabilir. Bu etleri tahta çubuklar kullanarak geriye doğru nazikçe itiniz. Bu işlemi sıcak duştan sonra yaparsanız, etler yumuşak olduğundan daha kolay olacaktır.

1 Kasım 2013 Cuma

En doğru cilt bakım kremi hangisi?

Cildinize en doğru bakım kremini seçtiğinizden emin misiniz? Ne zaman ve nasıl uygulayacağınızı biliyor musunuz?

Bakım Kremi Nasıl Olmalı?

İşte en doğru ürünü seçmek ve etkiyi artırmak için birkaç ince noktası ve uzmanlarından 20 öneri.

1. Doğru Maske
Arındırıcı özelliği olan killi yüz maskeleri en doğru seçim. Maskeyi haftada en az bir kez uygulamanızda fayda var. Uygulamadan sonra yüzünüzü iyice temizleyerek daha sonraki bakımlar için hazırlamalısınız.

2. İyi Uyku
Pürüzsüz ve parlak bir cildin sırrı nedir? Akşamları yatmadan önce uygulayacağınız glikolik ve salisilik asit bazlı kremi cildinizi yeniler. Bu uygulamayı en az on beş gün boyunca tekrarlayın ve sabahları yüzünüzü derinlemesine yıkayarak nemlendirici sürmeyi ihmal etmeyin.

3. Her Zaman Taze
Kremler buzdolabında her zaman taze kalır. Dokusunu korumak için az sıklıkta kullandığınız kremleri bozulmaması için buzdolabında saklayabilirsiniz.

4. Alışkanlıklarınızı Değiştirin
Temizleyici sütü, bildiğimiz makyaj pamukları yerine avucunuzda biraz ısıtırak  5-6 kez parmaklarınızla yüzünüze yedirin ancak baskı uygulamayın. Daha sonra yüzünüzü yakmadan hemen temizleyin. Bu tip ürünler, makyaj kalıntılarını temizlerken yüzde yanma hissi yaratır. Son olarak yüzünüzü bol suyla yıkayın ve uygun bir tonik uygulayın.

5. Karma Ciltler
Geniş gözenekler, çabuk çıkan makyaj ve her zaman parlak bir burun. İşte en zor cilt tipi. Gündüz & gece tarzı bakım kremlerini uygulamayın ve aknelere fazla müdahele etmeyin. Sabah ve akşam cildinizi glukonolakton bazlı nemlendirici bir losyonla temizleyin. Geceyse daha çok cilt soyucu ve enfeksiyon önleyici (salisilik asit ya da alpha-beta hidroasit) bir ürün tercih etmelisiniz. Gün içinde nemlendirici bir bakımla cildinizin yağ dengesini koruyabilirsiniz. Haftada bir kere yüzde 30 sitrikasit özlü bir temizleyici maske uygulamayı ihmal etmeyin.

6. Uzun Ömürlü ve Dayanıklı
Satın aldığınız kremin son kullanma tarihi ve dayanma süresi çok önemli. Bunun için krem kavanozlarının altındaki sayı ve büyük M harfini görmelisiniz. Bu kremin açıldıktan sonra ne kadar süre kullanılacağını belirtir. Örneğin kutunun altında 12M yazıyorsa bu krem açıldıktan sonra 12 ay dayanabilir. Fazla uzun olmayan dayanıklılık süreleri, ürünün kullanışsız olduğunu göstermez; aksine tamamen el yapımı ve içeriğinde organik maddelerin olduğunu anlatır. Sentetik formüllüler daha uzun süre dayanıklılığını korur.

7. Süreklilik Önlemi
Güzel ve bakımlı bir cilt için bakım sürelerine dikkat etmelisiniz. Uygulayacağınız her bakım belli bir süre sonra etkisini gösterir. Ancak etkiler genel olarak en az üç hafta sonra başlar. Kesin çözüm için kremlerinizi 2 ya da 3 boyunca düzenli olarak kullanmalısınız. Ürünlerin faydasını daha sonra değerlendirmelisiniz.


8. Daha İyi Bir Sonuç İçin
Cildinizin tüm gözeneklerini doğru nemlendirmek için hyaluronik asit serumu, krem ya da dolgu ürünleri tercih edilebilir. Etkiyi kuvvetlendirmek için yemek arasında ve gün içinde sıkça su içmeyi ihmal etmeyin. Böylece cildinizi hem içten, hem de dıştan nemlendirirsiniz.

9. Güzellik Ritüeli
Cilt serumlarının kullanımında bilmeniz gereken birkaç püf noktası var. Günlük bakım kreminizden önce uygulamak yerine haftada bir kez, nemlendirici bakımla birlikte kullanmanız daha iyi sonuç verir. Böylece gece bakım kreminizin de etkisini artırırsınız.

10. Alışkanlık Kazanın
Cildinizi daha iyi tanımak, ihtiyaçlarını belirlemek ve stresten arındırıcı uygulamalar için ayda bir kez bir estetiysen kontrolünü ihmal etmeyin.

11. Kırmızı Alarm
Hassas ve alerjik bir cildiniz mi var? Göz kenarları için uyguladığınız hafif, antiallerjik ve yağsız kreminizi rahatlıkla kullanabilirsiniz.

12. Gözler
Anlamlı bakışlar için bakım uygulamasını yumuşak hareketlerle ve içten dışa doğru yapın. Eğer kullandığınız ürün biomimetrik peptidler içeriyorsa ve lifting etkisi yaratıyorsa kremi, göz çevrenizdeki çizgileri parmaklarınızla hafif açarak ve iyice yedirerek uygulamalısınız. Mimik ve "kaz ayağı" çizgileri için, kaşların başlangıcından şakak yönüne doğru tüm gözkapağının üstüne uygulama yapmalısınız.

13. Koruyucu Kalkanlar
Cildinizi korumak için sabahları antioksidan ve güneş korumalı bir krem sürmeden dışarı çıkmayın.

14. Hayatı Kolaylaştırmak
Cilt bakımında en doğrusu, aynı markanın cilt bakım ürünlerini (serum, gündüz ve gece bakımı ve göz kremi) kullanmak. Böylece farklı ürünlerin etkisini yok etmeden cildinizde sinerji yaratarak doğru bir uygulama yaparsınız.

15. Hareket Edin
Günlük fiziksel aktiviteler cildinizin oksijen alımını hızlandırarak bakımların etkisini pekiştirir. Özellikle yogadaki mum duruşu, vücudun ve cildin gün boyunca artan gerginliğini alarak rahatlamasını sağlar ve çizgileri yumuşatır.

16. Birlikten Kuvvet Doğar
Stresli ve yoğun günlerde kivi, portakal ve havuç kürü cildinizi rahatlatabilir. Bunları bir çay kaşığı buğday tohumuyla karıştırarak sürebilirsiniz. Konunun uzmanları pek çok farklı malzemeyi kremlerle karıştırarak cilt rahatlatıcı formüller hazırlayabiliyorlar.

17. Cildinizi Dinlendirin

Canlı ve enerjik bir yüz için günlük kreminizi uygulamadan önce nemlendirici serumu steril bir gazlı beze dökün ve yüzünüzde 10 dakika tutun.

18. Haydi Fırçalayın!
Kimileri için cilt bakımı tam bir keyif. Bu zevki artırmak için yüzünüze yaklaşık 5 dakika parmak uçlarınızla içten dışa doğru masaj yapabilirsiniz. Kan dolaşımını hızlandırmak için bakımı bir fondöten fırçası yardımıyla yapabilirsiniz. Bu, cildinizi kızıştırarak makyajın dayanıklılığını da artırır.

19. Doğru Zamanlama
Her bakımın bir mevsimi var. Örneğin antioksidan bakımlar yaz mevsiminde iyi sonuç verir, oysa cilt yenileyici bakımlar için en uygun zaman kış aylarıdır. Ancak cildinizin nem bakımını yılın 365 günü uygulayabilirsiniz. Kullanacağınız ürünleri cilt tipinize (genç, olgun, hassas ya da kuru) göre seçmeyi unutmayın.

20. Hangi Ambalaj?
Gün içinde hızlı davranmak isteyen ve fazla vakti olmayanlar için en uygunu, tüp formunda şişeler. Kavanoz tipi tercih ediyorsanız kremi sürerken ellerinize bulaştırmamak için minik spatula ya da kulak çubukları kullanabilirsiniz.

28 Ekim 2013 Pazartesi

Bu besinler selülitten kurtarıyor

Bahar aylarına yaklaştığımız şu günlerde, kıştan kalma portakal kabuğu görünümünden kurtulmak isteyenler sağlıklı beslenme önerileriyle selülitsiz bir bahar ve yaza merhaba diyebilir.

Selülit ile savaşmanın önemli bir yolu da sağlıklı beslenmeden geçmektedir. Peki, selülite karşı hangi besinlerin tüketilmesi, hangi yiyecek ve içeceklerden kaçınılması gerekiyor? Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden diyetisyen Aysu Aydın, selülitsiz bir vücut için yapılması gereken sağlıklı beslenme önerileri hakkında bilgi verdi.

HATALI BESLENME ŞEKLİ SELÜLİT NEDENİ

Vücuttaki portakal kabuğu görünümlü sıkışmış yağ hücreleri ile kendini gösteren selülit; genetik eğilim, özellikle östrojen seviyesinin oluşturduğu dolaşım bozukluğu gibi hormonal nedenler, kilo almak ve egzersiz yapmamak, ilerleyen yaşla birlikte cilt altı bağ dokusunun zayıflaması, hamilelik ve hatalı beslenme gibi pek çok neden ile daha sık görülüyor.

BU BESİNLERDEN EN AZ ÜÇÜNÜ HER GÜN TÜKETİN

Üzüm çekirdeği, toz kakao: İçeriğinde bioflavonoid olan bu besinler kolajeni yıkan enzimleri bloke ediyor ve bağ dokusuna destek oluyorlar. Üzüm çekirdeği ve toz kakao bu maddeden zengin besinlerden olarak biliniyor.

Maydanoz, brokoli, karnabahar, portakal: Zengin bir antioksidan olan C vitamini kolajen yapımında önemli bir rol oynuyor. Böylece deri altındaki bağ dokusunu güçlendiriyor. C vitamininden zengin olan brokoli, turunçgiller, maydanoz, yeşilbiber ve karnabahar gibi sebze ve meyvelerin sofranızda bolca bulunmasına fayda vardır.

Kuşkonmaz, beyaz ve karalahana: Ödem söktürücü ve toksin atma özelliği nedeniyle bu besinler sofranızda sık sık yer almalı. Toksin atmak için beyaz lahana kürü de yapabilirsiniz.

Somon balığı: Somon gibi yağlı balıkta bolca bulunan Omega 3 damarları genişleterek kan akışının ve dolaşımının rahatlamasına katkıda bulunuyor. Haftada 2-3 gün yağlı balık tüketin.

Keten tohumu: Omega 3 yağ asidinden zengin olan keten tohumu damarları genişleterek kan dolaşımını rahatlamasına katkıda bulunuyor. Her sabah kalktıktan sonra 2-3 tatlı kaşığı öğütülmemiş keten tohumu yiyin. İsterseniz, keten tohumunu yoğurtla karıştırarak da tüketebilirsiniz.

Soğan ve sarımsak: Kan basıncının ve dolaşımının rahatlamasını sağlıyorlar. Her gün yemeklerinizde ve salatalarınızda bu ikiliden bolca bulunsun.

Zencefil: Kanı inceltici fonksiyonu sayesinde dolaşımı rahatlatıyor. Her gün 5-6 kibrit çöpü şeklinde kestiğiniz zencefili çayınızın içine katabilirsiniz.

Muz: İçerisinde yer alan potasyum ile kan basıncını düşürerek dolaşıma yardımcı oluyor ve dokuları atık maddelerden temizliyor. Sindirim ve düşük tansiyon sorununuz yoksa günde bir adet muz tüketmenizde fayda var. Karpuz, avokado, havuç, fasulye ve bezelye de fazla miktarda potasyum içeriyorlar.

Kereviz: Kan damarlarının kasılmasını engelleyerek dolaşımın rahatlamasını sağlıyor.

Yeşil çay: İçeriğindeki kateşin ile yağ yakımını hızlandırıyor. Günde iki fincan yeşil çay içmenizde fayda var.

Domates suyu: Domates vücudu toksinlerden arındırıyor. Günde 2-3 bardak domates suyu içerek selülitlerin giderilmesine yardımcı olabilirsiniz.

Su: Bol su içmek kan dolaşımının düzenlenmesini sağlıyor ve ödemin oluşmasını önlüyor. Ayrıca yağ hücrelerinin emilimini sağlamak gibi önemli bir rol de üstleniyor. Günde en az 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösterin. Bunun büyük bir kısmını su olarak almanızı öneriyoruz.

BU BESİNLERDEN UZAK DURUN

Trans yağlar: Damar tıkanıklığına neden olan salam, sosis ve sucuk gibi şarküteri ürünlerinden kaçının.
Tuz: Vücutta su tutulumuna ve dolaşım bozukluğuna yol açtığı için tuzu asgari miktarda tüketin. İçeriğinde yüksek oranda sodyum bulunan fast food türü gıdaları tüketmemeye çalışın.

Rafine şeker:  Şeker, tam bir kalori deposudur. Ayrıca cildi sıkılaştıran kolajeni yıkarak sarkmaya neden olduğu için beslenme listenizden şekeri çıkarın.
Doymuş yağlar: Kırmızı et, salam, sosis ve sakakatlarda bolca bulunur.  Bunlar yağ hücrelerini şişirir, vücudun atıklardan temizlenmesini engeller ve dokularda su tutulmasına yol açar.

Alkol: Haftada bir kadehten fazla alkol tüketmeyin. Çünkü fazla tüketilen alkol vücutta doğrudan yağ olarak depolanır ve su kaybına yol açarak cildin görünümünü bozar.

Yüksek miktarda hayvansal protein: Vücutta yağlanmayı artırdığı için hayvansal proteinleri tüketirken aşırıya kaçmayın. Tavuğu derisiz, kırmızı eti de yağsız yemeyi alışkanlık haline getirin.

HER GÜN 1 SAAT YÜRÜYÜN

Selülitlerinizden kurtulmak için her gün öğünler arasında bir saat tempolu bir şekilde yürüyün. Ayrıca fitness merkezinde veya evinizde selülitlerin giderilmesine yönelik uygulanan egzersizleri de haftanın en az 3 günü uygularsanız daha kısa sürede sonuç alabilirsiniz.