Doğal Ürünler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğal Ürünler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2013 Cuma

Hangi besin tok tutar, hangisi açlığa neden olur?

Bazı yiyecekler bizi tok tutacağı yerde daha da acıkmanızı sağlıyor. Sağlıklı bir şekilde kilo vermek için işte dikkat etmemiz gereken önemli ayrıntılar…

Tok tutan besinler
Yumurta: Yapılan araştırmalar sabahları kahvaltıda bir adet yumurta tüketen kadınların, aynı kalori miktarına sahip bagel tüketenlere nazaran daha çok kilo verdiği gösteriyor. Sadece 70 kalori olan yumurtanın içerisinde bulunan altı gram protein kendinizi daha uzun süre tok hissetmenize neden oluyor. Ayrıca yumurta enerjiyi de artırıyor.

Çorba: Her ne kadar çorbanın içerisinde un bulunduğu için diyet menülerinde çok az önerilse de, içerisinde su bulunduğu için özellikle de doğal olanlar çok uzun süre kendinizi tok hissetmenize neden oluyor. Başlangıç olarak çorba tüketirseniz, ana yemeğe geçtiğinizde beyin kısa sürede ‘yeteri kadar yediniz’ sinyali vermeye başlıyor. Böylece aşırı tüketmekten kaçmış oluyorsunuz.

Avokado: Avokadonun içerisinde bulunan tekli doğmamış yağ, potasyum, E vitamini ve folik asit kişiyi, diğer besinlere nazaran daha çabuk doyuruyor ve uzun süre tok tutuyor.

Yulaf: Sabah kahvaltıda tükettiğiniz yulaf ezmeleri bu kahvaltının kaburgalarınıza yapışmasına neden oluyor. Üstelik üzerine süt eklemeden bile dört ile yedi gram arası protein içermesi bir hayli şaşırtıcı! Süt ile birlikte tüketildiğinde ekstra enerji sağlayan bu besinin birçok farklı faydası bulunuyor.

Fasulye ve mercimek: Bu iki besinden birini tükettiğiniz zaman uzun bir süre başka bir yemek istemediğinizi fark edeceksiniz. Üç yemek kaşığından oluşan bir porsiyonda kolay kırılmayan kompleks karbonhidratlardan oluşan yedi gram protein yer alıyor. Tüm bu içerikler de bağışıklık sisteminizi güçlendirmeye yardımcı oluyor.

Ceviz, badem ve fıstık: Lif, protein ve yağ üçlüsünün muhteşem bir kombinasyonu olan bu besinler kolesterolünüzü düşük tutmaya yardımcı olurken, ara öğünler için çok ideal bir alternatif. Açlığınızı bastırmanıza yardımcı olan bu üçlüyü çok fazla kalori içerdiği için az oranda tüketmeye özen göstermelisiniz.

Nane: Kokusuyla sakinleştirme özelliğine sahip olan nane açlığı da yok ediyor. Çalışma odanızda nane içerikli bir mum yakabilir ya da gün içerisinde acıktığınızı hissettiğiniz zaman ara öğün tüketmek yerine nane çayı içebilirsiniz.

Yağlı balık: Somon, ton, sardunya, uskumru ve ringa gibi yağlı balıklar yüksek miktarda Omega-3 içerdikleri için kolesterolün düşmesine ve metabolizmanın daha hızlı çalışmasına neden oluyor. Ayrıca Omega-3 metabolizmayı yağ yakması ya da depolaması için direkt etkileyen leptin hormonunun doğru şekilde çalışmasına da yardımcı oluyor.

Açlığa neden olan besinler
Pasta ve hamurlu ürünler: Hiç kahvaltıda yediğiniz kocaman kruvasandan sadece yarım saat sonra sanki hiçbir şey yememiş gibi kendinizi aç hissettiğiniz oldu mu? Bunun nedeni beyaz şeker ile un içeren basit karbonhidratların lif içermemesi oluşu ve çok az miktarda vitamine sahip olması. Bu tip besinleri tükettiğiniz an insülinde hızlı bir artışa ve beraberinde şeker kırılmasına neden oluyor. Bu nedenle de kısa bir sürede kendinizi aç hissetmeye başlıyorsunuz.

İşlenmiş mısır gevreği: Fırınlanmış hamur ürünleri gibi mısır gevreği de kahvaltı için uygun bir seçenek değil. Yüksek karbonhidrat içeren bu besinin ne yazık ki enerji vermiyor. Bu nedenle mısır gevreği yerine yulaf tüketmeye özen göstermelisiniz.

Diyet gazlı içecekler: Her ne kadar sıfır kaloriye sahip gazlı içecek tüketmenin daha sağlıklı olduğunu düşünseniz de, yapılan araştırmalar işlenmiş tatlandırıcıların açlığa ve şeker aşermenize neden oluyor.

Kızarmış patates: Yüksek oranda karbonhidrat ve tuz içerdiği için kızarmış patates tükettikçe, daha fazla tüketme isteği ortaya çıkıyor. Patates sebze reyonunda yer almasına rağmen ne yazık ki kızartma ve tuz ile birlikte bir hayli zararlı bir besin haline geliyor.

Hazır Çin yemekleri: Birçok Çin restoranında eve servis yapılan yemeklere MSG ekleniyor. İşlenmiş yemekleri daha lezzetli bir hale getiren bu karışım daha çok acıkmanıza neden oluyor. Eğer dikkat ederseniz, Çin yemeklerini sevenlerin büyük bir kısmı restoran yerine evde yemek yemeyi tercih ediyor.

Süt, tereyağı ve peynir: Bilim adamları yumurta, tereyağı, palmiye yağı ve peynir içerisinde bulunan hurma yağının doyduğunuz zaman size sinyal veren ensülin ve leptin hormonu salgılanmasında azalmaya neden olduğunu dile getiriyor. Özellikle hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda sadece bu besinleri tüketenlerin üç günün sonunda kilo aldığı görülüyor.

Alkol: Birçok kişi iş çıkışı kendini aç hissetmediği için aperitif yiyecekler tüketmek yerine içki içmeyi tercih ediyor ve iki kadeh şarabın sonunda kendisini açlıktan ölürken buluyor. Marie Claire'in haberine göre; yapılan araştırmalar özellikle bira ile kırmızı şarabın aşırı açlık hissi yarattığını gösteriyor.

Aromalı yoğurt: Her ne kadar yoğurt yoğun miktarda kalsiyum içerdiği için sağlıklı besinler arasında yer alsa da şeker ve şurup ile aromalandırıldığı zaman kilo alımına ve açlık hissine neden oluyor. Bu nedenle meyveli yoğurt almadan içeriğine dikkatli bir şekilde bakmalı ya da sade bir yoğurt tercih ederek istediğiniz ek içerikleri kendiniz katmalısınız.

19 Mart 2013 Salı

Vücudun en iyi ilacı sebze ve meyvedir!

Sebze ve meyveler insan vucuduna en iyi ilaçtır.


Bir Çoğumuz meyve ile sebzeleri "ot, çer çöp" sayıyor; faydasız, anlamsız, lezzetsiz yiyecekler hanesine yazıyoruz!

Bazı yiyeceklerde gizli sağlık hazineleri bulunuyor!
Keşfedilmeyi bekleyen gizli hazinelerle dolu yiyeceklerin başında sebze ve meyveler geliyor. Bu doğal mucizelerden yararlanmayı ise çok az kişi becerebiliyoruz.

Bu sorun, genellikle bilgisizlik ve ilgisizlikten kaynaklanıyor. Çoğumuz meyve ve sebzeleri "ot, çer çöp" sayıyor; faydasız, anlamsız, lezzetsiz yiyecekler hanesine yazıyoruz! Ama bu çok yanlış! Çünkü sebze ve meyvenin yararları saymakla bitmiyor.

Yaşam kabus haline gelmesin!
BİLİM ve teknolojinin gelişmesi, eğitimin, sosyal refahın yaygınlaşması, savaştan uzak bir hayatın ortalama yaşam beklentisini yakın bir gelecekte yüzyıla çıkaracağından hiç kimsenin kuşkusu yok. Bu güzel bir gelişme, fakat eğer dikkat edilmezse uzun bir yaşam kabus haline de dönüşebiliyor.

Çünkü yaşam süresi uzadıkça, yaşlılık hastalıkları yani damar sertliği, kanser, hipertansiyon, romatizmal sorunlar ve bunların doğal sonucu olarak gelişen bellek, görme işitme kaybı, gibi sorunlar sıklaşıyor. Yaşamınız uzuyor ama, elde ettiğiniz uzatmaları gol yememek telaşıyla kan ter içinde kalarak veya kalenize girmiş golleri çıkarmaya çalışarak geçiriyorsunuz.

Doğadaki eczane
Sebze ve meyveler işte bu noktada "ilaç-besin" yani bir "doğal eczane" işlevi görüyor! Dünyanın farklı yerlerinde yapılan yüzlerce çalışma bize daha iyi bir hayatın gizli hazinelerinin sebze meyvelerde bulunduğunu gösteriyor.

Örneğin DASH adı verilen çok büyük bir hipertansiyon araştırması, daha fazla meyve sebze yemenin (özellikle muz, kayısı) kan basıncını düşürebildiğini ortaya koyuyor. Kilo fazlalığı ve şişmanlık konusunda yapılan araştırmalar da düzenli sebze ve meyve yemenin sağlıklı bir kiloda kalmanın güvencesi olduğunu gösteriyor. Sebze ve meyvelerin çok düşük kalorili olmaları ve kan şekerinde insülin dengesini bozacak ciddi dalgalanmalar yaratamamaları kilo sorunuyla mücadeleyi kolaylaştırıyor.

Kolesterolü azaltır
Meyve ve sebzelerin hiç birisinde kolesterol yok. Yani bu yiyeceklerin kan kolesterolünüzü doğrudan arttırmaları kesinlikle mümkün değil. Avakado, Hindistan cevizi gibi birkaç istisna dışında bu besinlerin yağ içerikleri de çok düşük. Özellikle kolesterolü arttıran doymuş yağlar yok denecek kadar az. Daha da önemlisi bu yiyeceklerde bulunan bitkisel steroller, başka yiyeceklerle alınan kolesterolün emilmesini azaltır.

Kısacası, sebze ve meyvelerin kolesterol avantajları "çifte kavrulmuş" bir avantaj sağlıyor. Bunlara bir de bu besinlerin kolesterolün emilmesini azaltan liflerden yani suda eriyen ve erimeyen posadan zengin olmaları eklenince bunlar neredeyse kolesterol düşürücü ilaç gibi etki ediyor.

Ayrıca daha fazla meyve sebze tüketmenin kabızlık gibi çok yaygın olan bir sağlık sorunu ile mücadelede faydalı olabileceğini unutmayınız.

Meyve ve sebzelerin dondurulmuş veya konservelerinden değil, tazelerinden istifade etmeye, doğal ve organik şartlarda yetiştirilenlere öncelik vermeye çalışın. Öyle görünüyor ki ot yiyen bir kuzu olmak, et yiyen bir kurt olmaktan daha avantajlı. Hiç olmasa 50'sinden sonra!

Unutmayın. Her tür kanserden korur
Sebze ve meyvelerin yararları sadece bunlarla da sınırlı değildir. Bol meyve sebze tüketmek, sizi kanserden ciddi bir oranda koruyabiliyor. Lahana ve benzeri yiyeceklerde bulunan "sulforafan", domateste bulunan "likopen", çayda bulunan "kateşin"ler, üzümdeki "resveratrol" ve daha yüzlerce antioksidanın mide kanserinden kolon kanserine, meme kanserinden prostat kanserine kadar, birçok kanserden bizi koruyabileceğinden hiç kimsenin şüphesi kalmadı. Meyve ve sebzelerde bulunan vitamin, mineral, posa ve özellikle antioksidan maddelerin her biri kanser önleyici ilaçlar gibi görev yapıyor.

İyi haber. Koyu yeşil sebze gözlere iyi geliyor
Bol sebze ve meyve tüketmek, daha güzel, net, berrak görmenize de yardımcı oluyor! Anneannenizden duyduğunuz "Kızım biraz havuç yemelisin" önermesi doğrudur. Havucun, böğürtlenin, ıspanağın birer göz dostu olduklarından hiç şüphe edilmiyor. Eğer yaşlanınca başınıza gelebilecek katarakt ve makula dejenerasyonu gibi görme sorunlarıyla karşılaşmaktan korkuyorsanız, bol bol sebze ve meyve yiyin. Özellikle koyu yeşil renkli sebzelerden istifade edin. C vitamini ve E vitamininden Beta karoten veya A vitamininden zengin besinler de gözü koruyor.

7 Şubat 2013 Perşembe

Cildiniz minerallere emanet

Makyajın ciltte oluşturduğu tahribat, artık mineral makyaj ile tarihe karışıyor.

Esteworld Estetik ve Güzellik Merkezleri Dermatolog Doktoru Eylem Acar; makyaj malzemelerinin doğru seçilmesinin önemini ve mineral makyajın kişinin güzelliğinden ödün vermeden, cilt sağlığını koruduğunu söyledi.

Acar, makyaj seçiminde cildin yağlı/akneli, kuru veya hassas olmasının önemli olmadığını, doğru makyaj ürünlerinin her tip ciltte  kullanılabildiğini vurgulayarak "Cilt tiplerine değişik makyaj ürünleri geliştirilmiştir. Doğru makyaj ürünleri cildimizdeki sorunları kötüye götürmeden, cildin nem oranını korur, aknelerin görünümünü azaltır" dedi.

Dr. Eylem Acar; yeni geliştirilen doğal mikronize mineral bazlı makyaj ürünlerinin, hem kozmetik kamuflaj hem de cildi korumakta etkin sonuçlar ortaya çıkardığını belirterek şöyle konuştu: "Bu ürünler yüzde 100 saf mikronize mineraller içerirler, hiçbir kimyasal madde, talk ve parfüm içermezler. Yapılarında çinko oksit, titanyum dioksit gibi maddeler ve billur kayalarda rastlanan mineraller bulunur.

Mineral bazlı ürünler gözenekleri tıkamaz, komedon (siyah nokta) oluşturmaz. Ayrıca çinko oksit ve titanyum dioksit güneşin zararlı ışınlarına karşı cildi korur. Parfüm, paraben gibi kimyasal koruyucular,cildi hassaslaştıran maddeler  içermediklerinden alerji riski minimumdur. Çinko oksit, titanyum dioksit gibi maddelerin aynı zamanda iltihap önleyici özellikleri de vardır."

4 Şubat 2013 Pazartesi

Cildiniz minerallere emanet

Makyajın ciltte oluşturduğu tahribat, artık mineral makyaj ile tarihe karışıyor.

Esteworld Estetik ve Güzellik Merkezleri Dermatolog Doktoru Eylem Acar; makyaj malzemelerinin doğru seçilmesinin önemini ve mineral makyajın kişinin güzelliğinden ödün vermeden, cilt sağlığını koruduğunu söyledi.

Acar, makyaj seçiminde cildin yağlı/akneli, kuru veya hassas olmasının önemli olmadığını, doğru makyaj ürünlerinin her tip ciltte  kullanılabildiğini vurgulayarak "Cilt tiplerine değişik makyaj ürünleri geliştirilmiştir. Doğru makyaj ürünleri cildimizdeki sorunları kötüye götürmeden, cildin nem oranını korur, aknelerin görünümünü azaltır" dedi.

Dr. Eylem Acar; yeni geliştirilen doğal mikronize mineral bazlı makyaj ürünlerinin, hem kozmetik kamuflaj hem de cildi korumakta etkin sonuçlar ortaya çıkardığını belirterek şöyle konuştu: "Bu ürünler yüzde 100 saf mikronize mineraller içerirler, hiçbir kimyasal madde, talk ve parfüm içermezler. Yapılarında çinko oksit, titanyum dioksit gibi maddeler ve billur kayalarda rastlanan mineraller bulunur.

Mineral bazlı ürünler gözenekleri tıkamaz, komedon (siyah nokta) oluşturmaz. Ayrıca çinko oksit ve titanyum dioksit güneşin zararlı ışınlarına karşı cildi korur. Parfüm, paraben gibi kimyasal koruyucular,cildi hassaslaştıran maddeler  içermediklerinden alerji riski minimumdur. Çinko oksit, titanyum dioksit gibi maddelerin aynı zamanda iltihap önleyici özellikleri de vardır."

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Günlük ihtiyacınız olan 5 besin

Dr. Mehmet Öz Show’ da günlük ihtiyacınız olan 5 besin açıklandı. Peki bu beş besin hangileri?

Günlük beslenmenize lif, vitamin D, su, kalsiyum ve omega 3 besinlerini ekleyerek, akıl ve kalp sağlığınızı iyileştirebilir, bağışıklık ve iskelet sisteminizi güçlendirebilirsiniz.

Lif: 
Meyve, sebze ve tam buğdayda mevcut olan Lif hazım için gereklidir. Lif, ayrıca diyabet ve kalp hastalığı riskinizi de azaltır. Günlük lif ihtiyacınızı karşılamak için ahududu, frambuaz, yulaf ezmesi, mercimek ve pişmiş enginarı mutlaka yiyin.

Vitamin D: 
D Vitaminin öneminin farkına değiliz. Belki de doğada D vitamini içeren çok fazla besin olmadığındandır. D Vitamini kemik sağlığınızı iyileştirir ayrıca bağışıklık sisteminize de faydalıdır.D vitamini almanın en iyi yolu asında göğüs dekoltesi, sırt ya da bacaklarınıza 15 dakika boyunca güneş banyosu yapmaktır. Yüzünüzü ve ellerinizi yaşlanmaya karşı her zaman korumanız gerektiğini unutmayın. Ve ilk 15 dakikadan sonra tüm vücudunuza UVA ve UVB içeren güneş koruyucucu sürmeyi ihmal etmeyin.

Su: 
Düşünerek ya da beceri gerektirmeden başarılabilecek bir konu. Aslında günde ne kadar su içmeniz gerektiğini söyleyen genel bir formül yok. Günlük su ihtiyacınızın belirlenmesi genel sağlık durumunuz, hareketliliğiniz ve nerede yaşadığınız gibi bir çok faktöre bağlı. Yeterli su içip içmediğinizi gösteren bir rehber sunmak gerekirse; gün boyunca ender susamak ve renksiz ya da hafif sarı 1.5 litreye yakın idrara çıkmak. Ayrıca suya elektronik bir karışım ekleyerek içebilirsiniz. İçtiğiniz suya yarım çay kaşığı kabartma tozu, tat vermesi içinde 1 çay kaşığı kaktüs özü ve 1 çay kaşığı da deniz tuzu ekleyebilirsiniz. Böylelikle vücudun su kaybetmesini önleyecek ve enerjinizi de arttıracaksınız. Karışımın içerisinde yapay hiçbir madde olmadığı gibi, kilo aldırmaz ve formada kalmanıza yardımcı olur.

Kalsiyum: 
Birçok kişi iskelet yapısının doğru gelişmesi için kalsiyumun önemini biliyor. Ancak kalsiyum kilo kaybına yardım ettiği gibi, kolon kanseri gibi bazı kanserlerden de sizi korur. Günlük kalsiyum ihtiyacınızı karşılayacak dozda bir vitamin alın ya da kalsiyumdan zengin süt, fasulye, kuru kayısı gibi besinler tüketin. Kalsiyumu D Vitamini ile birlikte aldığınız zaman daha doğru kullanılmış olacaksınız.

Omega 3: 
Beyin ve kalp sağlığı için çok gerekli olan Omega 3, ayrıca vücudun kanserle savaşmasına da yardımcı olur. Omega 3 yağlarının kaynağı balık yağı, bazı bitki ve fındık yağında mevcuttur. Omega 3 yağ asitleri kalp krizi ve felç riskini azaltmakta ve  tansiyonu düşürmekte güçlü rol oynar.

28 Haziran 2012 Perşembe

Kalıcı makyaj yapma rehberi

Kalıcı makyaj veya daha doğru ismiyle “mikro-pigment uygulaması” mikro, steril ve tek kullanımlık bir iğne ile doğal ve mineral renklerin deri yüzeyinin hemen altına aşılanması işlemidir.

Alerjik olmayan renkler, özellikle yüz ve vücut kullanımı için tasarlanmış olup, katkı ve koku maddesi içermez. Kalıcı makyajın dövme ile karıştırılmaması gerekir ama aynı şekilde uzun yıllar ciltte kalarak doğal görünümünü korur.

Daha çok kozmetik-dövme sayılabilecek bu işlem sayesinde kaş, göz çizgisi veya dudaklarda doğal cilt renginizle uyumlu etkiler yaratılabileceği gibi bazı ufak kusurlar kapatılabilir veya şekil bozuklukları giderilebilir. Böylece daha düzgün, bakımlı ve genç bir görünüm kazanmak işten bile değildir! Bu uygulamayı mankenler, aktörler, aktrisler ve gösteri işinde çalışan birçok ünlü görünümlerini belirginleştirmek için kullanmıştır.

Elde edilen estetik değerin dışında; bu yöntemle stres, zaman ve para anlamında kazanılanlar göz önüne alındığında, bu yönteme neden “geleceğin makyajı” adının verildiği oldukça açık!

Kalıcı makyaj nasıl yapılır?

Kalıcı makyaj parlak ve yüzeysel görünen normal makyaja oranla daha doğal görünür. Bunun yanı sıra makyajı tazeleme, yenileme, ekleme gibi dertler ortadan kalktığı gibi zaman ve para tasarrufu da sağlar. Bu nedenle hemen herkese uygun olmasına rağmen, özellikle bu yöntemi kullanması tavsiye edilenler aşağıda liste halinde verilmiştir:

- Zamanı kısıtlı, çalışan kadınlar,
- Seyrek, çok açık renk ya da yarım kaşları olan kadınlar,
- Hassas gözleri olan kadınlar,
- Seyrek kirpikleri olan kadınlar,
- Lens kullanan kadınlar,
- Göz bozukluğu olan kadınlar,
- Kozmetik ürünlerine alerjisi olan kadınlar,
- Artrit hastalığı veya titreyen elleri olan kadınlar,
- Genellikle stresli veya ağır işleri olan kadınlar,
- Atletler, sporcular,
- Profesyonel hayatta sürekli iyi görünmek zorunda olanlar,
- Hastalık, kemoterapi gibi tedavilerden sorunları olan kadınlar,
- Yüzlerinde bulunan asimetrik hatlardan kurtulmak isteyenler,
- Dağılmayan makyajın avantajını kullanmak isteyen kadınlar.

Kalıcı makyaj kimlere tavsiye edilir?

Çoğu kişi uygulama anını hafif bir batma hissi olarak tarif eder. Kişinin ağrı duyarlılığı ve uygulayıcının el hafifliğine göre farklılıklar gösterecek minimum bir rahatsızlık söz konusudur. Bölgede oluşabilecek rahatsızlıkları en aza indirmek ve bölgeyi uyuşturmak için yüzeysel anestezi ve yağlar kullanılabileceği gibi, bir doktor ya da dişçi gözetiminde lokal anestezi de yapılabilir.

İşlemin uzunluğu kişinin hassasiyetine, cilt nemine, yoğunluğuna, elastikiyetine ve cildin genel durumuna göre değişebilir. Ortalama süre 2-3 saat kadardır. Bir set mikro steril iğne, kalıcı renk karışımına batırılarak kişinin istekleri doğrultusunda cilde uygulanır. Taze renk, iğneler vasıtasıyla cildin üst tabakasına zerk edilir.

Dövme uygulamasının aksine, cilt hafifçe kaldırılarak renk uygulandığından, daha ağrısız gerçekleşir. Yine aynı nedenle ciltteki travma da çok daha çabuk iyileşir. Uygulama sonrasında çoğu kişi normal hayata derhal devam edebilir.

Uygulamanın tam anlamıyla kalıcı olması bazı şeylere dikkat edilmesini gerektirir. Güneşin UV ışınlarına fazla maruz kalmak ya da solaryum seansları, cildin fazla kuru olması, bazı uyuşturucular ve sigara kalıcılığı olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir.

Alfa-hidroksi, retin-a ve glikolik asit, kalıcı makyaj uygulanan bölgelerden uzak tutulması gereken maddelerdir. Aksi halde etki azalabileceğinden belli sürelerde ekstra bakım gerekebilir. Göz kapaklarına güneş korumalı krem kullanmak, eyeliner uygulanmış gözlerde güneş gözlüğü takmak, dudaklara koruyucu sürmek gibi bazı önlemler makyajın kalıcılığını artıracaktır. .

Kalıcı makyaj güvenli mi?

Gereken özen gösterilir ve temizliğe önem verilirse güvenlidir. Kullanılan pigmentlerin (renklerin) tümü doğaldır. Kullanılan malzemenin tek kullanımlık steril malzemeler olması gerekir. Böylece ortamdan herhangi bir hastalığın bulaşma riski sıfırlanır.

Kalıcı makyaj yaptırmadan önce, cilt renginin alt tonlarındaki farklılıkları ortaya çıkaracak olan bir test uygulanabilir. Bu test sayesinde kişinin alerjik olup olmadığı da anlaşılarak herhangi bir alerjik reaksiyon riski elimine edilir. Her seansta tek kullanımlık cerrah eldivenleri kullanılmalıdır.

Uygulama öncesi tüm temizlik gerekleri yerine getirilmişse riskler hemen hemen sıfırlanmıştır. Dikkat edilmesi gerekenler ana başlıklar halinde şunlardır:

- Tüm iğneler, her yeni müşteri için yeni ve steril olmalıdır.
- Kullanılacak diğer aksam, ekipman ve malzemenin de steril olması ve hijyen kuralları içinde kullanılması şarttır.
- Kullanılan cerrahi eldivenin her müşteri için yenilenmesi ve uygulama sırasında gerekli görüldüğü zamanlarda değiştirilmesi gerekir.
- Teknisyenin temiz, düzenli ve çevre temizlik kural ve şartlarından haberdar olması lazımdır.
- Her müşteriye yeni bir çarşaf veya örtü kullanılmalıdır.
- Uygulama yapılan oda temiz ve steril olmalıdır.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Cildinizi genç tutmanın yolları

Sağlıklı genç ve güzel görünmenin sırrı pürüzsüz ve ışıltılı bir ciltten geçiyor. Dış etkenlere her daim açık olan cildimize gerekli korumayı ve özeni göstermezsek  cildimizin yaşlanmasına engel olamayız. 

Cilt bakımına gerekli özeni gösterip cildimizi genç tutmanın mümkün olduğunu ifade eden Esteworld Plastik Cerrahi Hastaneleri Dermatoloji Uzmanı   Dr. Eylem Acar Özer, “Cilt yaşlanmasının hızını sadece genetik mirasınız belirlemez.      Sabah ve akşam yapacağınız düzenli cilt bakımı ile dış etkenlerin etkisini en aza indirip daha sağlıklı bir cilde sahip olabilirsiniz”

Hepimiz pürüzsüz, kusursuz bir cilt yapısıyla dünyaya geliriz. Bunun değerini çok iyi bilmeli, cildimize ihtiyaç duyduğu gerekli bakımı ve özeni göstermeliyiz. Yaşantımızın her gününde sağlıklı, genç, pürüzsüz ve ışıltılı bir cilde sahip olmak için, cilt bakımına gerekli özeni göstermemiz gerekiyor. doğru bir cilt bakımı uygulamasının ilk ve en önemli adımı cilt tipini doğru analiz etmekten geçiyor. Cilt yapısını iyi değerlendirebilmek için gerekli olduğu takdirde uzmanlardan destek alınması gerektiğini belirten Esteworld Plastik Cerrahi Hastaneleri Dermatoloji Uzmanı Dr. Eylem Acar Özer, “Cilt tipinizi belirledikten sonra cilt bakımı konusunda yapılması gereken en temel işlemler; cildi iyi temizlemek, nemlendirmek, güneşten ve diğer çevresel faktörlerden korumaktır. Her cilt tipi kendine uygun bir temizleyici jel, temizleme sütü ve benzeri bir ürünle temizlenmelidir. Nemlendirme amacıyla kullandığımız ürünler ise cildin su ihtiyacını karşılayarak cildi yapılandırır ve korur” dedi.

GÜNEŞİN ZARARLI ETKİLERİNDEN KORUNUN 

Cildimize iyi bakmak için dış etkenlerle mücadele ederken en büyük savaşı güneşin zararlı etkilerine karşı veriyoruz. Cildimizi güneşin zararlı etkilerinden korumak için güneş ışınlarından korunmak, riskli saatlerde güneşlenmemek ve gün ışığı olan her saatte, cildin görünen kısımlarına yüksek koruma faktörlü ürünler sürülmesi gerektiğini ifade eden Dr. Acar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özellikle yaz aylarında daha fazla güneş ışınlarına maruz kalan cildimizi koruyucu giyecekler  ile korurken güneş gözlüğü, şapka, güneş şemsiyeleri gibi güneş ışınlarından korunmamaızı sağlayan aksesuarları da günlük hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz. Sokağa çıkmadan önce süreceğimiz 10-15 koruma faktörlü cilt ürünleri ile cildinizi yaz-kış korumak cilt yaşlanmasının önüne geçecektir. Doğru ve dengeli besin maddelerini içeren bir diyet programı izlemek ve “nutirkozmetik” denilen besin takviyesi kullanmak cildinizi koruyacaktır.”

CİLDİNİZ İÇİN UFAK DOKUNUŞLAR

Cildimizi dış etkenlere karşı korurken, yaptıracağımız bir takım uygulamalar ile de cildimizi genç tutmak için destekleyebiliriz. Cildimizin sağlıklı ve genç görüğnmesini sağlamak için günümüz teknolojisinden de yardım alınabileceğinin altını çizen Dr. Acar, cildi genç tutmak için yapılan uygulamaları şöyle sıraladı:

“Kimyasal ve mekanik çeşitli tekniklerle derinin üst tabakasının soyulması işlemi olan peeling ile deride bulunan renk düzensizliklerinin ve dokunun düzelmesinin yanı sıra ince çizgilerden ve statik kırışıklıklardan da kurtulabilirsiniz. Cildin kalınlığını artıran, gerginleştiren ve cildin daha sağlıklı genç bir görünüme kavuşmasını sağlayan Dermaterapi ile kişinin problemine göre cilde uygulanacak kollajen, vitamin, mineral içerikli serum veya kişinin kendi kanından elde edilen büyüme faktörleri içeren PRP serumu şeklinde olabilir. Bunların yanı sıra kırışıklık tedavisinde kullanılan botox ve yanak, dudak çevresi ve çene bölgelerinde bulunan kırışıklıkların çözümü için uygulanan dolgu maddeleri ile cildinize dışarıdan ufak dokunuşlarda bulunabilirsiniz”

9 Haziran 2012 Cumartesi

Protein diyetleri sağlıklı mıdır?

Son zamanlarda oldukça popüler hale gelen, yüksek protein içerikli, genellikle karbonhidratı azaltan diyetler mercek altına yatırıldı ve sağlıklı olup olmadıkları saptandı. İşte sonuç...

Uzmanlar, çoğu sağlıklı insan için, üç dört aylık kısa sürelerde uygulanan yüksek protein diyetinin genel olarak zarar verici olmadığını ve kilo vermeye yardımcı olabileceğini söylüyor.

Ancak genellikle karbonhidrata sınırlama getiren yüksek protein diyetinin riskleri üzerine yapılan çalışmada, uzun süreli olarak yüksek protein diyeti uygulandığı takdirde ortaya bazı sağlık problemleri çıkabileceği saptandı. İşte o sağlık sorunları...

Karbonhidratı sınırlayan bazı yüksek protein diyetleri, besinsel eksiklik ya da yetersiz lif alımına neden olur, ki bu da kabızlık ve divertikül iltihabı (dışarıya doğru kesecik halinde çıkmış bağırsak duvarının enfeksiyon alması) gibi sağlık problemlerine yol açabilir ve çeşitli kanser tipleri riskini artırır.

Yüksek protein diyetleri kırmızı et ve tam yağlı süt ürünleri gibi yiyecekleri yemeye teşvik ediyor. Bazı uzmanlar bu gıdalar açısından zengin olan bir diyetin kalp hastalığı riskini artırabileceğine inanıyor.

Yüksek protein diyeti karaciğer ya da böbrek problemlerine yol açabilir, çünkü vücudunuz protein metabolizmasının bütün atık ürünlerinin ortadan kaldırılmasında sıkıntı yaşayabilir.

Yüksek protein diyeti uygulamak isterseniz, kısa dönem süren bir diyeti seçin. Tüketeceğiniz proteini akıllıca seçmek de önemlidir. Balık, derisiz tavuk, yağsız sığır eti ve az yağlı süt ürünlerini tercih edin. Tam tahıllılar, yoğun besleyici özelliği olan sebzeler ve meyveler gibi lif oranı yüksek olan karbonhidratları yiyin. Böbrek, karaciğer ya da diyabet rahatsızlığınız varsa ve kronik bir hastalıktan dolayı ilaç kullanıyorsanız, hamileyseniz ya da emziriyorsanız, yüksek protein diyetine başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

Mayoclinic.com'dan derlenmiştir.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Kişiye göre diyetin sırrı ne?...

Her insanın 6 gen tipinden birine uyduğunu söyleyen uzmanlara göre, sağlıklı bir kiloya kavuşmak için bu grupların bazı besinlerden uzak durması, bazılarının da bol bol tüketmesi gerekiyor. 

Dünyaca ünlü Amerikalı tolkşov yıldızı Oprah Winfrey’i 107 kilodan 68 kiloya indiren Dr. Peter D’Adamo, yıldıza 39 kilo verdiren diyetini ilk kez açıkladı. 90’lı yıllarda, kan grubu diyetini bulan D’Adamo, ilk kez Oprah üzerinde uyguladığı Gen Diyeti’ni, bir kitapta topladı. Her insanın 6 gen tipinden birine uyduğunu söyleyen diyetisyene göre, sağlıklı bir kiloya kavuşmak için bu grupların bazı besinlerden uzak durması, bazılarının da bol bol tüketmesi gerekiyor. İşte Adamo’ya göre gen tipleri ve nasıl bir beslenmeleri gerektiği:

BİRİNCİ TİP: 
Uzun boylu ve zayıftırlar. Adrenalin seviyeleri yüksek, hareketli, alerjiye ve astıma yatkındırlar.

Nasıl beslenmeliler?: Bol et ağırlıklı bir menü seçmeliler. Buğday ve tahıl gibi glüten içeren besinlerden uzak durmalılar.

Ne yemeliler?: Biftek, pirzola, sert peynirler, beyaz ya da kahverengi pirinç, brokoli, greyfurt.

Nelerden kaçınmalılar?: Fındık, insulin hormonu salgılayabilecek kuruyemiş ve tahıl ürünleri, buğday unu, eritme peynirler.

İKİNCİ TİP: 
Güçlü, adaleli ve dayanıklıdırlar. Birçok bakteriye karşı dirençlidirler.

Nasıl beslenmeliler?: Beyaz et, sebze ve balık ağırlıklı bir diyet uygulamalılar.

Ne yemeliler?: Hindi, balık, fasulye, bezelye, keten tohumu, zeytinyağı, avakado, havuç...

Nelerden kaçınmalılar?: Karbonhidrat içeren beyaz besinler, şekerli gıdalar ve kırmızı et...

ÜÇÜNCÜ TİP: 
Geniş omuzlu, kaslı, dar kalçalıdırlar. Vücuttaki yağ oranı düşüktür. Kafein ve alkolden hoşlanmazlar.

Nasıl beslenmeliler?: Bakır oranı yüksek olan baklagiller, ciğer, fasulye, peynir ve kırmızı et tüketmelidir.

Ne yemeliler?: Dana ciğeri, koyun eti, mozarella peyniri, mercimek, turp, zencefil ve ahududu...

Nelerden kaçınmalılar?: Alkol, kahve ve ağrı kesiciler...

DÖRDÜNCÜ TİP: 
Kemikleri iri, şişman olmasalar da geniş vücutlu kişiler. Obeziteye meyillidirler.

Nasıl beslenmeliler?: Yüksek proteinli gıdalar almalılar.

Ne yemeliler?: Kuzu eti, hindi, yumurta, peynir, ıspanak, ceviz...

Nelerden kaçınmalılar?: Fast food ve kızartmalar.

BEŞİNCİ TİP: 
Gençken zayıf ve uzun boyludurlar. Yaşları ilerledikçe kilo alırlar.

Nasıl beslenmeliler?: Sebze temelli ve düşük yağ oranlı gıdaları seçmeliler.

Ne yemeliler?: Deniz ürünleri, bezelye,fındık, ceviz, fındık yağı

Nelerden kaçınmalılar?: Beyaz ekmek, makarna ve süt ürünleri.

ALTINCI TİP: 
Uzun bacaklı ve küçük kalçalıdırlar. Bağışıklık sistemi sorunları yaşayabilirler

Nasıl beslenmeliler?: Süt ve kırmızı et ürünleri tüketmeliler..

Ne yemeliler?: Biftek, dana ciğeri, uskumru, kırmızı et, peynir, zeytinyağı, fındık...

Nelerden kaçınmalılar?: Arpa, çavdar gibi besinler yememeliler.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Utandıran sağlık sorunları...

Birçok insan doktora gitmeye utandığı için bu hastalıklarla nasıl başedeceğini bilemiyor. Sun gazetesinde yer alan haberde, en utanç verici sağlık problemleri ve bunları düzeltmenin yolları şu şekilde açıklandı: 

1. Ağız Kokusu: 
Nefesinizin kötü kokması genellikle sabahları, özellikle ağzınız açık olarak uyuduğunuzda görülür. Fakat bazı insanlar, sosyal hayatlarını etkileyen derecede sürekli olan ağız kokusundan şikayet eder.

Nedeni: Susuzluk, bakımsız dişler, iltihaplı dişetleri ya da çok fazla alkol. Nadiren sünüs ya da akciğer sorunu da ağız kokusuna yol açabilir.

Tedavisi: Yeni bir diş fırçası alın ve dilinizi de fırçalayın. Tükürük akışınızı düzenlemek için sigara içmeyin, daha az kahve ve daha fazla su için. Eğer herhangi bir değişiklik olmazsa doktora ya da dişhekimine gidin.

2. Bağırsak Problemleri: 
İnsanlar günde ortalama 12 kez gaz çıkarırlar. Ancak, bunun daha sık olması bir sağlık sorunu olduğunun göstergesidir.

Nedeni: Sık sık gürültülü gaz çıkarıyorsanız, bunun nedeni İrritabl Bağırsak Sendromu ya da bağırsak kanseri olabilir. İshale gelince, küçük çocuklardaki rotavirüs gibi enfeksiyonlar en yaygın nedendir. Yetişkinlerde görülen bağırsak sorunları ise besin zehirlenmesi, ishal, bağırsak kanseridir.

Tedavi: Gaz çıkarmamak için, gazlı içeceklerden uzak durun ve hava yutmamak için daha yavaş yemek yiyin. Eğer, belirtiler devamlı oluyorsa ve kendinizi hasta hissediyor, kilo veriyorsanız doktora gitmelisiniz.
İshal için yetişkinler birkaç günlüğüne reçetesiz ilaçları deneyip ishalin geçip geçmediğini gözlemleyebilir.

3. Cilt Sorunları: 
Herkesin sizi işaret ettiği hissine kapılabilirsiniz, ancak cilt sorunları başkaları için daha az aşikardır. Akne ve egzama, utanılan en yaygın cilt sorunlarından ikisidir.

Nedeni: Akne, pul pul olan olan ve kaşınan cilt.

Tedavisi: Akne reçetesiz ilaçlara genellikle yanıt veriyor, eczacınıza sorabilirsiniz, ancak bazen dermatologa gitmeniz gerekebilir.

4. Aşırı Terleme: 
Aşırı kiloluysanız, aşırı alkol tüketiyorsanız ya da fazla baharatlı yiyecekler yerseniz terleyebilirsiniz. Ergenlik çağındakiler de aşırı terler.

Tedavisi: Kilo verin, içkiyi kesin ve güçlü bir ter önleyici kullanın. Bunlar işe yaramazsa, doktorunuza gidin.

5. Kızarma:
Birçok insan zor durumda kaldığında yüzü kızarır. Fakat bazı insanlar ise şapkası düştüğünde ya da hiçbir neden olmaksınız kızarır.

Nedeni: Sıcak basması menopozdan kaynaklanır. Bazı insanlar Çin yemeklerinde bulunan monosodyum glutamat isimli tatlandırıcı maddeyi yedikleri zaman kızarırlar.

Tedavisi: Eğer ergenlik çağındaysanız, kızarıklık bundan kaynaklanıyor. Değilseniz, baharatlı yiyecekleri, alkol alımını ve sıcak içecekleri kesin, kalın giysiler giymeyin.

6. Obezite:
 İnsan yaşamını kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olan obezite son yıllarda tüm dünyada hızla yayılıyor.

Nedeni: Genelde yaktığınızdan daha fazla kalorili yiyecekler yemekten meydana geldiği biliniyor. Ancak, bazen obezitenin altında başka nedenler yatıyor: kortizon tedavisi veya troid bezinin az çalışması gibi.

Tedavisi: Eczacınızdan yardım alabilir, internette diyet sitelerine bakabilir ya da WeightWatchers isimli Amerikan diyetini uygulayabilirsiniz.

20 Mayıs 2012 Pazar

Makyajınızı burcunuza göre yapın

Burçların hayatımızdaki yeri malum. Doğumumuzdan başlayarak hayatımızın her evresini etkileyen burçlar, güzelliğin en önemli tamamlayıcısı olan makyajda da kendini gösteriyor. Güzellik uzmanları her zaman kadınları kişilikleri, yüz tipleri ve bulundukları ortama göre makyaj uygulamalarını öneriyor.

İşte bu sebeple astrolojide yer alan toprak, hava, ateş ve su gruplarından yola çıkılarak uygulanan makyaj stillerinden biri de sizin için…

Ateş grubu iddialı
Koç, Aslan ve Yay bu grubun temsilcileri. Ateş grubu kadınları, dikkat çekmeyi ve çekiciliklerini ön plana çıkarmayı seviyorlar. Fark edilmek en büyük tutkuları. Makyajlarında da dikkat çekici çizgileri ve renkleri kullanmaları gerekiyor. Ateş grubu kadınlarının rengi kırmızı ve siyah. Gözlerde siyah far ve kalem kullanmaları öneriliyor. Eyeliner, göz makyajının vazgeçilmez ürünü. Gölgelemelerde beyaz farlar çok işlerine yarıyor. Rujda ve allıkta kırmızı tonları tercih ederlerse içlerindeki dikkat çekme isteğini tatmin edebilirler.

Su grubu sezgisel
Yengeç, Akrep ve Balık bu grubun burçları. Grubun rengi yeşil. Sezgilerin ve içgüdülerin temsilcisi su grubu, yeşilin her tonunu kullanabilir. Özellikle Nil yeşili kullandıklarında daha gizemli olurlar. Göz makyajında vazgeçemeyecekleri, kahverengi kalemler ve beyaz farlarla yapılmış gölgeler. Çocuksu tenlerine şeftali rengi allık kullanmaları gerekiyor. Ruj seçiminde ise pembenin bütün tonları, ayrıca oranj, su grubu kadınlarının kullanması gereken renkler.

Hava grubu bağımsız
Hava grubunun burçları olan İkizler, Terazi ve Kova, özgürlüğün ve bağımsızlığın temsilcileri. Hava grubu kadınlarının rengi, mavi ve pembe. Gözlerde maviden laciverte kadar her tonu rahatlıkla kullanabiliyorlar. Yanaklarda ise pembe allık ciltlerine ışıltı katıyor. Ruj seçiminde de yine pembe ve tonları ağırlık kazanıyor.

Toprak grubu sakin
Toprak grubu kadınları sakin ve evcimen tabiatlı. Boğa, Başak ve Oğlak bu gruptan. Abartıyı sevmiyor ve sadeliği tercih ediyorlar. Makyajda da sade ve göze çarpmayan renkleri uygulamaları gerekiyor. Kahverengi, toprak grubunun rengi. Bunu unutmayın.

Geri alınan kiloların sırrı bulundu

Diyetin hemen ardından alınan kilonun sırrı ortaya çıktı...

Diyet yapan herkes kilo verdikten sonra geri almamanın ne kadar zor olduğunu iyi bilir. Ama bilimadamlarının ortaya çıkardığı sonuca göre, ciddi oranda kilo verdikten bir yıl sonra bile, hormonlaryemek yeme konusunda ısrar etmeye devam ediyor.

Avustralya'da yapılan bir araştırma, diyet yaptıktan sonra verdiği kiloları geri alanların biyolojik bir dürtünün kurbanı olduğunu gösterdi.

Melbourne Üniversitesi'nden araştırmacı Joseph Proietto, "Tekrar kilo alan insanlar kendilerine o kadar da acımasız davranmamalı. Çünkü yemek bizim en temel dürtümüz" dedi.

New England Journal of Medicine adlı dergide yayımlanan araştırmada, 50 aşırı kilolu ve obez hasta 10 haftalık bir diyet programına alındı. Araştırmacılar, ağırlıklarının en az yüzde 10'unu kaybeden hastaların davranışlarını gözlemlemek istiyordu. Sonuçta, hastaların 34'ü bu kiloyu verebildi.

Hastalara 8 hafta boyunca ağır bir diyet programı uygulandı ve sonraki 2 hafta boyunca aşamalı olarak yeniden her gün yedikleri yemekler verildi.

13 KİLO VERİP 5 KİLOSUNU GERİ ALDILAR


Toplam 10 haftalık programda, hastaların her biri ortalama 13,6 kilo vermeyi başardı. Ancak hastaları sonraki 1 yılı içinde de takip eden araştırmacılar, bu süre içinde ortalama 5,4 kilonun geri alındığını gördüler.

Bundan sonra, bilimadamları iştahı etkileyen hormonları incelediler. Sonuç, hormon seviyelerinin diyet programı öncesi ve 1 yıl sonrasındaki farkta bulundu. Toplamda 6 hormon hala iştahı artırıyordu.

Uzmanların cevap aradığı bir diğer konu, "neden diyet yapan birinin vücudu bu duruma isyan ediyor" sorusuydu. Bilimadamlarına göre, bunun cevabı insanın evrimsel kalıtımında gizli, çünkü kilo vermek vücut tarafından üreme ve hayatta kalma dürtülerine tehdit olarak algılanıyor.

Bu nedenle, diyetten sonraki 1 yıl boyunca hormonların kiloları geri almak için savaşması normal karşılanıyor. Uzmanların bu konudaki çözüm önerisi ise çok basit: "Kilo vermeye çalışacağınıza, henüz zayıfken kilo almamayı deneyin".

A.A

3 Mayıs 2012 Perşembe

En iyi yağ yakma teknikleri

ABD Indiana eyaletindeki Purdue Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırma, gün içinde yağ yakımını hızlandırmak için uyulması gereken 9 belli başlı yolu ortaya koydu.

Su içmek

Bol su içmenin vücuttaki nemi koruduğu ve kuruluğu önlediği gibi metabolizmayı da düzene soktuğu biliniyor. Çünkü bol su içmek, gereksiz kalori alımına ihtiyacını azalttığından yağların daha çabuk yakılmasına yardım ediyor.

Ara öğün

Ara öğünlerde küçük atıştırmalar, ana öğünde aşırı yemenin önüne geçerek metabolizmaya aşırı yüklenmekten koruyor.

Egzersiz

Vatan’daki habere göre, stres yüzünden yavaşlayan vücut, yağ yakmak için yeterli gücü bulamadığından kasları gereğince çalıştıramıyor.

D Vitamini

D vitamininin hastalıklara karşı etkisi olduğu gibi kilo vermedeki etkisi de güçlü. Güneş ışığından faydalanarak alınan D vitamini, ekstra kaloriye karşı doyurucu özellik taşıyor.

C Vitamini

Yağ yakmada doğrudan etkili olduğu kanıtlanan C vitamininin her gün en az 75 mg alınması tavsiye ediliyor. Bir greyfurt, 44 mg C vitamini ihtiva ediyor. Lif bakımından zengin C vitamini çoğu meyvede bulunuyor.

Merdiven kullanmak

Asansör yerine merdiven kullanmak, diğer yağ yakma egzersizlerine göre 2 kat daha etkili.

Ağırlık kaldırmak

Kol ve bacaklara ağırlık kaldırtma egzersizi, vücuttaki fazla yağı yakmaya yardım ettiği gibi vücut ısısını da koruyor.

Gülmek

Gülmek ve kahkaha atmanın sinir sistemini rahatlatan niteliği yanında en az 10 kalori yakmayı sağladığı da belirtiliyor.

Yeşil çay

Yeşil çayın, yağ çözülmesini sağlayan karakteristiği yapılan tüm çalışmalarla onaylanıyor. İnsülin ve glikoz oranlarını dengeleyici etkisi sayesinde hem yağ emilimine katkı veriyor hem de vücut sağlığını koruyor.

Doz Diyet ile kalori hesaplarına son

Kilo vermek istiyorsunuz ama kalori hesaplarından sıkıldınız mı? Hatta hesaplar iyice karıştı mı? Uzmanlar, bu gibi durumlarda Doz Diyet sisteminin yararlı olabileceğini belirtiyor. İşte Doz Diyet sisteminin ayrıntıları…

Beslenme ve diyet uzmanı Nermin Akdeniz, kilo vermek isteyen, ancak kalori hesabından sıkılanların, daha basit ve akılda kalıcı bir sistem olan Doz Diyet sistemini uygulayabileceklerini bildirdi.

Bu programların kimi zaman istenilen sonucu vermediğini kaydeden Akdeniz, “Kilo vermek isteyenlerin karşılaştığı en önemli zorluklardan biri kalori hesabı yapmaktır. Hastaların çoğu bu nedenle sıkılıp diyet yapmaktan vazgeçiyor. En doğrusu hastalara kilo verirken kolaylıkla uygulayabilecekleri menü seçenekleri sunmaktır” diye konuştu.

Doz diyet sisteminde, hastaların öncelikle vücut analizi ve sağlık durumlarına göre almaları gereken günlük doz miktarının belirlendiğini anlatan Akdeniz, diyet programının kişiye özel hazırlandığını belirtti.

Bu program hazırlanırken diyet yapacak kişinin beslenme alışkanlıkları, su içme sıklığı, iş yaşamının göz önüne alındığını ifade eden Akdeniz, “Diyet reçetesi mutlaka kişiye özel olmalıdır. Birinde başarılı olan diyet bir başkası için uygun olmayabilir. Program yapılırken diyet yapacak kişinin yaşam tarzı kökünden değiştirilmemelidir. Aksi halde hasta bunu uygulamaktan kaçınır” dedi.

Doz diyet programında, her türlü besinin protein, yağ ve karbonhidrat miktarlarına göre doz değerlerinin hem pişmiş hem de çiğ olarak bu kişilere öğretildiğini anlatan Akdeniz, “Böylece kişi gün boyu tükettiği tüm yiyeceklerin doz değerlerini bilip diyetisyenlerce kendisi için belirlenen limiti aşmayacak şekilde ve özgürce diyetine devam edebilir. Diyetine sadık kalan hastanın kilo vermesi kolaylaşır, kilo verdikçe de motivasyonu yükselir ve kendini daha mutlu hisseder” şeklinde konuştu.

“Hamburger bile yiyebilirler”

Bu sistemde hastaların almaları gereken günlük doz miktarını aşmamak kaydıyla kebap, hamburger hatta tatlı bile yiyebildiğini kaydeden Akdeniz, “Diyet denince kişilerin aklına aç kalmak geliyor. Oysa bu sistemde böyle bir şey söz konusu değil. Hastalar canları çekerse sütlü tatlı, simit, etli dolma bile yiyebilir. Ama bu tür besinlerin doz miktarı yüksek olduğu için o gün içinde kalan doz miktarını buna göre ayarlamaları gerekir” diye konuştu.

Hastaların bu diyeti tatildeyken bile kolaylıkla uygulayabileceklerini belirten Akdeniz, “Tatilde diyet programı uygulamak zordur. Hastalara tatilde de uygulayabilecekleri doz diyet menüleri önermek gerekir” dedi.

Hızlı kilo vermenin sağlık açısından büyük zararları olduğunu, bunun ani ölümlere yol açabildiğini vurgulayan Akdeniz, şu uyarıları dile getirdi:

“Doğru bir diyet programı kişilere doğru beslenme alışkanlığı kazandırmalıdır. Kilo sorunu olanların sık kilo alıp vermesi hem beden hem de ruh sağlığı açısından son derece zararlıdır. Doğru beslenme alışkanlığı kazanılırsa böyle bir durumla karşılaşılmaz.”

Akdeniz, doz diyet programının 1-4 ay arasında uygulanmasıyla kadınların 3.5-4, erkeklerin ise 5-6 kilo vermelerinin mümkün olduğunu kaydederek, bunun hastanın kilosuna göre değiştiğini, yüksek kiloya sahip kişilerin ilk zamanlarda daha hızlı kilo verebildiklerini belirtti.

Hastaların ilk hafta sonunda diyetin takibi açısından kontrol edilmesinde yarar bulunduğunu ifade eden Akdeniz, “Gerekirse diyet programı yeniden düzenlenmelidir. Hastanın talepleri bu düzenlemede dikkate alınabilir. Ama tansiyon sorunu olan bir hastaya sağlığı olumsuz etkileyen bir menü önerilmemelidir” ifadesini kullandı.

Bünyenize uygun diyeti belirleyin

Sizin için en uygun diyet hangisi? Uzmanların beslenme konusundaki yaklaşım ve görüşleri geniş çapta farklılıklar göstermesine rağmen hepsinin üstünde birleştiği nokta: En iyi kilo verme programı, sizin sonuna kadar takip edebileceğiniz programdır.

Size önerilen diyet reçetesinin size uygunluğunu anlamak için şu ipuçlarını kullanabilirsiniz:

1- Benim yeme stilime uyuyor mu?
Eğer diyet planı size günde altı öğün yemenizi öneriyor ve siz günde iki öğün yemeğe alışmışsanız, muhtemelen böyle bir diyet sizin işinize yaramaz. Sıklıkla seyahat eden veya dışarıda yemek yiyen biriyseniz, ev yapımı yemeklere ağırlık veren bir diyet de sizin için uygun olmayacaktır.

2.Benim egzersiz düzeyime uyuyor mu?
Bazı diyet planları pek çok egzersiz içerirken, bazıları sadece yürüyüş yapmanızı tavsiye ederler. Saatlerce jimnastik yapmanızı öneren diyetler başlangıçta kulağa hoş gelebilir ama muhtemelen bu diyete devam edemeyeceksiniz. Düzenli bir şekilde devam ettiremeyeceğiniz bir egzersiz programı öneren diyet reçetesi –ne kadar hızlı kilo kaybı önerirse önersin- size uygun değildir.

3. Bu diyeti ömrümün sonuna kadar sürdürebilir miyim?
Diyet yapma sürecini sadece kısa bir zaman dilimine sıkıştırmaktansa, bir yaşam ve beslenme alışkanlığı olarak düşünün. Bir diyete başlamayı düşünürken, o programa ömrünüzün sonuna kadar sadık kalabilecek misiniz? Değilse, hiç zahmet etmeyin. Çünkü diyerti bıraktığınızda kilolarınız geri gelecek.

4. Sevdiğim, hazırlayabileceğim ve bütçeme uygun yemekler var mı?
Size önerilen diyet listesindeki yemekleri hazırlamak için mutfakta geçirecek yeterince zamanınız var mı? Yemeklerin yanında içmeniz tavsiye edilen bazı içecekleri tüketmek uzun vadede bütçenizi sarsacak mı? Bu sorulara olumlu cevap bulmaıyorsanız, incelediğiniz diyet reçetesi size uygun olmayabilir.

5. Ne kadar hızlı kilo vereceğim?
Yarım kilo yağ 3.500 kaloridir. Yani zayıflamak için çok fazla yağ yakmanız gerekiyor. Hızlı kilo verdiren diyetlerde genellikle yağ değil su kaybedersiniz. Özellikle diyete başlangıcın ilk evrelerinde hızlı kilo kaybı yaşanırsa, bunun vücudun su kaybından kaynaklandığını bilmelisiniz.

Diyet eğer bir kilo verme yarışıysa, tavşan gibi hızlı gitmek yerine kaplumbağa gibi yavaş ve istikrarlı olmanızı öneririz. Sizin ideal diyet reçeteniz de buna uygun olmalı.

6. Diyet programı kötü alışkanlıklarımla uyuşuyor mu?
En ideal diyet, size diyet yaptığınızı hissettirmeyen diyettir. “Diyete girmek” fikri insanı psikolojik olarak rahatsız eder ve yemek konusunda takıntı yaratabilir.

Televizyonun önünde saatlerce otururken bir şeyler atıştırmak, .yemek pişirirken bir şeyler atıştırmak veya çocuğunuzun sofrada bıraktığı yemeği bitirmek gibi alışkanlıklarınız varsa, bu alışkanlıklarınızı değiştirmeniz gerekebilir.

7. Sevdiğim yiyecekleri yemeye devam edebilecek miyim?
Bazı diyet reçetelerinde kesinlikle yasaklanmış yiyecekler listesi bulunur. Oysa insanlara “bu yemekleri yemeniz yasak” gibi kural empoze ettiğinizde, genellikle bu yiyecekleri yeme arzusunu tetiklemiş olursunuz. Eğer akşamları bir kadeh şarabınızı içmeden duramıyorsanız, veya arada bir tatlı yemeniz gerektiğini düşünüyorsanız, bunları yasaklayan bir diytet reçetesi size uygun değildir. Ama bir kadeh şarap veya ufak bir dilim kekle duramayıp devam eden tiplerdenseniz, belki de sizin ihtiyacınız olan şey ‘sıkı bir yasak’ da olabilir.

8. Küçük ama sürekli değişiklik söz konusu mu?
Bazı diyet programları belirgin değişiklikler vaat ederken bazıları ise bebek adımlarında gerçekleşecek bir değişim yaşayacağınızı söyler. İnsanın yaşam ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Yaşam ve beslenme tarzınızda ‘küçük’ ama istikrarlı değişiklikler öneren bir reçete sizin için daha uygun olacaktır.

9. Diyet reçetesi bir takım destek hapları veya detoks formülleri içeriyor mu?
Sağlıklı bir diyet programı, günlük multi-vitamin tabletleri dışında bir beslenme veya destek ilaç takviyesi içermez. Sağlıklı bir diyette, vücudun ihtiyacı olan mineral, vitamin ve proteinlerin besin maddelerinden zaten temin ediliyor olması gerekir. Doktor tavsiyesi ve doktor kontrolünde bir diyet izlemiyorsanız, ilave ilaç veya destek maddesi kullanmanız gereken bir diyet size göre değildir.

10. Diyet yaparken detaylı bir plan mı yoksa esnek bir plan mı istiyorsunuz?
Bazı insanlar, diyet listelerindeki yiyecek çeşitleri ve porsiyonların net bir şekilde tanımlanmış olmasını isterler. Bazıları ise kendi yiyecek listelerini kendileri oluşturmaktan yanadır. Her iki seçenekte de başarılı sonuçlar almak mümkündür.

Diyet planınızın sizi ihtiyacınız olan kalorilerden mahrum etmeyeceğini ve günlük yaşantınızda sizi halsiz bırakmayacağından emin olun.

Romatizma kadınlarda daha sık görülüyor

Uzmanlar, yapılan araştırmalarla romatizmanın tek başına bir hastalık olmadığının, çok sayıda hastalığı kapsayan bir tanımı olduğunun tespit edildiğini belirtiyor.

Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taşkın Şentürk, stresin romatizmayı ağırlaştırabildiğini, ağrının derecesini etkileyebildiğini söyledi.

Prof. Dr. Şentürk, yaptığı açıklamada, romatizmanın tek başına bir hastalık olmadığını, çok sayıda hastalığı kapsayan bir tanımı olduğunu ifade etti.

200’den fazla romatizmal hastalık bulunduğunu ancak bunları genel olarak 3 grupta topladıklarını belirten Prof. Dr. Şentürk, bazı romatizma türlerinde mikroplar veya onun sonuçlarının hastalığa neden olabildiğine dikkati çekti.

Yaş, cinsiyet, kalıtım, meslek, travmalar, psikolojik faktörler, eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık, damar yapısını bozan sigara kullanımının hastalığı tetikleyen faktörler olduğunu kaydeden Şentürk, hastalığın çocukluk çağında da görülebildiğini, yaş ilerledikçe hastalık sıklığının arttığını söyledi.

Kadınlarda 3 kat daha sık görülüyor

Temelde yumuşak doku romatizması dışında iltihabi romatizmal ve iltihabi olmayan romatizmal hastalıklar bulunduğunu söyleyen Şentürk, şöyle konuştu:
“Romatizmal hastalık vücudun her yerini tutar. Halk dilinde ’iltihaplı romatizma’ olarak bilinen Romatoid Artrit (RA) en sık görülen iltihabi eklem hastalığıdır. Yaklaşık 100 kişiden 1’inde görülür. Nadiren birkaç hafta veya ay sürebilir ancak genellikle ömür boyu devam edebilen bir hastalıktır. Kadınlarda erkeklere oranla 3 kat daha sık görülür. En sık 20-50 yaşlarında görülmekle birlikte çocuklarda ve gençlerde de görülebilir.

RA’nın ilk birkaç yılda kemiklerde hasara yol açtığına inanılmaktadır. Bu nedenle hastalığın erken tanı ve tedavisi büyük önem taşımaktadır. Eklemlerde şişlik olan kişiler RA taraması için mutlaka hekime başvurmalıdır. Romatizmal hastalıkların özellikle erken dönemde tanısı güç olabilir ve hastanın bir süre izlenmesi gerekebilir.”

RA tedavisinde istirahat ve egzersiz, stres azaltma, sağlıklı beslenme, ilaç tedavisi, cerrahi uygulama, rutin izleme ve bakımın devamlılığın çok önemli olduğunu bildiren Prof. Dr. Şentürk, “Ağrı ve fiziksel sınırlanmaya yol açan bu hastalık nedeniyle endişe, kızgınlık ve düş kırıklığı hissedilebilir, bu da stres düzeylerini artırabilir. Stres RA’nın direkt nedeni değildir ancak bazen stres hastalığı ağırlaştırabilir veya hissedilen ağrının derecesini etkileyebilir.” dedi.

Bazı hastaların ağrılarını hava durumuyla ilişkilendirdiğini kaydeden Şentürk, “Hasta, hava durumundaki değişiklikleri hisseder ve yakınmalarının kötüleştiğini söyler. Ancak özel bir iklimin RA etkilerinden koruyabildiğine veya onun etkilerini azaltabildiğine dair kanıt yoktur” dedi.

Herhangi özel bir besin maddesinin RA’lı hastalara faydalı veya zararlı olduğuna dair anlamlı bir kanıt bulunmadığını belirten Prof. Dr. Şentürk, “Bazı çalışmalar, bazı balıklarda bulunan Omega-3 yağ asitlerinin RA hastalığındaki iltihabı azalttığını göstermiştir” dedi.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Karın yağlarınızdan kurtulun

Genellikle biz kadınların ortak derdi aynaya baktığımızda zayıf olmamıza rağmen göbek bölgemizin yağlandığı gerçeğiyle karşılaşıyor olmamızdır. Karın yağlarınızdan kurtulmak ve yaza dümdüz bir karınla girmek istiyorsanız işte size birkaç ipucu…

Göbek bölgesi yağlanması, insanları kalça-basen bölgesi yağlanmasından daha fazla rahatsız ediyor. Bölgesel olarak tabir edilen bu tür yağlanmalar, zayıf kadınlarda bile görülebiliyor. Sadece estetik açıdan değil, sağlık açısından da riskli olan göbek yağlanmasının nedenleri arasında ise yüksek şekerli yiyecek alımının fazla olması, hareketsizlik (oturarak çalışma) ve insülin dengesizliği yatıyor.

Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Oya Yüksek, insülin dengesizliğinde kan şekeri seviyelerinde ve bununla birlikte diğer kan değerlerinde bozulmalar görüldüğünü, bunun sonucunda da özellikle bel-karın bölgesinde yağlanmalar oluştuğunu açıklıyor.

Diğer taraftan, bir sağlık sorunu olmasa da, yüksek karbonhidrat alan kişilerde vücut yağlarının özellikle göbek bölgesine doğru biriktiği belirtiliyor.

Karın bölgesinin yağlanmasını engellemek için uzmanlar, öncelikle tekli doymamış yağ asidi içeren besinleri tüketmenizi öneriyor. Doymamış yağ asitleri; fındık, avokado, zeytinyağı, kanola yağı, badem yağı, fıstık ve cevizde bol miktarda bulunuyor.

Vücut kaslarını korumak için sıkılaştırma (kuvvetlendirme) hareketlerinin yapılması da karın yağlarıyla savaşı kazanmanızı sağlıyor. Özellikle yağ yakımı için aerobik egzersizleri yapmak, karın yağlarından kurtulmak için ideal bir yöntem.

Yüksek karbonhidrat yerine daha düzenli dağılmış öğünleri tercih etmek ve karbonhidrat alımında, karışık karbonhidrat diye tanımlanan esmer tahıl ürünlerini tüketmek de sıkı, diri ve dümdüz bir karın sahibi olmayı kolaylaştırıyor.