ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2013 Pazartesi

Ne zaman artık kötü kız olmalısın?

Hakkınızı aramak için bazen bastırmanız gerekirken, bazen de parmak ucunda yürümeniz gerekebilir. Önerilerimizi dinleyerek, en doğru kıvamı yakalayabilirsiniz.

Bazen, işlerin istediğiniz gibi gitmesi için, karakterinizin vahşi yönünü göstermeniz gerekebilir. Ama bunu yaptığınız zaman, insanları, sizin suratınıza bir şey çarpmayı isteyecek kadar kızdırabilirsiniz. The Book of No (Hayır'ın Kitabı) adlı kitabın yazarı Dr. Susan Newman, "Ezilen ve ezen arasındaki sınırı doğru belirler ve ona göre davranırsanız, başarılı olma şansınızı artırırsınız" diyor, işte bilmeniz gerekenler...

Doğru sözleri kullanın
Tatsız bir durumla karşı karşıya kaldığınızda doğru bir tavır sergileyerek elde edemeyeceğiniz hiçbir şey yoktur.

Hiç cadaloz değil
Kalabalık bir grup olarak yemeğe çıktığınızda hesap ödemekten kaçan bir arkadaşınız olduğunu düşünün ve sizin de bu konuda sabrınız taşmak üzere. Belki ona fazla tepki gösteriyorsunuz, belki de hiç sesinizi çıkarmadan bekliyorsunuz. Ama hâla içinizden çok kızgınsınız çünkü yaptıklarınız hiçbir şeyi değiştirmiyor. O yüzden "Birileri yine hesaba katılmadı" diye sızlanmaktan vazgeçin ve onun yüzüne direkt olarak söylemeyi deneyin. Çünkü siz ona direkt söylemediğiniz sürece o anlamamış gibi yapacak ve kendi üzerine alınmayacaktır.

Çok cadaloz
Olay çıkarmak size hiçbir şey kazandırmayacaktır. "Sesinizi yükselttiğiniz zaman, karşınızdaki kişi savunmaya geçecek ve aynı şeyi yapmaya devam edecektir" diyor Newman.

Tam kıvamında
Net, biraz sert ama düşmanca olmayan bir ses tonuyla konuşun ve şunun gibi bir şey söyleyin: "Galiba sen hesabı yanlış böldün, ben artık senin payını karşılamak istemiyorum." Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz çünkü  yaptığının bir hata olduğunu söyleyerek, nazik bir davranış sergiliyor olacaksınız. Sınırınızı aşmak üzere olduğunuzu ve sinirinizin en tepeye ulaştığını hissettiğiniz zaman ise, "Hiçbir şey söylemeyin ve derin bir nefes alın" diyor Civilized Assertiveness for Women (Kadınlar İçin Medeni Cesaret) adlı kitabı yazan Dr. Judith S. McClure. Bir an sakin olup kendinizi toparlamak, daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Güç kullanmadan ikna edin
Birisinin olayları sizin bakış açınızla görmesini sağlamak gerçekten çok zordur ve bu konuda başarılı olmak için doğru şekilde ikna etmeye çalışmak gerekir.

Hiç cadaloz değil
Erkek arkadaşınızın sizinle yeterince vakit geçirmediğini mi düşünüyorsunuz? Neden rahatsız olduğunuzu ve bunu nasıl düzeltebileceğini ona belirtmeden, sadece karşısına geçip size haksızlık ettiğini söylemek, size bir şey  kazandırmayacaktır.

Çok cadaloz
"Galiba biraz ayrı kalmamız gerekiyor" demek büyük bir hata olabilir çünkü muhtemelen sizin blöfünüzü görecektir. "Aptalca ve gereksiz tehditler savurmak, sizin güvenirliğinizi azaltır çünkü karşınızdaki kişi bu söylediklerinizi yapamayacağınızı bilir" diyor Newman. Böyle davranarak aranızdaki sorunu bir güç yarışına dönüştürüyor olursunuz ve bu da sorununuza yardımcı olmaz.

Tam kıvamında
Onun ne yaptığı yerine, sizin olayı nasıl yorumladığınıza ve neler hissettiğinize konsantre olun. Örneğin şöyle diyebilirsiniz: "Patronun çok anlayışlı bir adam değil biliyorum ama ben seninle vakit geçirmek istiyorum." Böyle söylediğinizde, bütün sorumluluğu onun üzerine yüklememiş olursunuz. Sonra bir adım daha atıp "Seni özlüyorum. Hadi bu hafta sonu bir yerlere gidelim" demeyi deneyebilirsiniz.

Onun egosuna seslendiğiniz için sizi dinlemeye daha istekli olduğunu göreceksiniz, "iyi bir erkek sizin üzülmenizi ve mutsuz olmanızı istemeyeceği için, aranızdaki sorunu çözmek üzere ne yapması gerektiğini düşünmeye başlayacaktır" diyor Newman.

Ne zaman geri adım atmanız gerektiğinin farkına varın
Her tartışmada, çıkmaza girdiğinizi hissedeceğiniz anlar olacaktır. Böyle bir anda, olayı yumuşatmak veya tamamen ortadan kaldırmak için yapılması gerekenleri aşağıda okuyabilirsiniz:

Hiç cadaloz değil
Satın aldığınız ancak memnun kalmadığınız bir ürünü geri almayı reddeden küstah bir tezgahtarla karşı karşıya geldiğinizde, sizinle bir anlaşmaya varamayacağını gösteren ilk işarette patlamaya hazır bir duruma gelebilirsiniz. Ani bir hareketle orayı terk ettiğinizde, satıcı, sizin sinirlendiğinizi anlayacak ama siz sonuçta elinizde istemediğiniz bir ürünle kalacaksınız.

Çok cadaloz
Olmayacak bir şey konusunda ısrar etmeye devam etmek anlamsız bir hal alabilir. Örneğin, memnun kalmadığınız satıcının müdürüyle, ardından müdürün bir üstündeki kişiyle ve daha sonra da mağaza müdürüyle konuşmak istemek yorucu olacaktır. Israrcı olmak iyi bir şeydir ancak gerçeği kabullenmemek sizi gülünç duruma düşürebilir.

Tam kıvamında
"Karşınızdaki kişi problem çözülene kadar sizin pes etmeyeceğinizi anladığında, sizinle uzlaşmak için bir yol aramaya başlayacaktır" diyor How To Be An Expert Persuader in 20 Days or Less (20 Günde İkna Etme Uzmanı Olmak) adlı kitabın yazarı Michael Lee. Şöyle bir cümle kurmanızı öneriyor Newman: "Bu konuda adil bir çözüm bulmaya son derece kararlıyım. O yüzden lütfen benimle bir orta yol bulmaya çalışın." Ardından iki tarafı da mutlu edecek mantıklı bir çözüm önerin. Bu çözümün ikinize de neler getireceğini açıklayın. Böyle yaparak, sizi tatmin edecek somut önerileri dile getirecek ve topun sizin sahanızda kalmasını sağlayacaksınız.

24 Ocak 2013 Perşembe

İlişkinizde bunlara dikkat etmelisiniz

Aşırı kıskançlık, sürekli arayıp nerede olduğunun sorulması, aşırı üstüne düşmek en sık yapılan hatalar kuşkusuz… Ancak dikkat edilmesi gereken başka konular da var.

Sevgiliniz fazla konuşmayı sevmeyen ve sakin yapıda biriyse sürekli üzerine giderek “bir derdin mi var? Niçin konuşmuyorsun” gibi sözlerle onu bunaltmayın. Böyle davranmakla aslında iyilik yapılmadığını vurgulayan uzmanlar, erkeklerin, kadınlar kadar çok konuşmayı sevmediğine ve tek başlarına da çok mutlu olabildiğine dikkat çekiyor.

Onu çok seviyor ve merak ediyor olabilirsiniz ama bu onu günde 10 kez aramanızı gerektirmez. Özellikle işyerinden saat başı sevgilinizi arayıp onu kontrol etmeniz onu oldukça sıkabilir. Eğer aramadan duramıyorsanız, en azından vakti olup olmadığını sorun.

Hesabı genelde erkekler öder ancak bırakın bunu içinden geldiği için yapsın. Eğer her zaman hesap ödeme görevini ona bırakıyorsanız, kendilerini kullanılmış gibi hissederler. Zaman zaman siz de hesap ödemeyi teklif edin.

Bir tartışma sonrasında erkeklerin, hatalı olsalar da, ya hiçbir şey söylemediğini veya çok doğal şekilde özür dilediğini kaydeden uzmanlar, şöyle devam ediyor:
“Sizden taş gibi duygusuz olmanız beklenmiyor, yeter ki tartışmalar sırasında duygularınıza hâkim olup bir yetişkin gibi konuşun. Erkekler gözyaşlarından etkilenir ve hiçbir erkek bir kadını ağlatmak istemez. Ne var ki, her şeye ağlarsanız, sizinle doğru dürüst konuşamayacak ve söylemek istediklerini söyleyemeyecektir.”

Erkeklerin, içlerinden geldiği gibi davranmayı sevdiğine ve sürprizlerle dolu bir hayat istediğine dikkat çeken uzmanlar, şunları kaydediyor:

“Siz cumartesi akşamlarının programını 3 hafta önceden yaparsanız, çok sevdikleri sürprizleri yaşayamazlar. Fazla üstlerine düşerseniz, hareketlerinin kısıtlandığını düşünürler. Uzun zamandır biriyle birlikte olan bir erkek bile özgürlüğünden kolay kolay vazgeçmez.

Eğer siz de planlama huyundan vazgeçemiyorsanız, en azından havayı yumuşatın. Ona öneri yapın, emir vermeyin. Böylece kendine de söz hakkı verdiğinizi düşünür ve rahatsız olmaz.”

6 Aralık 2012 Perşembe

Erkeklere Özel İlişki Taktikleri...

Erkekler, kadınlar tarafından hep düşüncesiz olmakla suçlanırlar. 

İşin acı yanı, pekçoğu gerçekten de kocaman çocuklara benzer ve ilişki süresince randevularına geç kalmak ve başka kadınlarla ilgilenmeye devam etmek gibi ölümcül günahlar işlerler. Affedecek kadın, affeder. Affetmeyecek kadın, asla affetmez. Ama tatlı dilli olunur ve uygun mazeretler testi kırılmadan hazırlanırsa, sevgilinizin size verdigi hapis cezasından kurtulmanız kolaylaşır.

1- Sorun:

Eve sarhoş geldiniz...

O ne der?
"Allah belanı versin defol!"

Siz ne diyebilirsiniz ?
(tabii ki sabah olup da yeniden konuşma yeteneğinize kavuştuğunuzda)? "Berbat bir gün geçirmiştim ve sorunlarımı eve, sana taşımak istemedim. Yaptığımı, sorumsuzluk olarak görüyorsan çok özür dileim, ama gelip senin başını ağrıtmak yerine kendi kendime deşarj olmak istedim."
Böyle konuşarak, sevgilinizi, eve gelmeden önce bar ya da meyhaneye uğrayıp bir iki tek atarak, aslında ona iyilik yaptığınıza ikna edebilirsiniz. Bütün gücünüzü kullanarak ona, eve sarhoş gelmenin sevginizin bir ifadesi olduğunu anlatın. Kendinizi çok kötü hissettiğinizi, acılarınızı sevdiğiniz insanla paylaşıp onu da üzmek yerine, içinize atıp kendi kendinize çözümlemeye karar verdiğinizi söyleyin. Sizi affedebilir.
Felaket Senaryosu:
Sevgiliniz gelecekte sorunlarınızı meyhanedeki arkadaşlarınızla değil, kendisiyle paylaşmanızı isteyebilir.

2- Sorun:

Kazara ona başka bir kadının adıyla seslendiniz...

O ne der?
"Nalan mı? O da kim? Eski dalgan mı? Defol git!"

Siz ne diyebilirsiniz
(söylediğiniz ismin kime ait olduğuna bağlı olarak)? Çok özür dilerim...(bu kez adını doğru söyleyin). Son zamanlarda bana neler oluyor, gerçekten bilmiyorum. Saçmalayıp duruyorum. Geçen hafta işte patronuma Hande, ağabeyime de Banu diye seslendim. Galiba bir sinir hastalıkları uzmanına görünmem lazım." Dil sürçmeleri insanın başına, hele de stresli zamanlarında sık sık gelir. Bir yandan sevgilinizi avutnaya, susturmaya, onun gönlünü almaya çalışırken diğer yandan da durduk yerde neden başka bir kadının adını söylediğinizi bulmaya çalışın. Ve gerçekten doktora gitmek istemiyorsanız, ağzınızdan çıkana çok dikkat edin.

3- Sorun:

Doğum gününü unuttunuz...

O ne der?
Böyle bir durumda kadınlar konuşmaz. Konuşurlarsa da "İki gün önceydi" derler.

Siz ne diyebilirsiniz?
"Valla doğum gününü unutmadım. Hiç unutur muyum hayatım? Yalnızca özel bir hediye almak istedim sana ve aradığım şeyi bir türlü bulamadım. "YA DA "Valla unutmadım. Hatta sana çok özel bir doğumgünü hediyesi seçtim, siparişi verdim. Ama aptal herifler hala yurtdışından getirtmeyi başaramadılar." Bu sözleri söylerken, burnunuzdan bir kil koparak gözlerinizin yaşarmasını sağlamalısınız.
Bir ihtimal daha var:
Suçunuzu itiraf edin ve ona "Gel, beraber alışverişe çıkalım, yemeğe gidelim. Hatamı telafi etmem için bana bir fırsat ver" deyin.

4- Sorun:

Annesiyle ilgili kötü şeyler söylediniz...

O ne der?
"Annem hakkında böyle konustuğuna inanamıyorum. Kapa çeneni!"

Siz ne diyebilirsiniz?:
"Haklısın, böyle şeyler söylediğim için çok pişmanım ve kendimden utanıyorum. Ama sevgilim, ben yalnızca "bizi savunmaya çalışıyordum. Sen artık annenin küçük kızı değilsin, benim biricik sevgilimsin." Kız arkadasınızı önce sizin sevgiliniz, sonra annesinin kızı olduğu yolunda ikna edin. Kadınlar, kendilerine bağlanan erkeklerden çok hoşlanırlar.Eğer ona gerçekten ikinizi, aranızdakı ilişkiyi savunduğunuzu göstermeyi başarabilirseniz, kızmasını engelleyebilirsiniz..

5- Sorun:

Onun seksi bir arkadaşıyla çok konuştunuz...

O ne der?
"Bütün geceyi o koca göğüslü karıyla konuşarak geçirdin."

Siz ne dersiniz?
"Abartma canım, sırf senin arkadaşın diye konuştum sadece, Hem göğüsleri büyük olabilir ama poposu kocaman / dişleri çok çirkin / ağzı kokuyor." Sevgilinizi, konustuğunuz hatunun en az bir tane affedilmez hatası olduğuna inandırın. Kadınlar, diğer kadınlarda hata bulmaya bayılırlar. Eğer seksi hatunla çok fazla zaman harcadığınızın farkındaysanız, konuyu siz açın. Tabi ki "Aman Tanrım, onun o korkunç ağız kokusuna bir dakika daha dayanamayacaktım" yada "Feci sıkıcı bir kız! Tam bir facia!" diyerek.

6- Sorun:

Ona saçma sapan bir hediye aldınız...

O ne der?
"Hediye ettiğin lastikler için çok teşekkür ederim. Şimdi iş, araba almaya kaldı."

Siz ne diyebilirsiniz?
"Sana bu kadar anlamsız hediye vermeme şaşırdın, di mi hayatım? Sana şaka yaptım. Hadi alişverişe çıkalım da istediğini al!" Genellikle sevgiliniz, seçtiğiniz hediyeyi değil, romantizmden bu kadar uzak oluşunuzu sorun yapar. Fritöz ya da mutfak robotu gibi ruhsuz bir hediye bile, eğer güzelce paketler ve "Seni seviyorum" yazılı bir kart iliştirirseniz, sevgilinizin gözünde romantik bir anlam kazanıverir. Bizden tavsiye, pahalı ve ruhsuz bir hediye almak yerine, küçük ve ucuz ama romantik bir hediye alın, ne olursa olsun, asla özür dilemeye kalkışmayın. Muhtemelen kiz arkadaşınız ona verdiğiniz şeyi, ne kadar anlamsız ve ruhsuz olursa olsun, çöpe atmayacak ya da bunun için size kızmayacak kadar kibar ve ince davranacaktır.

7- Sorun:

Eve sabahın dördünde döndünüz...

O ne der?
"Allahın cezası, bu saate kadar nerede, hangi karının koynundaydın?"

Siz ne diyebilirsiniz?
"Seni üzdüğüm için çok özür dilerim. Çok düşüncesizce davrandım."

Eve bu kadar geç döndügünüz zaman, sevgilinizin kafasında geçen olasılıklar:

a- Başınıza bir kaza geldi ve öldünüz.
b- O yokken kendi arkadaslarınızla deli gibi eğlenmeye gittiniz.
c- Yüzde 99 başka kadınlarla düşüp kalktınız.

Bu olasılıkları göz önünde bulundurarak uygun yanıtlar hazırlayın. Sinirli ve gergin görünmeyin, ona iltifat edin. Başı derde giren bir arkadaşınıza yardım etmek zorunda kaldığınızı, uyuduğunu düşündüğünüz için onu aramadığınızı , bütün gece onu çok özlediğinizi ve sürekli kaçmaya çalişmanıza rağmen bir türlü kurtulamadiğınızı anlatın, sakın seks için aşırı istekli görünmeyin, eger başka bir kadının yanından geliyorsaniz üzerinizdeki kokuya ve ağzınızdan çıkan sözlere çok dikkat edin.

27 Kasım 2012 Salı

Aldatıldığınızı Nasıl Anlarsınız?

Çiftler birbirlerini neden aldatıyorlar? Aldatıldığınızı nasıl anlarsınız?... İşte aldatma hakkında bilmek istedikleriniz... 

Neden aldatmaya gerek duyulur? Cinsel ya da duygusal açlık mı? İhtiyaç ya da alışkanlık mı? Kadınlar da erkekler kadar eşlerini aldatıyor mu? Peki aldatıldığınızı nasıl anlarız? Yoksa aldatmanın yeni adresi İnternet mi? Bu dizi boyunca merak ettiğiniz her sorunun yanıtını bulacaksanız...

Neden Böyle Yapıyorlar?

Önce erkekler...
• Gençliğinde ailesiyle güvenli ilişkiler oluşturamamış ve kendi içinde çatışmalar yaşıyorsa.
• Cinsellik üzerine kurulu ilişkiler yaşamayı yaşam tarzı haline getirmişse.
• Duygusal anlamda boşluk yaşıyorsa.
• Kadınlar tarafından ilişkinin içine çekiliyorlarsa.
   
Şimdi de kadınlar...
• Duygusal boşluk yaşıyorlarsa.
• Varolan ilişkilerinden ayrılmakta zorluk çekiyorlarsa.
• İçlerinde büyük dalgalanmalar yaşıyor ve ilişkilerini devam ettirmekte zorlanıyorlarsa.
• Eşi ya da partneri kendisini aldatmışsa bir tür intikam için.
 
Aldatıldığınızı Nasıl Anlarsınız?

‘Aldatan erkeğin’ portresi
• ‘Dipteyim’, ‘sondayım’, ‘depresyondayım’ diye ortalarda dolaşan sevgiliniz, bir gün kalkıp "Yaşamak ne güzel şey be kardeşim" diye iç çekerse.
• İş hayatında birdenbire yükselir, "Sana neler alacağım sevgilim" bak bu daha başlangıç deyiverirse.
• Cep telefonuna her mesaj gelişinde ‘Turkcell Bilgi Hattı maç skoru yolluyor, yeter artık’ diye şikayet ediyorsa.
• Telefon defterindeki erkek arkadaş numaralarında garip bir artış gözleniyorsa.
• "Bugüne kadar bileklerinin hiç bu kadar kalın olduğunu fark etmemiştim", "göğüslerin de sanki ufalmış gibi geldi bana" gibi yorumlar yapmaya başladıysa.
• Size zırt pırt sarılıp ‘Aman da ne şekermiş’ gibi baba şefkati göteriyorsa.
• Ona neredesin diye sorduğunuzda "Jandarma mısın kardeşim" diyerek sizi azarlar ve işi kavgaya kadar götürürse.
• Akşam eve geç geldiğinde "Bıktım bu toplantılardan artık" diyerek oflayıp pufluyor, "Gel seninle şöyle başbaşa bir tatile çıkalım haftaya" diyor ve asla o tatil programı bir türlü gerçekleşemiyorsa.
• Sürekli sizin onu aldattığınızdan paranoyaklık derecesinde şüpheleniyor ve sizin ona sormanız gereken soruları tüm incelikleriyle o size soruyorsa.
• Arabasının bagajından, röpdöşambrından ya da eşofmanının cebinden prezervatif çıkıyorsa.
• Araba küllüklerinde ‘More’, ‘Eve’, ‘Captain Black’ gibi kullanmadığı uzun keyif sigarası izmaritleri varsa.
• Kredi kartı ekstrelerinde en çok Marks and Spencer’dan yapılmış alışveriş harcamaları gözüküyorsa. (Bilindiği gibi Marks and Spencer, iç çamaşırlarıyla ünlü bir mağaza.)  

‘Aldatan kadının’ portresi
• Sarışın olan sevgiliniz ya da eşiniz akşam eve kızıl gelirse.
• Düşünceli bir halleri, anlamlandıramadığınız tuhaf bir çekicilikleri varsa.
• Her yemeğe gittiğinizde ‘Saçım nasıl, zayıf görünüyor muyum’ gibi canınızı sıkan soruları, yerini "Brad Pitt ne tatlı değil mi? İşte neler olup bitiyor?" gibi sorulara bırakmışsa.
• Yatmadan önce ‘Ballı süt ister misin?’ diye soruyor, ya da sabah kalktığınızda almanız gereken ‘one a day’leri elinize tutuşturuyorsa.
• Size aldattığı kimseden edindiği bilgileri anlatmaya başlarsa. Hiç anlamadığı borsadan, motor sporlarından söz açarsa.
• ‘Seks yapmayalım bu akşam sarılıp uyuyalım’ diyorsa.
• Pamuklu pazar külotlarının yerini dantel g - stringler almaya başladıysa.
• Akşamları, "Hayatım arkadaşım intihar etmek üzere" diye evden aniden fırlıyorsa.
• Orgazm ahkamları kesmeye başladıysa.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Aşk mutlu ederken hastalığı mutsuz ediyor

Aşık olunan kişiye bağımlılık olarak tanımlanan “aşk hastalığı” ise kişiyi mutsuzluğa sürüklüyor.

Aşkı “iki karşı cinsiyetten birinin diğerini, şanslıysalar her ikisinin birbirini ömür boyu ayrılmamayı isteyecek kadar sevmesi ve koşulsuz sevmesi” olarak tanımlayan Ege Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikol, aşkın insanı mutlu eden ve saygı gösterilmesi gereken bir duygu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Çelikol, aşık olunan kişiye bağımlılık olarak tanımlanan “aşk hastalığının” ise kişiyi mutsuzluğa sürüklediğini kaydetti.

Prof. Dr. Çelikol, aşkın insanı yaşamının her döneminde mutlu ettiğini belirterek, “Aşk, küllendikten on yıllar sonra bile insanları mutlu etmeye devam eder” dedi ve aşkı değerli kılan en önemli unsurların başında “ulaşılmazlık ve meşakkatin” geldiğini söyledi.

“Doğa gereği, her sürecin bir ömrü olmalıdır” diyen Prof. Dr. Çelikol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aşkın başlıca üç komponenti, ruhsal, tensel ve toplumsal uyuşma yeterliyse aşkın süresi, bir insan ömrü süresine ulaşmış olur. Bu durumda, aşk ölümsüzlüğe ulaşmış demektir ve elbette bu bir şans meselesidir. Aşk, küçümsenecek bir duygu değildir ve elbette riskleri de barındırır. Aşkın bir biyokimyası olduğuna göre, hastalığı da vardır ve aşk hastalığının hekimlikteki adı, ilişki bağımlılığıdır.”

Aşkta bağımlılık madde bağımlılığı gibidir
Aşkta bağımlılığın madde bağımlılığı gibi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Çelikol, uyuşturucu yerine bağlanılan kişinin geçtiğini ve bireyin bir süre sonra istese de bırakamadığını, zorunlu ayrılma durumunda kişide birtakım yoksunluk belirtilerinin ortaya çıktığını kaydetti.

Prof. Dr. Çelikol, bağımlı kişi ve bağlandığı partnerinin, bir tahterevallinin iki ucuna oturmuş gibi olduğunu ve bağımlı kişinin, yoğun duygular yaşarken partnerinin bu duyguları yaşamadığını belirterek, şöyle dedi:

“Kişi partnerini önemserken, partneri sadece kendini önemser. Kişi partnerine aşırı değer verirken, partneri aşırı değer görür. Kişi partnerine yaklaşmaya çalışır, partneri ise o kişiden uzaklaşır. Sonuçta son derece asimetrik bir ilişki söz konusu olur.”

İlişki bağımlılığı içindeki kişinin kendisini tükenmiş hissettiğini, benlik sınırlarının net olmadığını ifade eden Prof. Dr. Çelikol, bağımlı kişinin sado-mazoşist davranışlar sergilediğini, olayları akışına bırakmaktan korktuğunu, bireysel gelişimlerinin sınırlı kaldığını, partnerini değiştirmeye çalışıp ancak başarısız olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Çelikol, ilişki bağımlısı kişinin kendini gereğinden çok fazla ortaya koyduğuna, çok fazla verici olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

“Bağımlı ilişki dışındaki sosyal hayatını tamamen bitirmiştir, en azından çok aza indirmiştir. İlişkisi dışında hiçbir ilgi alanı kalmamıştır. Tüm zamanını, hayatını, partneri ya da ondan gelecek bir haberi bekleyerek geçirir olmuştur. Riskleri almasanız, yaşamanız da mümkün değildir. Bu nedenle aşk bağımlığını dikkate alın, ama aşka hak ettiği değeri de verin.”

Aşkın kesin kuralları yoktur

Kendinizi bir aşk doktoru mu sanıyorsunuz? Cevabınız evet olabilir. Ancak bu yazıyı okuduktan sonra bildiğinizi sandığınız her şeyi yeterince bilmediğinizi öğreneceksiniz. Çünkü aşk; kesinlikle kural tanıyan, sınırları olan ve maddeleştirilebilen bir duygu değildir.

Ayaklarınızı yerden kesen o muhteşem duygunun gerçeklerini hiç merak ettiniz mi? Ünlü araştırmacı Helen Fisher, aşkın birbirinden ilginç gizemlerini gözler önüne serdi.

Araştırmacı Helen Fisher, “Neden Seviyoruz: Aşkın Kimyası ve Doğası” adlı kitabında aşk ile ilgili çok basit konuları ele almış. Yepyeni açıklamalarla ele aldığı aşkı bakın nasıl anlatıyor Fisher ve neler öneriyor…

‘Ruh eşi’ diye bir şey yok

Dünyada, bir yerlerde ruh eşinizin yaşadığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Fisher’a göre dünya “diğer yarınız” olma potansiyeline sahip erkeklerle dolu. Sırf ruh eşini bulma düşüncesinden dolayı birçok kadın ilişki değil, ilişki stresi yaşamaya mahkûm. Hâlbuki bu çabalar yersiz.

Yıllar geçtikçe insan olgunlaşıyor. Hayattan beklentileri değişiyor, insanlardan ve aşklardan beklentileri de. Karşınıza kriterlerinizin çoğuna uyan biri çıkarsa, sırf bir iki kriterde sınıfta kaldığı için onu bırakmayın. Gerçek sevgiliden, boş hayaller için sakın vazgeçmeyin.

Kendinizi frenleyin

Birine âşık olduğunuzda, günün 24 saatini onunla geçirmek istersiniz değil mi? Ne olur, aşkınızın kalıcılığı için kendinizi frenleyin. Neden mi? İşte Fisher’ın araştırmaları…

“Birbirini seven iki insan ayrı kaldığında beyin ‘dophamin’ ve ‘norapineprin’ denilen ve aşkı olumlu etkileyen bazı kimyasal maddeler salgılar.”

Yani, çarşamba günü birlikte olduysanız, perşembe akşamını ayrı geçirin. Böylece, hafta sonu buluşmanız çok daha sıcak ve ateşli olacaktır. Bu fikre katılmıyor musunuz? O zaman Fisher’ın bilimsel araştırmalarının sonuçlarına bir göz atmalısınız…

“Yeni aşık olan kişileri ele alıp, şunu gözlemledim: Aşk, duygulardan sorumlu beyin kısmını değil; motivasyon ve hırstan, bir şeyi kazanma arzusundan sorumlu tarafını etkiliyor.

Aşkla ilgili bağlantılar, mutluluk ve mutsuzluk gibi duyguların merkezinde değil, motivasyon merkezinde meydana geliyor.” İşte bunun için aşkımızın yoluna engeller çıktıkça, aşkımız kuvvetleniyor.

Aşk bağımlılık yapar

Fisher aşık olan bir grup kişiyi ele almış ve onlardan sevdikleri kişinin fotoğrafına dikkatlice bakmalarını ve gözlem yapmalarını istemiş. “Gözlemlediğim şey beni şaşırtmadı. Fotoğraflara bakarken, bu kişilerin dopamin seviyesi yükseliyordu. İlaç almış gibi, sıcak bir mutluluğa kapılıyorlardı. Ne hissettiklerini sorduğumda, neredeyse hepsi o an sevgilileriyle birlikte olmak istediklerini söyledi” diye anlatıyor bulgularını.

İlk görüşte âşık olabilirsiniz

Şarkılarda aşk romanlarında, arkadaş sohbetlerinde, çok tartışılan bir konudur ilk görüşte aşk. Peki, siz buna inanıyor musunuz? Fisher, hayvanlardan yola çıkarak, insanlar dünyasına da uyan bazı kimyasal kuralları anlatıyor.

Hayvanlarda bir çiftleşme zamanı olduğunu herkes biliyor. O dönem sona ermeden türün her bireyi kendine uygun bir eş bulmak zorunda ve doğa onları o şekilde yaratmış ki, bu çiftleşme daima olması gerektiği zaman meydana geliyor.

Yani bir anda birleşiveriyorlar. İnsan beyni de aşağı yukarı aynı şekilde programlandığına göre, insan da bir anda birine âşık olabilir.

Erkek çok kolay vuruluyor

Hep kadınların aşkta hızlı davrandıkları düşünülür, ama gerçekte öyle değil. Erkekler kadınlardan daha çabuk âşık olabilir. Erkekler görsel uyarıcılara hızlı şekilde yanıt verir, gözlerine hitap eden kadınlara karşı daha kolay bazı duygular besleyebilir.

2 Ekim 2012 Salı

Erkeklerin nefret ettiği 7 kadın türü

Erkekler ne kadar 'her çiçekten bal alan arılar' gibi gözükse de beraber olacakları kadınları seçerken çok dikkatli olurlar. 

İlişkinin ilk dönemlerinde kimse kendisi gibi davranmayacağı için zamanla kadının içinden çıkan diğer özellikleriyle karşılaşan erkekler arkalarına bakmadan kaçıyorlar. Şimdi okuyacaklarınız içinde size ait bir özellik varsa oturun ve düşünün. Belki değiştirmeniz gereken bir yönünüz olduğunu kabul eder ve sevgilinizi kaybetmezsiniz.

Çekişmeli kadınlar: Çekişmeli kadınlar defansif kişiliklerdir. Sürekli kavga çıkarmak, trip atmak, şımarmak, ilgi görmek, dikkat çekmek isterler. Bu tarz kadınların hayatında uzun süreli bir ilişki olması çok zordur. Öfke ve saldırganlık noktasına hızla gelebilen bu kadınlardan erkekler uzak dururlar. Bu tip kadınlar erkeklerin öfkelenmesine sebep olurlar.

Anaç kadınlar: Erkekler her ne kadar annelerine bayılsalarda onlar gibi davranan kadınlara tahammül edemezler. Ona ne zaman ne yapacağını söyleyen, anneleri gibi boğarak onlara sahip çıkan kadınlar erkeklerin uzak durmak istediği kadınlardır.

Meraklı kadınlar: Bazı kadınlar CIA, KBG'dan daha araştırmacıdır. Bu sorgu ve gizlice araştırma durumu erkekleri iter. Banka hesap özetinden, telefon faturası özetine kadar her şeyi araştırırlar. Her şeyi bilmek isterler. Bu işlemleri yapmak her ne kadar bazen işe yarasada erkekler fark ettikleri anda sinirleri yerinden oynar ve kendine güvenmeyen bir kadınlar beraber olmak istemezler. Çünkü bilirlerki açıklanamayacak ya da yanlış anlaşılacak bir durumda kadın tahammül edilemez bir noktaya gelecektir.

Mükemmeliyetçi kadınlar: Erkeğe sahip olmak isteyen kadındır. Sürekli eleştirirler, erkeği kişisel malları gibi görürler. Bu durum erkeğin kafasında 'acaba?' sorusunu yaratır. Erkek; 'madem benden memnun değil o zaman daha iyisini arayacak' diye düşünmeye başlayacak ve ilişkiyi siz onu terk etmeden bitirecektir.

Muhtaç kadınlar: Erkeğine bir ahtapot gibi sarılmış, yük olan kadınlar. Bu tip kadınlar duygusal olarak her şey için erkeğine bağımlıdır. Kendi varlığından bile erkeğin sorumlu olmasını isterler. Erkeği olmadan nefes alamayacağını, öleceğini söyler ve belli ederler. Bu durum erkeği korkutur.

Bağımlı kadınlar: Bu tarz kadınların dünyası sadece sevgilisinin etrafında döner. Kız arkadaşlarıyla görüşmezler, kendi başlarına hiçbir şey yapmazlar. Kendi hayatları yerine erkek arkadaşlarının hayatlarını yaşarlar. Bu durumda erkekler bu tip kadınlara saygı duymamaya başlarlar.

Kendini geliştirmeyen kadın: Erkekler kültürsüz ve kendini geliştirmeye kapamış kadın istemezler. Kendilerini her ortamda taşıyabilecek, güler yüzlü, bilgili ya da en azından bir fikri olan kadınları tercih ederler.

23 Eylül 2012 Pazar

Aşk acısını dindirmenin 10 farklı yolu

Ayrılık acısı hayatınızı mı kararttı? Aradığınız kişinin o olduğunu sanmıştınız ama siz istemediğiniz halde ayrılmak zorunda kaldınız. Üzülmeyin, yalnız değilsiniz. Ayrılıklar hep acı verir ve zaman en iyi ilaçtır. Yaşamakta olduğunuz bu sürecin ‘geçici’ olduğunu bilmelisiniz.

İnsanlara yardımcı olmak isteyen medyum ve tarot okuyucusu Brenda, ayrılık acısı çekenlerin bu sıkıntılı süreci mümkün olduğunca çabuk atlaması için tavsiyelerde bulunuyor.

1. Gereksiz bütün iletişimi kesin

Çok gerekmedikçe ayrıldığınız kişiyle konuşmayın. Ayrıldığınız kişiden çocuğunuz varsa veya aranızda henüz kapatmadığınız parasal ve maddi konularınız vs. o kişiyle (sadece bu konuları konuşmak amacıyla) temas kurabilirsiniz. Ama ortak arkadaş ve dostlarınızla sohbetlerinizde bile o kişiden bahsetmeyin. Ortak sosyal çevre nedeniyle aynı ortamlara girmeniz gerekiyorsa, nazikçe selamlaşmak dışında o kişiyle yalnız kalmayın ve konuşmayın.

2. Sizin için duygusal anlamı veya anısı olan, o kişinin size verdiği eşyalardan derhal kurtulun

Hediyeler, notlar, mektuplar vs. Bunları ayrıldığınız kişiye geri vermeyin. Maddi değeri olmayan eşyaları atın. Satılabilecek olanları (giysiler vs) satın veya hayır kurumlarına bağışlayın. Hiçbir koşulda bunların size geri gelmeyeceğinden emin olun.

3. Arkadaşlarınızla daha sık vakit geçirin

Zor zamanlarda arkadaş desteği önemlidir. Ama arkadaşlarınızı ağlama duvarına çevirmeyin. Onlarla birlikte yapacağınız başka etkinlikler sizi oyalayacaktır.

4. Hemen başka bir ilişkiye atlamayın

Çivi çiviyi söker diyerek hemen başkasıyla ilişkiye giren insanlar vardır. Ama bu yanlıştır! Başka insanlarla tanışmak tamam ama başka insanlarla duygusal ve cinsel ilişkiye başlamak için çok yanlış bir dönemdesiniz. Kalbinizde ayrılık acısı varken doğru kişiyi bulsanız bile doğru ilişkiyi yaşayamazsınız.

5. Eğlenceli ve yaratıcı bir şeyler yapın

Daha önce vakit ayıramadığınız için başka bir zamana ertelediğiniz bir şeyler yapın. Dans kursuna gidin, egzersize başlayın.

6. Ayrıldığınız kişinin hiç hoşlanmadığınız negatif yanlarını düşünmeye çalışın.

İnsanlar ayrılmışsa bir sebebi vardır. Ayrılık acısı yaşarken insanlar hep ‘yaşanan mutlu günleri’ düşünür ama bu düşüncenin size bir yararı olmaz. Kendinize “Ayrılmamız iyi oldu, çünkü…” diye başlayan bir liste yapın. Ayrılık sürecini bir ‘arınma’ süreci olarak düşündüğünüzde psikolojik değişiminizi olumlu bir raya oturtabileceksiniz.

7. Ayrıldığınız kişi hakkında duygularınızı ve düşüncelerinizi bir kâğıda yazın

Bu kâğıdı asla o kişiye göndermeye kalkmayın! Bu kâğıdı bir süre sakladıktan sonra yok edin gitsin. Ayrıldığınız kişiye artık duygularınızı açıklamanın anlamı yoktur. Çünkü o artık sizin duygularınızı önemsemediği için sizin hayatınızdan çıkıp gitti. Ona olan duygularınızı açıklamanız onu geri getirmez. Aksine sizi zayıf ve patetik gösterir.

8. Yalnız kalmaktan korkmayın

Dünyanın sonu değil bu. Bu sizin yaşadığınız acıları ve sıkıntıları yaşayan milyonlarca insan var yeryüzünde. Kendinizi tekrardan iyi hissedecek ve yeni birini nasıl olsa bulacaksınız.

9. Duygusal meselenizi aklınızda ve kalbinizde tam olarak bitirmeden önce ayrıldığınız kişiyle arkadaş olmayı falan düşünmeyin

Ayrılırken “dost kalmak” nazik bir temennidir. Ama insanlar ayrıldıkları kişilerle çok nadiren dost kalabilirler. Duygusal dengenizi tekrar yoluna koyduktan sonra, ancak o zaman o kişiyle arkadaş olarak devam etmek isteyip istemediğinize karar verebileceksiniz. Daha önce değil.

10. Ayrılık acısı çekerken alkole ve yemek yemeye sardırmayın

Acınız unutmak için başkasıyla seks yapmaya da kalkmayın. Hiçbir faydası olmaz. Yaşadığınız bu acılı sürecin en iyi ilacı zamandır. Bu süreçte kendinize karşı sabırlı ve nazik olun. Ayrılıktan ötürü kendinizi suçlamayın. Bu deneyimden bir şeyler öğrenmeye çalışın. Yaşananların bir hata değil, ileriye giden yolda yaşadığınız bir öğrenme süreci olduğunu düşünün…

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Eyvah! Eşimle sürekli kavga ediyoruz...

Aşkın ilk günlerindeki heyecan zamanla geçiyor ve her ilişkide olduğu gibi sizin de aranızda çatışmalar oluyor, ama sanırım sizinki biraz farklı, çünkü artık kendinizi sürekli bir tartışmanın ortasında buluyorsunuz. Peki, ne yapmak gerekir?

İlişkilerin sağlıklı devam edebilmesinin en önemli ve özel yolu sağlıklı iletişimden geçer. Eğer birbirinizi anlamaya çalışırsanız her şey daha kolay olacaktır. Şimdi sizlere süre gelen çatışmalarınızı önlemek için işinize yarayacak Birkaç araştırma sonucu vereceğiz. Dileriz eşinizi de bunları okumaya ikna edersiniz.

Başarılı iletişim 
Bir ilişki içinde anlaşmazlıklar çözümlenemezse, ilişkiyi güçlendirmek gerekiyor demektir. Üzüntü, gerilim, sinir, stres, durumları her ilişkide kaçınılmazdır. Bu sorunların kaynağı, gerçeklikten uzak, mantıksız talepler, keşfedilmemiş beklentiler ya da daha önce gün yüzüne çıkmış ama çözümlenmemiş konular olabilir.

Anlaşmazlıkların çözümünde, dürüstlük, anlayış ve empati gerekir. Taraflar sakin kalmalı ve iletişim içinde olmalıdır. Sağlıklı iletişim, seks, kariyer, evlilik, aile ilgili önemli ve düzgün kararlar aldırır. İletişim kritik bir öneme sahiptir. Başarılı iletişim, çatışmaları her zaman çözmüştür.

Gergin anlarda yapmanız gerekenler
Ailesini öğrenmeye çalışın. Çatışmaların iki tarafında aileden gördüğü durumlar, tutumlar ve kurallardan kaynaklanması muhtemeldir. Eşinizin aile geçmişini araştırın. Eğer aileler ifade farklılıklarını çözmekte yapıcıysa bu bireylere de geçmiştir. Ailenin iletişimi iyi değilse eşinizle aranızı düzeltmek ve kavga etmemek için yeni yollar denemeniz gerekebilir.

Zaman tanıyın. Belki bu sefer daha önceki küçük kavgalarınız gibi değil daha şiddetli bir çatışma içine girdiniz. Bu ihtilafı konuşarak çözemiyorsanız biraz zamana ihtiyacınız var demektir. Bu 'zaman aşımı' dönemi her iki taraf içinde yaralayıcı şeyler söylemeye engel olabilir. Neyin haklı, neyin haksız olduğunu anlamanıza yardımcı olur.

Duygusal destek, eşinizin farklılıklarınızı kabul etmesine ve ihtiyaçlarınızı karşılamasına yardımcı olur. Ona olan aşkınızı, saygınızı her seferinde dile getirir, hissettirirseniz size farklı ya da anlayışsız davranması için bir neden kalmaz.

Tartışmaya girmeyin. Çoğu çift genelde karşılıklı olarak tartışırlar ve bu durum genellikle kavgaya dönüşür. Sürekli tekrarlanan kavgalar bir döngü olacağına bazen çiftlerin tartışmadan çekilmeleri ya da hiç tartışmaya girmemeleri gerekir. Eninde sonunda bir uzlaşma yoluna gidilecektir.

Mesajlarınızı birleştirin. Bir çok şeyi tek bir defada söylemeniz işinize yarayacaktır. Sizin istek ve ihtiyaçlarınıza saygılı olmasını istiyorsanız duygularınızı doğrudan ifade etmeniz gerekir. Eşinizle konuşmadan önce gerçekten ne istediğinizi anlamak için biraz zaman ayırın. Net ve gözlemlenebilir biri olmak açısından tarifi mümkün birisi olun. Örneğin oldukça net 'elini daha sık tutmak istiyorum' diyebilirsiniz.

Kaygılarınızın ya da şikayetlerinizin oluşturduğu bir liste çıkarmak işe yarayabilir. Her seferinde bir konu hakkında konuşun. Bir seferde sorunu çözme odaklı kalmak için elinizden geleni yapın.

Gerçekten dinleyin, iyi bir dinleyici olmak için  eşinizin sözünü kesmeyin, yanıtınıza değil eşinizin söylediklerine odaklanın, doğru mu duydunuz kontrol edin. Bunlar yanlış anlamaları ortadan kaldıracaktır.

İlişkilerden beklentiler
Beraberliğinizin ilk aylarında bir ilişki istiyordunuz ama birlikte geçirdiğiniz bir süre sonra istekleriniz çok farklı olabilir. Hem siz hemde eşinizin zamanla değişeceğini tahmin ediyorsunuzdur. Zamanla aşk ve tutku değişecektir. Bu değişikliklere saygı göstermek gerekir.  Sağlıklı olanda budur.

Farklılıkları kabul etmelisiniz. Ortak noktalarımız ne kadar çok varsa farklı yönlerimizde bir o kadar çoktur. Bazı farklılıklarımız zamanla değişirken bazıları değişmez karakter yapılarımızdır. Eşimizin ne yazık ki bizim istediğimiz şekilde değişmesi asla gerçekçi bir beklenti olmayacaktır.

Eşinizin haklarına saygı göstermelisiniz. Sağlıklı ilişkilerde her bir kişinin haklarına, kendi duyguları, arkadaşları, sosyal faaliyetlerine saygı duymak gerekir. Bunları değiştirmesini beklemek, kendi çıkarlarınız doğrultusunda bir şeyler talep etmek eşimizi bambaşka bir insan yapmamıza sebebiyet verir.

İlişkilerde dış etkenler
Farklı kültürler, dini ya da ekonomik etkenler ilişkileri çoğu zaman etkilerler. Bu durumda eşinizin karakterinin büyük önemi vardır. Birbirinize olan duygularınız gerçek ve sağlamsa bu etkenler karşısında birbirinize razı gelirsiniz. Birbirinizin beklentileri hakkında konuşmak işinize yarayabilir. Farklı geçmişlere sahipseniz sağlıklı bir ilişki için fazla zaman ve enerji harcamanız gerekebilir. Eşinizin kültürü ya da dini hakkında bilgi sahibi olmak için zaman ayırın.

Birlikte ayrı zaman harcamak ortak bir ilişki sorunudur. Eşinizin sizden ayrı çok vakit geçirmesi sizi incitebilir. İlişkinize eşinizle beraber göz atın ve birlikte zaman geçirme açısından neye ihtiyacınız olduğunu tartışın. İlişkinize katmanız gerekenler hakkında konuşun ve bunun için uzlaşın.

İlişkiyi sürdürebilmek için 8 temel adım
*Siz ve eşiniz, nasıl bir ilişki istediğinizin farkında olun.
*Eşinizin tüm ihtiyaçlarını karşılamak mümkün olmayacaktır. Bazı ihtiyaçların ilişki dışında karşılanması gerekecektir. Bunu kabullenin.
*Birbirinizden istediğiniz şeyler için müzakere ve uzlaşmaya istekli olun.
*Tüm beklentileri karşılayacak bir partner değişikliği talep etmeyin. Eşinizin farklılıklarını kabul etmeye çalışın.
*Birbirinize güvenin. Zor şartlar altında aklınıza ilk gelen gitmek olmasın.
*Hislerinizi dürüstçe söylemekten çekinmeyin.

12 Ağustos 2012 Pazar

Sevişirken aklınız nerede?

Sevişirken aklınız nerede?Son zamanlarda seks sizin için yapılması gereken bir işe dönüştüyse, sevişirken elinizi çenenize koyup, “Acaba yarın ne giysem?” diye düşünüyorsanız, yalnız değilsiniz!

Kadınlar artık o kadar çok meşgul ki, bütün her şeyi planlamaları gerekiyor. Bazen seksi bile! O yüzden, sevişirken, bazen yeterince odaklanamayan ve o ana kendini kaptırıp gidecekken, çok alakasız bir şeyi düşünerek konsantrasyon güçlüğü yaşayan kadınlar var. Ayrıca akşama kadar çalışan bir kadının, eve geldiğinde tek düşündüğü şey çoğu zaman seks değil, kendini en yakın kanepeye atmak ve derin bir uyku çekmek oluyor.

Çünkü yorgunluk ve stres onu başka bir şeyi düşünmekten alıkoyuyor. Tamam, abartmayalım; her kadın çok yorulmuyor olabilir. Ama yapılmasını gereken rutin işler ve stres, bir kadının kafasını yeterince meşgul edebilir. Hatta bazen, yarın ne giyeceğini bilmemek bile, bir kadın için büyük bir sorun olabilir!

Aslında böyle basit göründüğüne bakmayın çünkü bu ilgisizliğin altında ciddi problemler yatabiliyor. Sevişme sırasında günlük hayatı, rutin işleri devamlı olarak düşünen ve cinsel beraberliğe ilgisiz davranan kadınlarda bazı nedenler etkili olabiliyor.

Organik anlamda sorun yaşayan, örneğin hormonsal eksikliği olan kadınlarda zihinsel ve dolayısıyla vajinal uyarılmada bir azalma meydana geldiğini belirten Hattat Hastanesi Cinsel Wellness Kliniği Direktörü Dr. Ece Hattat, “Bu durumda kadın cinselliğe odaklanamaz ve baka düşünceler içinde olabilir. Günlük işlere daldığını düşünen kadın, hormonsal bir eksiklik yaşıyor olabileceğini fark etmez. İş, aile, çocuk, okul, ilişkisi gibi sebeplerle yoğun stres yaşayan kadınlarda da cinsel uyarılma azalabilir. Bu anlamda stres, hem cinsel isteği yöneten hormonları azaltarak, hem de psikolojik etkiyle cinselliğe odaklanmayı güçleştirerek, cinsel tatmini azaltır.”diyor.

Kadınlar, kendilerini bazen olumsuz duygulara da kaptırabiliyor. Örneğin partneri erken boşalma yaşayan kadınlar, “Sadece kendini tatmin etmek istiyor!” diye ve partneri sertleşme sorunu yaşayan kadınlar, “Kilo aldım”, “Partnerimi tatmin edemiyorum”,”Eskiden olduğu gibi çekici değilim” gibi düşünceler içinde olabiliyor.

Dr. Ece Hattat tüm bu saydıklarımızın dışında, kadınların cinsel mitler nedeniyle de cinsellik sırasında olumsuz mesajlara odaklanabileceğini söylüyor: “Bu şekilde seks yapmak doğru değil!”, “Kendimi rahat bırakırsam benim ahlaksız olduğumu düşünecek”, “Cinsel aktiviteyi ben yönetmeliyim” gibi düşünceler, kadınları tatminkar bir cinsellikten uzaklaştırıyor.

Kadınlarda cinselliğin duygusal yakınlık kısmı çok önemli.”Eşim duygusal yakınlık göstermiyor”,”Sadece seks istediğinde beni umursuyor”, “Kulağıma romantik bir şeyler söyleseydi” tarzı düşünceler oluşabiliyor. Cinsel isteksizlik, cinsel uyarılma sorunları, orgazm problemleri veya ağrı hastalıkları yaşayan kadınlar ise, “Hiçbir şey hissetmiyorum”,”Galiba orgazma hiç ulaşamayacağım”,”Ne zaman bitecek?”, “Canım yanıyor!” gibi düşünceler, var olan cinsel problemleri daha da arttırıyor.”

“Kendini röntgenleyen kadınlar var”

Sevişme sırasında, “kendini gözetleme” denilen bir tablo da ortaya çıkabiliyor. Bu sırada kadın veya erkek, sürekli kendini takip etme, cinselliği sanki dışarıdan biri gibi gözetleme eğiliminde oluyor. Zevk almadığını, orgazm olmadığını, sıradaki pozisyonu düşünerek kendini ve partnerini izleyen kadınlar, cinselliğe kendini tam olarak veremiyor. Haliyle konsantrasyonları bozuluyor, cinsel uyarılma ve orgazm ihtimali azalıyor. Doktor Ece Hattat’a göre, tüm bu sorunların üstesinden gelme yolları ise şöyle: Kadınların kendi cinsellikleriyle ilgili duygu ve düşüncelerini farkında olmaları, partnerlerinin istek ve arzularını anlayabilmeleri ve cinsellik konusunda iletişimden kaçınmamaları.

Elele

31 Temmuz 2012 Salı

Utangaçlığı yenmenin yolları

Utangaçlığı yenmenin yollarıAraştırmalara göre, her geçen yıl özellikle kadınlar daha çok utangaçlık problemi yaşıyor. Tanımadığınız ya da yeni tanıştığınız insanlara karşı utangaç mısınız? Bu soruya cevabınız "Evet" ise, telaşa gerek yok. Çünkü siz tamamen normal birisiniz.

Yüzünüz mü kızarıyor?

Eğer yeni iş ortamında, ayağa kalkıp kendinizi tanıtmanız istendiğinde, yüzünüz kızarıyor, sesiniz titriyorsa, kalabalık önünde konuşmanızı gerektirecek durumlardan uzak durmaya çalışıyorsanız, maalesef utangaçsınız. Ancak "herkes konuşkan, girişken olmak zorunda değil" gerçeğini de aklınızdan çıkartmamanız gerekiyor.

Kendinizi kontrol edin Ama utangaçlığınız yüzünden bazı fırsatları kaçırdığınızı düşünüyorsanız, davranışlarınızı kontrol altına almanın zamanı gelmiş demektir. "Daimi Mutluluk" adındaki projesi sayesinde, kadınların birçok problemini çözerek, mutlu bir yaşam sürmesini sağlayan ABD'li psikolog Artest Battler, utangaçlığın çözülemeyecek bir problem olmadığını belirtiyor.

Nedenini araştırmak gerek ABD'de birçok bayan hastasının utangaçlık problemi yaşadığını belirten Battler, "Birlikte bu konuya yoğunlaşarak, her 100 utangaç hastamdan 85′inin bu sorununu çözmeyi başardık. Öncelikle utangaçlığın temelini bulmak gerekiyor. Bunu konuşarak başarıyoruz. Eğer siz de tavsiyelerime uyarsanız, eski utangaçlığınızdan büyük bir bölümünü attığınızı göreceksiniz" dedi. İşte Battler'ın tavsiyeleri:

Gereksiz bazı düşüncelerden kurtulmalısınız Utangaçlıkla iç içe yaşamak zor bir duygudur. Çevredeki insanların gözünde utanılacak duruma, aptal durumuna düşme, onlar tarafından reddedilme ya da yetersiz görülme korkusu, sizi yıldırmasın. Utangaç kadın, daima kötü düşüncelerle kendisini daha zor durumda bırakır. Aşağıdaki düşüncelerden kurtulmaya bakın, çünkü bunlar size uygun değil.

- Eyvah, biraz daha konuşursam, kendimi aptal durumuna düşüreceğim.
- Ya burada bulunan herkes benim için "salak" derse.
- Söyleyecek bir şey bulamazsam ne yapacağım.
- Şu anda konuşursam mutlaka sesim tuhaf çıkacak.
- Ya kendimi kontrol edemez de saçmalarsam…
- Kızaracağım, titreyeceğim…
- Kalbim fena halde çarpmaya başladı, ya aniden kalp krizi geçirirsem…
- Çıldırabilirim.
- Acaba çok tuhaf görünüyor muyum?
- Şu ortamdan bir kaçabilsem.
- Herkes beni izliyor.
- Ne kadar sıkıcı olduğumu mu düşünüyorlar?

Probleminizi bol bol konuşun Psikolog Battler, utangaçlıktan kurtulmanın ilk yolunun utangaçlık hakkında bol bol konuşmaktan geçtiğini belirtiyor. Eşinizle, dostunuzla utangaç olduğunuz konuları bol bol konuşun. Ancak bunların temelde, bu kadar büyütülecek problemler olmadığını unutmadan. Örneğin yeni bir ortamda bulunmak sizi utangaçlığa itiyorsa, korkmayın. Eşinizle veya sevdiklerinizle, yeni ortamlara girmeye gayret edin. Gerçekten isterseniz, utangaçlığı yenmeye başladınız demektir.

Arkadaşınızdan yardım isteyin Eğer kendinizi insanlarla tanışamayacak kadar utangaç hissediyorsanız, daha konuşkan ve sosyal bir arkadaşınızdan bu konuda yardım istemeniz çok akıllıca olacaktır. Arkadaşınızın sizi yeni insanlarla tanıştırmasını sağlamalısınız. Ancak, sizin hakkınızda abartılı şeyler söylemesini değil, tam tersine sizin ifade edemediğiniz bazı önemli ve güzel özelliklerinizi söyleyerek işinizi birazcık kolaylaştırmasını söyleyin. Bunu dostlarınızdan kolaylıkla isteyebileceğinizi unutmayın.

Farkınızı ortaya çıkartın Utangaç kadının ilk etapta karşı cinsin ilgisini çekmesi için biraz farklı olması gerekiyor. Kalabalığın içinde fark edilmenizi sağlayacak bir özelliğinizi öne çıkarın. Yoksa bunu yaratmak, sizin becerinize kalıyor. Farklı olduğunuzu hissettirdiğinizde utangaçlığınızı bir gizem perdesi arkasına bile saklamanız mümkün. Bu ilk bakışta biraz zor gözükebilir ancak siz artık utangaçlık probleminizden kurtulmak istiyorsunuz. Önünüze çıkan hiçbir olay sizi korkutmasın.

Doğru hamleler yapın Kendinizi biriyle sohbet etme ile utangaçlığınız arasında sıkışmış durumda bulduğunuzda, karşınızdaki kişiye hemen bir soru yöneltin. Ancak dikkat edin soru, saçma olmasın. Hiç konuşmadan suratına bakmaktansa, sorduğunuz soru onun konuşmasını sağlayacak, böylece sohbet kesilmemiş olacaktır. Onun verdiği cevabın arkasından aynı soruya siz de kendi cevabınızı vererek, konuşmayı akıllı bir şekilde uzatabilirsiniz. Bunu kolaylıkla başarabilirsiniz. Çünkü bu imkânsız değil.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Diyeti selülit tipinize göre yapın

Her selülit aynı değil, bilmeden yapılan diyetler bir işe yaramıyor. Selülit tipinizi bulun ve incelmeye başlayın. Her cins selülite diyet uygulamanın çok sakıncalı ve faydasız olduğunu belirten uzmanlar, üç selülit tipini tanımladı ve kurtulma yollarını açıkladı…

Kadınların selülitlerini tanımadan tedavi etmeye çalıştıklarını açıklayan uzmanlar şöyle konuştu: “Önce selülitin tipi bilinmeli; tedavi ardından gelmelidir. Kadınlar, her cins selülite diyet uyguluyor. Ancak bu diyetlerin hiçbir faydası olmuyor.”

Sizin selülitiniz hangi tip?

Ne tür selülite sahip olduğunuzu bulmak için aşağıdaki soruları “evet” veya “hayır” diye cevaplandırın…

1. tip selülit:
- Kilo fazlanız var mı?
- Kilo probleminiz her zaman var mıydı?
- Selülitiniz yumuşak, kaygan ve koyu bir muhallebi görünümünde mi?
- Kolayca parmaklarınızın arasında sıkıştırabiliyor musunuz?
- Selülitiniz vücudunuzun alt ve üst kısımlarına eşit dağılmış durumda mı?
- Stresli biri misiniz?

2. tip selülit:
- Bacaklarınız kalın, şiş ve varisli mi?
- Kramp giriyor mu?
- Reglinizden önce şişkinlik hissediyor musunuz?
- Yazın ayaklarınız daha fazla mı şişiyor?
- Bacaklarınız, ayak bilekleriniz ve baldırlarınız kalın mı?
- Vücudunuzun alt kısmı, üstüne nazaran daha sıkı ve soğuk mu?
- Parmağınızı baldırınıza bastırınca deri çöküyor ve bir süre öyle mi kalıyor?

3. tip selülit:
- Selülitleriniz sert mi, bastırınca acıyor mu?
- Daha çok baldırlarınızda ve dizlerinizin arka kısmında toplanmış vaziyette mi?
- Deriniz beyaz, kuru ve hassas mı?
- Zayıfladığınızda üst kısmınızdan mı kilo veriyorsunuz?
- Uzun zamandır var olan selülitlerinizden ne yaparsanız yapın kurtulamıyor musunuz?
- Selülitlerinizin görünümü ayın muayyen günlerine göre değişmiyor mu?
- Hareketli bir insan mısınız?

Değerlendirme
Olumlu cevaplarınızın çoğu “1. tip”e aitse selülitleriniz “yağlı”, “2. tip”e aitse “süzme”, “3. tip”e aitse “lifli” cins.

1. tip selülitin tedavisi
Diyetle geçecek tek selülit tipi bu… Diyet ile vücudunuzda ensülin salgılanmasının düzenlenmesi gerekiyor.
Kahvaltı: Yağsız çökelek, 1 yumurta, katı peynir, tavuk eti, kepekli ekmek.

Sabah 10 ve akşam 5: Aç olmasanız da kahve veya çay ve kahvaltı listesinden bir çeşit yiyecek.

Öğle ve akşam yemeği: Karışık salata veya patatessiz bir çorba. Yağsız et, tavuk, balık, kahvaltıda yenmemişse yumurta, yeşil sebze yenilebilir. Sabah kahvaltısı listesinden 1 çeşit ya da muhallebi. 1 dilim kepek ekmeği veya sadece haftada 1 kere az pilav, mercimek, haşlanmış patates yiyebilirsiniz.

Tavsiyeler: Kızarmış ve beyaz şekerli besinlerden uzak durun. Spor yapın, özellikle uzun ve hızlı yürüyüş.

Aşağıdaki mineralleri bol bol almaya özen gösterin:

Çinko: Deniz ürünleri, süt, sarımsak, bezelye.

Bakır: Tavuk, yumurta, kabuklu deniz mahsulleri, mantar, pırasa, sarımsak, bezelye, limon, armut, avokado.

Selenyum: Et, balık, yumurta, ıspanak, mantar, pırasa.

C Vitamini: Maydanoz, kivi, portakal, limon, çilek.

E vitamini: Kırmızı biber, lahana, rezene.

2. tip selülitin tedavisi
En çok görülen selülit tipi. Temel bir lenf ve kan dolaşımı sisteminden kaynaklanıyor. Bacaklarda kramplar, örümcek ağı gibi kılcal damarlar, morartılar görülüyor. Vücut sürekli su topluyor. Stres ve hormon değişiklikleri, durumu daha da kötüleştiriyor.

Beslenme: Selülitlerden kurtulmak için diyet yapmayın; faydası olmaz. Az tuz ve az sekerli maddeler yiyin. Bol bol üzüm, portakal, greyfurt, karnabahar yiyin, C ve E vitamini alın. Azar azar, bol su için.

Spor: Yürüyüş, yüzme, golf ve bisiklet gibi sporlar yapın ama tenis ve hızlı aerobik yapmayın.

Tedavi: Lenflerin boşaltılması, bitki özleriyle tedavi, masaj ve kremlerle kan dolaşımını düzeltilmesi, mezoterapi, hormonların kontrol edilmesi ve düzenlenmesi.

Tavsiyeler: Çorapla ve yüksek ökçeli ayakkabı giymeyin, bacak bacak üzerine atmayın, alkol ve sigaradan uzak durun.

3. tip selülitin tedavisi
Çok kilolu değilseniz diyet yapmanın yararı olmaz.

Beslenme: Vücudunuza bol miktarda amino asit, kolajen ve yeni deri altı lifleri sağlayacak protein gerekli. Et, balık ve tavuk yiyin. C ve E vitaminleri, karoten, çinko ve selenyum alın. Her gün bol bol su için. Deri ve kaslarınızı kuvvetlendirecek her tür sporu yapın.

Tedavi: Uzmanların hazırlayacağı özel mezoterapi kokteyli, özel kremli masaj.

Aşkı kadınlar başlatıyor

Erkeğin karşı cinse agresif tutum ve davranışlarla kendisini göstermeye çalıştığı, kadının ise bu süreçte vücut dilini kullanarak erkeği kendisine çekmek istediği belirtildi. 

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Özgünen, “Aşk hiçbir zaman erkek tarafından başlatılmaz, seçimi kadınlar yapar. Erkek, biyolojik olarak güzel olana yönelir” dedi.

Prof. Dr. Tuncay Özgünen, Selçuk Üniversitesi tarafından Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında Meram Tıp Fakültesi’nde düzenlenen “Aşkın ve Sevginin Fizyolojisi” konulu konferansta bir konuşma yaptı. Aşk kavramının kadın ve erkekte ergenlik çağlarında başladığını ifade eden Özgünen, sevgi kavramının ise kişinin kendisini “ben kimim, neyim, neden dünyaya geldim” gibi sorularla tanımaya başladığı 5 yaş sürecinde ortaya çıktığını dile getirdi.

Aşk dürtüsü başlarken 4 duyunun harekete geçtiğini vurgulayan Özgünen, “Aşkın başlaması için ilk olarak karşımızdaki insanın kokusunun beynimizdeki aşk dürtülerini uyarması gerekiyor. Daha sonra sesini ve görüntüsünü beğendiğimiz kişiye dokunmak istiyoruz” dedi.

Özgünen, kadının koku yolu ile karşısındaki erkeğin bağışıklık sistemi hakkında bilgi sahibi olduğunu dile getirerek, şunları söyledi: “Eşler seçim yaparken kendi bağışıklık sisteminden çok daha farklı bir sisteme sahip olan kişilere yönelir. Bunun nedeni ise kadının doğacak çocuğunu daha gelişmiş bir bağışıklık sistemiyle dünyaya getirmek isteğidir. İlk olarak kokuyla başlayan sinyaller, daha sonra gözlerle kurulan iletişim, ses ve dokunma ile aşkı ortaya çıkarır. Bu nedenle aşk, hiçbir zaman erkek tarafından başlatılmaz, seçimi kadınlar yapar.”

“Erkeğin kendine özgü kriterleri yoktur”
Sinyalleri kadınların gönderdiğini ve daha sonraki sürecin erkek- kadın ilişkisi içinde geliştiğini vurgulayan Özgünen, şöyle devam etti: “Eş seçiminde erkeğin kendisine özgü kriterleri yoktur. Erkek, biyolojik olarak güzel olana yönelir. Çocuğunu en sağlıklı şekilde taşıyacak, besleyecek, doğuracak ve bakacak kadını arar. Kadın ise özgüldür.

Belirli bir sisteme göre ölçer, tartar ve iyi partneri seçmeye özen gösterir. İlk olarak erkeğin kokusunun kendisine uygun olup olmadığına karar verir daha sonra görüntüsüne dikkat eder. Zeka, güvenilirlik, iletişim, erkeğin kendinden mutlu olması kadınların aradığı özelliklerdir. Kadın için cinsellik son sıralardadır.”
Özgünen, erkeğin karşı cinse agresif tutum ve davranışlarla kendisini göstermeye çalıştığını, kadının ise bu süreçte vücut dilini kullanarak erkeği kendisine çekmek istediğini söyledi.

15 adımda parlak bir zekâ

Hiç kafanızı bomboş hissettiğiniz oluyor mu? Veya beyninizin durduğunu, çalışmadığını hissettiniz? Eğer sık sık kafanızı bomboş hissettiğiniz oluyorsa bu 15 öneriyi ciddiye almanızı şiddetle öneriyoruz.

James Thorton’a göre bunun nedeni yaşlandıkça hafıza gerilemesi değil. Sadece bilişsel zekâmızı geliştirme ihtiyacından doğan bir uyarı…

Bu yüzden düşünmeye biraz ara verip daha iyi düşünmek ve yaratıcı zekanızı geliştirmek için yapmanız gereken 15 tavsiye sunuyor…

Zekânızı parlatan öneriler

1. Doğru zamanlama yapın

Çoğu yetişkin insan sabahları, çoğu geç insan ise öğleden sonra daha net düşünür. En iyi düşünme zamanınızı belirleyin ve en zor beyin çalışmalarınız için o zamanı rezerve edin.

2. İyi bir eğitim alın fakat abartmayın

Psikolog Dean Keith Simonton, okula gitmenin yaratıcılık üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu söyler. Ardından artan bir şekilde, mezuniyete odaklanma yaratıcılığı düşürür. “Etkili yazmada psikiyatrist olarak büyük bir yazar olmazsınız.”

3. Konfüçyüs’ü dinleyin

Bir numara “hafıza yardımı” hafıza araştırmacılarının kendileri tarafından kullanılır: Not edin. Bir Çin atasözü “en zayıf mürekkep en güçlü hafızadan daha kalıcıdır”.

4. Kahve için

Araştırmalar bir fincan kahvede bulunan kafein miktarının konsantre olmanıza yardımcı olacağını gösteriyor. Fakat kaygıya meyilli iseniz; bu bir işe yaramayabilir.

5. Var olanlar için yeni hafızaları sağlama bağlayın

Michigan Üniversitesi Bilişsel Araştırmacı Denise Park, “Var olan hafızanızın yeni bilgilere uyum sağlayan bir darağacı olarak düşünün. Yeni bilgileri ayrılan alanın dışında bırakmayın. Özel olarak, hafıza kaybı için ilaç var mıdır diye sordunuz. Hafıza kaybı için herhangi bir reçeteli ilaç olup olmadığını bilmiyorum” diyor.

6. Uygulama yapın

Yeni becerileri öğrenme ve sürekli uygulama yapma beynin internal organizasyonunu değiştirmek için ortaya çıkar. Bir çalışma, periyodik eğitim dönemlerinin 70 yaşlarında olan gönüllülerin, 7 yaşlarındayken sahip olduklarından daha iyi bilişsel ve hafıza becerilerine yardımcı olduğunu gösteriyor. “uygulama gerçekten işe yarar” der National Institute on Aging”te emeritus psikolog Len Giambra.

7. Fikirlerinize bir şans verin

Çoğumuz gerçekleri çabucak değerlendirme ve çabucak “gitme veya gitmeme” kararı vermede kabiliyetlerimiz için ödüllendiriliriz. Yaratıcılık daha fazla acele etme ve heyecan ister.

8. Entelektüel bir iş ve zeki bir eş seçin

Polonya”dan merak uyandırıcı çalışmalar, kariyerleri entelektüel bir egzersiz isteyen kişilerin yaşamlarında yüksek bilişsel seviyeye sahip olduklarını sunuyor. Ve zeki biri ile evlenme başarınızın devamını sağlar.

9. Yenilikçi olun

Yaratıcılık, genellikle bir alandan diğer bir alana adapte olma çözümleri için beceriyi özetler.

10. Leonardo’dan öğrenin

Yazar Michael Gelb, yeni kitabında Leonardo Da Vinci gibi nasıl düşünülür, en büyük Rönesans adamında işe yarayan bazı beyin geliştirme stratejilerini sunuyor. Ormanı öğrenme ve ters elinizle resim çizme gibi konuları da içeriyor.

11. Dikkatinizi verin

Sadece toplantıdan birkaç saniye sonra bir kişinin adını unuttuğunuz oluyor mu? Problem hafıza değil, konsantrasyondur. Yaşlanırken, bilinçli olarak hafıza bankamıza kendi kendimize bilgi koymamız gerektiğini hatırlamalıyız.

12. Mozart dinleyin

Wolfgang”ın müziğine maruz kalan bir beyin daha kompleks bağlantılar geliştiriyor. Bu da daha fazla bilgi için daha hızlı, entegre olmuş erişime izin veriyor.

13. Vücut egzersizi yapın

Uzmanlar, aerobik antrenmanın okul performansından sinir iletim hızına kadar her şeyi geliştirdiğine inanıyorlar. Egzersiz gerçekten yapılmasını mantıklı kılan birçok yarara sahip.

14. Yeni şeyler deneyin

Yaşamının sonuna yakın, empresyonist ressam Henri Matisse, fırçaları harika kâğıt kesikleri serileri yaratmak için kullandığı makas ile değiştirerek sanatını tekrardan canlandırdı. Yaratıcı Davranışlar Dergisi editörü Psikolog Dean Keith Simonton, bu gibi deneyimlerin yaratıcılığın başarılı niteliği olarak ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaratıcı ve yaratıcı olmayan kişilerin karşılaştırıldığı bir çalışmada temel farkın birinin yeni şeyler öğrenme konusunda daha açık olduğunu diğerinin ise olmadığını gösterdi.

15. Dikkat dağılma olayını sonlandırın

Alakasız uyarıcılar tarafından bombardımana tutulursanız, odaklanmanız çok zor olur. Kesinlikle bir şeyi yapmalıysanız ( örneğin bir raporu tamamlama) telefonun fişini çekebileceğiniz ve konsantre olabileceğiniz bir otel odası kiralamayı deneyin.

Tutkularınızın peşinden gitmeyi sakın unutmayın! Son günlerde bir Hollandalı psikolog satranç ustalarını satranç büyük ustalarından neyin ayırdığını bulmaya çalışıyor. Her gruba IQ, hafıza, boyutsal akıl yürütme gibi maddeleri içeren bir test uyguladı. Onlar arasında test farklılığı bulamadı. Tek farklılık büyük ustaların satrancı daha çok sevmeleriydi. Ona karşı daha tutkulu ve daha çok bağlıydılar. Tutku, yaratıcılığın anahtarı olabilir.

Dengeli durarak güzelleşin

Karşılaştığımız her problem ister istemez duruşumuzu etkiliyor. Kendine güvenin belirtisi olan dik duruş, estetik ve sağlık açısından da çok önemli.

Sahibi olduğu Cihangir Yoga’nın yeni şubesinde duruşun inceliklerini anlatan Rebekka Haas Çetin, dik durmanın sırlarını da açıkladı…

Rebekka Haas Çetin ile sahibi olduğu Cihangir Yoga’nın İstinye’de yeni açılan şubesinde buluşuyoruz. Konumuz duruş bozukluğu olunca, karşısında devamlı omuzlarımı geriye doğru atma çabasındayım.

Çetin gayet rahat:
“Biliyor musunuz aslında küçükken, bilinçsizken en doğru duruşa sahibiz, ne zamanki bilinçleniyoruz elimizde olanı kaybediyoruz.”

Zaten ne geliyorsa başımıza büyümekle geliyor. Problemlerin, travmaların, stres hatta korkunun omurilikte biriktiğini bilmiyordum. Meğer hayatın zorlukları duruşumuzu bile etkiliyormuş.

Aslında kişisel hikayelerin sebepleri bile duruş üzerinde etkili. Mesela ben, kızım doğduktan sonra onu devamlı kucağımda taşımanın duruşumu bozduğunu, bu durumun omuzlarımı yavaşça içeri döndürdüğünü söylüyorum. Aslında bunu 4 çocuk annesi ve karşımda dimdik duran bir kadına söylemek komik, ama olsun.

Meğer içgüdüsel olarak bebeğimi korumak amaçlı bu duruşu edinmişim. Bunun gibi, asfaltta yürümekten tutun bilgisayar kullanmak gibi birçok başka neden de duruş bozukluklarını tetikliyor. Çetin, yanlış duruşun tam olarak ne olduğunu anlamak için önce ideal olanın nasıl olduğunu öğrenmemiz gerektiğinde haklı. “Ayaklar omuz mesafesinde açık ve paralel. Bacaklar düz, hafifçe bükük. Omuzlar kulak memelerinden uzak, kürek kemikleri arkada hafifçe birleşik.” Ayakta dururken önemli olan, vücudun tüm ağırlığının orta noktada olması.

Tek tarafa ağırlık vermek uzun vadede vücut yapısında değişimlere yol açıyor, mesela basen oluşumunu tetikliyor. “Ayrıca tek tarafa ağırlık vererek durmak, ufak bir darbede daha kolay yıkılmamıza neden olur, dengesiz durmak güçsüzleştirir” diyor, Çetin. Duruşumuzda, omuriliğimizin kuyruk sokumunda hafif kavisini göstermeliyiz, bu demek oluyor ki; göğüs kafesi öne doğru açık olacak, popomuz da hafifçe çıkık.

Duruş bozuklukları zaman içerisinde başka problemler de doğuruyor, mesela insan kafası 4 ila 7 kg arasında değişen bir ağırlığa sahip. Herhangi bir sebepten duruş bozukluğu başlarsa, omurilik kafayı dengede taşıyabilmek için yeni bir duruş pozisyonu alıyor. Başın ağırlığını taşımak için boyun kasları sertleşmeye başlıyor. Bu da peşi sıra baş ağrısı, kronik yorgunluk gibi sorunlar doğuruyor. Duruş bozukluklarının zamanla sırt ağrısı, nefes almada zorluk ve kaslarda şiddetli ağrı gibi başka sağlık sorunlarına neden olduğu da bir gerçek.

Dik durmayı vücudunuza tekrar öğretebilirsiniz, ancak tekrar devamlı bu şekilde durmak da mümkün değil, hepimiz insanız ve gün içerisinde olumsuzluklarla, problemlerle karşılaşıyoruz. Çetin, kambur durmaya başladığını nefes alış verişinden anlıyormuş. “Eğer iyi şekilde nefes alamıyorsam bu, duruşumda bir sorun var demektir, kendimi kapatmışım anlamına gelir”. Bu arada nefes meselesi de ayrıca önemli. “Zincirin ilk halkası nefestir. Stresten çok kötü etkilenir. Doğru nefes, kişiye anında rahatlık verir. Meditasyon yapmadan da yumuşak eforsuz bir nefese sahip olmak en önemlisi.” Doğru nefes rahatça esnemeyi, eklemleri, kasları rahatlatmayı sağlıyor. Negatif enerji birikmiyor ve duruş etkilenmiyor.

Rebekka Çetin, arka vücut kaslarının (bel altı ve bacak kaslarının) kısalması sonucu duruş bozuklukları oluştuğunu söylüyor.

Aklınızda bulunsun

- Uyurken vücudun doğal duruşunu korumak için en doğrusu sırt üstü ve yastıksız uyumak.

- Kısa boylu dahi olsanız, dik durduğunuz zaman en kalabalık yerde bile fark edilirsiniz.

- Özellikle karın bölgesindeki yağlanma iskelet sistemini olumsuz etkiler, duruşu bozar.

- Uzun boylu iseniz, yanınızdaki insanlarla konuşurken ya da fotoğraf çektirirken büyük olasılıkla eğilirsiniz. Bu uzun vadede duruş bozukluğuna neden olur. Dik durursanız etrafınızdakiler de dik duracaktır.

- Esnemeyi öğrenmelisiniz. Ön ve arka kaslarınız esnek oldukça duruş bozukluğu yaşamazsınız. Bu durumda yoga, pilates gibi esnemeye dayalı sporlar yardımcıdır.

- Ruhsal çöküntülerde kaslar duruma uyar. Kişinin kendine güveni arttığında yürüyüşünün dikleşmesi aslında beyinle kas grupları arasındaki bağlantıyı çok iyi gösterir.

- Sırt aparatları omuzları geride tutmaya yardımcıdır. Ancak sadece bu aparatı kullanmak kasları zayıflatır, sık kullanırsanız duruşunuz daha da kötüleşebilir. Sırt kaslarını güçlendiren ağırlık egzersizleri yapmalısınız.

26 Haziran 2012 Salı

Erkekler neden kısır olur?...

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin korkulu rüyası kısırlık, toplumumuzda her 6 -7 evlilikten birinde görülüyor. 

Türkiye’de her yıl 600 bin civarında evlilik gerçekleşiyor ve yılda yaklaşık 90 bin çift kısırlık sorunuyla karşılaşıyor.

Sigara, alkol ve aşırı fast food tüketimi, aşırı sıcağa maruz kalma, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve kimi zaman da çalışma şartları gibi sosyal nedenler erkek kısırlığında etkileyici rol oynuyor. Memorial Hastanesi Tüp Bebek, Androloji ve Genetik Merkezi’nden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Semih Özkan, her yıl on binlerce çiftin karşı karşıya kaldığı kısırlık probleminin erkeklerde oluşma nedenleri hakkında bilgiler verdi.

Çiftlerin çocuk sahibi olma arzularına ve düzenli cinsel ilişkide bulunmalarına rağmen, bir yıl içerisinde gebelik elde edilememesine infertilite (kısırlık) adı veriliyor.

Korunmayan çiftlerin yüzde 85'inde bir yıl içerisinde gebelik oluşması beklenir. İnfertilite yüzde 50- 60 oranında erkeğe ait nedenlerle ortaya çıkar. Testiste gerçekleşen sperm üretim işlevi, çevresel koşulara oldukça duyarlıdır. Uygun olmayan her koşuldan olumsuz olarak etkilenebilir.

Fast Food’a Dikkat!

Yüksek kolesterol, spermin zar yapısını bozduğu için döllenme yeteneğini azaltır ve kısırlığa neden olabilir. Bu nedenle özellikle “Fast Food” denilen aşırı yağlı, kolesterolü artırıcı gıdalardan uzak durmak gerekir.

Sigara ve Alkol Gibi Maddeler Sperm Kalitesini Düşürür

Çeşitli bilimsel çalışmalarla sigaranın kesin zararlı etkileri ispat edilmiştir ve özellikle sorunu olan hastaların kesinlikle sigarayı bırakmaları önerilir. Ayrıca sigara içilen ortamlarda bulunmaları da pasif içici olmalarını ve ortamın havasını solumaları yoluyla havada bulunan zehirli maddeleri solunum yoluyla alıp sperm üretimini olumsuz etkilemesini sağlar.

Yapılan araştırmalar, haftada 60 ml. üzeri alkol kullanımının sperm üretimini olumsuz yönde etkilediği göstermiştir. Ayrıca steroid, antidepresan, sulfomidli bazı abtibiyotikler, kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da sperm kalitesi, hareketliliği ve üretimi için zararlı olabilmektedir.

Çalışma Ortamı da Kısırlık Nedeni Olabilir

İşi gereği zirai ilaçlarla yakın temas halinde bulunan kişilerde de kısırlık oranı yüksektir.  Bu kişilerin önlem olarak çalışırken, bir maske ile ağızlarını kapatmaları, ilaçları solunum yoluyla alınarak zararlı olmalarını engellemektedir.  Bu grup genellikle çitçilerden oluşmaktadır.

Kişilerin yine işi ya da rahatsızlığı nedeniyle fazlaca radyasyona maruz kalmaları, demir döküm fırınları ya da gıda fırını işçileri gibi aşırı sıcak ortamlarda çalışmaları da kısırlık nedeni olabilir.

Aşırı Sıcak Sperm Üretimini Olumsuz Etkiler

Aşırı sıcak her zaman sperm üretimini olumsuz etkiler. Kısırlık sorunu ile karşı karşıya olan erkeklere kesinlikle, sıcak su banyoları ya da saunaları tavsiye etmeyiz. Ayrıca dar iç çamaşırları da aşırı sıcak oluşturduğu için testis damarlarının genişlemesi sonucu sperm kalitesini azaltabilir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar da Etken!

Erkek genital organlarında zarara yol açan bazı enfeksiyonlar sperm ilerlemesini (kanalları tıkayarak veya sperm hareketliliğini azaltarak) olumsuz yönde etkilediği için kısırlığa neden olabilir.

Yaşlanınca cinsel yaşam bitmez...

Genel kanının aksine uzmanlar vurguluyor: "Cinsellik doğumla başlayan, ölüme kadar süren temel bir insani ihtiyaçtır. Kişinin cinsel yaşamı genç erişkinlik döneminde ne kadar sağlıklı ve aktifse, yaşlılıktaki cinsel yaşamı da o kadar aktif olmaktadır."

Her yaşın cinselliğinin farklı olduğunu belirten Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İzzet Koçak, "Sağlıklı bir yaşlıda cinselliğin olmadığını ya da olmaması gerektiğini düşünmek, yemek yemenin, uyumanın yaşlılıkta gereksiz olduğunu düşünmek gibidir. İnsan yaşamında yeri olan böyle bir olguyu yaşlılar için yok saymak gerçekçi değildir. Yaşlılıkta cinselliğin boyutları farklıdır. Cinsel birleşme bu yaşlarda artık üreme amaçlı yaşanmaz. Yaşlılıkta cinsellik, daha çok birlikte rahatlama, gevşeme ve haz paylaşma amacına yönelik olarak kişilerin birbirlerine karşı sevgi ve bağlılıklarını ifade etmelerinin bir aracı olabilir' diyor.

Gençlik Dönemindeki Cinsellik Önemli

İleri yaşlarda tüm bedensel işlevler gibi cinsel işlevlerde de fizyolojik değişiklikler olduğunu vurgulayan Koçak, bu değişiklikleri bilmeyen ya da kabul edemeyen kişiler için çeşitli cinsel sorunlar ve doyumsuzlukların ortaya çıkabildiğini belirtti.

Yaşın ilerlemesiyle birlikte, erkeklerin cinsel açıdan uyarılmaları için gereken sürenin uzadığını, sertleşmenin ortaya çıkışının daha çok zaman aldığını, kadınlarda ise östrojen hormonundaki azalmaya bağlı olarak vajinadaki kayganlığın azaldığını ve ciltte incelmelerin ortaya çıktığını aktaran Koçak, şu bilgileri verdi:

"Kişinin cinsel yaşamı genç erişkinlik döneminde ne kadar sağlıklı ve aktifse, yaşlılıktaki cinsel yaşamı da o kadar aktif olmaktadır. Fiziksel çekicilik azaldığında cinsel yaşamın da biteceğini sanılmamalı, sağlıklı ve güvenli bir ilişkide cinsel doyuma ulaşmanın tek yolunun da cinsel birleşmeden ibaret olduğu düşünülmemelidir. Yaşlılıkta ortaya çıkabilecek fiziksel cinsel sorunlar yumuşaklık, sevecenlik, güven ve tanışıklık sayesinde kolayca aşılabilir."

İleri yaşlarda cinsel etkinliğin ortadan kalkmasının nedeninin genellikle cinsel bir partnerin (eş) yokluğu ya da araya giren fiziksel rahatsızlıklar ve hastalıklar olduğunun altını çizen Koçak, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyon, iltihaplar, cinsiyet hormonları yetersizliği, romatizma gibi kronik fiziksel hastalıklar, tansiyon ve depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlarla sigara ve alkolün cinsel sağlıkta bozukluklara yol açabildiğini söyledi.

Yaşlandıkça Cinsel İsteksizlik Olabilir

Bazen yaşlıların, kaybolmayan cinsel ilgileri nedeniyle sıkıntı, utangaçlık ve suçluluk duyabildiklerini, cinsellikle ilgili doğal ilgileri ile toplumun kendilerinden beklediği cinsellikten uzak, ciddi ve güvenilir davranışlar arasında çatışma yaşayabildiklerini vurgulayan Koçak, şöyle konuştu:

"Yaşlıların cinsellikle ilgili duygu ve düşüncelerini ifade etmede desteğe, cinsel istek ve aktivitenin sağlıklı yaşlanmanın bir gereği olduğunu bilmeye, yaşla oluşan fizyolojik değişiklikleri ve cinsel davranışını etkileyen hastalık ve tedavileri tartışmaya ihtiyaçları vardır. Yaşlandıkça cinsel isteksizlik olabilir. Bu normal bir durumdur. Önemli olan yaşlılık döneminin kendine özgü bir cinselliği taşıyabileceğini bilmek ve kabullenmektir. Cinsel doyum ilişki sıklığından çok, cinselliğin sevgi ve şefkat, dokunma, birlikte yatma gibi boyutlarının ön plana geçmesine izin vermekle mümkün olabilecektir."

7 adımda mutluluğu yakalayın

ABD’de bir gurup uzmanın uzun yıllar süren araştırmaları sonucunda, kadınların mutlu bir evlilik yaşayabilmeleri için bazı formüller geliştirildi. İşte mutlu evlilik için uzmanların tavsiyeleri…

Her kadın mutlu bir hayat yaşamak için çaba harcıyor. Uzmanlar da, kadınların mutlu olması için nasıl davranmaları gerektiği konusunda araştırmalar yapıyor.

Soğukkanlı olun

İlişkilerde en büyük problemler, iktidar kavgasından kaynaklanıyor. Bazı şeyleri kabullenen kadınlar, bu konuda rahat bir evlilik hayatı yaşıyor. Öncelikle iktidar kavgasına girmeyeceksin. İktidar ilişkileriyle sarmalanmış bir dünya da iktidardan, güçten, büsbütün arınmış bir ilişki kurmak çok zordur. Kendi gücünü, eşinin dünyasına sokmamaya gayret edeceksin. Sevginin azalmasını da çoğalmasını da kalıcı olarak düşünmeyip, soğukkanlı olacaksın. Az sevdiğini hissettiğinde daha çok sevmeye, çok sevdiğini hissettiğinde korkup az sevmeye çabalamayacaksın. Her ikisi de kadınları yorar.

Taviz vermeyin

Eşinizin “kendisi” olmasına izin verin. Sana uymayan yanlarını bile bazen kabul etmeyi deneyin. Ama bunu yaparken, sen de uyum sağlamak için kendi prensiplerinden fazla ödün vermemeyi unutma.

Kavga ederken dikkat!

Hiçbir kavgada, asla düzeltilmesi zor durumlara izin verme. Eşinin kişiliğini yıkacak sözler söyleme. Sevdiğin insanla “yenmek” için kavga etmeyeceksin. Bir insan kendisini aşağılayan bir ilişkiye uzun süre katlanmaz; katlansa bile sen böyle bir şeye katlanan birine katlanamazsın. O yüzden tartışmaları, çözüm bulmak için yapmaya çalış.

O senin doktorun değil!

Her durumda güçlü olduğunu eşine hissettir. En ölümcül haller dışında hiçbir üzüntünde onun üzerine yıkılma. O senin doktorun, psikologun değil, sevgilin. Kendi derdini mümkünse kendin halledeceksin. Şüphesiz sorunlarını paylaşacaksın, ama onu asla “Bana ne kadar katlanabiliyor” ile test etme.

İlişkinize zekâ katın

“Sevgi emektir” cümlesi eksiktir. “beni sev, birbirimizi çok sevelim” cinsinden niteliksiz bir emek sadece yapış yapış bir debelenmedir. O emeğin içine zekâ katacaksın. İlişkinin ihtiyaçlarını hassas bir görü ile saptamaya gayret edeceksin. Örneğin onun yalnız kalmaya ihtiyacı varsa tepesine binip sevgi performansları sergilemeyeceksin.

Öğrenmeye açık olun

Birlikte yeni şeyler görmeye, öğrenmeye, yeni maceralar yaşamaya bakacaksın. Tembellik etmeyeceksin, ilişkinin enerjiye ihtiyacı varsa, kendini akışa bırakmayacaksın. Birlikte gelişmenin yollarını bulacaksın.

Kaybetme korkusu

Birbirinize yapışıp kaldığınız anlarda derhal ufak çaplı tek başına yaşama antrenmanları yapacaksın. Bu, ilişkiye yeni enerji girişini sağlayacağı gibi, seni kaybetme korkusundan uzak tutar. Sen kim olduğunu unutmamak zorundasın.

Erkekler için kadınlara dair tespitler

Bir erkek bu durumların ne kadar uzun sürmesini istiyorsa, o kadar uzun süre hareket etmemeli ve nefes almamalıdır.


İYİ: 
Bir kadın yerden göğe kadar haklı olduğu bir konuda bir erkekle tartışmaya girmişse, erkek artık saçmaladığını bilsin çenesini kapasın diye kadın bu kelimeyi söyler... Bu arada bir erkek, kadının "nasıl görünüyorum?" sorusuna cevap olarak asla "İYİ" dememelidir, yoksa kadının yerden göğe kadar haklı olduğu bir diğer tartışma başlar...

5 DAKİKA: 
Bir kadının "5 DAKİKA"sı yarım saate eşittir. Tabi bir erkeğin 5 dakikasının da tv'deki maçın ne zaman biteceğine eşit olduğunu düşünürsek, durum gayet adil ...

HİÇ: 
Bir erkek saatlerdir karşısında somurtan kadına en sonunda "neyin var?" diye sormayı akıl ederse alacağı cevap budur. "HİÇ" cevabını alan erkek anlamalı ki az sonra kadının yerden göğe kadar haklı olduğu bir kavga başlayacak, ve bu kavga en az "5 DAKİKA" sürücek...

PEKİ (Tek kaşını kaldırarak): 
İşte kadının bu lafının ardından erkeğin bir soru daha sorması büyük cesaret işidir... Çünkü bunun ardından kadın "HİÇ" yüzünden sinirlenecek ve bir tartışmaya daha başlayacaksınız, kadının yerden göğe kadar haklı olduğu bu tartışmanın sonunda da, kadın "İYİ" diye bağırarak odadan çıkıp gidecek...

PEKİ (Normal bir yüz ifadesiyle): 
Bunun anlamı "pes ediyorum" ya da "aman ne halin varsa gör"... ama kaşlardan birinin havaya kalkması an meselesi, hemen ardından "HİÇ" yüzünden kavga çıkacak. Kadın "55 DAKİKA" sonra "İYİ" diye bağırarak odadan gidince herşey normale dönecek...

PEKİ (Her iki kaş da havada): 
Siz öldünüz.... "5 GÜN" boyunca sevişmeyi unutun hatta yemeği, ütülenmiş gömlekleri bile...

DERİN BİR İÇ ÇEKİŞ: 
Bu tabi ki bir kelime değil, bu erkeklerin en yanlış anladıkları bir kadın tepkisidir... Derin derin iç çeken bir kadının aklından şu geçmektedir: "Aaah ah bende de akıl olsa "HİÇ" yüzünden senin gibi bir aptalla tartışır mıyım?"

KISA BİR İÇ ÇEKİŞ: 
Bu da bir kelime değil ama erkeğin kadınlarda doğru anladığı bir tepki. "KISA BİR İÇ ÇEKİŞ", kadının o an için halinden memnun olduğunu gösterir.... Bir erkek bu durumun ne kadar uzun sürmesini istiyorsa, o kadar uzun süre hareket etmemeli ve nefes almamalıdır.

Farklı zamanlara göre makyaj yapın

Kimi kadınlar makyaj yaparken yüzlerinde boya sürülmemiş yer bırakmazlar. Bu tip kadınların makyaj yaparak neyi ve neden saklamak gerektiğini hep düşünür, merak ederiz. Oysa güzellik uzmanları, makyajın zamana ve mekâna göre yapılması gerektiğini belirtiyor.

Bazı kadınlar da yüzlerine asla bir renk, ruj, allık bile sürmezler ve onların kendilerini salıp gittiklerini düşünürüz. Ama dudaklarda bir parıltı ve renk her kadına mutlaka hoş bir hava verir.

Tabii natürel ve düzgün yapılmış bir makyaj. Ne çok az, ne çok fazla ortasını bulmak. İşte size bir günde 3 ayrı zaman için yapılmış hafif ve doğal makyaj önerileri.

Ofis makyajı

Hafif bir kapatıcı, pudra, allık, bej tonlarında göz farı. Dudaklarda ise çok hafif bir parlatıcıyla gelen pembelik. Özellikle çalışan kadınların sabah yaptıkları makyajı tazeleyecek vakitleri olmadığından, seçtikleri tonlar konusunda çok dikkatli olmaları gerekmektedir.

Akşam makyajı

Doğal makyaj, gerçekten sağlıklı, taze ve ten rengine uygulanan sade bir makyajla hayat buluyor. Akşamüstü makyajı sabah yapılan hafif makyaj ile gecenin cesur ama sade renkleri arasında bir uyum sağlıyor. Mavi tonlarını gözlerinize, bronz tonlarını yüzünüze ve kiraz renkleri dudağınıza uygulayabilirsiniz. Gözlerinize mavi tonlarında far ve kahverengi kalem çekerseniz hem daha fresh hem de daha modern bir görünüm kazanabilirsiniz.

Gece makyajı

Natürellik demek asla bir şey sürmemek anlamına gelmiyor. Hafif bir gece makyajında en önemli nokta göz, yanak ya da dudaklardan birine fazlalık vererek, diğerlerini çok daha hafif yapmaktır. Şimdi kirpiklerde bulaşmış rimel modası var. Kaşlarda ise doğallık ön planda.

Gözleriniz ön plana çıksın istiyorsanız, rimel olarak mutlaka siyahı tercih etmelisiniz. Sade yüze koyu tonlarına yakın bir allık sürerek de dikkati yanaklarınıza verir ve göz ve dudaklarınıza en açık tonları sürebilirsiniz.

Hollywood sadeliği

Bazı ünlüler doğal ve sade makyajlarıyla bilinirler. Her ünlünün arkasında mutlaka profesyonel bir makyöz bulunur. İşte milyonlarca kozmetik ürünlerinin arkasındaki usta parmakların ünlü müşterileri için söyledikleri…

Jennifer Lopez makyajı

Jennifer’ın kirpiklerini günde 2 kez kıvırıyorum. Uçlarından başlıyorum daha sonra aşağıdan yukarı doğru kıvırıyorum. Jennifer yüzünde tek renk ve dudağında parlak bal rengi rujlarla muhteşem görünüyor. Cildi de bal rengi tonlarında olduğu için dudağına da o renklerde sürmeyi tercih ediyorum. Aynı zamanda onun bronz tenine bayılıyorum. Şakaklarına çok az fırça sürmem yetiyor.

Gwyneth Paltrow makyajı

Tonlarca renk ve fırça ile yüz hatlarını kapatmak yerine, Gwyneth’in T-zone bölgesine fondöten ve sivilcelerine kapatıcı sürmeyi daha uygun buluyorum. Göz ve dudaklarına bej tonlarını ve mat pembe kullanmayı seviyorum. Eyeliner olarak ise kahve çizgileri mokka tonlarıyla karıştırmayı seviyorum.