sağlıklı beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlıklı beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2012 Perşembe

Reflüye götüren 6 neden

Sizi reflüye götüren nedenleri açıklıyoruz.
Reflü yaşam alışkanlıkları ile beslenme tarzına dikkat edildiği ve ihtiyaç duyulduğunda başvurulan ilaç tedavisine düzenli olarak devam edildiği sürece genellikle kontrol altında tutulabiliyor. Ancak bazı durumlarda var ki operasyonu kaçınılmaz hale getiriyor.

Reflü kelime anlamıyla ‘geriye kaçış’ demek. Gastro-özafajeal reflü ise yüksek asit içeren mide içeriğinin yemek borusuna geri dönmesi ve burada mukozal hasara yol açması, solunum sistemine kaçarak öksürük, ses kısıklığı ve astım ataklarını tetiklemesi olarak nitelendiriliyor. Reflü toplumda oldukça sık görülen bir hastalık. Öyle ki ülkemizde her 5 kişiden birini etkisi altına alıyor. Bu hastalık yaşam alışkanlıkları ile beslenme tarzına özen gösterildiği ve ihtiyaç duyulduğunda ilaç tedavisine devam edildiği sürece genellikle kontrol altında tutulabiliyor. Ancak bazı durumlarda operasyon kaçınılmaz hale gelebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hamzaoğlu reflü ameliyatına götüren 6 nedeni açıklıyor.

1.Hasta ömür boyu ilaç tedavisi istemiyorsa: Reflü tedavisinde başvurulan ilaçlardan başarılı sonuçlar alınabiliyor. Ancak bazı hastalar ilaçların yan etkileri ve sürekli olarak ilaç kullanmanın getirdiği psikolojik etki gibi nedenlerden dolayı ömür boyu ilaç kullanmak istemeyebiliyor.

2. Beslenme alışkanlıklarına dikkat etmiyorsa: Öncelikle düzenli beslenmek şart. Ayrıca reflüyü arttırdığı bilinen yağlı gıdalar, kızartmalar ve çikolata gibi besinlerden, alkol ve gazlı içeceklerden ayrıca çay, kahve ile kola gibi kafeinli içeceklerden kaçınmak gerekiyor. Ancak bazı hastalar beslenme alışkanlıklarına dikkat etmekte güçlük çekebiliyor.

3. Mide fıtığı eşlik ediyorsa: Reflü hastalığına sıklıkla mide fıtığı eşlik edebiliyor. Mide fıtığının bazı türlerinde fıtık boğulması ve acil ameliyat riski oluyor. Bu tür fıtıklarda reflünün şiddetine bakılmaksızın hastaya ameliyat öneriliyor.

4. Kullanılan ilaçlar kesilemiyorsa: Kemik erimesine karşı kullanılan ilaçlar, doğum kontrol hapları, ağrı kesiciler veya tansiyon ilaçları reflü şikayetlerinin artmasına yol açabiliyor. Ancak bazı durumlarda bu ilaçların kesilmesi mümkün olmayabiliyor.

5. Hasta yaşam tarzını değiştiremiyorsa: Reflü hastası kilolu ise öncelikle kilo vermeli. Ayrıca yemeği uykudan 3-4 saat önce bitirmeli, yediği gıdaların türüne dikkat etmeli, stresli ortamlardan uzak durmalı, sürekli olarak ilaç kullanmalı ve sigara içiyorsa bu alışkanlığını bırakmalı. Eğer hasta bu şartlara uymakta zorluk çekiyorsa operasyonun seçenek olarak sunulması gerekiyor.

6 . Gastro-özafegeal reflü’ye bağlı hasarlar oluşmuşsa: Uzun süren reflülerden sonra yemek borusunun iç yüzeyinde yaralar oluşabiliyor. Bu yaraların sürekli olarak iyileşip yeniden açılmasıyla birlikte yemek borusunda darlıklar ortaya çıkabiliyor. Reflü nedeniyle mide içeriğinin gırtlak ve solunum sistemine gitmesi ses kısıklığı ve akciğer hastalıklarına yol açabiliyor. Yemek borusunun iç yüzeyinde sürekli devam eden reflü hücre düzeyinde değişiklik yaparak sonu kansere neden olabilecek Barret özofagusu denilen bir duruma neden olabiliyor. Bu tarz hasarlar gelişmişse operasyonla tedavi öne alınabiliyor.

TEK PORT İLE İZSİZ OPERASYON

• Reflü operasyonunun laparoskopik olarak yapılması gerekiyor. Çünkü açık ameliyat ile karşılaştırıldığında laparoskopik, yani kapalı yöntem daha az ağrı, hastanede daha kısa kalış süresi, normal aktiviteye ve iş hayatına daha erken dönüş gibi pek çok avantaja sahip. Öyle ki hastanın operasyondan sonra hastanede sadece 1 gün kalması yeterli geliyor. Ayrıca hasta 4-5 gün sonra iş hayatına da dönebiliyor.

• Açık ameliyatta yaklaşık 20-30 santim karın yarası oluşuyor. Bu yaraya ait enfeksiyon riski daha fazla oluyor. Ayrıca yaklaşık yüzde 10 hastada bu yaradan fıtık oluşma riski mevcut. Laparoskopik ameliyatta ise bu tür sorunlara çok ender rastlanıyor.

• Mide fıtığı varsa bu sorun operasyonda düzeltilerek göğüs boşluğuna kaçış önleniyor ve midenin üst bölümündeki fundus bölümü yemek borusu çevresine sarılarak antireflü bir mekanizma oluşturuluyor.

• Tek port laparoskopik yöntem ise laparoskopinin tüm avantajlarını taşımasının yanı sıra ciltte hiç iz kalmaması gibi kozmetik açıdan çok önemli bir avantaj daha sağlıyor. Laparoskopik ameliyatta 1 santimden küçük 4 ya da 5 yara oluyor. Bu nedenle sadece sağlık değil, kozmetik olarak da açık ameliyata göre belirgin olarak üstünlük taşıyor.

BELİRTİLERİ NELER?

• Göğüste yanma hissi,
• Ağza acı su gelmesi,
• Bulantı, kusma,
• Hazımsızlık, ekşime,
• Gıdaların ağza geri gelmesi,
• Ağız kokusu,
• Yutma güçlüğü,
Daha nadir olarak;
• Ses kısıklığı,
• Boğaz ağrısı,
• Kuru öksürük,
• Astım,
• Zatürree,
• Dişlerde mine kaybı gibi belirtiler ile ortaya çıkabiliyor.

9 Haziran 2012 Cumartesi

Ömrünüze ömür katın

Alışkanlıklarınızda ve yaşam stilinizde birkaç değişiklik yaparak, belki de 100 yaşına kadar sağlıklı ve mutlu yaşamak elinizde! İşte uzmanların açıklamalarına göre ömrü uzatan 5 alışkanlık... Bunları yaparak ömrünüze ömür katabilirsiniz...


Günde Azar Azar 5 Öğün Yiyin


Günde 5 defa küçük porsiyonlarda yemek yiyin. Vücudunuzun kan şekerini, enerjisini ve ihtiyacı olan besinleri almış olursunuz. Az yiyerek, kalp krizi risklerini ve sindirim sorunu gibi metabolik hastalıkları önlemiş olursunuz.


Asansör Kullanmak Yerine Merdivenlerden Çıkın


Merdivenlerden çıkmak egzersiz yapmanızı sağlar, bağışıklık sisteminizi güçlendirir, hareketlilik kazandırır ve enerjik olmanızı sağlar. Gün boyunca hareket etmenizi sağlayacak yürüme, koşma, bisiklete binme gibi egzersiz fırsatlarını kaçırmayın.


Kahkahalarla Gülün


Gülmek endorphin seviyesinin yükselmesini sağlayarak iyi hissetmenizi sağlıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hücrelerin ömrünü uzatıyor.  Keyifli insanların daha uzun yaşadığı tartışmasız bilinen bir gerçek.


Her Gün 8 Bardak Su İçin


Su vücudunuzun fonksiyonlarının iyi çalışmasını, uzun ve sağlıklı yaşamanızı sağlar. Doğal su kaynakları şehirlerden ne kadar uzak olursa çevre kirliliğine neden olan kimyasallar  ve zehir içermez. Arıtılmış su içmeye özen gösterin. Su plastik şişeşerde olmamalı çünkü plastikte bulunan polychlorinated biphenyls (PCBs) suya karışabilir.


Meditasyonla Rahatlayın


Stres yaşamınızı kısaltabilir. Bu nedenle sizi rahatlatan, stresinizi dengelemenizi ve yönetmenizi sağlayan tekniklerden yararlanın. Zaman zaman derin nefes alıp verin, bu vücudunuzdaki zararlı toksinlerden arınmanıza yardımcı olabilir. Düşünceleriniz ne kadar rahatlarsa, stres hormonlarınız azalır, kendi kendinizi yönetmeyi öğrenir ve daha uzun hedeflere odaklanabilirsiniz.


Bunu Denemenizi Öneririz...


Rahat bir sandalyeye ya da yere oturun. Nefes alın ve gözleriniz kapatın. Bir süre kıpırdamadan bekleyin. Kendinizi bir balonda, gökyüzüne doğru yükselip kaybolurken hayal edin.  Yorgun düşüncelerinizden uzaklaşıncaya kadar devam edin. Kısa bir süre sonra vücudunuzun hafiflediğini hissedeceksiniz ve düşüncelerinizde hafifleyecek. İlk denemelerinizde zorlanabilirsiniz ancak zamanla daha kolay ve daha hızlı yapacaksınız.

Protein diyetleri sağlıklı mıdır?

Son zamanlarda oldukça popüler hale gelen, yüksek protein içerikli, genellikle karbonhidratı azaltan diyetler mercek altına yatırıldı ve sağlıklı olup olmadıkları saptandı. İşte sonuç...

Uzmanlar, çoğu sağlıklı insan için, üç dört aylık kısa sürelerde uygulanan yüksek protein diyetinin genel olarak zarar verici olmadığını ve kilo vermeye yardımcı olabileceğini söylüyor.

Ancak genellikle karbonhidrata sınırlama getiren yüksek protein diyetinin riskleri üzerine yapılan çalışmada, uzun süreli olarak yüksek protein diyeti uygulandığı takdirde ortaya bazı sağlık problemleri çıkabileceği saptandı. İşte o sağlık sorunları...

Karbonhidratı sınırlayan bazı yüksek protein diyetleri, besinsel eksiklik ya da yetersiz lif alımına neden olur, ki bu da kabızlık ve divertikül iltihabı (dışarıya doğru kesecik halinde çıkmış bağırsak duvarının enfeksiyon alması) gibi sağlık problemlerine yol açabilir ve çeşitli kanser tipleri riskini artırır.

Yüksek protein diyetleri kırmızı et ve tam yağlı süt ürünleri gibi yiyecekleri yemeye teşvik ediyor. Bazı uzmanlar bu gıdalar açısından zengin olan bir diyetin kalp hastalığı riskini artırabileceğine inanıyor.

Yüksek protein diyeti karaciğer ya da böbrek problemlerine yol açabilir, çünkü vücudunuz protein metabolizmasının bütün atık ürünlerinin ortadan kaldırılmasında sıkıntı yaşayabilir.

Yüksek protein diyeti uygulamak isterseniz, kısa dönem süren bir diyeti seçin. Tüketeceğiniz proteini akıllıca seçmek de önemlidir. Balık, derisiz tavuk, yağsız sığır eti ve az yağlı süt ürünlerini tercih edin. Tam tahıllılar, yoğun besleyici özelliği olan sebzeler ve meyveler gibi lif oranı yüksek olan karbonhidratları yiyin. Böbrek, karaciğer ya da diyabet rahatsızlığınız varsa ve kronik bir hastalıktan dolayı ilaç kullanıyorsanız, hamileyseniz ya da emziriyorsanız, yüksek protein diyetine başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

Mayoclinic.com'dan derlenmiştir.

31 Mayıs 2012 Perşembe

Akdeniz diyeti kalp hastalıklarını azaltıyor

Amerika’da orta derecede kalp hastalığı riski olan kişiler üzerinde yapılan araştırma, üç ay Akdeniz diyeti uygulanan bu kişilerde kalp hastalıkları riskinin yüzde 15 gerilediğini ortaya koyuyor.

Dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alan kalp ve damar hastalıklarından, sağlıklı beslenme alışkanlığının kazanılması ile büyük ölçüde korunmak mümkün olabiliyor.

Uzmanlar, sağlıklı beslenme trendinin Türk, İtalyan, Yunan, Lübnan, Fas ve Tunus mutfaklarının karışımı olan Akdeniz mutfağında yoğunlaştığını belirterek, sebze, meyve, süt ve ürünleri, doğal kepekli tahıllar, tam buğday ekmeği, kepekli ekmek ve zeytinyağından oluşan Akdeniz diyeti ile kalp ve damar hastalıklarının önüne geçilebileceği tavsiyesinde bulunuyor.

“Medicana Tıp Günleri” kapsamında düzenlenen Kardiyoloji Semineri’nde de beslenme ve kalp sağlığına ilişkin yurt dışında yapılan çalışmalar ele alındı.

Seminerde yapılan çeşitli sunumlarda kalp ve damar hastalıklarından korunmada beslenme şeklinin çok önemli olduğunu belirten uzmanlar, sağlıklı beslenme alışkanlığının dönemsel değil, ömür boyu devam etmesi ve yaşam biçimi haline gelmesi gerektiğini vurguladı.

Haftada dört kez balık tüketimi ile gelen sağlık

Uzmanların verdiği bilgiye göre, Akdeniz tarzı beslenme, sebze, meyve, süt ve ürünleri, doğal kepekli tahıllar, tam buğday ekmeği, kepekli ekmek ve zeytinyağından oluşuyor. Yurt dışında beslenme ve kalp sağlığı ile ilgili yapılan çeşitli araştırmalar, halk arasında Akdeniz diyeti olarak bilinen düşük kolesterol diyetinin, hastalıklardan korunmada önemine dikkat çekiyor.

ABD’de yapılan yeni bir araştırmada, Akdeniz diyetinin üç ayda kalp hastalıkları riskini yüzde 15 oranında gerilettiği saptandı.

Araştırma için orta derecede kalp hastalığı riski olan 212 erkek ile kadın seçildi ve bu kişiler üç ay boyunca Akdeniz diyetiyle beslendi. Akdeniz diyetini uygulayanlar, haftada dört kez balık, haftada bir kez de kırmızı et tüketti. Erkeklerin günde 2, kadınların ise 1 kadeh kırmızı şarap içmesine izin verildi. Araştırma sonucunda Akdeniz diyetiyle beslenenlerin kolesterol miktarlarının yüzde 7.5 oranında azaldığı saptandı. Akdeniz diyetinin kalp hastalıkları riskini yüzde 15 oranında gerilettiği belirlendi.

Akdeniz diyetinin tedavi edici etkisi, diyete bağlı kalp rahatsızlıklarının ortaya çıkmasıyla klinik çalışmalar çerçevesinde yürütülüyor. Dr. Keys’in “Yedi Ülke Çalışması” isimli araştırmasında da 50-54 yaşları arasındaki Yunan erkeklerindeki kalp hastalıkları oranının karşılaştırma gruplarından Amerikalı erkeklere göre yüzde 90 daha az olduğu tespit edildi.

Dünya Sağlık Örgütü’nce yapılan araştırma ise (İspanya, Yunanistan, Fransa ve İtalya) insanların diğer Avrupa ülkeleri ve Amerika’dakilerden daha uzun ömürlü ve kalp hastalıkları ve kanserin daha düşük oranda olduğu ortaya konuldu.

“Diğer bitkisel yağlar aynı şekilde etkili değil”

Harward Üniversitesi Beslenme Bölüm Başkanı Dr. Walter Willet de Akdeniz diyeti ile beslenilmesi gerektiği önerisinde bulunarak, diyette zeytinyağı kullanımının artırılması ile HDL kolesterol seviyesinin yükseldiğini tespit etti.

Ayrıca yapılan çalışmalar, Akdeniz diyetindeki balık tüketiminin yüksek olmasının, HDL kol seviyesini olumlu etkilemesiyle sonuçlandı. Bol meyve, sebze ve zeytinyağı içeren Akdeniz usulü beslenmenin olumlu etkilerini gösteren çalışmalar, diğer bitkisel yağların aynı şekilde etkili olmadığını ortaya koydu.

Fonksiyonel besinler

Akdeniz diyetinde bulunan fonksiyonel besinler, havuç, kayısı, turunçgiller, böğürtlen, ahududu, kızılcık ve lahana gibi sebze ve meyvelerden oluşuyor ve C ile E vitaminlerini içeriyor. LDL oksidasyonunu önlüyor, kan lipitlerini düşürüyor ve kanser riskini azaltıyor.

Özel tat veren sarımsak, soğan, pırasa ve lahana gibi sebzeler ise bağışıklığı güçlendiriyor.

Soya fasulyesi ve diğer fındık, fıstık, ceviz, kuru fasulye, nohut gibi baklagiller E vitamini, selenyum, çinko ve diyet posası içeriyor. Kan lipidlerini düşürüyor, toksik ögeleri etkisizleştiriyor ve kan şekerini denetliyor.

Yeşil çay ise karsinojenleri (kanserojenleri), toksin ve mikropları etkisizleştiriliyor.

Yoğurt ve probiyotikler, laktikasit bakterileri içeriyor ve bağırsak enfeksiyonlarını iyileştiriyor, kolon kanseri riskini azaltma eğilimi gösteriyor.

Kalsiyum açısından zengin olan yağı azaltılmış süt ve süt ürünleri ise osteoporoz riskini azaltıyor.

Örnek menü

Sabah:
Yağsız veya az yağlı süt, yağsız ya da az yağlı peynirler, zeytin, çiğ sebzeler (domates, salatalık, sivri biber), taze ve kuru meyveler (kayısı, erik, üzüm, incir)

Öğle ve akşam:
Balık, sebze yemeği, salata, meyve, makarna veya kuskus, yoğurt ya da salata, meyve ile 1-2 bardak kırmızı şarap.

Kuru baklagil ve sebze karışımı, salata, meyve ya da 1-2 kadeh kırmızı şarap.

Ara öğünler:
Yağsız yoğurt, meyve, taze sebze (salatalık, domates, biber, kabak)

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Kişiye göre diyetin sırrı ne?...

Her insanın 6 gen tipinden birine uyduğunu söyleyen uzmanlara göre, sağlıklı bir kiloya kavuşmak için bu grupların bazı besinlerden uzak durması, bazılarının da bol bol tüketmesi gerekiyor. 

Dünyaca ünlü Amerikalı tolkşov yıldızı Oprah Winfrey’i 107 kilodan 68 kiloya indiren Dr. Peter D’Adamo, yıldıza 39 kilo verdiren diyetini ilk kez açıkladı. 90’lı yıllarda, kan grubu diyetini bulan D’Adamo, ilk kez Oprah üzerinde uyguladığı Gen Diyeti’ni, bir kitapta topladı. Her insanın 6 gen tipinden birine uyduğunu söyleyen diyetisyene göre, sağlıklı bir kiloya kavuşmak için bu grupların bazı besinlerden uzak durması, bazılarının da bol bol tüketmesi gerekiyor. İşte Adamo’ya göre gen tipleri ve nasıl bir beslenmeleri gerektiği:

BİRİNCİ TİP: 
Uzun boylu ve zayıftırlar. Adrenalin seviyeleri yüksek, hareketli, alerjiye ve astıma yatkındırlar.

Nasıl beslenmeliler?: Bol et ağırlıklı bir menü seçmeliler. Buğday ve tahıl gibi glüten içeren besinlerden uzak durmalılar.

Ne yemeliler?: Biftek, pirzola, sert peynirler, beyaz ya da kahverengi pirinç, brokoli, greyfurt.

Nelerden kaçınmalılar?: Fındık, insulin hormonu salgılayabilecek kuruyemiş ve tahıl ürünleri, buğday unu, eritme peynirler.

İKİNCİ TİP: 
Güçlü, adaleli ve dayanıklıdırlar. Birçok bakteriye karşı dirençlidirler.

Nasıl beslenmeliler?: Beyaz et, sebze ve balık ağırlıklı bir diyet uygulamalılar.

Ne yemeliler?: Hindi, balık, fasulye, bezelye, keten tohumu, zeytinyağı, avakado, havuç...

Nelerden kaçınmalılar?: Karbonhidrat içeren beyaz besinler, şekerli gıdalar ve kırmızı et...

ÜÇÜNCÜ TİP: 
Geniş omuzlu, kaslı, dar kalçalıdırlar. Vücuttaki yağ oranı düşüktür. Kafein ve alkolden hoşlanmazlar.

Nasıl beslenmeliler?: Bakır oranı yüksek olan baklagiller, ciğer, fasulye, peynir ve kırmızı et tüketmelidir.

Ne yemeliler?: Dana ciğeri, koyun eti, mozarella peyniri, mercimek, turp, zencefil ve ahududu...

Nelerden kaçınmalılar?: Alkol, kahve ve ağrı kesiciler...

DÖRDÜNCÜ TİP: 
Kemikleri iri, şişman olmasalar da geniş vücutlu kişiler. Obeziteye meyillidirler.

Nasıl beslenmeliler?: Yüksek proteinli gıdalar almalılar.

Ne yemeliler?: Kuzu eti, hindi, yumurta, peynir, ıspanak, ceviz...

Nelerden kaçınmalılar?: Fast food ve kızartmalar.

BEŞİNCİ TİP: 
Gençken zayıf ve uzun boyludurlar. Yaşları ilerledikçe kilo alırlar.

Nasıl beslenmeliler?: Sebze temelli ve düşük yağ oranlı gıdaları seçmeliler.

Ne yemeliler?: Deniz ürünleri, bezelye,fındık, ceviz, fındık yağı

Nelerden kaçınmalılar?: Beyaz ekmek, makarna ve süt ürünleri.

ALTINCI TİP: 
Uzun bacaklı ve küçük kalçalıdırlar. Bağışıklık sistemi sorunları yaşayabilirler

Nasıl beslenmeliler?: Süt ve kırmızı et ürünleri tüketmeliler..

Ne yemeliler?: Biftek, dana ciğeri, uskumru, kırmızı et, peynir, zeytinyağı, fındık...

Nelerden kaçınmalılar?: Arpa, çavdar gibi besinler yememeliler.

22 Mayıs 2012 Salı

Diyet yapanların seks hayatı

Diyet yaparken seks hayatına zarar verir mi?

Amerika'da yaşayan kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, 'SİZ Diyettesiniz' isimli kitabında yer alan akıllı diyetin, iştah bilimine göre yazılan formülünü anlattı ve merak edilen soruları cevapladı...


Restoran hileleriyle diyet yapma formülü

Kararlı bir şekilde diyetinizi sürdürürken aldığınız cazip bir akşam yemeğinde diyetinizi bozmak istemiyorsanız ünlü kalp cerrahı Prof. Öz'ün restoran hilelerini uygulayın: Gitmeden önce bir fincan çorba için, bir avuç kuruyemiş yiyin ve bir bardak su için. Kendinizi yirmi santimlik bir tabakla ve tek katlı porsiyonla sınırlayın. Salatanın sirkesini ve yağını 150 kiloluk aşçı değil, kendiniz koyun.

ABD'de yaşayan Kolombiya Üniversitesi Kalp Cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, 'SİZ Diyettesiniz' adlı kitabında yer alan akıllı diyetin iştah bilimine göre yazılan formülünü anlattı:

* Vücudun belli noktaları için zayıflama sağlanabilir mi?

Vücudun belli bir kısmı için egzersiz yapmak, o noktada yağ yakılmasını sağlamaz. Neredeki yağın yakılacağına vücudunuz karar verir; dolayısıyla egzersiz sayesinde belli noktaları inceltmek söz konusu değildir. Aksi takdirde, spor salonunda gıdılarını inceltmek için tuhaf boyun hareketleri yapan insanlar görürdünüz. Bunun yerine vücudun belli bir kısmı için egzersiz yaparak o bölgedeki kas kitlesini artırırsınız; dolayısıyla yağlar gittikten sonra o bölgede ince ve güçlü kaslar ortaya çıkar.

* Kilo verirken kasların erimemesi için mutlaka kırmızı et yemek mi lazım?

Kasların geliştirilmesi ve onarımı için elbetteki protein gerekir ama 'yeterince protein almıyorum' korkusuna da kapılmayın. Günlük protein ihtiyacınızı karşılamak için sadece 50 gram et yeterlidir; küçük bir tavuk bonfilesi de bu miktarı karşılamaya yeter. Egzersiz, protein ihtiyacını artırır. Beslenme düzeninize ne kadar çok protein katarsanız, iştahınızı da o ölçüde kapatırsınız.

EGZERSİZİN FAZLASI ZARAR

* Diyet sırasında ne kadar çok egzersiz yapılırsa o kadar iyi midir?

Egzersizler, bir açıdan kuruyemişe benzer; iyi bir şeyin çok fazlası zararlıdır. Egzersizde, bir matematik kitabındakinden fazla artı bulunmasına rağmen aşırıya kaçma riskiniz var. Egzersiz yaparak haftada 6 bin 500 kaloriden fazla yakmak için kabaca on üç saat spor gerekir. Ayrıca bir defada iki saatten uzun süre kardiyovasküler egzersiz yapmak eklemlerinizi zorlayabilir. Aynı zamanda vücudunuza çok fazla zehirleyici stres yüksersiniz ki bu da ömrünüzü kısaltır.

* Diyet yaparken seks hayatı darbe görebilir mi?

Hayır tam tersine, sağlıklı yiyeceklerin fazladan bir yararı daha vardır. Birçok yiyecek arzuyu artıran cinsel hormonları körükleyebilir. Omega-3 yağ asidi ve testosteron artırıcı çinko minerali içeren yiyecekler mesela.... Bu arada kuşkonmaz ve enginar gibi bazı yiyecekler de belli anotomik parçalarımıza fiziksel benzerlikleri nedeniyle cinsellikle bağdaştırılmışlardır. Ancak bu konuda kontrollü bir deney yapılamayacağı için sadece sınırlı gerçeklerle ve hayal gücümüzle yetinmek zorundayız.

FAST FOOD KAHVALTI ASLA!

* Diyet yaparken fast food hiçbir şekilde yenemez mi?

Fast food yiyecekseniz sağlıklılarını seçin; örneğin ek yiyeceklerden ve tatlılardan kaçının. Az yağlı değil, az kalorili sosları tercih edin. Az yağlı soslar bol miktarda kalori içerir ve fruktoz (meyve şekeri) yüzünden doyduğunuzu hissedemezsiniz. Fast food restoranlarında asla kahvaltı yapmayın!

Kahvaltı mönülerinde açıkçası sağlıklı bir ürün bulmanız zordur. Daima tam buğday ekmek isteyin. Eğer bu mümkün değilse ekmeği atlayın ve sadece bıçak ve çatalla etinizi yiyin. Pizza yemeyi düşünüyorsanız; yeşil biberli, soğanlı, mantarlı ve ince hamurlu pizzayı seçin. Baharatlı tavuk ya da tavuk göğsü filoto yiyebilirsiniz. Hamburger yerine tavuk ızgara seçin. Ya da peynirsiz bir tavuk sandviç öneririm.

* Diyet programını uygularken sorunlarla karşılaşılırsa ne yapılması gerekli?

Sorunların yerine alternatifler üretmeyi deneyin. Örneğin, bu gece dışarıda yemek yemek isteyen bir aileniz varsa, sizin bunun için programınızı bozmanıza gerek yok.

- Gitmeden önce bir fincan çorba için, bir avuç kuruyemiş yiyin ve bir bardak su için. Bu, yemekten önce midenizi doldurur, dolayısıyla lokantaya gittiğinizde mantıklı bir şekilde yemek yersiniz. Kendinizi yirmi santimlik bir tabakla sınırlayın ve tek katlı porsiyonlar alın.

- Ayağınız ağırıyorsa ve bu nedenle yürümekte zorlanıyorsanız yürümeyi bırakın; ama bisiklete binmeyi ya da yüzmeyi egzersiz proramınıza dahil edin. Ayrıca rahatsızlığınız için bir doktora başvurun.

- Sürekli yolculuk yapıyor ve yolda yiyorsanız, büyük öğünler yerine atıştırmalarla geçiştirmeye çalışın. kuruyemiş ve dilimlenmiş meyve-sebze gibi yiyecekler açlığınızı yatıştırır.

- Hasta olduğunuz dönemler; kilo vermek için uygun bir zaman olmayabilir ama yiyecekleri kendi tarafınıza çekmek için uygun bir süreçtir. Eğer kilo vermeyi yavaşlatacak bir ilaç kullanıyorsanız, daha kilo verdirici yaklaşımı olan bir ilaç için doktorunuzla konuşun. Çünkü sonuçta alacağınız kilolardan kurtulmak daha da zor alabilir.

20 Mayıs 2012 Pazar

Geri alınan kiloların sırrı bulundu

Diyetin hemen ardından alınan kilonun sırrı ortaya çıktı...

Diyet yapan herkes kilo verdikten sonra geri almamanın ne kadar zor olduğunu iyi bilir. Ama bilimadamlarının ortaya çıkardığı sonuca göre, ciddi oranda kilo verdikten bir yıl sonra bile, hormonlaryemek yeme konusunda ısrar etmeye devam ediyor.

Avustralya'da yapılan bir araştırma, diyet yaptıktan sonra verdiği kiloları geri alanların biyolojik bir dürtünün kurbanı olduğunu gösterdi.

Melbourne Üniversitesi'nden araştırmacı Joseph Proietto, "Tekrar kilo alan insanlar kendilerine o kadar da acımasız davranmamalı. Çünkü yemek bizim en temel dürtümüz" dedi.

New England Journal of Medicine adlı dergide yayımlanan araştırmada, 50 aşırı kilolu ve obez hasta 10 haftalık bir diyet programına alındı. Araştırmacılar, ağırlıklarının en az yüzde 10'unu kaybeden hastaların davranışlarını gözlemlemek istiyordu. Sonuçta, hastaların 34'ü bu kiloyu verebildi.

Hastalara 8 hafta boyunca ağır bir diyet programı uygulandı ve sonraki 2 hafta boyunca aşamalı olarak yeniden her gün yedikleri yemekler verildi.

13 KİLO VERİP 5 KİLOSUNU GERİ ALDILAR


Toplam 10 haftalık programda, hastaların her biri ortalama 13,6 kilo vermeyi başardı. Ancak hastaları sonraki 1 yılı içinde de takip eden araştırmacılar, bu süre içinde ortalama 5,4 kilonun geri alındığını gördüler.

Bundan sonra, bilimadamları iştahı etkileyen hormonları incelediler. Sonuç, hormon seviyelerinin diyet programı öncesi ve 1 yıl sonrasındaki farkta bulundu. Toplamda 6 hormon hala iştahı artırıyordu.

Uzmanların cevap aradığı bir diğer konu, "neden diyet yapan birinin vücudu bu duruma isyan ediyor" sorusuydu. Bilimadamlarına göre, bunun cevabı insanın evrimsel kalıtımında gizli, çünkü kilo vermek vücut tarafından üreme ve hayatta kalma dürtülerine tehdit olarak algılanıyor.

Bu nedenle, diyetten sonraki 1 yıl boyunca hormonların kiloları geri almak için savaşması normal karşılanıyor. Uzmanların bu konudaki çözüm önerisi ise çok basit: "Kilo vermeye çalışacağınıza, henüz zayıfken kilo almamayı deneyin".

A.A

10 Mayıs 2012 Perşembe

Gülmek kadar iyi bir ilaç biliyor musunuz?

Vücudu her türlü zorluğa karşı koruyan, adeta bir kalkan vazifesi gören bağışıklık sisteminiz, sizin en önemli hazineniz.

Özellikle mevsim değişimlerinde ve stresin hayatınızdan eksik olmadığı günlerde zayıflayan bağışıklık sisteminizi güçlendirmekse elinizde.

Dengeli beslenin
Taze sebze ve meyveleri bolca tüketin. Çünkü bu gıdalar, vücudunuzun bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardım eden vitamin, mineral ve bitkisel besinler açısından çok zengin. Lifli bitkiler; özellikle brokoli, karnabahar ve kabak gibi sebzeler doğal antioksidan vazifesi görüyor. Sarımsakla vücudunuzu mikroplardan koruyup, bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Tahıllar ve kuru baklagilleri sofranızdan eksik etmeyin. Un, şeker ve yağ tüketiminizi düşürmeye çalışın. Et, balık, tavuk, süt ve süt ürünlerini de yeterli miktarda almayı unutmayın.

Bol su için
Vücudunuzun kendini yenilemesi, besinlerin hücrelere etki etmesi, atıkların boşaltılması ve virüs ile bakterilerin vücudunuza etki etmemesi için bol su için. Sıvı ihtiyacınızı çay ve kahve ile geçiştirmek yerine, suyu saf olarak tüketin. Günde 1.5 litreden az olmamak kaydıyla, üç litreye kadar su içebilirsiniz. Ama unutmayın, her şey gibi suyun da fazlası zararlı olabiliyor.

Uykunuzdan ödün vermeyin
Vücudunuzun direncini koruması, zararlı mikrop ve bakterilerle mücadele etmesi ve sağlığınız için uykunuza dikkat edin. İyi ve kaliteli bir uyku tüm gününüze etki edeceği gibi yaşamınızın daha düzenli olmasına da yardımcı olur. Mümkünse gün içinde ufak kaçamaklar yapıp, şekerleme de yapmaya çalışın.

Egzersiz yapın
"Spor salonuna gitmeye vaktim yok!"
diyenlerdenseniz yürüyüş sizin için iyi bir egzersiz olabilir. Kısa mesafelerde araç kullanmak yerine yürüyebilir, asansöre binmektense merdivenleri çıkıp, inebilirsiniz. Bu sayede hem kan dolaşımınız hızlanır hem de vücudunuzda birikmiş toksinler ter yoluyla atılır. Sauna ya da buhar banyosuyla da vücudunuzu toksinlerden arındırıp, zinde kalabilirsiniz. Dengeli bir kiloya sahip olmak da güçlü bir bağışıklık sistemi için olmazsa olmazlardan.

Strese "dur" deyin
Gülmek kadar iyi bir ilaç biliyor musunuz?
Mutluluğunuzun en önemli göstergesi olan gülmeyi hayatınızdan eksik etmeyin. Ailenize, sevdiklerinize, arkadaşlarınıza daha fazla vakit ayırıp yaşamın güzelliklerini tadın; günlük sıkıntılardan uzak durmaya çalışın. Bu sayede daha sağlıklı olmak elinizde.

İçki ve sigaradan uzak durun
İçki ve sigara tüketimi bağışıklık sisteminizi zayıflatmanın yanı sıra, sağlığınızın da en büyük düşmanlarındandır. Solunum sisteminiz, iç organlarınız ve hatta cildinize büyük zararları dokunan içki ve sigarayı tüketmemek bir yana, sigara dumanına maruz kalacağınız ortamlardan uzak durmak bile kendinize yapacağınız en büyük iyiliklerden biri olacaktır.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Erkeklere de ateş basıyor

Erkek menopozu ya da erkekliğin sonu olarak bilinen “andropoz”, menopoz gibi kaçınılmaz olmasa da, 50 yaş sonrası erkeklerin hayatını önemli oranda etkiliyor. Andropoz, 75 yaşın üzerindeki erkeklerin beşte birinde görülüyor.  

Ani ateş basmalarından cinsel güç kaybına, unutkanlıktan eklem ve kas ağrılarına kadar bir çok şikayeti de beraberinde getiren andropoz, erkeklik hormonu takviyesi ile kontrol altında tutulabiliyor. Andropoza giren erkeklerin bazıları ise yaşadığı süreçten utandığı için doktora gitmek yerine kendini toplumdan soyutlayarak içine kapanabiliyor.

İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Başhekimi ve Üroloji Bölüm Başkanı Opr. Dr. Osman Akalın ileri yaş erkeklerini yakından ilgilendiren andropoz hakkında bilgi verdi.

Erkeklik Hormonu Azalıyor     

İleri yaş erkeklerdeki testesteron yani erkeklik hormonundaki düşüş, andropoz olarak değerlendirilmektedir. Bu durumda erkeklik hormonu tamamen ortadan kalkmaz. Buna ‘androjen yetersizlik sendromu’ adı verilir. Erkeklerde bu olay kadınlardaki gibi bıçak sırtı bir gelişim göstermemekte sadece erkeklik hormonunun azalmasına bağlı olarak bazı belirtileri de beraberinde getirmektedir.

Psikolojik ve Cinsel Belirtiler Ortaya Çıkıyor  

Andropoz, psikolojik ve bedensel belirtiler ile cinsel yakınmalar ile kendini gösterir. Andropozun psikolojik belirtilerinde; depresif bir ruh hali, sinirlilik, kaygı, motivasyonda azalma ve kronik yorgunluk hissi görülür. Hafıza da olumsuz etkilendiği için unutkanlık problemleri ortaya çıkmaktadır. Hastada var olan bir zihinsel problem andropoz ile tetiklenir. Bedensel belirtilerinde; ani ateş basmaları, yaygın kas ve eklem ağrıları, uyku ihtiyacının artması, halsizlik, işe konsantre olamama gibi durumlar ortaya çıkar. seksüel belirtilerde ise; erkeklik hormonunun düşüklüğü sonrası libido denilen cinsel isteğin azalması görülmektedir. Andropozda ereksiyon problemleri çok sık görülmektedir. Erkeklerde ileri yaşın getirdiği osteoporoz durumları yani kemik erimesi, andropoz ile ortaya çıkan durumlardan biridir.

Erkekler İçine Kapanabiliyor     

Genellikle 50 yaşın üzerindeki erkeklerde görülen andropoz, seksüel performansta düşüklüğe bağlı olarak yıpratıcı bir strese neden olmaktadır. İçinde bulunduğu sıkıntıyı agresif hareketlerle dışa vuran hasta, çevresindeki olur olmaz her şeye sinirlenmeye başlar. Bu psikolojik bozukluk ise zamanla kişinin çekilmez bir hal almasıyla devam eder. Yaşadığı sorunlar nedeniyle bunalıma giren hasta, utandığı için doktora gitmemesi sonucunda kendini toplumdan soyutlayarak içine kapanabilmektedir.

Tanı İçin Basit Bir Tahlil Yeterli  

Çok basit bir kan tahlili ile erkeklik hormonu düşüklüğü ve oranı tespit edilebilir. Hastanın şikayetleri dinlendikten sonra üroloji uzmanının yapacağı fiziksel muayenede, hastanın testislerinde bir ufalma, kıvamında yumuşama, peniste küçülme, hastanın kas kitlesinde azalma gibi bulgular, andropoz belirtileridir. Sonrasında da kan tahlili ile tanısı konulur.

Andropoz Yaşı...  

Erkeklerde andropoz durumunun hangi yaşlarda ortaya çıkacağı her hasta için farklıdır. Bazı erkeklerde 50’li yaşlardan sonra bazılarında ise 80’li yaşlar ile birlikte andropoz belirtileri görülebilir. Andropoz, erkeğin kaçınılmaz sonu değildir, her erkekte ortaya çıkan bir durum da değildir. Her hastada andropoz belirtileri görülmediği için tedaviye de gerek olmayabilir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Hastaya erkeklik hormonu dışarıdan tablet, iğne ya da cilde yapıştırılan yavaş emilimli bantlar ile verilerek andropoz ile ortaya çıkan bedensel belirtilerin düzeldiği, hastanın kendine güven hissinin geri geldiği, fiziksel ve konsantrasyon gücünün arttığı, cinsel arzudaki azalmanın kaybolduğu bilinmektedir.

Hormon Takviyesi Sıkı Takip Gerektiriyor

Yaş büyümesi ile prostat büyümesi adayı olan erkeklerde, dışarıdan erkeklik hormonu takviyesi ile prostat kanseri riski de kendini göstermektedir. Prostat kanseri testesteron ile beslenen bir kanser türü olduğu için bu hastalarda öncelikle erkeklik hormonunun yok edilmesine yönelik tedaviler uyguluyoruz. Testesteron yüksekliğinin prostat kanserine yol açtığı ispat edilmemiş olsa da, hastada tanı konulmamış bir prostat kanseri varsa bu durum, hastalığın alevlenerek çok hızlı ilerlemesine yol açmaktadır. Testesteron hormonu, iyi huylu prostat büyümesi riskini artırmaktadır. Ancak hastaların, sıkı bir takip altında erkeklik hormonu takviyesi almalarında bir sakınca yoktur. Tedavide kullanılacak hormonun dozu da, hekim tarafından belirlenmelidir.

Andropozu Önlemek Mümkün Mü?  

Andropoz, erkekler için önlenemez bir süreçtir. Hayatın ilerleyen dönümlerinde ortaya çıkan doğal bir gidişattır ve yalnızca bunun hekim kontrolü ile hayat kalitesini düşürmesine izin verilmeden yaşanması söz konusu olabilir.

Bünyenize uygun diyeti belirleyin

Sizin için en uygun diyet hangisi? Uzmanların beslenme konusundaki yaklaşım ve görüşleri geniş çapta farklılıklar göstermesine rağmen hepsinin üstünde birleştiği nokta: En iyi kilo verme programı, sizin sonuna kadar takip edebileceğiniz programdır.

Size önerilen diyet reçetesinin size uygunluğunu anlamak için şu ipuçlarını kullanabilirsiniz:

1- Benim yeme stilime uyuyor mu?
Eğer diyet planı size günde altı öğün yemenizi öneriyor ve siz günde iki öğün yemeğe alışmışsanız, muhtemelen böyle bir diyet sizin işinize yaramaz. Sıklıkla seyahat eden veya dışarıda yemek yiyen biriyseniz, ev yapımı yemeklere ağırlık veren bir diyet de sizin için uygun olmayacaktır.

2.Benim egzersiz düzeyime uyuyor mu?
Bazı diyet planları pek çok egzersiz içerirken, bazıları sadece yürüyüş yapmanızı tavsiye ederler. Saatlerce jimnastik yapmanızı öneren diyetler başlangıçta kulağa hoş gelebilir ama muhtemelen bu diyete devam edemeyeceksiniz. Düzenli bir şekilde devam ettiremeyeceğiniz bir egzersiz programı öneren diyet reçetesi –ne kadar hızlı kilo kaybı önerirse önersin- size uygun değildir.

3. Bu diyeti ömrümün sonuna kadar sürdürebilir miyim?
Diyet yapma sürecini sadece kısa bir zaman dilimine sıkıştırmaktansa, bir yaşam ve beslenme alışkanlığı olarak düşünün. Bir diyete başlamayı düşünürken, o programa ömrünüzün sonuna kadar sadık kalabilecek misiniz? Değilse, hiç zahmet etmeyin. Çünkü diyerti bıraktığınızda kilolarınız geri gelecek.

4. Sevdiğim, hazırlayabileceğim ve bütçeme uygun yemekler var mı?
Size önerilen diyet listesindeki yemekleri hazırlamak için mutfakta geçirecek yeterince zamanınız var mı? Yemeklerin yanında içmeniz tavsiye edilen bazı içecekleri tüketmek uzun vadede bütçenizi sarsacak mı? Bu sorulara olumlu cevap bulmaıyorsanız, incelediğiniz diyet reçetesi size uygun olmayabilir.

5. Ne kadar hızlı kilo vereceğim?
Yarım kilo yağ 3.500 kaloridir. Yani zayıflamak için çok fazla yağ yakmanız gerekiyor. Hızlı kilo verdiren diyetlerde genellikle yağ değil su kaybedersiniz. Özellikle diyete başlangıcın ilk evrelerinde hızlı kilo kaybı yaşanırsa, bunun vücudun su kaybından kaynaklandığını bilmelisiniz.

Diyet eğer bir kilo verme yarışıysa, tavşan gibi hızlı gitmek yerine kaplumbağa gibi yavaş ve istikrarlı olmanızı öneririz. Sizin ideal diyet reçeteniz de buna uygun olmalı.

6. Diyet programı kötü alışkanlıklarımla uyuşuyor mu?
En ideal diyet, size diyet yaptığınızı hissettirmeyen diyettir. “Diyete girmek” fikri insanı psikolojik olarak rahatsız eder ve yemek konusunda takıntı yaratabilir.

Televizyonun önünde saatlerce otururken bir şeyler atıştırmak, .yemek pişirirken bir şeyler atıştırmak veya çocuğunuzun sofrada bıraktığı yemeği bitirmek gibi alışkanlıklarınız varsa, bu alışkanlıklarınızı değiştirmeniz gerekebilir.

7. Sevdiğim yiyecekleri yemeye devam edebilecek miyim?
Bazı diyet reçetelerinde kesinlikle yasaklanmış yiyecekler listesi bulunur. Oysa insanlara “bu yemekleri yemeniz yasak” gibi kural empoze ettiğinizde, genellikle bu yiyecekleri yeme arzusunu tetiklemiş olursunuz. Eğer akşamları bir kadeh şarabınızı içmeden duramıyorsanız, veya arada bir tatlı yemeniz gerektiğini düşünüyorsanız, bunları yasaklayan bir diytet reçetesi size uygun değildir. Ama bir kadeh şarap veya ufak bir dilim kekle duramayıp devam eden tiplerdenseniz, belki de sizin ihtiyacınız olan şey ‘sıkı bir yasak’ da olabilir.

8. Küçük ama sürekli değişiklik söz konusu mu?
Bazı diyet programları belirgin değişiklikler vaat ederken bazıları ise bebek adımlarında gerçekleşecek bir değişim yaşayacağınızı söyler. İnsanın yaşam ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Yaşam ve beslenme tarzınızda ‘küçük’ ama istikrarlı değişiklikler öneren bir reçete sizin için daha uygun olacaktır.

9. Diyet reçetesi bir takım destek hapları veya detoks formülleri içeriyor mu?
Sağlıklı bir diyet programı, günlük multi-vitamin tabletleri dışında bir beslenme veya destek ilaç takviyesi içermez. Sağlıklı bir diyette, vücudun ihtiyacı olan mineral, vitamin ve proteinlerin besin maddelerinden zaten temin ediliyor olması gerekir. Doktor tavsiyesi ve doktor kontrolünde bir diyet izlemiyorsanız, ilave ilaç veya destek maddesi kullanmanız gereken bir diyet size göre değildir.

10. Diyet yaparken detaylı bir plan mı yoksa esnek bir plan mı istiyorsunuz?
Bazı insanlar, diyet listelerindeki yiyecek çeşitleri ve porsiyonların net bir şekilde tanımlanmış olmasını isterler. Bazıları ise kendi yiyecek listelerini kendileri oluşturmaktan yanadır. Her iki seçenekte de başarılı sonuçlar almak mümkündür.

Diyet planınızın sizi ihtiyacınız olan kalorilerden mahrum etmeyeceğini ve günlük yaşantınızda sizi halsiz bırakmayacağından emin olun.

Hayata dair 20 etkileyici gerçek

Sağlığınızla ilgili arkadaşlarınızın size gönderdikleri maillerden bilgi sahibi oluyorsanız daha bilmediğiniz çok şey var. Seks, beslenme ve alışkanlıklarınızla ilgili etkileyici gerçekler…

1. Burnunuzu tuzlu su ile temizlemek sizi sağlıklı kılar ve alerjiden korur. Bu Burunla ilgili sıkıntıları olanlar için uygun ve ucuz bir çözümdür.

2. Köpekler kanseri ve kan şekerinin düşük olduğunu koklayarak anlayabilir. Araştırmalar köpeklerin kişilerin nefesini koklayarak göğüs ve akciğer kanseri hastalarını tespit edebildiğini gösterdi.

3. Cornell Üniversitesi araştırmacıları mutfak kapısından girenlerin ön kapıdan girenlere göre yüzde 15 daha fazla yediklerini tespit etti.

4. Bilgisayar ekranından yayılan ışıkla bronzlaşmazsınız.

5. Obez insanlar ortalama olarak diğerlerine göre kıyafetlerine 485 $, uçak koltuğuna 828 $daha fazla ödüyor.

6. Sigara içenler geceleri içmeyenlere göre daha huzursuz uyuyor, kalkamıyor ve dinlenemiyor..

7. Mutfak lavabonuz banyo lavabonuzdan daha kirlidir. Mutfak lavabonuzun giderinde 500 binden daha fazla bakteri vardır.

8. Musluk, lavabo ve bulaşık süngerinde oldukça yoğun bulunurlar. Kirli bir bulaşık süngerinde 50 milyon civarındaki bakteri yaşayabilir. Doğrama tahtası, çatallar ve bardakları siz düşünün.

9. İngiltere'de 5 doktordan 4′ü yeterince egzersiz yapmıyor. Ağır çalışma koşulları, zamansızlık ya da motivasyon eksikliği onları egzersizden alıkoyan nedenler olarak belirtiliyor.

10. Karbonat dişlerinizi beyazlatır, sarımsak ayak mantarının tedavisine yardımcı olur ve bal akşamdan kalmışlığı alır.

11. Günlük süt ürünleri tüketmek zayıflamayı iki kat artırabilir.

12. Düzenli egzersiz ve yeterli uyku (çok fazla uyku değil) kadınlarda kanser riskini azaltabilir.

13. Ayna karşısında koşmak egzersizinizi daha hızlı ve kolay yapmanızı sağlar.

14. Ortamdaki, kişinin üzerine sinen sigara dumanı kokusu çocukların kansere yakalanma riskini artırır.

15. Suda, rüzgâra karşı yürümek, sırt çantası taşımak sadece yürümekten daha fazla kalori yakmanızı sağlar.

16. Seks uzmanları, kadınların yürürken orgazm isteklerinin arttığını belirtiyor.

17. Diğer bir araştırmada erkekler kırmızı giyen kadınları diğer renklerde giyinenlerden daha seksi buluyor.

18. Vitaminler yaşlı kadınları kanser ve kalp krizi riskinden korumuyor.

19. Bazı erkekler boşalmadan sonra ağrı, başarısı ya da aksırma sorunları yaşayabiliyor.

20. Yulaf ezmesi, turunçgiller ve bal seks yaşamınızın daha iyi olmasını sağlayabilir hatta üremeyi destekleyebilir.

Kanser aileyi tehdit ediyor

Çocukları kanser olan anne babaların, tedavi sürecinde karşılaşacakları sorunlar konusunda hazırlıksız olup birbirlerini anlayamamaları boşanmalara neden oluyor.

Çağın vebası olarak tanımlanan kanser kimi zaman çocukları da buluyor. İsmiyle korkutsa da gelişen tedavi olanaklarıyla başarı oranının yüzde 85’lere yükseldiği bilinen çocuk kanserleri bu yönüyle hasta ve hasta yakınlarına umut veriyor.

Buna karşın sabır ve dayanıklılık gerektiren bu tedavinin zor bir süreç olduğunu ve sürecin sonunda pek çok çiftin boşandıkları gerçeğiyle sık karşılaştıklarını söyleyen Kanserli Çocuklara Umut Vakfı’nın (KAÇUV) Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı ve Çocuk Hematoloji – Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İnci Yıldız, bu durumun nedenlerini anlatıyor.

Kabullenin!

Çocuklarında kanser olduğunu öğrenmek anne – babaya tam anlamıyla bir şok duygusu yaşatıyor. Aile böyle bir tanıdan şüphelense bile çocuklarına bu hastalığı kondurmak istemiyor. Prof. Dr. Yıldız, “Tanıyı öğrenen aile fertlerinin bir psikologdan destek alması ve bu zor günleri daha kolay atlatmaya çalışmaları en doğrusudur” diyor.

Kanser tedavisinin, özellikle çocuklarda iki yıla kadar uzayan, uzun, zahmetli ve çok büyük bölümü hastanede geçen bir süreç olduğunun unutulmaması gerekiyor.

Anneler bu süreci çoğunlukla hasta çocukları ile hastanede kalarak, babalarsa evde tek başlarına geçiriyor. Bu durum babaları hem hasta çocuklarından hem de eşlerinden uzak bırakıyor.

Bunun yanında maddi sıkıntılarla boğuşmak da sürecin zorlaşmasına yol açıyor ve ebeveynler arasında gerginliklere neden oluyor. Sıkıntılı süreç, çocuk hastaneden çıktıktan sonra da devam ediyor.

Anne bocalıyor

Tedavi sürecinde anneye gereğinden çok bağlanan çocuk hiçbir koşulda ondan ayrılmak istemiyor.

Çocuğun bu düşünce yapısı annenin kendini baskı altında hissetmesine neden olmakla birlikte bu duygular içinde bocalayan kadın çocuğunu kendisinden başka kimsenin koruyamayacağı düşüncesine kapılıyor. Bu nedenle çocuklarının hastalığıyla mücadele sürecinde anne – babanın birbirlerine zaman ayırmaları ve ara sıra da olsa hasta çocuklarını yakınlarına bırakıp, sürdürdükleri aile yaşantısının gereklerini yerine getirmeleri öneriliyor.

Prof. Dr. İnci Yıldız, birbirine çok bağlı anne ve babaların bile süreç sona erdikten sonra sıklıkla boşandıkları gerçeğine dikkat çekiyor.

Ailelere tavsiyeler

Psikolog Halil Yıldız ise çocuğu kansere yakalanan ailelere şu önerilerde bulunuyor:

- Öncelikle her iki bireyin de çocuklarının hasta olduğu gerçeğini kabul etmeleri gerekiyor. Bu hastalıkta tedavi sürecinin uzun olduğunu bilmeleri, kendilerini stresli ve sıkıntılı bir sürece hazırlamaları, stres halinin tahammül düzeylerini düşürüp tartışmalara neden olabileceğini unutmamaları büyük önem taşıyor.
- Hastalığın kabulünün ardından aynı amaç için çaba harcamak gerekiyor. Ebeveynlerden birinin hastalığı kabullenmeyerek hasta olan çocukla ilgilenmemesi önemli olumsuzluklara yol açıyor.
- Ailede değişimlere neden olacağı için uzmandan bilgi alınmasında yarar var.

Kadınların yaş dönümleriyle ilgili bilmeleri gerekenler

Kadınlar için öyle yaşlar vardır ki, merdiven buralara dayandı mı, oturup şöyle bir düşünmek gerekir. Genelde 18, 21, 30 ve 35 yaşlarının, dikkat edilmesi gerekenlerin başında geldiği bilinir. İşte size 17, 24, 28 ve 34 yaşlarıyla ilgili bilmeniz gereken her şey.

Cinselliğini keşfetmek
Yaşı otuzlarda olanlar, kendileri 17 yaşındayken nasıl bir yaşam tarzları olduğunu hatırlamaya çalışsınlar. Birçoğunuz erkeklerle bire bir karşı cins olarak tanışmamış, en azından yeni yeni ve utangaç ilişkiler içine girmeye başlamışsınızdır. Alkol, uyuşturucu ve seks, sabaha karşı eve gelmeler pek sık görülen şeyler değildi o zaman.

Oysa şimdi ilk gençliğini yaşayanlar, 14′lerine geldiler mi, yepyeni bir dünyanın kapılarını aralamaya başlıyorlar. 17′lerinde ise kendilerine göre hayatı epeyce öğrenmiş, anılarıyla bir kitabı doldurabilecek tipler oluveriyorlar. Bu nedenle 17 kritik bir yaş olarak görülüyor. 17 yaşındaki bir genç, sosyolojik anlamda reşit olmuş sayılıyor.

Kariyer ve kişilik
Bu yaşa gelen gençlere bıyık altından gülecekleri şeyler öğretmek, anlamsız nasihatler vermek yerine, daha önemli konulara değinmek gerekiyor; Doğum kontrolü, hastalıklardan korunma yöntemleri, uyuşturucudan uzak durma, illegal örgütlere üye olmama, ruh sağlığını bozmadan sağlıklı ilişkiler kurma gibi konular üzerinde durmak daha mantıklı görünüyor.

17 yaşındaki kızlar birer genç kadın gibi davranmaya başlıyorlar ama bu gerçekten de olgun bir birey oldukları anlamına gelmiyor. Gerçek anlamda olgunluk bu yaşlarda kendini gösteriyor. Artık arkadaş partilerinde, sızana kadar içip hiç tanımadığınız insanlarla geyik muhabbeti yapmak hiç de zevkli gelmemeye başlıyor.

Daha özel şeyler arıyorsunuz. Güzel bir restoranda yenilen yemekle içilen bir kadeh şarap size daha cazip gelmeye başlıyor. Ayrıca eğitiminize ve kariyerinize biraz daha önem vermeye başlıyorsunuz. Yaşadığınız gün yerine, yaşayacağınız günlerin tohumlarını ekmek çabası sarıyor sizi.

Üniversiteyi bitirmiş bir genç olarak, ikilemlere düşüyorsunuz. Aklınızdaki birçok fikirden hangisinin sizin için en iyi sonuçlar doğuracağını anlamak için harcıyorsunuz tüm enerjinizi. Bir yandan kariyer yapmak için sabırsızlanırken, diğer yandan kendinizi daha da geliştirmeniz gerektiğini biliyor ve zamanınızın aslında ne kadar da az olduğunu fark ediyorsunuz.

Şimdi ya da asla
Yaşam tarzınızı oturtmanız ve kimliğinizi belirlemeniz için son dönem. Karmaşaya, vakit kaybına, yanlış kararlara zamanınız yok. Kariyerinizi planlamanız, ilişkilerinizi gözden geçirmeniz, hele bir de çocuk istiyorsanız, hayatınızı paylaşacak karşı cinsi bulmanız için acele etseniz iyi olur. Hayat bir anlamda yeni başlıyor ama bir anlamda da gemi kalkmak için son düdüklerini öttürüyor.

Yeni hayatın getireceklerine karşı hazır ve dayanıklı olun. Bir sabah kalkıp hayatınızın hiç de ilginç ve heyecan verici olmadığına karar verirseniz, değişiklik yapmak için geç kalmış olabilirsiniz. Bunun için 29′unuzda, hayatınızım geri kalanının mutlu ve huzurlu geçirmek için hazırlık yapmalısınız. Hayatınızda biri varsa, o kişinin sizin için ne kadar önemli olduğuna karar vermekle başlayın işe. Eğer hiçbir özel ilişkiniz yoksa o zaman bunun nedenlerini araştırmaya başlayın. Artık hayatınızın özel olan kısmı hakkında ayağı yere basan kararlar verseniz iyi olur. Ayrıca kariyerinize son şekli vermek konusunda da son kararlarınızı alın. Gerçekten ne yapmak istiyorsunuz, yaptığınız işte nereye gelmek istiyorsunuz, ne kadar kazanmayı planlıyorsunuz? Bu tür sorulara çoktan cevap vermiş ve yolunuzu ona göre çizmiş olmalısınız.

Hayata sahip olmak
34 yaşına geldiğinizde aklınızdan şu düşünceler geçsin istemezsiniz değil mi? 'Bir hayatım var mı?', 'Bir hayatım yok mu?', 'Benim hayatım bu mu?' Bu, sık sık karşılaşılan bir durum. 34 yaşına gelmiş bir kadının, kafasını durmadan bu sorularla doldurması ve çevresindeki herkesi de kendisiyle birlikte bunalıma sürüklemesi hiç de az rastlanır bir durum değil. Hayatın ne kadar da kısa olduğunun fark ettiğimiz bir yaş 34. Az zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmek zorunda hissederiz kendimizi. En iyi kararları almak, en iyi ilişkiler kurmak, en iyi işe, arabaya ve eve sahip olmak.

Sonra birden panik başlar
Eğer bir an önce kendinizi toplamazsanız, bu yaş sınırları içinde hem kendinizle hem de çevrenizdekilerle bol bol kavga eder, hatta bir de boşanma olayı yaşayabilirsiniz. Öncellikle mükemmel olmak zorunda olmadığınızı anlamalısınız.

Elbet hatalarınız olacak! Sırf sizin değil, herkesin hataları vardır. 34 yaşına geldiğinizde, mükemmellik aramak yerine, hatalarınızla mutlu olmayı öğrenmeniz gerek aslında tüm yaş günümüzde tekrar tekrar bunu düşünmeliyiz. Hepimiz insanız ve kendimizi, çevremizdekileri ve yaşamı sevmek zorundayız.

Romatizma kadınlarda daha sık görülüyor

Uzmanlar, yapılan araştırmalarla romatizmanın tek başına bir hastalık olmadığının, çok sayıda hastalığı kapsayan bir tanımı olduğunun tespit edildiğini belirtiyor.

Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taşkın Şentürk, stresin romatizmayı ağırlaştırabildiğini, ağrının derecesini etkileyebildiğini söyledi.

Prof. Dr. Şentürk, yaptığı açıklamada, romatizmanın tek başına bir hastalık olmadığını, çok sayıda hastalığı kapsayan bir tanımı olduğunu ifade etti.

200’den fazla romatizmal hastalık bulunduğunu ancak bunları genel olarak 3 grupta topladıklarını belirten Prof. Dr. Şentürk, bazı romatizma türlerinde mikroplar veya onun sonuçlarının hastalığa neden olabildiğine dikkati çekti.

Yaş, cinsiyet, kalıtım, meslek, travmalar, psikolojik faktörler, eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık, damar yapısını bozan sigara kullanımının hastalığı tetikleyen faktörler olduğunu kaydeden Şentürk, hastalığın çocukluk çağında da görülebildiğini, yaş ilerledikçe hastalık sıklığının arttığını söyledi.

Kadınlarda 3 kat daha sık görülüyor

Temelde yumuşak doku romatizması dışında iltihabi romatizmal ve iltihabi olmayan romatizmal hastalıklar bulunduğunu söyleyen Şentürk, şöyle konuştu:
“Romatizmal hastalık vücudun her yerini tutar. Halk dilinde ’iltihaplı romatizma’ olarak bilinen Romatoid Artrit (RA) en sık görülen iltihabi eklem hastalığıdır. Yaklaşık 100 kişiden 1’inde görülür. Nadiren birkaç hafta veya ay sürebilir ancak genellikle ömür boyu devam edebilen bir hastalıktır. Kadınlarda erkeklere oranla 3 kat daha sık görülür. En sık 20-50 yaşlarında görülmekle birlikte çocuklarda ve gençlerde de görülebilir.

RA’nın ilk birkaç yılda kemiklerde hasara yol açtığına inanılmaktadır. Bu nedenle hastalığın erken tanı ve tedavisi büyük önem taşımaktadır. Eklemlerde şişlik olan kişiler RA taraması için mutlaka hekime başvurmalıdır. Romatizmal hastalıkların özellikle erken dönemde tanısı güç olabilir ve hastanın bir süre izlenmesi gerekebilir.”

RA tedavisinde istirahat ve egzersiz, stres azaltma, sağlıklı beslenme, ilaç tedavisi, cerrahi uygulama, rutin izleme ve bakımın devamlılığın çok önemli olduğunu bildiren Prof. Dr. Şentürk, “Ağrı ve fiziksel sınırlanmaya yol açan bu hastalık nedeniyle endişe, kızgınlık ve düş kırıklığı hissedilebilir, bu da stres düzeylerini artırabilir. Stres RA’nın direkt nedeni değildir ancak bazen stres hastalığı ağırlaştırabilir veya hissedilen ağrının derecesini etkileyebilir.” dedi.

Bazı hastaların ağrılarını hava durumuyla ilişkilendirdiğini kaydeden Şentürk, “Hasta, hava durumundaki değişiklikleri hisseder ve yakınmalarının kötüleştiğini söyler. Ancak özel bir iklimin RA etkilerinden koruyabildiğine veya onun etkilerini azaltabildiğine dair kanıt yoktur” dedi.

Herhangi özel bir besin maddesinin RA’lı hastalara faydalı veya zararlı olduğuna dair anlamlı bir kanıt bulunmadığını belirten Prof. Dr. Şentürk, “Bazı çalışmalar, bazı balıklarda bulunan Omega-3 yağ asitlerinin RA hastalığındaki iltihabı azalttığını göstermiştir” dedi.