Erkek Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erkek Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2013 Pazartesi

Erkeklerin de kadınsı yanları var!

İşte erkeklerin feminen yanlarında bazıları... 

Onlar da aşkı önemsiyor
İlişkiye daha fazla değer veren ve onu hayatının merkezi haline getiren taraf her ne kadar hala kadın gibi görünse de erkeklerin, sevgililerinin telefonunu beklemek için arkadaşlarına bir bahane uydurup dışarı çıkmamaları artık hiç de seyrek rastlanan bir durum değil. Aynı şekilde bunu pek kimseyle paylaşmasalar da ilişkideki sorunları en az kadınlar kadar kafalarına takıyor, nasıl davranmaları ve konuşmaları gerektiği konusunda tereddütler yaşıyor, kız arkadaşlarının söylediği bir sözün ne anlama gelebileceği konusunda fikir yürütüyorlar. Peki bu değişimin sebebi ne? Aslında çok basit: Erkekler eskiden büyük arkadaş grupları kurar, sık sık buluşur, zamanlarının çoğunu birbirleriyle geçirir ve duygusal ilişkilerini hayatlarının merkezine koymazlardı. Ama artık zaman değişti, modern yaşamın hızlı temposu içinde daha küçük arkadaş grupları kuruluyor, daha seyrek görüşülüyor, bir anlamda daha yalnız kalınıyor ve bu da erkekler için ikili ilişkilerin önemini artırıyor. Dolayısıyla aşk gelip öncelikler listesinin en üst sırasına oturuveriyor.

Onlar da dış görünüşlerine önem veriyor
Erkeklerin ellerine geçeni giydikleri, nasıl göründüklerine zerre kadar önem vermedikleri, kadınların güzellik tutkusuna alayla baktıkları günler çok gerilerde kaldı. Modern erkek sadece giyimine kuşamına değil, örneğin saç ve cilt bakımına da büyük özen gösteriyor. Kozmetik sektörü artık onlara da bir sürü seçenek sunuyor. Tek tip erkek modası çoktan tarihe karıştı, herkes kendi tarzını yaratabiliyor. Yani artık tıpkı kadınlar gibi erkekler de imaj peşindeler ve bu imajın içinde sadece kıyafetler değil, tercih edilen parfümden kullanılan çakmağa kadar bütün bir stil var.

Onlar da alışverişi seviyor
Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar, her kadının içinde de bir alışveriş canavarı... Peki erkeklerin de alışverişten hoşlandıklarını söylesem, ne dersiniz? Alışverişten tiksinen, mağazalarda resmen kalbi sıkışan er kek arkadaşımı yurtdışında bir mağazada reyondan reyona koşup tişört üstüne ti şört denerken gördüğümde aklını oynattı ğını düşünmüştüm. Fakat sonradan, erkeklerin içindeki alışveriş canavarını uyandır mak için farkında olmadan harika bir yol keşfettiğini anladım. Aslında mesele şu: Biz kadınlar alışveriş konusunda müthiş bir deneyime sahibiz, sabırlı ve tecrübeliyiz, aradığımızı bulmak için onlarca mağazayı tek tek dolaşabilir, yüzlerce kıyafeti giyip çıkarabilir, kesinlikle yorulmaz ve bıkmayız. Ama erkek milleti, bütün bu özellikler den yoksun. Dolayısıyla eğer sevgilinizin alışverişte size eşlik etmesini istiyorsanız, onun tarzına uygun, hoşuna gidebilecek kı yafetler satan mağazaları önceden tespit edip onu kapıdan içeri sokmanız yeterli. Böylece kendini zaman kaybediyormuş gi bi hissetmeyecek, elinde paket ve torba larla mağazadan çıktığında size minnettar kalıp istediğiniz yere bakmanıza, istediği niz elbiseyi denemenize izin verecektir.

Onlar da dedikodu yapıyor
Daima ketumluklarıyla övündükleri ve karşı cinsi açıkağızlılıkla suçladıkları halde aslında erkekler de en az kadınlar kadar dedikoducular. Aramızdaki tek fark, onların bu dedikoduculuklarını büyük bir ustalıkla gizlemeleri... Tabii erkekler arasındaki dedikodu konularının farklı olduğunu da belirtmek gerek. Örneğin kadınlar daha çok diğer kadınla rın dış görünüşleri, aşkları, yakışıksız dav ranışları ve kötü huyları konusunda dedi kodu yaparken erkekler başka erkeklerin mesleki başarılarını ve seks performansla rını dillerine doluyorlar.

Onlar da bebek sahibi olmak istiyor
"Çocuk da yaparım, kariyer de..." şarkısını neden erkekler de mırıldanıyorlar sanıyorsunuz? Üstelik onlar için bu ikisini bir arada yapmak hiç de zor değil. Evlenmek ve bir aile kurmak her ne kadar kadının düşlerinin bir parçası gibi görünse de erkekler de bu hayali paylaşıyorlar, ama küçük bir farkla: On lar aile kurmak için acele etmiyor, belli bir yaşa gelince kendilerini geç kalmış gibi hissetmiyorlar. Her ne kadar ara sıra tersi örneklere rastlansa da çoğu erkek önce iş hayatında başarılı olmak için çaba gösteriyor ve bu zaman zarfında ciddi ve uzun bir bir liktelik yaşasa bile adımlarını yavaş atmayı tercih ediyor. Fakat ne olursa olsun günün birinde baba olmak, erkeklerin önem li isteklerinden biri...

19 Kasım 2013 Salı

Erkeklerin de kadınsı yanları var!

İşte erkeklerin feminen yanlarında bazıları... 

Onlar da aşkı önemsiyor
İlişkiye daha fazla değer veren ve onu hayatının merkezi haline getiren taraf her ne kadar hala kadın gibi görünse de erkeklerin, sevgililerinin telefonunu beklemek için arkadaşlarına bir bahane uydurup dışarı çıkmamaları artık hiç de seyrek rastlanan bir durum değil. Aynı şekilde bunu pek kimseyle paylaşmasalar da ilişkideki sorunları en az kadınlar kadar kafalarına takıyor, nasıl davranmaları ve konuşmaları gerektiği konusunda tereddütler yaşıyor, kız arkadaşlarının söylediği bir sözün ne anlama gelebileceği konusunda fikir yürütüyorlar. Peki bu değişimin sebebi ne? Aslında çok basit: Erkekler eskiden büyük arkadaş grupları kurar, sık sık buluşur, zamanlarının çoğunu birbirleriyle geçirir ve duygusal ilişkilerini hayatlarının merkezine koymazlardı. Ama artık zaman değişti, modern yaşamın hızlı temposu içinde daha küçük arkadaş grupları kuruluyor, daha seyrek görüşülüyor, bir anlamda daha yalnız kalınıyor ve bu da erkekler için ikili ilişkilerin önemini artırıyor. Dolayısıyla aşk gelip öncelikler listesinin en üst sırasına oturuveriyor.

Onlar da dış görünüşlerine önem veriyor
Erkeklerin ellerine geçeni giydikleri, nasıl göründüklerine zerre kadar önem vermedikleri, kadınların güzellik tutkusuna alayla baktıkları günler çok gerilerde kaldı. Modern erkek sadece giyimine kuşamına değil, örneğin saç ve cilt bakımına da büyük özen gösteriyor. Kozmetik sektörü artık onlara da bir sürü seçenek sunuyor. Tek tip erkek modası çoktan tarihe karıştı, herkes kendi tarzını yaratabiliyor. Yani artık tıpkı kadınlar gibi erkekler de imaj peşindeler ve bu imajın içinde sadece kıyafetler değil, tercih edilen parfümden kullanılan çakmağa kadar bütün bir stil var.

Onlar da alışverişi seviyor
Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar, her kadının içinde de bir alışveriş canavarı... Peki erkeklerin de alışverişten hoşlandıklarını söylesem, ne dersiniz? Alışverişten tiksinen, mağazalarda resmen kalbi sıkışan er kek arkadaşımı yurtdışında bir mağazada reyondan reyona koşup tişört üstüne ti şört denerken gördüğümde aklını oynattı ğını düşünmüştüm. Fakat sonradan, erkeklerin içindeki alışveriş canavarını uyandır mak için farkında olmadan harika bir yol keşfettiğini anladım. Aslında mesele şu: Biz kadınlar alışveriş konusunda müthiş bir deneyime sahibiz, sabırlı ve tecrübeliyiz, aradığımızı bulmak için onlarca mağazayı tek tek dolaşabilir, yüzlerce kıyafeti giyip çıkarabilir, kesinlikle yorulmaz ve bıkmayız. Ama erkek milleti, bütün bu özellikler den yoksun. Dolayısıyla eğer sevgilinizin alışverişte size eşlik etmesini istiyorsanız, onun tarzına uygun, hoşuna gidebilecek kı yafetler satan mağazaları önceden tespit edip onu kapıdan içeri sokmanız yeterli. Böylece kendini zaman kaybediyormuş gi bi hissetmeyecek, elinde paket ve torba larla mağazadan çıktığında size minnettar kalıp istediğiniz yere bakmanıza, istediği niz elbiseyi denemenize izin verecektir.

Onlar da dedikodu yapıyor
Daima ketumluklarıyla övündükleri ve karşı cinsi açıkağızlılıkla suçladıkları halde aslında erkekler de en az kadınlar kadar dedikoducular. Aramızdaki tek fark, onların bu dedikoduculuklarını büyük bir ustalıkla gizlemeleri... Tabii erkekler arasındaki dedikodu konularının farklı olduğunu da belirtmek gerek. Örneğin kadınlar daha çok diğer kadınla rın dış görünüşleri, aşkları, yakışıksız dav ranışları ve kötü huyları konusunda dedi kodu yaparken erkekler başka erkeklerin mesleki başarılarını ve seks performansla rını dillerine doluyorlar.

Onlar da bebek sahibi olmak istiyor
"Çocuk da yaparım, kariyer de..." şarkısını neden erkekler de mırıldanıyorlar sanıyorsunuz? Üstelik onlar için bu ikisini bir arada yapmak hiç de zor değil. Evlenmek ve bir aile kurmak her ne kadar kadının düşlerinin bir parçası gibi görünse de erkekler de bu hayali paylaşıyorlar, ama küçük bir farkla: On lar aile kurmak için acele etmiyor, belli bir yaşa gelince kendilerini geç kalmış gibi hissetmiyorlar. Her ne kadar ara sıra tersi örneklere rastlansa da çoğu erkek önce iş hayatında başarılı olmak için çaba gösteriyor ve bu zaman zarfında ciddi ve uzun bir bir liktelik yaşasa bile adımlarını yavaş atmayı tercih ediyor. Fakat ne olursa olsun günün birinde baba olmak, erkeklerin önem li isteklerinden biri...

24 Ekim 2013 Perşembe

Erkeklik soyu kurtuldu

Erkeği erkek yapan Y kromozomunun sağlam çıktı

Amerikalı araştırmacılar açısından tehlike geçti; Erkeğin soyu tükenmeyecek. Genetik yapı üzerinde yapılan deneylere göre erkeklik cinsiyetini belirleyen Y kromozomu sanıldığından da dayanıklı çıktı. İnsanın atası sayılan yaratıkların milyonlarca yıl boyunca Y kromozomu üzerinde yoğun erozyona uğradıkları kanıtlanmıştı. Son araştırmalar 25 milyon yıldır kromozom yapısında kayda değer değişiklik olmadığını gösterdi.

X kromozomunun aksine, sadece erkekte bulunan Y kromozomu evrim sürecinde dejenerasyona uğrayıp genetik kodlarının önemli bölümünü kaybetmişti. Kadınlık kromozomunda bin 200 gen bulunurken, Y kromozomunda, aralarında sperm üretimini yönlendireninin de bulunduğu 200 kadar gen kalmış.

Bu gözlemlerin ışığında üretilen teoriye göre, Y kromozomunun önümüzdeki on milyon yılda kalan genlerinden de olup tamamen kaybolması gerekiyordu. Mutat beklentilerin aksine araştırmacılar, milyonlarca yıl sonra da cinsiyet ayrımının kalacağını ve erkeklerin taşıdığı Y kromozomunun özelliklerinin yerini cinsiyetleri ayıran başka belirgin farkların alacağını tahmin ediyorlar.

Kaybolan Y kromozomu teorisi, Massachusetts Istitute of Technology öğretim üyelerinden Profesör Jennifer Hughes ve arkadaşları tarafından çürütüldü. Bu ekibin yaptığı çalışma, Y kromozomunun yakın geçmişte sadece evrimsel genç genlerinden kayba uğradığını ortaya çıkardı. Genetik yapının büyük bölümündeki gen kaybı ise 25 milyon yıl önce hemen hemen durma noktasına geldi. “Nature” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre Y kromozomundaki bazı genlerin fonksiyonunu tamamen kaybettiği ve belirleyici olmaktan çıktığı da kanıtlanmış bulunuyor.

ŞEMPANZE VE RESUS MAYMUNUYLA KROMOZOM KIYASLAMASI
Araştırmacılar insandaki Y kromozomunu inceledikleri araştırmalarında erkeklerdeki kromozomu şempanze ve resus maymununun aynı kromozomuyla kıyasladı. Amaçları, Y kromozomunun sonunu ilan eden teorideki gibi her üç canlının da aynı gen erozyonuna uğrayıp uğramadığını ortaya çıkarmaktı. Hughes ve çalışma arkadaşları bu teoriyi destekleyen bir bulguya rastlamadı ve ‘kök gen kaybının önce hızla ilerleyip zamanla yavaşlayarak neredeyse durma noktasına geldiğini' belgeledi.

Y kromozomundaki gen yapısının, evrimin insanı resus maymunundan ayırmasından önce ‘istikrara kavuştuğu' ve Y kromozomundaki genlerin sadece yüzde 3'ünün resustan insana geçiş sırasında kaybolduğu, kaybolanların yerine de insanda farklı özelliklere sahip yeni genlerin oluştuğu da, Amerikalı araştırmacılar tarafından ortaya çıkarıldı.

SEKSTE ÇEŞİTLİLİK EVRİMİ HIZLANDIRIYOR
Resusun da dahil olduğu uzun kuyruklularla insan arasındaki evrim farkı 25 milyon yılı buluyor. İnsanla şempanze arasındaki evrim farkı ise 6 milyon yıl. Y kromozomu açısından insanla şempanze arasındaki farklğlk, insanla resus maymunu arasındaki farklılıktan çok daha fazla. Araştırmalarda, resus maymununda saptanan beş kök geninin evrim sürrecinde şempanzede kaybolduğu insanda ise olduğu gibi muhafaza edildiği de ortaya çıkarılmış.

Şempanze çiftleşmede çok sık partner değiştirdiği için sperm rekabetinin arttığı ve çok eşliliğin bu neslin evrimini hızlandırdığı da Hughes'in teoremleri arasında. Bu tahmin, Y kromozomundaki bazı genlerin sperm üretiminde belirleyici olmasına dayandırılıyor.

DW Türkçe

Erkeklik soyu kurtuldu

Erkeği erkek yapan Y kromozomunun sağlam çıktı

Amerikalı araştırmacılar açısından tehlike geçti; Erkeğin soyu tükenmeyecek. Genetik yapı üzerinde yapılan deneylere göre erkeklik cinsiyetini belirleyen Y kromozomu sanıldığından da dayanıklı çıktı. İnsanın atası sayılan yaratıkların milyonlarca yıl boyunca Y kromozomu üzerinde yoğun erozyona uğradıkları kanıtlanmıştı. Son araştırmalar 25 milyon yıldır kromozom yapısında kayda değer değişiklik olmadığını gösterdi.

X kromozomunun aksine, sadece erkekte bulunan Y kromozomu evrim sürecinde dejenerasyona uğrayıp genetik kodlarının önemli bölümünü kaybetmişti. Kadınlık kromozomunda bin 200 gen bulunurken, Y kromozomunda, aralarında sperm üretimini yönlendireninin de bulunduğu 200 kadar gen kalmış.

Bu gözlemlerin ışığında üretilen teoriye göre, Y kromozomunun önümüzdeki on milyon yılda kalan genlerinden de olup tamamen kaybolması gerekiyordu. Mutat beklentilerin aksine araştırmacılar, milyonlarca yıl sonra da cinsiyet ayrımının kalacağını ve erkeklerin taşıdığı Y kromozomunun özelliklerinin yerini cinsiyetleri ayıran başka belirgin farkların alacağını tahmin ediyorlar.

Kaybolan Y kromozomu teorisi, Massachusetts Istitute of Technology öğretim üyelerinden Profesör Jennifer Hughes ve arkadaşları tarafından çürütüldü. Bu ekibin yaptığı çalışma, Y kromozomunun yakın geçmişte sadece evrimsel genç genlerinden kayba uğradığını ortaya çıkardı. Genetik yapının büyük bölümündeki gen kaybı ise 25 milyon yıl önce hemen hemen durma noktasına geldi. “Nature” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre Y kromozomundaki bazı genlerin fonksiyonunu tamamen kaybettiği ve belirleyici olmaktan çıktığı da kanıtlanmış bulunuyor.

ŞEMPANZE VE RESUS MAYMUNUYLA KROMOZOM KIYASLAMASI
Araştırmacılar insandaki Y kromozomunu inceledikleri araştırmalarında erkeklerdeki kromozomu şempanze ve resus maymununun aynı kromozomuyla kıyasladı. Amaçları, Y kromozomunun sonunu ilan eden teorideki gibi her üç canlının da aynı gen erozyonuna uğrayıp uğramadığını ortaya çıkarmaktı. Hughes ve çalışma arkadaşları bu teoriyi destekleyen bir bulguya rastlamadı ve ‘kök gen kaybının önce hızla ilerleyip zamanla yavaşlayarak neredeyse durma noktasına geldiğini' belgeledi.

Y kromozomundaki gen yapısının, evrimin insanı resus maymunundan ayırmasından önce ‘istikrara kavuştuğu' ve Y kromozomundaki genlerin sadece yüzde 3'ünün resustan insana geçiş sırasında kaybolduğu, kaybolanların yerine de insanda farklı özelliklere sahip yeni genlerin oluştuğu da, Amerikalı araştırmacılar tarafından ortaya çıkarıldı.

SEKSTE ÇEŞİTLİLİK EVRİMİ HIZLANDIRIYOR
Resusun da dahil olduğu uzun kuyruklularla insan arasındaki evrim farkı 25 milyon yılı buluyor. İnsanla şempanze arasındaki evrim farkı ise 6 milyon yıl. Y kromozomu açısından insanla şempanze arasındaki farklğlk, insanla resus maymunu arasındaki farklılıktan çok daha fazla. Araştırmalarda, resus maymununda saptanan beş kök geninin evrim sürrecinde şempanzede kaybolduğu insanda ise olduğu gibi muhafaza edildiği de ortaya çıkarılmış.

Şempanze çiftleşmede çok sık partner değiştirdiği için sperm rekabetinin arttığı ve çok eşliliğin bu neslin evrimini hızlandırdığı da Hughes'in teoremleri arasında. Bu tahmin, Y kromozomundaki bazı genlerin sperm üretiminde belirleyici olmasına dayandırılıyor.

DW Türkçe

23 Ekim 2013 Çarşamba

Alınan Her Kilo ile Kısırlaşıyoruz

Türkiye’de erkeklerin yüzde 21’ini kadınların ise yüzde 42’sini tehdit eden obezite kısırlık nedenleri arasında yer alıyor. 

EuroFertil Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, çocuk sahibi olamayan çiftlerde incelenen noktalardan birinin kilo problemi olduğunu söyleyerek, “Obezite adet düzensizliğinin yanı sıra yumurtlama problemine sebep oluyor. Dolayısıyla doğal yolla gebelik oluşmasını engelliyor” dedi. Fazla sayıdaki yağ hücresinin ostrojen dengesini bozduğunu, yüksek miktardaki ostrojenin ise yumurtlamayı engellediğini ifade eden Dr. Özörnek, şu bilgileri verdi:

“Yüksek vücut kütle indeksi lokal endokrin ve metabolik bozukluk yaparak küçük yani olgunlaşma problemi olan yumurta gelişimesine sebep olur. Artan kilo ile gelişen hiperandrojenizm (vücutta testosteron gibi erkeklik hormonlarının artması) ve yumurtlama bozukluğu doğal gebelik şansını düşürür. Gebe kalmak için en ideal vücut kütle endeksi 21 - 29 dur. Yapılan çalışmalarla obez kadınların yüzde 5 oranında kilo kaybetmesiyle adet düzensizliği vakaların yüzde 60’ında bu problemin ortadan kalktığı ve adetlerin tekrar düzene girdiği belirlenmiştir.”

Şişman Erkekler de Tehlikede!

Dr. Özörnek şişmanlığın sadece kadınları değil, erkekleri de etkilediğine dikkat çekti. Yapılan çalışmaların şişman erkeklerin sperm kalitelerinin düştüğünü belirten Dr. Özörnek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yapılan çalışmalarda şişman erkeklerde sperm kalitesinde düşüklükler olduğu tespit edilmiştir. Normalde erkeklerde yağ dokusundan ostrojen hormonu az miktarda salgılanmaktadır. Obez erkeklerde yağ dokusunda testesteronun östrojene dönüşmesi artar ve dolayısıyla testesteron azalır ve buna bağlı olarak da sperm kalitesi düşer.  Fazla kilosu olan erkeklerde hormon düzensizlikleri ideal kiloya sahip olanlara göre daha yüksektir.
Tüp bebek yaptıracak hastalarda ise obezite yumurtalık cevabını azaltır, yüksek doz ilaca gereksinim olur, tedavi süresini uzatır, gelişen yumurta sayısı azdır ve tedavinin yarıda kalma ihtimalini arttırır. Obez insanların bebeklerinde genetik anormallik ihtimali arttığı için, düşük olasılığı artar. Tüm bunların yanında gebelik komplikasyonlarını arttırır, kısaca sağlıklı canlı doğum oranını azaltır.”

Gebelik planlayan bir bayanın meyve, sebze, karbonhidrat ve etin dengede olduğu bir diyet uygulamasını öneren Dr. Hakan Özörnek, bunun yanı sıra günlük kalori alımının normal vücut kilosunu koruyacak şekilde ayarlanması gerektiğini ifade etti.

6 Eylül 2013 Cuma

Erkekler; Kısırlığa Dikkat!

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin korkulu rüyası olan kısırlık, toplumumuzda her 6 -7 evlilikten birinde görülüyor. 

Türkiye’de her yıl 600 bin civarında evlilik gerçekleşiyor ve yılda yaklaşık 90 bin çift kısırlık sorunuyla karşılaşıyor. İşte erkeklerin kısırlığa karşı dikkat etmesi gereken 7 faktör:

1. Dar giyinmek: Dar giysiler vücuttaki ısı derecesini değiştiriyor. Isı değişimi ve kan dolaşımı azaldığı için de erkeklerde sperm sayısı düşüyor.

2. Sigara kullanımı: Çeşitli bilimsel çalışmalarla sigaranın kesin zararlı etkileri ispat edilmiştir ve özellikle sorunu olan hastaların kesinlikle sigarayı bırakmaları öneriliyor. Ayrıca sigara içilen ortamlarda bulunmak havada bulunan zehirli maddelerin solunum yoluyla alınmasını sağladığından sperm üretimini olumsuz etkiliyor.

3. Alkol kullanımı: Haftada 60 ml. üzeri alkol kullanımı sperm üretimini olumsuz yönde etkiliyor.

4. Fast food: Yüksek kolesterol, spermin zar yapısını bozduğu için döllenme yeteneğini azaltır ve kısırlığa neden olabilir. Bu nedenle özellikle "Fast Food" denilen aşırı yağlı, kolesterolü artırıcı gıdalardan uzak durmak gerekir.

5. Çalışma ortamı: İşi gereği zirai ilaçlarla yakın temas halinde bulunan kişilerde de kısırlık oranı yüksek. Bu kişilerin önlem olarak çalışırken, bir maske ile ağızlarını kapatmaları, ilaçları solunum yoluyla alınarak zararlı olmalarını engeller. Bu grup genellikle çitçilerden oluşur.

6. Aşırı sıcak: Aşırı sıcak her zaman sperm üretimini olumsuz etkiler. Kısırlık sorunu ile karşı karşıya olan erkeklere kesinlikle, sıcak su banyoları ya da saunaları tavsiye etmeyiz.

7. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar: Erkek genital organlarında zarara yol açan bazı enfeksiyonlar sperm ilerlemesini (kanalları tıkayarak veya sperm hareketliliğini azaltarak) olumsuz yönde etkilediği için kısırlığa neden olabiliyor.

5 Eylül 2013 Perşembe

Kısırlığın Cinsiyeti Var mı?

Toplumun yüzde 20’si erkeğe ve kadına bağlı sebeplerden dolayı doğal yolla gebe kalamıyor ve bu durumdan kadın sorumlu tutuluyor. 

Oysa bir yıl boyunca korunmadan düzenli ilişkiye giren ve çocuk sahibi olamayan çiftlerin, kısırlık nedenlerinin yüzde 35’inin kadından, yüzde 30’unun erkekten, yüzde 15’nin ise bilinmeyen sebeplerden kaynaklandığı belirtiliyor.

Çocuk sahibi olamayan kadın ve erkeklerin yüzdelik oranlarının birbirine yakın olmasına rağmen, toplumsal baskının özellikle kadınlara yapıldığını belirten Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, kadının çok değerli olduğunu ve döllenme sürecinde kadının büyük sorumluluk taşıdığını belirtiyor. Gebelikte kadının, yumurtayı üreten, yumurtayı transfer eden, yumurtayı tutan daha çok sistemleri olduğunun altını çizen Op. Dr. Partalcı, kısırlığı ve nedenlerini karşılaştırmalı olarak açıklıyor.

Erkeğin spermlerinin döllenme işlemini yapabilmesi için en az 20 milyon civarında olması gerektiğine değinen Op. Dr. Partalcı, bu sayıda üretilen spermlerin bozuk olmasının (hareketsiz veya şeklinin değişik olması) yumurtaya ulaşmayı engellediğini ve gebelik oluşturmaya yeterli olmadığını belirtiyor. Erkek kısırlığı nedenlerinin sperm sayısı ve kalitesinin kötü, kanallarının tıkalı olması nedeniyle oluştuğunu söylüyor. Op. Dr. Partalcı, kısırlık oluşturan faktörlerin ise; herhangi bir yaşta geçirilen iltihabi ve ateşli hastalık, hormonal bozukluklar, çevresel faktörler, kanser tedavisi için kullanılan ışın ve ilaçlar olduğunun altını çiziyor.

Başlıca Sorun Yumurtlama Bozuklukları

Op. Dr. Serhat Partalcı; kadın kısırlığının, erkeğe göre daha fazla sebebinin bilindiğini söylüyor. En sık görülen kısırlık nedeninin yumurtlama bozukluklarından kaynaklandığını belirten Op. Dr. Partalcı, şu bilgileri veriyor.

"tüplerin tıkalı olması yumurta ve spermin buluşmasını engelliyor. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve tüplerin fonksiyonel bozuklukları kısırlığa neden oluyor. Rahim içini döşeyen dokunun (Endometriyum) rahim dışında gelişmesi ve yumurtalıklara yerleşerek kist oluşturması gebeliği önlüyor. Rahim ağzının yetersizliği, doğumsal bozukluklar, yapışık olması ve tümörler hamileliğin önündeki en önemli etkenleri oluşturuyor."

Sebebi Psikoloji de Olabilir

Op. Dr. Serhat Partalcı; bütün bunların yanı sıra kadın ve erkek için her şey yolunda görünse bile günümüzde tıbbın olanakları ile henüz nedeni belirlenemeyen kısırlık olduğunu söylüyor. Nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında rol oynayan etkenlerin psikolojik olabileceğini, özellikle stresin kadın üreme sistemi ve hormon dengesi üzerinde olumsuz etkiler yapabileceğini vurgulayan Op. Dr. Partalcı, evlenen çiftler bir yıl boyunca düzenli ilişkiye girmelerine rağmen doğal yolla çocuk sahibi olamıyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmaları gerektiğini tavsiye ediyor.

13 Ağustos 2013 Salı

Doğum Kontrol Yönteminde Sıra Erkeklerin

Ülkemizde gebelik istemeyen çiftler, doğum kontrol yöntemi için kadının korunmasına ağırlık verirken, yurtdışında erkeklerin tüplerinin bağlanması yöntemi gün geçtikçe yaygınlaşıyor. 

Bu yöntem, kadını psikolojik açıdan rahatlatırken, azalan gebe kalma korkusu çiftlerin cinsel yaşam kalitesini de artırıyor.

Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı; erkeklerde doğum kontrolü yöntemi olan vazektominin (erkeklerin tüplerinin bağlanması) çocuk istemeyen çiftler için çok etkili bir yöntem olduğunu belirtiyor. Erkekte tüplerin bağlanmasının doğum kontrolü açısından faydalı ve azalan gebe kalma korkusu ile cinselliğin kalitesini artıran bir yöntem olduğunu vurguluyan Dr. Partalcı, aile planlaması çerçevesinde birçok doğum kontrol yöntemi kullanıldığını, geleneksel ve modern yöntemler olarak iki gruba ayrıldığını belirtiyor. Partalcı, ülkemizde modern yöntemlerden geri dönüşümlü, geri dönüşümsüz, hormonlu, hormonsuz olarak spiral (rahim içi araç), prezervatif, doğum kontrol haplarının, geleneksel yöntemlerden ise geri çekme ve takvim uygulamasının yaygın olduğunu dile getiriyor.

Nasıl Uygulanıyor?

Op. Dr. Serhat Partalcı; erkeklerde tüplerin bağlanmasının diğer yöntemlere göre çok avantajlı olduğunu, uzun süre ilaç kullanmayı gerektirmediğini ve kadınlarda tüplerin bağlanmasında uygulanan genel anestezi yerine lokal anestezi kullanıldığını söylüyor. Hastanede yatmayı ve istirahatı gerektirmeyen ameliyatta erkeklerin tüplerin bağlanmasının sperm kanalının sperm geçmesine engel olacak şekilde kesildiğini ve bağlandığını belirten Partalcı, tüplerin bağlatılması operasyonunun çok basit bir işlem olduğunu ancak çok dikkatli ellerde ve hijyenik bir ortamda yapılması gerektiğini vurguluyor. Op. Dr. Serhat Partalcı, işlemi yaptırmaya karar verirken bu işin sıklıkla yapıldığı yerlerin tercih edilmesi gerektiğini vurgularken enfeksiyon riskinin çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Kalıcı ve ömür boyu süren bir doğum kontrol yöntemi olduğunun altını çizen Partalcı, tedavinin etkisi hemen başlamayacağı için işlem yapıldıktan sonraki ilk 20 cinsel aktivite sonrası boşalma süresince (yaklaşık 3 ay) ek bir yöntemle korunmanın önemine değiniyor.

Türk Erkekleri Tüplerini Bağlatıyor mu?

Op. Dr. Serhat Partalcı; Avrupa’da ve Amerika'da yaygın olan bu yöntemin, ülkemizde çok fazla bilinmediğini, cinsel yaşamı olumsuz etkileyeceği düşüncesinin hakim olduğunu belirtiyor ve genellikle bu yöntemi 2-3 çocuk sahibi 40 yaş üzeri erkeklerin tercih ettiğini sözlerine ekliyor.

4 Ağustos 2013 Pazar

Testisteki Varis, Kısırlık Nedeni!

Testise giden damarların genişlemesi ile oluşan hastalığa ‘varikosel’ deniliyor. Aynı sorun bacaklarda görüldüğünde ise varis olarak tanımlanıyor. 

International Hospital’dan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagöl, erkeklerde yüzde 10, kısırlık teşhisi konulan erkeklerde ise yüzde 38 oranında görülen bu sorun nedeniyle çocuk sahibi olunamadığını belirtiyor. Çünkü varikosel, kısırlığın en önemli nedenleri arasında yer alıyor.

Testisin Sol Tarafı Küçülüyor

Varikoselin yüzde 98 oranında testisin sol tarafında görüldüğünü ve buradaki damarların genişlemesi sonucunda bir süre sonra testisin küçüldüğünü anlatan Prof. Bülent Alagöl şöyle konuştu: “En çok sol tarafta görülmesinin sebebi, testisin sol tarafındaki damarlarda kapakçıkların anatomik olarak yetersiz olmasıdır. Genel olarak kabul edilen görüşe göre, sol taraftaki bir takım anatomik özellikler, toplar damarlarda basıncın artmasına neden oluyor. Ayrıca damarların kapakçık mekanizmalarının bozulmasına ve testis toplar damarlarında anormal bir damar genişlemesine yol açıyor.” 

Sol taraftaki damar sağa göre daha uzun. Hastalığın her iki tarafta görülme oranı yüzde 2. Hastalık yüzünden testisin boyutu küçülüyor. Skrotum denilen torbalarda ısının artmasıyla birlikte, testisteki ısı farkı yaklaşık bir derece yükseliyor. Bu da kısırlığa yol açıyor.

Sperm Sayısını Azaltıyor

Varikosel aynı zamanda sperm sayısının da azalmasına neden oluyor. Damarların genişlemesiyle birlikte spermlerin hareket oranı ve sayısı azalıyor. Kan akımının ters etkisi nedeniyle böbrek üstü bezinden testislere gelen hormonlar nedeniyle testis damarları büzülüyor. Bu da testislerin kötü etkilenmesine neden oluyor. Hastalığın genetik sebebinin olmadığı düşünülüyor. Günün çoğunu ayakta çalışarak geçirenlerde sık görülüyor. Doktor, kuaför, kasap gibi meslek gruplarında hastalığın sık görüldüğünü belirten Prof. Alagöl, hastalığın belirtilerini şöyle sıralıyor:

- Testiste ağrı ortaya çıkması
- Testisin boyutunda küçülme 
- Dokunulduğunda ele damarların gelmesi

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Testisteki Varis, Kısırlık Nedeni!

Testise giden damarların genişlemesi ile oluşan hastalığa ‘varikosel’ deniliyor. Aynı sorun bacaklarda görüldüğünde ise varis olarak tanımlanıyor. 

International Hospital’dan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagöl, erkeklerde yüzde 10, kısırlık teşhisi konulan erkeklerde ise yüzde 38 oranında görülen bu sorun nedeniyle çocuk sahibi olunamadığını belirtiyor. Çünkü varikosel, kısırlığın en önemli nedenleri arasında yer alıyor.

Testisin Sol Tarafı Küçülüyor

Varikoselin yüzde 98 oranında testisin sol tarafında görüldüğünü ve buradaki damarların genişlemesi sonucunda bir süre sonra testisin küçüldüğünü anlatan Prof. Bülent Alagöl şöyle konuştu: “En çok sol tarafta görülmesinin sebebi, testisin sol tarafındaki damarlarda kapakçıkların anatomik olarak yetersiz olmasıdır. Genel olarak kabul edilen görüşe göre, sol taraftaki bir takım anatomik özellikler, toplar damarlarda basıncın artmasına neden oluyor. Ayrıca damarların kapakçık mekanizmalarının bozulmasına ve testis toplar damarlarında anormal bir damar genişlemesine yol açıyor.” 

Sol taraftaki damar sağa göre daha uzun. Hastalığın her iki tarafta görülme oranı yüzde 2. Hastalık yüzünden testisin boyutu küçülüyor. Skrotum denilen torbalarda ısının artmasıyla birlikte, testisteki ısı farkı yaklaşık bir derece yükseliyor. Bu da kısırlığa yol açıyor.

Sperm Sayısını Azaltıyor

Varikosel aynı zamanda sperm sayısının da azalmasına neden oluyor. Damarların genişlemesiyle birlikte spermlerin hareket oranı ve sayısı azalıyor. Kan akımının ters etkisi nedeniyle böbrek üstü bezinden testislere gelen hormonlar nedeniyle testis damarları büzülüyor. Bu da testislerin kötü etkilenmesine neden oluyor. Hastalığın genetik sebebinin olmadığı düşünülüyor. Günün çoğunu ayakta çalışarak geçirenlerde sık görülüyor. Doktor, kuaför, kasap gibi meslek gruplarında hastalığın sık görüldüğünü belirten Prof. Alagöl, hastalığın belirtilerini şöyle sıralıyor:

- Testiste ağrı ortaya çıkması
- Testisin boyutunda küçülme 
- Dokunulduğunda ele damarların gelmesi

Erkeklerin korkulu rüyası!

“Kişi ereksiyonu ya hiç sağlayamaz ya da ilişkiye girebilecek kadar sürdüremez”

İlaç tedavisi sertleşmeyi etkiliyor
Uzun süreli ilaç tedavisi gören erkeklerin sertleşme sorunuyla karşılaşabileceklerini dile getiren Cinsel Terapist Psikolojik Danışman Dolunay Kadıoğlu, bu tip durumlarda ilaç tedavisini kesmeden bir uzmana başvurmak gerektiğini ve uzman eşliğinde cinsel terapi desteği alınabileceğini belirtti.

Erektil fonksiyon bozukluğu yani sertleşme sorununun cinsel aktiviteyi sürdürmede ortaya çıkan en büyük sıkıntılardan biri olduğunu ifade eden Kadıoğlu, bu sorunun erişkin erkeklerin %20’sinde görüldüğünü kaydetti. “Kişi ereksiyonu ya hiç sağlayamaz ya da ilişkiye girebilecek kadar sürdüremez” diyen Kadıoğlu, hemen hemen her erkeğin yaşamının bir döneminde sertleşme sorunuyla karşılaşabileceğini sözlerine ekledi.

Antidepresanlar sertleşme bozukluğu yapıyor
Sertleşme sorunun hem psikolojik hem de fizyolojik kökenli olabileceğine değinen Kadıoğlu, yaşanan uzun süreli hastalıklar ve bunların tedavisinde kullanılan ilaçların da sertleşmede ve özellikle meni çıkarmada olumsuz etki yaratabileceğini vurguladı. Kadıoğlu bu hastalıkları sıralayarak şu tavsiyelerde bulundu: “Şeker hastalığı ve ilaçları, antidepresanlar, psikiyatrik ve türevi ilaçlar, hormonal ilaçlar, varikosel gibi damar hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları ve ilaçları, tansiyon düşürücü ilaçlar, migren ilaçları, uyarıcı ilaçlar, kolesterol ilaçları, kilo kaybettirici ilaçlar, sigara , alkol, kokain, esrar gibi  maddeler ve uyuşturucular ereksiyon üzerinde olumsuz etki oluşturabilir.

Eğer bir süredir bu sorunlardan birini ya da birkaçını birden yaşıyorsanız ve ereksiyon sorununuzda varsa ilaçlarınızı kullanmaya lütfen devam edin ve konuyu doktorunuzla görüşün. Sertleşmeyi daha kaliteli hale getirmek için yapılabilecekleri değerlendirmek ve öğrenmek için bir cinsel terapistten eşinizle birlikte destek alabilirsiniz.”

Erkeklerin korkulu rüyası!

“Kişi ereksiyonu ya hiç sağlayamaz ya da ilişkiye girebilecek kadar sürdüremez”

İlaç tedavisi sertleşmeyi etkiliyor
Uzun süreli ilaç tedavisi gören erkeklerin sertleşme sorunuyla karşılaşabileceklerini dile getiren Cinsel Terapist Psikolojik Danışman Dolunay Kadıoğlu, bu tip durumlarda ilaç tedavisini kesmeden bir uzmana başvurmak gerektiğini ve uzman eşliğinde cinsel terapi desteği alınabileceğini belirtti.

Erektil fonksiyon bozukluğu yani sertleşme sorununun cinsel aktiviteyi sürdürmede ortaya çıkan en büyük sıkıntılardan biri olduğunu ifade eden Kadıoğlu, bu sorunun erişkin erkeklerin %20’sinde görüldüğünü kaydetti. “Kişi ereksiyonu ya hiç sağlayamaz ya da ilişkiye girebilecek kadar sürdüremez” diyen Kadıoğlu, hemen hemen her erkeğin yaşamının bir döneminde sertleşme sorunuyla karşılaşabileceğini sözlerine ekledi.

Antidepresanlar sertleşme bozukluğu yapıyor
Sertleşme sorunun hem psikolojik hem de fizyolojik kökenli olabileceğine değinen Kadıoğlu, yaşanan uzun süreli hastalıklar ve bunların tedavisinde kullanılan ilaçların da sertleşmede ve özellikle meni çıkarmada olumsuz etki yaratabileceğini vurguladı. Kadıoğlu bu hastalıkları sıralayarak şu tavsiyelerde bulundu: “Şeker hastalığı ve ilaçları, antidepresanlar, psikiyatrik ve türevi ilaçlar, hormonal ilaçlar, varikosel gibi damar hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları ve ilaçları, tansiyon düşürücü ilaçlar, migren ilaçları, uyarıcı ilaçlar, kolesterol ilaçları, kilo kaybettirici ilaçlar, sigara , alkol, kokain, esrar gibi  maddeler ve uyuşturucular ereksiyon üzerinde olumsuz etki oluşturabilir.

Eğer bir süredir bu sorunlardan birini ya da birkaçını birden yaşıyorsanız ve ereksiyon sorununuzda varsa ilaçlarınızı kullanmaya lütfen devam edin ve konuyu doktorunuzla görüşün. Sertleşmeyi daha kaliteli hale getirmek için yapılabilecekleri değerlendirmek ve öğrenmek için bir cinsel terapistten eşinizle birlikte destek alabilirsiniz.”

25 Haziran 2013 Salı

Yatakta kötü müsünüz?

Onlar çok açık sözlüdürler ve hiç bir hatamızı gözlerinden kaçırmazlar!

Çok istekli bir şekilde onu baştan çıkardınız ve yatağa götürmeyi başardınız. Erkekler size yatakta çok iyi olmadığınızı belli şekilde ifade etmeye çalışırlar. Hepsinde vermeye çalıştıkları mesaj çok açıktır: “Daha iyi olmalısın”. Onu baştan çıkarmanızı, enerjinizin hiç bitmemesini ve tüm bunların yanında sizin hiç yorulmadan onun aldığı hazzı almanızı bekler. Çok iyi gittiğini düşündüğünüz cinsel hayatınız son zamanlarda farklı bir hal almaya başladı ve roller değişti mi? Size bir şeyler söylemek istediğini hissediyorsunuz fakat ne? İşte onların bize yatakta kötü olduğumuzu söylemek teknikleri...

Hasta olduğunu mu söylüyor? 
Olayın en başından beri bu bahanenin en sıkı takipçileri genelde kadınlardır. Bitmek bilmeyen baş ağrıları, karın ağrıları ve bir çoğu... Fakat bu sefer hasta olduğunu söyleyen siz değilsiniz. O sizin karşınızda çok uykusu olduğunu ya da bir ağrısı olduğundan yana dertli. Adeta sizden soğumuş bir şekilde yanınızda yatıyor olabilir.

Sürekli porno mu izliyor? 
Onu gece geç saatlerde sürekli porno izlerken mi buluyorsunuz? Kendinize “Onlarda olan bende olmayan şey nedir” diye sorabilirsiniz. Bu size her türlü ilişkiye açık olduğunun mesajını vermeye çalışmasını gösterir.

Size kilolu olduğunuzu mu söylüyor! 
Bazı zamanlarda erkekler kibar olmadan önce çok zalim olabilirler. Sizin cinsel isteğinizi artırmak için bunu yapıyor olabilir. Aldığı hediyelerin hiçbiri sizin bedeninize uygun değil. Vermek istediği mesaj çok açık “Kilo vermelisin tatlım”. Cinsel ilişkiden kaçmasının nedeni daha aktif bir kadın olmanız için kilo vermenizin gerekli olduğunu düşündüğündendir.

Direk dansı mı? 
Erkekler her 10 dakikada bir cinsel ilişki düşünürken, siz ise makyajınız, saçınız, kılığınız kıyafetinizden yana endişeler taşıyorsunuz. Biz onlara göre dış görünüşümüze daha çok önem veririz. Size sürekli bu dansın hem size yeni figürler öğreteceğini hem de kilo vermenize yardımcı olacağını söyleyip duracaktır.

21 Haziran 2013 Cuma

Doğum Kontrol Yönteminde Sıra Erkeklerin

Ülkemizde gebelik istemeyen çiftler, doğum kontrol yöntemi için kadının korunmasına ağırlık verirken, yurtdışında erkeklerin tüplerinin bağlanması yöntemi gün geçtikçe yaygınlaşıyor. 

Bu yöntem, kadını psikolojik açıdan rahatlatırken, azalan gebe kalma korkusu çiftlerin cinsel yaşam kalitesini de artırıyor.

Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı; erkeklerde doğum kontrolü yöntemi olan vazektominin (erkeklerin tüplerinin bağlanması) çocuk istemeyen çiftler için çok etkili bir yöntem olduğunu belirtiyor. Erkekte tüplerin bağlanmasının doğum kontrolü açısından faydalı ve azalan gebe kalma korkusu ile cinselliğin kalitesini artıran bir yöntem olduğunu vurguluyan Dr. Partalcı, aile planlaması çerçevesinde birçok doğum kontrol yöntemi kullanıldığını, geleneksel ve modern yöntemler olarak iki gruba ayrıldığını belirtiyor. Partalcı, ülkemizde modern yöntemlerden geri dönüşümlü, geri dönüşümsüz, hormonlu, hormonsuz olarak spiral (rahim içi araç), prezervatif, doğum kontrol haplarının, geleneksel yöntemlerden ise geri çekme ve takvim uygulamasının yaygın olduğunu dile getiriyor.

Nasıl Uygulanıyor?

Op. Dr. Serhat Partalcı; erkeklerde tüplerin bağlanmasının diğer yöntemlere göre çok avantajlı olduğunu, uzun süre ilaç kullanmayı gerektirmediğini ve kadınlarda tüplerin bağlanmasında uygulanan genel anestezi yerine lokal anestezi kullanıldığını söylüyor. Hastanede yatmayı ve istirahatı gerektirmeyen ameliyatta erkeklerin tüplerin bağlanmasının sperm kanalının sperm geçmesine engel olacak şekilde kesildiğini ve bağlandığını belirten Partalcı, tüplerin bağlatılması operasyonunun çok basit bir işlem olduğunu ancak çok dikkatli ellerde ve hijyenik bir ortamda yapılması gerektiğini vurguluyor. Op. Dr. Serhat Partalcı, işlemi yaptırmaya karar verirken bu işin sıklıkla yapıldığı yerlerin tercih edilmesi gerektiğini vurgularken enfeksiyon riskinin çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Kalıcı ve ömür boyu süren bir doğum kontrol yöntemi olduğunun altını çizen Partalcı, tedavinin etkisi hemen başlamayacağı için işlem yapıldıktan sonraki ilk 20 cinsel aktivite sonrası boşalma süresince (yaklaşık 3 ay) ek bir yöntemle korunmanın önemine değiniyor.

Türk Erkekleri Tüplerini Bağlatıyor mu?

Op. Dr. Serhat Partalcı; Avrupa’da ve Amerika'da yaygın olan bu yöntemin, ülkemizde çok fazla bilinmediğini, cinsel yaşamı olumsuz etkileyeceği düşüncesinin hakim olduğunu belirtiyor ve genellikle bu yöntemi 2-3 çocuk sahibi 40 yaş üzeri erkeklerin tercih ettiğini sözlerine ekliyor.

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Osteoporoz Erkekleri de Vuruyor

Halk arasında "kemik erimesi" olarak bilinen ve daha çok kadınları etkilediğine inanılan osteoporoz erkeklerde de önemli sağlık sorunlarına yol açıyor. Özellikle emeklilik sonrasında hareketsiz bir yaşam süren ve sigara kullanan erkeklerde rastlanan bu hastalık, 50 yaş üzerindeki 5 erkekten 1'ini tehdit ediyor.

Osteoporoz hastalığıyla ilgili son gelişmeler ve tedavi yöntemleri Ankara’da düzenlenen "21. Yüzyılda Osteoporoz Sempozyumu"nda ele alındı. Sempozyum Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, osteoporozun, dünya genelinde yılda 1.5 milyon kırığın etkeni olan ciddi bir toplum sağlığı sorunu olduğunu belirtti.

Osteoporozun önceleri daha çok kadınları etkilediğinin düşünüldüğünü söyleyen Kutsal, ancak yapılan araştırmaların bu hastalığın erkekleri de yakından etkileyen bir sağlık sorunu olduğunu ortaya çıkardığını aktardı.

Kutsal, Türkiye Osteoporoz Derneği tarafından 18-89 yaşları arasındaki 10 bin 489 kişi üzerinde yapılan kemik tarama ve sağlığı araştırmasına göre, 45-65 yaşları arasındaki erkeklerde sigaraya ve hareketsiz yaşam tarzına bağlı olarak bu hastalığın ortaya çıktığını belirtti.

Hareketsiz Yaşam Hastalığı Tetikliyor

Erkeklerde osteoporozun genelde kullanılan ilaçlara ya da bazı hastalıklara bağlı olarak ortaya çıktığını ifade eden Kutsal, "Ancak, araştırmamıza göre özellikle emeklilik sonrasına denk gelen bu dönemde erkekler kahvehanelere kapanıp hareketsiz bir yaşam sürmeye başlıyor. Bunun üzerine bir de sigara kullanımı eklenince osteporoza yakalanmaları kaçınılmaz oluyor. Bu yaş grubundaki her 6-7 erkekten birinde osteoporoz görülüyor!" dedi.

Hastalıktan Korunmak Çok Önemli

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Atalay da, Türkiye’de yaşam süresinin artmasına paralel olarak bu hastalığın görülme sıklığının da arttığına işaret etti.

Hastaların yaşam kalitelerinin bozulması ve oluşan kırıklar nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olan osteoporozun tedavisinin de ekonomiye büyük bir yük getirdiğini ifade eden Atalay, şunları söyledi: "Bu nedenle hastalıktan korunmak çok önemli. İlk adım toplumun kemik kütlesini doruk noktaya çıkartmak olmalıdır. Bunun için doğum ve bebeklikten başlayarak doğru beslenme alışkanlıkları geliştirilmelidir. Anne sütüyle beslenme, küçük yaşlardan itibaren D vitamini ve yeterli kalsiyum alınması, güneş ışınlarından yeterince yararlanma son derece önemli. Bunların hepsi bir arada olursa doruk kemik kütlesine ulaşılabilir. Hükümet politikaları bu noktada devreye sokulmalı. Gerekli önlemler alınırsa ilerde ülkemizde hastalığın görülme sıklığı azalabilir."

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksal Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülay Dinçer de, osteoporoz konusunda halkın bilinçlendirmesinin önemine işaret ederek, "Sessiz seyrettiği ve diğer travmatik kırıklar gibi olmadığı için, bu hastalar omurga kırıklarının farkına varmaz. Daha çok omuz ve sırt ağrısı olarak algılanır ve yanlış tedavi uygulanabilir. Bu nedenle hem hekimlerin hem de hastaların tanı açısından daha fazla bilinçlendirilmesi gerekir" diye konuştu.

Hayat boyu kalsiyum yönünden zengin besinlerle, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi gerektiğini ifade eden Dinçer, "Bu kadar güneşli bir ülkede yeterince D vitamininden yararlanamıyoruz" dedi.

Kalça Kırıkları Ölüme Yol Açabilir

Yapılan araştırmaya göre, ileri yaşlardaki kalça kırıkları, yüzde 20 oranında kırığı takip eden ilk bir yıl içinde ölüme neden olurken, sağ kalan hastaların yüzde 80’i günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı hale geliyor.

Türkiye Osteoporoz Derneğinin kemik tarama ve sağlığı araştırmasına göre, kemik yoğunluğu Türk erkeklerinde 18-29, kadınlarda ise 30-39 yaşları arasında en yüksek değere ulaşıyor.

Kemik yoğunluğundaki kayıp erkeklerde 40-50’li yaşlarda, kadınlarda ise 49 yaşından sonra başlıyor.

Kemik yoğunluğunu etkileyen en önemli faktörler ilerleyen yaş ve düşük vücut kitle indeksi olarak belirlendi.

50 Yaş Üstü 5 Erkekten 1'inde Görülüyor

Cenevre Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Profesörü ve Uluslararası Osteoporoz Vakfı Temsilcisi Rene Rizzoli ise, hastalıkla mücadelenin 3 ayağının, hasta ve hekimlerin bilinçlendirilmesi ve yetkili mercilerin hastalığın halk sağlığı üzerinde tehdit olduğunun farkına varması olduğunu söyledi.

50 yaş üzerindeki 2 kadından ve 5 erkekten 1'inde bu hastalığın görüldüğüne dikkati çeken Rizzoli, dünyadaki son tedavi yöntemleriyle ilgili de bilgi verdi. Kemik yıkımını önleyen ilaçların en çok kullanılanlar olduğunu belirten Rizzoli, bunların yanında yeni kemik oluşumu ve formasyonu için de ilaçlar bulunduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Georges Boivin de, yapı, şekil ve mineralleşme derecesi gibi kemik kalitesini belirleyen unsurların doğuştan geldiğini, mikro hasar ve kırıkların sayısının artmasının, kemikte kırılmalara yol açabildiğini belirtti.

Almanya’daki Der Fürstenhof Kliniğinin Başkanı ve Uluslararası Osteoporoz Vakfı Temsilcisi Prof. Dr. Helmut Minne ise, osteoporozun görülmesinde yaşam süresinin uzamasının önemli olduğunu ifade ederek, "24 saat sağlıklı yaşasanız bile yaşlandıkça hastalıklara meyil artar. Bu nedenle osteoporuzu önlemek derken, geciktirmek söz konusu olabilir. Bunun için de kırıkların azaltılması yönünde bilgilendirme çok önemli" diye konuştu.

21 Mayıs 2013 Salı

Osteoporoz Erkekleri de Vuruyor

Halk arasında "kemik erimesi" olarak bilinen ve daha çok kadınları etkilediğine inanılan osteoporoz erkeklerde de önemli sağlık sorunlarına yol açıyor. Özellikle emeklilik sonrasında hareketsiz bir yaşam süren ve sigara kullanan erkeklerde rastlanan bu hastalık, 50 yaş üzerindeki 5 erkekten 1'ini tehdit ediyor.

Osteoporoz hastalığıyla ilgili son gelişmeler ve tedavi yöntemleri Ankara’da düzenlenen "21. Yüzyılda Osteoporoz Sempozyumu"nda ele alındı. Sempozyum Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, osteoporozun, dünya genelinde yılda 1.5 milyon kırığın etkeni olan ciddi bir toplum sağlığı sorunu olduğunu belirtti.

Osteoporozun önceleri daha çok kadınları etkilediğinin düşünüldüğünü söyleyen Kutsal, ancak yapılan araştırmaların bu hastalığın erkekleri de yakından etkileyen bir sağlık sorunu olduğunu ortaya çıkardığını aktardı.

Kutsal, Türkiye Osteoporoz Derneği tarafından 18-89 yaşları arasındaki 10 bin 489 kişi üzerinde yapılan kemik tarama ve sağlığı araştırmasına göre, 45-65 yaşları arasındaki erkeklerde sigaraya ve hareketsiz yaşam tarzına bağlı olarak bu hastalığın ortaya çıktığını belirtti.

Hareketsiz Yaşam Hastalığı Tetikliyor

Erkeklerde osteoporozun genelde kullanılan ilaçlara ya da bazı hastalıklara bağlı olarak ortaya çıktığını ifade eden Kutsal, "Ancak, araştırmamıza göre özellikle emeklilik sonrasına denk gelen bu dönemde erkekler kahvehanelere kapanıp hareketsiz bir yaşam sürmeye başlıyor. Bunun üzerine bir de sigara kullanımı eklenince osteporoza yakalanmaları kaçınılmaz oluyor. Bu yaş grubundaki her 6-7 erkekten birinde osteoporoz görülüyor!" dedi.

Hastalıktan Korunmak Çok Önemli

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Atalay da, Türkiye’de yaşam süresinin artmasına paralel olarak bu hastalığın görülme sıklığının da arttığına işaret etti.

Hastaların yaşam kalitelerinin bozulması ve oluşan kırıklar nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olan osteoporozun tedavisinin de ekonomiye büyük bir yük getirdiğini ifade eden Atalay, şunları söyledi: "Bu nedenle hastalıktan korunmak çok önemli. İlk adım toplumun kemik kütlesini doruk noktaya çıkartmak olmalıdır. Bunun için doğum ve bebeklikten başlayarak doğru beslenme alışkanlıkları geliştirilmelidir. Anne sütüyle beslenme, küçük yaşlardan itibaren D vitamini ve yeterli kalsiyum alınması, güneş ışınlarından yeterince yararlanma son derece önemli. Bunların hepsi bir arada olursa doruk kemik kütlesine ulaşılabilir. Hükümet politikaları bu noktada devreye sokulmalı. Gerekli önlemler alınırsa ilerde ülkemizde hastalığın görülme sıklığı azalabilir."

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksal Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülay Dinçer de, osteoporoz konusunda halkın bilinçlendirmesinin önemine işaret ederek, "Sessiz seyrettiği ve diğer travmatik kırıklar gibi olmadığı için, bu hastalar omurga kırıklarının farkına varmaz. Daha çok omuz ve sırt ağrısı olarak algılanır ve yanlış tedavi uygulanabilir. Bu nedenle hem hekimlerin hem de hastaların tanı açısından daha fazla bilinçlendirilmesi gerekir" diye konuştu.

Hayat boyu kalsiyum yönünden zengin besinlerle, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi gerektiğini ifade eden Dinçer, "Bu kadar güneşli bir ülkede yeterince D vitamininden yararlanamıyoruz" dedi.

Kalça Kırıkları Ölüme Yol Açabilir

Yapılan araştırmaya göre, ileri yaşlardaki kalça kırıkları, yüzde 20 oranında kırığı takip eden ilk bir yıl içinde ölüme neden olurken, sağ kalan hastaların yüzde 80’i günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı hale geliyor.

Türkiye Osteoporoz Derneğinin kemik tarama ve sağlığı araştırmasına göre, kemik yoğunluğu Türk erkeklerinde 18-29, kadınlarda ise 30-39 yaşları arasında en yüksek değere ulaşıyor.

Kemik yoğunluğundaki kayıp erkeklerde 40-50’li yaşlarda, kadınlarda ise 49 yaşından sonra başlıyor.

Kemik yoğunluğunu etkileyen en önemli faktörler ilerleyen yaş ve düşük vücut kitle indeksi olarak belirlendi.

50 Yaş Üstü 5 Erkekten 1'inde Görülüyor

Cenevre Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Profesörü ve Uluslararası Osteoporoz Vakfı Temsilcisi Rene Rizzoli ise, hastalıkla mücadelenin 3 ayağının, hasta ve hekimlerin bilinçlendirilmesi ve yetkili mercilerin hastalığın halk sağlığı üzerinde tehdit olduğunun farkına varması olduğunu söyledi.

50 yaş üzerindeki 2 kadından ve 5 erkekten 1'inde bu hastalığın görüldüğüne dikkati çeken Rizzoli, dünyadaki son tedavi yöntemleriyle ilgili de bilgi verdi. Kemik yıkımını önleyen ilaçların en çok kullanılanlar olduğunu belirten Rizzoli, bunların yanında yeni kemik oluşumu ve formasyonu için de ilaçlar bulunduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Georges Boivin de, yapı, şekil ve mineralleşme derecesi gibi kemik kalitesini belirleyen unsurların doğuştan geldiğini, mikro hasar ve kırıkların sayısının artmasının, kemikte kırılmalara yol açabildiğini belirtti.

Almanya’daki Der Fürstenhof Kliniğinin Başkanı ve Uluslararası Osteoporoz Vakfı Temsilcisi Prof. Dr. Helmut Minne ise, osteoporozun görülmesinde yaşam süresinin uzamasının önemli olduğunu ifade ederek, "24 saat sağlıklı yaşasanız bile yaşlandıkça hastalıklara meyil artar. Bu nedenle osteoporuzu önlemek derken, geciktirmek söz konusu olabilir. Bunun için de kırıkların azaltılması yönünde bilgilendirme çok önemli" diye konuştu.

17 Nisan 2013 Çarşamba

Geç boşalma da ayrı bir sorun

Cinsellikte, erken boşalma kadar geç boşalma da ciddi bir sorun...

Gecikmiş Ejakulasyon hakkında bilinmesi gereken fiziksel faktörler...

Bu problemi olan erkeklerin genellikle ereksiyon kusuru veya cinsel isteksizlik problemleri yoktur. Dolayısıyla problemleri direkt olarak sertleşme sorunu ile alakalı değildir. Boşalma birikme ve atılma olarak iki bölümde gerçekleşir. Birikme döneminde penisin kök kısmında meni birikir ve orgazmın yaklaştığı hisleri duyulur.

Atılma döneminde penisin kökünde yer alan çizgili ve bulber kasları kasılır ve büyük zevk veren orgazmdan sorumludur. Maalesef, bu ikinci (atılma) dönemi istemli (kontrolümüzde olan) sinir sisteminin kontrolündedir. Böylece bir erkek ejakulasyonu engelleyebilir. Bilinçli ve bilinç altı düşünceler bu olayı etkiler. Bu durumun oluşmasında fazla stresin de rolü gözardı edilmemelidir. Adalelerini kasılmış olarak tutmak için sürekli gergin hisseden bir erkek aynı zamanda penis kökündeki adaleleri de kontrol etmek için çok gayret etmektedir ve genel olarak rahatlamak, gevşemek için uygun bir yol bulunması gerekmektedir.

Fiziksel sebepler arasında şeker hastalığı, sinir hasarı, prostat hastalığı, idrar yolu daralması, boşalma zorlukları olabilir ve bu durum tıbbi tedavi gerektirir. Bazı ilaçlar da boşalmaya engel olabilir.

Bilinmesi gereken psikolojik faktörler...
İki tür erkekte geç boşalma problemi sıklıkla görülebilir:
* Suçluluk duygusu içinde veya başka güçlü duygularla cinsel ilişkiye başlayanlarda olabilir.
* Daha çok yaşlılarda görülen kendiliğinden seks yapma isteğinin azaldığı ve sertleşme için daha çok fiziksel uyarılma gereken durumlar olabilir.

Geç boşalmanın tedavisi...
Boşalma sorunu yaşayan çoğu erkekte biyolojik olarak sorun yoktur. Ancak kadınla birlikteyken boşalamayan erkekte cinsel teknik ve davranış problemleri birlikte bulunabilir. Örneğin çoğu erkek seks yapmayı masturbasyon ile öğrenir. Masturbasyon ile orgazm olmak için harcanan süre iki kişinin cinsel ilişki için harcadığı süreden çok çok kısadır.

Ayrıca penise gelen uyarı daha hızlı ve yoğundur. Dolayısıyla bu erkekler seks yapmaya başladıklarında hisler yeterince uyarıcı veya yoğun olarak algılanmayabilir. Böyle bir problemin çözümü ön sevişme döneminde erotizmi arttırmakla mümkündür. Bu yardımcı olmazsa ve karşı cinsle ilişkileri zayıfsa (anne veya sevgili) içinde olduğu gerginlik boşalma refleksini engelliyor olabilir. Bu durumda partnerinizi rahatlatmaya yönelik bir oyun havasında uygulayacağınız bir fiziksel terapi yardımcı olacaktır: Partnerinizden sizin yanınızda mastürbasyon yapmasını isteyin, ve bunu bir oyun gibi eğlenceli olmasını sağlayın. Bir sonraki sefer mastürbasyon sırasında sizden biraz yardım almasını isteyin. Daha sonra, vajinanın içine boşalmasını deneyin. Bu durum başarılı bir şekilde sonuçlanırsa, partnerinize bunun normal gidişatta bir cinsel ilişki olduğunu ve Sizin istediğiniz şekilde boşalmanın gerçekleştiğini hatırlatın.

Bazen erkeğe fantazilerinden bahsettirmek veya güçlü erotik cümleler veya görüntüler yardımcı olabilir. Bu uygulamaların sırasında partnerin seks, kadınlar hakkında düşündüklerini anlattırmak tedaviye yardımcı olur. Dini kökenli baskılar var mı? Kadının adet kanamaları, vücut kokusu kendisini etkiliyor mu? Gibi faktörlerin geç boşalmaya sebep olması mümkündür.

Geç boşalan erkeklerin derin kaygıları olabilir. Kendilerini rahat bırakmaktan, kontrolü kaybetmekten korkuyor olabilirler.Bu durumda erkeğin kendini gevşetme ve rahat bırakma egzersizlerini denemesi de yardımcı olabilir. Bu yöntemlerle çözülemeyen geç boşalma sorunları için çiftlerin birkaç hafta birlikte katıldıkları terapi seansları faydalı olabilir.

Kaçamak Yapmak Kalbe Zararlı!

Bir araştırmaya göre haftada 2 kez seks yapanlar, haftada bir kez yapanlara göre yüzde 50 daha az kalp krizi geçiriyor. Ancak uzmanlar bu noktada önemli bir uyarı ve tavsiyede bulunuyor: “Seks düzenli birliktelik yaşadığınız kişiyle yapılmalı. Kaçamak ise yarardan çok zarar getiriyor!” 

Seksin kalp sağlığına olumlu etkileri olduğunu söyleyen New York Presbyterian ve Long Island College hastaneleri kardiyoloğu Columbia Üniversitesi Asis. Profesörü Dr. Özgen Doğan, "Seks bir tür orta seviyede egzersizdir. Galler’de yapılan bir araştırma, haftada iki kere seks yapan insanların haftada bir kere seks yapanlara oranla yüzde 50 daha az kalp krizi geçirdiğini ortaya çıkardı. Özellikle düzenli bir birliktelik yaşadığınız kişiyle seks yapmanızı tavsiye ederim" diyor.

Kaçamaklar Kalbi Nasıl Etkiler?

Japonya’da yapılan bir araştırmada erkeklerin eşleriyle seks yaptıkları zaman kalp hızlarının 100’ün altında kaldığının belirlendiğini kaydeden Dr. Özgen Doğan, buna karşın sevgilisi ile seks yapan erkeklerde nabzın dakikada 130 atmaya başladığının görüldüğünü vurguluyor. Dr. Özgen Doğan, "Suçluluk duygusu ve yeni bir insanı keşfetme ihtiyacı kişide aşırı heyecan yaratıyor. Seks sırasındaki ani kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 80’i kaçamak yaparken gerçekleşiyor" diye konuşuyor.

Kalp Hastaları Dikkat!...

Eğer kalp hastalığı olan kişi iki kat merdiveni nefes darlığı ve göğüs ağrısı olmadan çıkabiliyorsa seks yapmalarında bir sakınca olmadığını belirten Dr. Özgen Doğan, "Aksi halde doktorunuza görünmenizde fayda var. Ayrıca son zamanlarda yapılan araştırmalar cinsel problemlerin genellikle kalp hastalığından 2 ya da 3 yıl önce ortaya çıktığını bulgulamıştır. Yani iktidarsızlık sorununuz varsa kalp hastalığı iki veya üç yıl içerisinde baş gösterebilir. Bir an önce tedbirleri almak lazım" şeklinde konuşuyor.

Sertleşme Kaybı ve Kalp Hastalığının Nedenleri Aynı

Öte yandan ereksiyon veya erkeklik cinsel organının sertleşmesinin, organa gelen kanın sünger gibi emilip burada kalmasıyla gerçekleştiğini aktaran Dr. Özgen Doğan, sonuçta organa sertleşmemiş damarlardan ne kadar çok kan gelirse o kadar sağlıklı ereksiyon sağlanacağını söylüyor.

Bu nedenle sertleşme kaybının nedenleriyle kalp hastalığının nedenlerinin aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özgen Doğan, şu bilgileri veriyor:

"İkisi de aynı hastalıktan kaynaklanır, yani damar hastalığından. Nedenleri ise şeker hastalığı, sigara ve yüksek tansiyondur. Sertleşme sorunlarının yüzde 80’i fiziksel nedenlere bağlıdır. Kalp hastalarının yüzde 34’ü ileri derecede cinsel problemler yaşamaktadır."

12 Nisan 2013 Cuma

Erkekler hakkında 6 çarpıcı gerçek

Erkekleri ne kadar iyi tanıyorsunuz? Temizlik, acıya dayanıklılık, ilişkiye bakış, ayrılık acısı, kilolu sevgiliye karşı hisler, testosteron üretimi ile sağlık ilişkisi konularındaki gerçekleri öğrenince bakalım ne düşüneceksiniz?

Hep erkekler tarafından bakılır konuya, erkeklerin ağzından: “Kadınları anlamak zordur.” Öyle mi gerçekten? Peki ya erkekleri anlamak? Bunu kendimize itiraf etmekten kaçınıyoruz galiba. Onları çok iyi tanıdığımız iddiasındayız. Bu 8 gerçeği okuyunca siz de “Evet, gerçekten erkekleri o kadar da iyi tanımıyormuşuz” diyebilirsiniz. Belki de siz, hepimizden daha iyi çözmüşsünüzdür erkekleri İşte,  erkekler hakkında 8 çarpıcı gerçek…

Testosteron gerçeği
Yüksek testosteron üretimi bağışıklık sistemine zarar vererek erkeklerin hastalık ve parazitlerle savaşma gücünü azaltır. Bu da bir paradoks yaratır: Yüzü erkeksileştiren yüksek düzeylerde testosteron üretmeye bir tek, ergenlik sırasında sağlık durumları ortalamanın üstünde olan erkeklerin gücü yeter.

O kadar sağlıklı olmayan yeniyetmelerse zaten narin olan bağışıklık sistemlerini tehlikeye atmayı göze alamadıklarından, tam da yüz kemikleri yetişkin biçimini aldığı sırada daha düşük düzeyde testosteron üretirler. Erkeksi görünen bir yüz erkeğin sağlığına, öteki erkeklerle rekabette başarılı olma ve koruma yeteneğine işaret eder. Çoğu kadının daha erkeksi yüzleri çekici bulmalarının açıklaması da burada saklıdır.

Kilo gerçeği
The Daily Mail gazetesi Aralık 2010’da ilişkilerle ilgili bir konuya yer verdi. Yayımlanan makaleye göre, erkeklerin yüzde 42’si, eşlerinin ya da kız arkadaşlarının kilo almaları halinde onları daha az çekici buluyor. Eh, bu pek de şaşırtıcı sayılmaz. Ama bugüne kadar buna itiraz edenlere rastladıysanız, kendi ağızlarıyla ettikleri itirafı tokat gibi yüzlerine çarpabilirsiniz.

Temizlik gerçeği
Her zaman erkeklerin kadınlardan daha az temiz olduklarını, temizliğe daha az önem verdiklerini düşünürüz. Şimdi öğreneceğiniz gerçek, bu bilginizi pekiştirirken biraz içinizi de kaldırabilir. Geçen Şubat ayında yapılan bir ankete göre eşsiz olan erkeklerin yüzde 20’si yastık kılıfı ve çarşaflarını ayda sadece bir kez değiştiriyormuş. Belki de yalnız kalmalarının nedenini tahmin etmek o kadar da zor değil, ne dersiniz?

Dayanıklılık gerçeği
Biz her zaman kadınlar erkeklerden daha dayanıklıdır diye öğrendik, öyle değil mi hanımlar? Korkmayın, bunun aksi bir sonuçtan bahsetmeyeceğiz. İngiltere’de yapılan bir ankete göre, erkeklerin yüzde 76’sı kadınların ağrıyla ve acıyla baş etme güçlerinin erkeklerden daha fazla olduğuna inanıyor.

Öpüşme gerçeği
Öpüşme yalnızca öpüşme değildir. Çok mu iddialı geldi size? Ama bakın, bir araştırmaya göre erkeklerin yüzde 58’i, kötü bir öpüşmeden sonra cinsel çekimin yok olduğunu iddia etmiş. Ama bir başka araştırma sonucunu da es geçmeyelim. Erkeklerin yüzde 53’ü öpüşmeden seks yapabileceğini belirtmiş. Kadınlarda ise bu oran sadece yüzde 15. Yani erkekler ya “öpüşmesem de olur” diyor ya da “olacaksa iyi bir öpüşme olsun” diyor.

Anne gerçeği
Erkeklerin annelerine çok düşkün olduklarını biliyorduk, değil mi? Ama özel bir günde annelerine aldıkları hediyenin değerinin ortalama 50 TL civarında olduğunu biliyor muydunuz? Hediyenin değeri parayla ölçülmez elbette, sadece kıyaslama açısından soruyoruz: Size aldığı hediyenin parasal değeri ortalama ne kadar?

27 Şubat 2013 Çarşamba

Ergenlik Sonrası Kabakulak Geçiren Erkekler Dikkat!

Bulaşıcı olan ve yüzde 40 oranında belirti göstermeyen kabakulak hastalığını ergenlik sonrası geçiren erkeklerin, kısır olma ihtimali yükseliyor!

Kabakulak hastalığının öldürücü olmadığını belirten Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, hastalık süresinde ve sonrasında oluşan durumun önemine değiniyor. Kabakulak hastalığına çocukluk çağında sıklıkla rastlanıyor. Bu hastalık, tükürük bezlerini tutuyor. Konuşurken, öksürürken, hapşırırken etrafa saçılan tükürük aracılığı ile damlacık enfeksiyonu şeklinde direk temasla geçebiliyor.

14 ila 21 gün kuluçka döneminden sonra, iki kulak altı tükürük bezinin şişmesi ile başlıyor ve şişlik boyuna doğru yayılıyor. Şişlik ağrılı ve ateşli oluyor. Kabakulak virüsü, pankreas dedikleri hazım bezinde, kadın yumurtalıklarında, erkeklik bezlerinde, gözyaşı kesesinde ve böbrek üstü bezlerinde iltihaplar oluşturabiliyor. Virüs, bazı hastalarda da menenjit oluşturabiliyor. Bu hastalık testisi tuttuğunda  şiddetine göre kısırlık yaparak, çocuk oluşmasına engel olabiliyor.

Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, bazı vakalarda kabakulak hastalığının erkeklerde sperm üretimini bir seneye yakın durduğunun gözlendiğini söylüyor. Ancak sperm üretiminin eski seviyesine çıkmasa bile çocuk olabilecek kadar hastanın, sağlıklı sperm üretebileceğini sözlerine ekliyor. Dr. Partalcı; sperm sayısının azalmasının yanı sıra hastalığın asıl etkisinin testislerin küçülmesi sonucu erkeklerin bu durumdan yakınmasının ve psikolojik olarak sıkıntıya girmesinin yaygın olduğunun altını çiziyor. Kadınların yumurtalıklarında kısırlık etkisi oluşturmadığına vurgu yapıyor.

Kabakulak Hastalığının Tedavisi

Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, kabakulak hastalığının virüsle bulaşması nedeniyle hiçbir ilaç tedavisi olmadığını belirtiyor. Dinlenmenin önemine değinerek, ekşi olan gıdalar tükürük bezini uyardığı için bu gıdalar dışında beslenmenin faydalı olabileceğine, ağrı kesici, ateş düşürücü kullanmanın yararına değiniyor.

Kabakulak Hastalığından Korunma

Op. Dr. Serhat Partalcı; aşının çok önemli olduğunu, erken yaşta aşı olmamış erkeklerin 11-12 yaşlarına kadar mutlaka aşılanması gerektiği vurguluyor. Hastalığı geçirenlerin ömür boyu bağışıklık kazandığını sözlerine ekliyor.