hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2013 Perşembe

HAMİLELİKTE HANGİ BİTKİ ÇAYLARI İÇİLMELİ?

HAMİLELİKTE HANGİ BİTKİ ÇAYLARI İÇİLMELİ?
HAMİLELİKTE HANGİ BİTKİ ÇAYLARI İÇİLMELİ?


 Hamilelikte kullanılan bitkisel çaylar;  bulantıyı azaltmak veya önlemek, hamilelikteki ağrıları azaltmak, vücutta oluşan ödemi atmak ve emzirme döneminde süt salgısını arttırmak için kullanılmaktadır.  Bu nedenle bazıları masum gibi gözükse de yüksek dozlarda alındığında olumsuz etkiler oluşturabilmektedir.


İÇILEBILECEK OLAN BITKI ÇAYLARI NELERDIR?, NE KADAR IÇILMELI?, NASIL HAZIRLANIR?

·         Hamilelik döneminde başlıca içeceğimiz olan su;  günde en az 2,5 litre tüketilmeli ve doğal kaynak suları olmasına dikkat edilmelidir.
·         Bu dönemde süt ve ayran tüketimi çok yararlıdır; bol miktarda kalsiyum ve protein içermektedir.
·         Taze sıkılmış meyve suları; vitamin ihtiyacını karşılar, demir emilimini arttırır, günde 1 – 2 su bardağı yemeklerle beraber içilebilir.
·         Adaçayı; direnci arttırır, sinirleri yatıştırır, bulantıyı azaltır, hazmı düzenler, ödem atımını sağlar. 5-6 adet adaçayı yaprağını demleme kabı içerisinde kapalı olarak 10 dk. bekleterek .hazırlanabilir ve günde 1 – 2 kupa içilebilir.
·         Isırgan otu; ferahlatıcı özelliği vardır. Emzirme döneminde süt oluşumunu hızlandırır, ödem atımını sağlar.  Hazırlanışı: 5-6 adet ısırgan otu yaprağını demleme kabı içerisinde kapalı olarak 5 - 10 dk.. bekletip, içilebilir. Günde 1 – 2 kupa tüketilebilir.
·         Melisa Yaprağı; hamileleri rahatlatır ve uyumalarına yardımcı olur, hazmı düzenler, gazı giderir, antiseptik özelliği vardır. 5-6 adet melisa yaprağını demleme kabı içerisinde kapalı olarak 5 - 6 dk. bekletip,  içilebilir.
·         Kuşburnu ;  kendinizi güçlü hissetmenizi sağlar, C – vitamini içerir, kabızlığı engeller, öksürüğe iyi gelir. Kuşburnu meyvelerini ikiye – üçe bölüp demleme kabına koyunuz ve üzerine sıcak suyu dökünüz. 5 – 6 dakika demlendikten sonra içebilir.
·         Ihlamur ; öksürüğe iyi gelir, rahatlatır, yatıştırıcı etkisi vardır, mideye iyi gelir. Ihlamuru kaynatıp demini aldıktan sonra istediğiniz kadar içebilirsiniz.
·         Nane ;  hamilelik döneminde mide bulantılarına karşı etkilidir, ferahlık verir, soğuk algınlıklarına iyi gelir, sinir sistemini rahatlatır.
·         Papatya ; gaz ve ağrı gidericidir, ödem söktürür, sindirimi düzenler, antiseptik özelliği vardır. Heyecanı ve gerginliği azaltır. Kurutulmuş papatyalardan 4-5 adetini demleme kabında 5 – 10 dakika beklettikten sonra içebilirsiniz.
·         Rezene;  sinirlere iyi gelir , sancıları azaltır, gaz giderir. Rezene poşet çayın üzerine sıcak su ilave ettikten sonra 5 – 10 dakika demlenmesini bekleyiniz.
·         Elma; kendinizi güçlü hissetmenizi sağlar, C vitamini içerir, rahatlatır, yorgunluk giderir.
           
          Doğuma yakın hazırlanabilecek bir çay karışımı tarifi vermek istiyorum. Doğuma yakın dönemde içilirse,  doğumu kolaylaştırıcı etkisi bulunmakta, doğum sonrasında da iyileşmeyi hızlandırmaktadır.

Malzemeler:  4 çorba kaşığı ahududu yaprağı, 4 çorba kaşığı ısırgan otu, 1 çorba kaşığı oğul otu, 1 çorba kaşığı kuşburnu, 1 çorba kaşığı nane yaprağı.

Yapılışı:  Bütün bitkiler hava almayan bir kabın içerisinde karıştırılır. 1 litre kaynak suyun içerisine karışımdan 4 çorba kaşığı koyup 30 – 40 dakika demleyin. Süzdükten sonra günde 1 bardak içiniz.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Ağlayan bebeği sakinleştirmenin 20 yolu!

Ağlayan bebeğinizi sakinleştirmenin pek çok farklı yolu var. Bunlardan birkaçını sizin için sıraladık. Buyrun okuyun...

1- Sakin olun. Sizin sakin olmanız, bebeğinizi de etkileyecektir.

2- Bebeğinizin altını kontrol edin.

3- Bebeğinizin ateşi olup olmadığını kontrol edin. Ensesine bakarak, anlayabilirsiniz.

4- Bebeğinizi emzirin.

5- Bebeğinizin gazı olup olmadığını kontrol edin. Her emzirmeden sonra mutlaka bebeğinizin gazını çıkartmasına yardımcı olun, masaj yapın. Onu rahatlattıktan sonra uykuya geçmesiniz sağlayın.

6- Bebeğinizle yatın. Bazen küçük bebeğinizin sadece size ihtiyacı vardır. Beraber yatarak, onun tüm ihtiyacını karşılamış olursunuz.

7- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onu dışarıya bakmasını sağlayacak pozisyonda tutun.

8- Bebeğinize sakinleştirici şarkılar söyleyip, onu rahatlatmaya çalışın.

9- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onunla dans edin. Sizinle beraber olması, teninizin teması onu rahatlatabilir. Kendini sizin yanınızda güvende hissedecektir.

10- Bebeğinizi sallayın. Bunu kucağınıza alarak, sallayabilirsiniz. Bu pozisyon bebeğinizin anne karnındaki pozisyonunu hatırlatacağı için, onu rahatlatacaktır.

11- Bebeğinizi soyup, onun vücudunu kontrol edebilirsiniz. Vücudunda kızarıklık var mı? Acaba bebek bezi bebeğinizin bacağını sıkıştırmış mı?

12- Sıcaklık ve su bebeğinizi yatıştırabilir. Bebeğinizi ılık su ile banyo yaptırabilirsiniz. İsterseniz suyuna lavanta yağı ekleyebilirsiniz. Lavantanın yatıştırıcı etkisinden yararlanabilirsiniz.

13- Bebeğinizin karnına ve sırtına dokunmak, bebeğiniz rahatlatacağı gibi anne bebek arasındaki bağı da arttıracaktır.

14- Bebeğinize masaj yağı ile masaj yapın.

15- Bebeğinize emziğini verebilirisiniz. Bazen emme ihtiyacı olduğu zaman da bebeğiniz huzursuz olabilir.

16- Dış sesleri azaltın. Bazen bebeklerimiz dış etmenlerden de etkilenebiliriler. O nedenle ışıkları, televizyonun ya da müziğin sesini kısın.

17- Sıkı, sıcak, yumuşak bir battaniye ile bebeğinizi kundaklamanız, onun sakinleşmesine  yardımcı olabilir.

18- Arabada bir yolculuk bebeğinizin sakinleşmesine yardımcı olabilir. Titreşim ve yatıştırıcı bir ses bebeğinizin rahatlamasını sağlar.

19- Bebeğinizle dışarıya çıkın. Bebek arabası ile dışarıda yürüyüş yapmak, hem sizin hem de bebeğinizin rahatlamasına yardımcı olabilir.

20- Ağlayan özellikle kolik bebeklere elektrik süpürgesi ve ya saç kurutma makinesinin sesi, anne karnındaki dolaşımının sesine benzediğinden bebeğinizin rahatladığını göreceksiniz.

Hamile eğitmeni Esra Ertuğrul

8 Aralık 2012 Cumartesi

Gebelikte Tehlikelerden Korunun

Mesleksel aşırı yorgunluk, uzun zaman ayakta kalma, fiziksel ve mental gereksinimlerin yoğunluğu, çevresel stres, erken doğum ve suların erken gelmesine sebep olabilir.

Türkiye’de giderek artan çalışan kadın nüfusu nedeniyle gebelerin yarısının çalışarak gebeliklerini geçirdiğini söyleyen İstanbul Medipol Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sema Ovalı, komplikasyon yoksa, gebelerin çoğu doğum eyleminin başlamasına kadar çalışabileceğini belirtti. Ovalı, “Ancak bazı iş tiplerinde gebelik komplikasyonlarının görülme sıklığı artabilir. Özellikle fiziksel güç isteyen işlerde çalışanlarda erken doğum, büyüme geriliği, hipertansiyon gibi durumların yüzde 20-60 oranında arttığı gösterilmiştir” dedi.

Gebelerin ciddi fiziksel zorluklara maruz kalabilecekleri mesleklerden kaçınmaları gerektiğini dile getiren Ovalı, “Gebelere yeterli dinlenme süreleri sağlanmalıdır. Önceki gebeliklerinde prematüre doğum yapan kadınların olabildiğince fiziksel stresten kaçınmaları yerinde olur” diye konuştu.

Egzersiz Kısıtlaması Yok

Gebeler için egzersiz kısıtlamasına gerek olmadığına değinen Ovalı, şöyle devam etti:
“Ancak aşırı yorgunluk ve kendine veya bebeğe zarar verecek risklerden kaçınmak gerekir. Hareketsiz bir yaşam, gebeliğe bağlı hipertansiyon, erken doğum riski, plasenta previa, çoğul gebelikler, ileri kalp ve damar hastalığı olanlar, kanamalı gebeler, rahim ağzı yetersizliği nedeniyle serklajı olan gebelere tavsiye edilir ve bu kişiler kesinlikle egzersiz yapmamalıdır. Ağır kansızlık, kalpte aritmi, kronik bronşit, kötü kontrollü diyabet, aşırı kilolu veya zayıf gebeler, kötü kontrollü hipertansiyon, hipertiroidi, ortopedik sorunlar, epilepsi ve aşırı sigara kullanımı da egzersize sakınca oluşturabilir.”

Deniz Ürünü Tüketmek Yararlı

Yapılan bir çalışmada haftada 340 gramdan fazla deniz ürünü tüketimimin gebelik sonuçları üzerine yararlı etkileri gösterildiğini ifade eden Ovalı, “Ancak, neredeyse tüm balıklar eşit miktarda da olsa cıva içerdiği için gebe ve emziren kadınların özellikle de kılıç balığı, uskumru, ton balığı ve orkinozdan derin deniz balıklarından kaçınmaları gerekmektedir.”

Bunlara Dikkat!

Yolculuk: Otomobil yolculuğunda emniyet kemeri karın altından ve üst kalçayı çaprazlayacak şekilde yerleştirilmeli ve rahat olmalıdır. Omuz bölümü göğüslerin arasına gelmelidir.

Uçak yolculuğu: Sağlıklı gebelerde 36’ncı gebelik haftasına kadar herhangi bir zararlı etkisi yoktur. Yolculuk esnasında saatte bir yürüyüş, rahatlatıcı hareketler yapılmalıdır.

Cinsel ilişki: Sağlıklı gebelerde zararsızdır. Düşük ve erken doğum riski olduğunda cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır.

Diş bakımı: Gebelik öncesi diş muayenesi mutlaka yapılmalı ve iyi bir diş hijyeni konusunda gebe teşvik edilmelidir. Kötü ağız sağlığı, erken doğumdan sorumlu olabilir. Gebelikte diş röntgenleri de dahil tüm diş tedavileri bir engel yoktur.

Aşılanma: Difteri, tetanoz gibi aşıların gebelik sırasında yapılmasında sakınca yoktur ve özellikle de aşılanmalıdır. Grip aşısı, grip mevsimi süresince gebe olabilecek tüm kadınlara yapılmalıdır. Gebeliğinde aşılanan kadınların çocuklarının ilk 6 ay içinde grip ve solunum yolu hastalığı riskinde yüzde 63 azalma tespit edilmiştir. Diğer bütün aşılar uygun endikasyon olduğunda yarar zarar oranları değerlendirilerek doktor tavsiyesine göre yapılabilir.

Kafein: Aşırı kafein tüketimi plasenta kan akımını azalttığı için bebeğin düşük doğum ağırlıklı olarak doğma riski artar. ABD Diyetisyenler Birliği, gebelik boyunca kafein alımını günlük 500 mg’dan az olacak şekilde sınırlandırmıştır (2 fincan kahve).

Bulantı ve kusma: Gebeliğin başlangıcı ile 14-16’ncı haftalara kadar devam eder. Bazı kişilerde kanser kemoterapisi gören hastalarınkine benzer karakter ve yoğunlukta olduğu şeklinde tanımlanır. Tedavi ile nadiren tam olarak iyileşir, genellikle rahatsızlık hissi biraz azaltılabilir. Sık aralıklarla az yeme, doyunca yemeği bırakma önemlidir. Zencefil ve B6 vitamini içeren bira mayası ve mayalı ekmek, tedaviye destek amacıyla kullanılabilir. Aşırı durumlarda hastanede tedavi edilmesi gerekebilir.

Sırt ağrısı: Belli dereceye kadar gebelerin yüzde 70’inde vardır. Aşırı gerilme veya yorgunluk, aşırı eğilme, ağır kaldırma veya yürüme sonrası hafif derecede ağrılar olabilir. Kilolu olmak da bel ağrılarını artırır. Ağrılı kadınların yerden bir şey alırken eğilmeden çömelerek alması, otururken sırtlarını bir yastık ile desteklemeleri, yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmaları ağrıları azaltabilir. Şiddetli ağrı durumlarında, kuyruk sokumu ve kalçaya vuran ağrılarda mutlaka ortopedik muayene yapılmalıdır.

Varisler: Genellikle yapısal yatkınlığa bağlı olarak gelişir. Uzun süre ayakta durma, gebelik, aşırı kilo ve ilerleyen yaşla birlikte artar. Bacakların yükseltilmesi, elastik çorapların kullanılması ilk aşamada yapılacak tedavilerdir. İleri durumlarda ilaç tedavisi veya nadiren cerrahi müdahale gerekebilir.

Hemoroidler: Makattaki venlerin varisleridir. Lokal ilaç tedavileri, sıcak uygulamalar ve dışkı yumuşatıcı ilaçlar ile tedavi edilirler. Hemoroidlerdeki ağrılı ve iltihaplı kan pıhtılaşmalarında cerrahi tedavi yapılabilir.

Mide yanması: Yemek borusuna mide içeriğinin geçmesi sonucu oluşur. Az ve sık yeme, eğilme ve düz yatmaktan kaçınma ile hafifletilebilir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi yapılabilir.

Aşırı tükrük salgısı: Bazı gebelerde ortaya çıkar. Nişastalı besinler tükrük salgısını artırabilir. Sık tükürme gereksinimi oluşan bazı gebelerde havuç, salatalık, naneli veya zencefilli pastiller faydalı olabilir.

Uykusuzluk ve yorgunluk: Gebeliğin erken dönemlerinde birçok kadın yorgunluk ve uykusuzluk çeker. Progesteronun uyku getirici etkisi vardır ama REM uykusu denilen kaliteli uyku dönemi azalır ve dinlenmemiş şekilde kalkar. Buna bağlı olarak sabah rahatsızlıkları ortaya çıkar. Gün boyunca kısa uykular ve yatarken hafif rahatlatıcı ilaçlar faydalı olabilir.

Akıntı: Gebelikte artan östrojene bağlı olarak rahim ağzı ve vajen salgısının artması sonucu oluşur. Aşırı miktarda, kokulu ve renkli olanlar enfeksiyona bağlı olabilir ve tedavi edilmelidir.

Kordon kanı bankacılığı: Çocuklarda ve erişkinlerde kan kanserleri ve bazı genetik hastalıkları tedavi etmek için göbek kordonundan elde edilen kanın transplantasyonu yapılabilmektedir. İki çeşit kordon kanı bankası bulunur.

Genel bankalar, kan ürünleri bağışına benzer şekilde, akraba ya da akraba olmayan alıcıların kullanımı için bağış yaparlar. Özel bankalar ise, gelecekte kişinin kendi ihtiyacı olabileceğini düşünerek kök hücre depolanması yapılması için kurulmuştur ve bu bankalar ilk uygulama ile yıllık depolama için ücret alırlar.

Ancak, alıcıda bilinen bir endikasyon olmadan saklanmış kordon kanı kullanılarak çok az transplantasyon yapılmıştır ve kordon kanının verici çiftin çocuğunda veya bir aile üyesinde kullanılma olasılığının çok düşük olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle gebeler, kordon kanının bankada saklanması konusunda yeterince bilgi sahibi olduktan sonra karar vermelidirler.

31 Mayıs 2012 Perşembe

Uykusuzluk bebeklikten başlıyor

Uyusun da büyüsün demiş ninnilerimiz, 21. yüzyılda uyusun da büyüme hormonu salınsın diyoruz. Ama neden mutlulukla bağrımıza bastığımız bebeğimizin uyku saatleri ile bizimki uyuşmuyor? Hep böyle uykusuz mu kalacağız? Gece 8-10 saat uyuyan bebekler bir efsane mi?

Yenidoğan bebeklerin 2-3 saate bir uyanıp beslenmesi gerektiğini belirten Bayındır Hastanesi Kavaklıdere Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nevin Aykol, bebeğin kilo alımı yeterli ve doktor tarafından başka bir öneride bulunulmamışsa 2 haftadan itibaren uyandırmaya gerek olmadığını vurguladı. İlk 3 ay gece 24'ten sonra 2-3 kez olan uyanmaların 6 aydan sonra genellikle 1'e düştüğünü kaydeden Dr. Nevin Aykol, merak edilen soruları yanıtladı:

- Gece uyanmalarının nedenleri nelerdir? 
İlk aylarda kolik sancıları anne-babaları uyutmazken, bebek büyüdükçe diş çıkarma dönemi, gündüz yaşanan korkuların rüyalarda tekrarlanması, annenin işe başlaması ile terk edilme korkusu, anne sütünün kesilme dönemi gibi çeşitli nedenler geceleri uyanmaya yol açabilir. Bazı bebekler etrafta çok fazla uyaran olduğunda, kalabalık ortamlarda, eve yabancıların gelmesi ve aşırı aktivite yapılan bir günün sonunda uyuyamazlar. Anne-baba ile fazla zaman geçirmek isteyen bazı çocuklarda da uykuya direnirler.

- Gece ağlayan bebeğe nasıl yaklaşmalıyız? 
Öncelikle bebeğin fiziksel gereksinimlerinin karşılandığından yani karnının tok, altının kuru, ortam ısısının yeterli olup olmadığını anlamalıyız. Bebeğin kısa bir süre sonra tekrar uyuyabileceğini düşünerek aşırı gürültü, ışık gibi uyaranlar vermemeliyiz. Bebeği yatağından uzaklaştırmadan sakinleştirmeye çalışarak bir süre onunla konuşmalıyız.

Bebeğin kendini güvende hissedebilmesi için ağladığında yanına gitmeliyiz. Ama kendi yatağına almak bir süre sonra alışkanlık yaratacağı için uygun bir davranış değildir.

- Bebekler kaç saat uyumalıdır? 
Yenidoğan bebekler ortalama 18 saat, 6 aydan sonra genellikle 10-12 saat (gündüzleri 2 kez yapılan şekerleme dahil) uyurlar.

- Bebeklerde gündüz uykusu şart mıdır? 
Yenidoğan bebekler gece ve gündüz ayrımı yapmadan uyurlar ve uyanırlar. 2 aydan sonra geceleri daha uzun uyumaya başlarlar. 15 aydan sonra gündüz uykusu ikiden bire düşer.
Öğlen uykusu da 4 yaştan sonra pek gerekli değildir.

- Bebekler gündüz kaç saat uyumalıdır? 
Nasıl yetişkin insanların uyku ihtiyacı farklı farklı ise bebeklerde aynı şekildedir. Bazı bebek 15 dakika ile yetinirken, bazıları 2 saat uyuyabilmektedir.

- Geceleri uyandırıp beslemeli miyiz? 
Yenidoğan sağlıklı bir bebek 2-3 saatte bir uyanıp anne sütü alır ve uyumaya devam eder. Gece beslenmesi genellikle 6-8 aydan sonra gerekli değildir. Çocuğun her uyanması açlık olarak algılanmamalıdır.

- Kesintisiz gece uykusu ne zaman olur? 
Büyüklere özgü kesintisiz uyku bazı çocuklarda üç yaşı bulmaktadır.

- Bebeğinizi nasıl bir ortamda uyutmalıyız? 
Ortalama 20 derecelik ısısı olan sessiz, loş bir ortam uyku için idealdir. Her gün aynı ortam ve aynı saatte uyutmaya çalışmalıyız. Yatak güvenli, kenarları yumuşak, yatak örtüleri pamuklu ve yumuşak olmalıdır. Yastık kullanmak tehlikeli olabilir. Bebeğin sevdiği yumuşak bir oyuncak yatağa konulabilir. Başka bir çocukla aynı yatakta asla yatırmamalısınız. Uykunuz ağırsa asla yatağınıza almayınız.

Uykudan önce banyo rahatlatıcı olabilir. Hafif bir müzik, hafif sallama hareketleri uykuya dalmayı kolaylaştırabilir. Uykudan önce aşırı heyecan yaratıcı aktivitelerden, büyük çocuklarda bilgisayar oyunları ve televizyondan kaçınmak gerekir. Yatmadan önce pijama giymek, kitap okumak gibi belirli rituelleri yaparak uyku saatini öğrenmeye alıştırmak gerekir.

Herşey Beyinde Başlıyor!

Uykunun insan yaşamında çok önemli bir yeri vardır. Erişkin bir insan yaşamının yaklaşık üçte birini uykuda geçirmektedir. Bu dönem içerisinde hem beynin işlevleri hem de beynin işlevlerine bağlı olarak organizmadaki diğer sistemlerin işlevlerinde çok ciddi değişiklikler olmakta yani uyku sırasında hem beynimiz hem organlarımız, uyanıklıktan farklı bir şekilde çalışmaktadır. Dolayısıyla uyku sırasındaki bu farklılık, oluşan hastalıkların da farklı olmasına neden olmaktadır.

Uyku hastalıkları içerisinde uykusuzluk (insomni) çok sık görülmekte, bu hastalık filmlere, edebiyat eserlerine ve sanat akımlarına konu olmaktadır. Uykusuzluk insan yaşamını ciddi şekilde etkileyen bir tablodur.
Uykusuzluk denilen tablo, aslında beynin uyanıklığını sağlayan merkezlerin normalden daha fazla aktif olması sonucu ortaya çıkmaktadır. Beyinde uyanıklığı sağlayan merkezlerin oluşturduğu sempatik aktivitenin uykusuzluk çeken kişilerde daha fazla olarak ortaya çıktığı gözlenmektedir. Bu nedenle insomni hastalarının bazılarında “Çocukluğumdan beri annem benim az uyuduğumuz söyler” sözü çok sık duyulur. Çünkü bunların bebeklikten gelişen, uyanıklığı sağlayan merkezleri, uyanıklığı sağlayan hormonları daha aktif durumda bulunmaktadır. Uykusuzluk tedavisi son dönemlerde çok önemli değişiklikler göstermekte, gelecek yıllarda bu hastalığın kökünden çözülmesi için kesin verilere ulaşılabilecektir.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Hamileliği fark etmemek mümkün mü?

Çok az da olsa, doğum yapana kadar bunu faketmeyen, karın ağrılarıyla gittiği hastanede hamile olduğunu öğrenen kadınlar var. Peki hamileliği fark etmemek mümkün mü?

İngiltere ve İrlanda’da 600 doğumdan biri, anne hamileliğini çok geç fark ettiği gerçekleşiyor. İngiltere eski başbakanı Tony Blair’in eşi Cherie Blair de dördüncü çocuğuna gebe kaldığını geç anladığını anlatmıştı. Ender de olsa, doğum yapana kadar dahi bunu faketmeyen, karın ağrılarıyla gittiği hastanede hamile olduğunu öğrenen kadınlar var. Peki ne oluyor da kadınlar hamileliklerini atlıyor ya da iş işten geçince anlıyor?

Medical Park Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökmen İyigün’ün verdiği bilgiye göre, bazı kadınlar, hamileliğin erken bulguların olan bulantı, kusma, baş dönmesi, bitkinlik belirtilerini neredeyse hiç yaşamıyor. İlk üç ayı rahat atlatıyor, dördüncü aya gelince bebeğin hareketlerini hissetmesiyle hamileliğin farkına varıyor. Bazıları ise zaten düzensiz adet görüyor, bu sırada hamile kalıyor. Bir başka grup kadın da hamile olduğu halde adet görüyor. Zaten düzensiz adet gören kadın hamileyken, “üzerine görme” denilen ve aslında normal adetten zaman, miktar ve süre olarak farklı lekelenmeleri adet görme olarak niteleyip zaman kaybediyor.

Op. Dr. İyigün, “Çok genç yaşta cinsel ilişkisi bulunan ancak adet düzeni, korunma ve hamilelik konusunda bilgisi az genç kızlar da geç farkedebiliyor. Partneriyle zaten düzensiz, az ilişkiye girdikleri ve bu yaşlarda adet düzensizlikleri sık görüldüğünden hamileliklerinin farkına varamıyorlar. Bulantı ve kusmaları nedeniyle dahiliye kliniklerinde uzun zaman takip edilen genç kızlar hatırlıyorum” diyor.

Gebelik üzerine görülen adet nasıl oluyor da aylık olağan kanamayla karıştırılıyor? Aslında bu aylık kanamalardan farklı. Gün, miktar ve kıvamı aynı değil. Op. Dr. İyigün, “Düzenli adet gören kadın, kanın miktarını, ortalama kaç ped kullandığını bilir. Hamile olup da üzerine adet gören kadınların kanaması lekelenme tarzında olur. Ya da düşük tehditlerinde olduğu gibi çok şiddetlidir. Adet fizyolojisi hakkında bilgisi az olanlar, hele bir de sosyal ya da duygusal zorluklar yaşıyorsa bu kanamaları normal sanıp, hamileliklerini atlıyor” diyor.

MENOPOZ KAZALARI DA AZ DEĞİL
Kadınların sürpriz hamilelikler yaşayabildiği bir dönem de menapoza geçiş dönemi. Adet kanamalarının düzensiz olmaya başladığı bu dönemde, “artık yumurtlamıyorum” diye düşünen kadın rehavet yaşıyor. Korunmada disiplini de bir tarafa bırakıyor. Ama az sayıda kalan yumurtanın spermle karşılaşması halinde hamile kalabiliyor. Yine bu dönemde adet düzensiz olduğu için aradaki kanamasız dönemden kuşkulanmıyor. Ta ki, karınlarında hareketlilik hissedene kadar!

SÜTÜN KORUMASINA GÜVENENLER
Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Kayhan Yakın, doğum sonrası emzirme sırasında hamileliğin de sık rastlanan sürprizlerden olduğunu söylüyor: “Normalde emzirme süresince süt hormonunun etkisiyle yumurtalıklar baskılanır ve adet görülmez. Ancak doğumdan 1.5 ay sonrasından itibaren yumurtalıklar bu baskıdan kurtularak yumurta üretmeye başlayabilir. Bu nedenle doğumdan 1.5 ay sonra korunmaya başlamak gerekir. Bu dönemde oluşacak sürpriz hamilelikler çoğu zaman oldukça geç fark ediliyor. Emzirdiği için adet görmediğini zanneden anne, memelerindeki şişkinliği ve hassasiyeti, mide şikayetleri, karında şişliği, baş dönmesi ve yorgunluk gibi işaretleri lohusalığa yoracağından gebeliğin anlaşılması gecikebiliyor” diyor.

GEÇ FARK ETMENİN RİSKLERİ
Hamileliğin geç fark edilmesinin yarattığı başka bazı riskler de var. Bebeğe zarar verebilecek ilaç kullanımı, dış gebeliğin geç fark edilmesi veya gebeliğin sağlığı için alınması gereken bazı önlemlerin geç alınması gibi. Bir diğer problemse istenmeyen gebeliğin, istem üzerine sonlandırılabileceği yasal sürenin aşılması olasılığı. Kanunlara göre gebeliğin 10’uncu haftasından sonra anomali varlığı haricinde çiftin kendi istemi gebeliği sonlandırmasına imkan tanımıyor.

Aslında bir kez gebelik yaşamış kadın, sadece adet gecikmesinden değil memelerindeki hassasiyet, bulantı hissi, yorgunluk ve uykuya meyil gibi değişikliklerden de şüphelenebilir. Ancak bu belirtiler oldukça sübjektif. Ayrıca bazı gebeliklerde çok hafif seyredebildiğinden her zaman uyarıcı olamayabilir. Yine de her ay düzenli adet gören bir kadının hamile olduğunu fark etmemesi pek mümkün değil. Adet gecikmesi yaşayan her kadın, gebe olup olmadığını sorgulamalı. Düzensiz kanamalar mutlaka dikkate alınmalı. En sık ve kolay uygulanabilen idrar testi her zaman güvenli ve yeterli duyarlılıkta olmayabilir. Şüpheli ilişki sonrası hemen yapılan idrar ve kan testleri olası gebeliği bu kadar erkenden gösteremez. Olası adet süresi geçmeden gebelik testleri yapılmamalı.

Mesude Erşan, Hürriyet
Kaynak: pudra.com

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Bebeğinizi yakından tanıyın

İlk kez anne baba olan ebeveynler mutluluk ve heyecan kadar endişe de duyarlar. “Bebeğim yeteri kadar uyuyor mu?”, “Boy ve kilosu normal mi?”, “Gerçekten gülüyor mu?”, “Bizi ne zaman tanıyacak?” gibi sorular anne babaları bebek büyüyene kadar meşgul eder. 

Bu konuda anne babalara büyük görevler düşmektedir. Bebeğin fizyolojik ve psikolojik gelişimini yakından takip ederek onu sağlıkla büyütmek mümkündür.

Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Bahar Salihoğlu Kural'ın verdiği bilgilere göre, bebeğiniz doğduktan sonra endişeleriniz gün be gün artacak, bebeğinizi en sağlıklı ve doğru şekilde büyütmek için elinizden geleni yapacaksınız. Düzenli sağlık kontrolleri ya da sağlam çocuk izlemi ile bebeğinizin sağlıklı bireyler olana dek tüm büyüme ve gelişim basamakları çocuk doktorunuz tarafından takip edilecektir. Ama gelişimin ve büyümenin en hızlı olduğu ilk yılda bebeğinizdeki gelişmeleri ilk anne babalar fark eder. Bebekler kar tanesi gibidirler, hiçbiri birbirinin aynı değildir. Bu yüzden her bebeğin gelişimsel özellikleri birbirinden farklıdır. Bazı gelişme basamaklarına bebekler erken veya geç ulaşabilir. Ebeveynler kendi çocuklarını en iyi kendileri bilir, gelişim basamaklarını yakından takip edebilir.

Doğduğunda...

Bebeğin dış dünyaya alışmak için birkaç haftaya ihtiyacı vardır. Birkaç hafta rutin bir düzeni yoktur. Beslenme, uyku saatleri düzensizdir. Doğumdan hemen sonra daha hareketli olup birkaç gün sonra daha sessizleşebilir, sonrasında yine aktif olur.

Başlarını kontrol edemezler. Emme dürtüsü ile beslenirler. Vücudunu, kol ve bacaklarını eşit olarak hareket ettirebilir, 20-30 cm. ilerisini görebilir. Hareket eden cisimleri gözleri ile kısa mesafeden takip edebilir. Eli tutulursa, sıkıca kavrar. Sesin geldiği yöne doğru dönebilir. Onunla konuşulduğunda sakinleşir. Bebeğin 5 duyusu günden güne gelişir. Gülen yüzler, hoş, sakin sesler bebeğinizin ilgisini çeker. Annesinin kokusunu, sesini tanır.

Bu dönemde tüm bebekler büyürken sıcaklığa ve sevgiye ihtiyaç duyarlar. Onu kucağınıza alarak  şımartmazsınız. Bebeğinizi sevgiyle, şefkatle sıkça kucağınıza alın. Bebeğiniz tutarken avuç içinizle başını destekleyin. Onu; sizin yüzünüzü görebileceği kadar yakın tutun. Onunla konuşun ve şarkı söyleyin. Parlak, değişik renkli objeler gösterin.

2-3'üncü Aylarda...

Onunla konuştuğunuzda ‘ agulama ‘ başlar. Size daha çok karşılık vermeye, ilginizi fark etmeye başlar. Size güler, sizi izler, yanından ayrıldığınızda tepki gösterir. Kucağa alınınca, ilgi gösterilince sakinleşir. Kadın- erkek seslerini ayırt eder. Sert konuşmalarla, sakin konuşmaları ayırır.

Objelere daha iyi odaklanır. Parlak cisimlere bakmayı tercih eder. İlk aylarda bebeklerin gözlerinde kayma normaldir. Kaymanın bu aylarda düzelmesi gerekir.

Baş kontrolü artık vardır, başını dik tutar. Yüzükoyun yatırınca, göğüs kafesine kadar gövdesini kaldırır. El ve parmaklarını keşfeder, ellerini dikkatle bakar. Elini tuttuğunuzda, sizin elinizi daha sıkı tutar.
Bu dönemde, bebeğiniz uyanık olduğunda yüzükoyun yatırın, boyun ve sırt kasları güçlensin.

Ses çıkaran, hareketli, renkli oyuncaklar alın. Avuçlayabileceği yumuşak oyuncaklar, çıngıraklar alın. Yatağının yanına kırılmayan ayna, yumuşak oyuncaklar, renkli kitaplar asın. Yüz yüze konuşun, şarkılar söyleyin, ismini kullanın. Gülümsemelerini, seslerini, mimiklerini taklit edin. Bebeğinizi sakinleştiren ses ve oyuncakları öğrenin.

4'üncü Ayda...

Bebekler bu ayda kendi etraflarında dönmeye başlarlar. Mutlu olduklarında daha çok ses çıkarırlarken, mutsuz olduklarında ağlar, kendilerini bu yolla ifade etmeye başlarlar. Diş çıkarma sıkıntıları başlayabilir. Elini sık sık ağzına götürecektir.

Bu dönemde, bebeğinize ilginizi gösterin. Onunla konuşun, şarkı söyleyin. Bazen sadece yüzüne bakıp gülümseyin. İkili ilişkinizin gelişmesine dikkat edin. Değişik sesler çıkaran oyuncaklar, ilgisini çekecek renkli objeler alın. Size özel “oyun zamanları” yaratın. Eline farklı dokularda oyuncaklar verin. Bebeğinizi sırt üstü yatırın , birlikte egzersiz yapın. Kollarını göğüs kafesi üzerinde çaprazlayın, tekrar açın. Bacaklarını ayak bileklerinden tutup yukarı- aşağı yavaş yavaş hareket ettirin.

6-7'inci Aylarda...

Bu aylarda önce destekli, sonra desteksiz oturmaya başlar. Mama sandalyesinde oturtmaya başlayabilirsiniz.
Kendi etrafında kolayca döner. El bilekleri üzerinde yüzükoyun durur. Oyuncaklara ilgisi artar. Oyuncağa uzanır, eli ve tüm parmakları ile istediği şeye uzanıp alır. Elindeki cisimleri, oyuncaklarını birbirine vurabilir. Bir elindeki cismi, diğer eline geçirebilir.

Onunla oynadığınızı anlar, karşılıklı ilişkiye daha çabuk girer. "Ce- e" yaptığınızda güler. Tek heceleri söylemeye başlar. Kendi ismini tanıyabilir.

Bu aylarda annesine bağlılığı artar, aile üyelerini tanır. Çocukları büyüklerden ayırır.
Ona şarkılar söyleyin. Kitap okuyun. Hayvanların çıkardıkları sesleri öğretmeye çalışın. Aynanın karşısına geçin, kendi görüntüsüne güler.. Müzik çalın, beraberce dans edin.

8-9'uncu Aylarda...

Artık yabancıları tanıyıp, yadırgayabilir. Şimdiye kadar topluluk içine rahatça çıkardığınız çocuğunuz, başkalarını görünce ağlayabilir. Mama, baba gibi heceleri söyler. Aynı sesleri sürekli tekrarlar ve daha fazla sesleri taklit edebilir.

Bu aylarda bir yerlerde tutunup, ayağa kalkabilir. Yavaş yavaş sıralamaya da başlayabilir. Yatar pozisyondan, oturur pozisyona kendisi geçebilir. Emekler,  merdivenleri emekleyerek çıkabilir. Kollarının altından dik tutulunca adım atmak ister. Çevresindeki eşyalardan, objelerden zarar görmemesi için, evinizi güvenlikli hale getirmeniz gereklidir.

12'inci Ayda...

Artık bebeğiniz 1 yaşına geldi.. Bazı bebekler 1 yaşında yürüyebilir. Çoğu “ anne “, “ baba “nın anlamını bilir. Aileden insanlara bağlılık gösterebilir.

İnsanlarla oynamayı, oyuncaklarla oynamaya tercih eder. Onunla oyun oynayarak daha çok zaman geçirin. Hikayeler anlatın, şarkı söyleyin. Ona renkli çocuk kitapları okuyun. Diğer çocuklarla oynamasını sağlayın. Boya kalemleri alın, kalem tutmaya alıştırın. Renkli üçgen, kare, dikdörtgen şeklinde oyuncaklar alın. Yumuşak bir topla oyun oynayın.

Bu dönemde, eşyaları göstererek, isimlerini söyleyiniz. Tekrar ettikçe daha iyi öğrenecektir. Yeni şeyler öğrendikçe, onu yüreklendirin. Ona gülün, “ Aferin “ deyin.

Yaptığı şeylere çok fazla “ hayır “ demeyin. “ Hayır “ dediğinizde durması gerektiğini bilmeli, bu yüzden gerçekten gerektiği zaman kullanın. Onun her şeyi anladığını düşünüp, yapmaması gereken şeyleri neden yapmayacağını anlatın.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Pratik yöntemlerle egzersiz yapın

Doğumunuzdan sonraki hızlı geçen günlerde kendinize de vakit ayırmalısınız...

Kendinizle baş başa!
Bebeğinizin kahvaltısını yaptırın ve annenizi veya yakınınızı çağırın. Yanınıza zevkine güvendiğiniz bir arkadaşınızı alın ve alışverişe çıkın. Aceleci olmayın tüm gün sizin! Vücut tipinize göre zevkli elbiseler alarak fazla kilolarını kamufle edebilirsiniz. Vücudunuzda beğendiğiniz yerlerinizi ön plana çıkaracak kıyafetler seçin

Demir oranınıza baktırın
Egzersiz yaparken hemen yoruluyor musunuz? Sezaryen sırasında çok mu kanamanız oldu? 'Evet' diyorsanız demir eksikliğinizi kontrol ettirin.

Pratik yöntemlerle egzersiz yapın
Temizlik yaparken, evdeki dağınıklığı toparlamaya çalışırken bile egzersiz yapmış olursunuz. Hatta bebeğiniz her kucağınıza aldığınızda hareket yapmış oluyorsunuz. Onu kucağınıza alırken kaslarınızı sıkıp doğru bir şekilde kaldırırsanız harika!

Stilinizi değiştirin
Modayı takip eden bir anne olmak istiyorsanız bu kış stilinizi değiştirin. Kazaklar, yün elbiseler, tunikler veya eskitilmiş kot pantolonlar giyinin.

Kendinizi sevin
Kendinizi iyi hissetmek ve kendinizi sevmek istiyorsanız bazı telkinlere ihtiyacınız var. Aynanın karşısına geçin ve 'Vücudum çok güzel, ne giysem yakışıyor' gibi şeyler söyleyin. Emin olun bu, sizi çok iyi hissettirecek.

Rahat Rahat
Masaj salonları, saunalar, spa merkezleri sizin için o kadar iyi birer terapi kaynakları ki! Kendinize buralardan birer üyelik ayarlayabilirsiniz.

Seksi ve rahat
Arada sırada pamuklu yerine saten ve yumuşak sütyenler alın. Böylece emzirirken hem seksi hem de rahat olacaksınız.

Düz tabanlara elveda
Biliyoruz size rahat ayakkabıları önerdik ama arada babetleri bir kenara bırakın. Eski yüksek topuklu ayakkabılarınıza geri dönün. Şık ve gösterişli ayakkabıların tam zamanı!

Boşa zaman geçirmeyin
Mikrodalgada bir şeyler ısıtırken bile o beklediğiniz birkaç dakikada egzersiz yapabilirsiniz. Mutfak duvarına yaslanın, dizlerinizi büküp birkaç dakika durun.

Korse giyin
Göğüs altınıza kadar olan tayt şeklindeki korselerden alın. Bunlarla ev işi yaparken ne kadar terlediğinizi ve kalori kaybettiğinizi göreceksiniz.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Yedikleriniz bebeğinizin DNA'sını değiştiriyor!

Anne adaylarının hamilelikte tükettikleri besinler bebeklerinin tüm hayatını etkiliyor. 

Bahçeci Sağlık Grubu doktorlarından Aile Hekimi Dr. Murat Berksoy, anne adaylarının hamilelik sırasında beslenmesinin, bebeklerinin DNA'sında önemli değişiklikler oluşturduğunu belirtiyor. Berksoy, bebeklerinin uzun vadeli sağlık durumunda etkili olduğu için annelerin beslenme tavsiyelerini dikkatle izlemesi gerektiğinin altını çizerken, genlerimizi değiştiremesek bile, yaşam tarzımızın genlerimizin nasıl işleyeceğini etkileyebildiğine dikkat çekiyor.

Genlerin kendilerinde değişiklik olmadan, fonksiyonlarını değiştirebilen kalıtımsal değişimlerden söz eden Murat Berksoy, genin değişmediğini yaptığımız bazı şeylerin, örneğin yaşam tarzımızın, genin nasıl fonksiyon yapacağını etkileyebildiğini ve bunların da kalıtımsal olabildiğini söylüyor.

Anne Karnında Duyulan Seslere Dikkat!

Epigenetik, bebeğin anne karnındaki çevresel ortamının dünyaya geldikten sonraki sağlığına etkisi olarak tanımlanabilir. Anne karnında iken, annenin aldığı besinler ve algıladığı sesler gibi diğer etkenler bebeğin hayatında alzheimer, kalp, şeker, infertilite gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Hamileyken yetersiz düzeyde karbonhidrat tüketmek, bebeğin genlerinde bazı unsurların değişmesine yol açıyor. Bu değişikliklerin görüldüğü bebekler, yaşamlarının ileriki aşamalarında daha çok kilo alıyor. Yani anne adayı yetersiz karbonhidratlı bir beslenmeye geçerse, çocuğunun kilo alma riskini artırıyor. Anne karnındayken çocuk yetersiz beslenirse, çocuk ileride şişmanlık, şeker hastalığı gibi risklerle karşılaşabiliyor.

Anne baba adayları için D vitamini, iyot, Omega 3, B12 vitamini, folik asit, A vitamini ve demir eksikliklerinin giderilmesi büyük önem taşıyor. Yanlış beslenme, ağır metaller, kimyasal ve biyolojik toksinlere maruz kalan anne karnında bebeğin, doğduktan sonra erişkin dönemde bu olumsuz çevresel koşullardan etkilenerek yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kalp damar hastalığı gibi sorunların yanında zeka geriliği, otizm ve davranış bozukluğu gibi sorunlar yaşamasına da yol açabiliyor.

Çevresel kimyasal kirleticilerden PCB poliklorine bifeniller, dioksinler, kurşun, civa, bisfenol A ve perstisitler gibi endokrin bozucular çocuklarda işitme ve konuşma bozukluklarına, eğitimde başarısızlığın yanında gebelik sırasında benzer durumlara maruz kalındığında ise ileriki yıllarda bebeğin üreme sorunlarıyla karşılaşma olasılığını artırmaktadır.

Hamilelikte Çok Kırmızı Et Tüketilirse...

Anne hamile iken çok kırmızı et tüketirse, bebek erkek ise, bu gelecekte sperm sayısını olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Bu nedenle Dr. Murat Berksoy, kadınların, özellikle hamile kadınların beslenme ve yaşam tarzları konusunda daha çok bilinçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bebekler anne karnında 30. hafta itibariyle duymaya başlıyor. Anne 30. haftadan sonra klasik müzik dinlerken eğer rahatsız oluyorsa, bebek doğduktan sonra klasik müzik duyduğunda huysuzlandığı gözlemleniyor.

Uzmanların teorisine göre, anne karnında gelişimini sürdüren bebek, dünyaya geldiğinde karşılaşacağı ortama hazırlıklı olmaya çalışıyor ve DNA'sında buna göre değişiklikler oluyor. Karbonhidratı yetersiz bir ortamda gelişen bebek, yeterli besin olmadığı varsayımıyla vücudunu depolamaya programlıyor. Daha önce hayvanlarda yapılan çalışmalarda da beslenmenin gen işlevlerinde değişiklik yaratabildiği belirlenmişti. Buna, Epigenetik değişim deniyor. Bu alana eğilen uzmanlar ise çevre ile genlerin nasıl bir etkileşim içinde olduğunu anlamaya çalışıyor.

Dr. Murat Berksoy bu araştırmaların, Epigenetik değişimlerin kısmen de olsa yaşamın ilk dönemleri ile daha sonraki hastalıklar arasında bağlantı oluşturduğuna ilişkin önemli kanıtlar sunduğunu söylerken, bunun kadınların gelecek nesillerin sağlığını iyileştirebilmek için beslenme konusunda daha fazla desteğe ihtiyacı olduğunu gösterdiği görüşünde.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Artık doğurmuyoruz!

Türkiye'de geçen yıl kaba doğum hızı binde 17'ye, toplam doğurganlık hızı ise 2,03 çocuğa geriledi

TÜİK verilerine göre, 2009 yılında 1 milyon 254 bin 946 olan canlı doğum sayısı, 2010 yılında 1 milyon 238 bin 970'e indi.

Geçen yıl doğan bebeklerin yüzde 51'i erkek, yüzde 49'u ise kız oldu. Kaba doğum hızı (bin nüfusa düşen doğum sayısı) binde 17 olarak belirlendi. Söz konusu rakam 2009 yılında binde 17,4 düzeyindeydi. Diğer bir ifadeyle 2009 yılında bin nüfus başına 17,4 doğum, 2010 yılında ise bin nüfus başına 17 doğum düştü.

Kaba doğum hızı bölgesel bazda incelendiğinde, geçen yıl kaba doğum hızının en yüksek olduğu bölge binde 27,3 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, en düşük olduğu bölge ise binde 11,4 ile Batı Marmara oldu.

Geçen yıl genel doğurganlık hızı (15-44 yaş grubunda bin kadın başına düşen doğum sayısı) ise binde 71,5 olarak hesaplandı. Genel doğurganlık hızı 2009 yılında binde 72,9 olarak belirlenmişti.

Toplam doğurganlık hızı, yani bir kadının doğurgan olduğu (15-49 yaş) dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısı 2009 yılında 2,07 çocuk iken 2010 yılında bu rakam 2,03 çocuk oldu. Başka bir deyişle bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısı 2 olarak hesaplandı.

SEVİYE DEĞİŞİYOR
TÜİK'in doğum istatistiklerini AA muhabirine değerlendiren Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü Teknik Demografi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmet Koç, Türkiye'de hem doğurganlık seviyesinin hem de doğurganlık örüntüsünün değiştiğini söyledi.

Kaba doğum hızının 2006'da binde 19 düzeyinde bulunduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Koç, bu rakamın 2010'da binde 17'ye gerilemesinin, hem doğurganlık kontrolünün artması hem de kadınların eğitim seviyesi ve hanelerin gelirinin artmasının bir sonucu olduğunu ifade etti.

Kaba olan bu göstergeden daha rafine olan toplam doğurganlık hızına bakıldığında, doğurganlıktaki azalmanın daha net gözlendiğini kaydeden Prof. Dr. Koç, 1990'ların başında kadın başına 3 çocuk düştüğünü gösteren toplam doğurganlık hızının bugün 1 çocuk azalarak, 2 çocuğa düştüğünü, bu durumun Türkiye'de 1950'lerde başlayan doğurganlıktaki azalmanın kesintisiz olarak sürdüğünü gösterdiğini bildirdi.

Prof. Dr. Koç, ''Günümüzde Türkiye doğurganlıkta yenilenme düzeyi olan 2,1'in de altında olan bir doğurganlık seviyesine sahiptir'' dedi.

BÖLGESEL FARKLILIKLAR DİRENÇLİ
Doğurganlık seviyesinde bölgelere göre önemli farklılaşmalar görüldüğüne de işaret eden Prof. Dr. Koç, Batı Anadolu, Orta Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde kadın başına 2 ya da daha az sayıda doğum düşerken, bu göstergenin Doğu Anadolu'da kadın başına 3-3,5 çocuğa yükseldiğini, bu durumun Türkiye'de tüm bölgelerde doğurganlık seviyesinin düşmekte olduğunu, ancak bölgesel farklılıkların halen dirençli olduğunu gösterdiğini söyledi.

2000'li yılların ortalarına kadar en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı 20-24 yaş grubunda gerçekleşirken, 2000'li yılların ortalarından sonra en yüksek doğurganlık hızının 25-29 yaş grubunda gözlenmeye başlandığına da dikkati çeken Prof. Dr. Koç, ''Yayınlanan bu sonuçlar doğurganlıktaki azalmaya paralel olarak kadınların doğurganlıklarını daha ileri yaşlara ertelediğini bir kez daha teyit etmektedir. Doğurganlığın ertelenmesinin tüm bölgeler için geçerli olduğu görülmektedir'' diye konuştu.

BİLDİRİM KALİTESİ ARTIYOR
Türkiye'nin doğum istatistiklerinin giderek daha kaliteli hale geldiğini belirten Prof. Dr. Koç, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nin (ADNKS) hayata geçmesinden önceki dönemde doğumlardaki eksik bildirimler yüzde 25-30 seviyesindeyken bugün bu seviyenin yüzde 5'in altına düştüğünü dile getirdi.

Bildirim kalitesindeki artışın, doğumların bildiriminin artması ve yasal bildirim süresi olan doğumdan sonraki 1 ay içinde doğumların bildirilmesindeki artışla ilgili olduğunu anlatan Prof. Dr. Koç, bu sistem oturdukça doğum istatistiklerindeki kapsam hatasının kısa zaman içinde tamamen ortadan kalkacağını söyledi.

Bildirim kalitesindeki artışın, kendisini yıllık doğum sayısında gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Koç, kendilerinin ülkede yıllık 1 milyon 290 bin civarında doğum olduğunu tahmin ettiklerini, TÜİK'in 2010 yılı için açıkladığı 1 milyon 238 bin 970 rakamının bu seviyeye oldukça yaklaşıldığını gösterdiğini kaydetti.

AA

Hamilelik nasıl anlaşılır?

Kadınlar, genellikle hamile kaldıklarını kendileri hissederler. Hissetmenin yanında gebeliğe işaret eden birçok belirti de vardır. İşte hamile kalıp kalmadığınızı anlamak için dikkat etmeniz gereken belirtiler…

Gebelikte çoğu kadın tarafından hissedilen belirtiler vardır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

Adetin gelmemesi (amenore)

Daha önce düzenli adet gören sağlıklı kadınlarda beklenen adetin görülmemesi gebelik yönünde önemli bulgulardandır.

Fakat amenore hiçbir zaman tek başına gebeliğin kesin olduğunu göstermez. Psikolojik ve sosyal şartlar, iklim ve yer değişiklikleri adetin aksamasına neden olabilir. Ayrıca ağır enfeksiyon hastalıkları veya diyabet, ve diğer bazı hormonal hastalıklarda da amenore vardır (Basedow hastalığı, miksödem, akromegali, Addison). Çocuk emziren kadınların %80′ inde amenore görülür.

Nadiren de olsa henüz hiç adet görmemiş puberte çağındaki bir çocukta, bir süredir menopozda olduğu bilinen kadında da gebelik olabileceği unutulmamalıdır.

Bunların aksine gebe olduğu halde adet gören kadınlar da vardır. Halk arasında buna "üste adet görme" denir.

Bulantı – kusma

Genellikle gebeliğin 2-12. haftalarında gözlenir. Gebelerin yaklaşık % 50-60′ında bulantı-kusma görülür. Sıklıkla bulantı sabah uyanıldığında çok şiddetlidir ve gün ilerledikçe azalır. Gebelik sırasında hastanın değişen metabolizmasının, değişik durumunun, endokrin bezlerin bulantı – kusmada rollerinin olduğu düşünülmektedir.

Gebelikte ayrıca tükrük salgısında artış (hipersalivasyon) ve ağızda aşırı sulanma (pitiyalismus) mevcuttur.

Mesanede duyarlılık artışı

Gebeliğin başında büyüyen uterus mesaneye bası yapar. Mesane duyarlılığı artar. Kapasitesi azalır. Sık idrara çıkılır. Bu belirti gebeliğin 2.devresinde azalır. 3. trimesterde fetal baş pelvise inince yeniden başlar.

Yorgunluk

Erken gebeliğin sık rastlanan ve bazen çok şiddetli olan belirtisidir. Yorgunluk, yapılan işle orantısızdır. Genellikle 20. haftadan sonra geçer.

Fetal hareketlerin algılanması

Genellikle Multiparlarda 16-18. haftalarda, primiparlarda, 18-20. haftalarda gebe tarafından fetal hareketler hissedilir. Bu batın içindeki kanat çırpılmasını andıran bir duygu olarak algılanır. Bu hareketlerin şiddeti giderek artar. Bu hareketlerin anne tarafından algıladığı ilk ana "canlanma" denir.

Memelerdeki değişiklikler

İlk adet gecikmesinden kısa bir süre sonra memelerde dolgunluk, duyarlılık, karıncalanma hissedilebilir. Gebeliğe eşlik eden meme değişimleri, meme dokusunun hormonal uyarısına bağımlıdır, ama hemen adet öncesinde de aynı belirtiler bulunabilir. Nadiren yüksek prolaktin düzeylerinin varlığında memelerde gebeliktekini andıran değişimler olabilir.

Memelerde bez, yağ ve bağ dokusunda artış olur ve damarlarda, lenf bezlerinde hipertrofi meydana gelir. Böylece memelerin şekil ve kıvamında karakteristik değişiklikler olur. Areola halkası genişler ve mamilla büyür, uzar. Areolada bulunan rudimenter süt bezlerinden, Montgomery bezleri aşırı belirginleşir. Areola ve mamillanın rengi, artmış pigmentasyon nedeniyle değişir (renk açık kahverengiden, koyu siyaha kadar olabilir).

Çoğunlukla 2. gebelik ayından itibaren özellikle pigment bakımından zengin olan hastalarda pigmentasyon areola halkasından taşarak, areola çevresinde daha açık renkte sekonder gebelik areolası meydana gelir. Proliferasyona uğramış süt bezlerinin faaliyete başlamaları gebeliğin 2. ayının sonunda olur ve sekresyon başlar.

Memenin tabanından mamilla yerine doğru yapılan basınç sonucunda berrak, daha sonraki aylarda da bulanık bir hal alan beyaz sarımtırak sekret salgılanır. Bu mayi, olgun süt karakterinde olmayıp kolostrum adını alır (Kolostrum, histolojik ve kimyasal bakımdan sütten ayrılır). Fakat kolostrum varlığı kesin gebelik bulgusu değildir. Daha önce gebelik geçirmişse kolostrum sekresyonu senelerce devam edebilir.

Nulliparlarda da kolostrum teşekkülü görülmüştür. Korpus luteum persistansinde, ovarium kistlerinde, myomlarda, tüberkülozda da kolostrum oluşabilir. Hatta bazı kadınlarda menstrüasyon sırasında, pubertede, klimakteriumda, ovariumda oluşan fonksiyonel değişikliklere uygun zamanlarda kolostrum salgısı görülebilir.

Tüm bu nedenlerle meme salgısı ancak şüpheli gebelik bulgusu kabul edilebilir. Ama ilk gebeliklerde diğer sebepler de elimine edilebiliyorsa gebelik yönünden değerli bir bulgu kabul edilebilir.

Lividite

Damar genişlemesine bağlı gelişen kan göllenmesi nedeniyle vulva, vagina ve servikste mavimtırak bir renk belirginleşir.

Abdominal strialar ve pigmentasyon

Gebelerin yaklaşık %90′ında, stria gravidarum da denilen gerilme çizgileri ortaya çıkar. Derialtı ve deri ile ilgilidir. Deri dokusunun elastik lifleri birbirinden ayrılır, altında bulunan ve damardan zengin tabaka kolayca görülür. Gebelerin yalnızca %10′unda gözlenmez. Gebelikten sonra da beyaz inci sedef gibi izler bırakırlar. Striaların çokluğu kişinin dokusunun elastikiyeti, derialtı dokusunun yağlanması ve gerilmesi ile ilgilidir.

Gebelikte vücudun belli bölgelerinde ortaya çıkan renk artışı (pigmentasyon) en fazla göğüs uçları, yüz, karın ve dış genital organlarda görülür. Göbekle pubis arasında uzanan çizginin koyulaştığı görülür. Ayrıca vücuttaki diğer operasyon izlerinde de pigmentasyon artışı görülebilir.

Alın-yanak-ağız etrafında kirli kahverengi lekeler kadının yüzüne maskelenmiş bir görünüm kazandırır ve kloazma gravidarum denir (Gebelik maskesi).

Aşerme, sinirsel ve ruhi değişiklikler

Gebe kadında yemek yeme arzusuyla ilgili ve gebelikten önceki durumuna uymayan değişiklikler olur. Bazı yemeklere arzusu artar bazı yemeklere karşı isteksizlik olur. Ekşi, tatlı, tuzlu v.s. isteği artabilir. Gebenin iç-dış dünyasındaki olaylara reaksiyonu çocuğu arzu edip etmemesine göre değişir.

Fakat tüm bu anlattıklarımız subjektif belirti ve bulgulardır. Kişiden kişiye çok değişkenlik gösterir. Kesin gebelik tanısı, doktor muayenesindeki objektif bulgular ve laboratuar tetkikleri ile bu subjektif bulguların birlikte değerlendirilmesi sonucunda konulabilir.