haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2013 Salı

KRONİK HASTALARA MOBİL DESTEK VERİLMELİ

Mobil sağlık hizmetlerinin kronik hastalıklarla mücadeledeki kullanımasının gerektiğini belirten İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Dr.Şuayip Birinci, “Türkiye’de diyabet hastalığının her yıl yüzde 100 artıyor. Hastaların nasıl yaşaması gerektiğini anlatmak gerekir. Bu ancak mobil sağlıkla olabilir” dedi.

Digital Health Summit Turkey 2013′te konuşan İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Dr.Şuayip Birinci, kurumların iş modellerinin nasıl geliştirileceği, sağlık iletişiminde yeni davranış biçimlerinin nasıl üretileceği ile ilgili soruların cevaplandığı oturumda konuşma yaptı. 

Hasta Olmanın Önüne Nasıl Geçilecek?
İstanbul Sağlık Müdürlüğü’nde üç yıl çalışan Birinci konuşmasında, söz konusu sistemle hasta olmanın önüne nasıl geçileceği ve nasıl daha az harcayarak tedavi uygulanacağına yer verdi. Sistemin çok ciddi bir şekilde iletişime doğru gitmeye başladığını belirten Birinci “Ciddi anlamda başvuru sayısı çok arttı ve bu durumda sağlıklı insanları da muayene etmeye zorunda kalıyorsunuz. O zaman bu insanların sağlıklı olduklarına dair bilgiye erişmelerini sağlamak gerekiyor” dedi. 

İnsanların Sağlık Okuryazarlığını Arttırmak Gerekiyor
Birinci, bir süre önce eski Sağlık Bakanlığı Recep Akdağ’a, “Bugünkü bilgilerinizle Sağlık Bakanı olsaydınız öncelikle neyi sağlamaya çalışırdınız?”diye sorduğunda, “İnsanların sağlık okuryazarlığını arttırmaya çalışırdım” şeklinde cevap verdiğini belirtti. 

Hastalar Mobil Cihazlarla Yönlendirmeli
İnsanların kendi sağlığı ile ilgili bilgilerin hekim ya da sağlıkçı tarafından iletilmesi gerektiğini belirten Birinci, “Hastaların nasıl yaşaması gerektiğini anlatmak gerekir. Bu ancak mobil sağlıkla olabilir. Hastaya, günlük nelere dikkat etmesi gerektiği ile ilgili mobil cihazlardan yönlendirme yapılması gerekiyor” diye konuştu. 

Mobil Cihazlar Kronik Hastalıklarla Mücadelede Kullanılmalı
Konuşmasında mobil sağlık hizmetlerinin kronik hastalıklarla mücadeledeki kullanımı konusuna da yer veren Birinci, Türkiye’de diyabet hastalığının her yıl yüzde 100 arttığını, mobil sağlık çalışmalarından ilk olarak kronik hastalıkların ve obezite hatalıklarının datalarına ulaşmak için faydalanılması gerektiğini belirtti. Yurt dışında diyabetten dolayı ayak kesisinin sona erdiğini kaydeden Birinci, ancak ülkemizde inanılmaz sayıda komplikasyonlardan organ kayıpları yaşandığına dikkat çekti. 

Bilişim Olmadan Sağlığın Yönetilmesi İmkansız
Gelecekte hiç kimsenin ilaç kullanmak istemeyeceğini belirten Birinci, “Elinizdeki verileri bilmiyorsanız, tespit edip gerekli tedbirleri alamıyorsanız sistemi yönetemezsiniz. Bu süreci iyi yönetmenin en güzel yolunun sağlıkta bilişimden faydalanmak olduğunu düşünüyorum. Bilişim olmadan sağlığın yönetilmesi imkansız. Bir şeyi izlemiyorsanız onu yönetemezsiniz. ” dedi. 

“Avrupa’daki Dijital Okur Yazarlığa Yakın Seviyelerdeyiz”
Konuşmasında toplumdaki dijital yetkinliğin artışının sağlık sektörüne etkisine de yer veren Birinci, şunları söyledi: “Yüksek dijital okuryazarlık seviyesine sahip olan ve aileleriyle sağlık konusunda ilgilenen gençler sayesinde Avrupa’daki okur yazarlığa yakın seviyelerdeyiz. Bizim misyonumuz hastayı izleyip, doğru tedavi uygulayıp daha az harcayarak hastamızı sağlığına kavuşturmak. 10 yıllık bir süreçte sağlığa ulaşım çok kolaylaştı. İnsanlar artık süreçleri ellerindeki mobil cihazlardan takip etmeye başladı. Artık istemesek de mobil pencereden dünyaya bakmaya ve insanları görebilmeye başladık. İnsanların bu pencereden kurtulması imkansız. Sektörün de bu konuda önümüzü açmasını istiyoruz. Dünya’da 20 bin buluştan sadece bir tanesi kendi bütçesini ortaya koyabiliyor. Bu konuda kendimizi şanslı görüyoruz.” 

Med-Index

27 Temmuz 2013 Cumartesi

AİLE HEKİMLERİ 70 SAAT MESAİYE "HAYIR" DİYOR

Sağlık Bakanlığı'nın aile hekimlerinin hastanelerde nöbet tutmasını sağlayan yönetmeliği kabul etmediklerini söyleyen Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Murat Girginer, “Yeni uygulama ile 40 saatlik normal mesai saatlerinin üzerine 30 saat hastane nöbeti verilmek isteniyor. Hekimlerinin nöbetleri dahil haftalık çalışma süreleri en çok 48 saat olabilir. Yeni getirilecek uygulama ile bir aile hekiminin 70 saat çalışması düşünülüyor” dedi. 

Sağlık Bakanlığı’nın aile hekimlerinin hastanelerde nöbet tutmasını öngören yönetmeliğine tepki gösteren Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF), tarafından basın toplantısı düzenlendi. 65 ilin aile hekimleri dernek başkanları katıldığı toplantıda federasyon üyesi doktorlar üzerinde 'Aile hekimliğinde nöbete hayır' yazılı tişörtler giydi.

Kamu Hastaneler Birliği’nin hastanelerde oluşan aksaklıkları gideremediği için aile hekimlerine hastanelerde başka hekimlerin görevinin verilmek istendiğini belirten Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Murat Girginer şunları söyledi: “Aile hekimlerinin başka hekimler yerine dolgu malzemesi olarak kullanılmasına karşıyız. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok. Aile sağlığı merkezlerinde aile hekimleri çalışırlar ve kendi görevlerini yaparlar. Birinci ve ikinci basamak kesinlikle birbirinden ayrıdır. Ülkemizde ise Kamu Hastaneler Birliğindeki bu açık aile hekimleri ile kapatılmak isteniyor. Hekimiz olağanüstü şartlarda, savaş gibi durumlarda her türlü görev yapmaya hazırız. Ama ayrı kurumlarda, ayrı iş işleyişi içindeki kurumlarda farklı hekimlerin görevlerini aile hekimleri olarak yapmak istemiyoruz. Biz kendi başarı öykümüzü yazıyoruz ve yazmaya devam ediyoruz. Aile hekimlerinin başka kurumlarda nöbet tutması bizim için çok önemli kırmızı bir çizgidir ve bundan da asla taviz vermeyi düşünmüyoruz.”

“Aile Hekiminin 70 Saat Çalışması Düşünülüyor”
Yeni uygulama ile 40 saatlik normal mesai saatlerinin üzerine 30 saat hastane nöbeti verilmek istendiğini kaydeden Dr. Girginer, “Hekimlerinin nöbetleri dahil haftalık çalışma süreleri en çok 48 saat olabilir. Yeni getirilecek uygulama ile bir aile hekiminin 70 saat çalışması düşünülüyor. Bu hekimin hata yapmasıyla hem de iş yükü ile ilgili bir sorun solarak karşımıza çıkıyor” diye konuştu.
Dr. Girginer, bu konuda bir imza kampanyası başlattıklarını, sosyal medyada eylemler yaptıklarını, bu uygulamanın sürmemesi için seslerini duyuramadıkları takdirde süresiz iş bırakma eylemlerine başvuracaklarını belirtti.

“Aile Hekimleri E-Reçete Vermeyecek”
Aile hekimlerinin nöbet tutması ile yönetmelik değişikliği hakkında dava açmak için hazırlıklarını sürdürdüklerini anlatan Girginer, "Nöbet tutturulmak istenen aile hekimlerine hukuksal destek veriliyor. 21 bin aile hekimi kendilerine kayıtlı vatandaşları bilgilendirerek, artık aile hekimliğinde geri dönüş olduğunu, artık sağlık ocağı sistemine dönüş olduğunu, her gittiğinde bulamayacağınızı, onlardan şu ana kadar almış olduğunuz kaliteli eşit ve standart hizmeti alamayacaklarını anlatmaya çalışıyoruz. Ülkenin sağlık geleceği için aile hekimliğinden vazgeçilmemesi gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. 21 bin aile hekimi olarak ortak aktivasyonlar yapıyoruz. Hizmet alan vatandaşların mağdur olmaması için öncelikle merkezi randevu sisteminde aile hekimleri randevularını kaldırmaya başladık. Biz hastaları kabul ediyoruz. Hastalar diledikleri gibi aile hekimlerine gelerek muayene olabiliyorlar, ama biz sadece tepki olarak Merkezi Randevu Sistemi’nden aile hekimleri randevularını kaldırıyoruz. Biz hastaları kabul ediyoruz. Hastalar diledikleri gibi aile hekimlerine gelerek muayene olabiliyorlar, ama biz sadece tepki olarak merkezi randevu sisteminden aile hekimleri randevularını kaldırıyoruz. E-reçete verilmemeye başlandı” dedi.

"Aile Hekimliğine Sahip Çıkın"
Aile hekimlerinin özverili ve sorumluluk içinde yaptığı çalışmalar sayesinde ülke sağlık göstergeleri olumlu yönde değiştiğini kaydeden Dr. Girginer, “Anne ve bebek ölüm hızlarında ciddi oranda düşüşler kaydedildi. 2006 yılında anne ölüm hızı yüzde 28,5 oranındayken 2011’de bu oran yüzde 14,8’lere geriledi. Türkiye’de bebek ölüm hızında aile hekimliğinden sonra gözlenen düşüş de çok önemli. 2006 yılında bebek ölüm hızı yüzde 22,3 iken, 2008’de yüzde 17,9’a, 2009’da yüzde 13,1’e, 2010’da yüzde 10'a, 2011 yılında ise yüzde 9,1’lere kadar geriledi. Türkiye’de aile hekimliği sayesinde artık anneler bebekler ölmüyor, daha sağlıklı bir nesil yetişiyor” diye konuştu.

“Aile Hekimliği Uygulaması ile Aşılama Oranları Yüzde 97’ye Ulaştı”
Aşı takvimleri anne babaların işbirliği ile birlikte başarıyla uygulandığını dile getiren Dr. Girginer, şunları söyledi: “Aile hekimliği uygulaması öncesinde, 2000 yılında aşılama oranları yüzde 80’ler seviyesinde iken aile hekimliği uygulaması ile aşılama oranları yüzde 97’ye ulaştı. Türkiye, aile hekimliğiyle, aşılama oranlarında yakaladığı başarılarla dünyada örnek ülkelerden biri haline geldi. Yapılan çalışmalarda, 1994 yılında Türkiye’deki aşılama oranı yüzde 81’lerdeyken, Avrupa’daki aşılama oranı yüzde 89’lardaydı. 2002 yılında Türkiye’deki aşılama oranı yüzde 78, Avrupa da ki aşılama oranı ise yüzde 94’lerdeydi. Ancak 2011 yılı verilerine baktığımızda Türkiye de ki aşılama oranının yüzde 97 olduğu, Avrupa da aşılama oranının ise yüzde 94 seviyelerinde kaldığı görüldü.”
Yapılan basın toplantısının ardından federasyon üyesi aile hekimleri Sağlık Bakanlığı'na yürüdü. Doktorlar üzerinde 'Aile hekimliğinde nöbete hayır' yazılı tişörtleri Sağlık Bakanlığı önünde bıraktı.

Med-Index

19 Temmuz 2013 Cuma

AİLE HEKİMLERİ "NÖBETE HAYIR" DİYOR

Aile Hekimlerinin nöbet tutması ile ilgili yönetmeliğin Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından sosyal medyada #AileHekimligindeNobeteHayir diyerek tepkiler çığ gibi büyümeye başladı.

Aile hekimlerinin eylem yapma hazırlığında oldukları iletilirken, bugün Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) tarafından basın açıklaması yapılacak. Bakanlık yetkilileri de acil servislerdeki doktor ihtiyacını karşılamak için bu uygulamayı yaptıklarını dile getiriyor. 

Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. “Entegre sağlık hizmeti sunulan merkezler dışında, hastanelerde aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet tutturulmaması esas” olduğu kaydedilen yönetmeliğe göre, ihtiyaç ve zorunluluk halinde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet görevi verilebilecek.

Nöbete ilişkin planlama aile hekimliği uygulamasında aksamaya mahal vermeyecek şekilde yapılacak ve hafta içi sekizer saat hafta sonu ise on altı saatten fazla olmamak üzere haftalık 30 saatten fazla nöbet tutturulamayacak.
Aile hekimliği çalışanlarına tuttukları nöbetler karşılığında ilgili kurumlarca nöbet ücreti ödenecek. İhtiyaç ve zaruret halinin tespiti, illerin sağlık personeli doluluk oranı, nüfus, coğrafi koşulları, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, nöbet tutulacak sağlık tesisinin il veya ilçe merkezine uzaklığı gibi kriterler göz önünde bulundurulmak suretiyle Bakan onayı ile belirlenecek.

Aile Hekimleri Sosyal Medyada İsyan Etti

Aile hekimleri bugün yayınlanan yönetmeliğe karşı tepkilerini sosyal medyadan #ailehekimligindeNobeteHayir diyerek göstermeye başladı. Bazı twitler şu şekilde: 
#ailehekimligindeNobeteHayir @MuezzinogluDR KORUYCU HEKİMLİĞİ SEÇTİK BİZ ACİLİ DEĞİL
Sözleşmemde nöbet yoktu! #ailehekimligindeNobeteHayir
#AileHekimligindeNobeteHayir @MuezzinogluDR Aile hekimleri temsilcisi AHEF le görüştünüz mü?


 



19 Temmuz 2013 CUMA                                                                                                                                                                                                Resmî Gazete Sayı : 2871
                                                                  YÖNETMELİK,
 
Sağlık Bakanlığından:
AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 25/1/2013 tarihli ve 28539 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nin 8 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(7) Altı aydan daha kısa süreli ziyaret veya seyahat amacı hariç olmak üzere yurtdışına çıktıları belge ve/veya kaynaklarla tespit edilen kişilerin aile hekiminden kayıtları silinir. Bu kişilerin yurda kalıcı olarak döndükleri yine uygun belge ve/veya kaynaklarla tespit edilmesi halinde bu Yönetmeliğin 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenmişbulunan usûl ve esaslar çerçevesinde aile hekimine kayıtları yapılır.”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(4) Entegre sağlık hizmeti sunulan merkezler dışında, hastanelerde aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet tutturulmaması esastır. Ancak 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde ihtiyaç ve zaruret hâsıl olduğunda haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet görevi verilebilir. Nöbete ilişkin planlama aile hekimliği uygulamasında aksamaya mahal vermeyecek şekilde yapılır ve hafta içi sekizer saat hafta sonu ise on altı saatten fazla olmamak üzere haftalık 30 saatten fazla nöbet tutturulamaz. Aile hekimliği çalışanlarına tuttukları nöbetler karşılığında ilgili kurumlarca nöbet ücreti ödenir. İhtiyaç ve zaruret halinin tespiti illerin sağlık personeli doluluk oranı, nüfus, coğrafi koşulları, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, nöbet tutulacak sağlık tesisinin il veya ilçe merkezine uzaklığı gibi kriterler göz önünde bulundurulmak suretiyle Bakan Onayıile belirlenir.”

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“c) Sözleşmeli aile hekimi olarak görev yapanlar, (a) bendindeki bir defalık tercih hakkını kullanmayan aile hekimleri, takip eden ilk yerleştirmede kullanılmak şartı ile; yargı kararının uygulanması bakımından başka birinin göreve başlatılması zarureti nedeniyle sözleşmesi feshedilen aile hekimleri, 25/1/2013 tarihinden sonra mazeret nedeniyle naklen tayin olanlardan atama kararından önceki son bir yıl boyunca aile hekimliği yapmış olan tabip ve uzman tabipler, il sağlık müdürü ve halk sağlığı müdürü olarak fiilen bir yıl görev yapmış olan tabip ve uzman tabipler.”

MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte faaliyette olan aile sağlığı merkezleri binaşartları ve fizik mekânları ile teknik donanım bakımından 1/1/2014 tarihine kadar bu Yönetmelik ile getirilen asgarişartlara uygun hale getirilmek zorundadır.”

MADDE 5 – Aynı Yönetmeliğin geçici 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 2 – (1) İdari görevlerinin son bulmasına müteakiben ilk yerleştirmede kullanılmak şartı ile; ilin aile hekimliği uygulamasına geçtiği tarihte il sağlık müdürü, müdür yardımcısı ve şube müdürü olarak görev yapan tabip ve uzman tabiplerden aile hekimliğine başvurmaları ve yerleştirilme hakkı elde etmesine rağmen idari görevlerinden ayrılmaları Bakanlıkça uygun görülmeyenler, ilde pozisyon boşalması veya yeni pozisyon açılmasıhalinde 15 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre yerleştirilirler.”

MADDE 6 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 7 – Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

"TÜRKİYE'DE KİŞİ BAŞINA İLAÇ HARCAMASI 140 DOLAR"


Türkiye'de kişi başına ilaç harcamasının 140 dolar olduğunu belirten Türk Eczacıları Birliği Başkanı Erdoğan Çolak, “Ekonomik kriz yaşayan Yunanistan'da 300 dolar. Avrupa ülkelerinde 450, ABD'de 750 doları buluyor” dedi.

Eczacılık Haftası dolayısıyla Türk Eczacıları Birliği (TEB) yönetim kurulu tarafından düzenlenen basın toplantısında açıklama yapan TEB Başkanı Erdoğan Çolak, 14 Mayıs'ın, 174 yıl önce eczacılık sınıfının açılmasıyla, mesleklerinin Türkiye'de bilimsel nitelik kazanmaya başladığı gün olarak özel anlam taşıdığını belirtti. 
Bu sene 13-19 Mayıs'ta kutlanan Eczacılık Haftası'nın sloganını, hastaların ilaç kontrol hizmetini eczacılardan talep etmesini sağlamak amacıyla "Önce hasta güvenliği. Kendiniz gibi ilaçlarınızın da düzenli kontrolünü ihmal etmeyin" olarak belirlediklerini söyleyen Çolak, adı ister besin takviyesi, ister bitkisel ürün, ister vitamin olsun, her ilacın doğru kullanılmadığında zehir niteliğinde olduğunu kaydetti. 

Hastaların, ilaç tedavisi ve sağlığına ilişkin her türlü konuda doğru bilgilenmek ve doğru yönlendirilmek için mutlaka eczacısına danışması gerektiğini anlatan Çolak, eczacıların halk sağlığının korunmasında temel öneme sahip olduğuna işaret etti.

“İlaç Rejimi Yönetimi Uzmanlık İster ve İlacın Uzmanı Eczacıdır”
İlaçların faydalarını artırmanın, sisteme katılan tüm paydaşların ortak çabasını gerektirdiğini belirten Çolak, "Eczacının sağlık ekibine katkısı, hem tedavinin daha sağlıklı yürümesi, hem de ilaç tedavisinden kaynaklı sorunları en aza indirme bağlamında son derece önemlidir. İlaç tedavisinde yanlış ilaç kullanılması, doğru ilacın yanlış yoldan uygulanması, doğru ilacın yanlış oranda kullanılması, hasta ile sağlık profesyonelleri arasındaki iletişim sorunlarından dolayı ilacın yanlış kullanımı, ilaç yazımında hata, reçeteleme hatası, ilacın eksik kullanımı gibi hataları tanımlamak ve engellemek, ilaç kullanımından iyi sonuç alınmasını sağlamak eczacının yükümlülüğündedir. Ayrıca insanların eczanede hazırlanan ilaçlardan maksimum terapötik faydayı elde etmelerini sağlamak, güvenli ve bilinçli kişisel bakım için öneri sunmak ve etkin sağlık eğitimleri ile hastaların sağlıklı yaşam tarzlarını desteklemek eczacının sağlık sektörü içerisinde belirginleşen rolleri haline gelmiştir. İlaçların faydalarını artırmak sisteme katılan tüm paydaşların ortak çabasını gerektirir. ilaç tedavilerinin gittikçe daha karmaşık hale gelmesi ilaç rejimlerinin yönetimini gittikçe daha karmaşık hale getirmektedir. İlaç rejimi yönetimi uzmanlık ister ve ilacın uzmanı eczacıdır" dedi.

“Tüm Dünyada Hastalara, İlaç Kontrolü Hizmetini Eczacılar Verir”
İlaç kontrolünün, tüm dünyada, özellikle çoklu ve karmaşık ilaç rejimi bulunan hastalara eczacıların yaygın verdiği hizmetlerden birisi olduğuna dikkati çeken Çolak, şunları söyledi: "Bu hizmet, eczacının genellikle eski ya da gereksiz ilaçlarla dolup taştığı bilinen ecza dolaplarını temizlemeyi ve düzenlemeyi önermesiyle ilgilidir. Eczacı, bu hizmette hastayla diyalog içinde ilaç kullanımına yönelik sorunları tespit edebilir, çözebilir veya bu ilaçlardan kaynaklanabilecek yanlış ve kötü niyetle kullanımı önleyebilir."

“Yasa Çıktı, Sınırlamayı İçeren Yönetmelik Yayınlanmadı”
Çolak, eczacıların, kendilerini hastayla karşı karşıya getiren uygulamalar, ilaç ile hastanın arasına çeşitli adlar altında paranın girmesi, ilaç şirketlerinin eczacıya hakkı olanı dahi vermek istememesi gibi sorunlar yaşadığını ve bunlara akılcı çözümler üretmeye çalıştıklarını savundu. Eczacılık Yasası'nın 2012'de, 20 yılı aşkın süredir talep ettikleri şekilde değiştirildiğini hatırlatan Çolak, ancak bir yıl geçmesine karşın, yasadaki "bir ilçede 3 bin 500 kişiye bir eczane düşecek şekilde sınırlamayı" içeren maddenin uygulanmasına dair yönetmeliğin yayınlanmadığını söyledi. 

“Eczacılara Yeni İstihdam Alanları Açılmalı”
Eczacılara yeni istihdam alanları açılmasının, fakültelerin sayı ve kontenjanlarının ihtiyaca göre yeniden planlanmasının şart olduğunu belirten Çolak, “Serbest eczane sınırlaması gelmeden önce eczane açmaya yönelen bu meslektaşlarımıza çalışabilecekleri yeni alanlar göstermek, bir planlama dâhilinde meslektaşlarımızı bu alanlara yönlendirmek zaruridir. Bu sadece eczacılara istihdam sağlamak için değil, hasta sağlığı açısından eczacı ihtiyacı bulunduğu halde eczacı bulundurmayan yerlere yönelik yaptırımlar uygulanmasını gerektirir. Örneğin hastaların ilaçla tedavi rejimini kontrol etmek üzere her hastanede 50 hasta yatağı başına bir eczacı çalıştırma zorunluluğu bir an önce getirilmelidir. Eczacısız hastane eczanesi kalmamalıdır. Bizler, eğitimli sağlık insan gücünün bir parçası olan eczacıların hastalara sadece ilaç veren değil, AB ülkelerinde ve ABD’de olduğu gibi danışmanlık hizmeti sunan, kronik hastalık takiplerini yapan, aşılarını uygulayan, sigarayı bırakma eğitimleri veren, ilaç kontrollerini yapan sağlık görevlileri olduğunun anlaşılmasını ve sağlık sisteminin eczacıların bu rolünü tanımasını istiyoruz. Eczacıların verdiği hizmetlerin sağlık otoritesi tarafından da çeşitliliğinin anlaşılmasının, hasta sağlığı ve güvenliği için de son derece önemli bir unsur olduğu inancındayız. Aynı zamanda eczacının verdiği bu hizmetin çoğu AB ülkesinde olduğu gibi ücretlendirilmesinin, hizmetin yaratacağı katma değerin ve sağlıklı bireylerden oluşan bir toplum olmanın verdiği güvenin yanında küçük bir değer olacağını da göstermeye hazırız” diye konuştu. 

“Türkiye'de Kişi Başına İlaç Harcaması 140 Dolar”
Erdoğan Çolak, bir gazetecinin sorusu üzerine, Türkiye'de kişi başına ilaç harcamasının 140 dolar olduğunu belirterek, "Ekonomik kriz yaşayan Yunanistan'da 300 dolar. Avrupa ülkelerinde 450, ABD'de 750 doları buluyor. İlaç harcamasında sıkıntı yok ancak ülkemizde ilacın rasyonel anlamda kullanıldığı söylenemez. Türkiye'de hastaların sağlık ve ilaç konularında eğitilmesi lazım" diye yanıt verdi. 

“Bitkisel Ürünlerle İlgili Anormal Bir Piyasa Oluştu”
Ülkede, ilacın saklanması konusunda da sorun yaşandığını anlatan Çolak, hastaların, ilaçları başta alıp kullanmadığını, biriktirdiğini ve herkesin durumunun farklı olmasına rağmen başkalarına önerdiğini belirtti. Bitkisel ürünlerle ilgili de anormal bir piyasanın oluştuğuna, bunların yan etkisi bulunmayan ürünler gibi lanse edildiğine dikkati çeken Çolak, bu konuda yeterli denetim mekanizmasının bulunmadığını ileri sürdü. Çolak, bu ürünlerin eczaneler dışında satışının engellenmesi gerektiğini söyledi. Çolak, ilaçların buzdolabında saklanmasına ilişkin de "Buzdolabında saklanacak ilaçlar bellidir. Antibiyotik, diyabet, kanser ilaçları buzdolabında saklanır. Ancak ağrı kesici, vitamin, buzdolabına konulmamalıdır. İlaçların üzerinde hangi derecede saklanması gerektiği belirtilir" dedi. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

19 Nisan 2013 Cuma

"CAN GÜVENLİĞİM OLANA KADAR MESLEĞİMİ YAPMAYACAĞIM"

Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi’nde bir hasta yakını dün akşam saatlerinde ağır küfür ve hakaretler ettiği bir asistan hekimle hemşireyi, belindeki silahı gösterip “Ölmek mi istiyorsun?” diyerek ölümle tehdit ettiği iddasıyla protesto düzenlendi. Şiddete uğradığını belirten Dr. Batuhan Erdoğdu, "Can güvenliğim olana kadar mesleğimi yapmayacağım” dedi.

Ankara Tabip Odası üyelerince, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesinde görevli bir hekimle hemşirenin fiziksel ve sözel şiddete maruz kaldığı iddasıyla protesto düzenlendi. İbn-i Sina Hastanesinde bugün yaşanan şiddet olayına tepki koymak için hastanenin poliklinik servislerinde hizmet verilmiyor. 

Hastane bahçesindeki eylemde, asistan hekimler adına konuşan Dr. İzzet Doğan, dün gece hastanelerinin endokrinoloji kliniğinde bir asistan hekimle hemşireye hasta yakını tarafından sözel ve fiziksel saldırı yapıldığını ve silahla ölüm tehdidinde bulunulduğunu öne sürdü. Yaptığı konuşmada, sağlık çalışanlarının çok sık şiddete maruz kaldığını söyleyen Doğan, "Artık hekimlik yapılamaz hale gelmiştir. Bakanlık hastayla sağlık çalışanlarını karşı karşıya getirici politikalardan vazgeçmelidir. Sağlıkta şiddet yasası bir an önce Mecliste kabul edilmelidir" dedi.

Şiddete uğradığını belirten İç Hastalıkları Anabilim Dalı Asistanı Dr. Batuhan Erdoğdu ise olayı kınayarak, "Can güvenliğim olana kadar mesleğimi yapmayacağım" diye konuştu.


“Olumsuz Bir Sonuç Alınması Halinde Eylemlerimize Devam Edeceğiz”
Ankara Tabip Odası Başkanı Özden Şener ise şunları söyledi: “Gözaltına alınan hasta yakını Metin Ataoğlu hakkındaki kararın bugün öğleden sonra açıklanacak. Kararı öğrenmek için adliye önüne yürüyeceğiz. Olumsuz bir sonuç alınması halinde eylemlerimize devam edeceğiz.”
Konuşmaların ardından "herkese sağlık güvenli gelecek" şeklinde slogan atan sağlık çalışanları, adliyeye yürüdü. Adliye binası bahçesinde toplanan sağlık çalışanları, sonucu öğreninceye kadar beklediler. 



Gözaltı Süresi Uzatıldı
Adliye binası bahçesinde toplanan sağlık çalışanları, şiddet uyguladığı iddia edilen Metin Ataoğlu'nun gözaltı süresinin uzatılması üzerine buradan ayrılarak Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi'ne döndü. Eyleme katılan hastanenin sağlık çalışanları, bir araya geldi. Toplantıda, şiddetin önlenmesine yönelik tedbirler ve taleplerin ele alınacağı, bunların hastane yönetimi ve öğretim üyelerine iletileceği öğrenildi. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

ANKARA TIPTA ASİSTAN HEKİME DARP!

Alınan bilgilere göre; dün Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi'nde Asistan Hekim darp edildi.

Hasta yakını tarafından darp edilen hekim şahsın silahlı olduğunu söylediği alınan bilgiler arasında. Darp edilen hekim, saldırgan hakkında suç duyurusunda bulundu. 

Endokrinoloji servisinde gerçekleşen olayı protesto etmek amacıyla dahiliye ve cerrahi bölümü asistan hekimleri bugün greve gidiyorlar. Ayrıca grev yapan hekimler bugün hastanede basın açıklamasında bulunacaklar.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Her tümör öldürücü değildir

Baş ağrıları pek çoğumuz için günlük hayatımızın belki de sıradan bir parçasıdır. Peki normal şartlarda bir ağrı kesici içerek geçiştirdiğimiz bu ağrı, giderek şiddetlenirse?... İşte o zaman bu ağrılar ölümcül bir hastalığın belirtisi olabilir.

Memorial Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kaynar'ın verdiği bilgilere göre, tümör, insan vücudunda olmaması gereken yerde oluşan bir doku ya da herhangi bir dokunun olması gereken yerde kontrolsüz büyümesidir. Bu bakışla insan vücudunda aslında çok korkmadığımız bir yağ bezesi de tümör kavramı içindedir.

Her Tümör Öldürücü Değildir

Sonuç olarak her tümör öldürücü değildir. Sadece beyin dokusunun bir istisnası vardır. Beyin kafatası içinde kapalı bir odada yer aldığından iyi huylu tümörler de, baskı sonucu öldürücü olabilirler. Bu sebeple beyin tümörü demek ölüm demek değildir; ancak doğru müdahale ve doğru zamanla...

Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre belirtiler verirler. Ancak kafa içinde yer kaplayan lezyonlar bütün vakalarda olduğu gibi öncelikle kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtileri gösterirler. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkanı olmayan kafatası içerisinde normal beyin üzerine baskı yapmaya başlar. Beyin baskı altında normal görüntüsünü kaybeder ve işlevlerini yerine getiremez.

Beynin her iki yarım küresi kafatası içine simetrik olarak yerleşmiştir. Her iki tarafta düzenli sınırlarla ayrılmıştır. Bu normal yapıya giren herhangi bir yer kaplayan oluşum, simetrik yapıyı bozacak ve beyin üzerine baskı yapacaktır.

Bu Belirtilere Dikkat!

Aşağıdaki belirtiler görüldüğünde kafa içi basıncının artmasından şüphelenilir:

1- Baş ağrısı
2- Apati (hareket ve mimiklerde yavaşlama)
3- Bulantı, kusma
4- Epilepsi nöbetleri
5- Beyinde yerleştiği yere göre vucudun bazı bölgelerinde güçsüzlük belirtileri
6- Kişilik bozuklukları, bazı yeteneklerde (hesap yapma, yazı yazma gibi) bozulma.

Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil her yaşta görülebilir; kadınlarda ve erkeklerde görülme oranı da tümör cinsine göre değişir.

Erken Teşhis Hayat Kurtarır

Kesin teşhis için, kafa içini ve beyini görüntülemek amacıyla beyin tomografisi veya MRG tetkiki gerekir, kimi zaman göz dibine bakılır.
Beyin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür.

1- İyi huylu tümörler (beyin hücresi kaynaklı olmayan ): Yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Tek bir operasyon ile hayatın sonuna kadar kür şansı vardır.

2- Kötü huylu tümörler (beyin hücresinin kendi tümörleri ): Çok hızlı ürerler. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Aslında tümörleşen doku beynin fonksiyonlarını gerçekleştiren kendi dokusudur. Bu sebeple aslında cerrahi olarak çıkarılan her doku fonksiyon kaybıdır. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörlere vücudun başka bir bölgesinden beyin dokusuna yayılmış metastatik tümörlerde girer.

Kötü Huylu Tümörlere Cerrahi Müdahale Şart

Beyin tümörlerinin tedavisi sıklıkla cerrahidir. Cerrahi tedavi sonrası kimi zaman kemoterapi kimi zaman radyoterapi bazen her ikisi ile kombine tedavi yapılır. Beyin tümörlerinde uzman ekiplerin gerçekleştirdiği ameliyatlar ile son derece başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Hamilelik nasıl anlaşılır?

Kadınlar, genellikle hamile kaldıklarını kendileri hissederler. Hissetmenin yanında gebeliğe işaret eden birçok belirti de vardır. İşte hamile kalıp kalmadığınızı anlamak için dikkat etmeniz gereken belirtiler…

Gebelikte çoğu kadın tarafından hissedilen belirtiler vardır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

Adetin gelmemesi (amenore)

Daha önce düzenli adet gören sağlıklı kadınlarda beklenen adetin görülmemesi gebelik yönünde önemli bulgulardandır.

Fakat amenore hiçbir zaman tek başına gebeliğin kesin olduğunu göstermez. Psikolojik ve sosyal şartlar, iklim ve yer değişiklikleri adetin aksamasına neden olabilir. Ayrıca ağır enfeksiyon hastalıkları veya diyabet, ve diğer bazı hormonal hastalıklarda da amenore vardır (Basedow hastalığı, miksödem, akromegali, Addison). Çocuk emziren kadınların %80′ inde amenore görülür.

Nadiren de olsa henüz hiç adet görmemiş puberte çağındaki bir çocukta, bir süredir menopozda olduğu bilinen kadında da gebelik olabileceği unutulmamalıdır.

Bunların aksine gebe olduğu halde adet gören kadınlar da vardır. Halk arasında buna "üste adet görme" denir.

Bulantı – kusma

Genellikle gebeliğin 2-12. haftalarında gözlenir. Gebelerin yaklaşık % 50-60′ında bulantı-kusma görülür. Sıklıkla bulantı sabah uyanıldığında çok şiddetlidir ve gün ilerledikçe azalır. Gebelik sırasında hastanın değişen metabolizmasının, değişik durumunun, endokrin bezlerin bulantı – kusmada rollerinin olduğu düşünülmektedir.

Gebelikte ayrıca tükrük salgısında artış (hipersalivasyon) ve ağızda aşırı sulanma (pitiyalismus) mevcuttur.

Mesanede duyarlılık artışı

Gebeliğin başında büyüyen uterus mesaneye bası yapar. Mesane duyarlılığı artar. Kapasitesi azalır. Sık idrara çıkılır. Bu belirti gebeliğin 2.devresinde azalır. 3. trimesterde fetal baş pelvise inince yeniden başlar.

Yorgunluk

Erken gebeliğin sık rastlanan ve bazen çok şiddetli olan belirtisidir. Yorgunluk, yapılan işle orantısızdır. Genellikle 20. haftadan sonra geçer.

Fetal hareketlerin algılanması

Genellikle Multiparlarda 16-18. haftalarda, primiparlarda, 18-20. haftalarda gebe tarafından fetal hareketler hissedilir. Bu batın içindeki kanat çırpılmasını andıran bir duygu olarak algılanır. Bu hareketlerin şiddeti giderek artar. Bu hareketlerin anne tarafından algıladığı ilk ana "canlanma" denir.

Memelerdeki değişiklikler

İlk adet gecikmesinden kısa bir süre sonra memelerde dolgunluk, duyarlılık, karıncalanma hissedilebilir. Gebeliğe eşlik eden meme değişimleri, meme dokusunun hormonal uyarısına bağımlıdır, ama hemen adet öncesinde de aynı belirtiler bulunabilir. Nadiren yüksek prolaktin düzeylerinin varlığında memelerde gebeliktekini andıran değişimler olabilir.

Memelerde bez, yağ ve bağ dokusunda artış olur ve damarlarda, lenf bezlerinde hipertrofi meydana gelir. Böylece memelerin şekil ve kıvamında karakteristik değişiklikler olur. Areola halkası genişler ve mamilla büyür, uzar. Areolada bulunan rudimenter süt bezlerinden, Montgomery bezleri aşırı belirginleşir. Areola ve mamillanın rengi, artmış pigmentasyon nedeniyle değişir (renk açık kahverengiden, koyu siyaha kadar olabilir).

Çoğunlukla 2. gebelik ayından itibaren özellikle pigment bakımından zengin olan hastalarda pigmentasyon areola halkasından taşarak, areola çevresinde daha açık renkte sekonder gebelik areolası meydana gelir. Proliferasyona uğramış süt bezlerinin faaliyete başlamaları gebeliğin 2. ayının sonunda olur ve sekresyon başlar.

Memenin tabanından mamilla yerine doğru yapılan basınç sonucunda berrak, daha sonraki aylarda da bulanık bir hal alan beyaz sarımtırak sekret salgılanır. Bu mayi, olgun süt karakterinde olmayıp kolostrum adını alır (Kolostrum, histolojik ve kimyasal bakımdan sütten ayrılır). Fakat kolostrum varlığı kesin gebelik bulgusu değildir. Daha önce gebelik geçirmişse kolostrum sekresyonu senelerce devam edebilir.

Nulliparlarda da kolostrum teşekkülü görülmüştür. Korpus luteum persistansinde, ovarium kistlerinde, myomlarda, tüberkülozda da kolostrum oluşabilir. Hatta bazı kadınlarda menstrüasyon sırasında, pubertede, klimakteriumda, ovariumda oluşan fonksiyonel değişikliklere uygun zamanlarda kolostrum salgısı görülebilir.

Tüm bu nedenlerle meme salgısı ancak şüpheli gebelik bulgusu kabul edilebilir. Ama ilk gebeliklerde diğer sebepler de elimine edilebiliyorsa gebelik yönünden değerli bir bulgu kabul edilebilir.

Lividite

Damar genişlemesine bağlı gelişen kan göllenmesi nedeniyle vulva, vagina ve servikste mavimtırak bir renk belirginleşir.

Abdominal strialar ve pigmentasyon

Gebelerin yaklaşık %90′ında, stria gravidarum da denilen gerilme çizgileri ortaya çıkar. Derialtı ve deri ile ilgilidir. Deri dokusunun elastik lifleri birbirinden ayrılır, altında bulunan ve damardan zengin tabaka kolayca görülür. Gebelerin yalnızca %10′unda gözlenmez. Gebelikten sonra da beyaz inci sedef gibi izler bırakırlar. Striaların çokluğu kişinin dokusunun elastikiyeti, derialtı dokusunun yağlanması ve gerilmesi ile ilgilidir.

Gebelikte vücudun belli bölgelerinde ortaya çıkan renk artışı (pigmentasyon) en fazla göğüs uçları, yüz, karın ve dış genital organlarda görülür. Göbekle pubis arasında uzanan çizginin koyulaştığı görülür. Ayrıca vücuttaki diğer operasyon izlerinde de pigmentasyon artışı görülebilir.

Alın-yanak-ağız etrafında kirli kahverengi lekeler kadının yüzüne maskelenmiş bir görünüm kazandırır ve kloazma gravidarum denir (Gebelik maskesi).

Aşerme, sinirsel ve ruhi değişiklikler

Gebe kadında yemek yeme arzusuyla ilgili ve gebelikten önceki durumuna uymayan değişiklikler olur. Bazı yemeklere arzusu artar bazı yemeklere karşı isteksizlik olur. Ekşi, tatlı, tuzlu v.s. isteği artabilir. Gebenin iç-dış dünyasındaki olaylara reaksiyonu çocuğu arzu edip etmemesine göre değişir.

Fakat tüm bu anlattıklarımız subjektif belirti ve bulgulardır. Kişiden kişiye çok değişkenlik gösterir. Kesin gebelik tanısı, doktor muayenesindeki objektif bulgular ve laboratuar tetkikleri ile bu subjektif bulguların birlikte değerlendirilmesi sonucunda konulabilir.