Anne- bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anne- bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2014 Çarşamba

Şehir hayatı bebeğin beynini bozuyor

Uzmanlar, kent yaşamının bebeklerle çocukların beyin sağlıklarına ve gelişimlerine etkisini tartıştı.

Uzmanlar, büyük şehirlerde yaşayan pek çok bebek ve çocuğun kentin zararlı uyaranlarına yoğun şekilde maruz kalarak büyüdüklerini, bu yüzden beyinlerinin sağlıklı gelişim gösteremediğini söyledi.

Migren artıyor, güven azalıyor

Prof. Dr. Yüksel Yılmaz, konuyla ilgili olarak şu bilgileri verdi:
“Dünyada çocuk migren sıklığı her geçen gün artıyor. Çünkü çocuklar da stresini atamıyor. Sosyal uyaranların eksik olması çocukların zihinsel yeteneklerinin azaldığını da gösteriyor. Çünkü çocuklar sürekli ses, gürültü, egzost dumanı, radyasyon gibi uygunsuz uyaranlara maruz kalıyor. Gezmek için bile evden çıkıldığında bu uyaranların çok olduğu alışveriş merkezlerine gidiliyor.

Çocuk, bizzat bedeniyle, beyni ve duygularıyla içinde olacağı bir oyun yerine bilgisayarla oynuyor. İnsan ilişkileri azalıyor. Bunlar birleşince çocukların zihinsel ve ruhsal gelişimleri ciddi zarar görüyor. Beynin gelişmesi için sosyal ilişkiler önemli. Çünkü sinir sistemi için en iyi uyaran sosyal ilişkilerdir” dedi.

Çocuklar bile cinayet işler hale geldi

Kongrede konuşan Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Kültegin Ögel ise, kentli çocuğun en önemli sorununun güven duygusundan yoksunluk olduğunu belirtti.

Doç. Dr. Ögel şunları söyledi:
”Kentli çocuklar güven duygusundan mahrum büyüyor. Bu duygunun eksikliği şüpheci bir kişilik oluşturuyor. Bu da şiddeti getiriyor. Kendisi zarar görmemek için gerektiğinde şiddet uygulayabiliyor. Artık çocuklar bile cinayet işliyor.”

22 Şubat 2014 Cumartesi

Gazlı Bebek, Anlatılmaz Yaşanır!



Bebeğiniz gazlıysa, kime ne kadar anlatsanız da sizi en iyi, bebeği gazlı olan bir anne anlar. Paylaşılan çareler, anneanne/babaanne önerileri, doktor kontrolleri… Annelerin geçirdikleri o günlerin tarifi yoktur.

Tıpkı anne olduğunuzda, bebeğinizi kucağınızı aldığınız zamanki duygularınızı tarif edemediğiniz gibi…

Uykusuz geceler, insanın kendine ‘acaba sorun ben de mi’ diye sorduğu zamanlar elbette geride kalacak ve o tatlı varlık bir gün en tatlı gülüşüyle size bakacaktır. Peki ama ne zaman?

Dilerseniz biraz neden bebekler gazlı olur bir bakalım, anlamaya çalışalım.

Bebeklerin 55%‘i yaşamlarının ilk aylarında sindirim problemi yaşayabilir çünkü dünyaya geldiklerinde sindirim sistemleri henüz tam olarak gelişmemiştir.

Bebekler için en uygun besin anne sütüdür ve hayata en iyi başlangıcın yapılmasını sağlar.

Bebeğin anne sütü ile beslenmesi için hazırlık yapılması aşamasında ve emzirme esnasında sağlıklı ve dengeli bir diyet uygulamanız önemlidir.

Sütünüzün az olduğunu hissettiğinizde bebeğinizin beslenmesi konusunda her zaman doktorunuza ya da sağlık profesyoneline/uzmanına danışmanız doğru olacaktır.

Doktorunuzun da görüşüyle, gazlı bir bebek için en doğru seçim,
bebeğinizin sindirimi kolay besinlerle beslenmesidir.

Bebelac Nutrikonfor devam sütü, fermentasyon teknolojisi ile üretilmiştir. Fermantasyon, yoğurt ve benzeri ürünlerin üretiminde kullanılır. Fermente ürünler sindirime yardımcıdır.

Bebelac Nutrikonfor 2, 6. aydan itibaren kullanılabilen devam sütüdür. 6. aydan itibaren her gün en az 500 ml anne sütü veya yetersiz ise doktorunuza danışarak devam sütü vermeniz önerilir.

Bebelac Nutrikonfor 2’yi bebeğiniz 1 yaşına gelene kadar kullanabilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

12 Şubat 2014 Çarşamba

Bebeğinizin Sağlığını Şansa Bırakmayın!

Çocuğunuzun sağlığını doğrudan etkileyecek birçok hastalık, sizin genlerinizde gizli. Genetik check-up ile çocuğunuza geçebilecek 76 tek gen hastalığı tespit edilebiliyor.

Genetik alanındaki gelişmeler, genlerdeki saklı gizli bilgileri gün ışığına çıkarıyor. Anne baba olmaya karar verdikten sonra ya da evlenmeden önce yapılacak genetik testler sayesinde, günümüzde, 76 tek gen hastalığı taranabiliyor. Böylece Akdeniz Anemisi’nden çeşitli metabolizma hastalıklarına kadar anne baba adayının taşıdığı pek çok hastalık tespit edilebiliyor.

Her anne baba çocuğunun sağlıklı olmasını diler. Günümüzdeki bilimsel gelişmeler ise anne babaların bu arzusunun yalnızca dilek olmasından öte, gerçek olmasını sağlıyor. Artık anne babalardan çocuklarına geçebilecek genetik hastalıkların bir kısmı, tespit edilebiliyor.

ABD ve Avrupa’da yürütülen “İnsan Genom Projesi” sonucunda insan DNA’sının tüm dizilimini öğrenmek mümkün oldu, böylece tüm genler ortaya çıktı. Bunun sonucunda insanlardaki DNA’ların benzediği ancak bazı kişisel farklılıklar olduğu anlaşıldı. Bu nedenle genel incelemeler değil, kişiye özel yatkınlıklara bakan testler üretilmeye başlandı. Acıbadem Sağlık Grubu tarafından “Kişisel Genetik Sağlık Programı” dahilinde uygulanan Genetik Check-up sayesinde, anne babaların taşıdığı tek gen hastalıkları tespit edilebiliyor… Böylece riskler önceden belirlenerek tedbir alınabiliyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yasemin Alanay,  sıklıkla gebelik öncesi ve evlenmeden önce yaptırılması önerilen 76 tek gen hastalığı için taşıyıcılık taraması testi yaptıklarını belirterek, “Bu testi önemsiyoruz. Diğer hastalıklar için bazı testler mevcuttu ancak taşıyıcılık taraması yeni bir alan. Türkiye’de daha önce yoktu. Evlilik öncesi ve hamile kalmadan önce yapılacak taşıyıcılık tarama testleri, çiftleri daha sonra mutsuz olmaktan kurtarıyor” diyor.

Her 5 Evlikten 1'i Akraba Evliliği

Türkiye’de yapılan her 5 evlilikten 1’inde eşlerin akraba olduğunu ve bu oranın yüzde 21,7 olarak tesbit edildiğini ifade eden Doç. Dr. Yasemin Alanay,  akraba evlilikleri hakkında merak edilen soruları şöyle yanıtlıyor:

- Akraba evlilikleri en çok hangi akrabalar arasında yapılıyor?
Akraba evliliklerinin yüzde 70’i birinci derece kuzenler yani kardeş çocukları arasında gerçekleştiriliyor. Toplumdaki sağlık her birey, çekinik genler taşıyor. Bu taşıyıcılık kişiye zarar vermez. Fakat taşıyıcı başka bir taşıyıcıyla evlenirse, çocuklarının hasta olma ihtimali her gebelikte yüzde 25’dir. Bu durumda çocuk yüzde 50 ihtimalle anne ve babası gibi taşıyıcı olur, yüzde 25’i de taşıyıcı dahi olmaz, normal olur.

- Akraba evliliğinin sakıncaları nelerdir? 
Akraba evliliği, binlerce nadir hastalık arasından aynı hastalık için taşıyıcı olan iki kişinin bir araya gelme olasılığını artırıyor. Genetik hastalık için çekinik gen taşıyan iki kişi, akraba olmadıkları halde de evlendiklerinde hastalıklı çocuk sahibi olma olasılıkları vardır. Akrabalık, sadece kadın ve erkeğin aynı çekinik hastalık için taşıyıcı olma riskini artırıyor. Otozomal resesif, yani anne ve babanın çekinik genler için taşıyıcı olduğu hastalıkların riski artırıyor. Sık görülen, Talasemi  (Akdeniz Anemisi) gibi hastalıklarda da anne ve baba taşıyıcıdır. Ancak, Türk toplumunda taşıyıcılık sık olduğu için akrabalık olmasa da çocukta bu hastalık görülebiliyor. Doğuştan metabolizma hastalıkları gibi nadir görülen hastalıklarda ise akrabalık, ya da aynı köyden, memleketten gelme daha sıktır. Akraba evliliği yapan çiftlere Genetik Check-up kapsamındaki “Taşıyıcılık Taraması” testini önerilebilir. Bu testte 76 çekinik hastalık için eşlerde taşıyıcılık belirlemek bu testle mümkün.

- Akraba evliliği azalıyor mu artıyor mu?
Bu oran Türkiye’de 30 yıl öncesine biraz azaldı. 4 kişiden biri akrabayla evliydi, şimdi 5 evlilikten biri akraba evliliği. Avrupa’da bu oran yüzde bir.  Biz de kendimize göre başka ülkelerden Pakistan’da yüzde 60, Suudi Arabistan’da yüzde 60-65 oranında yapılıyor. Hindistan’da Müslüman olmayan gruplar arasında da sık yapılıyor, Afrika’da bazı Müslüman ülkelerde akraba evliliği kabul edilmiyor, onaylanmıyor. Kültürel bir durum olduğu düşünülüyor.

- Eşlerde hastalık taşıyıcılığı saptanırsa sağlıklı çocuk sahibi olabilirler mi?
Anne ve babanın aynı anda örneklerini almak lazım. Biri taşıyıcı çıkarsa diğeri taşıyıcı olmayabilir. Her ikisinin de taşıyıcılığını gösterdiğimiz bir hastalık olursa onlara, çeşitli tıbbi yollarla yardım etmek mümkün.

- Genetik bilgilerin mahremiyeti nasıl korunuyor?
“Kişisel Genetik Sağlık Programı” kapsamındaki testlerde elde edilen bilgiler kişiye özel şekilde saklanıyor. Testi alan kişi dışında hiç kimse onun bilgilerine ulaşamaz. Sadece genetik danışma veren, genetik hekimi, testin içeriğini anlatmak için özel şifreyle ulaşıyor. Buna çok önem veriyoruz, mahremiyet tüm genetik testler için geçerlidir, dünyanın her yerinde önem verilen bir şeydir. Bu testlerin bazı etkileri olabilir. İlgili uzmanlar, kişide yaratacağı psikolojik etkileri anlatıyor. Kişiden  onam formu istiyoruz ve bu formda kişideki etkilerini de belirtiyor. Test yoluyla elde edilen bilgiler genetik danışmayı veren genetik doktor ile kişinin arasında kalıyor. Bu raporu istediği doktorla, istediği ölçüde kendisi paylaşabilecektir.

- Ne kadar süreyle örnekler saklanıyor?
Başvuran kişilerden tükürük örneği alınıyor, bir saatlik açlık sonrasında bir plastik tüpe toplanıyor. Bu tükürük örneğinden laboratuvarda DNA elde ediliyor. Laboratuvar, örneğin kime ait olduğunu, kimlik bilgilerini, hangi ülkeden geldiğini bilmiyor. Bu örnek 3 ay saklanıyor, 3 ayın sonrasında atılıyor. Elde edilen DNA örneği iki yıl saklanıyor. Bu süre zarfında ilk test sonucu elimize geldikten sonra yeni bilgiler geldikçe revize ediliyor. Yeni bilgiler ışığında kişiye güncellemeler yapılıyor.

21 Ocak 2014 Salı

Bebeğiniz bunları yapmıyorsa dikkat

Çocuklarımızın fiziksel ve zihinsel gelişimini çok iyi takip etmemiz gerekiyor. 

Bağcılar Hastanesi'nin Çocuk Gelişim Uzmanı Sezen Aksu, çocukların yapamadığı bazı davranış biçimlerine bakarak anne babaların ciddiye alması gereken durumları şöyle sıralıyor:

'Çocuk Gelişim Ünitesi'ne Başvurulması Gereken Durumlar

0-3 ay arasındaki bebekler:
Karşısındaki konuştuğunda gülümsemiyorsa, agulama sesleri çıkartmıyorsa, yüzükoyun yatarken başını yerden kaldırmıyorsa, zil ya da çıngırak seslerine tepki vermiyorsa...

3-6 ay arasındaki bebekler:
Otururken önündeki oyuncağına uzanıp alamıyorsa, arkasından bir ses çıkarıldığında dönüp bakmıyorsa, otururken başını dik tutmuyorsa...

6-12 ay arasındaki bebekleri:
Küçük nesneleri iki parmağı ile kavrayamıyorsa, eline verilen yiyeceği yiyemiyorsa, bay bay yapamıyorsa, da-da-da gibi tek heceli sesleri çıkaramıyorsa...

10-12. aylarda:
Tek kelimeleri söyleyemiyorsa, sekizinci ayda desteksiz oturamıyorsa...

1-3 yaş arasında:
Tek kelimeler kullanarak konuşmuyorsa...

14 aylıkken:
Düzgün ve desteksiz yürüyemiyorsa, sorulduğunda hayvan ve nesneleri resimlerinden gösterip, adlandıramıyorsa, iki yaşında bebeksi olsa bile anlaşılır konuşamıyorsa...

3-6 yaş arasındaki çocuklar:
Düzgün cümlelerle konuşamıyorsa, zıt kavramları ve eş kavramları bilmiyorsa, geçmiş ve gelecek zaman cümleleri kuramıyorsa ve tek ayak üzerinde sekiz-on saniye duramıyorsa...

20 Ocak 2014 Pazartesi

Bebeğinizin Sağlığını Şansa Bırakmayın!


Çocuğunuzun sağlığını doğrudan etkileyecek birçok hastalık, sizin genlerinizde gizli. Genetik check-up ile çocuğunuza geçebilecek 76 tek gen hastalığı tespit edilebiliyor.

Genetik alanındaki gelişmeler, genlerdeki saklı gizli bilgileri gün ışığına çıkarıyor. Anne baba olmaya karar verdikten sonra ya da evlenmeden önce yapılacak genetik testler sayesinde, günümüzde, 76 tek gen hastalığı taranabiliyor. Böylece Akdeniz Anemisi’nden çeşitli metabolizma hastalıklarına kadar anne baba adayının taşıdığı pek çok hastalık tespit edilebiliyor.

Her anne baba çocuğunun sağlıklı olmasını diler. Günümüzdeki bilimsel gelişmeler ise anne babaların bu arzusunun yalnızca dilek olmasından öte, gerçek olmasını sağlıyor. Artık anne babalardan çocuklarına geçebilecek genetik hastalıkların bir kısmı, tespit edilebiliyor.

ABD ve Avrupa’da yürütülen “İnsan Genom Projesi” sonucunda insan DNA’sının tüm dizilimini öğrenmek mümkün oldu, böylece tüm genler ortaya çıktı. Bunun sonucunda insanlardaki DNA’ların benzediği ancak bazı kişisel farklılıklar olduğu anlaşıldı. Bu nedenle genel incelemeler değil, kişiye özel yatkınlıklara bakan testler üretilmeye başlandı. Acıbadem Sağlık Grubu tarafından “Kişisel Genetik Sağlık Programı” dahilinde uygulanan Genetik Check-up sayesinde, anne babaların taşıdığı tek gen hastalıkları tespit edilebiliyor… Böylece riskler önceden belirlenerek tedbir alınabiliyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yasemin Alanay,  sıklıkla gebelik öncesi ve evlenmeden önce yaptırılması önerilen 76 tek gen hastalığı için taşıyıcılık taraması testi yaptıklarını belirterek, “Bu testi önemsiyoruz. Diğer hastalıklar için bazı testler mevcuttu ancak taşıyıcılık taraması yeni bir alan. Türkiye’de daha önce yoktu. Evlilik öncesi ve hamile kalmadan önce yapılacak taşıyıcılık tarama testleri, çiftleri daha sonra mutsuz olmaktan kurtarıyor” diyor.

Her 5 Evlikten 1'i Akraba Evliliği

Türkiye’de yapılan her 5 evlilikten 1’inde eşlerin akraba olduğunu ve bu oranın yüzde 21,7 olarak tesbit edildiğini ifade eden Doç. Dr. Yasemin Alanay,  akraba evlilikleri hakkında merak edilen soruları şöyle yanıtlıyor:

- Akraba evlilikleri en çok hangi akrabalar arasında yapılıyor?
Akraba evliliklerinin yüzde 70’i birinci derece kuzenler yani kardeş çocukları arasında gerçekleştiriliyor. Toplumdaki sağlık her birey, çekinik genler taşıyor. Bu taşıyıcılık kişiye zarar vermez. Fakat taşıyıcı başka bir taşıyıcıyla evlenirse, çocuklarının hasta olma ihtimali her gebelikte yüzde 25’dir. Bu durumda çocuk yüzde 50 ihtimalle anne ve babası gibi taşıyıcı olur, yüzde 25’i de taşıyıcı dahi olmaz, normal olur.

- Akraba evliliğinin sakıncaları nelerdir? 
Akraba evliliği, binlerce nadir hastalık arasından aynı hastalık için taşıyıcı olan iki kişinin bir araya gelme olasılığını artırıyor. Genetik hastalık için çekinik gen taşıyan iki kişi, akraba olmadıkları halde de evlendiklerinde hastalıklı çocuk sahibi olma olasılıkları vardır. Akrabalık, sadece kadın ve erkeğin aynı çekinik hastalık için taşıyıcı olma riskini artırıyor. Otozomal resesif, yani anne ve babanın çekinik genler için taşıyıcı olduğu hastalıkların riski artırıyor. Sık görülen, Talasemi  (Akdeniz Anemisi) gibi hastalıklarda da anne ve baba taşıyıcıdır. Ancak, Türk toplumunda taşıyıcılık sık olduğu için akrabalık olmasa da çocukta bu hastalık görülebiliyor. Doğuştan metabolizma hastalıkları gibi nadir görülen hastalıklarda ise akrabalık, ya da aynı köyden, memleketten gelme daha sıktır. Akraba evliliği yapan çiftlere Genetik Check-up kapsamındaki “Taşıyıcılık Taraması” testini önerilebilir. Bu testte 76 çekinik hastalık için eşlerde taşıyıcılık belirlemek bu testle mümkün.

- Akraba evliliği azalıyor mu artıyor mu?
Bu oran Türkiye’de 30 yıl öncesine biraz azaldı. 4 kişiden biri akrabayla evliydi, şimdi 5 evlilikten biri akraba evliliği. Avrupa’da bu oran yüzde bir.  Biz de kendimize göre başka ülkelerden Pakistan’da yüzde 60, Suudi Arabistan’da yüzde 60-65 oranında yapılıyor. Hindistan’da Müslüman olmayan gruplar arasında da sık yapılıyor, Afrika’da bazı Müslüman ülkelerde akraba evliliği kabul edilmiyor, onaylanmıyor. Kültürel bir durum olduğu düşünülüyor.

- Eşlerde hastalık taşıyıcılığı saptanırsa sağlıklı çocuk sahibi olabilirler mi?
Anne ve babanın aynı anda örneklerini almak lazım. Biri taşıyıcı çıkarsa diğeri taşıyıcı olmayabilir. Her ikisinin de taşıyıcılığını gösterdiğimiz bir hastalık olursa onlara, çeşitli tıbbi yollarla yardım etmek mümkün.

- Genetik bilgilerin mahremiyeti nasıl korunuyor?
“Kişisel Genetik Sağlık Programı” kapsamındaki testlerde elde edilen bilgiler kişiye özel şekilde saklanıyor. Testi alan kişi dışında hiç kimse onun bilgilerine ulaşamaz. Sadece genetik danışma veren, genetik hekimi, testin içeriğini anlatmak için özel şifreyle ulaşıyor. Buna çok önem veriyoruz, mahremiyet tüm genetik testler için geçerlidir, dünyanın her yerinde önem verilen bir şeydir. Bu testlerin bazı etkileri olabilir. İlgili uzmanlar, kişide yaratacağı psikolojik etkileri anlatıyor. Kişiden  onam formu istiyoruz ve bu formda kişideki etkilerini de belirtiyor. Test yoluyla elde edilen bilgiler genetik danışmayı veren genetik doktor ile kişinin arasında kalıyor. Bu raporu istediği doktorla, istediği ölçüde kendisi paylaşabilecektir.

- Ne kadar süreyle örnekler saklanıyor?
Başvuran kişilerden tükürük örneği alınıyor, bir saatlik açlık sonrasında bir plastik tüpe toplanıyor. Bu tükürük örneğinden laboratuvarda DNA elde ediliyor. Laboratuvar, örneğin kime ait olduğunu, kimlik bilgilerini, hangi ülkeden geldiğini bilmiyor. Bu örnek 3 ay saklanıyor, 3 ayın sonrasında atılıyor. Elde edilen DNA örneği iki yıl saklanıyor. Bu süre zarfında ilk test sonucu elimize geldikten sonra yeni bilgiler geldikçe revize ediliyor. Yeni bilgiler ışığında kişiye güncellemeler yapılıyor.

30 Aralık 2013 Pazartesi

Çocuklarda İştah Artıran 12 Altın Öneri!

"Saatlerce yemek vermesem, umurunda bile olmuyor", "Elimde tabak yemesi için peşinden koşuyorum"... Bu tür yakınmaları özellikle annelerden sıkça duyuyoruz, çünkü hemen her anne aynı sorundan dert yanıyor. 

İştahsız çocuklar! Özellikle 8-9 aydan başlayarak okul çağına kadar süren dönemde, anneler en çok çocuklarının iştahsız olmasından yakınıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik her yaş döneminin ayrı beslenme güçlükleri olsa da iştahsızlık sorununun genellikle 9 ay-2 yaş arasında daha sık görüldüğünü belirterek, "Ailelerin beslenme hataları ve alışkanlıkları iştahsızlık, daha doğrusu yemek seçme olarak tanımlanan durumun en sık görülen nedeni. Bu  yüzden ailelerin doğuştan itibaren bebeklerini beslerken doğru yaklaşımda bulunmaları çok önemli" diyor.

İştahsızlığın kabaca fizyolojik ve patalojik etkenler ile yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle oluştuğunu belirten Dr. İbrahim Çelik'in verdiği bilgilere göre, fizyolojik iştahsızlığın temelinde bir hastalık etkeni olmaksızın çocuğun gelişim sürecinde karşılaştığı adaptasyon sorunları yatıyor. Örneğin diş çıkarma atakları en bilinen iştahsızlık nedeni olarak görülüyor. Bir başka fizyolojik etken ise 1 yaşından sonra yavaşlayan büyüme-gelişmeye bağlı olarak çocuğun beslenme gereksiniminin düşmesi. Ayrıca besinlerdeki geçiş dönemleri çocukların en yoğun iştahsız olduğu fizyolojik evreleri oluşturuyor: Sütten püreli gıdalara geçiş, yeni tatların denenmesi, bu yeni tat ve kıvama alışma sürecinde ciddi beslenme isteksizliği görülebiliyor.

3 Haftadan Uzun Süren İştahsızlık İhmale Gelmez

Patolojik nedenlerde iştahsızlığın altında ise genellikle; gribal enfeksiyonlar, idrar yolu enfeksiyonları, viral bağırsak enfeksiyonları, viral hepatitler, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları gibi fizyolojik hastalıklar yatıyor. Bu hastalıklar birkaç gün ile birkaç hafta arasında iştahsızlık yapıyor ve çocuğun büyüme gelişme sürecine belirgin olumsuz etkide bulunmuyor. Ancak 3 haftadan daha uzun süreli iştahsızlığın altında ise genellikle tüberküloz, kronik enfeksiyonlar, gastrik reflü, kronik böbrek hastalıkları, kalp  veya karaciğer hastalıkları hastalıkları ve bazı doğumsal metabolik hastalıklar yatıyor. Bu nedenle 3 haftadan uzun süren iştahsızlık durumlarında çocuğun mutlaka kontrolden geçmesi gerekiyor.

İştah Artıran 12 Öneri

1- Üst kat komşunun tariflerini denemeyin: 6 bisküvit, 1 kaşık pekmez, bir  yumurta sarısı ve bir dilim peynir... Bulamaç besinler diye tanımlanan bu tür tarifler yüksek kalorili oldukları gibi, baskın tatları severek yiyen çocukların dilinde sadece yoğun şeker tadı kalmasına yol açıyor. Bu da çocuklarda şekerli tatlar konusunda seçici bir yapı gelişmesine neden oluyor. Buna alışan çocukların damak tadı duyuları da yeni lezzetlere karşı oldukça dirençli hale geliyor.

2- İlk denemelerde sabırlı olun: Çocuklar her yeni besine ortalama 8-10 denemeden sonra alışıyor. Bu nedenle ilk denemede bir kase dolusu havuç püresini bitirmesini beklemeyin. Ancak bir kaşık bile olsa her gün bu yeni besini çocuğunuza tattırarak alışma sürecini sabırla bekleyin.

3- Enerjinizi doğru besinlerde kullanın: Ispanak yedirmek için çocuğunuzla kılıç kalkan oyunu oynamak yerine, enerji ve sabrınızı; süt - süt  ürünleri, et, yumurta, balık ve tahıl yedirmeye saklayın. Çünkü bu besinler çocuğunuzun gelişimi için çok daha yaşamsal öneme sahipler.

4- 7. aydan itibaren pütürlü gıdalar yedirin: Yiyecekleri çatalla ezip, yumuşatarak yedirmeye çalışın. İlk denemelerde pütürlü yiyemeyen çocuğunuza karşı soğukkanlılığınızı koruyun. Sabır ve inatla denemelere devam edin.

5- Sofraya birlikte oturun: 9 aylıktan sonra çocuğunuzu tok bile olsa mutlaka sizinle birlikte sofraya oturtun. Çocuğunuz erişkinlerin tükettiği gıdaları yiyebilecek yaşa geldiyse sofrada olan yemeklerden yedirmeye çalışın. Çocuğunuzun önüne koyacağınız küçük bir ekmek parçası veya köfte ile kendi kendine yemek yeme hazzına varmasını sağlayın.

6- 1 yaşından sonra kontrollü emzirin: Anne sütüne çok alışkın ve düşkün bebekler, bir yaşından sonra anne memesini bir nevi tiryaki gibi emiyor. Anneyi her gördüğü yerde, her canı istediğinde emmeye çalışıyor. Anne memesi emip bir şekilde doyduğu için de ekstra gıda yemek istemeyebiliyor. Siz de bu durumdaysanız 1 yaşından sonra emzirme konusunda çok daha kontrollü olun.

7- Çocuğunuza örnek olun: Çocuğunuzun sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı aynen taklit edeceğini unutmayın. Sebze yemeğini sevmeyen bir babanın, makarnadan maydanozları ayıklayan bir kardeşin bulunduğu bir ailede küçük bebeğin önüne koyulan her şeyi yiyip bitirmesi beklenmemeli. Elinizde tabakla televizyon izliyorsanız, çocuğunuzu sofrada oturup yemek yemeye  ikna etmeniz kolay olmayacaktır.

8- Yemek öncesinde abur cubur yedirmeyin: Yemek öncesi verilen abur cubur atıştırmalıkların, ara öğünlerin yemek saatinde kabusa neden olacağını unutmayın.

9- “Yemek sofrada yenir” mesajını verin: Çocukların dikkat süresi çok kısadır ve uzun süre sofrada sabit halde oturmaya tahammül edemezler. İki lokma yedikten sonra ayağa kalkan çocuğunuzun peşinden, elinizde tabak çatalla koşuşturmayın. Onu birkaç kez uyardıktan sonra hızla sofrayı kaldırıp, yediği besinle yetinmesini sağlayın ve bir sonraki yemek saatine kadar da herhangi bir gıda almasına engel olun.

10- Israr etmeyin, ancak alternatif de yaratmayın: Çocuğunuza 'teklif var ısrar yok,  ancak alternatif de yok' deyin. İşin sırrı gaddar anne kavramında yatıyor. Kereviz yemeğini yemeyi  reddeden çocuğa karşı doğru yaklaşım makarna pişirmek değil, bir hafta süreyle her öğünde kereviz yemeği sunmaktan geçiyor.

11- Oyun oynayarak yedirin: Çocuğunuz 1 yaşında ise belli oranda  oyunla, kandırmaca ile yemek seanslarını daha çekici hale getirilebilirsiniz. Ancak bunu, videoya kaydedilmiş reklam serilerinin önüne oturtularak, her reklam döngüsünde  ağzını robot gibi açan bir çocuk noktasına kadar götürmeyin.

12- Ceza ya da ödül vermeyin: Yemek seanslarıyla ilişkilendirilmiş ceza/ödül yöntemleri başlangıçta işe yarıyor gibi görünebilir, ancak' yaşamak için yemeliyiz' algısının kurulmasına  olumlu katkısı olmaz.

19 Aralık 2013 Perşembe

Tüp bebek tedavilerinde aşamalar

Tüp bebek tedavilerinde birinci aşamayı neler kapsamaktadır?

İlk aşama doktor ve kurum ile görüşme aşamasıdır. Tüp bebek tedavilerinde ilk muayene ve öyküleme en önemli adımdır. Erkeğe ait sperm durumu, kadının anatomik yapısı, yumurtalıkların yeterliliği, rahmin istenen formda olup olmadığı ilk aşama için tespit edilecek durumlardır. Daha önceki gebelik öyküleri, diğer sağlık koşulları değerlendirilip tüm tedavi izlemi hakkında büyük detayların açığa çıkacağı ilk aşama olacaktır.Yumurtlama durumuna bakılır ve östrojen seviyeleri gözden geçirilir.

Tüp bebek tedavilerinde ikinci aşamayı neler kapsar?

Tüp bebek tedavilerinde ikinci aşamanızın kapsayacağı konular; bu aşamada anne adayına çatlatma iğnesi yapılacak ve olgunlaşması için 36 saat beklenecektir. Sonrasında ultrason takipleri ve rahim yapısı incelemeye alınır. Beklenen süre sonunda yumurtalar toplanır ve bu işlemler yalnızca 10 -15 dakika kadar sürecektir. Hastanın acı eşiğine göre anestezi uygulanarak tüp bebek tedavisinde önemli olan yumurta toplama işlemi gerçekleştirilir. "Tüp bebek aşamaları" başlıklı yazımda tüp bebek tedavisi aşamaları hakkında geniş bilgi vermeye çalıştım.

Tüp bebek tedavilerinde üçüncü aşamada neler yaşanır?

Baba adayından alınmış iyi kalitede spermler ile anne aydından alınmış yumurta döllenmek üzere uygun koşulda birleştirilir. Şayet mikroenjeksiyon tekniği ile tedavi devam ediyorsa işlemler ona göre yürütülecektir. Tüp bebek tedavisinde döllenme gerçekleşmişse 2 ila 3 güne kadar embriyo 8 hücreli bir yapıya ulaşacaktır. Bu hali ile de transfer edilmesi için uygundur. Tedavinin transfer işleminden sonrası 10- 12 gün içerisinde müspet yada menfi olarak sonuçlanabilir.

11 Aralık 2013 Çarşamba

Birlikte "bebeklerde alerji" konusunun detaylarına iniyoruz


Bir çok okuyucumun konuyla ilgili gelen soruları üzerine ‘bebeklerde alerji’ konusuna eğilmeye karar verdim. Alerji, değişen yaşam koşullarıyla birlikte son dönemlerde dünya çapında giderek artan bir durum. İstatistikler sizi korkutmasın ama günümüzde yaklaşık her 10 kişiden 3-4’ünün yaşamlarının bir döneminde alerjiden etkilendiği biliniyor.

Peki, alerji nedir? Alerji; bağışıklık sisteminin birçok insanı rahatsız etmeyen bazı maddelere karşı normalden farklı olarak verdiği tepkilerdir. Alerjisi bulunan kişilerin bağışıklık sistemi vücuda giren maddeyi zararlı olarak algılıyor, ve zararlı olmayan maddeye tepki vermeye başlıyor. Bu durum, döküntü, kızarıklık, kaşıntı, hapşırık gibi rahatsız edici belirtilere ve bazen şok gibi çok tehlikeli olabilen durumlara da neden olabiliyor.

Bebeklik ve çocukluk döneminde en sık rastlanan alerji tipi besin alerjisi. Besin alerjisinin de çeşitli türleri var. Bebeklerde en sık rastlanan besin alerji tipi ise inek sütü alerjisi.

Anneler dikkat; anne, baba veya kardeşlerinde alerji olan bebeklerde alerji gelişme riskinin daha yüksek olduğu biliniyor. Ailesinde alerji olan 10 bebekten 6-7’si büyük ölçüde alerji riski taşıyor.

İnek sütü alerjisi olan bebeklerin doktorları izin verene kadar inek sütü veya keçi gibi diğer hayvanların sütlerini içeren hiçbir gıda tüketmemeleri gerekiyor. Bu konuda çok hassas olmak şart, bu nedenle bebeklerini emziren annelerin süt ve peynir, yoğurt  gibi süt ürünlerini tüketmemeleri, doktorlarının önerdiği gibi beslenmeleri kritik önem taşıyor.

Bebekler, inek sütü içeren bir besin aldıklarında gaz sancısı, kusma, ishal veya kabızlık, dışkıda kan gibi sindirim şikayetleri; kızarıklık, kaşıntı, döküntü gibi cilt şikayetleri ; hapşırık, burun akıntısı, hışıltılı solunum ve nefes darlığı gibi solunum sıkıntıları yaşayabiliyor. Bu can sıkıcı belirtiler,  bebeklerde aşırı ağlama, huzursuzluk, yüz, gözler ve dudaklarda şişmeye ve bebeğin kilo alamamasına da sebep olabiliyor.

Bu belirtiler ile karşılaşan annelerin, bir an önce vakit kaybetmeden doktorlarına danışmaları gerekiyor.

Anneler çok iyi bilirler, ülkemizde uzun zamandır inek sütü alerjisi konusunda annelerin güvenerek bilgi edinebilecekleri bir kaynağın eksikliği duyuluyordu.

Artık inek sütü alerjisi başta olmak üzere besin alerjisi ile ilgili daha fazla bilgi edinmek, bebeğinizin alerji riski taşıyıp taşımadığını öğrenmek için www.bebekvealerji.com websitesini ziyaret edebilirsiniz.

Vakit kaybetmeden siteyi inceleyin, problem yaşayan diğer annelerin hikayelerini dinleyin ve uzman videoları yardımıyla giderek artan alerji problemi hakkında kendinizi bilinçlendirin.

http://www.bebekvealerji.com/AlerjiNedir.aspx
http://www.bebekvealerji.com/OzamanNeYapalim.aspx
http://www.bebekvealerji.com/HekimlerNeDiyor.aspx
http://www.bebekvealerji.com/Default.aspx?prm=ailelernediyor
http://www.bebekvealerji.com/AlerjiTesti.aspx

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Bebeklerde alerjiye dikkat!


Son zamanlarda çevremizdekilerden sık sık ‘Alerjim var..’ cümlesini duyuyoruz. Aslında bu bir tesadüf değil! Sizin alerjiniz olmasa bile istatistikler gösteriyor ki her 10 kişiden 3-4’ü yaşamlarının bir döneminde alerjiden etkilenmekte.

Peki nedir bu alerji? Neden olur?

Alerji bağışıklık sistemimizin bazı maddeleri zararlı görüp, onlara anormal tepkiler vermesidir. Alerji oluşumunda hem genetik hem de çevresel faktörler (gıda, polen gibi) etkilidir.

Alerjinin birçok türü bulunuyor. Bebeklik döneminde ise en sık rastlanan alerji türünün besin alerjisi  olduğunu ve özellikle inek sütü alerjisi başta geldiğini biliyoruz. Bebeğinizde inek sütü alerjisi olduğunu öğrendiğinizde üzülmenize gerek yok, alerji bebeklerde çok yaygın görülen bir durum.

Çoğunuzun bildiği üzere bağışıklık sistemi henüz olgunlaşmamış olan bebekler, alerjik olmaya çok yatkınlar. Bebeğiniz eğer sık sık hapşırıyorsa, cildinde kızarıklık ve döküntüler oluşuyorsa alerjiden şüphelenebilirsiniz. Bu sizi korkutmasın, bu can sıkıcı belirtiler bebeğiniz için rahatsız edici olsa da uygun tedavi ile ortadan kaldırlabilir. Ancak bebeğiniz solunum durması gibi şiddetli tepkiler veriyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir doktora danışın.

Bebeğiniz daha sadece anne sütü ile besleniyor olsa bile inek sütü alerjisi olması mümkündür; çünkü annenin içtiği süt veya yediği süt ürünleri bebeğe geçebilir. Bu nedenle bebeklerini emziren annelerin süt,  peynir ve yoğurt gibi süt ürünlerini tüketmeden önce doktorlarına danışmalarını öneririm.

Gıda gibi çevresel etkilerin yanısıra kalıtsal etkiler de bebeğinizin alerjik olmasında önemli etkendir. Örneğin anne babasında alerji olmayan bir bebeğin alerjik olma ihtimali %20-30 iken, anne ve babası alerjik olan bebekte alerji görülme olasılığı %60-70’lere kadar yükselir.

Peki ne yapmalı?

Bebeğinin alerjik olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşününen anneler; ilk 6 ay onu anne sütüyle besleyerek ve yediğiniz besinlerin alerji yaratacak besinler olmasından kaçınarak bebeğinizin alerjik olma riskini azaltabilirsiniz.

Bebeklerde alerji hakkında daha fazla bilgi edinmek için www.bebekvealerji.com sitesini ziyaret etmenizi mutlaka öneririm. Sitedeki ‘alerji testini’ kolayca cevaplayarak bebeğinizde alerji riski olup olmadığı hakkında bir fikir edinebilir ve tavsiye alabilirsiniz! Ayrıca bu testi doktorunuz ile paylaşarak değerlendirebilirsiniz.

Vakit kaybetmeden siteye bir göz atın, diğer annelerin ağzından problemlerini dinleyin ve uzman videolarını izleyerek günümüzde çok yaygın olan alerji problemi hakkında kendinizi bilinçlendirin.

http://www.bebekvealerji.com/AlerjiNedir.aspx
http://www.bebekvealerji.com/OzamanNeYapalim.aspx
http://www.bebekvealerji.com/HekimlerNeDiyor.aspx
http://www.bebekvealerji.com/Default.aspx?prm=ailelernediyor
http://www.bebekvealerji.com/AlerjiTesti.aspx

Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Kasım 2013 Pazartesi

Bebeğiniz bunları yapmıyorsa dikkat

Çocuklarımızın fiziksel ve zihinsel gelişimini çok iyi takip etmemiz gerekiyor. 

Bağcılar Hastanesi'nin Çocuk Gelişim Uzmanı Sezen Aksu, çocukların yapamadığı bazı davranış biçimlerine bakarak anne babaların ciddiye alması gereken durumları şöyle sıralıyor:

'Çocuk Gelişim Ünitesi'ne Başvurulması Gereken Durumlar

0-3 ay arasındaki bebekler:
Karşısındaki konuştuğunda gülümsemiyorsa, agulama sesleri çıkartmıyorsa, yüzükoyun yatarken başını yerden kaldırmıyorsa, zil ya da çıngırak seslerine tepki vermiyorsa...

3-6 ay arasındaki bebekler:
Otururken önündeki oyuncağına uzanıp alamıyorsa, arkasından bir ses çıkarıldığında dönüp bakmıyorsa, otururken başını dik tutmuyorsa...

6-12 ay arasındaki bebekleri:
Küçük nesneleri iki parmağı ile kavrayamıyorsa, eline verilen yiyeceği yiyemiyorsa, bay bay yapamıyorsa, da-da-da gibi tek heceli sesleri çıkaramıyorsa...

10-12. aylarda:
Tek kelimeleri söyleyemiyorsa, sekizinci ayda desteksiz oturamıyorsa...

1-3 yaş arasında:
Tek kelimeler kullanarak konuşmuyorsa...

14 aylıkken:
Düzgün ve desteksiz yürüyemiyorsa, sorulduğunda hayvan ve nesneleri resimlerinden gösterip, adlandıramıyorsa, iki yaşında bebeksi olsa bile anlaşılır konuşamıyorsa...

3-6 yaş arasındaki çocuklar:
Düzgün cümlelerle konuşamıyorsa, zıt kavramları ve eş kavramları bilmiyorsa, geçmiş ve gelecek zaman cümleleri kuramıyorsa ve tek ayak üzerinde sekiz-on saniye duramıyorsa...

15 Kasım 2013 Cuma

Şehir hayatı bebeğin beynini bozuyor

Uzmanlar, kent yaşamının bebeklerle çocukların beyin sağlıklarına ve gelişimlerine etkisini tartıştı.

Uzmanlar, büyük şehirlerde yaşayan pek çok bebek ve çocuğun kentin zararlı uyaranlarına yoğun şekilde maruz kalarak büyüdüklerini, bu yüzden beyinlerinin sağlıklı gelişim gösteremediğini söyledi.

Migren artıyor, güven azalıyor

Prof. Dr. Yüksel Yılmaz, konuyla ilgili olarak şu bilgileri verdi:
“Dünyada çocuk migren sıklığı her geçen gün artıyor. Çünkü çocuklar da stresini atamıyor. Sosyal uyaranların eksik olması çocukların zihinsel yeteneklerinin azaldığını da gösteriyor. Çünkü çocuklar sürekli ses, gürültü, egzost dumanı, radyasyon gibi uygunsuz uyaranlara maruz kalıyor. Gezmek için bile evden çıkıldığında bu uyaranların çok olduğu alışveriş merkezlerine gidiliyor.

Çocuk, bizzat bedeniyle, beyni ve duygularıyla içinde olacağı bir oyun yerine bilgisayarla oynuyor. İnsan ilişkileri azalıyor. Bunlar birleşince çocukların zihinsel ve ruhsal gelişimleri ciddi zarar görüyor. Beynin gelişmesi için sosyal ilişkiler önemli. Çünkü sinir sistemi için en iyi uyaran sosyal ilişkilerdir” dedi.

Çocuklar bile cinayet işler hale geldi

Kongrede konuşan Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Kültegin Ögel ise, kentli çocuğun en önemli sorununun güven duygusundan yoksunluk olduğunu belirtti.

Doç. Dr. Ögel şunları söyledi:
”Kentli çocuklar güven duygusundan mahrum büyüyor. Bu duygunun eksikliği şüpheci bir kişilik oluşturuyor. Bu da şiddeti getiriyor. Kendisi zarar görmemek için gerektiğinde şiddet uygulayabiliyor. Artık çocuklar bile cinayet işliyor.”

13 Kasım 2013 Çarşamba

Bebek Bakımında Altın Kurallar

Onu başka bebeklerle kıyaslamayın. İlk bir yıl yorgan ve yastık kullanmayın. Giysileri yüzde 100 pamuklu olsun. Bırakın çıplak ayakla yere bassın. Beslenmesinde 3N-1N kuralını uygulayın...

Çocukların bedenen, zihnen ve ruhen sağlıklı olabilmesi için ilk bir yaştaki bakım ve beslenmenin en temel nokta olduğunu söyleyen Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeşim Coşkun, "Her şeyden önce doğru bebek bakımıyla ilgili olarak bilgilenin. Her bebeğin gelişimi aynı değildir, diğerleriyle kıyaslamayın. Beslenmesi konusunda ısrarcı olmayın; 3N-1N kuralını uygulayın Yani ne, nerede ve ne zaman yiyeceğine siz, ama ne kadar yiyeceğine o karar versin! En önemlisi de ona her zaman sevgiyle yaklaşın" dedi.

Dr. Yeşim Coşkun; ilk bir yaşta bebeğin gelişimi, bakımı ve beslenmesiyle ilgili dikkat edilmesi gereken temel noktaları anlattı:

• Doğru bebek Bakımını Öğrenin: Çocuğumuzun bedenen, zihnen ve ruhen sağlıklı olabilmesi için ilk bir yaşta bakım ve beslenmesi çok önemlidir. Bu sorumluluk ise tamamen anne-babaya aittir. Bebeğinizin ileride sağlıklı bir çocuk olmasını istiyorsanız, öncelikle doğru bebek bakımı konusunda bilgilenin.

• Mutlu Bebeğin Temeli Sevgi: İlk bir yaşta çocuğun ruhsal durumu, sizin ruhsal durumunuzu yansıtır. Siz mutluysanız çocuğunuz mutlu, siz sinirliyseniz çocuğunuz da sinirli olur. Çocuk bakımında temel nokta; anne-baba ya da bakıcının güler yüzlü, rahat ve hoşgörülü olmasıdır. Sürekli çocukla yumuşak ve tatlı tatlı konuşmak gerekir. Ani tepkiler vermek çocuğu ürkütüp şaşırtır. Gelişebilecek her durum karşısında mümkün olduğunca soğukkanlı davranmak gerekir.

• Başka Bebeklerle Kıyaslamayın: Her bebeğin gelişimi aynı değildir. Mesela bazı bebekler onuncu ayında yürümeye başlarken, bazı bebekler onikinci ayında yürür. Ya da bazı bebekler erken konuşmaya başlarken, bazı bebekler daha geç konuşur. Bu tip gelişimler bebekler arasında fark gösterebilir. Bu nedenle anne ve babaların bebeklerini başka bebeklerle mukayese etmesi yanlıştır.

• Yorgan ve Yastık Kullanmayın: Prensip olarak bir yaşına kadar yorgan, iki yaşına kadar da yastık kullanmamak gerekir. Bebeğin yatağı sert, çarşafı gergin serilmiş olmalıdır. Üstüne üşümemesi için uygun kalınlıkta örtü örtmek gerekir; ama bu örtü, bebek istediğinde ayağıyla itip açabileceği ağırlıkta olmalıdır.

• Giysileri Pamuklu Olsun: Bebeklerin kıyafetleri yüzde 100 pamuklu kumaştan olmalıdır. Sentetik, yün ya da pamuk dışındaki giysiler, bebeklerin ciltlerinde tahrişe neden olabilir.

• Bırakın Çıplak Ayakla Kalsın: Ayakkabı giydirmek için acele etmeye gerek yoktur. Bebek tam yürümeye başlamadan ayakkabı giydirmek gereksizdir. Çıplak ayakla yere basmak, bebeğin ayak kaslarının güçlenmesini sağlar. Yürümeye başladığında da yumuşak ayakkabı tercih edilmeli. Uygun ayakkabı; ayak ucu ve tabanından ortaya doğru katlandığında kolayca katlanabilmelidir. Tabanı sert ayakkabılar uygun değildir.

• Banyosunu Akşam Yatmadan Yaptırın: Akşam yatmadan önce banyo yaptırmak bebeği rahatlatır ve huzurlu uyumasını sağlar. Banyo; bebek açken yaptırılmalı ve banyo sonrası bakımı tamamlanan bebek beslenip uyutulmalıdır.

• İlk 6 Ay Sadece Anne Sütü: İlk altı ay sadece anne sütü, altıncı aydan sonra uygun ek gıdalara geçerek, emzirmenin de en az iki yaşına kadar sürdürülmesi temel prensibimiz olmalıdır. Tıbbi bir engel olmadığı sürece her anne emzirebilir. Sütü artıracak özel bir gıda yoktur. Sütün artmasını sağlayan; sık emzirme, annenin dinlenmesi ve annenin özgüveninin olmasıdır.

• 3-4 Günde Bir Yeni Besin Deneyin: Ek gıdalara geçerken temel prensibimiz; 3-4 günde bir yeni bir besinin bebeğe tattırılması, birkaç çay kaşığı miktarında başlanarak yavaş yavaş arttırılması ve bebeğe dokunan bir gıda tespit edildiğinde o gıdayı vermemek olmalıdır. Özellikle inek sütü, yumurtanın beyazı, bal, şeker, tuz, bakla, patlıcan ve baharatlar ilk yaşta verilmesi uygun olmayan gıdalardır. Elma, armut, havuç, patates, yoğurt ve pirinç ek gıdaya geçişte ilk tercih edilecek gıdalardır. Gıdalar önce sulu, ardından püre kıvamında ve en son pütürlü şekilde verilmelidir. Pütürlü gıda verilirken gıdalar çatalla ezilmelidir. Asla blender kullanmayın.

• Beslenmesinde 3N-1N Kuralına Uyun: Bebeği yemesi için zorlamak ve inatlaşmak da son derece hatalıdır. Zorla yemek yedirmeye çalışmak bir süre sonra bebeğin daha kaşığı görür görmez ağzını sıkı sıkı kapamasına neden olabilir. İlk bir yaş beslenmesinde 3N-1N kuralı vardır. Yani öğünde NE yeneceğine, öğünün NEREDE yeneceğine ve öğünün NE ZAMAN yeneceğine ebeveyn, NE KADAR yeneceğine ise çocuk karar verir.

Uygun Oyuncak Seçin: Oyuncak alırken mutlaka üzerindeki yaş sınırı dikkate alınmalıdır. Çünkü oyuncaklar, çocukların zihinsel gelişimine yönelik tasarlanmış olduğu gibi güvenlik de düşünülmüştür. İlk bir yaşta bebekler, ellerine geçen her şeyi ağızlarına atarlar. Dolayısıyla küçük parçalar içeren bir oyuncağın, bu yaş grubundaki bebeğin eline verilmesi, bebekte boğulmaya neden olabilir.

Televizyon Otizmi Körükler: Televizyonun çocuğun hayatında yeri yoktur. Bu dönemde televizyon izlenmesi; hem çocuğun konuşmasını geciktirir, hem de otizmi körükler. Bir çocuğun konuşması için dudak hareketlerini görüp, sesi duyması gerekir. Oysa televizyon izleyen bir çocuk; dudak hareketlerini göremez, sadece ses duyar. Rengarenk görüntüler hızla akar, bu da adeta çocuğu büyüler. Çocuk ekrana kilitlenir, gözünü bile kırpmadan görüntüleri izler.

Yesin Diye Televizyon İzlettirmeyin: Yemek yedirmek için ya da biraz soluklanmak için annelerin çocuğu televizyon karşısına oturtması yanlıştır. Bu dönemde çocuk televizyondan uzak tutulmalıdır. İlerleyen yıllarda ise belirli bir süreliğine şiddet ve cinsellik içermeyen, yaşına uygun programlar izletilebilir.

7 Kasım 2013 Perşembe

Tüp bebek tedavisinde ilk görüşme ve muayene

Ünlü tüp bebek doktoru Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek tedavisindeki ilk görüşme aşaması hakkında bilgi verdi.

Tüp bebek tedavisinin başlangıç noktası ve en önemli adımı tüp bebek tedavisine karar verdikten sonra doktordan randevu alarak ilk görüşmeyi yapmaktır. İlk görüşme izlenecek yolda yapılacakları öğrendiğimiz ve alınacak yola karar verilen aşamadır.

Peki, ilk görüşmede doktorumuzla neler konuşuruz?

Tüp bebek tedavisine başlamadan önce doktorunuz sizden detaylı geçmişinizi anlatmanızı isteyecektir. Geçirmiş olduğunuz hastalıklar ya da sürekli bir hastalığınız olup olmadığını düzenli bir ilaç kullanıp kullanmadığınızı alkol ve sigara gibi alışkanlıklarınızı mutlaka gözden geçirecektir. Bunun ardından tüp bebek tedavisiyle ilgili geçmişinizi soracak, daha önce bu tedaviyi farklı bir yerde görmüşsek yanımızda daha önceki test sonuçlarımızın olup olmadığını sorarak mutlaka götürmemizi isteyecektir. Tüp bebekte çıkılacak yola sizi muayene ederek başlayacaktır. Eşe daha önce semen analiz yapılmış temiz çıkmışsa ve cinsel konuda herhangi bir fonksiyon bozukluğu yoksa erkeğin muayene edilmesine gerek yoktur. Ancak semen analiz mutlaka yapılmalıdır.

Kadınların muayenesi ve bu muayenenin sonucu tedavinin en önemli aşamasıdır. Rahim içinin yapısı, rahim duvarının kalınlığı, kist ya da miyom oluşumunun olup olmadığı, yumurta sayısı, yumurtalıkların içindeki kistlerin var olmaması, doğuştan gelen rahim yapısının durumu rahim içinde polip saptanmaması bütün bunlar bir bütün olarak değerlendirilir. Muayene sırasında doktorunuz akıntı ile karşılaşırsa sizden kültür isteyecektir. Yakın geçmişte pap smear adı verilen testi yaptırmamışsanız kültür ile birlikte sizden istenecektir.

Prof. Dr. Bülent Tıraş
Öykünüz detaylı bir şekilde dinlenip, gerekli muayeneleriniz yapıldıktan sonra doktorunuz sizinle; tüp bebek tedavisinde sizin ne oranda başarı sağlayabileceğinizi gerçekçi bir biçimde paylaşır. Sizin yumurta sayınız, bunların ne kadarının embriyo haline gelebileceği ve ne kadarının rahminize yerleştirildikten sonra rahim içerisinde tutunacağı hakkında detaylı bir şekilde bilgilendirilirsiniz.

Unutmayın ki tüp bebek tedavisi uzun ve yorucu bir süreçtir...

Kaynak : http://www.tupbebekklinigi.com/

28 Ekim 2013 Pazartesi

Çocukların süt dişlerini ihmal etmeyin!

"Çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.”

Genel sağlığı önemli ölçüde etkileyen ağız ve diş sağlığının ilk adımı bebeklik döneminde başlıyor. Küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığı kazandırılan çocuklar ileriki dönemlerde sağlıklı dişlere sahip oluyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, çocuklarda süt dişlerinin önemini ve kalıcı dişlerin çıkma dönemlerini anlattı...

Süt dişleri 6 aydan sonra çıkmaya başlar! 
Süt dişleri değişken olabilmekle beraber ortalama 6 aydan sonra genellikle alt ön bölgeden başlayarak çıkar ve yaklaşık 3 yaşında tamamlanır. Bu dönemde çocuğun ağzında toplam 20 adet süt dişi alt ve üst çenede simetrik olarak yerleşir. Çocuklarda ağız ve diş hastalıkları tedavisinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu belirten Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, toplumumuzdaki ‘’süt dişleri önemsizdir’’ kanısının tamamen yanlış olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti;

’’Süt dişleri doğumdan ergenliğe kadar uzanan süreçte görev gören dişlerdir. Yapıları kalıcı dişlere göre biraz daha farklıdır. Eğer süt dişleri zamanından erken çürür ve çekilirse yan dişler kayacak ve alttan gelen kalıcı dişlere yer olmayacağı için kalıcı dişlerde oluşan çapraşıklık ortodontik tedaviye neden olacaktır. Eğer çekilmeyip kronik bir iltihap oluştururlarsa da hem alttan gelen kalıcı dişin kalsifikasyonu hem de çocuğun genel sağlığı etkilenecektir. Ayrıca süt dişlerinin alttan gelen kalıcı dişlere rehberliği söz konusudur. Bu nedenle çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.”

6 Yaş dişini süt dişiyle karıştırmayın!
Bebeklerde süt dişlerinin düşüp yerlerini genç süreklilerin alması, aşağı yukarı süt dişlerindeki sürme sırasını takip eden bir süreçte oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın süt dişi sanılan 6 yaş dişi olduğunu vurgulayan Kışlaoğlu, süt dizisi tamamlandıktan sonra yaklaşık 3 yaşından 6 yaşına kadar diş kavislerinde herhangi bir hareket olmadığını, çocuk 6 yaşına geldiğinde ilk sürekli dişi olan 6 yaş dişinin, süt azı dişlerinin arkasında yerini aldığını belirtti.

6 yaş dişlerini takiben ilk süren dişler kesiciler grubudur. Onu izleyerek birinci süt azıları, ikinci süt azıları ve süt köpek dişleri dökülür. Üst sürekli köpek dişleri en son süren dişlerdir. 11–13 yaş arası sürme tamamlanır. Bunların dışında 6 yaş dişlerinin arkasından 12 yaşında ikinci sürekli azılar ve 16–24 yaş arası ‘’20 yaş dişleri’’ yani üçüncü büyük azı dişleri sürer.

Çocukların dişleri neden çürür?
Süt dişleri daimi dişlere oranla daha çok organik madde içerdiğinden daha kolay ve hızlı çürürler.
Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olduğunda fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynlerinin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

Çürük oluşumu engellenebilir mi?
Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.

Fissür Örtücüler: Azı dişlerinin çiğnemeye yüzeyinde fissür denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücü malzemeyle çukurcukların üzeri kapatılıp; o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürüğün başlaması önlenir. Bu işlem 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerine uygulanabilir.

Flor Uygulaması: Çürüğü engellemenin başka bir yolu da çürüğe karşı direnci arttırmaktır. Dişlere yüzeysel flor uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

Diş Fırçalama: Çocukların ileride diş fırçalama alışkanlığını sürdürmesi için en etkili yöntem erken yaşlarda bu alışkanlığın kazandırılmasıdır.

Diş fırçası ve macun seçimi önemli!
Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçalarını öneren Kışlaoğlu, çocukların diş macununu yutma riski olduğu için 3 yaş altında kullanılmaması gerektiğini belirtti. Pütürsüz diş macunlarını öneren Kışlaoğlu, fırçaya konulacak macun miktarını ise ‘’nohut büyüklüğünde’’ şeklinde tarif etti.

Diş fırçalama alışkanlığı için bunları deneyin!

*Dişlerini fırçalarken ayrı bir diş fırçası ile siz de kendi dişlerinizi fırçalayın. Ona birkaç tane farklı renk ve şekillerde diş fırçası ve diş macunu alın. Her seferinde başka bir ikili seçmesini sağlayın. Bu seçim onun diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artıracaktır.
*Mutlaka diş fırçalama panosu oluşturun ve her fırçalamadan sonra pano üzerinde işaretleme yapın.
*Banyoya bir kum saati yerleştirin ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun. Yaklaşık 2 dakikalık diş fırçalama yeterli olacaktır.
*Çocuğunuzun diş çürüğü hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Ona yapışkan özelliği olan şeker, çikolata, bisküvi yedirin ve aynada dişlerinin üzerine nasıl yapıştığını gösterin. Daha sonra dişlerini fırçalatın ve dişlerinin ne kadar güzel, temiz ve beyaz olduğunu yine aynada kendisine gösterin.

25 Ekim 2013 Cuma

Bebeğinize yemek yedirmenin 12 yolu

Çocuklara yemek yedirme her annenin şikayetçi olduğu bir konu. Çocuklardaki iştahsızlık sorunuyla baş etme yollarını, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik anlattı.

Küçük çocuğu olan birkaç anne bir araya geldiğinde konu her seferinde dönüyor dolaşıyor çocuklara yemek yedirmenin güçlüğüne geliyor. “Saatlerce yemek vermesem umurunda olmuyor”, “Elimde tabak peşinde koşturmaktan yoruldum” yakınmaları nerede ise her anneden duyulan cümleler. Özellikle 8-9 aydan başlayıp okul çağına kadar sürebilen bu sorun doğru besin seçimi kadar çocuğa yaklaşımla da çok ilgili. Konuyla ilgili  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik çocuklarda iştahsızlık sorunu ile baş etmenin yollarını şöyle anlattı, işte yemek yedirmenin 12 yolu...

Sabırlı olmanız lazım
1. Üst kat komşunun tariflerini denemeyin: Her çocuğun damak zevki farklı olduğu gibi fazla şekerli bulamaçlar çocuğunuzun ağız tadının da sadece buna alışık olmasına sebep olabilir.

2. İlk denemelerde sabırlı olun: Çocuklar her yeni besine ortalama 8-10 denemeden sonra alışıyor. Bu nedenle ilk denemede bir kâse dolusu havuç püresini bitirmesini beklemeyin.

3. Enerjinizi doğru besinlerde kullanın: Ispanak yedirmek için çocuğunuzla kılıç kalkan oyunu oynamak yerine, enerji ve sabrınızı; süt ve süt ürünleri, et, yumurta, balık ve tahıl gibi gelişimi için daha önemli besinlere saklayın.

4. Yedinci aydan itibaren pütürlü gıdalar yedirin: Yiyecekleri çatalla ezip, yumuşatarak yedirmeye çalışın. İlk denemelerde pütürlü yiyemeyen çocuğunuza karşı soğukkanlılığınızı koruyun.

5. Sofraya birlikte oturun: 9 aylıktan sonra çocuğunuzu tok bile olsa mutlaka sizinle birlikte sofraya oturtun.

6. 1 yaşından sonra kontrollü emzirin: Anne sütüne çok alışkın ve düşkün bebekler, bir yaşından sonra anne memesini bir nevi tiryaki gibi emiyor. Anneyi her gördüğü yerde, her canı istediğinde emmeye çalışıyor. Anne memesi emip bir şekilde doyduğu için de ekstra gıda yemek istemeyebiliyor.

7. Çocuğunuza örnek olun: Çocuğunuzun sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı aynen taklit edeceğini unutmayın. Sebze yemeğini sevmeyen bir babanın, makarnadan maydanozları ayıklayan bir kardeşin bulunduğu bir ailede küçük bebeğin önüne koyulan her şeyi yiyip bitirmesi beklenmemeli.

8. Yemek öncesinde abur cubur yedirmeyin: Yemek öncesi verilen abur cubur atıştırmalıkların, ara öğünlerin yemek saatinde kâbusa neden olacağını unutmayın.

Ceza ve ödüle gerek yok
9. ”Yemek sofrada yenir” mesajını verin: İki lokma yedikten sonra ayağa kalkan çocuğunuzun peşinden, elinizde tabak çatalla koşuşturmayın. Onu birkaç kez uyardıktan sonra hızla sofrayı kaldırıp, yediği besinle yetinmesini sağlayın ve bir sonraki yemek saatine kadar da herhangi bir gıda almasına engel olun.

10. Israr etmeyin, ancak alternatif de yaratmayın: Çocuğunuza ‘Teklif var ısrar yok, ancak alternatif de yok’ deyin. İşin sırrı gaddar anne kavramında yatıyor. Kereviz yemeğini yemeyi reddeden çocuğa karşı doğru yaklaşım makarna pişirmek değil, bir hafta süreyle her öğünde kereviz yemeği sunmaktan geçiyor.

11. Oyun oynayarak yedirin: Çocuğunuz 1 yaşında ise belli oranda oyunla, kandırmaca ile yemek seanslarını daha çekici hale getirebilirsiniz. Ancak bunu, videoya kaydedilmiş reklam serilerinin önüne oturtularak, her reklam döngüsünde ağzını robot gibi açan bir çocuk noktasına kadar götürmeyin.

12. Ceza ya da ödül vermeyin: Yemek seanslarıyla ilişkilendirilmiş ceza ve ödül yöntemleri başlangıçta işe yarıyor gibi görünebilir, ancak “Yaşamak için yemeliyiz” algısının kurulmasına olumlu katkısı olmaz.

24 Ekim 2013 Perşembe

Çocuğun sizinle birlikte uyumasının 5 faydası!


Televizyondaki dizilerde her ne kadar bunun aksi söylense de, bilimsel buluşlar çocukların aileleriyle birlikte yatmalarının faydalarına dikkat çekiyor.

Bağımsızlığı destekler!
Ailesiyle yatan çocuklar için ailelerine bağlı olurlar açıklamaları yapılsa da, araştırmalar bunun tam tersini söylüyor. Aileleri ile birlikte yatan çocuklar, bağımsızlıklarını daha erken kazanıyorlar. Aileleriyle birlikte olduklarından daha az objeye bağlılık yaşıyor ve böylece ayrılık endişesini yaşamıyorlar. “Çocuklar kendi başlarına yatırıldığı zaman yanlarına kendilerini güvende hissettirecek bir obje alırlar ya da parmaklarını emerler” diyor doktor Jay Gordon.

Kendine güveni oluşturur!
Ailelerinin yataklarında büyüyen çocuklar, daha az davranış problemi yaşar. Bu çocukların hayatla ilgili tatminlerinin daha fazla olduğu saptanmış. Bunun yanı sıra, bu çocuklar stresten daha az etkilendikleri ortaya çıkmış.

Fiziksel ve psikolojik sağlığı geliştirir!
Çocuk doktoru William Sears: “Geçtiğimiz 30 yıl boyunca aileleri ile birlikte uyuyan çocukları araştırdık. Araştırmalarımızın sonuçlarına göre bu çocuklar kendilerini psikolojik olarak daha iyi geliştiriyorlar." diye belirtiyor.

Anneler uykusuz kalmıyor!
Bebeklerine ayrı oda yapan anneler, bebek uyandıktan sonra kendi odaları ve bebek odaları arasında mekik dokuyor. Halbuki bebeklerini yanlarında yatıran anneler bu yorgunluğu hiç hissetmiyor.

Aile için yakınlığı destekler!
Tüm ailenin aynı yatakta yattığı evlerde, aile içi ilişkiler daha iyi gelişir.

23 Ekim 2013 Çarşamba

Çocuğun sizinle birlikte uyumasının 5 faydası!

Televizyondaki dizilerde her ne kadar bunun aksi söylense de, bilimsel buluşlar çocukların aileleriyle birlikte yatmalarının faydalarına dikkat çekiyor.

Bağımsızlığı destekler!
Ailesiyle yatan çocuklar için ailelerine bağlı olurlar açıklamaları yapılsa da, araştırmalar bunun tam tersini söylüyor. Aileleri ile birlikte yatan çocuklar, bağımsızlıklarını daha erken kazanıyorlar. Aileleriyle birlikte olduklarından daha az objeye bağlılık yaşıyor ve böylece ayrılık endişesini yaşamıyorlar. “Çocuklar kendi başlarına yatırıldığı zaman yanlarına kendilerini güvende hissettirecek bir obje alırlar ya da parmaklarını emerler” diyor doktor Jay Gordon.

Kendine güveni oluşturur!
Ailelerinin yataklarında büyüyen çocuklar, daha az davranış problemi yaşar. Bu çocukların hayatla ilgili tatminlerinin daha fazla olduğu saptanmış. Bunun yanı sıra, bu çocuklar stresten daha az etkilendikleri ortaya çıkmış.

Fiziksel ve psikolojik sağlığı geliştirir!
Çocuk doktoru William Sears: “Geçtiğimiz 30 yıl boyunca aileleri ile birlikte uyuyan çocukları araştırdık. Araştırmalarımızın sonuçlarına göre bu çocuklar kendilerini psikolojik olarak daha iyi geliştiriyorlar." diye belirtiyor.

Anneler uykusuz kalmıyor!
Bebeklerine ayrı oda yapan anneler, bebek uyandıktan sonra kendi odaları ve bebek odaları arasında mekik dokuyor. Halbuki bebeklerini yanlarında yatıran anneler bu yorgunluğu hiç hissetmiyor.

Aile için yakınlığı destekler!
Tüm ailenin aynı yatakta yattığı evlerde, aile içi ilişkiler daha iyi gelişir.

22 Ekim 2013 Salı

Bebeğinize yemek yedirmenin 12 yolu

Çocuklara yemek yedirme her annenin şikayetçi olduğu bir konu. Çocuklardaki iştahsızlık sorunuyla baş etme yollarını, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik anlattı.

Küçük çocuğu olan birkaç anne bir araya geldiğinde konu her seferinde dönüyor dolaşıyor çocuklara yemek yedirmenin güçlüğüne geliyor. “Saatlerce yemek vermesem umurunda olmuyor”, “Elimde tabak peşinde koşturmaktan yoruldum” yakınmaları nerede ise her anneden duyulan cümleler. Özellikle 8-9 aydan başlayıp okul çağına kadar sürebilen bu sorun doğru besin seçimi kadar çocuğa yaklaşımla da çok ilgili. Konuyla ilgili  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik çocuklarda iştahsızlık sorunu ile baş etmenin yollarını şöyle anlattı, işte yemek yedirmenin 12 yolu...

Sabırlı olmanız lazım
1. Üst kat komşunun tariflerini denemeyin: Her çocuğun damak zevki farklı olduğu gibi fazla şekerli bulamaçlar çocuğunuzun ağız tadının da sadece buna alışık olmasına sebep olabilir.

2. İlk denemelerde sabırlı olun: Çocuklar her yeni besine ortalama 8-10 denemeden sonra alışıyor. Bu nedenle ilk denemede bir kâse dolusu havuç püresini bitirmesini beklemeyin.

3. Enerjinizi doğru besinlerde kullanın: Ispanak yedirmek için çocuğunuzla kılıç kalkan oyunu oynamak yerine, enerji ve sabrınızı; süt ve süt ürünleri, et, yumurta, balık ve tahıl gibi gelişimi için daha önemli besinlere saklayın.

4. Yedinci aydan itibaren pütürlü gıdalar yedirin: Yiyecekleri çatalla ezip, yumuşatarak yedirmeye çalışın. İlk denemelerde pütürlü yiyemeyen çocuğunuza karşı soğukkanlılığınızı koruyun.

5. Sofraya birlikte oturun: 9 aylıktan sonra çocuğunuzu tok bile olsa mutlaka sizinle birlikte sofraya oturtun.

6. 1 yaşından sonra kontrollü emzirin: Anne sütüne çok alışkın ve düşkün bebekler, bir yaşından sonra anne memesini bir nevi tiryaki gibi emiyor. Anneyi her gördüğü yerde, her canı istediğinde emmeye çalışıyor. Anne memesi emip bir şekilde doyduğu için de ekstra gıda yemek istemeyebiliyor.

7. Çocuğunuza örnek olun: Çocuğunuzun sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı aynen taklit edeceğini unutmayın. Sebze yemeğini sevmeyen bir babanın, makarnadan maydanozları ayıklayan bir kardeşin bulunduğu bir ailede küçük bebeğin önüne koyulan her şeyi yiyip bitirmesi beklenmemeli.

8. Yemek öncesinde abur cubur yedirmeyin: Yemek öncesi verilen abur cubur atıştırmalıkların, ara öğünlerin yemek saatinde kâbusa neden olacağını unutmayın.

Ceza ve ödüle gerek yok
9. ”Yemek sofrada yenir” mesajını verin: İki lokma yedikten sonra ayağa kalkan çocuğunuzun peşinden, elinizde tabak çatalla koşuşturmayın. Onu birkaç kez uyardıktan sonra hızla sofrayı kaldırıp, yediği besinle yetinmesini sağlayın ve bir sonraki yemek saatine kadar da herhangi bir gıda almasına engel olun.

10. Israr etmeyin, ancak alternatif de yaratmayın: Çocuğunuza ‘Teklif var ısrar yok, ancak alternatif de yok’ deyin. İşin sırrı gaddar anne kavramında yatıyor. Kereviz yemeğini yemeyi reddeden çocuğa karşı doğru yaklaşım makarna pişirmek değil, bir hafta süreyle her öğünde kereviz yemeği sunmaktan geçiyor.

11. Oyun oynayarak yedirin: Çocuğunuz 1 yaşında ise belli oranda oyunla, kandırmaca ile yemek seanslarını daha çekici hale getirebilirsiniz. Ancak bunu, videoya kaydedilmiş reklam serilerinin önüne oturtularak, her reklam döngüsünde ağzını robot gibi açan bir çocuk noktasına kadar götürmeyin.

12. Ceza ya da ödül vermeyin: Yemek seanslarıyla ilişkilendirilmiş ceza ve ödül yöntemleri başlangıçta işe yarıyor gibi görünebilir, ancak “Yaşamak için yemeliyiz” algısının kurulmasına olumlu katkısı olmaz.

Bepanthol Pişik Önleyici

Anneliğe hazırlanırken öğrenilmesi gereken en önemli konu bence risk yönetimidir. Yani, sorunu ortaya çıkmadan tahmin edip ona göre önlemlerini alma becerisini geliştirebilmek… Bebekler için olası riskleri önleyebilmenin basit formülleri vardır, bunlardan biri de, hem anne için hem bebek için büyük sıkıntılar yaratan pişik sorunudur.

Bebeğin her bez değişiminde “pişik önleyici” özellikte merhem kullanmak biz anneleri bu sorunla boğuşma zahmetinden kurtaracak çok basit bir yöntemdir. Her bez değişiminde mutlaka pişik önleyici ürün kullanılmalıdır. Pediatrik Dermatoloji Uzmanı David Atherton’ un başkanlığını yaptığı uzman panelinde, ideal bir pişik ürünü için 7 İdeal özellik tanımlanmış. Bepanthol Pişik Merhemi pişik ürünü için uzmanlarca belirtilen bu ideal özelliklerin tamamını karşılamakta. Koruyucu madde içermez, parfüm içermez, antiseptik içermez, nem kapasitesini iyi durumda tutar, etkililiği ve güvenilirliği bebekler üzerinde yapılan çalışmalar ile kanıtlanmıştır, potansiyel zehirli maddeler içermez, katkı maddesi içermez.

Bepanthol Pişik Merhemi nemlendirici özelliği ile pişiğin bakımını yapar ve sonrasında cilde nefes aldıran koruyucu özelliği ile pişiği önler. İçeriği bebeğinizin pişik bakımı ve pişik oluşumunun önlenmesi için özel olarak oluşturulmuştur. Bepanthol Pişik Merhemi Provitamin B5 ve lanolin içerir. Cildi nemli, pürüzsüz ve yumuşak tutarak doğal bir bakım süreci oluşturur. Şeffaf yapısı sayesinde bebeğinizin ince ve hassas cildinin nefes almasını sağlayarak en hassas cildi bile çiş ve kaka gibi tahriş edici maddelerden ve sürtünmeden korur.

Bepanthol Pişik Merhemi, eczanelerde satılmaktadır.


Kullandığınızda göreceksiniz ki, yapışkan olmayan yapısıyla ciltten kolayca temizlenmektedir. Pişik ürünlerinde alışılagelmiş yapışkan ve zor temizlenen kıvamdan oldukça uzaktır ve ciltten kolayca silinerek temizlenebilir. Böylece anneler için büyük kolaylık sağlar.
Sizin ya da bebeğinizin cildiyle ilgili her türlü bilgiyi www.bepanthol.com.tr adresinden alabilirsiniz.

İçerik: http://birannedogdu.blogspot.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Çocuklarda İştah Artıran 12 Altın Öneri!

"Saatlerce yemek vermesem, umurunda bile olmuyor", "Elimde tabak yemesi için peşinden koşuyorum"... Bu tür yakınmaları özellikle annelerden sıkça duyuyoruz, çünkü hemen her anne aynı sorundan dert yanıyor. 

İştahsız çocuklar! Özellikle 8-9 aydan başlayarak okul çağına kadar süren dönemde, anneler en çok çocuklarının iştahsız olmasından yakınıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik her yaş döneminin ayrı beslenme güçlükleri olsa da iştahsızlık sorununun genellikle 9 ay-2 yaş arasında daha sık görüldüğünü belirterek, "Ailelerin beslenme hataları ve alışkanlıkları iştahsızlık, daha doğrusu yemek seçme olarak tanımlanan durumun en sık görülen nedeni. Bu  yüzden ailelerin doğuştan itibaren bebeklerini beslerken doğru yaklaşımda bulunmaları çok önemli" diyor.

İştahsızlığın kabaca fizyolojik ve patalojik etkenler ile yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle oluştuğunu belirten Dr. İbrahim Çelik'in verdiği bilgilere göre, fizyolojik iştahsızlığın temelinde bir hastalık etkeni olmaksızın çocuğun gelişim sürecinde karşılaştığı adaptasyon sorunları yatıyor. Örneğin diş çıkarma atakları en bilinen iştahsızlık nedeni olarak görülüyor. Bir başka fizyolojik etken ise 1 yaşından sonra yavaşlayan büyüme-gelişmeye bağlı olarak çocuğun beslenme gereksiniminin düşmesi. Ayrıca besinlerdeki geçiş dönemleri çocukların en yoğun iştahsız olduğu fizyolojik evreleri oluşturuyor: Sütten püreli gıdalara geçiş, yeni tatların denenmesi, bu yeni tat ve kıvama alışma sürecinde ciddi beslenme isteksizliği görülebiliyor.

3 Haftadan Uzun Süren İştahsızlık İhmale Gelmez

Patolojik nedenlerde iştahsızlığın altında ise genellikle; gribal enfeksiyonlar, idrar yolu enfeksiyonları, viral bağırsak enfeksiyonları, viral hepatitler, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları gibi fizyolojik hastalıklar yatıyor. Bu hastalıklar birkaç gün ile birkaç hafta arasında iştahsızlık yapıyor ve çocuğun büyüme gelişme sürecine belirgin olumsuz etkide bulunmuyor. Ancak 3 haftadan daha uzun süreli iştahsızlığın altında ise genellikle tüberküloz, kronik enfeksiyonlar, gastrik reflü, kronik böbrek hastalıkları, kalp  veya karaciğer hastalıkları hastalıkları ve bazı doğumsal metabolik hastalıklar yatıyor. Bu nedenle 3 haftadan uzun süren iştahsızlık durumlarında çocuğun mutlaka kontrolden geçmesi gerekiyor.

İştah Artıran 12 Öneri

1- Üst kat komşunun tariflerini denemeyin: 6 bisküvit, 1 kaşık pekmez, bir  yumurta sarısı ve bir dilim peynir... Bulamaç besinler diye tanımlanan bu tür tarifler yüksek kalorili oldukları gibi, baskın tatları severek yiyen çocukların dilinde sadece yoğun şeker tadı kalmasına yol açıyor. Bu da çocuklarda şekerli tatlar konusunda seçici bir yapı gelişmesine neden oluyor. Buna alışan çocukların damak tadı duyuları da yeni lezzetlere karşı oldukça dirençli hale geliyor.

2- İlk denemelerde sabırlı olun: Çocuklar her yeni besine ortalama 8-10 denemeden sonra alışıyor. Bu nedenle ilk denemede bir kase dolusu havuç püresini bitirmesini beklemeyin. Ancak bir kaşık bile olsa her gün bu yeni besini çocuğunuza tattırarak alışma sürecini sabırla bekleyin.

3- Enerjinizi doğru besinlerde kullanın: Ispanak yedirmek için çocuğunuzla kılıç kalkan oyunu oynamak yerine, enerji ve sabrınızı; süt - süt  ürünleri, et, yumurta, balık ve tahıl yedirmeye saklayın. Çünkü bu besinler çocuğunuzun gelişimi için çok daha yaşamsal öneme sahipler.

4- 7. aydan itibaren pütürlü gıdalar yedirin: Yiyecekleri çatalla ezip, yumuşatarak yedirmeye çalışın. İlk denemelerde pütürlü yiyemeyen çocuğunuza karşı soğukkanlılığınızı koruyun. Sabır ve inatla denemelere devam edin.

5- Sofraya birlikte oturun: 9 aylıktan sonra çocuğunuzu tok bile olsa mutlaka sizinle birlikte sofraya oturtun. Çocuğunuz erişkinlerin tükettiği gıdaları yiyebilecek yaşa geldiyse sofrada olan yemeklerden yedirmeye çalışın. Çocuğunuzun önüne koyacağınız küçük bir ekmek parçası veya köfte ile kendi kendine yemek yeme hazzına varmasını sağlayın.

6- 1 yaşından sonra kontrollü emzirin: Anne sütüne çok alışkın ve düşkün bebekler, bir yaşından sonra anne memesini bir nevi tiryaki gibi emiyor. Anneyi her gördüğü yerde, her canı istediğinde emmeye çalışıyor. Anne memesi emip bir şekilde doyduğu için de ekstra gıda yemek istemeyebiliyor. Siz de bu durumdaysanız 1 yaşından sonra emzirme konusunda çok daha kontrollü olun.

7- Çocuğunuza örnek olun: Çocuğunuzun sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı aynen taklit edeceğini unutmayın. Sebze yemeğini sevmeyen bir babanın, makarnadan maydanozları ayıklayan bir kardeşin bulunduğu bir ailede küçük bebeğin önüne koyulan her şeyi yiyip bitirmesi beklenmemeli. Elinizde tabakla televizyon izliyorsanız, çocuğunuzu sofrada oturup yemek yemeye  ikna etmeniz kolay olmayacaktır.

8- Yemek öncesinde abur cubur yedirmeyin: Yemek öncesi verilen abur cubur atıştırmalıkların, ara öğünlerin yemek saatinde kabusa neden olacağını unutmayın.

9- “Yemek sofrada yenir” mesajını verin: Çocukların dikkat süresi çok kısadır ve uzun süre sofrada sabit halde oturmaya tahammül edemezler. İki lokma yedikten sonra ayağa kalkan çocuğunuzun peşinden, elinizde tabak çatalla koşuşturmayın. Onu birkaç kez uyardıktan sonra hızla sofrayı kaldırıp, yediği besinle yetinmesini sağlayın ve bir sonraki yemek saatine kadar da herhangi bir gıda almasına engel olun.

10- Israr etmeyin, ancak alternatif de yaratmayın: Çocuğunuza 'teklif var ısrar yok,  ancak alternatif de yok' deyin. İşin sırrı gaddar anne kavramında yatıyor. Kereviz yemeğini yemeyi  reddeden çocuğa karşı doğru yaklaşım makarna pişirmek değil, bir hafta süreyle her öğünde kereviz yemeği sunmaktan geçiyor.

11- Oyun oynayarak yedirin: Çocuğunuz 1 yaşında ise belli oranda  oyunla, kandırmaca ile yemek seanslarını daha çekici hale getirilebilirsiniz. Ancak bunu, videoya kaydedilmiş reklam serilerinin önüne oturtularak, her reklam döngüsünde  ağzını robot gibi açan bir çocuk noktasına kadar götürmeyin.

12- Ceza ya da ödül vermeyin: Yemek seanslarıyla ilişkilendirilmiş ceza/ödül yöntemleri başlangıçta işe yarıyor gibi görünebilir, ancak' yaşamak için yemeliyiz' algısının kurulmasına  olumlu katkısı olmaz.