4 Mart 2014 Salı

KONTAKT LENSTE “GÜNLÜK KULLAN AT” ÖNERİN

Kontakt lens teknolojisinin gün geçtikçe ilerlediğini kaydeden Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Gümüş, günümüzde hekimlerin, hastalarına "günlük kullan at" lensleri hem hijyen hem de kullanım kolaylığı açısından daha fazla önermeleri gerektiğini söyledi.

Son yıllarda gelişen teknoloji ile kontakt lenslerin gerek materyal gerekse dizaynlarının önemli ölçüde geliştiğini ifade eden Gümüş, "Ancak her şeye rağmen, lens kullanımına bağlı oluşan oküler komplikasyonlar günümüzde sorun olmaya devam etmektedir. Bunda da en önemli nedenin kullanıcı kaynaklı olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki, kullanıcıların büyük bir kısmı lenslerini önerilenden çok daha uzun süre kullanmaktadırlar" diye konuştu. 

Uzun süreli kullanılan lenslerin artık daha az tercih edilmesi gerektiğini dile getiren Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Gümüş, lens sektöründe “Daha yenisi en iyisi” diye bir motto ile çalışmalar yapıldığını belirtti. Kontakt lenslerde sık değişimin gerekliliğinin bilimsel çalışmalarla da desteklendiğini kaydeden Gümüş, “Bu bilgilere paralel olarak, günlük kullan at lensler bütün dünyada özellikle lens kullanıcılarının yüzde 60-70’ini oluştururken, Türkiye’de bu oran sadece yüzde 2-3 civarındadır. Bu nedenle, Türkiye’de günlük kullan at lensler ile ilgili çok daha fazla kamuoyu oluşturulmalıdır ki, ülkemizdeki bu oran dünya ortalamalarına yaklaşsın.” dedi. 

Günlük Kullan At Lenslerde Oküler Komplikasyon Riski Çok Daha Azdır
Son yıllarda, önerilenden daha uzun süre kullanıldığı için oküler rahatsızlık ve komplikasyon gelişmiş hastaların oranlarının artması nedeniyle, aylık ya da daha uzun süreli kullanılan lensleri  çok fazla tercih etmediğini kaydeden Gümüş, “Günlük kullan at lensler bu anlamda daha güvenlidir. Çünkü, her gün yeni bir lens takılmaktadır. Her gün yeni bir kontakt lensin tercih edilmesi de göz sağlığına çok önemli katkılarda bulunmaktadır. Çünkü, günlük kullan at lenslerin dışındaki tüm lenslerde, lens kalitesi  ne kadar mükemmel olursa olsun, özellikle ikinci haftadan sonra birikintiler oluşmaya başlamaktadır. Hele de hastanın uyumu kötüyse, her gün düzenli bir şekilde solüsyon ve lens bakımı yapmıyorsa, bütün bu faktörlere ilaveten hastada göz yaşı ve kirpik dibi problemleri de varsa, lens yüzeyinde birikintiler ve buna bağlı komplikasyonlar oluşması kaçınılmaz bir hale gelmektedir. Dolayısıyla, her gün ‘yeni’ bir kontakt lensin takılması bütün bu riskleri azaltacak ve hastalarımızın çok daha konforlu ve sağlıklı bir lens kullanmalarına olanak sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.  
Doç. Dr. Koray Gümüş "Günlük kullan at lenslerin, özellikle kontakt lense yeni başlayanlarda, çok seyahat edenlerde, özel günlerde, düğün, mezuniyet töreni gibi gözlük kullanmak istemeyenlerde, spor yapanlarda ve oküler allerjisi ya da kuru gözü olanlarda daha çok tercih edilebilir." dedi.

Kontakt Lenslerin Takibi Mutlaka Bir Göz Hekimi Tarafından Yapılmalı
Günlük kullan at lenslerin daha çok tercih edilmeleri ve hastaların daha sağlıklı bir şekilde kontakt lens kullanabilmeleri için öncelikle göz hekimlerinin kontakt lens ile daha çok ilgilenmeleri gerektiğini savunan Gümüş, şunları söyledi: “Kontakt lens kullanımı ve takibi kesinlikle bir göz hekimi tarafından yapılmalıdır. Kontakt lens kullanıcı adayının çok detaylı bir şekilde irdelenmesi ve tam bir göz muayenesinden geçmesi zorunludur. Özellikle tespit edilen kirpik dibi iltihabı, kuru göz ve allerjik konjonktivit gibi rahatsızlıklar tedavi edilmelidir. Adayın beklentileri iyi bir şekilde dinlenmeli ve kontakt lens seçeneklerinin tümü, avantajları ve dezavantajları ile beraber detaylı bir şekilde aktarılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde sağlıklı ve uzun süreli kontakt lens kullanımı mümkün olabilecektir.”

3 Mart 2014 Pazartesi

Yüzünüz Simetrik mi?

Aynanın karşısına geçin ve yüzünüze alıcı gözüyle bakın. Sağı ve solu birbiriyle aynı mı görünüyor yoksa bir tarafı daha mı şiş geldi gözünüze? 

Ağzınızı açıp kapayın ve bu sırada çenenizin simetrik açılıp açılmadığını gözleyin. Simetri kaybı, bazı fonksiyon kayıplarında ya da rahatsızlıklarda ağır ağır yüzünüze yerleşir. Dikkatli bir izleyici değilseniz farkına bile varmazsınız.

Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın günlük yaşamımızda pek dikkat etmediğimiz ancak genel görünümümüze kalıcı etki yapacak Yüzde Asimetri konusuna dikkat çekti… Yalçın, tek taraflı çiğneme alışkanlığının yüzde asimetriye sebep olduğunu belirterek simetrinin yüz güzelliği ve sağlığı için önemini şu sözlerle anlattı:

"Günümüzde, yüz güzelliği, her yaşta birey için önemli. O sebeple 8 yaşından 80 yaşına kadar dişlerimizin sağlığı, cildimizin sağlığı ile ilgileniyoruz. Dişlerin sağlıklı olmasının yanında güzel bir gülümseme, kişinin kendine güvenini arttıran, sosyal hayatını kolaylaştıran bir etkendir. Simetri, özellikle yüz güzelliği söz konusu olduğunda daha önemli bir konu haline gelir. Dış dünya ile iletişimimiz olan yüzümüzün tam ahengi ancak tam bir simetri söz konusu olduğunda sağlanabilir. Biz diş hekimleri olarak bir kişiyi muayene ederken öncelikle yüzündeki bazı noktaların ve dişlerinin simetrisini değerlendiririz. Kişisel kanım, yüz yumuşak ve sert dokularında simetri sağlanmadıkça, ideal bir gülümseme ve yüz estetiği sağlanamaz."

Tek Taraflı Çiğneme Asimetri Sebebi

Simetri bozukluğunun, genetik, doğumsal, travmatik sebeplerle oluşabileceğini belirten Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın, yüzümüzde asimetriye sebep olabileceğinden habersiz olduğumuz ve en sıklıkla rastlanan durumun, tek taraflı çiğneme alışkanlığı olduğunu söyledi. Yalçın, tek taraflı çiğneme sebeplerini şöyle sıraladı:

● Ağzın tek tarafında ağrılı, kanamalı iltihaplı bir dişin varlığı,
● Tek tarafta çekilmiş ve yerine protez yapılmamış dişsiz alanlar,
● Alışkanlıklar,
● Yüksek yapılmış yada doğru yapılmamış dolgu yada protezler..
● Çene eklemi rahatsızlıkları

Yalçın sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her ne sebepten olursa olsun, çiğneme tek taraflı olarak yapılıyorsa o taraftaki çiğneme kasımızın hacminde arış olur. Zaman içinde artarak, diğer tarafla arasında belirgin farklılıklar oluşmaya başladığında farkedilebilir.Tıpta prensibimiz, sonucunu bildiğimiz durumların oluşmaması için önlem almaktır. Bu yüzden diş tedavilerimizin ve kontrollerimizin aksamaması, ilerde oluşabilecek daha ciddi sorunların önüne geçecektir… Sağlıkla gülümseyin."

Aldatıldığınızı nasıl öğrenmek istersiniz?



Birlikte olduğunuz sevgiliniz ya da bir hayatı paylaştığınızı sandığını eşiniz sizi aldatıyor mu? Anlamak ister misiniz? İşte yolları... 

1- Sevgiliniz içindeki suçluluk duygusunu bastırmak için sizin isteklerinize her zamankinden fazla duyarlılık gösterir. Özellikle diğer ilişkisinin ilk dönemlerinde…

2- Böyle bir alışkanlığı olmasa bile size sık sık hediye almaya başlar. Bu davranışının dikkat çekmemesi için de her hediye

3- Günlük hayatındaki alışkanlıklarını değiştirir ya da yeni hobiler edinir.

4- Yaşadığı duygusal karışıklık nedeniyle olur olmaz nedenlerden kavga çıkarabilir.

5- Ona daha şefkatli yaklaşmanız için sadece sizin yanınızda depresif bir tavır takınabilir.

6- Sizinle çeşitli bahanelerle daha az konuşmaya ve zaman geçirmeye başlar. Bu sayede daha az açık vereceğini düşünür.

7- Uykusunda sık sık kabus görebilir. Bir çok geceyi bu nedenle uykusuz geçirebilir.

8- Müzik, sinema gibi alanlarda zevkleri değişebilir. Daha önce nefret ettiği türleri beğenerek takip edebilir. Bu seçimlerden yeni ilişkisinin zevkleri hakkında fikir verir.

9- Kendisini birden çok beğenmeye başlayabilir. Zamanını eskiye göre daha çok ayna karşısında geçirir.

10- Sizi ya da ilişkinizi başkalarıyla kıyaslayabilir. Bu artık sizin tek olmadığınızı düşündüğünü gösterir.

11- Artık hiçbir eleştiriye tahammülü kalmayabilir. Sürekli kendini savunma tavrını takınabilir.

12- Eve geç gelmeye başlar. Evdeki sorumluluklarını ya da eskiden düzen konusunda önem verdiği konuları atlayabilir.

13- Sizin nasıl göründüğünüzle artık daha az ilgilenir. Saçınız ya da kıyafetlerinizle ilgili yorum yapmaz.

14- ‘Seni seviyorum’ demeyi bırakır.

15- Sizin ona yaptığınız sürprizler karşısında eskisi gibi coşkuyla tepki vermez. Bu içinde suçluluk duygusundan kaynaklanır.

16- Kendisini başkalarıyla kıyaslaması da size olan ilgisini kaybetmeye başladığını gösterir.

17- Telefonunda arama listesi ve mesaj kutusunu sürekli boş tutmak gibi önlemler alabilir.

18- Birden bire arkadaşlarıyla her zamankinden daha fazla vakit geçirmeye başlar

19- Saçınızı okşamak gibi şefkat gösterilerini bırakır.

20- İlişkinizin geleceği hakkında evlilik, ev alma gibi planlar hakkında konuşmamaya başlar.

21- Birden bire kişisel uğraşlara vakit ayırmaya başlar. Kitap okur, film izler…

22- Aranıza yatak odanızda da mesafe koyar ve bunun için bahaneler sıralar.

23- Yaptığı şakalar sizi güldürmekten çok kırmaya başlayabilir, eski hoş sohbet tavrı kalmaz.

24- Çiftlerin yapışık ikizler olmadığını öne sürerek kendi özel sınırlarını korumak adı altında sizden uzaklaşır.

25- Rüyasında başka isimler sayıklayabilir.

26- Yakın çevrenizden sürekli ilişkiniz hakkında uyarı alıyor musunuz? Sizdeki değişim en iyi dışardan bakan objektif gözler tarafından görülür.

27- Sizin artık kendisiyle ilgili sorular sormanıza tahammülü kalmaz. Neredesin sorusu onu bir anda sinirlendirmeye yeterli olur.

28- Sabah uyandığında kimin yanında olduğunu anlamak için bir süre etrafına bakar.

29- Ev içinde kapıları kapalı tutmaya başlar. Özellikle bilgisayar başındayken rahatsız edilmek istemez.






2 Mart 2014 Pazar

“DOKTOR OLAN HERKES YAYINA ÇIKARTILMAMALI”

SAĞLIK HABERCİLİĞİNE YÖN VERENLER

Uzun yıllardır televizyonda canlı yayın programı yapan sağlık programı yapımcısı ve sunucusu Berda Özdiktaş, “Burada dikkat edilmesi gereken unsur, titrinde doktor yazan herkes yayına çıkartılmamalı” dedi. 

Televizyonda sağlık haberciliğinde ticari yaklaşılmamalı. Konunun uzmanlarının seçilerek ekrana çıkartılması gerektiğine dikkat çeken sağlık programı yapımcısı ve sunucusu Berda Özdiktaş, konu ile ilgili şunları söyledi: “Dünya artık branşlaşmanın  olduğu bir yer eskiden, “ne iş yapıyorsun” sorusu her işi yaparımdı şeklindeydi. Ancak, şimdi cevaplar değişti . Tabi bu branşlaşma her alanda başladı. Eskiden muhabirler vardı ya da programcılar ama şimdi ekonomi muhabiri ayrı sağlık muhabiri ayrı, sağlık programcısı ayrı siyaset programcısı ayrı. Ülkemizde sağlık haberciliğinin ya da yayıncılığının son yıllarda özellikle son 10 yıl içerisinde ciddi bir ivme kazandığını düşünüyorum. Bu gelişme aslında olumlu ve güzel bir gelişme. İnsanlar sağlık konusunda bilgilenmek istiyor ve yayınları takip ediyor. Bu talep aslında sağlık haberciliğinin ya da yayıncılığının gelişmesine katkı sağlıyor. 


Sağlık Haberinde En Sıkıntılı Durum İse Kaynaktır
Şüphesiz her haber kendi içinde önemli ve kendi dinamikleri var. Belki sağlık haberi yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey haberin doğruluğudur. Bu bütün haberler için önemli ama sağlık haberinin yanlış ya da abartılı verilmesi insanların yaşamla ilgili bütün umutlarının bitmesine yol açabilir  ya da tam tersi umutlanmasına yol açabilir. Sağlık haberinde en sıkıntılı durum ise kaynaktır. Bilimsel yayınlar, hekimler ve belki kimi zaman kişisel tecrübeler var. Bir hastalık ya da ilaçla ilgili onlarca yayın yapılıyor, yıllar sonra tersi bir yayın her şeyi bütün bilgileri çöpe atıyor. 

Sağlık Haberi, Doğru Bilginin Olduğu Ve Çıkar Gözetmeksizin Yapılmalı
Her zaman biliriz ki haberin ya da programın başlığı önemlidir.O zaman iyi bir başlıkla girelim ancak, yanlış olan bir başlık sadece dikkat çeker, peki sonrası ahlaki bir durum mu?  Başlık önemli tabi ki, öncelikle doğru bilgi olmalı. İdeal sağlık haberi dikkat çekici, insanlarda merak uyandırıcı, doğru bilginin olduğu ve çıkar gözetmeksizin yapılmalıdır.
Önceliğimiz Doğru ve Kaliteli Bir Yayın Olmalı
İdeal bir sağlık muhabiri, öncelikle sağlığa biraz meraklı olmalı, sağlık haberlerini  ve kongreleri takip etmeli, ameliyatlara girerek gözlem yapmalı. Günümüzde artık birçok şey ticarileşiyor, sağlık haberleri, yayınları ve TV programlarına bu şekilde yaklaşılmamalı. Önceliğimiz doğru ve kaliteli bir yayın olmalı, ticari kaygılardan uzak durmak gerekiyor. 


Televizyon İçin Genel Standart : Ne Konuşursan Onu Yayınlarsın
Sağlıkla ilgili yayınlarda her zaman sade ve anlaşılır bir dil kullanılmasından yanayım. Zaten ister istemez bir takım tıbbı terimler kullanılıyor bir de bunların üzerine ağdalı bir dil kullanmak iyice insanın anlamayacağı bir durum oluşturuyor. Televizyon için genel standart şudur, ne konuşursan onu gösterirsin ancak iş sağlık olunca bazen konuştuğunuz her şeyin görselini yayınlayamıyoruz. Son yıllarda başarılı maketler yapılıyor, bunlardan kullanmak ya da animasyonlar kullanmak başarılı bir seçim olabilir. 


Titrinde Doktor Yazan Herkes Yayına Çıkartılmamalı
Uzun yıllardır canlı yayın yapan bir programcı olarak, öncelikle hekimlerin ağırlanmasından yanayım. Burada dikkat edilmesi gereken unsur, titrinde doktor yazan herkes yayına çıkartılmamalı. Konusunda uzman olan, bilgisi olduğu kadar ekranda da yayını götürebilecek sade ve anlaşılır bir dil kullanan doktorlar konuşmalı. 
İnternette Yazan Her Bilgi Teyit Edilmeli
Sosyal medya ve internet, her alanda çok önemli, burada bilginin doğruluğu teyit edilmeli. Edilmediği takdirde yanlış bilgiye de ulaşabilirsiniz. Onun için internette okuduğunuz ya da izlediğiniz bilgilere öncelikle, biraz tedbirli yaklaşmakta fayda var. Sağlık Blogu haberciliğinde özellikle Esra’yı takip ediyorum ve çok başarılı buluyorum.


İnsanların Umutları Üzerinden Sağlık Tacirliği Yapan veya Yapmaya Çalışan Birçok Kişi Var
Türkiye’de genel bir denetim mekanizması var. RTÜK tarafından kimi zaman kesilen cezalar için insanlar kendilerine kızsa da denetim mekanizmalarının olması her zaman iyidir. Özellikle sağlık konusunda denetimin olmasından yanayım. Çünkü insanların umutları üzerinden sağlık tacirliği yapan veya yapmaya çalışan birçok kişi var.

İnsanların Görmeye Tahammül Edemeyeceği Şeyleri Kullanmamak Gerekir
Sağlık haberlerinde, ister TV olsun ister yazılı medya, görsel önemlidir. Ancak insanların görmeye tahammül edemeyeceği şeyleri kullanmamak gerekir. İşimiz önemli ve bu alanda hassasiyetlerimiz olmalı. Haber kaynağını belirtmek önemlidir. Çünkü bu insanlarda güven oluşturur ve inanırlılığı sağlar.”


Berda Özdiktaş Kimdir?
1984 İstanbul doğumlu. Moda ilkokulunu bitirdi. Ortaokul ve liseyi,  Atacan Kolejinde okudu. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü’nden mezun oldu. STV’de sağlık programı yapımcılığı ve 2008 yılından bu yana TVNET haber kanalında “Poliklinik” isimli sağlık programının yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptı.

1 Mart 2014 Cumartesi

HASTALIKLAR YETİM OLABİLİR ANCAK HASTALAR YETİM OLMAMALI

“Dünya Nadir Hastalıklar Günü” nedeniyle düzenlenen toplantıda konuşan Prof. Dr. Serdar Kula, “Hastalıklar yetim olabilir ama hastalar yetim olmamalıdır. Toplum olarak onları kucaklamalı ve sahip çıkmalıyız” dedi. 

Tüm dünyada “Dünya Nadir Hastalıklar Günü” olarak anılan 28 Şubat tarihinde Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği’nin Erişkin Yaşa Ulaşmış Doğumsal Kalp Hastalıkları Çalışma Grubu, Ankara Crown Plaza’da “Erişkin Doğumsal Kalp Hastalıkları ve Gebelik” konulu bir toplantı düzenledi.

Hekimlerin Nadir Hastalıklara Dikkati Çekilmeli
Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği’nin Erişkin Yaşa Ulaşmış Doğumsal Kalp Hastalıkları Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Serdar Kula yaptığı konuşmada, bu toplantıyı planlamalarının nedeninin, ülkemizde yaklaşık her yıl bin civarı yeni erişkin yaşa ulaşmış doğumsal kalp hastalığı olan hasta ortaya çıkacağının ve bunların içerisinde nadir hastalıklar arasında yer alan pulmoner hipertansiyonun önemli bir yer tutması gerçeğinin olduğunu belirtti. Bu gerçeğe dayanarak hekimlerimizin dikkatini bu konuya çekmek ve bu konuda birlikte çalışma olanaklarını geliştirmek amacıyla hareket ettiklerini söyledi.

Son bir iki nesildir tıbbi tedavilerde kaydedilen gelişmelerin pek çok kalp ve damar hastalığına bakış açısını ciddi bir şekilde değiştirdiğini kaydeden Prof. Dr. Kula, şu bilgileri verdi: “Hastaları neredeyse kaçınılmaz erken ölümlerden kurtarıp, uzun süre hayatta kalabilir hale dönüştürmüştür. Bu vesileyle doğumsal kalp hastalıklarıyla doğan insanların kısmen ya da tümüyle tedavi edilerek yetişkin yaşa ulaşmaları mümkün olmaktadır. Giderek artan sayıda, doğumsal kalp hastalığı halen devam eden ya da doğumsal kalp hastalığı tedavi edilmiş yetişkin hastanın ortaya çıkması ile birlikte bu konuda çocuk kalp doktorları ve yetişkin kalp doktorlarının birlikte çalışması gerekliliği doğmuştur. 

Avrupa’da Yaklaşık 30 Milyon, Ülkemizde 37 Bin 500 Yetim Hastalıklı Hasta Var
Nadir ya da yetim hastalıklar, bir toplumda 2 bin kişiden birinde ya da daha azında görülen ve yüzde 80’inden fazlası kalıtsal olan hastalıklardır. Böyle olmaları nedeniyle hekimlerin meslek hayatlarında pek sık karşılaşmadıkları ve dolayısıyla tecrübelerinin az olduğu hastalar olmaktadırlar. Çoğunun tedavisi yok, teşhis edilmesinin güç olmasının yanı sıra bu hastaların tedavilerinde kullanılan ilaçların ve hasta bakımlarının maliyetleri oldukça yüksektir. Bugün itibariyle Avrupa’da yaklaşık 30 milyon yetim hastalıklı hasta bulunmaktadır. Ülkemiz için ise tahmini rakam 37 bin 500’dür.

Nadir Hastalıklar:
- Kronik, ilerleyen, giderek kötüleşen ve yaşamı tehdit eden hastalıklardır.
- Yaşam kalitesini ve kendi başına yaşamını sürdürmeyi mani olacak engellere yol açarlar.
- Etkili bir tedavileri yoktur.
- Nadir hastalık çeşidinin sayısı 6 bin ile 8 bin arasındadır.
- Nadir hastalıkların yüzde 75’i çocukları etkiler ve bu çocukların yüzde 30’u 5 yaşından önce ölür.
- Nadir hastalıkların yüzde 80’i genetik nedenlere bağlıdır.

Pulmoner hipertansiyon akciğerlerimize giden damarlardaki kan basıncının artmış olmasıdır.  Ölümcül sonuçları olan bu hastalık çocuklarda yaklaşık milyonda yarım sıklıkla görülür. Bu vesileyle nadir hastalıklar arasında önemli bir yere sahiptir.  

Nadir Hastalığı Olan ya da Erişkin Yaşa Ulaşmış Doğumsal Kalp Hastalıkları Olan Hastalar için Neler Yapılabilir?
Sağlık hizmetleri içerisinde onlara yönelik hassas düzenlemelerin yapılması, özelleşmiş merkezlerin oluşturulması ve bu hastalıkların o konuda tecrübe sahibi hekimlerce takip ve tedavilerinin planlanılması, toplumsal farkındalık, yeni tanısal teknikler için araştırmalar ve bu hastaların ve ailelerine sosyal destek (hastalık hakkında eğitim, özel sorunlar için danışma, özel sosyal merkezler, fizik tedavi merkezleri gibi) sağlanabilir. Kısacası hastalıklar yetim olabilir ama hastalar yetim olmamalıdır. Toplum olarak onları kucaklamalı ve sahip çıkmalıyız.”

Ülkemizin birçok ilinden, sağlık merkezinden hekimlerin katılımıyla gerçekleşen toplantıda, bu vesile ile her yıl 28 Şubat’ta kutlanılan Dünya Nadir Hastalıklar Gününün bu yılki teması: Daha İyi Bir Bakım İçin Bir Araya Gelelim! olarak benimsendi.

Cocuklarda Uyku Sorunlari Tanisi

Çocuklarda Uyku Sorunlarının Tanısı

DEHB ile uyku problemleri arasındaki ilişkinin tanımlanması DEHB’li çocukların tam olarak tedavi edilmesi açısından oldukça önemlidir. Klinisyenler DEHB’li çocukları dikkatli hikaye alarak ve uyku işlevini değerlendirerek taramalıdır. Uyku sorunlarının tanımlanmasına yardımcı olmak için pek çok yöntem mevcuttur; ebeveyn ve çocuk ölçekleri, klinik görüşmeler, uyku günlükleri ve objektif uyku testleri.
Çocuklarda uyku sorunlarını değerlendirmek için bazı ebeveyn-çocuk ölçekleri geliştirilmiştir. Bunlar arasında Uyku Rahatsızlık İndeksi, Uyku Bozuklukları Ölçeği, Çocuklar için Uyku Rahatsızlık Ölçeği, Çocuklarda Uyku Ölçeği (ÇUÖ) ve Çocuklar için Uyku Alışkanlığı Ölçeği (ÇUAÖ) yer alır. Bu ölçeklerden Çocuklarda Uyku Ölçeği (ÇUÖ) ve Çocuklar için Uyku Alışkanlıkları Ölçeği (ÇUAÖ) ‘nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması bulunmaktadır.
ÇUÖ, poliklinik şartlarında bozulmuş uyku semptomlarını değerlendirmek amacıyla geliştirilmiştir. Uyku bozukluklarını gösteren gece ve gündüz davranışlarını (uykusuzluk, gündüz uyku hali, gece terörü, horlama, yatma direnci, uyku hijyeni ve uykuda solunum bozukluğu) değerlendirir. Polisomnografi çalışmaları ÇUÖ’nün tıkayıcı uyku apnesi, periyodik bacak hareketi bozukluğu ve huzursuz bacak sendromunda kullanımını desteklemektedir.
ÇUAÖ, okul çağı çocukları için tasarlanmış ebeveyn bildirimlerine dayanan bir tarama ölçeğidir. Bu yaşta yaygın uyku bozukluklarını üç başlıkta inceleyerek üzerinde durur: dissominalar (uykuya dalma veya uykuya devam etmede güçlük), parasomnialar (uyurgezerlik/uykuda konuşma, gece terörü, gece altını ıslatma, huzursuz bacak sendromu, vb.) ve uykuda solunum bozukluğu. ÇUAÖ bu çocuklarda sık görülen medikal veya davranışsal tabanlı farklı uyku sorunlarını tanımlayabildiği için özellikle DEHB’li çocukları değerlendirmede yararlı olabilir.
Polisomnografi (PSG), başta uykuda solunum bozuklukları olmak üzere pek çok uyku bozukluklarını saptamak için kullanılan kayıt ve metot tekniklerinin genel ismidir. PSG ile uyku sırasında çok sayıda fizyolojik parametre, genellikle bütün gece boyunca, devamlı olarak belli bir periyotta ve eş zamanlı olarak kayıt edilir. Elektroensefalogram (EEG) ile beyin aktivitesi, elektrookülogram ile göz hareketleri, elektromiyogram ile kas hareketleri, EKG ile kalp ritmi, puls oksimetri ve nazal ve oral hava akımı ile solunum fonksiyonları değerlendirilir Günümüzde PSG tıkayıcı uyku apne sendromu (TUA) ve diğer uyku bozukluklarının tanısında altın standart testtir. PSG bu iş için düzenlenmiş uyku laboratuvarında, deneyimli teknisyen gözetiminde gerçekleştirildiğinden kolay ulaşılabilir bir yöntem değildir. Standart PSG için olgunun bir gece uyku laboratuvarında kalarak uyku kayıtlarının alınması gereklidir. Çocuklarda PSG daha zor uygulanır ve daha fazla teknik uzmanlık gerektirir. Pediyatrik uyku merkezi sayısı daha az olduğu için çocuklar açısından PSG testine ulaşmak daha zordur. Son yıllarda çocuklara daha uygun, daha ucuz ve evde yapılabilen PSG testleri geliştirilmiştir.
Aktigrafi, uyku sırasında fizik hareketlerini değerlendirmek için hareket bilgilerini depolayan saat benzeri bir aktigraf kullanır. Aktigrafi insomnia, sirkadiyen ritim uyku bozuklukları ve huzursuz bacak sendromunun klinik değerlendirilmesi için kullanılır. Ayrıca farmakolojik ve davranışsal tedavilerin etkinliğini değerlendirmek için kullanılabilir. Aktigrafi uyku başlangıç zamanı ve uyanma gibi uyku referans zamanlarını ölçmede PSG kadar doğru sonuçlar vermez. Buna rağmen PSG’nin dezavantajları göz önünde bulundurulduğunda aktigrafi kullanımı giderek artmaktadır. Aktigrafinin kullanımı basit ve kolaydır. Çocuğun doğal uyku ortamında bulunması ve geceden geceye farklılıkları önleyen pek çok gecede kayıt alınması aktigrafinin avantajlarındandır.

Huzursuz Bacak Sendromu ve Hareket Bozuklugu

Huzursuz Bacak Sendromu ve Periyodik Hareket Bozukluğu

Huzursuz bacak sendromu (HBS); genellikle bacaklarda görülen ‘karıncalanma’, ‘iğne batması’, uyuşma hissi’ gibi değişik şekillerde ifade edilen huzursuzluk hissi, bu hislerin giderilmesi için bacakları hareket ettirme dürtüsü ile karakterize, dinlenme sırasında ya da hareketsiz iken artan bir hareket bozukluğudur. Bu durumun dinlenme sırasında, özellikle de gece yatarken ortaya çıkması uyku bozukluklarına ve yaşam kalitesinin bozulmasına neden olmaktadır.
Etyolojisinde genetik ve çevresel faktörler rol oynar. HBS, otozomal dominant bir hastalıktır. Özellikle demir eksikliği ve spesifik beyin yolaklarında azalmış dopamin aktivitesinin semptomların gelişmesinde önemli faktör olduğu düşünülmektedir. HBS için tek bir tanı testi yoktur, tanı klinik özelliklere ve tanısal ölçütlere göre konulur. Bu nedenle HBS tanısı için çeşitli kriterler geliştirilmiş ve çocuklara göre düzenlenmiştir. 2002 yılında Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından kabul edilmiş "çocuklar için HBS kriterleri” oluşturulmuştur.
HBS ile Periyodik Ekstremite Hareket Bozukluğu (PEHB) %80 oranda birliktelik gösterirler. HBS tanısı klinik olarak konulurken Periyodik Ekstremite Hareket Bozukluğu tanısı polisomnografi ile konulur. Uykuda periyodik kol ve bacak hareketleri, PSG’de sıklıkla NREM uykuda görülen en az ardışık 4 hareketin görüldüğü 0,5-5 sn süreli ortalama 20-40 sn aralıklarla gelen stereotipik kol ve bacak hareketleri ile karakterize PSG bulgusudur. PSG’de periyodik bacak hareketi sayısı ve indeksi (PLMİ) >5 klinik olarak anlamlıdır ve HBS tanısını destekleyici niteliktedir.
Demir eksikliği anemisi, dopamin eksikliği, hipotroidi ya da kronik metabolik hastalığı olanlarda HBS ve periyodik ekstremite hareket bozukluğu belirtileri ortaya çıkabilmekte ve HBS’ye neden olan etkenlerin tedavisi ile HBS belirtilerinde tamamen düzelme sağlanabilmektedir.
HBS ve PEHB çocukluk çağında artan sıklıkta tanı almaktadır ve -7r\ prevalansı %2 olarak bulunmuştur. HBS erişkinlerde yaygın olarak bulunmasına karşın bunların %38’i semptomların 20 yaşından önce, %10’u 10 yaşından önce başladığını bildirmiştir.