10 Haziran 2013 Pazartesi

Öperken hasta etmeyin!

Dudaktan öpüşen kişiler arasında Hepatit B, Hepatit C, AIDS gibi hastalıklar bulaşabilir!

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özellikle çocuklar,
bebekler ve özlenen kişilerle karşılaşıldığında sarılma ve öpüşmede daha abartılı davranıldığını söyledi.

Bunun toplumda yaratabileceği sorunların ciddiyetinin bilinmediğini belirten Yorulmaz, "Böylesine bir sevgi gösterisinin bize veya sevdiklerimize bazen ölüme veya sakat kalmalara kadar varabilen ciddi zararlar verebileceği akıldan çıkarılmamalıdır" diye konuştu.

Kişilerin boğaz ve burun salgılarını öptüğü kişinin dudağına, yanağına veya vücudunun bir başka bölgesine bulaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, bu salgılarda ağız, boğaz, yutak, dil, bademcik, diş, diş eti, burun, sinüs hatta akciğerler gibi organlara ait hastalık mikrobu varsa öpüşmeyle kolaylıkla bu mikrobun öpülen kişiye geçebildiğini bildirdi.
Faruk Yorulmaz, infeksiyöz mononükleöz adlı yüksek ateş ve lenf bezlerinde büyümeyle seyreden hastalığın en sık öpüşme yolu ile bulaştığı için bu hastalığa "öpücük hastalığı" adı verildiğini söyledi.

Ağızda, dil veya diş etlerinde kanama varsa bu kanın dudaktan öpüşen kişiler arasında geçişiyle Hepatit B, Hepatit C, AIDS gibi hastalıkların bulaşabildiğini belirten Yorulmaz, şöyle konuştu: "Bu hastalıklardan herpes virüs hastalıkları ve zatürre gibi kimileri özellikle bebeklerde öldürücü olabilmektedir. Bu tür hastalıklar dudaktan öpüşmeyle çok daha 
kolay bulaşırken diğer öpüşme türlerinde mikroplar öpülen yere bulaştırılır ve bazı dış ortamda uzun süre yaşayabilen mikroplar bu bölgelerden, varsa yara ve sıyrıklar aracılığıyla, eller yoluyla ağza veya buharlaşma yoluyla burna ve vücudun içine taşınarak hastalıklara yol açabilir."

-HASTALIKTAN KORUNMA-

Prof. Dr. Yorulmaz, bu hastalıklardan korunulması için yapılması gerekenlerin başında hasta kişilerle çok yakın olmamanın, tokalaşmanın ve öpüşmemenin geldiğini bildirdi.

Özellikle dudaktan öpüşmenin mikrop bulaştırma yönünden en tehlikeli öpüşme olduğunu kaydeden Yorulmaz, "Bu nedenle bu tür öpüşmede çok dikkatli olunmalıdır. Birbirini çok seven kişilerin birbirine zarar vermek istemeyeceklerine göre ağız, boğaz, yutak, dudak, diş, diş eti hastalıkları veya ağız içinde dudakta yara, aft gibi sorunları olanlar dudaktan öpüşmekten mutlaka kaçınmalıdır" dedi.

“ECZANELER NÜFUSA GÖRE SINIRLANDIRILMALI”

Eczanelerin açılmasına getirilen sınırlamaları çok olumlu karşıladıklarını belirten Türk Eczacıları Birliği (TEB) Genel Sekreteri Harun Kızılay, bu durumun mesleğin geleceği açısından doğru bir adım olduğunu söyledi.

Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında Eczacılık Yasasında bir değişiklik yapıldı ve eczaneler nüfusa göre sınırlandırıldı. Bu uygulamanın istenen bir durum olduğunu belirten Türk Eczacıları Birliği (TEB) Genel Sekreteri Harun Kızılay, Med-Indexten Esra Öz’e şunları söyledi: “Bizim 30 yıldır yapmaya çalıştığımız ve istediğimiz bir konuydu, böylece sorun çözüldü. Fakat bu kanunun uygulamaya başlaması ancak 5 yıl sonra etkisini gösterecek. Bu 5 yıl içerisinde bu olumsuz dengeyi belli bir noktaya getirebilmemiz lazım. Eczane ekonomilerine iyileştirme yapmamız lazım. Reçete başı alınan hizmet bedelinin yükseltilmesi ve eczacı kar hallerinin yanı sıra kutu başı sabit bir kar sistemine geçilmesi ile olabilir. 

Türkiye de Eczane Sayısı Obezleşmiş Vaziyette
Eczacılık fakültelerinin açılmaması ve kontenjanlarının daraltılması gerekiyor. Türkiye eczane sayısı bakımından Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en fazla eczaneye sahip olan ülkedir. Türkiye’de eczane sayısı obezleşmiş vaziyette. Asimetrik bir dağılım var. Süreç içerisinde daha dengeli bir hale getirilmesi gerekiyor. Eczane eczacılığının dışında, istihdam alanlarının da genişletilmesi gerekiyor. 

“Her Özel Hastanede Eczacı Olması Gerekiyor”
Özel hastanelerin bir kısmında eczacı yok ve kaçak eczacılık hizmeti yapılıyor. Eczacı olmadan, eczacı hizmetinin olmayacağını bilmemize rağmen maalesef şu anda özel hastanelerin büyük bir kısmında eczacı yok. Her özel hastanede eczacı olması gerekiyor. Sadece özel hastanelerde değil, kamu hastanelerinde de yeterli eczacı yok. Burada ilaç tedarik hizmetlerinin de sürdürülebilmesi için mutlak suretle eczacıya ihtiyaç var. Bu ve buna benzer eczacı istihdamını geliştirecek fırsatlar konması lazım. Kamunun eczacıyı istihdam edecek alanlar oluşturması lazım. Sanayide ve ilaç Ar-Ge’sinde mevzuata dayalı ilaç endüstrisinde çalıştırılması gerekiyor. 

“Nüfusa göre Eczane Sınırlamasından Etkilenecekler”
Bizim şu anda fakültelerimizde okuyan yaklaşık 5 bini aşkın öğrencimiz var. Sağlık Bakanlığının, Sosyal Güvenlik Kurumunun ve diğer kamu kurumları ya da özel kurumların da istihdam alanında geliştirilmesi lazım. Bu yıl eczacılık fakültesine girecek öğrenciler, bu durumu bilerek mesleği seçecekler. Nüfusa göre eczane sınırlamasından etkilenecekler. Sadece eczane açılabilecek olan yerleri seçmek durumunda olacaklar. Sonra belli bir puan elde etmeleri gerekiyor ki meslekte geçirdikleri yıl ve kaldıkları ilçenin gelişmişlik seviyesi ile belirlenecek. Eczane açmaya elverişli daha merkezi yerlere gelebilme şansları olacak. Eczane açmaya uygun nüfus olduğunda ancak eczane açılabilecek.” 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

8 Haziran 2013 Cumartesi

BLOGGER DOKTORDAN ÖNCE KİTAP SONRA ŞİDDETE KARŞI VİDEO


Hastanede yaşadıklarını blogunda yazdıktan sonra kitaba dönüştüren Dr. Sema Aypolat Kurtuluş, sonra sağlıkta şiddete dikkat çekmek için video çekti.

Çocukluk yıllarında oyuncu olmak isteyip ailesinin “olmaz” demesiyle, diğer hayali olan “doktorluk” mesleğini seçen Dr. Sema Aypolat Kurtuluş, anılarını yazmak için açtığı blog kitap oldu, ardından kısa film çekerek sağlıkta şiddet konusunda doktor- hasta el ele mesajını verdi. 
Dr. Sema Aypolat Kurtuluş , çalışmaları hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1971 Artvin doğumluyum lisede tiyatro oyuncusu olmak isterdim annemlerin ‘’ Olmaz öyle şey’’ cevabı ile ikinci hayalimi gerçekleştirmek için doktor oldum. 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun oldum. 2011 yılında da Haseki Hastanesinde aile hekimliği uzmanlığı aldım ve halen Bakırköy’de aile hekimi olarak çalışmaktayım.

Sosyal medya sizce nedir?
Sosyal medya büyük bir özgürlük, televizyon gibi üç beş medya şirketinin kitlelere ulaştırdıkları ile yetinmeyen çoğunluğun kendi medyalarını yaratmasıdır. Özgürlük derken özellikle benim gibi ticari kaygısı olmayan, her hangi bir kurumla bağlantısı olmayan platformlardan bahsetmek istiyorum özellikle bloglar. Blog yazanların kaygıları yoktur en önemlisi üzerlerinde baskı da yoktur hatta çoğu kimliklerini açıklamadıklarından zannedildiğinden çok daha dürüst ve özgür yazarlar. Özetle “bu yazdıklarım satar mı?”, “birilerine batar mı?” gibi dertlerinin olmaması sosyal medyayı geleneksel medyadan üstün kılıyor. Özetle sosyal medya benim için özgürlük demek. Sosyal medya profesyonellik gerektirmiyor ben televizyoncu veya gazeteci değilim, öte yandan sanırım kendimi ifade etme ihtiyacı duydum; benim de duygularım, düşüncelerim, itirazlarım vardı şartlarıma en uygun ortam sosyal medyaydı.


Neden sosyal medyayı kullanıyorsunuz? Hekimlerin sosyal medyaya bakışı nasıl? Sağlık alanı sosyal medyadan nasıl etkileniyor?
Hekimler sosyal medyayı yoğun olarak kullanmakta; hem kendi mesleki bilgilerini aktardıkları sayfalarında hem de özellikle Facebook kanalıyla ve web siteleri kendi sorunlarını paylaşmakta, çözüm aramakta ve organize oluyor.
İnsanlar doğru bilgiye ulaştıkları sürece tabii ki olumlu etkileniyor fakat, internet ortamında ciddi de bir bilgi kirliliği var ve bu ortam maalesef denetimden de çok uzak. Bugün özel poliklinikler veya bizlerin aile sağlığı merkezleri olsun çok yoğun denetimlerden geçmekteyiz fakat hekim olmayan bir çok insan gerek dükkanlarda gerekse sanal ortamda ticari amaçla bilgi vermekte vaatlerde bulunmakta ürünler satmakta. İnsan sağlığını tehdit eden bu tür faaliyetler hiç denetlenmiyor.

Çektiğiniz videodaki amaç neydi?
Çektiğim video yine içimdeki yaramaz çocuğun ürünü. Yılardır flash mob videoları hayranlıkla izledim ve hep “bir gün böyle bir şeyi hastanede yapmalıyım” diye düşünürdüm. Öte yandan sağlık ve hastane baştan aşağıya ciddiyet olduğu için cesaret edemedim. Son yıllarda gündemimde olan diğer bir konuda ‘’sağlık çalışanlarına şiddet’’ bu iki konuyu birleştirebileceğimi düşündüm. Sosyal medyadan oluşturduğumuz gruplarda bu konu sürekli konuşuluyor ve Türkiye’nin bir ucunda şiddete maruz kalan bir meslektaşımızın bilgisi hemen paylaşılıyor. Fakat sağlık çalışanlarının dışında fazla bir kitleye ulaşamıyoruz. Bu video ile amacım sokaktaki ve bilgisayar başındaki vatandaşa ulaşmak farkındalık yaratmak. Sanırım başardım, televizyonlarda ve haber kanallarında yayınlandı. Ayrıca şiddet haberlerinden dolayı hasta –hekim arasında uçurum oluşuyor. Özellikle hekimler arasında haklı bir bıkkınlık ve öfke var. Biraz da arayı yumuşatmaktı amacım. Hekime şiddet uygulayanların sayısı son yıllardaki politik tutumlardan dolayı artmış olsa da hala azınlıkta olduğuna inanıyorum. Vatandaşlarımızın yanımızda olduğuna inanarak “hasta hekim el ele daha güzel günlere” diyorum.



Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Kitabıma gelince sanırım en başa gitmek lazım, liseden sonra konservatuara gitmek istedim fakat bizimkilerin ‘’ Olmaz öyle şey ‘’ demeleri üzerine ikinci hayalimi gerçekleştirmek istedim. Doktor oldum ama akıllı uslu çalışkan kızlar doktor olur klişesinden dolayı mı doktor olmak istedim tam bilmiyorum. Uzun yıllar o içimdeki sanatçı ruhlu çocuk sustu ve görmezden gelindi. Fakülte bitti, ihtisas çoluk çocuk derken bir de baktım yaş otuz beşe olmuş. “Kendim için ne yaptım ?’’ diye sordum ve cevabı çok ağır geldi, sonra yazmaya başladım.

Kimliksiz fotoğrafsız isimsiz blog sayfası açtım, günlük poliklinik anılarımı yazmaya çalıştım. Aslında kendimi amatör mizah yazarı olarak görüyorum. Mizah her zaman edebiyat çevrelerinde hafife alınmış ve üvey evlat muamelesi görmüş. Ancak bence en güçlü ve en zor yazım türü. Edebiyatın dünyayı değiştirebileceğini inanan yazar arkadaşlarım var, değiştirirdi eğer geniş kitlelere ulaşabilseydi. Günümüz internet çağında maalesef edebiyat ve kitap hak ettiği konuma gelemiyor ama mizah öyle değil. Sorumluluk sahibi zekice yapılmış mizah güçtür. Çünkü geniş kitlelere ulaşır. Öte yandan da çok zordur çünkü yazının mizah olması için abartmak gerekir, belki yanlışlara sataşmak. İşte bu durum benimle çelişiyor çünkü hekimlik baştan aşağıya ciddiyet. Birilerine sataşsam atıfta bulunsam ‘’Koskoca doktorsun hiç yakışıyor mu? Hastalarınla dalga geçmek’’ diye eleştirilebilirim. Öte yandan dümdüz yazsam mizah olmuyor, ben de çoğunlukla kendime sataşırım. Mesela, “merdivenlerden düşerim paldır güldür” yazarım çok gülerler, “hastaları hatırlamam unuturum komik duruma düşerim” yazarım okuyanlar çok eğlenirler. Ama bazen öyle şeyler gördüm ve yazmak zorunda kaldım ki ben yazarken ağladım , okuyanlar da ağladı.

Yazma hikayem böyle başladı. Blog sayfamı okuyan bir hastam aynı zamanda Truva yayınlarının editörü olunca bana böyle bir teklif ile geldi. Dünyalar benim oldu, özellikle içimdeki yıllarca ihmal edilmiş çocuk çok sevindi. www.birdelininpoliklinikdefteri.com 

Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
İlk başlarda kitap gibi amacım olmadığından sadece yazmak istedim. Beni güldüren ve düşündüren olayları yazmak. Zamanla yazılarımın ister istemez kadın problemlerine yoğunlaştığını gördüm. Özellikle her sınıfta her şart altında ezilen kadınlarımız. Kitabımda bu konuda vurgu var sanırım. Bir de kitap demeyelim benimki blog yazılarından oluşan minik bir kitapcık.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap, müzik ve film sizce hangisi? 
Yabancı yazarlardan Amin Maalouf hayranıyımdır. Bir de genç edebiyatçılarımızdan Murat Menteş son yıllardaki yeni keşfim. Sunay Akın kitaplarını da çok severim ev yapımı çilek reçeli gibi tatlı ve sıcaktırlar. Film kültürüm yoktur maalesef ama Piyanist ve Hayat Güzeldir (Beatiful life) etkilendiğim filmlerdir. Kadın şairlerin yeri bende çok özeldir. İranlı şair Furuğ ‘un ruhundan bir parça taşıdığıma inanacak kadar çok seviyorum. Öte yandan şiir annemiz Gülten Akın, Birhan Keskin, Didem Mamak, Nilgün Marmara, Zeynep Uzunbay ve yeni nesil şairlerinden Aslı Serin ilk aklıma gelenler.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlık haberciliği belki de en önemli habercilik çeşidi. Çünkü işin içinde insan sağlığı var. Bundan dolayı özellikle sağlık haberciliği yapanlar kaynağın araştırılması ve doğru haber yapılması açısından daha büyük sorumluluk taşıyor. Sağlıkta haberciliğin mutlaka kaynağına dikkat ediyorum.

Sağlıklı iletişimin olmazsa olmazı size göre nedir? 
Hekim hasta ilişkisinde, empati ve karşılıklı saygı.


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

7 Haziran 2013 Cuma

ÖYP KONGRESİNE BÜYÜK İLGİ




Hacettepe Üniversitesi tarafından düzenlenen Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) Kongresinde akademik alanda yaşanan sorunlar ele alındı.

Hacettepe Üniversitesi'nde düzenlenen Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) Kongresinde önemli konular ele alındı. YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Şaban Çalış'ın açılış konuşmasını yaptığı kongreye, enstitü müdürleri, dekanlar, yüksekokul müdürleri, öğretim üyeleri, YÖK, çeşitli üniversitelerden temsilciler ve ÖYP araştırma görevlileri katıldı.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkan Vekili Prof. Dr. Şaban Çalış, konuşmasında şunları söyledi: “Üniversite birkaç yönü olan kavramdır. Türkiye’nin kendi üniversite serüveni, geç kalmış geç kalmış olduğumuz alanlardan birisi. Geç kalmış olmak, kötü yapacağımız anlamına gelmez. Bazen geç kalmışlık eğer tecrübeyi iyi okuyabilirseniz kazanımı da yola çıkmak anlamına da gelebilir. Ben Türkiye’nin böyle bir evrensel bir tecrübeyi yedeğine alarak yeni bir hamleyle üniversite sorununu da dahil olmak üzere her tür konuyu çözebilecek potansiyele sahip olduğunu biliyor ve görüyorum.”


“Kaynak Aktarımı ve Diğer Konulardaki Sıkıntıları Bu Süreçte Çözdük”
Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) Koordinatörü Prof. Dr. Mutlu Aytemir başkanlığında düzenlenen ÖYP Kongresine büyük ilgi oldu. Yeni bilim insanlarının yetişmesi için Hacettepe Üniversitesi adına önemli adımlar atan Aytemir, bu alanda kongre düzenleyerek bir ilki başardı. Bu çalıştaydan elde edilen bilgilerin ÖYP de yaşanılan sorunların tespiti açısından çok faydalı olduğunu belirten Aytemir, “75 farklı üniversiteden 55'i Kalkınma Bakanlığı destekli olmak üzere YÖK'ten desteklenen toplam 385 ÖYP araştırma görevlisi Hacettepe'de beş farklı enstitüde eğitim görüyor. Kaynak aktarımı ve diğer konulardaki sıkıntıları bu süreçte çözdük. Ofis ve diğer problemleri çözmek için çalışmalara devam ediyoruz. Şu an Türkiye'de en yüksek ÖYP bütçesi YÖK'ten Hacettepe'ye aktarıldı.”
Türkiye'nin ilk ÖYP Kongresi'ni düzenlemekten gurur duyduklarını dile getiren Aytemir, ÖYP araştırma görevlilerinin bir yıldır yurtiçi ve yurtdışı bilimsel amaçlı sempozyum ve çalıştay gibi çeşitli toplantılara katıldığını söyledi. 

“ İnsan gücü geliştirilmesi ile ilgili olarak, başlangıç noktası da ÖYP’nin başlangıcıdır”
Araştırma Geliştirme Girişimcilik Daire Başkanlığı Vekili Nuri Duman, şunları söyledi: Nitelikli insan kalkınmamız için en önemli araçlarımızdan biri. Kalkınma Bakanlığının Araştırma Geliştirme Kaynakları ile bağdaştırma ile desteklemek gerekirse iki tür desteğimiz biri araştırma alt yapısı bir diğeri de insan gücü kaynakları. İnsan gücü geliştirilmesi ile ilgili olarak, başlangıç noktası da ÖYP’nin başlangıcıdır.” 


“ÖYP Ülkemizin Önünü Açacak Çok Önemli Bir Program”
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, "Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) ülkemizin önünü açacak çok önemli bir program. Hacettepe Üniversitesi insan kaynakları açısından bütün Türkiye'ye hizmet verebilecek kapasiteye sahip. Bu kapasiteyi atıl olarak tutmak çok yazıktır, israftır. ÖYP, ülkemizin önünü açacak çok önemli bir program. Hacettepe Üniversitesi insan kaynakları açısından bütün Türkiye'ye hizmet verebilecek kapasiteye sahip. Bu kapasiteyi atıl olarak tutmak çok yazıktır, israftır. Ne kadar fazla ÖYP kadrosu alabilirsek, ne kadar fazla yeni enstitüler kurabilirsek, ülkemize ne kadar yararlı olabilirsek, kapasitemizi en isabetli şekilde kullanmış oluruz" dedi.


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

2 Haziran 2013 Pazar

Takıntılarınızın Kölesi Olmayın!

"Ellerimi yıkamadan duramam, kıyafetlerimi temiz olduğuna inana kadar yıkıyorum, bulaşık makinesi benden iyi temizleyemez, kapı kollarına dokunamam, başkasının evinde tuvalete giremem" diyenlerden misiniz? Dikkat, aşırı temizlik düşkünlüğü hastalık belirtisi… 

Halk arasında temizlik hastalığı olarak bilinen Obsesif Kompulsif kişilik bozukluğu hem kişiyi hem de çevresindekileri hasta ediyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Dr. Mehmet Yavuz, her 100 kişiden ikisinde görülen temizlik hastalığı hakkında bilgiler verdi.

- Temizlik hastalığı nedir?
Temizlik hastalığı olarak adlandırılan bu hastalık aslında Obsesif Kompulsif bozukluklardan bir tanesidir. Takıntılı şekilde temizlik tutkunluğu, her şeyin kirli olduğu hissine inanma ve her şeyi sürekli yıkama silme gibi eylemlerin sürekli tekrarlanması temizlik hastalığı olarak adlandırılır. Bunun altında yatan sebep anksiyete bozukluğu, şüphecilik ve emin olamama hissi, saplantılı düşüncelerdir. Diğer tüm takıntılarda olduğu gibi aynı süreci izler. Kişi bu bozuklukların mantık dışı olduğunu bildiği halde kendi davranışlarını engelleyemez. İstem dışı davranışlarını sürekli tekrarlayarak engellemeye çalışır. Saplantılı düşünceden kurtulmaya ve unutmaya çaba gösterir. Fakat başarılı olamaz. Örneğin elini yıkadığı halde emin olamadığı için tekrar yıkayabilir. Bu hastalık tedavi edilebilir bir hastalıktır. Fakat tedavi edilmediğinde ciddi sağlık problemleri ortaya çıkabilir.

Aileden Miras Kalabilir!

- Temizlik hastalığının belirtileri nelerdir?
Kişi sürekli ellerini yıkar, evi temizler, eve gelen bir misafirin ardından kullandığı her şeyi temizleyebilir. Zamanın çoğunu temizlik yaparak harcar. Kirli olduğunu düşündüğü her nesneyi yıkar ve temizlemeden kullanamaz.

- Temizlik hastalığına etki eden faktörler nelerdir?
Aslında takıntılara sebep olabilecek pek çok neden öne sürülmekteyse de kesin olarak nedeni bilinmemektedir. Biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler neden olabilir. Ailesi çok düzenli ve titiz ya da aşırı kuralcı olan bir çocukta bu tür saplantılı düşünceler ve buna bağlı olarak saplantılı davranış biçimleri gelişebilir. Örneğin annesi çok titiz olan bir çocuk ileride temizlik hastalığına yakalanabilir. Aynı zamanda yakın bir dönemde yaşadığı acı bir olay da takıntılara sebep verebilir. Örneğin vefat, iflas, boşanma gibi yaşanan zor süreçlerden sonra Obsesif Kompulsif düşünceler ve eylemler görülebilir.

Kendilerine Zarar Veriyorlar

- Takıntılı kişilik durumları yaşamı nasıl etkiler?
Öncelikle kişinin sosyal ve iş yaşantısı bozulur. Aşırı temizlik tutkusundan ötürü çevresindeki arkadaşları evine gelmek istemeyebilir. Kendisini bu durum karşısında mutsuz hisseder. Aynı zamanda bu tarz hastalıklarda kişi en çok kendisine zarar verir. Zamanın çoğunu temizliğe ayırdığı için zaman kaybı yaşar diğer yapması gereken hiçbir şeye konsantre olamaz. Gerek ev ve sosyal çevresiyle gerekse iş ortamı ile ilişkileri bozulur. İş performansı önemli derecede olumsuz etkilenir. Evli ise eşi ve çocuğu ile iletişim bozukluğu yaşar. Kendisini temizlik yaparak sürekli hırpalar, günün sonunda yorgun ve bitkin düşer. Bir dönem sonra kişi bedensel olarak da belirli rahatsızlıklara zemin hazırlamış olur. Örneğin bel, kas eklem ağrıları bu dönemde ortaya çıkabilir. Aynı şekilde zamanında tedavi olunmazsa bireyde depresyon gibi psikolojik birçok rahatsızlık da ortaya çıkabilir.

Simetri ve Kontrol Takıntısı...

- Diğer obsesisif kompulsif bozukluklar nelerdir?
Sürekli kontrol etme “ütünün fişini çekmiş miydim, kapıyı kilitlemiş miydim, ocağı kapatmış mıydım” gibi sorular sürekli sorulur. Kişide emin olamama durumu, simetrik olarak nesnelerin düzenli durmasını istemek, ihtiyaç olur düşüncesi ile eşya ve giysileri biriktirmek, günah işlemekten korkma gibi nitelendirilen birçok takıntılı davranış bozukluğu sıralanabilir.

- Obsesif kompulsif kişilik ile takıntılı kişilik arasındaki farklar nelerdir?
Toplum arasında Obsesif olarak adlandırılan her kişi takıntılı kişilik bozukluğu yaşıyor olarak değerlendirilmez. Takıntılı kişilikte birey tutucu, titiz, garantici, sorgulayıcı tavırlar gösterebilir fakat bu durumdan şikâyetçi değildir. Bunu diğer kişilerden daha üstün bir özellik olarak adlandırabilir. Hatta bu kişiler çalıştıkları iş yerlerinde denetleyici özellikleri iyi olduğu için şef, müdür gibi konumlara getirilirler. Onlar davranışlarından şikâyet etmeyebilir fakat çevresindekiler bu özelliklerinden dolayı onlardan rahatsız olabilir.
Obsesif Kompulsif bozukluklarda ise tam tersi bir durum söz konusudur. Kişi kendisinde oluşan aşırı şüphecilik ve saplantılı davranışlarından rahatsız ve mutsuzdur.

Takıntılarından Dolayı Suçlamayın

- Nasıl tedavi edilir?
Bazı araştırmacılar bu hastalarda beynin ön kısmı olan frontal kortex ile içyapılardan bazal ganglionlar arasında iletişim kopukluğu olduğunu ileri sürmektedir.  Tedavide amaç öncelikle var olan hastalığı tedavi etmek sonra da hastalığın tekrarlamasını önlemektir. Bu amaçla üç tedavi yöntemi kullanılmaktadır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri kullanmak. (Antidepresan ilaçlar) Bilişsel davranışçı terapi uygulamaları TMS (Transkranial Manyetik Stimülasyon) tedavide kullanılabilir.

OKB’de tedavi oldukça zor ve uzun solukludur. Genellikle ilaçlar nispeten daha yüksek dozda ya da birkaç ilaç kombine şeklinde uygulanır. OKB, tedavisi zor olan bir süreçtir. Ancak yine de üstesinden gelinemeyecek bir hastalık değildir. Son zamanlarda ilaç tedavisi ile birlikte uygulanan, TMS tedavisinin oldukça etkili olduğu görülmektedir. TMS, sağladığı manyetik vurular ile bir nevi resetleme yaparak, frontal korteks ile bazal ganglionlar arasında ki uyumsuzluğu ortadan kaldırabilir ve böylece çok etkili ve çarpıcı sonuçlar verebilir.
Ayrıca, Obsesif Kompulsif bozukluklar kaygı hastalığı olduğu için “Davranışçı Tedavi” olarak adlandırılan eğitimsel terapi yöntemleri fayda sağlayabilir. Hastanın kirli olduğunu düşündüğü nesne ile temas etmesi sağlanır.

Obsesif Kompulsif bozukluklar inatçı hastalıklardır. Yenilemeler ve gerilemeler görülebilir. Terapi, ilaç tedavisi birlikte uygulandığında daha iyi sonuçlar verebilir. Ailenin davranış şekli bu konuda çok önemlidir. Aile takıntılarından dolayı kişiyi suçlamamalı, bunun bir hastalık olduğunun bilincine vararak, kişiyi en kısa zamanda tedavi ettirmelidir.

Gönül mahkemem ve karar

Yakın zamanda yaşadığım bazı olaylardan sonra ruh mahkememi kurmanın zamanının geldiğini ve acil olarak yapılması gereken duruşmadan sonra yine yıldırım hızıyla alınan kararları bir an önce uygulamam gerektiğini anladım. 

Öyle ya zararın nersinden dönersem kardır diyordu içimdeki farkındalığını bekleyen ben... Beden sağlığım ve içimdeki benin yani ruh sağlığım için bir şeyler yapmam gerekiyordu.

Aslında zaman zaman hepimizin üstünde sanki kara bulutlar dolaşır, omuzlarımız düşer, gözlerimizdeki ışık söner, beklentilerimiz umutsuzluğa dönüşür ya; dipsiz kuyular içinde sesimizi kimse duymaz olur! Çığlıklar beynimizi boğarken, sessizliğimiz aslında kalkanımızdır zannederiz..

İşte şimdi karar zamanı: Hayır demek bencillik değilmiş yanılgı bir, hayat kısa ve zamanda hızlı akıyorsa mutluluk beklenmez işte o an da yakala, başkalarının ne düşündüğü değil, benim ne hissettiğim önemli. Bunu önce kendim kabul edersem çevremde kabul eder ve saygı duyar. Hayatımızdaki radikal değişikliklerin çoğu aslında aldığımız ani kararların sonucudur. Bu alınan kararlardaki başarı ya da başarısızlık ise uygulamdaki istikrara ya da istikrarsızlığa bağlı. Şikayet etmek mazeretler üretmek işin en kolayı olduğu için ee bizde tabii onu seçeriz. Bizi sorumsuzluğa iten, işte bu başarısız olduğumuz anda ki kendimize acıma duygumuzun sağlamlığı olmalı :)!

Hayır diyebilmenin asilliğinden nereye geldik?! Nerde kalmıştık arkadaşlar? Ben ve çevremde tanıdığım, hani tabiri caizse dertleştiğim tüm dostlarım hep aynı şeyden yakınır"bir hayır diyebilsem, bu kadar üzülmeyecektim!" Haklı başta kullanacağı beş harfli bir kelime şuan ki kendiyle yaptığı bu savaşa mani olacak, yaşama sevincini, umudunu ve insanlara olan güvenini sarsmayacaktı. Hayır diyemediği gün aslında bugün akıttığı göz yaşlarını birktirmeye başlamıştı bile. Zaten birilerini mutlu etmek için gönülsüz dediğimiz her evet önce bizi sonra çevremizi mutsuz etmek için kendi dinamitimiz olacaktır. Eşimi, çocuklarımı, arkadaşlarımı, annemi babamı, kardeşimi liste uzar gider ; sevdiklerimizi mutlu etmek için önce kendimizi mutlu etmemiz gerktiğinin farkındalığını anladığımız gün gönül bahçemizdeki gül kokulu huzura ilk adımı atmış oluruz derim:) ve uygulamaya başlayan biri olarak ruhumun ve evimdeki huzurun tadını anlatmaksa ayrı bir yazı konusu olur inanın bana.

Hani demiştik ya ruh mahkememizdeki alınan acil kararlar var diye... İşte bu radikal kararlar arsında ikinci sırayı kendimizi affetmek geliyor. 

Affetmenin getirdiği rahatlama, üzerindeki attığın yükün getirdiği o kuş misali muhteşem hafifleme. Bu hediyeyi önce kendimize sunmalıyız. Geçmişte yaptığım hatalarım için önce içimdeki beni affetmeliyim. Keşkelerin aciz teslimiyetçiliğinden sıyrılıp, o gün için doğru olan buydu diyebilmeli, bu günün doğru karaları için önümü açabilmeliyim. Geçmişin pişmanlıklarına takılmak bu günümü ve yarınımı gölgeleyen ruhumu karanlığa boğan bir mutluluk yok etme canavarı. Zafer için önce düşmanı tanımalı sonra savaşmalı insan değil mi?:)

Eee aynalara gülümseyerek bakmaya başladıysam, ruh sağlığım da yerinde bitti mi hayır! Şimdi bu güzel dünyanın, varlığımın ve çevremdeki tüm sevdiklerimin hakkını vermek, onlarla daha uzun kalabilmek için beden sağlığımı korumalıyım:). Artık sağlığıma daha dikkat etmeliyim! Doktora gitmeyi, düzenli spor yapmayı ihmal etmemeliyim. Şu uyku saatlerimde artık düzene girmeli. Mazeret üretmeden bakınca aslında, spora da, sinemaya da, tiyatroya da zaman kalıyor. Şİmdi hayat bu kadar kolay mı diyen iç seslerinizi duyar gibiyim. Yurtta, dünyada yüzlerce sorun varken, sen pembe gözlükler mutluluk oyunu oynamaya çalışan sözde Pollyanna! Pek doğru haklısınız. Şu da bir gerçek ki ilk duyduğumuzda yüreklerimizi dağlayıp bizleri kahreden her şey, kendimizle ilgili başka bir sorun karşında eriyip yok olabilir. Ta ki başka bir hatırlatmaya kadar. Madem durum bundan ibaret diyorum; elbette duyarsız kalmadan içinde bulunduğumuz evrene ve getirdiklerine, aldığımız her nefesi hakkını vererek, varabildiğimiz kadar keyfine vararak geçirmeye çalışmalıyız. Mazeretlerimizin esiri olmadan...
Dilek YAKA

Benim bu duruşmalarım uzun sürüyor arkadaşlar. Sizleri daha fazla sıkmadan hayatımdan ve hayata bakış açımdan kesitleri içimden geldiği gibi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim:) Sizler de isteyip, fikirlerinizle beni aydınlattığınız sürece:).

Gülümsemenizin aydınlattığı umut çiçekleriniz solmasın.

* Dilek YAKA


© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.
Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.,

10 Adımda Kusursuz Bir Cilt

Sağlıklı bir cilt sayesinde her zaman daha dinç ve daha genç görünebilirsiniz. Ancak hayat tarzı, beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı gibi pek çok faktör cildinizi olumsuz yönde etkiler. İşte, daha sağlıklı bir cilde sahip olmanız için pratik yöntemler...

Epila Slimed Club Genel Koordinatörü Ayşe Bocan, kusursuz bir cilde sahip olmak için yapılması gerekenler şöyle sıraladı:

1. Makyajınızı temizlemeyi unutmayın; Özellikle yorgun bir günün ardından makyaj tazelemeyi ihmal edebiliriz. Ancak makyajlı bir ciltle uyumak gözenekleri tıkayarak toksinlerin cilt yüzeyine çıkıp atılmasını önler. Bu da uzun dönemde cildinizin daha çabuk yaşlanmasına neden olur.

2. Vitamin içeren besinler tüketin; Cilt sağlığı için beslenmenin önemi azımsanamayacak kadar fazladır. Özellikle B, C, E, A ve K vitaminleri cildinizin canlı kalması sağlar.

3. Bol bol su için; Su, sağlınız kadar güzelliğiniz için de çok önemlidir. Cildin nem kaybını karşılar, erken yaşlanmasını engeller.

4. Ayda bir cilt bakımı yaptırın; Şehir hayatının kaosu ve iş hayatının stresinden biraz uzaklaşmak ve cildinize gereken özeni göstermek için kendinize biraz zaman ayırıp cilt bakımı yaptırın. Cildinizin ihtiyacına göre yapılacak olan cilt bakımlarında cildiniz yoğun bir şekilde nemlendirilerek canlılık kazanacaktır.


5. Sigarayı bırakın; Sigaranın verdiği zararlar ilk olarak cildinizde gözlenir. Ciltte sivilcelerin çıkmasına, kırışıklıkların artmasına neden olan sigarayı bırakarak hem sağlığınızı hem de cildinizi korumuş olursunuz.

6. Uykusuz kalmayın; Geç yatılmış bir gecenin izleri hemen grileşmiş yorgun görünümlü bir ciltle kendini ele verir. Eğer yeterli derecede uyuyamıyorsanız, bunu uyandığınızda kan dolaşımını sağlayacak hareketler ve yüzünüze soğuk su çarparak telafi etmeye çalışın.

7. Doğru ürünleri kullanın; Her bakım kremi her cilt tipi için uygun değildir. Kuru, yağlı ve karma olmak üzere üç farklı cilt tipi olduğunu belirten Ayşe Bocan cilt tipinize uygun bakım ürünleri kullanmanın oldukça önemli olduğunu söyledi. Yanlış bakım ürünlerinin ciltte yağlanmalara ya da kurumalara neden olabileceğini de belirten Bocan cilt tipinizi öğrenmek için güvenilir bir klinikten yardım almanın faydalı olabileceğini de ifadelerine ekledi.


8. Cildinizi Nemlendirin; Nemlendiriciler cildiniz için gereken nemi kazandır ve  aynı zamanda onu zararlı dış etkenlerden korurlar.


9. Düzenli egzersiz yapın; Egzersiz, cildin kan dolaşımını hızlandırır ve sağlıklı görünmesini, parlamasını sağlar.


10.  Stresten uzak durun; Uykusuzluk ve stres, cildin baş düşmanlarıdır. Gün içinde stresli   ortamlardan uzak durmaya çalışın.