5 Temmuz 2010 Pazartesi

ŞEVKET YILMAZ’DA BİR İLK GERÇEKLEŞİYOR

Hekimlerin sadece hastaları tedavi etmediğini, tüm bireylerin sağlıklı yaşaması için halkı bilinçlendirmenin önemli olduğunu vurgulayan Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, halkı bilgilendirmek amacıyla yeniliklerin devam edeceğini söyledi.

Kısa bir süre önce göreve başlayan Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, hastanede yaptığı yeniliklerle dikkat çekiyor. Hastane yönetiminde birçok ilke imza atan Prof. Dr. Karadağ tarafından, hastaların yanı sıra refakatçilerin de sağlığının korunması için hastane bahçesinde sigara içilmesi için bir bölge tahsis edildi. Belirlenen bölgede sigara içenlere sigaranın zararlarını hatırlatmak amacıyla çeşitli yazı ve posterler asıldı.

“Eğitim Alanı”
Sigara tüketenleri, sigara içicisi ya da tiryaki yerine sigara bağımlısı olarak adlandırdıklarını ifade eden Prof. Dr. Karadağ, bu terimin sigara içenlerde farkındalık oluşturmak için seçildiğini, sigara kullanmanın bir hastalık olduğu ve bundan kurtulmak gerektiği uyarısını yapmak için Sigara Bağımlıları Eğitim Alanını oluşturduklarını ifade etti.
Hastane bahçesini sigara izmaritlerinden arındırmayı, hastaları ve refakatçileri pasif sigara içiciliğinden korumayı ve sigara bağımlılarına, sigaranın gerçek yüzünü hatırlatmayı amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Karadağ, hastane bahçesinde “Sigara Bağımlıları Eğitim Alanı” açtıklarının bilgisini verdi. Prof. Dr. Karadağ, “18 yaşından küçüklerin girmesinin yasak olduğu alanın, üstü kapalı, etrafı açık ve tek duvarının üstünde de eğitim dökümanları mevcut bulunuyor. Afiş ve posterlerle süslenen alana bir de istek ve şikayet kutusu yerleştirildi. Sigara bağımlılarının sigara içebildiği bu alan, sigaradan kurtulmak için bağımlıların bakış açısını geliştirmek ve bu konuda doğru bilgilerin paylaşılmasına imkan sağlamak açısından, bir ilk olma özelliği taşıyor” dedi.

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 1987’den bu yana her yıl farklı temalarla “31 Mayıs Sigarasız Dünya Günü” etkinlikleri gerçekleştirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Karadağ, her yıl tütün salgınının farklı bir boyutuna dikkat çekildiğini söyledi. Prof. Dr. Karadağ, “2010 yılı “Sigarasız Dünya Günü” etkinliklerinin amacı ise “tütün endüstrisinin kadınlarda sigara içiciliğini arttırmaya yönelik pazarlama taktiklerine vurgu yaparak kadınları sigara konusunda uyarmak” şeklinde bilgi verdi.


“21. Yüzyılda 1 Milyar Birey Ölme Riski Taşıyor”
Tütün salgının, ulusal kaynakların; eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe değil de ölüme sebep olan sigaraya harcanmasının yol açtığını ve ülkeleri yoksullaştırdığını dile getiren Prof. Dr. Karadağ, “Tütün kullanımı, tüm dünyada en sık ikinci ölüm nedeni ve günümüzde her 10 yetişkinden birinin ölümünden sorumlu tutuluyor. Ayrıca tütün kullanımı, 20.yüzyılda 100 milyon kişini ölümüne neden olurken 21.yüzyılda 1 milyar bireyin öldürme riskine sahip bulunuyor.
Kadınlar Daha Özgür Değil!
Bu yıl tütün endüstrisinin, kazançlarına kazanç katmak için kadınları hedef seçtiğine dikkat çeken Prof. Dr. Karadağ şunları söyledi: “Kadınlarımızın sigara konusunda uyarılması hedefleniyor. Tütün endüstrisi tarafından, sigara içen kadını daha özgür, daha sosyal, başarılı, seksi ya da cazibeli gösterecek şekilde sigara reklâmı yapılıyor. Kadınlarda sigara içiciliğini arttırmaya yönelik yeni pazarlama taktikleri geliştiriliyor. Dünya genelinde her 5 sigara içicisinden birisi kadın. Her geçen yıl, daha çok sayıda kadın sigara bağımlısı oluyor. Türkiye’de halen 18 yaş üstü, 6 kadından biri sigara içiyor. Sigara içiciliğinin ve nikotin bağımlılığının kadınlardaki etkileri, erkeklere göre çok daha yıkıcı ve yok edicidir.”



Gebe Annelerin Uyarılması Şart
Gebe iken sigara içen annelerin kanındaki nikotin ve karbonmonoksid gazının göbek kordonu yolu ile anne karnındaki bebeğe kolayca geçtiğini dile getiren Prof. Dr. Karadağ, “Yani anne karnındaki bebek, anne her sigara içtiğinde tütünün zararlı etkilerine doğrudan maruz kalıyor. Bu durum erken düşüklere ve anne karnında ölümlere, erken doğum ya da düşük doğum ağırlıklı bebek ve ani bebek ölümlerine yol açabiliyor. Gebe iken sigara içen annelerin çocuklarının; doğumda normal görülmelerine karşın ileri hayatlarında “öğrenme ve kavrama yeteneklerinin daha az geliştiği” yapılan çalışmalar sonucunda görülüyor.”

4 Temmuz 2010 Pazar

CLEVELAND KLİNİK’DEKİ BAŞARILI TÜRK CERRAH

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’ne katılarak birçok konuda sunum yapan ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, ülkemizdeki meslektaşları ile ilgili düşüncelerini Sağlık Dergisi’ne anlattı.

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’ne katılan ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, toplantıda birçok konuda sunum yaptı. Prof. Dr. Remzi, sunumları arasında ameliyat sonrası yapışıklıkların cerrahi tedavisi, divertükülüt ve tek porttan ameliyat yer aldı.

“Dünya’da İlk Kez Tek Porttan Ameliyat”
Tek porttan ameliyat hakkında yaptığı sunumu ilgi ile izlenen Prof. Dr. Remzi konu hakkında şunları söyledi: “Dünyada ilk kez tek porttan ameliyatı yapan departman bizim hastanemizdir. Konvensiyonel yolla yapılan laparoskopiler yerine sadece bir noktadan yapılan ameliyat teknikleri ve hastaya laparoskopik olarak farklı insizyon olacağına, sadece 2-3 cm ile bütün ameliyatın yapıldığı bir teknik. Bu işlemlere sağ kolondan başladık artık bunlara total proktektomi C. por yani bu alanda en zor ameliyatları bile yapabiliyoruz. Bunlar genelde bening hastalıklarda, erken ya da geç kolon kanserlerinde, inflamatuar hastalıklardan özellikle ülseratif kolitte ve değişik indikasyonlarda kullanılabiliyor. Bu yönteme minival invaziv tekniğinin daha üst seviyesi diyebiliriz. İlk başlarda öğrenme safhasındaydık, şimdi yöntemi geliştiriyoruz. Sunumda ilk 60 vakadan söz edeceğim, şu zamana kadar 80 vaka gerçekleştirdik.”
Sağlık sektöründe fikirleri hekimlerin oluşturduğunu, cihazları endüstrinin yaptığını dile getiren Prof. Dr. Remzi, sektör ile hekim ilişkisinin son derece önemli olduğunu kaydetti.

Cerrahi Yapışıklık Operasyonları
Cerrahi yapışıklık operasyonlarında karına cerrahi olarak girmenin zor bir olay olmadığını ancak operasyonun tekrarlanmasının zor bir durum olduğunu belirten Prof. Dr. Remzi, “Bu durum hastaya çok ciddi şekilde zarar verebiliyor. Giriş ve çıkış stratejisini yapıp, proses oriyantini düşünüp hastaya yaklaşabilmek son derece önemli. Hekim, hastaya ne zaman müdahale edilmesi gerektiğini bilmeli. Yapışıklık çok zor bir olay ve evreleri var. Ameliyat yapıldıktan 10-12 gün sonra hastanın yapışıklığı, pulun zarfa yapışması gibi bir durumla ortaya çıkıyor. Yarada dokuların reaksiyonunun getirdiği yapışıklıklar oluyor. Yaranın iyileşmesindeki ilk reaksiyon, yapışıklık oluyor. Ciddi bağırsak yaralanması ve zedelenmesi sonucunda hastaya yıllarca uğraşacağı komplikasyon olabiliyor. Bunların başında fistül denilen bağırsağın dışa akması gibi komplikasyonlarla ile karşılaşılabiliyor” diye konuştu.

Divertikülit
Divertikülit’ün, sol kolonda oluşan keseleşme olayına neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Remzi şu bilgileri verdi: “Lifli gıdalardan az yeme durumunda gaita sol kolonda birikiyor. Orada baskı yaparak keseleri patlatıyor, divertükülit denilen keselerin infekte olması durumuna neden oluyor. Bu durum et ağırlıklı beslenen bireylerden ziyade, gelişmemiş ülkelerde yaşayan bireylerde daha sık rastlanıyor. Presentasyonuna bağlı olarak morbidiltesi ve mortalitesi yüksek bir hastalık.”

Türkiye’deki Genel Cerrahlar
Cerrahlar olarak üniter davranılırsa aşılamayacak sorun olmadığını söyleyen Prof. Dr. Remzi ülkemizdeki meslektaşları ile ilgili şunları söyledi: “Hekimler sağlık politikasından uzak kalmamalı. Politikacılarla sorunları beraber çözmek zorundalar. Bu sadece ülkemiz için değil ABD’de aynı sorunlar var. Başkan Obama’nın getirdiği yenilikler bugünlerde tartışılıyor. Sistemin değişmesine bağlı yeni bir durum gerçekleşti. Politik sebeplerden dolayı ne kadar cerrah yetiştireceğimize siyasetçilerin karışmamalıdır. Sadece 4-5 yıl yetişmiş cerrahın kalifiye bir hastaneye gitmesi gerekir yoksa o cerrahtan hiçbir verim alınamaz. Ulusal Cerrahi Derneği’nin Sağlık Bakanlığı bir araya gelerek yenilikler planlanmalı. Hekimler sağlık politikasından uzak kalamayız. Çözümünde bunun parçası olmalıyız. Sadece ülkemizde değil, ABD’de de bununla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ulusal Cerrahi Derneği inanılmaz çağ atlayarak ve liderlik ilkesi ile adım atıyor. Katıldığım toplantılar içerisinde akademik olarak en kaliteli olanlardan biri.”

3 Temmuz 2010 Cumartesi

ANKARA’DA BİN 247 AİLE HEKİMİ GÖREV YAPACAK


Yılsonuna kadar Türkiye genelinde yaygınlaştırılacak aile hekimliği uygulaması 15 Temmuz'da Ankara'da başlayacak. Ankara’da her 3 bin 500 kişiye bir aile hekimi düşecek.

Yılsonuna kadar Türkiye genelinde yaygınlaştırılacak aile hekimliği uygulaması 15 Temmuz'da Ankara'da başlıyor. İl genelinde toplam bin 247 aile hekiminin görev yapacağı Ankara'da her 3 bin 500 kişiye bir aile hekimi düşecek. Uygulama kapsamında, aile hekimine gitmeden hastaneden hizmet alabilecek olan vatandaş, hekim seçme hakkı uyarınca, hekimini il içinde ve 3 aydan erken olmamak koşuluyla sınırsız değiştirebilecek. Vatandaş, aile hekimliği hizmeti karşılığında katılım payı dahil hiçbir ücret ödemeyecek. Konuya ilişkin açıklama yapan Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy, aile hekimliği uygulamasının yıllardır dünya genelinde birçok gelişmiş ülkede uygulanan bir sistem olduğunu ve çok başarılı geri bildirimler alındığını söyledi.

“Başkentte şu an için toplam bin 247 aile hekimi görev yapacak”
Şu anda Türkiye'de 40'tan fazla ilde uygulamanın yapıldığını ve toplam aile hekimi sayısının yaklaşık 20 bin olduğunu belirten Aksoy, “Sayının zaman içinde 40 bine çıkarılması hedefleniyor. Başkentte şu an için toplam bin 247 aile hekimi görev yapacak, her 3 bin 500 kişiye bir hekim düşecek. Sayı ihtiyaç doğrultusunda zamanla artırılarak her 2 bin kişiye bir aile hekiminin düşmesi planlanıyor. Uygulama öncesinde birinci basamakta sağlık ocaklarında 810 hekimin görev yapıyor” dedi.

“Pilot illerde tetkik ve ilaç masrafında yüzde 10 tasarruf sağlandı”
Aile hekimlerinin bir haftalık birinci aşama uyum eğitimlerinin tamamladığını, ikinci aşamaların ise görev başında uzaktan eğitim metotları uygulanarak yapılacağını belirten Aksoy, “Ankara'da görevli hekimlerden 110’u 3 yıl uzmanlık eğitimi almış aile hekimliği uzmanları, bu sayı yıllar içinde artarak tamamının uzman hekimlerden oluşacak. Hastaneden hizmet alınabilmesi sevk zincirine gerek kalmıyor. Çünkü, 2 bin kişiye bir aile hekimi düşmeden, sevk zinciri konursa, sistem kilitlenir. Bu sayıya da 2023 yılında inebiliriz, daha erken inemeyiz. Pilot uygulama yapılan illerden elde edilen verilere göre, tetkik ve ilaç masrafında yüzde 10 tasarruf sağlandı” diye konuştu.
Aksoy, bir aile hekiminin 5 bin TL ve 2 bin 700 TL cari giderler harcaması olarak aylık ücret alacağını belirtti.


Aile Hekimine Başvurmadan Hastaneye Gidilebilecek
Aile hekimlerinin hastanelerde değil kendi ofislerinde hizmet vereceklerini belirten Aksoy şu bilgileri verdi: “Ankara'da aile hekimlerinden sadece 4'ünün ofisi Bala'daki entegre ilçe hastanesinin içinde olacak. Burada görev yapan aile hekimleri, hasta yatışı yapabilecek ve hastanenin imkanlarını kullanabilecek. Bunun dışındaki aile hekimleri ise ofislerinde hizmet verecek. Mevcut sağlık ocaklarının isimleri “Aile Sağlık Merkezi” olarak değiştirilerek, aile hekimlerince ofis olarak kullanılacak. Bu merkezlerde, sağlık ocaklarında yapılabilecek her türlü sağlık hizmeti verilebilecek. Buna ilaveten Sağlık Bakanlığı, aile hekimlerine ultrason gibi bazı teşhis cihazlarını temin etmeleri için teşvik de bulunacak, daha fazla ücret ödemesi yapacak. Aile Sağlık Merkezlerinde acil müdahale odası olacak ve kan alınarak basit tetkikler yapılabilecek. Vatandaşlar, aile hekimini Temmuz ayı içinde İl Sağlık Müdürlüğü'nün internet sitesindeki ilgili bölümünden vatandaşlık numaralarını girerek öğrenebilecekler. Aile hekimine başvuruda nüfus cüzdanı yeterli olacak. Hekim seçme hakkını vatandaşlar, hiçbir neden göstermeksizin il içinde ve 3 aydan erken olmamak koşuluyla sınırsız kullanabilecekler. Bunun için hekimin değiştirilmek istendiğine dair bir dilekçenin İl Sağlık Müdürlüğü ya da İlçe Sağlık Grup Başkanlığına verilmesi yeterli olacak.

“Aile Hekimine Gidildiğinde Katılım Payı Dahil Hiçbir Ücret Alınmayacak”
Farklı bir şehre gidildiğinde ya da misafir gelindiğinde vatandaşlar, herhangi bir aile hekimine başvurabilecek. Aile hekimine başvurulmadan hastaneye gidilebilecek. Hastaneden hizmet alındığında katılım payı adı altında bir ücret alınırken, aile hekimine gidildiğinde katılım payı dahil hiçbir ücret alınmayacak. Hastaneden hizmet alınması için sevk gerekmeyecek.

Kayıt Sayısı Binden Az Olan Hekimin Sözleşmesi İptal Edilecek
Hekimlerin kendilerini geliştirmeleri hedeflenen sistemde, aile hekimi başarısı kadar hizmet verebilecek. Bir aile hekimi, en fazla 4 bin, en az bin kayıt alabilecek ve kayıt sayısı binden az olan aile hekiminin sözleşmesi iptal edilecek. Hekimler, haftada 40 saatten az çalışamayacak. Aile hekimin yanında, maaşı devlet tarafından ödenen bir aile sağlık elamanı olacak.
Uygulama gereğince aile hekimleri vatandaşların sağlık kayıtlarını tutacak. Zamanla bu bilgilerin tüm hastanelerde ve Sosyal Güvenlik Kurumu'yla paylaşılabilir bir sisteme geçirilmesi sağlanacak. Böylece, bir kişiye yapılan tüm tetkikler, sonuçları, hastalıkları, öyküsü bilgisayarda olacak ve istenildiğinde tüm bilgilere ulaşılacak. Sistemle, hastanede yapılan işlemler de aile hekimi tarafından görülebilecek.

“Aile Hekimleri, Yılda Bir Kez Bölgesine Giren 3 Bin 500 Kişiyi Bir Kez Görmeye Özen Gösterecek”
Aile hekimleri tedavi edici hizmetlerin dışında koruyu hizmetlerden de sorumlu olacak. Bu kapsamda, bölgesindeki gebe, kronik hasta, bebek ve engelli vatandaşların takibini de yapacak. Bu kişilerin kontrol için kendisine gelmemesi halinde, kişilerle temas kurarak takiplerini yaptırıp yaptırmadığını, aşıların tamamlanıp tamamlanmadığını ve tedavinin nerede ne zaman yapıldığına dair bilgileri ile ilgili kayıt tutacak. Bunun dışında rehabilite edici hekimlik görevini de üstlenecek, psikiyatrik sorunu olan ya da kendisine gelemeyecek durumda olduğu hastaları, kendi evlerinde ziyaret edecek, bakım ve tedavilerini yapacak. Engelli vatandaşların sağlık sorunlarının takibinde de mahalle muhtarını bilgilendirecek ve yardım için katkı sağlayacak. Sağlık danışmanlığı da yapacak olan aile hekimleri, yılda bir kez bölgesine giren 3 bin 500 kişiyi bir kez görmeye özen gösterecek.
Öte yandan, aile hekimlerinin bilgisayarındaki sistem sayesinde o gün için aşı yapılması gereken kişi için bilgisayar uyarı sinyali verecek. Hekim de bu doğrultuda, ilgili hastayı arayarak, takibini yapacak.”

2 Temmuz 2010 Cuma

AÇIK AÇILI GLOKOMDA RİSK FAKTÖRLERİ NELER?

Açık açılı glokom hakkında bilgi veren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Oya Kurnaz Tekeli, bu hastalığın birden fazla nedenden ileri geldiğini, genetik ve çevresel faktörlerden etkilendiğini dile getirdi.

Açık açılı glokomun körlüğün önemli nedenlerinden biri olduğunu belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Oya Kurnaz Tekeli, görme kaybının optik sinir hasarı sonucu meydana geldiğini kaydetti. Doç. Dr. Tekeli, bu tip vakaların genellikle sinsi seyirli olup, ilerleyici bir durum sergilediğini vurguladı. Hastalığın etiyo-patogenezinin tam olarak bilinmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Tekeli, “Birden fazla nedenden ileri gelen bir hastalık olup, genetik ve çevresel faktörden etkileniyor. Glokomu kontrol etmek için en iyi yol erken tanı ve erken tedavi. Bu nedenle risk faktörlerinin bilinmesi önemli. Artmış göziçi basıncı (GİB) bilinen en iyi risk faktörü olmasına rağmen, normal GİB varlığında da glokomatöz optik sinir hasarı gelişebilmesi diğer bazı faktörlerin de önemini ortaya koyuyor” dedi.

“60 Yaş Üzerinde Glokom Olasılığı Artıyor “
Glokom çocuk ve gençlerde de görülmesine rağmen, gelişiminde yaşın önemli faktörlerden biri olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Tekeli, 60 yaş üzerinde glokom olasılığının arttığını ancak, siyah ırk için ise bunun 40 yaş olduğunu dile getirdi. Yaşlanmanın etkisi ile trabeküler ağda kanallarda daralma ve büzülme oluşarak dışa akımın azalabildiğini ifade eden Doç. Dr. Tekeli, “Göziçi basıncı normalden yüksek olan hastalarda glokom gelişme riskinin arttığını belirtti. GİB’ı 21-25mmHg arasında olanlarda 5 yılda glokomatöz hasar gelişme insidansı yüzde 2.6-3, 26-30mmHg arasında yüzde 12-26, 30mmHg’dan yüksek olanlar için ise yüzde 42 olarak ifade ediliyor” diye konuştu.

“Glokomlu Akrabası olan Kişilerde Glokom Ortaya Çıkma Riski Daha Fazla”
Glokom prevalansında etnik farklılıkların olması ve aile hikayesinin, hastalığın kalıtsal olduğunu desteklediğini dile getiren Doç. Dr. Tekeli şu bilgileri verdi: “Glokomluların küçük bir kısmı Mendelian kalıtım göstermekle beraber, bu hastaların akrabaları genel popülasyona göre artmış risk altında bulunuyor. Baltimore Göz çalışmasında glokomlu kardeşi olan kişilerde glokom riski 3.7 kat daha fazla saptanmışken, Rotterdam göz çalışmasında glokomlu akrabaları olanlar için bu risk 9.2 kat daha fazla saptanmıştır. Glokom siyahlarda beyazlara göre 3-4 kat daha fazla görülmekte ve bu grupta hastalık daha sık körlükle sonuçlanmaktadır.”
“İnce Santral Kornea Kalınlığı ve Miyopi Varlığında Glokom Gelişme Riski Yükseliyor”
Oküler hipertansiyon çalışma grubu glokom gelişimi için santral kornea kalınlığının (SKK) kuvvetli bir faktör olduğunu bildiren Doç. Dr. Tekeli, “Bu çalışmada SKK’ı 555mikrondan ince olanlarda, SKK 558 mikrondan daha kalın olanlara göre glokom geliştirme riski 3 kat daha fazla bulundu. Miyoplarda glokom riski 2-3 kat daha fazla. Bu birliktelik düşük miyoplar için daha az iken orta ve yüksek derecedeki miyoplar için daha fazla” dedi.

Glokom ile Diabetes Mellitus
Çoğu çalışmada glokom ile diabetes mellitus (DM) arasında zayıf bir birliktelik gösterildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Tekeli, DM’un anlamlı bir risk faktörü olup olmadığı tartışmalı bir konu olmasına rağmen, bu hastaların belirli aralarla GİB kontrolünün yapılmasında fayda olduğunu söyledi.


Düşük Diastolik Perfüzyon Basıncı Glokomatöz Hasar
Düşük diastolik perfüzyon basıncının glokomatöz hasar gelişmesinde önemli bir faktör olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tekeli şunları söyledi: “Genellikle vasküler faktörler (sistemik hipertansiyon, ateroskleroz, vazospazm) normal basınçlı glokomun gelişiminde rol oynar. Hipertansiyonda artmış periferal vasküler direnç glokomatöz hasarda rol oynayabilir. Optik sinir başı kan akımı açısından sistemik tansiyonun dengede tutulması önemlidir.”

Kortikosteroide Bağlı Glokom
Kortikosteroidler GİB’da artışa ve aközün dışa akım kolaylığında azalmaya yol açabildiğini ifade eden Doç. Dr. Tekeli, “Kortikosteroide bağlı glokom, herhangi bir yaş grubu ve cinste göz veya sistemik hastalık için kullanılan steroid tedavisinden sonra oluşabilir. Normal popülasyonun yaklaşık 1/3’’ü topikal kortikosteroid kullanımından sonra GİB’da orta derecede bir artış yaşar GİB yükselmesi steroid tipi, gücü, dozu, süresi ve veriliş yolu (örneğin:topikal , perioküler, intraoküler ve sistemik ) ile ilişkilidir. Steroid alan tüm hastalar kortikosteroide bağlı glokom gelişimi için bir potansiyele sahip olmalarına rağmen, bazı kişiler yüksek risk altındadır. Risk faktörleri; primer açık açılı glokom (PAAG), ailede PAAG hikayesi, yüksek miyopi, DM, yaş, bağ dokusu hastalığı, travmatik açı çekilmesi glokomu, Cushing sendromudur. GİB’daki yüselme steroidlerin verilmesinden sonra birkaç saat gibi kısa bir sürede veya aylardan yıllara gibi uzun bir sürede oluşabilir” dedi.

“Önemli Bir Risk Faktörü Psödoeksfolyasyon"
Psödoeksfolyasyon (PEX), sistemik dokular ve gözde hücre dışı fibriler materyal birikimi ile karakterize bir tablo olduğunu dile getiren Doç. Dr. Tekeli, “Genellikle yaşlı insanlarda lens üzerinde, pupil kenarında veya gözün diğer ön segment yapılarında beyaz, kepek benzeri bir oluşum ile kendini gösterir. Vücutta pek çok organda eksfolyatif materyal biriktiği saptanmıştır . Sistemik birikimin klinik önemi bilinmemesine rağmen, gözdeki birikimler GİB artışına yol açabilir. Bu bireylerde PEX olmayanlara göre glokom gelişme olasılığı 6 kat fazladır. Göz muayenesi olmaksızın bu birikimlerin hasta tarafından bilinmesi mümkün değildir” diye konuştu.
Doç. Dr. Tekeli, risk altındaki hastaların belirli aralarla muayene olmaları gerektiğini kaydederek, hastalığın zamanında tanı ve tedavisi ile ilerlemesinin engellenebildiğine dikkat çekti.

1 Temmuz 2010 Perşembe

ABD VE TÜRKİYE SAĞLIKTA NEREDE?

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sağlık uygulamaları ve yenilikler üzerine düşüncelerini Sağlık Dergisi’ne anlatan Cleveland Clinic Genel Cerrahi Klinik Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, Amerika’daki sağlık hizmetlerini Türkiye ile karşılaştırarak, yapılması gerekenleri söyledi.

Tüm dünyada birçok alanda örnek alınan ABD, sağlık alanında ise eleştiriliyor. Bu eleştirilerin gerçekliği üzerine bilgi veren Cleveland Clinic Genel Cerrahi Klinik Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, uygulamalardaki eksik ve yanlışları anlattı. Türkiye’de sağlık alanında yapılan yenilikleri olumlu bulduğunu belirten Prof. Dr. Remzi, Cleveland Clinic’ten örnekler vererek yorumlarını anlattı.

Esra Öz: Hastanenizin çalışma sistemini anlatır mısınız?
Prof. Dr. Feza Remzi:
Cleveland Clinic, ABD’de başarılı hastaneler içerisinde yer alıyor. Bu durum ABD’de Başkan Barak Obama’nın büyük ilgisini çekti ve hastanemizi, son 2 yılda 2-3 kez ziyaret etti. Hastanemize gelen hastanın tedavisi hem tedavisi kaliteli yapılıyor hem de sisteme olan mali yükü diğer yerlere göre daha az oluyor.

“Kişisel Başarı Maç Kazandırır, Ama Takım Birliği Ve Üniter Yaklaşım Şampiyonluk Kazandırır”
Hastanemizin bu derece takdir görmesindeki nedenlerin başında, kişisel başarıdan daha fazla kurumsallaşmanın önemi geliyor. Bu başarı, hem kendimize hem sonraki kuşaklara hem de ülkemize hayırlı olacak. Michael Jordan’ın dediği gibi “Kişisel başarı maç kazandırır, ama takım birliği ve üniter yaklaşım şampiyonluk kazandırır”. Ben demek yerine, kurumsal olarak beraber ne yapılacağı sorgulanmalıdır. Bunun en güzel örneğini Cleveland Clinic Hastanesi olarak bunu gösteriyoruz. Herkes full-time çalışıyor, performansınıza göre maaşınız alıyoruz. Herkesin aynı seviyede parayı alması gibi bir durum söz konusu değil

Performans Kriterleri
Sadece olay performans ya da ne kadar hasta gördüm olayı değil. Hasta görmede ne kadar kaliteli muayene ettiğin de önem arz ediyor. Hekimin, hastaya bakmasının yanında sonuçların ne olduğu da, bu değerlendirmeler içerisinde yer alıyor. Bunun yanı sıra, akademik olarak ne kadar proaktivitsiniz, asistan ve tıp fakültesi talebelerinin eğitimine ne kadar katıldığız da değerlendirme içerisinde yer alıyor.

“Lokal Çalıştığınız Mahalleye Ne Tür Katkılarda Bulunuyorsunuz”
Yıllık sistemimizde “APR” denilen performans değerlendirme işleminde 5 kategoriden Bölüm Başkanı değerlendirme yapıyor. Bunlar; kalite, performans, eğitim, araştırma ve innovasyon. Ayrıca kendinizi geliştirmek için ne tür kongrelere katıldınız? Bunların dışında lokal çalıştığınız mahalleye ne tür katkılarda bulunuyorsunuz? Yani olay sadece sayı olarak hasta bakılmasına bağlı değil.

“Doktorun Egosu Olmadan Kurumsal Başarı Önde Tutuluyor”
Yıllık sonuçlara göre hekimlerde maaş artışı oluyor veya olmuyor, nadir olarak da uyarı veriliyor. Bu son derece katı ancak, son derece yararlı bir sistemdir. Doktorun egosu olmadan kurumsal başarı önde tutuluyor. Böylece, kurumsal olarak diğer kurumlarla ilişkiler daha rahat olabiliyor.

“Başka Yerde Maliyeti 10 Bin Olan Operasyon Bizde Bin Dolara Yapılabiliyor”
Eskiden ABD’de bir hekim hastalarını hastaneye getirebilmesi için, her dediği kabul ediliyordu. İstediği ürünün fiyatına bakılmaksızın kabul ediliyordu. Bu durum hastaya olan maliyeti artırıyordu. Fakat bizim sistemimizde, hep beraber bir araya gelelim karar verelim ve ürün fiyatında pazarlık yapalım, sürümden kazanalım kararı aldık. Başka yerde maliyeti 10 bin olan operasyon bizde bin dolara yapılabiliyor. Hem kalitesi iyi oluyor hem de sistem kazanıyor. Sistemi çalıştırabilmek için hastane para kazanıyor. Sosyalleştirilmiş sağlık sistemi son derece önemli. Sağlık hizmetlerine herkesin, ulaşabilmesi gerekiyor. Hizmet sadece sosyalleştirmek olarak yapılırsa ve buradan o çarkı döndürebilecek fiskal çözümü çıkartabilirsek, çok ciddi şekilde yanılırız. Yanıldığımız gibi vatandaşlarımız da zarar görür.

ABD’de sistem değişirken zorlama veya dayatma ile yapılmadı. Sistem yavaş yavaş değiştirilerek, doktorları o bünye altında toplama yoluna doğru yöneltildi. İnanıyorum ki ülkemizde de sağlık politikası ile ilgili yapılması gerekenler var. Bu değişiklikler taraflarla bir araya gelerek, karşılıklı anlaşma ile yapılmalı.

Türkiye’de alımlar hastane müdürleri ve başhekim tarafından yapılıyor. Hekim seçimine bazı hastanelerde izin verirken, bazı hastanelerde doktor tercihini ekarte etti. Ürünlerin ödemelerinde yaşanan güçlüklerden dolayı farklı yollar izleniyor. Sizin hastanenizde alımlar nasıl yapılıyor?
Kombinasyon şeklinde oluyor. Hastanenin işletmecilerinin yanında, kurumlarla çıkar ilişkisi olmayan doktorlar bir araya gelip, karar verdiği bir komite var. Bu komite herkesin görüşünü alıyor. Görüşlerden yararlanarak, firmalardan fiyat isteniyor ve pazarlık yapılabiliyor.

Hekimlerin başında kim var? Başhekim mi, işletme mezunu yönetici mi?
Bizim hastanemizde en büyük patron her zaman doktor olmak zorunda. Ceo denilen yönetim kurulu başkanı bunu rektör olarak düşünebilirsiniz, onun alt kademesinde de başhekim oluyor.

Kamu Hastane Birlikleri ile yeni yönetim şekline geçilmesi planlanıyor. Buna göre hastanelerin idaresinde birçok alandan seçilen yöneticiler söz sahibi olacak. Bu uygulamaya nasıl bakıyorsunuz?
Bizim hastanemizde önemli başarılarından birisi, doktor liderliğinden vazgeçilmemesidir. Son sözü söyleyecek kişi her zaman doktor olmuştur. İşletmeci arkadaşlarımız ile birlikte çalışılma çok önemli tabii. Doktor olmasının gerekliliğini egosentrik açıdan da söylemiyorum. Fakat o konuma gelmiş bir kişinin, asistanlığı sırasında gece saat 2’de olacak olayın ne olduğunu bilmesi lazım. Saat 5:30’dan sonra hangi ameliyatın, neden, ne şekilde yapıldığını yaşaması lazım. Hastanın ne zaman, ne şekilde sorununun olduğunu asistanlığından ve kariyerinde yaşaması gerekli ki, bunları değiştirebilecek tecrübeye sahibi olabilsin. Yani çekirdekten yetişmiş bir doktor olması en doğru olan tercih. Hastane yönetiminde işletme kadrosundakilerin yardımı son derce gerekli. Bizim sistemimizde, buna mütevelli heyeti deniliyor.

ABD’de sağlık sisteminin çöktüğüne dair görüşler var. Bir kişi sokakta düşüp kalsa ambulans gelip almaz. Hastaneye gitse özel sigortası yoksa hiç kimse bakmaz gibi görüşler dile getiriliyor. Bu konuda siz neler söyleyeceksiniz?
Bu söylenen olaylar yanlış yansıtılıyor. Trafik kazası olduğunda, bir kişi yaralandığında her hangi bir şekilde alınmaması ve hastaneye götürülmemesi gibi bir durum olamaz. Hükümetin bir sağlık sistemi var.
ABD’nin nüfusunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Kompleks ve karışık bir sistemi var. Acil hastaya, travma hastanelerinde bakılıyor. Parasız ve sigortasız hastayı devlet karşılıyor. Medicare denilen olay, hastanın bakılmama durumu söz konusu olmaz.

İşsizlik Sigortası
Sorun şu, bir kişi çalışıyor ve belli bir maaşı var. Sağlık sigortası için gerekli parası yok, bu kişiler sağlık sigortasız duruma geliyor. O zaman devletin bakması gereken kategoriye girmiyor. Halk bu defa hastalandığında borca giriyor. Bu grup çok büyük sorun teşkil ediyor. Hasta olunca borcu oluyor ve işi bırakınca da işsizlik sigortasından faydalanabiliyor. Başkanın getireceği yeni sistemde ise çalışma teşvik edilecek.

“Hasta Aynı Güne Randevu Alabiliyor”
Özel sigortacılıkta kronik veya genetik rahatsızlıklarda sigorta yapmıyorlar. Bu da çok yanlış bir tutum, bu defa kişi çalışmadan işsizlik sigortasından faydalanıyor. Hastanede belli kriterlere girmiyorsa, devletin imkan verdiği hastaneye yönlendiriliyor.
Hastanelerimizin en önemli yanlarından biri, kaliteli hizmet veriliyor. Hasta, bir doktoru aradığınızda 2-3 ay beklemiyor. Bir hastaya istediği gün randevu verilmek zorundadır. Bu durum, başka sistemle ayarlanamaz. Bunun içinde özel sağlık sisteminden de çıkamayız.

Sağlık turizmi ile ilgili Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık turizminin potansiyeli çok yüksek ve bundan ülkemiz de payını almalı. Dinamik yapısı olarak büyük bir potansiyelimiz var. Farklılıklarımızı bir kenara koyup, ortak yön bulup bundan yaralanılmalı. Sağlık turizminde ibre artık doğuay doğru yöneliyor, coğrafi konumdan faydalanma potansiyeline sahibiz. Ülkemizde insanlara yaklaşım, misafirperverlik hiçbir yerde yok. Ülkelerin iyi ve kötü yanları var ancak bizim ülkemizin de çok fazla sayıda iyi yönleri var.

30 Haziran 2010 Çarşamba

8. ULUSAL JİNEKOLOJİ VE OBSTETRİK KONGRESİ’NDE GÖRKEMLİ AÇILIŞ

8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi açılış töreninde konuşan TJOD Başkanı İsmail Mete İtil: “Dün de bugün de yarın da aynı umut ve güvenle bir arada olacağız” dedi.

TJOD 8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi, büyük bir törenle açılışını kutladı. Mesleki ve sosyal konuların gündeme getirildiği bir ortamda yapılan açılış töreninde, EBCOG Başkanı Peter Hornnes ve Prof. Dr. İlber Ortaylı konuşma yaptı.

Prof. Dr. İtil: “Yapılanlar kamu yararına değil”
TJOD Başkanı Prof. Dr. Mete İtil, açılış töreninde yaptığı konuşmada son dönemde sağlık sistemine yönelik düzenlemeleri özetledi ve “Yapılanlar kamu yararına değil” dedi. Prof. Dr. İtil, sağlık sisteminde özel sektör payının çok büyüdüğünü ve SGK kapsamındaki sağlık harcamalarının yıllık 25 milyar TL’ye yükseldiğini kaydetti. Sağlık sistemi içinde çıkarılan tam gün yasasının popülist bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İtil, TBMM gündeminde bulunan kamu hastane birlikleri sistemi getirilmesine yönelik kanun tasarısının da gelecek dönemde hastanelerin özelleştirilmesine yol açabilecek bir yapıyı bünyesinde barındırdığına dikkat çekerek, “TJOD, bu sağlık politikalarına karşı olduğunu, tam günün ne hekimlere ne de halka yararı olmadığını kuşkuya yer bırakmadan söylemiş ve Türkiye’deki tüm uzmanlık derneklerine liderlik yapmıştır” dedi.

“2002 Yılında Yüzde 21 Olan Sezaryen Oranı, 2009’da Yüzde 28’e Yükselme Nedenleri Sorgulanmalı”
Türkiye’deki sezaryen sorununa da değinen Prof. Dr. İtil, 2002 yılında yüzde 21 olan sezaryen oranının büyük bir artış kaydederek 2009’da yüzde 28’e yükselmesinin nedenlerinin sorgulanmasını istedi. Prof. Dr. İtil, “Değişen tek şey sağlık politikalarıdır. Performans sistemi adıyla güvencesiz ve belirsiz bir ücret anlayışı meslek etiği ve hasta güvenliğini tehdit eder boyuta gelmiştir. Bizler, kadın doğum hekimleriyiz, bizler yeni bir hayatın başlangıcına, gecenin en karanlığından umudun doğuşuna tanıklık eden, en zorlu disiplinlerin yoğurduğu insanlarız” diye konuştu.

Prof. Dr. Cansun Demir: “Kriz ortamında büyük ilgi gördük”
TJOD Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir ise konuşmasında, bütün branşların ana kongrelerinde yüzde 50’ye varan katılım azalması olurken, 2 bin kişiyle TJOD’un kongresine bir önceki yılla aynı seviyede katılım sağlandığını vurguladı. “Biz dedikodu değil iş üretiyoruz” diyen Prof. Dr. Demir, kongre kapsamında 4 salonda 68 oturumun, 23’ü yabancı 330 bilim insanı tarafından sunuş yapılacağını kaydederek, ilk kez kongre kapsamında uzmanların buluşması niteliğinde toplantı düzenlendiğini anlattı. Kongrede, TJOD’un artık gelenekselleşen ve bugüne kadar 29 hekimin yararlandığı yurtdışı eğitim burslarını kazananlara verileceğini hatırlatan Prof. Dr. Demir, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzman ve asistanları için bilgi yarışmasının da düzenlendiğini bildirdi.

EBCOG Başkanı Peter Hornnes’ten övgü: “Türkiye varlığını görünür hale getirdi”
EBCOG Başkanı Peter Hornnes ise konuşmasında TJOD’un kaydettiği ilerlemenin kendisini etkilediğini vurgulayarak, çok sayıda bilim insanı ile çalışmaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi. Türkiye’nin jinekoloji dünyasında ve EBCOG içinde kendi varlığını güçlü biçimde hissettirdiğine dikkat çeken Hornnes, EBCOG bünyesindeki akreditasyon çalışmaları çerçevesinde Türkiye’ye yaptıkları ziyaretlerin büyük oranda başarı sağladığını, bundan da büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Hornnes, kongrenin başarılı bir şekilde organize edildiğini kaydederek, TJOD’u tebrik etti.

İlber Ortaylı Büyüledi
Açılış töreninde kısa bir konferans veren Prof. Dr. İlber Ortaylı ise konuşmasında, Türkiye’de hekimler sayesinde kadınların sağlıklı ortamda doğum yapmasının sağlandığını ve anne ve bebeklerin sağlıklarının korunabildiğini kaydererek, “Bu meslek grubuna asılsız yakıştırmalarda bulunmak en büyük kötülüktür” dedi.
Hekimlerin çok zor bir görevi yerine getirerek, tek beklentilerinin emeklerinin takdir edilmesi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ortaylı, hekimlerin sanıldığının aksine Türkiye’de en fazla kazanan meslek grupları içinde bulunmadığını vurguladı. Prof. Dr. Ortaylı, Türkiye’de askerliğin gelişmiş olması nedeniyle, tıbbın her dönem büyük önem taşıdığını ve gelişmiş düzeyde uygulandığını kaydederek, gelecek dönemlerde de aynı olgunun süreceğini anlattı.

Stand Alanına Endüstriden Yoğun İlgi
Kongre kapsamında yer verilen stand alanına yoğun ilgi de dikkat çekti. Toplam 105 firma stand açarak ürünlerini ve hizmetlerini tanıtırken, ekonomik krize rağmen ilaç endüstrisinden 51 firmanın bunlar arasında yer alması dikkat çekti. Kongre katılımcıları, oturum aralarında firmaların standlarına ilgi gösterdiler.

TJOD Ödüllü Büyük Yarışması
TJOD tarafından düzenlenen Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin Ödüllü Büyük Yarışması sahiplerini buldu. HPV ve HPV aşılaması hakkındaki öneriler başlıklı yarışmada; birinciye Atalanta’da Nezhat Histeroskopi, Laproskopi, Robotik Cerrahiye Giriş Kursu, ikinciye Toronto’da yapılacak ICS and IUGA Dünya Ürojinekoloji Kongresi katılımı, üçüncüye Londra The Royal Collage of England Laparoskopik Cerrahi Kursu, dördüncü ve beşinciye Prag’da Uluslararası Jinekoloji Kanser Derneği Kongresi katılımı, altıncı, yedinci ve sekizinciye 2011’de yapılacak TJOD 9. Ulusal kongresine katılım ödülü verildi. Yarışmanın dokuzuncu ve onuncusu ise TJOD tarafından kitap ile ödüllendirildi.

TJOD 2010 yarışmasının sonuçları şöyle:
1-Dr. Sadullah Özkan Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi
2-Dr. Esra Özen Can Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi
3-Dr. Bülent Kahraman 25. Yıl Doğumevi
4-Dr. Işın Üreyen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
5-Dr. Yılmaz Seyyah Hatay, Samandağ
6-Dr. Birol Durukan İstanbul Göztepe Eğitim Hastanesi
7-Dr. Önder Koç Abanz İzzet Baysal Tıp Fakültesi
8-Dr. Erdem Başkent Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi
9-Dr. Yusuf Taner Kayador Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi
10-Dr. Sezcan Mümüşoğlu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Sunay Akın Gösteri Yaptı
Oyuncak müzesi, şairliği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen bağlantılarla ortaya koyduğu hikayeleriyle, günümüzün “çağdaş meddahı” olarak nitelenebilecek Sunay Akın, TJOD 8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi kapsamında bir gösteri yaptı. TJOD üyelerinin keyifle seyrettiği Sunay Akın, Bernard Shaw’ın öyküsüyle sözlerine başladı. Sunay Akın, üniversitede okuduğu bölümün son iki mezununun kendisi ve arkadaşı olduğunu belirterek, “Türkiye’nin son buzul topografyası uzmanına bakıyorsunuz. Mamut görmek gibi bir şey. Bir yanda mamut, bir yanda Sunay Akın” dedi.

29 Haziran 2010 Salı

TJOD, BİLİRKİŞİ KURSU İLE HEKİMLERİ AYDINLATTI

TJOD Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmail Dölen, ilk kez düzenlenen Bilirkişi Kursunu Sağlık Dergisi’ne anlattı.

8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde Sağlık Dergisi’ne konuşan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmail Dölen, ilk kez düzenlenen ve 17-18 Nisan günlerinde Ankara’da gerçekleşen bilirkişi kursunun başarıyla tamamlandığını, sonbahardan itibaren başka illerde düzenlenmesi için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

“Yanlış Kararlar Çıktığı Zaman Hekimler Defansif Tıbba Yöneliyorlar”
Kursun amacını; adaletin gerçekleşmesi, yargının vereceği kararların doğru olmasını sağlamak olarak özetleyen Doç. Dr. Dölen, yanlış kararların hekimlerin davranışlarını etkilediğini kaydederek, “Yanlış kararlar çıktığı zaman hekimler defansif tıbba yöneliyorlar, hastayla karşılaştığında önce kendisini düşünmeye başlıyor. Mahkemeler hekimleri haksız yere suçlarlarsa, ceza verirlerse, hekimlerin davranışları ve mesleki uygulamaları değişiyor. Bizim amacımız bu kursla, bilirkişilerin hekimlerle ilgili kararlarını bilimin gerçeklerine uygun olarak vermeleri ve bunlara dayanarak ortaya çıkan mahkeme kararlarında hekimleri incitmemeleri. Bir insan suçluysa cezasına razı olur ama hiçbir suçu olmayan insana ceza verirseniz, binlerce liralık tazminat davası açarsanız, kırılırlar, şevkleri kalmaz” dedi.

“Komplikasyon Hekimlerle İlgili Davalarda Çok Kullanılıyor”
“Komplikasyonlar hekimlere yönelik davalarda dikkat çekici bir konu, hukuken durum nedir” sorusunu yanıtlayan Doç. Dr. Dölen şunları söyledi: “Komplikasyon hekimlerle ilgili davalarda çok kullanılıyor. Hekimler olarak, belirli bir sayıda ameliyat yapılıyorsa, bir-ikisinde hastanın zarar görmesi olağandır diye bakılıyor. Ancak, hukuken durum böyle değil. Hukuken, ‘eğer bir hekim sorumlu olduğu hastada bir zararın ortaya çıkmasına neden oluyorsa o zaman hekim tazmin etmek zorundadır’ bakışı geçerli. Hukuken, hastada zarar ortaya çıkmışsa, hekimin kusurlu olmadığının ispatlanması gerekiyor. Hekimin, bilimin güncel gereklerine göre davranmış olması, gereken tüm dikkat ve özeni göstermesi, tedbirleri almış olması gerekiyor. Buna rağmen ortaya bir zarar çıkarsa hekimin kusuru yoktur. Eğer, hekim acele etmişse, tedbirleri gözden kaçırmışsa kusurludur, zararını karşılamalıdır deniliyor. Dolayısıyla bu bir komplikasyondur, benim kusurum yok demenin hukuken anlamı yok. Hukuken anlamlı olması için ‘ben doğru doktorluk yapmama rağmen zarar oluşmuştur’ denilmesi gerekir. Acele, özensiz, dikkatsiz işlem yapmışsınız, hakim size ceza verir.”

“TJOD Öncülük Etti”
Bilirkişi Kursunu 2009 Kasım ayında TJOD Yönetim Kurulunda kararlaştırdıklarını kaydeden Doç. Dr. Dölen, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay Üyeleri, Yargıtay’ın 4. ve 9. Ceza, 4. ve 12. Hukuk Dairelerinden üyeler ve Tetkik Hakimlerinin kursta görev aldığını bunun yanında Ankara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültelerinden öğretim üyeleri, bilirkişilik yapan kadın doğum uzmanları ve avukatların da kursa katkı verdiğini bildirdi.

“Kursa Katılanlar Uyuşmazlıklarda Mahkemelerimize De Yardımcı Olacaklar”
Doç. Dr. Dölen, katılımcıların 15 yılın üzerindeki kıdemli uzmanlar ile öğretim üyelerinden oluştuğunu, ortaya çıkan sonucun çok değerli olduğunu kaydederek, “Bu arkadaşlarımız önümüzdeki yıllarda tıbbi konulardaki uyuşmazlıklarda mahkemelerimize de yardımcı olacaklar. Sonuçta ortaya çıkan kararlar halk yararına olacaktır diye düşünüyorum” dedi.
Kursun, 114 kişinin katılımıyla başladığını, ardından iki grup halinde interaktif bir ortamda devam ettiğini belirten Doç. Dr. Dölen, TJOD’un dışarıdan katılımcıların ev sahipliğini yaptığını, kurs kitabının önceden hazırlandığını, kurs sırasındaki konuşmaların görüntülerinin ise CD olarak katılımcılara gönderilmesi yanında Yargıtay Üyeleri ile Tetkik Hakimlerinin konuşmalarının TJOD internet sitesinde yayınlanarak herkesin yararlanmasına açık hale getirileceğini bildirdi.