28 Mart 2013 Perşembe
ORTA ASYA’LI GÖZ DOKTORLARINA TÜRKÇE EĞİTİM İMKANI
6 Mart 2012 Salı
TANGONUN GÖREN GÖZÜ
Bu haberi okumadan burayı tıklayın
Neden Arjantin Tangosu?
7 Haziran 2011 Salı
ASİSTANLIKLA BAŞETME KILAVUZU
Tıp eğitimi sonrasında hayatlarının en zor sınavı diye nitelendirdikleri Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı geçen hekimlerin asistanlıkları sırasında yaşadıkları sorunlarla baş etmeleri gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Asistanlık sürecinde istifa edenlerin yanı sıra psikiyatrik sorun yaşayanlar hatta intihar edenler bile var. Bu konu hakkında araştırma yapan Prof. Dr. Pınar Aydın, “Asistanlıkla Başetme Kılavuzu” ile hekimlerin yanında olacak ve onlara hem yaşam koçluğu yapacak hem de istatistiki verileri toplayarak klavuz haline getirecek.
Hoca, Meslektaş, Hemşire ve Hasta Yakını ile İlişkiler
Amacının asistanlık eğitiminde çalışanlarla baş etmek olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın şunları söyledi: “Tıpta öğrenilmesi gereken bilgi, kullanılması gereken teknoloji ile teşhis ve tedavi edilmesi gereken hasta yoğunluğu giderek artıyor. Öte yandan her zaman var olan hoca, meslektaş, hemşire ve hasta yakını ile ilişkiler ve tabii hekimin özel yaşamı gibi etkenler değişmiyor. Bir asistanın aslında eğitim ve deneyim elde etmesi gereken asistanlık döneminde tüm bu etkenlerle baş etmesi gerekiyor. İster cerrahi, ister dahili veya temel dal, hepsinde asistan olmanın belli zorlukları ve sorunları yaşanıyor. Ancak her zorluk ve sorunla başetmenin de yolları mutlaka bulunabilir.
“Kitap, Sorunlardan Çok Eğitimlerine Odaklanabilmelerini Sağlayacaktır”
Bir uzman hekimin eğitiminin başlangıcı olan asistanlık döneminde bu döneme özgü sorunlarla başetmeyi kolaylaştırmak amacıyla bir kitap çalışması başlattım. Bu kitap çeşitli eğitim kliniklerinde farklı alanlarda ihtisas yapan asistanların deneyimlerini bir araya getirecek, uzun süreli bir anket çalışması şeklinde kurgulandı. Bu deneyimler sonraki kuşaklara ışık tutacak ve yol gösterecek, sorunları daha kolay çözmelerini ve zorluklarla başedebilmelerini, sorunlardan çok eğitimlerine odaklanabilmelerini sağlayacak.
Yaşadıklarını Anlatmak İsteyen Mail Atacak
Bu amaçla bu kitap çalışmasında ihtisas süresince yılda bir anket doldurmak üzere çalışmaya katılmak isteyen tüm dallarda ve tüm eğitim hastanelerinde asistanlığa yeni başlayan veya ilk sene yaşadıklarını hatırlayan ikinci sene asistanları ve deneyimlerini paylaşmak isteyen tüm asistanların aydinpinartr@yahoo.com adresine elektronik mektupla başvurmaları yeterli. Çalışmaya katılanların tüm bilgileri gizli tutulacak.”
9 Aralık 2010 Perşembe
PRATİSYEN HEKİMLERE DOĞRU TEŞHİS VE SEVK İÇİN “GÖZ KİTABI”
Bilimsel verilere göre, tüm insanların ömürleri boyunca 7 yaşından önce ve 40 yaşından sonra en az toplam 2 defa muayene olmaları gerekiyor. Ayrıca, hiçbir görme problemi olmayan kişilerin bile 40 yaşından sonra yakını görememe şikayetleri nedeniyle gözlük muayene ihtiyacı olduğu biliniyor.
Sağlık hizmetlerinde hastaların ilk olarak aile hekimi ya da pratisyen hekimlere gittiği ülkemizde, göz hastalıklarının tedavisinin gecikmemesi için Prof. Dr. Pınar Aydın ve Prof.Dr. Zeki Bayraktar, “Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”nı hazırladılar. Pratisyen hekimler ve aile hekimleri için göz kitabı, hazırlayanlardan Prof. Dr. Aydın, “Göz hastaları önce pratisyen hekime ulaşır. Pratisyen hekimlerin hastaya vereceği tedaviyi ve hastaları ne zaman sevk edeceğini kitapta belirttik. Hastalıklarda doğru zamanda sevk edilmesi gerekir ki, bazen sırf zaman kaybından dolayı hasta tedavi edilemez hale geliyor. Ülkemizde 3 bin göz hekimi var ve bunların dengeli dağıldığı söylenemez. Ayrıca 40 bin pratisyen hekim olduğu düşünülürse, ilk başvurulan hekim olmaları nedeniyle, doğru tedavi ve sevk çok önem taşıyor. ‘Hangi hasta birinci basamakta nasıl ele alınır ve tedavi edilir.’ ‘Hangi hasta hangi hızla uzman hekime sevk edilmelidir’ sorularına yanıt bulunacak” dedi.
“Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”Prof. Dr. Aydın, “Hastanın öyküsünü alırken yapılması gerekenler ve ayrıcı tanı kriterleri farklı başlıklar altında toplanan kitapta, anlatılanlar görsellerle desteklenerek tedavide neler uygulanması gerektiği, hastanın sevki sırasında nelere dikkat edileceği vurgulandı. Kitabın sonunda 101 soruda hastaların şikayetleri ve yapılması gerekenlerin sayfa numaraları da yer alıyor. “Renk Kitabı” ile de hastaların renk körü olup olmadıkları anlaşılabilir ” şeklinde bilgi verdi.
“Göz Kitabı” ve “99 Sayfada Göz Sağlığı”“Göz Kitabı” ve “99 Sayfada Göz Sağlığı” isimli kitapları yazmadaki amacının her doktorun hastaları tedavi ederken eğitimde vermesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Biz sadece kapımızdan içeri gelenlere değil, henüz girmemiş olanlara belki de hiçbir zaman girmesi gerekmeyecek olanlara da bilgi vermek zorundayız. Hastaların daha sağlıklı daha kaliteli bir hayat yaşamaları mümkün kılmalıyız. Çocukların, kendi seçimleri yok, gözleri bize emanet. Onlar bunun farkına varana kadarda biz onlara sağlıklı bir gelecek sağlamak zorundayız. Hastalara yönelik anlaşılır dille yazıldığım kitaplardan “99 Sayfada Göz Sağlığı”nda soru cevap şeklinde hazırladım. “Göz Kitabı”nda ise, temel bilgilerle başladım. Görülen hastalıklar, sık görülen ve nadir görülen hastalıklar diye bölümlere ayrıldı. Sıkça sorulan sorularında cevapları var. Göz hekimlerinin hastalarına tavsiye edebileceği göz ile ilgili her türlü bilgiye ulaşabilecekleri, anlayabilecekleri dilde kaynak kitap oldu. Aynı zamanda hastalık resimleri koymamaya özen gösterdim. Hastalıklarla ilgili olanlar hep çizimdir. İşlemleri fotoğraf olarak ekledim, çünkü yapılan muayene işlemlerinin korkutucu olmadığını veya neye benzediğini anlamak içinde gerçek insan fotoğrafı oldu. Hastaları tedirgin etmeden anlatmak bizim sorumluluğumuz. Hastalara nasıl yaklaşmamız gerektiğine dikkat etmeliyiz” diye konuştu.
“Göz Kitabı’nı Eczacı ve Gözlükçüler de Okumalı”Göz Kitabı’nı özellikle eczacı ve gözlükçülerin okumasında yarar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti: “Hastalar önce eczacılara veya gözlükçülere şikayetlerini anlatıyor. İnternette ve televizyonda verilen bilgiler bazen yanlış anlaşılıyor veya bilgi kirliliğine neden olabiliyor. Bugün doğru olan ve objektif bir şekilde uygulanan tedavilerin avantaj ve dezavantajlarına yer verdim.
16 Eylül 2010 Perşembe
ULUSLARARASI GÖZ BIRLIĞI'NDE İLK KEZ BİR TÜRK ÜYE SEÇİLDİ
1857 yılında 24 ülkeden 150 oftalmolog bir araya gelerek Brüksel'de İlk Oftalmoloji Kongresi gerçekleştirildi. 1928 yılında kurulmuş olan Türk Oftalmoloji Derneği de 1954'ten bu yana bu birliğin üyesi. Prof. Dr. Pınar Aydın O'Dwyer, Uluslararası Göz Birliği Yönetim Kurulu'nun (ICO) en genç ve ilk Türk üyesi olarak seçilme başarısını gösterdi.
Ülkemizde 20 Bin Kişiye Bir Göz Doktoru Düşüyor
ICO'nun kayıtlarına göre Afrika'da bin 881, Asya'da 38 bin 914, Avustralya'da bin 3, Avrupa'da 44 bin 930, Kuzey Amerika'da 29 bin 186, Güney Amerika'da 8 bin 434 Oftalmolog (Göz Hastalıkları Uzmanı doktor) bulunuyor.Avrupa`da 24 bin kişiye 1 göz doktoru düşüyor, ülkemizde ise 20 bin kişiye bir göz doktoru düşüyor. ICO tarafından hazırlanan çalışmalar içerisinde; oftalmik eğitim ve öğretim, oftalmik bilgi değerlendirme, oftalmoloji kurum eğitimi, oftalmolojik eğitim ve göz tedavi merkezleri, göz ve görme tedavi rehberi, görmenin korunması ve oftalmoloji ve görme üzerine araştırmalar bulunuyor.
Bazı Ülkelerde Oftalmolog Yok!
Uluslararası Oftalmoloji Konseyi Vakfı, 2002 yılında Oftalmolojik eğitimin desteklenmesi, Göz Bakım Kalitesinin arttırılması ve ileri bilimsel oftalmolojinin desteklenmesi için kurulduğunu kaydeden Prof. Dr. Aydın, kişilerin üye olmadığı sadece ülkelerin ulusal dernekleri var ise üye olabildiğini dile getirdi. Sadece ulusal göz dernekleri ve birkaç ulusu barındıran uluslararası derneklerin üye olabileceğini bildiren Prof. Dr. Aydın, “Konseyin amaçları arasında dünyada oftalmoloji eğitimini geliştirmek. Bazı ülkelerde oftalmoloji derneği yok. Çünkü oftalmolog yok. Afrika ve Orta Asya’daki bazı ülkelerde göz doktoru yok. Dolayısıyla böyle bölgeleri geliştirmek, çalışmalarına öncülük ederek eğitimi verilmesi hedefleniyor” dedi.
Aday gösterilerek üye ülkelerinin temsilcilerinin oylarının sonucunda üye seçildiğini belirten Prof. Dr. Aydın, üye seçildikten sonra birçok ülkenin yetkilileri tarafından tebrik edilerek, doğru bir seçim yapıldığının kendisine iletildiğini söyledi.
“Sağlık Hizmeti Ülke Koşullarına Göre Değişiklik Gösterir”
Doğrudan olarak hasta hizmetinin bu derneğin görevi olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Aydın, ülke koşullarında sağlık hizmetinin değişiklik gösterdiğini kaydederek şunu söyledi: “Bizim ülkemizde katarakt ameliyatı sadece göz hastalıkları uzmanı tarafından yapabilir. Bazı ülkelerde uzman olmadığı için hemşireler yapabiliyor”
“Uluslarası Göz Eğitimi Müfredati Hazır”
Konseyin görevleri arasında eğitimde ne öğretilmelinin üzerinde durularak bir standart oluşturularak müfredat hazırlandığını belirten Prof. Dr. Aydın, “Uluslararası standartta asistan eğitimi için gerekli olan müfredat hazırlandı. Üniversitede göz eğitimi nasıl olmalı, bir ülkede tıp fakültesi göz eğitimini uluslararası standartta verebilmek için gerekli veriler bulundu. Mezuniyet sonrası eğitim yanı sıra, teknisyen ve hemşirelerle çalışma nasıl olmalıdır sorunun yanıtı da yer alıyor” şeklinde konuştu.
2 Yılda Bir Yapılan Kongre 5 Kıta Arasında Olur
Göz hastalıkları uzmanı ve asistanlarına yapılan doğrudan eğitimin farklı ülkelerde farklılık gösterdiğini hatırlatan Prof. Dr. Aydın, bu eğitimin bazı ülkelerde düzenlenen toplantı veya uluslararası kongrelerde yapıldığını kaydetti. Her 2 senede bir 5 kıtadan birinde Dünya Göz Kongresinin gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Aydın, 10 senede bir Avrupa'da yapılmasına karşın henüz ülkemizde olmadığını dile getirdi.
Asistan Eğitiminde Günlük Tutmak
ICO tarafından eğitimcilerin eğitiminin Türk Oftalmoloji Derneği işbirliği ile bu yıl ülkemizde yapıldığını ve bu toplantıya 50 kişinin katıldığı kaydeden Prof. Dr. Aydın, “Kursta özellikle eğitim nasıl yapılır, asistan nasıl eğitilir, model olmak, asistan nasıl değerlendirilir, asistan hocayı nasıl değerlendirir, konuları üzerinde duruldu. Dünya göz konseyi başkanının katıldığı toplantı üst düzey eğitmenlere eğitim verildi. Konsey üyeleri, Türkiye’yi görmeleri ve kişilerle tek tek tanışarak grup aktivitelerinde izlediler. Senaryolar oluşturularak neler yapılabileceği üzerinde duruldu. Sorunlu asistanlar öğrenmek istemez, çalışma yapmak istemez. Bu asistanlar ile nasıl başa çıkılacağı öğrenildi. İlk kez asistan sorunları üzerinde duruldu. Asistan eğitiminde olmazsa olmaz 'Logbook' denilen günlük tutmak. Her gün asistanın yaptığı cerrahi işlem kaydedilecek, karşılıklı imza atılacak. Asistanın işlemleri yaptığını hocası yaptırdığını kaydetmesi gerekiyor. Bu uygulama çok yaygın değil. Halbuki bunun yapılması kliniğin denetlenmesini sağlanırken, eğitimin yetersiz olması veya hedeflenen eğitimin verildiğini gösteriyor” diye konuştu.
Ülkemizdeki Asistanların Başarısı Yüzde 70 ICO tarafında uluslararası sınav yapıldığını ve dünyanın her hangi bir yerinden bir oftalmologun sınava girebildiğini dile getiren Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti: “Oftalmolog başarılı olduğu takdirde uluslararası bilgiye sahip olduğunu kanıtlar. Aynı anda aynı sorularla yapılan iki bölümlü sınav, çok zor olmasına karşın ülkemizdeki asistanlar yüzde 70 oranında başarı gösteriyor. Böylece hangi konularda daha iyi eğitim almışlar, hangi konularda eksik olunduğunu anlayabiliyoruz. Ülkemizdeki sınava katılanların hangi yüzde de olduğunu anlayabiliyoruz. 10 bin oftalmologun girdiği sınavın belgesi, bilginin uluslararası yeterliliği gösteriyor. Bu zamana kadar sınava yaklasik 16 bin kişi girdi. 65 ülkede 95 merkezde yapılan Uluslararası Göz Konseyinin düzenlediği sınava katılanların dünya standartlarındaki başarı oranı yüzde 51.”
“Fellowship ile Oftalmologlar İstediği Merkezde Eğitim Alabiliyor”
ICO'nun, Fellowship program sayesinde özellikle belli bir konuda bilgi edinmek isteyen kişinin ücretini, konaklama ve yol masraflarını karşılayarak, istediği bir ülkede istediği kliniğe gitmesini sağladığını belirten Prof. Dr. Aydın, “Afganistan’dan bir göz hekimi retina ile ilgili eğitim almak istiyor, Almanya’ya gitmek istediğinde bu karşılanıyor. Ayrıca bu kişi sınavdan yeterli not almış ise, öncelikle o kişinin isteği karşılanıyor. Hekim bu sınava girmemişse asla gönderilmiyor diye bir kural yok. Çünkü; bazı ülkelerin bu sınava girme imkanı yok. Eğitim alan hekimde ülkesine döndüğünde o da öğrendiklerini oftalmologlara öğretiyor” şeklinde konuştu.
Mükemmelik Merkezleri İmkansızlıklara Imkan Sunuyor
Bir hastalığın teşhisi için standart prosedürler olduğunu ancak yerel koşullardan etkilenildiğini hatırlatan Prof. Dr. Aydın şu bilgileri verdi: “Farklı ülkelerde bulunan cihazların tercih edilmesi buna göre olur. Bütün ülkelerin birbiriyle bağlantısını sağlamak ve ihtiyaçlarını anlatmalarına yardımcı olarak stratejik plan yapılıyor. Örneğin; Afrika’da bizim muhatap alacağımız merkez yoktu. Bazı kıtalarda Mükemmelik Merkezleri geliştirerek eğitim veriliyor.Bu program Afrika ve Doğu Avrupa ülkelerinden Slovenya’da başladı.”
“Ülkemizde Görme Alanı İhmal Ediliyor”
ICO toplantılarında görme eşiği standartlarının neler olduğu üzerinde de durulduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “Araba kullanma standartları neler olmalı gibi uluslararası çalışmaların birleştirilmesi sonucunda bir fikir ediniliyor. Bir kuruluş uluslararası araba kullanma standartlarına ihtiyaç duyarsa bunlar yazılı var. Ülkemizde renk körlüğü üzerinde durulurken, görme alanı ihmal ediliyor. Ehliyet verildikten sonra göz kontrolü yapılmıyor” dedi.

Etik Komisyon
ICO'nun Etik Komisyonun kurucusu olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, “Doğru ülkeden ülkeye değişebilir. Bu açıdan etik kuralların tespitinde önem arzediyor. Doğrunun tanımından yana olduğunu anlatmaya çalışırız. Bütün bu eğitim programları talebe eğitimi etik kodlar önceliklidir. Doğrunun yapılması için çok önemli bir konu. Bir önceki Dünya Göz Kongresi'nde 'Reklamda Etik' konusunu işlendi. Farklı kıtalardan katılan konuşmacılardan çok farklı fikirler ortaya çıktı. Sorun aynı, çok fazla reklam yapıldığı, kontrol olsa da aynı sorunlar yaşanıyor. Gelişmiş ülkelerde reklam çok fazla iken kontrollerde o derece ağır. Daha az gelişmiş ülkelerde reklamlar daha az. Rekabet Üst Kurumu aktif çalışmaya başlayalı şikayetler ve sorunlar azaldı. Daha önce reklamlarda tek ve en iyisi diye tanıtılan ürünler şimdi artık sadece ürünlerin özellikleri anlatılıyor” diye konuştu.
7 Eylül 2010 Salı
GLOKOM SİNSİ YAKLAŞIR!
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğinin önderliğinde Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Kalp Damar Cerrahisi Kliniği ile ortak bir çalışma yürütüldü. Çalışmaya göre anevrizma hastalarında glokom riski araştırıldı. Glokomun sinsi bir hastalık olduğu ve erken teşhis ile körlüğün önüne geçildiğine dikkat çeken Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Klinik Şef Yardımcısı Doç. Dr. Özlem Evren Kemer, ayrıca glokomun bazı komplikasyonlarla paralel olarak ilerleme gösterdiğini dile getirdi.
“PSX madde birikimi PSX glokomu için önemli bir risk faktörü”
Glokomun nedenleri arasında psödoeksfoliasyon (PSX) maddesi denilen maddenin birikimininönemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Kemer, “PSX madde birikimi glokomiçin önemli bir risk faktörü. Mutlaka hastanın takip edilmesi gerekir. PSX materyali varlığı (PSX sendromu) ülkemizde çok sık görülüyor” dedi.
“Anevrizma nedeniyle ameliyat olan hastaların yüzde 50’sinde PSX materyali varlığını tespit ettik”
PSX materyalinin damar çevresinde biriktiğini kaydeden Doç. Dr. Kemer, “Bu madde vücudun tüm organlarında birikim yapabiliyor. Biz de bu materyalin sistemik tutulumunu göstermek amacıyla, aort anevrizması nedeniyle ameliyat yapılan hastaların gözlerinde PSX materyali birikimi olup olmadığını göstermek için çalışma başlattık. Anevrizma nedeniyle ameliyat olan hastaların yüzde 50’sinde gözde PSX materyali varlığını tespit ettik. Bu da PSX’in sistemik bir sorundan glokoma uzanan bir rahatsızlığın uyarısı olduğunu düşündürdü.” diye konuştu.
“Numune Hastanesi’nde PSX Glokom oranı yüzde 30”
Glokomun çok sinsi bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Kemer, “Bu hastalığın geriye dönük bir tedavisi mümkün değil. Hastalara göz taraması sırasında tanı konuluyor, glokom mevcutsa gerekli tedavilerle glokomun ilerlemesi engelleniyor. Sistemik tutulum yapması nedeniyle hastanın sistemik şikayetleri sorgulanıyor ve multidisipliner olarak tedavi ediliyor. Ülkemizde yüzde 10 oranında PSX materyali birikimi görülmektedir. Kendi kliniğimizde glokom nedeniyle takip ettiğimiz hastalarımızın yüzde 30’unda PSX’e bağlı glokomarastlıyoruz. Multidisipliner olarak yapılan çalışmalar sonucunda hastalar önceden teşhis edilerek glokom riski azaltılabilir. Normal popülasyona göre yaşlı hastalarda görülen bu durum Aort damarında anevrizmaya kulakta işitme kaybına neden olabilir.Bu hastaların göz muayenesine yönlendirilmesi glokomun erken teşhisine yardımcı olabilir. diye konuştu.
Glokomun, göz içi basınca bağlı olarak gelişen, görme sinirinin hasarı ve görme hücrelerinin kaybıyla sonuçlanan bir hastalık olduğunu kaydeden Doç. Dr. Kemer , Halk arasında "göz tansiyonu" olarak bilinen glokomun geriye dönüşümü olmayan körlük nedenleri arasında 2. sırada yer aldığını belirtti. Doç. Dr. Kemer , hiçbir belirti vermeden ilerlediği için "sinsi" bir hastalık olduğuna dikkati çektiğini, hastaların başlarda görme duyularında bir kayıp hissetmedikleri için hastalığı fark etmediklerini, önce çevredeki görme alanının daraldığını ve görme keskinliğinin zamanla azaldığını anlattı. Doç. Dr. Kemer, hastalık ilerlediği zaman da geç kalındığını bunun için PSX’e bağlı aort anevrizması tespit edilen hastaların gözlerinde psödoeksfoliasyon maddesi varlığının tespit edilmesinin glokom riskini ortaya koyacağını belirtti. Doç. Dr. Kemer, glokomlu hastalarda görme kaybı meydana geldikten sonra bunun telafi edilemediğini, ancak tanı konulduktan sonra ilerleyişin durdurulabildiğini söyledi.
Göz Tansiyonu Kontrolü Erken Teşhise Yardımcı
Risk grubundakilerin belirli aralıklarla kontrolden geçmelerinin hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlayacağını dile getiren Doç Dr. Kemer, "40 yaş üzerindekilerde yakın gözlük ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu nedenle hastalar daha sık göz muayenesi için başvuruyorlar. Bu da bize riskin arttığı yaş gruplarında bu sinsi hastalığı basit bir muayene ile erken teşhis etme şansı veriyor. Hastalara ilaç ve damla tedavisi uygulanıyor. Bu hastaların yaşam boyu takip edilmesi büyük önem taşıyor” dedi.
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Kalp Damar Cerrahisi Kliniğinden Doç. Dr. Ufuk Tütün araştırma hakkında şu bilgileri verdi: “Anevrizma damarı zayıflatıyor. Psödoeksfoliasyon maddesi farklı organlarda birikerek zarar veriyor. Bu maddenin karaciğer, akciğer ve farklı organlarda da biriktiğini fark edince ‘bir damar çeperi hastalığı olan Psödoeksfoliasyona bağlı göz hastalığı olabilir mi’ diye bir düşünceden yola çıktık. Bunun için hastaları göz kliniğine yönlendirdik. Muayene sonrasında bu maddenin gözde birikiminde glokom ve katarakta yol açtığını gördük.”
Anevrizma Nasıl Oluşur?
Kalpten çıkan ana atardamar olan aortun, en belirgin hastalıkları normalden geniş hale gelmesi yani anevrizma olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tütün, “Aort anevrizması, aortun normal çapından geniş bir çapa ulaşarak genişlemesidir. Aortun bütün bölümlerinde anevrizma gelişebilir. Genişlemiş olan bölümün patlayarak hayatı tehdit etme riski vardır. Anevrizma ne kadar büyükse damarın yırtılma ihtimali o kadar fazladır. Yapılan çalışmalarda kritik genişleme sınırı 5 cm olarak belirlenmiştir. Küçük anevrizmalar ilaçla tedavi edilerek hasta takip edilir. Anevrizmaların gelişim temelinde bir takım nedenler var, hipertansiyon, damar sertliği, enfeksiyon gibi. Yapılan çalışmalarda da yeni yeni hücreler arası matriks yapı bozukluğunun damarlarda anevrizmaya neden olabileceği tartışması ortaya konulmaya başlandı. Genel fizyopatoloji kitaplarında henüz etyolojik nedenlerden biri olarak PSX’den bahsedilmemekte ama literatür desteği ve yaptığımız çalışmalar sonucu PSX ile aort anevrizması bulunması arasında yüzde 50’lik bir beraberlik var. Bu hastalıklardan birinin tespitinde diğeri de sinsi bir şekilde bekliyor olabileceğinden araştırılması gerekiyor” dedi.
8 Ağustos 2010 Pazar
EN GELİŞMİŞ VİTREORETİNAL CERRAHİ CİHAZI İLK NUMUNE GÖZ’DE
Teknolojinin ilerlemesine paralel olarak, oftalmolojide mikro cerrahi ile yeni teknik ve cihazlar ile farklı hastalıkların tedavisi mümkün oluyor. Oftalmik mikro cerrahide katarakt cerrahisinin yanı sıra son yıllarda vitreoretinal cerrahide de yeni tedavi yöntemleri keşfediliyor. Ülkemizde en çok vitrektomi yapılan merkezlerden biri olma özelliği taşıyan Ankara Numune Eğitimi ve Araştırma Hastanesi Göz Kliniği Retina birimi Türkiye’de ilk kez kullanılacak vitrektomi cihazını bünyesine kattı.
Birçok İlkler Bu Cihazda Var
Vitrektomi cihazlarının ulaştığı son nokta ise Constellation® kompakt cihazı olduğunu belirten Ankara Numune Eğitimi ve Araştırma Hastanesi Retina birimi sorumlularından Op. Dr. Mehmet Önen şunları kaydetti: “Cihazın kompakt olması; vitrektomi özelliği yanında ksenon ışık kaynağı, Purepoint® lazer ünitesi, Ozil® özellikli fakoemülsifikasyon ünitesi ve göz içi gaz tanklarının entegre olarak cihazda bulunmasından kaynaklanıyor. Yani bu cihazın bir avantajı bu üniteler diğer cihazlarda ayrı iken bu cihazda birlikte yer alıyor. Işık kaynağı ksenon özelliği taşıması ile 23 ve 25 gauge sütürsüz vitrektomi için gerekli doku aydınlatması sağlanıryor. Dokuda toksik ışık şiddetinin otomatik olarak algılanıp azaltılmasını sağlayıcı sensörler sayesinde eski cihazlarda görülen fototoksisite gibi ciddi bir komplikasyonun önüne geçiliyor.”

“Bu Cihazla Dakikada 5 Bin Kesi”
Benzerlerinde olmayan en önemli özelliklerinden birinin cerrahi sırasında göz içi basınç değerlerinin cihaz tarafından ölçülerek istenilen seviyelerde tutulabildiğini bildiren Op. Dr. Önen, kontrolsüz yüksek ya da düşük basınç değerlerinin yaratacağı olası problemlerin ortadan kaldırıldığını dile getirdi. Vitreus kesici hızı, bu cihazla dakikada 5000 kesi değerine ulaştığını kaydeden Op. Dr. Önen, “Böylece çok güvenli ve konforlu cerrahi yapma imkanı elde edildi. Böyle bir kesici (Ultravit®) ile retinaya çok yakın çalışılarak membran diseksiyonu ek vitreoretinal enstüraman gereksinimi olmadan tamamlanabilmekte ve olası retina hasarı riski en aza indiriliyor.
Vitrektomi Ameliyatı
Gözün merkezi kısmını dolduran, jel kıvamında şeffaf bir doku olan Viitreusta gelişen komplikasyonların tedavisi hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Op. Dr. Önen, “Viiterusun, gözün hacminin büyük kısmını oluşturuyor ve gözün anatomik şeklinin oluşmasında katkı sağlıyor. Gözün arka segment hastalıkları için yapılan vitrektomi ameliyatları ile vitreus jelinin cerrahi olarak alınması yapılmaktadır. Vitrektomi sonrası vitreus jelinin yerine silikon veya gaz verilebilir. Silikon 6-3 ay sonra alınırken, gaz kendiliğinden emilir ve sonrasında hümor aköz adı verilen göz içi salgısal sıvı ile göz kendiliğinden dolar. Retina dekolmanı durumunda uygulanan en ileri cerrahi operasyon şekli olan vitrektomi ameliyatı, yani vitreus jelinin cerrahi olarak boşaltılması işlemi başarıyla gerçekleştiriliyor” dedi.
“Türkiye’ye 2010 Yılı İçin Bir Adet Kontenjan Ayrıldı”
Vitrektomi ameliyatının, sıvı, ışık ve kesicinin girdiği üç ayrı sklera kesisi ile yapıldığını dile getiren Op. Dr. Önen, “Constellation® ile, yeni teknolojisi sayesinde, eski teknolojiye oranla çok daha hızlı ve sütürsüz teknikle vitrektomi yapılabiliyor. Bu cihaz ile sütürsüz vitrektomi için kullandığımız 23 ve 25 gauge sistemleri en son teknoloji ile sunuluyor. Bu sayede hızlı cerrahinin yanında operasyon sonrası çok hızlı görsel rehabilitasyon elde ediliyor. Eski teknoloji ile çalışan cihazlarda göz içine verilecek gaz konsantrasyonu yardımcı personel tarafından hazırlanırken, Constellation® ile cihazın kendisi cerrahın belirlediği konsantrasyonu otomatik olarak veriyor. Bu sayede kişisel hata faktörü tamamen engelleniyor. Birçok kamu ve özel hastanenin sahip olmak için can attığı bu cihaz, dünyada sayılı sayıda üretiliyor. Türkiye’ye 2010 yılı için bir adet kontenjan ayrıldı. Bu kontenjan, hastanemizin prestiji, hastane yöneticilerinin ve göz kliniklerinin çabası ile ek maliyet getirmeksizin hibe yolu ile Ankara Numune Hastanesine ayrıldı. Vitreoretinal cerrahi için büyük bir adım olarak nitelendirilen bu cihaza Türkiye’de ilk kez ve sadece hastanemizin sahip oldu” diye konuştu.
Sistemik Hastalıklar En Sık Vitreoretinal Cerrahi Uygulanan Grup
‘Vitreoretinal cerrahi’ olarak bilinen gözün arka segmentini, yani vitreus ve retinayı ilgilendiren cerrahi yöntemleri hakkında bilgi veren Op. Dr. Önen şunları söyledi: “Günümüzde retina dekolmanı, intraoküler tümörler, ciddi göz travmasına bağlı arka segment hasarları yanında diyabet, hipertansiyon ve orak hücre anemi gibi sistemik hastalıkların göz komplikasyonlarının tedavisi de başarı ile yapılabiliyor. Ayrıca maküla hastalıklarına bağlı görme kayıpları da bu özel cerrahi ile düzeltilebiliyor. Diyabet ve hipertansiyon gibi sistemik hastalıklar en sık olarak vitreoretinal cerrahi uygulanılan grubu oluşturuyor. Diyabetik retinopati, vasküler yapıyı bozarak, hücre kaybına yol açar. Damar geçirgenliğinin bozulmasına, maküla (sarı nokta) bölgesinde sıvı ve yağlı maddelerin birikmesine ve beraberinde damarı tıkayarak beslenmeyen retina alanlarının ortaya çıkmasına neden olur. Retinada kendiliğinden kanayabilen yeni damarlar oluşur. Retinanın önünde ve içinde oluşan kanamalar gözün arka boşluğuna sızabilir. Retinada damarlı zarlar oluşur ve sonuçta ciddi görme kayıpları, ağrılı göz tansiyonu yükselmelerine neden olur. Kan şekerinin düzenlenmesi ile lazer ve ilaç tedavisine rağmen ilerleyen hastalar vitreoretinal cerrahiye adaydırlar. Günümüzde retina hastalıklarının cerrahi endikasyonları son yıllarda giderek artıyor.”
Retina Yırtığı ve Dekolmanı Olguları Tedavide Yüz Güldürücü
Retina hastalılarının belirtileri ne kadar erken fark edilir ve hekime başvurur ise o denli iyi tedavi edildiğini hatırlatan Op. Dr. Önen, başlıca yakınmaların ise; ani veya yavaş görme kaybı, kırık-eğri görme, ışık çakmaları, sinek uçuşmaları, göz önünde dolaşan cisimler, görüşün perdelenmesi, gelip geçici ve kısa süreli görme kaybı, görüş alanında karanlık bölgeler oluşması şeklinde olduğunu kaydetti. Bu yakınmalar ile gelen hastanın retina muayenesi yapıldığını dile getiren Op. Dr. Önen, özellikle erken tespit edilen retina yırtığı ve dekolmanı olgularında tedavilerin yüz güldürücü sonuçlar verdiğine dikkat çekti.
“Vitreoretinal Cerrahisinde Dikiş Gerekmez ve Skleraya Uygulanan Cerrahi İnsizyon Kendiliğinden İyileşir”
Yapılan cerrahi kesi uzunluğunun milimetrik boyutlarda olduğunu ve ameliyatın göze uygulanan üç delikten yapıldığını dile getiren Op. Dr. Önen, “Her bir kesi gözün arkasına ulaşmak için bir port vazifesi görüyor. İlk portun görevi boşalan vitreusu doldurmak için özel salin solüsyon enjeksiyonu yapılıyor. Ameliyat esnasında devreye giren bilgisayar kontrolündeki vitrektomi ünitesi göz basıncında düşüklüğünü fark ederek göz içine port aracılığıyla otomatik olarak solüsyon veriliyor. İkinci port göz içini aydınlatmak ve cerraha görüş sağlamak için fiber optik ışık kaynağı içeriyor. Üçüncü port ise cerrahi işlemi gerçekleştiren adına prob uç ile standart vitrektomi cerrahisinde 20 gauge uç kullanılıyor. Bu yöntemde kesi her ne kadar milimetrik de olsa dikiş atılması gerekiyor. Hastanemizde uyguladığımız ve sadece 0.5 mm delik gerektiren 23 veya 25 gauge yönteminde dikiş gerekmez ve skleraya uygulanan cerrahi insizyon kendiliğinden iyileşir” diye konuştu.
“Vitreoretinal Cerrahiyi Araç Kullanmaya Benzer”
Op. Dr. Önen, retina ameliyatlarının büyük sterilizasyon önlemleri ile yüksek teknolojinin kullanılmasını gerektirdiğine dikkat çekerek, aksi taktirde sonucunun görme kaybına varabileceğini işaret etti. Vitreoretinal cerrahiyi araç kullanmaya benzettiğini belirten Op. Dr. Önen, aracın teknolojisi ne kadar üstün ve yeni ise o kadar güvenli yol alındığını hatırlatarak, vitrektomi cihazlarının ulaştığı son noktanın ise Constellation® kompakt cihazı olduğunu söyledi.
Resim: Şematik üç port vitrektomi görünümü
2 Temmuz 2010 Cuma
AÇIK AÇILI GLOKOMDA RİSK FAKTÖRLERİ NELER?
Açık açılı glokomun körlüğün önemli nedenlerinden biri olduğunu belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Oya Kurnaz Tekeli, görme kaybının optik sinir hasarı sonucu meydana geldiğini kaydetti. Doç. Dr. Tekeli, bu tip vakaların genellikle sinsi seyirli olup, ilerleyici bir durum sergilediğini vurguladı. Hastalığın etiyo-patogenezinin tam olarak bilinmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Tekeli, “Birden fazla nedenden ileri gelen bir hastalık olup, genetik ve çevresel faktörden etkileniyor. Glokomu kontrol etmek için en iyi yol erken tanı ve erken tedavi. Bu nedenle risk faktörlerinin bilinmesi önemli. Artmış göziçi basıncı (GİB) bilinen en iyi risk faktörü olmasına rağmen, normal GİB varlığında da glokomatöz optik sinir hasarı gelişebilmesi diğer bazı faktörlerin de önemini ortaya koyuyor” dedi.
“60 Yaş Üzerinde Glokom Olasılığı Artıyor “
Glokom çocuk ve gençlerde de görülmesine rağmen, gelişiminde yaşın önemli faktörlerden biri olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Tekeli, 60 yaş üzerinde glokom olasılığının arttığını ancak, siyah ırk için ise bunun 40 yaş olduğunu dile getirdi. Yaşlanmanın etkisi ile trabeküler ağda kanallarda daralma ve büzülme oluşarak dışa akımın azalabildiğini ifade eden Doç. Dr. Tekeli, “Göziçi basıncı normalden yüksek olan hastalarda glokom gelişme riskinin arttığını belirtti. GİB’ı 21-25mmHg arasında olanlarda 5 yılda glokomatöz hasar gelişme insidansı yüzde 2.6-3, 26-30mmHg arasında yüzde 12-26, 30mmHg’dan yüksek olanlar için ise yüzde 42 olarak ifade ediliyor” diye konuştu.
“Glokomlu Akrabası olan Kişilerde Glokom Ortaya Çıkma Riski Daha Fazla”
Glokom prevalansında etnik farklılıkların olması ve aile hikayesinin, hastalığın kalıtsal olduğunu desteklediğini dile getiren Doç. Dr. Tekeli şu bilgileri verdi: “Glokomluların küçük bir kısmı Mendelian kalıtım göstermekle beraber, bu hastaların akrabaları genel popülasyona göre artmış risk altında bulunuyor. Baltimore Göz çalışmasında glokomlu kardeşi olan kişilerde glokom riski 3.7 kat daha fazla saptanmışken, Rotterdam göz çalışmasında glokomlu akrabaları olanlar için bu risk 9.2 kat daha fazla saptanmıştır. Glokom siyahlarda beyazlara göre 3-4 kat daha fazla görülmekte ve bu grupta hastalık daha sık körlükle sonuçlanmaktadır.”
“İnce Santral Kornea Kalınlığı ve Miyopi Varlığında Glokom Gelişme Riski Yükseliyor”
Oküler hipertansiyon çalışma grubu glokom gelişimi için santral kornea kalınlığının (SKK) kuvvetli bir faktör olduğunu bildiren Doç. Dr. Tekeli, “Bu çalışmada SKK’ı 555mikrondan ince olanlarda, SKK 558 mikrondan daha kalın olanlara göre glokom geliştirme riski 3 kat daha fazla bulundu. Miyoplarda glokom riski 2-3 kat daha fazla. Bu birliktelik düşük miyoplar için daha az iken orta ve yüksek derecedeki miyoplar için daha fazla” dedi.
Glokom ile Diabetes Mellitus
Çoğu çalışmada glokom ile diabetes mellitus (DM) arasında zayıf bir birliktelik gösterildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Tekeli, DM’un anlamlı bir risk faktörü olup olmadığı tartışmalı bir konu olmasına rağmen, bu hastaların belirli aralarla GİB kontrolünün yapılmasında fayda olduğunu söyledi.
Düşük Diastolik Perfüzyon Basıncı Glokomatöz Hasar
Düşük diastolik perfüzyon basıncının glokomatöz hasar gelişmesinde önemli bir faktör olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tekeli şunları söyledi: “Genellikle vasküler faktörler (sistemik hipertansiyon, ateroskleroz, vazospazm) normal basınçlı glokomun gelişiminde rol oynar. Hipertansiyonda artmış periferal vasküler direnç glokomatöz hasarda rol oynayabilir. Optik sinir başı kan akımı açısından sistemik tansiyonun dengede tutulması önemlidir.”
Kortikosteroide Bağlı Glokom
Kortikosteroidler GİB’da artışa ve aközün dışa akım kolaylığında azalmaya yol açabildiğini ifade eden Doç. Dr. Tekeli, “Kortikosteroide bağlı glokom, herhangi bir yaş grubu ve cinste göz veya sistemik hastalık için kullanılan steroid tedavisinden sonra oluşabilir. Normal popülasyonun yaklaşık 1/3’’ü topikal kortikosteroid kullanımından sonra GİB’da orta derecede bir artış yaşar GİB yükselmesi steroid tipi, gücü, dozu, süresi ve veriliş yolu (örneğin:topikal , perioküler, intraoküler ve sistemik ) ile ilişkilidir. Steroid alan tüm hastalar kortikosteroide bağlı glokom gelişimi için bir potansiyele sahip olmalarına rağmen, bazı kişiler yüksek risk altındadır. Risk faktörleri; primer açık açılı glokom (PAAG), ailede PAAG hikayesi, yüksek miyopi, DM, yaş, bağ dokusu hastalığı, travmatik açı çekilmesi glokomu, Cushing sendromudur. GİB’daki yüselme steroidlerin verilmesinden sonra birkaç saat gibi kısa bir sürede veya aylardan yıllara gibi uzun bir sürede oluşabilir” dedi.
“Önemli Bir Risk Faktörü Psödoeksfolyasyon"
Psödoeksfolyasyon (PEX), sistemik dokular ve gözde hücre dışı fibriler materyal birikimi ile karakterize bir tablo olduğunu dile getiren Doç. Dr. Tekeli, “Genellikle yaşlı insanlarda lens üzerinde, pupil kenarında veya gözün diğer ön segment yapılarında beyaz, kepek benzeri bir oluşum ile kendini gösterir. Vücutta pek çok organda eksfolyatif materyal biriktiği saptanmıştır . Sistemik birikimin klinik önemi bilinmemesine rağmen, gözdeki birikimler GİB artışına yol açabilir. Bu bireylerde PEX olmayanlara göre glokom gelişme olasılığı 6 kat fazladır. Göz muayenesi olmaksızın bu birikimlerin hasta tarafından bilinmesi mümkün değildir” diye konuştu.
Doç. Dr. Tekeli, risk altındaki hastaların belirli aralarla muayene olmaları gerektiğini kaydederek, hastalığın zamanında tanı ve tedavisi ile ilerlemesinin engellenebildiğine dikkat çekti.


