2 Ocak 2014 Perşembe

Vücudunuz Alarm Veriyor Olabilir!

Sık sık idrara çıkıyorsanız, idrar yaparken yanma, kanama, idrar kaçırma, ani sıkışma, gece idrara kalkma, idrarı tam olarak yapamama veya zorlanma yaşıyorsanız mutlaka en kısa zamanda bir üroloji hekimine başvurun. Vücudunuz size hastalandığınıza dair sinyal veriyor olabilir… 

Erkeklerde daha sık görülen mesane kanseri ile ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. Basri Çakıroğlu’ndan öğrendik…

- Mesane Kanseri nasıl oluşur? 
Mesane tümörleri (İdrar Kesesi Tümörleri), Mesane (idrar kesesi) kanseri, mesanenin duvarını oluşturan dokulardan kaynaklanan kötü huylu tümörlerdir. Mesane kanserlerinin %90'ı transizyonel hücreli karsinomlar adı verilen mesanenin iç yüzeyini döşeyen hücrelerden kaynaklanan tümörler oluşturur. Erkeklerde prostat, akciğer ve kalın barsak kanserlerinden sonra dördüncü sıklıkta görülen kanser türüdür.

- Kimlerde ve hangi yaş grubunda daha sık görülür?
Mesane kanseri, prostat kanserlerinden sonra günümüzde erkekler arasında en sık görülen kanserlerdendir (genitoüriner sistemin 2. sık kanseridir). Erkeklerde kanser vakalarının yaklaşık olarak yüzde 10'nu oluşturur. Kadınlarda en sık görülen sekizinci kanser türüdür. ve tüm kanser vakalarının yüzde 4'ünü oluşturur. Mesane kanseri çocukluk dahil her yaşta olabilir. Ortalama görülme yaşı 65-70’dir. Vakaların 2/3’ü 65 ve daha üstü yaşlarda görülür. 35 yaşın altında nadir görülür, ancak hızlı sanayileşme ile birlikte bu tümörlerde yaş sınırı giderek aşağıya çekilmektedir. Erkekler kadınlardan 2-3 kat daha fazla mesane kanserine yakalanırlar. Tanı konulan vakaların yüzde 85’inde kanser mesaneyle sınırlı, yüzde 15’inde ise çevre dokulara veya uzak organlara yayılmalar mevcuttur.

Görülme sıklığı yaşla orantılı olarak artar. Genç yaşta görülen tümörler genelde daha iyi histolojik yapıya sahiptirler ve daha iyi bir seyir gösterirler. Mesane tümörlerinin sıklığı bölgelere ve ülkelere göre değişkenlik gösterir.

- Mesane kanserinde risk faktörleri nelerdir?
Günümüzde yüzeysel ve yavaş ilerleyen mesane tümörlerinin genetik yatkınlığından söz etmek mümkündür. Birçok tümör baskılayıcı genin inaktivasyonu mesane kanseri oluşumunda rol oynadığı bildirilmektedir.
Mesane kanserinin gelişimindeki en önemli risk faktörleri sigara içmek, erkek cinsiyette olmak ve sağlıksız beslenmedir. Mesane kanserine karşı:

• Genetik yatkınlığı olanlar,
• Sigara içenler,
• İleri yaştakiler,
• Erkekler,
• Beyaz ırktan olanlar,
• Yağlı ve kızarmış yiyecekleri aşırı tüketenler,
• Kimyasal madde, boya, lastik, deri sanayinde çalışan işçiler,
• Kuru temizleyici, kağıt sanayi, petrol sanayi, kozmetik sanayi, diş teknisyenliği, gaz ve alüminyum sanayinde çalışanlar,
• Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçirenler,
• Uzun süre mesane taşı hastalığı olanlar,
• Uzun süreli sonda veya kateter takılanlar,
• Uzun süre fenasetin etken maddesini içeren ağrı kesici kullananlar,
• Mesane bölgesine yüksek doz ışın tedavisi uygulananlar (risk 4 kat artmaktadır),
• Kemoterapi uygulamaları görenler risk altındadır.

- Mesane kanserinin belirtileri nelerdir?
Mesane tümörünün en sık bulgusu idrarda ağrısız pıhtılı kanamadır. İdrarda ağrısız ve aralıklı kanama, hastaların yaklaşık yüzde 85’inde görülmektedir. Kanama gözle görülebilir veya mikroskopik olarak görülen kanamalar şeklinde olabilir. Bazı hastalarda sistitizm dediğimiz bulgular olabilir. Sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, zor idrar yapma gibi yakınmalar da mesane tümörünün ilk belirtileri olabilir. Kanama ile idrardan pıhtılar da gelebilir. Yayılıma bağlı ağrı olabilir, ileri evrede diğer kanserlerde de görülen halsizlik yorgunluk, kilo kaybı, kemik ağıları, sırt ve baş ağrıları, kanlı balgam, sarılık ile kendini gösterebilir. Böbrek boşaltım kanallarını tıkarsa böbrek ağrısı ve üre yükselmesi olabilir. Bunların yanı sıra karın alt bölgesinde veya bel bölgesinde ağrı bu yakınmalara eşlik edebilir. Hastalarda genellikle tipik bir muayene bulgusu yoktur. Ancak ileri evre ise karın bölgesinden hissedilebilir. Karaciğerde büyüme ve omuzda beze ele gelebilir.

- Tanı nasıl konulur?
Tanıda idrar tetkikleri önemli yer tutar. Tam idrar tahlilinde idrarda kan hücrelerinin (eritrosit) görülmesi tümör şüphesini ortaya koymalıdır. İdrar Sitolojisi (İdrarın bir patolog tarafından incelenip kanser hücrelerinin saptanmasına dayanan bir yöntem) yapılması gerekir.

- Tedavi şekli nasıldır?
Mesane kanserinin tanısı konulduktan sonra tümörün büyüklüğü ve yerleşimine göre yapılacak ilk tedavi seçeneği cerrahidir. TUR adı verilen yöntemle mesane tümörü sistoskop kullanılarak çıkarılır. Cerrahi müdahale sonrasında mesanede kalan tümör hücrelerinin tekrar çoğalarak tümör oluşturmaması ve mesanenin daha derin katlarına ilerleyerek çevre dokulara sıçramaması için özel tıbbi ilaçlar mesane içerisine verilerek kalan tümör hücreleri yok edilebilir. Bu tedavilerin tümüne intravezikal tedaviler denir. Genellikle hastanede yapılır. Mesaneye ince bir kateter yerleştirilerek ilaç mesaneye verilir. Bu tedavi sıklıkla haftada bir 6 hafta süreyle uygulanır. Uygulanan bu haftalık tedavinin sonrasında size önerilecek zamanlarda kontrole gelmeniz ve koruyucu tedavilerinize devam etmeniz gerekir. Tedavi sonrasında sıklıkla 3 ayda bir sistoskopi ve idrar sitolojisi tetkiklerinizi yaptırmanız önerilir.
Tümör adale tabakalarına tutmuş ise özellikle genç ve genel durumu iyi olan hastalarda mesanenin tamamen çıkartılması (Radikal Sistektomi) ve ardından barsaktan mesane yapılması en ideal tedavi yöntemidir. Bu ameliyat sonrası idrar yoluna bağlanan barsak mesane uygun hastalarda hasta konforu açısından en iyi yöntemdir. Buna uygun olmayan hastalarda karında idrar torbası taşınan yöntem uygulanır. Bu ameliyatlar günümüzde laparoskopik hatta robotik olarak da yapılmaktadır.

- Sistektomi nedir ve nasıl uygulanır?
Mesane kas tabakasına yayılmış ama uzak dokulara yayılmamış hastalığı olanlarda kullanılan bir tedavi yöntemidir. Uzak dokulara yayılımı olan ama tümöre bağlı aşırı derecede kanaması olan hastalarda da kullanılabilir.

Cinsel istek azlığının tek ve geçerli tedavi yöntemi

Birçok evliliğin bitmesinin nedenlerinden biri de cinsel istek azlığı...

Bu sorunun arkasında ise ergenlik döneminde aile ve çevreden görülen baskı geliyor... Sonuç ise mutsuz evlilikler...

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Memorial Hastanesi’nden Uz. Klinik Psikolog Ayşe Elif Orhon, kadın cinsel işlev bozukluklarından biri olan “istek azlığı”nın en çok bilinen kadınsal cinsel bozukluk olan “vajinusmus”tan da daha sık görüldüğünü söyledi.

Cinsel birleşmeye engel olmadığı için kadınların tedavi için başvurmadığını ifade eden Orhon, ancak bu durumun çiftin ilişkisini olumsuz etkilediğini kayeddit.

Yanlış evlilikler

Diğer tüm cinsel işlev bozukluklarında olduğu gibi cinsel istek bozukluğunun da fizyolojik ve psikolojik birçok nedeni bulunuyor. Çoğu durumda bu nedenler bir arada rol oynayarak hastalığın ortaya çıkışına sebep oluyor. Ayşe Elif Orhon hastalığın ortaya çıkmasındaki etken faktörleri şu şekilde sıraladı:

• Psikoseksüel gelişim aşamalarında ortaya çıkan aksaklıklar
• Erken çocukluk dönemine ait bilinçaltı çatışmalar
• Cinselliğe dair gerçeküstü ve hatalı beklentiler
• Cinselliğe dair edinilmiş hatalı bilgiler
• Hatalı öğrenilmiş davranışlar
• Utanç, suçluluk, günahkârlık duygularına kapılma
• Cinselliğin yasaklandığı tutucu ve katı ahlak kurallarının bulunduğu toplumlarda yetişme
• Evlilik problemleri ve çatışmaları
• Eşler arası uyumsuzluk
• Eşlerin ikisinden birinde cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen psikiyatrik bir hastalığın bulunması (depresyon gibi)
• Kişinin kendi bedenine, özellikle cinsel organlarına dair olumsuz düşünceler içerisinde olması

Her şey ergenlikte başlıyor

Cinsel istek azlığı ergenlik döneminden itibaren başlar ve tedavi edilmediğinde yaşam boyu devamlılık gösteriyor. Özellike katı ve tutucu toplumların bu cinsel işlev bozukluğunun ortaya çıkışında büyük etkisi bulunuyor.

Çok küçük yaşlardan itibaren uygulanmaya başlayan cinsel yasak ve baskılar kişilerin cinsel güdülerini bastırmasına ve zamanla cinselliğe ve kendi bedenine yabancılaşmasına neden oluyor.

Bazı durumlarda ise önceleri bir problem yokken sonradan cinsel istek azlığı ortaya çıkabiliyor. Ayşe Elif Orhon bunun nedenlerini ise şöyle sıraladı:

• Kronik hastalıklar
• Kişinin kullandığı ilaçlar
• Alkol kullanımı
• Uyuşturucu madde kullanımı
• Menapoz
• Emzirme dönemi
• Psikiyatrik bozukluklar
• Eşler arası çatışmalar
• Kişinin cinsel bir travma yaşamış veya cinsel şiddete maruz kalmış olması

Tedavisi var mı?

Orhon, cinsel istek azlığının tek ve geçerli tedavi yönteminin cinsel terapi olduğunu söylüyor ve ekliyor "Cinsel istek azlığı yaşayan kadınlar uzmana başvurmadığı ve tedavi edilmediğinde yaşayacakları haz deneyiminden vazgeçmiş olurlar ve partnerleriyle ilişkileri ciddi şekilde etkilenir. Bunun nedeniyse cinsel ilişki çiftler arasındaki bir iletişim ve yakınlaşma şekli ve sürecidir. Bu süreçte meydana gelen aksaklıklar hem bireyi hem de çiftin ilişkisini olumsuz yönde etkileyip sekteye uğratabilmektedir."

Cinsel işlev bozukluklarının hepsinde olduğu gibi cinsel istek azlığı da çiftin ortak yaşadığı bir problem ve terapiye iki kişinin de katılımını gerektiriyor. Dolayısıyla terapide partnerin eşlik etmesi, destekleyici bir tutum içerisinde olunması büyük önem taşıyor.

Her altı kadindan birinin derdi bu!


Her 6 kadından birinde vajinal bölgede aniden başlayan ağrı, yanma, batma ve kaşıntı ile kendini gösteren nedeni kesin olarak belirlenemeyen ''Vulvadini'' hastalığı görüldüğü belirtildi. 

Hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavinin bulunmadığını ifade eden Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) 2. Başkanı, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ali Baloğlu, antidepresanlar ve ağrı kesici kremlerin kullanılabileceğini kaydetti.

Doç. Dr. Ali Baloğlu, tıpta 'Vulvadini' diye bilinen hastalığın vajina ve çevresinde görülen, zamanla kronikleşen bir hastalık olarak tanımlandığını vurgulayarak, "Dünya genelinde hastalığın görülme sıklığı yüzde 16-18'dir. Her 6 kadından biri, yaşamının bir döneminde, vajinal bölgede ağrı, yanma, batma ve kaşıntı şikayetleriyle hekime başvurmaktadır. Birçok kadın ise bu durumu saklamakta ve hekime başvurmamaktadır" dedi.

TAMAMEN YOK ETMEK MÜMKÜN DEĞİL
Vulvadini hastalığında şikayetlerin yeri ve derecesinin gün içerisinde dalgalanmalar gösterdiğini ifade eden Baloğlu, ağrıların kalıcı, dönemsel, yaygın ya da bölgesel olabileceğini söyledi. Baloğlu, Vulvadini'ye etki eden birçok faktörün olduğunu ancak kanıtlanmış bir neden bulunamadığını belirterek, vajinal bölgedeki sinirlerde zedelenme, mantar enfeksiyonlarına karşı aşırı hassasiyet, ped ve tuvalet kağıdı gibi çevresel faktörlere karşı alerji, idrar ve bölgedeki kasların yapısının en önemli etkenler olduğunu kaydetti. Hastalığı tamamen ortadan kaldırıcı bir tedavinin bulunmadığını ancak dönemsel olarak şikayetlerin giderilmesini sağlayan tedavilerin yapılabildiğini ifade eden Baloğlu, tedavide özellikle sakinleştirici özelliği olan antidepresanların kullanıldığını söyledi.

Baloğlu, antidepresanların hastalığa bağlı gelişen psikolojik bozuklukları önlediğini, sinir ve kas sisteminde rahatlama sağladığı için ağrılı bölgede gevşemeye neden olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Antidepresanlar, bu ve benzeri nedenlerden dolayı diğer krem ya da ağrı kesicilerden daha etkilidir. Bununla birlikte çeşitli ağrı kesici kremler, mantar ve enfeksiyon tedavisinde kullanılan antibiyotikler, adalelerin rahatlaması için fizik tedavi uygulamaları ve psikolojik davranışsal terapi yöntemleri uygulanmalıdır. Tedaviler, tek tek değil bir arada uygulanmalıdır. Bu yöntemlerle hastalığın tedavisindeki başarı oranı yüzde 60'ı geçmemektedir."

CERRAHİ TEDAVİ MÜMKÜN
Baloğlu, bu yöntemlerden sonuç alınamadığı durumlarda cerrahi yöntemin de bir seçenek olduğunu ifade ederek, "Ağrılı bölge ameliyatla çıkartılıyor ancak bu yöntemde de hastaların yüzde 10'unda bir süre sonra hastalık tekrarlıyor" diye konuştu.

Cerrahi müdahale sonrasında fiziksel bir deformasyonun da söz konusu olduğunu dile getiren Baloğlu, operasyon sonrasında hastaya psikolojik destek verilmesi gerektiğini söyledi. Baloğlu, hastalığın kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğine, sosyal yaşamdan, iş hayatından koparabildiğine ve cinsel yaşamdan uzaklaştırabildiğine dikkati çekerek, bu ve benzeri kısıtlamaların kadında güven kaybına yol açabildiğini kaydetti. Vulvadini hastalığına bağlı olarak cinsel yaşamında sorun yaşayan, bu nedenle eşinden uzaklaşan birçok kadının aile düzeninin bozulduğunu belirten Baloğlu, aktif yaşamdan kopan kadının bir süre sonra içine kapanmaya başlayabileceğini, öz güvenini yitirebileceğini söyledi.

ÖNERİLER
Vulvadini hastalığından korunmak için genital bölgenin çok sık yıkanmaması, temizlikte sabun kullanılmaması, bölgenin yıkandıktan sonra iyice kurulanması gerektiğini anlatan Baloğlu, şu önerilerde bulundu:
"- Parfümlü tuvalet malzemeleri kullanmayın,
- Genital bölgeye asla sprey ya da parfüm sıkmayın,
- Çamaşırlarınızı yıkarken daha önceden bilmediğiniz deterjanları kullanmayın,
- Yüzde 100 pamuklu iç çamaşırı tercih edin,
- Tayt giymekten kaçının,
- Sürtünmeye neden olacak bisiklete binme gibi aktivitelerden mümkün olduğunca uzak durun,
- Gece yatarken mümkünse iç çamaşırı ve pijama altı giymeyin."

Acaba ben rüküş müyüm?

Bazen moda diye giyindiğiniz şeylerin aslında büyük bir hata olduğunu ancak çevrenizdekiler sizi uyarınca anlıyorsanız modanın hatalarından ders almalısınız.

Ünlü isimlerin yaptığı moda hatalarını gerek dergilerden gerekse televizyonlardan öğrenebiliyorsunuz. Peki ya sizin yaptığınız hatalar? Onları nereden öğrenmeyi düşünüyorsunuz? Siz bu sorunun cevabını düşünürken biz de sizlere modanın çok sık rastlanan hatalarını göstermeyi bir borç biliyoruz.

YANLIŞ DURUŞ

Anneniz belki de sizi genç kızlığınızdan beri uyarıyor, fakat siz bir türlü doğru şekilde durmayı başaramıyorsunuz. Oysa bir elbiseyi doğru şekilde taşımak istiyorsanız işe dik durarak başlamalısınız. Dik durmak sizi en azından 1 ya da 2 kilo daha zayıf gösterecektir. Dik durmak derken mutlaka kafanızda kitap taşır gibi yürüyün demiyoruz, fakat en azından omuzlarınızı dik tutmalısınız.


İÇ ÇAMAŞIRI

Dışınızın güzel görünmesi sizin için ne kadar önemliyse içiniz de o kadar önemlidir. Örneğin dar bir pantolon altına giyeceğiniz lastikleri kalın bir iç çamaşırı kalçanızı çok çirkin gösterecektir. Bunun yerine kalçayı kaldıran ve izleri belli olmayan bir iç çamaşırı seçebilirsiniz. Aynı şey sutyen seçiminde de geçerlidir. Bazen yanlış sutyen seçimi nedeniyle göğüsleriniz sarkık, büyük ya da olduğundan küçük görünebilir. Bu nedenle iç çamaşırı konusunda hassas davranmalısınız.


FARKLILIK

Alışverişe gittiğinizde her zaman aynı tür şeylerden almaktan vazgeçmelisiniz. Çünkü aynı şeyleri giymek modayı takip etmenizi engeller. Mutlaka en yeni modelleri giyinmeniz gerekmiyor, fakat zaman zaman kendinize yakışan farklı şeyleri almaktan da çekinmemelisiniz. Eski bir eteğinizle yeni moda bir bluzu kombine edebilir, farklı bir tarz yaratabilirsiniz.


MODA KURBANI

Modayı takip etmek demek her şeyi giyebileceğiniz anlamına gelmiyor. Örneğin; dar elbiseler moda olabilir, fakat kilolu biriyseniz bu dar elbiselerden giyinmek mecburiyetinde değilsiniz. Çünkü olduğunuzdan daha kilolu görünebilirsiniz. Yaşınıza, vücut şeklinize ve yaşam tarzınıza uygun seçimler yapmaya dikkat etmelisiniz.


Cilt tipinize göre ürün seçebilir misiniz?

Tüm kadınlar gibi pürüzsüz, muhteşem bir cilde sahip olmak istiyorsunuz. Peki bunun için tek çare mucizeler vaat bir kreme küçük bir servet yatırmak mı? Uzmanlar, “Sadece doğru ürün seçin” diyor.

Genç ve güzel bir yüze sahip olmanın ışıl ışıl parlayan, gergin bir ciltle aynı anlama geldiğini artık hepimiz biliyoruz… Böyle bir cilde sahip olmak içinse, önümüze her gün yeni bir yol seriliyor: mucizeler vaat eden kremler, küçük estetik girişimler, besin takviyeleri ve cerrahi operasyonlar…

Bunların arasından bir seçim yapmak pek de kolay değil. Özellikle, kozmetikler en iddialı ve zahmetsiz vaatlerle her gün karşımıza çıkıyorlar. Ancak o küçük kavanozların pek çoğu adeta bir mücevher değerinde…
Peki, pahalı kozmetik gerçekten etkili kozmetik midir? Uzmanların bu soruya yanıtı; “en iyi kozmetik cildinize en uygun olandır” şeklinde. Pahalı kozmetikler, elbette bu alanda yapılan en son araştırmaların ışığında en iyi etken maddeler kullanarak uzun çalışmalar sonucu üretiliyorlar. Fakat sizin cilt tipinize uymayan birini seçtiğinizde fayda sağlamanız pek de olası değil. Kısaca yapmanız gereken, önce tam olarak cilt tipinizin nasıl olduğunu öğrenmek ve bu cilt tipi için önerilen ürünleri tercih etmek. Dermatoloji uzmanı Dr. Makbule Dündar, sizler için önce her bir cilt tipinin özelliklerini sıraladı sonra da bu doğrultuda hangi ürünün, nasıl kullanacağını anlattı.

Cilt tiplerine göre ürün seçimi:
 
Normal cilt: Görünümü şeffaf, nem ve yağ durumu dengeli, gözenekler kapalı ve pürüzsüz bir cilt tip normal cilt olarak kabul ediliyor. Kullanılabilecek ürünler: Krem veya süt tipi temizleyici, alkol oranı normal tonik (yüzde 5-7.5) hafif bir nemlendirici ve peeling krem. Otuzlu yaşlarda itibaren haftada 1-2 günden başlayarak uygulanan besleyici gece kremi, göz çevresi kremi ve maskeler.

Kuru cilt: 
Görünümü mat, yağ salgılanması normalin altında ve nem oranı çok düşük bir cilt tipi. Gözenekler ufak ve kapalı. Kullanılabilecek ürünler: Krem veya süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yoğun bir nemlendirici, yoğun yağ ihtiva eden besleyici gece kremi, nem ve yağ depo edici maskeler, göz çevresi ve boyun kremleri, peeling krem, yaş ilerledikçe serumlar ve ampuller.

Karma cilt: 
T bölgesi (alın, burun ve çene) yağlı, yanaklar ve göz çevresi daha normal ve kurudur. Nemsizlik söz konusu olabilir. Yağlı kısımlarda gözenekler açık olabilir, siyah nokta ve sivilce görülebilir. Diğer bölgelerde gözenekler kapalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Süt ve jel tipi temizleyici, alkol oranı düşük tonik (yüzde 3-5), cildin ihtiyacına göre nemlendirici, temizleyici, sıkılaştırıcı maskeler, peeling krem, otuzlu yaşlardan itibaren cildin ihtiyacına göre gece kremi ve göz çevresi kremi.

Hassas cilt: 
Deri, damarları gösterecek kadar incelmiştir. Kızaran, kaşınan dalga dalga olan ve yanan bir cilt türüdür. Kötü koşullara hemen reaksiyon gösterir. Susuz ve çok gerilen ciltlerdir. Kullanılabilecek ürünler: Süt tarzı temizleyici, alkolsüz tonik ve hassasiyet giderici bakım kremi.

Yağlı cilt: 
Görünümü parlak ve yağlıdır. Gözeneklerin içi dolu ve açık, siyah noktalı, sivilceye müsait cilt tipidir. Yağlı cildi 3’e ayırmak mümkün: Problemsiz yağlı cilt: Cilt parlak, nem oranı normal, gözenekler açık ve içleri genellikle siyah noktalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Jel tipi temizleyici, alkollü tonik, çok hafif nemlendirici, temizleyici- sıkılaştırıcı maskeler ve peeling krem.

Yağlı ve hassas cilt: 
Cilt yağlı olmasına rağmen nemsizdir. Geniş gözenekler boş da olabilir. Deri hassasiyete bağlı hafif kırmızıdır; pul pul kalkabilir. Kullanılabilecek ürünler: Süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, çok hafif nemlendirici, hassasiyet giderici kremler, pomatlar, hassasiyet giderici ve yağ dengeleyici maskeler.

Akneli yağlı cilt: 
Yağ salgısı normalin üstünde olduğundan devamlı parlayan bir cilttir. Sivilce, akne ve siyah nokta yoğundur. Gözenekler genişlemiş, içleri doludur. Nem oranı normaldir. Kullanılabilecek ürünler: Akne; mutlaka bir dermatolog denetiminde, medikal olarak tedavi edilmelidir. Medikal tedaviye ek olarak günlük bakımda verilebilecek ürünler; sabun veya jel tipi temizleyici, alkol oranı yüksek tonik, çok hafif nemlendirici, temizleyici ve sıkılaştırıcı maskeler.

Olgun cilt: 
Olgun cilt, hücrenin yaşam ritminin yavaşlaması sonucu oluşan bir cilt tipidir. 60’lı yaşlara doğru yağ bezeleri ifrazatında yüzde 50’nin üzerinde azalma olur. Deride incelme, sarkma, derin çizgiler ve cilt lekeleri meydana gelir. Özellikle 35 yaşından itibaren uygulanan kürler, cildin güzelliği için önemlidir. Kullanılabilecek ürünler: Süt veya krem tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yoğun nemlendirici, besleyici, hücre yenileyici bakım kremi, yağ ve nem depo edici hücre yenileyici maskeler, serim, ampuller ve peeling krem.Günümüzde oldukça etkili anti aging programları dermatologlar gözetiminde uygulanmakta ve doğru medikal kozmetik ürünler dermatolog denetiminde kullanıldığı zaman yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir.

1 Ocak 2014 Çarşamba

“SAĞLIK HABERİNİN SAĞLIKLI İLETİŞİM STRATEJİSİ NASIL OLMALI?”

SAĞLIK HABERCİLİĞİNE YÖN VERENLER

Gelişmiş ülkelerde sağlık hizmeti veren kuruluşların birlik dernek, vakıf ve benzeri organizasyonlar aracılığıyla gazetecilere verilecek beyanatlarda, haber ve bilgilerde uyulması gereken kuralları belirli standartlarla tanımladığını kaydeden Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Zülfikar Damlapınar, “Bu açıdan, ülkemizdeki gazeteciler de  kendi arasında benzer bir standardı yakalamalı, aldıkları haber ve bilgilerin en geniş, gerçeği yansıtan ve kullanışlı olabilmesini sağlamaya dayalı bir iletişim stratejisi belirlemelidir” dedi. 

Sağlıkla ilgili haberlerin medyada kendine özgü kuralları vardır. Gazetecilerin bu kuralları aynı zamanda bir kalite standardı kabul etmesi gerekir.Böylece hazırlanan sağlık haberlerinin kalitesi de yükselecektir. Sosyo-ekonomik seviyenin geliştiği, eğitim düzeyinin yükseldiği ülkelerde sağlığa dair konu, sorun, olay ya da olgulara verilen önemin giderek arttığını dile getiren Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Zülfikar Damlapınar konu ile ilgili şunları söyledi:  “Bireyler artık daha geniş sosyal haklar, refah, özgürlük ve demokrasi istediği gibi daha fazla sağlık hizmeti de talep etmektedir. Sağlıkta hem hizmet verenler hem de alanlar açısından karşılıklı olarak daha fazla beklenti, talep, ihtiyaç, memnuniyet ve fayda aranıyor. Kitle iletişim araçları da bu toplumsal talep karşısında sağlıkla ilgili konulardaki haber, yorum, program ve bilgilerini daha çok içerik, daha farklı söylem ve daha geniş kanallarla iletme peşinde. 

Türkiye’de 20. yüzyılın sonlarından günümüze aynı süreci görmemiz mümkün. Sadece yayıncılıktaki gelişimi değerlendirdiğimizde benzer bir sonuca ulaşabiliriz. Toplumsal, siyasal, ekonomik şartlar değiştikçe gelişen yayıncılık ve sağlık iletişimi süreci buna göre kendisine bir yol haritası buldu. İlk televizyonculuk yayıncılık deneyimimizde görülen sorunlar, profesyonel haber kanallarının yayın hayatına başlaması, yayın çeşitliliğinin artışı ve diğer ana akım yayınlarda sağlığın daha geniş bir içerik olarak değerlendirilmesi, müspet gelişmeler olarak görülebilir. Ancak önemli konu sadece içeriğin gelişmesi değil aynı zamanda sağlık gibi hem tıp deontolojisini isteyen ve gazetecilik açısından da basın ahlâkını arayan bir konuda önemli, yaygın ve derin sorunlarımız da acil ve kalıcı çözümler bekliyor.

Sağlıkla İlgili Konuların Diğerlerinden En Önemli Farkı, Sürecin Özünde Yatan “İnsan Hayatı”dır
Sağlıkla ilgili konuların diğerlerinden en önemli farkı, sürecin özünde yatan “insan hayatı”dır. Ancak burada konu sadece yaşayakalma değil aynı zamanda sağlıklı ve rahat  bir hayat sürebilmedir. Birçok dilde benzerlerini duyabileceğimiz “her işin başı sağlık” deyimi yeterli bir açıklamadır. Kitle iletişim araçlarının sağlıkla ilgili ilettiği haber ve bilgiler, etkileri bakımından “geri döndürülemez”, “geri alınamaz” özellikler taşır. Yanlış bir bilgilenme neticesinde, her hangi bir alıcının kendine ya da başkasına verdiği zarar, kitle iletişim araçlarından öteki konularda aldığı yanlış bilgilerden dolayı uğradığı zararla karşılaştırılamaz. Üstelik, sağlıkla ilgili çoğu konu bilimsel karmaşıklık derecesi yüksek olan, bireylerin algılamakta, anlamakta ya da kavramada zorlanabileceği türden kavramlar, olgu ya da olaylar içerebilir. Böyle bir durumda haber metni yazmak diğer konulardaki haber metinlerini hazırlamaktan çok daha önemli ve zor bir sorumluluktur.  

Vereceğiniz Haber Hasta, Sakat ve Çocuklara Aitse Bir Kez Daha Düşünün
Amerikalı yazar James Carey’in özetle ve isabetle vurguladığı gibi, “Hekimlerin hatalarını gömdükleri, avukatların ise astıkları” şeklindeki deyişe James Carey “Gazeteciler ise yayın[m]lamaktadır ”* diyerek bir eklemede bulunmaktadır . Bunun için sağlıkla ilgili haberlerin önemine binaen, hem basın ahlâkı hem tıbbi deontoloji ilkelerini birleştiren önemli etik kodlar uluslararası birçok örgütün gündeminde yer bulmuş ve tartışılmıştır. Bu çalışmalardan birinde sağlık muhabirleri için öngörülen etik kodlar şöyle sıralanmıştır:
• Önce zarar verme.
• Araştır ve doğruyu bul.
• Umut verme.
• Kendine “bu haberden kim yararlanır?” sorusunu sor.
• Haber kaynağının gizliliği ilkesini unutma.
• Vereceğiniz haber hasta, sakat ve çocuklara aitse bir kez daha düşün.
• Özel hayatı ve insanların acılarını haber yapma.
• Acıyı duygu sömürüsü için asla kullanma.
• Bir konuda kararsızsanız, bırakın haber olmasın.

Sağlık Muhabiri Sevdiği ve Tutkuyla Bağlandığı İşi Yapıyor Olmalı
Sağlık muhabiri, genel olarak basın ahlâkının sorumluluğu, onuru ve yeterliliklerine sahip olmalıdır. Araştırmaya diğer alan muhabirlerinden daha fazla önem veren, meselelere karşı hassasiyet derecesi yüksek, ince eleyip sık dokuyan, ufku geniş, sezgisi yüksek, sağlık başta olmak üzere geniş ve derin genel kültüre, bilgi birikimine aynı zamanda dinamik kişilik özelliklerine sahip olmalıdır. Bütün bunları sağlayacak, daha anlamlı hale getirecek şey, sağlık muhabirinin sevdiği ve tutkuyla bağlandığı işi yapıyor olmasıdır.

Gazeteciler Bir İletişim Stratejisi Belirlemeli
Gelişmiş ülkelerde sağlık kuruluşları birlik, dernek, vakıf ve diğer organizasyonlar aracılığı ile kendi temsilcilerinin gazetecilerle kuracağı haber ve bilgi alışverişinde uyması gereken kuralları standart hale getirmiş, hangi açıklamaların hangi anlamlarda kullanılacağını dahi kural olarak ortaya koymuştur. Bu kapsamda, gazeteciler de kendi arasında benzer bir standardı yakalamalı, aldıkları haber ve bilgilerin en geniş, gerçeği yansıtan ve kullanışlı olabilmesini sağlamaya dayalı bir iletişim stratejisi belirlemelidir. Bu karşılıklı anlayış, yüksek iletişim kompetanlığı, empati gibi genel kişilerarası iletişim kavramlarına verilen önemle sağlanabilir.

Dilimizin Bütün Kurallarına Hassasiyetle Uyulmalı
Sağlıkla ilgili olsun olmasın her haber; alıcısının ki bu eğitim, yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik seviye ve eğitim düzeyi açısından çok farklı gruplarda yer alan bireyler anlamına gelir, anlayış ve idrakine uygun dil özellikleriyle yapılandırılmalıdır. Açık, anlaşılır, basit, sade ve gerekli bütün haber unsurlarının metinde yer aldığı; güzel, akıcı, semantik, sentaktik ve fonetik açıdan dilimizin bütün kurallarına hassasiyetle uyulmalıdır.

Uzman Hem Gazeteciyle Hem Halkla Bilgiyi Paylaşabilmeli, Empati Kurup Aktarabilmeli
Sağlık konusunun çoğu haberde olduğu gibi özellikle televizyonlarda şov dünyasının bir parçası haline getirilmeye başlandığı dikkati çekiyor. Sağlıkta çok yaygın, hayati konuların dahi güncel tartışma programlarında bilimsel birikimle değil, demagojiyle daha açıkçası lafla üstün gelenin haklı görüldüğü programlara maalesef rastlamak mümkün. Burada önemli olan tartışmacı tarafların gerçekten “uzman” olmasıdır. Ancak uzman sadece konu hakkında eğitim görmüş, ilgili konuda eğitim alan ve hizmet veren olarak algılanamaz. Gerçek uzman, konuyla doğrudan ilgili ulusal, uluslararası çalışmaları bulunan ve uluslararası kabul görmüş, referans gösterilen güncel çalışmaları da olan kişidir. Dahası bu uzman bütün bu nitelikleri taşısa bile, bunları hem gazeteciyle hem halkla paylaşabilecek onlarla empati kurup aktarabilecek bir iletişim kompetanlığına da sahip olmalıdır.



Yeni İletişim Teknolojileri, Sağlıkta Hizmet Alanların Önemli Bir Başvuru Kaynağı
Yeni iletişim teknolojileri, sağlıkta hizmet alanların önemli bir başvuru kaynağı. Son dönem araştırmaları, internetin sağlıkla ilgili sorularda öncelikli bir araç olduğunu gösteriyor. Burada medya okuryazarlığı önemli bir sorun. Alınan bilgilerin kaynağı, kalitesi ve geçerliliği böylesi iletişim ortamlarında daha önemsiz görülüyor. Yeni iletişim teknolojilerini sağlıkla ilgili konularda kullanan gazeteciler ve sağlık bilgi ihtiyacı bulunanlar, çok yönlü ve karşılaştırmalı kaynak kullanım yöntemlerine başvurarak değerlendirmeli.

Aklında Soru İşareti Doğurup Doğurmadığını Kontrol Etmelidir
Aslında yeni iletişim teknolojilerinden alınan haber ve bilgiler için belirtilen noktalar diğer araçlar için de geçerli. İyi bir medya okuryazarı ya da sağlık okuryazarı olmak, birçok bilgi hatası, yanlış uygulama ve menfi sonucu ortadan kaldırabilir. Sağlıkla ilgili olay, olgu ve gelişmeleri takip eden seyirci, dinleyici, okuyucu verilen bilgilerin mantıksal tutarlılığına, kaynağına, güvenilirliğine, kapsamına, mevcut durumu gerçekten açıklayıp açıklamadığına dikkat etmeli ve aklında soru işareti doğurup doğurmadığını kontrol etmelidir. Bu, haberlerin birden çok kaynakça, gerekiyorsa kişisel olarak doğru uzmanlar aracılığı ile sağlamasının yapılmasını da kapsayabilir.

En Etkili Denetim : Sağlık Konulu Haber ya da İçeriği  Sağlık Okuryazarlığı Süzgecinden Geçiren, Bilinçli, Eğitimli ve Sorumluluk Sahibi Kitleler Tarafından Sağlanan Kontrol Mekanizmasıdır
Şüphesiz konunun hukuk ve etik boyutu açısından denetleme, düzenleme ve gözetimde, Sağlık Bakanlığından, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na, idari teşkilatın ilgili unsurlarından, yargı mekanizmasına kadar birçok kurumun rolü vardır. Ancak daha önemlisi, ilaveten meslek kuruluşlarının hem sağlık, hem iletişim kendi içindeki otokontrolü ve aynı zamanda okuyucu, dinleyici ve seyircilerin sürece katkısıdır. En etkili denetim, kitle iletişim araçlarından aldığı sağlık konulu bilgileri medya okuryazarlığı ve sağlık okuryazarlığı süzgecinden geçiren, bilinçli, eğitimli ve sorumluluk sahibi kitleler tarafından sağlanan kontrol mekanizmasıdır.

İlgi Kurulamayacak Görsel Unsurlara Yer Verilmemeli
Sağlık konulu haberlerde kullanılan fotoğraf, resim, istatistikî tablo, grafik ya da karikatür gibi görsel unsurlar habere dair konuyu açıklamada kullanılabilecek doğru seçilmiş bir tercih olmalıdır. Haberin hikâyesinde, gelişiminde ya da herhangi bir unsuruyla ilgisi kurulamayacak görsel unsurlara yer verilmemelidir. Bu, özellikle hastalar, yaşlılar, çocuklar veya mağdurlar örneğin aile içi ya da dışı şiddet vakalarında olduğu gibi olguları belgeliyorsa daha dikkatle üzerinde durulması gereken bir konudur.

Haberlerin Kaynak Belirtilerek Verilmesi Bir Yana, Aynı Kaynağın Güvenilirliği de Sorgulanmalı
Haber bir ajanstan ya da başka bir medya kuruluşundan alınarak yapılandırılmışsa, meslek etiğinin gereği olarak kaynağının da açıkça belirtilmesi gerekir. Bu, profesyonelliğin olduğu kadar haberde güvenilirliğin sağlanması açısından da önemlidir. Haberin alındığı kaynağın belirsiz olduğu haber metinleri, daha çok meslek kurallarının tam olarak uygulanmadığı, profesyonelliğin gelişmediği ülkelerde ya da kitle iletişim araçlarında görülmektedir. Sağlık gibi bilimsel karmaşıklık düzeyi yüksek olabilecek konularda verilen haberlerin hangi kaynağa dayanarak verildiği kitle iletişim aracının kendi imajı açısından değerlendirilebilecek bir husustur. Böylesi konularda haberlerin kaynak belirtilerek verilmesi bir yana, aynı kaynağın güvenilirliği de sorgulanmalıdır.”

Doç. Dr. Zülfikar Damlapınar  kimdir?
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesidir. Kitle iletişim sosyolojisi, gazetecilik ve siyasî iletişim alanında çalışmaktadır. Sağlık konulu kitle iletişim içeriği ve haber konularıyla da ilgilenmektedir. Bu kapsamda, ulusal ve uluslararası organizasyonların konuyla ilgili düzenlediği çalıştay, sempozyum ve kongre gibi toplantılara çalışmalarıyla katılmıştır. 

* KAYNAK: Çaplı, Bülent (2002) Medya ve Etik, İmge Kitabevi, Ankara, s.15

SAĞLIK MUHABİRİ, “BİNLERCE KİŞİYİ SAKAT KALMAKTAN KURTARABİLİR”

SAĞLIK HABERCİLİĞİNE YÖN VERENLER

Yaşadığı ülkede yanlış uygulanan sağlık politikalarının, kamuoyuna duyurulması noktasında sağlık muhabirinin çok önemli bir rol üstlendiğini belirten Yeni Asır Gazetesi Sağlık Muhabiri ve Sağlık Arenası programının Yapımcısı ve Sunucusu Erkan Doğan, “Yapacağımız bir haber, yazacağımız bir köşe yazısı yüzlerce hatta binlerce insanı hasta olmaktan veya sakat kalmaktan kurtarabilir” dedi.  

Sağlık haberciliğinde yapılan bir hata birçok insanın hayatına mal olabilir. Yapılan her haberde muhabirin, belli bir süzgeçten geçirdikten sonra yazısını teslim etmesi gerekiyor. Bazı iddialarla elinde kanıtı olmadan haber yapılmasının yanlış sonuçlar doğuracağını kaydeden Yeni Asır Gazetesi Sağlık Muhabiri ve Sağlık Arenası programının Yapımcısı ve Sunucusu Erkan Doğan, konu ile ilgili şunları söyledi: “Sağlık haberciliğinin gün geçtikçe daha çok önem kazanacağını düşünüyorum. Çünkü sağlığımızı olumsuz etkileyen sigara çevre ve hava kirliliği gibi olumsuzluklar azalması gerekirken ne yazık ki artıyor. Bu bağlamda çevresel ve beslenme kaynaklı etkenlere bağlı kanser, obezite gibi hastalıklarda da artış görülecek. Hem hastalıklar hem de koruyucu sağlık alanlarında daha çok sağlık haberi yapılıp servis edilecektir. İnsanlar saydığım hastalıklara bağlı ölümler arttıkça, sağlıklı kalma, sağlıklı beslenme arayışlarına gireceklerdir.”

Sağlık Alanındaki En Büyük Haber Kaynakları Sağlık Profesyonelleridir
Bir yakınınızın adliyede bir davası yoksa adliye haberine, emniyetle bir işi yoksa polis haberlerine ilgi duymayabilirsiniz. Ancak medyada çıkan her sağlık haberi, bireylerin büyük bir çoğunluğunun ilgisini çektiğine inanıyorum. Çünkü her birey haberi okuduktan sonra, kendince bir yorum yapacaktır. Örneğin mikrodalga fırınlar ile uzun süre kullanılan cep telefonlarının kanser yaptığına dair bir haberi okuyan bir  kişi, “Demek ki manyetik alan kansere yol açıyormuş. Bundan sonra cep telefonumu daha az kullanmalıyım” yorumunda bulunabilir. Sağlık alanındaki en büyük haber kaynakları sağlık profesyonelleridir.



Yoğun Bakımdaki Hastanın Fotoğrafı Servis Edilir mi?
Sağlık haberi yaparken bazı kriterlere dikkat ediyorum. Öncelikle habere, ‘Bu haberi yaparsam hastalara veya sağlıklı bireylere ne kazandırabilirim, onlara nasıl fayda sağlayabilirim’ diye bakıyorum. İkinci kuralım ise, sağlık çalışanına, hasta ve yakınlarına hiçbir zarar getirmeden haberi araştırmaya ve hazırlamaya çalışıyorum. Yoğun bakımdaki hastanın fotoğrafı servis edilir mi? İzmir çalışan bir polis muhabiri, beyin ölümü gerçekleştikten sonra organları bağışlanan kadının fotoğrafını, henüz cihaza bağlıyken çekti. Ve ajansa da bu fotoğrafı servis etti. Olabilecekleri siz düşünün, organ bağış kararından vazgeçilmesi, ailenin isyanı.  Bu yüzden sağlık muhabiri veya sağlık haberini yapacak muhabir arkadaşlarım, önce ‘hasta’ demeli. Çünkü haberini yaptığı hasta bir gün kendisi veya yakını olabilir.

İddialar Üzerine Haber Yapılmamalı
Başka bir örnek daha vereyim. Bu da sağlık çalışanları ile ilgili bir haber. Ulusal gazetede çalışan sağlık muhabiri bir arkadaşım, hastaneye denetlemeye gelen Sağlık Bakanlığı denetmenleri hakkındaki bir iddiayı haber yaptı.   Muhabir arkadaş, denetmenlerin,  hastane yemekhanesinde çalışanlar kuru fasulye yerken, mönü dışında hazırlanan kavurmayı yediklerini haberleştirdi.   Haber ‘Denetmene kavurma, çalışana kuru’ başlığıyla manşet oldu. Haberin kanıtı yok. Sadece hastanede çalışan bir röntgen teknisyeninin bu yönde bir iddiası var. Haber ‘iddiaya göre’ şeklinde de yayınlanmamıştı.  Haber yapılırken, başhekimle ve denetmenlerle konuşulmamış. Aslında bu haber, ‘Denetmenler bir kavurmaya kendini sattı’ demeye getiriyorsanız. Peki ya bu bir iftiraysa… İşte muhabir arkadaşların, her haberde olduğu gibi olayın doğruluğunu, kurumlar ve kişiler arasındaki ilişkileri doğru çözüp yorumlaması, bu araştırmaların ardından haberi hazırlaması gerekiyor.



Onkoloji Uzmanına, ‘Kemik İliği Nasıl Toplanıyor’ gibi Bir Soru, Sizin Maça Bir Sıfır Önde Başlamanıza Neden Olacaktır
Sağlık muhabiri, öncelikle vicdan sahibi olmalı. Sır tutabilmeli ve sabırlı olmalı. Doktorlar, hemşireler, basın danışmanları bizim haber kaynaklarımız. Saydığım kişilerle görüşmelerimizde kullanacağımız terminoloji çok önemli. Yani bir doktorla aynı dili konuşabilmeliyiz. Tıp camiasını öncelikle çok iyi tanımalıyız.  Örneğin kemik iliği nakli ile ilgili bir haber yapmadan önce kemik iliğinin ne olduğunu, yurt içi ve dışında yapılan donör taraması ve ülkemizin bu konudaki gerçeklerini araştırmalıyız. Akraba dışı ilik nakli olan bir çocukla ilgili haber yaparken, onkoloji uzmanına, ‘Kemik iliği nasıl toplanıyor’ gibi bir soru, sizin maça bir sıfır önde başlamanıza neden olacaktır. Basın danışmanları ile de iyi ilişkiler kurmalıyız. Ancak basın danışmanına, ¬gerektiğinde hastane veya sağlık kuruluşu ile ilgili olumsuz haber de yapabileceğimizi anlatmalıyız.

Sağlık Muhabiri, “Binlerce Kişiyi Sakat Kalmaktan Kurtarabilir”
Sağlık muhabirinin çok önemli başka bir misyonu olduğunu düşünüyorum. Yaşadığı ülkede yanlış uygulanan sağlık politikalarının, kamuoyuna duyurulması noktasında sağlık muhabirinin çok önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yapacağımız bir haber, yazacağımız bir köşe yazısı yüzlerce hatta binlerce insanı hasta olmaktan veya sakat kalmaktan kurtarabilir.  



Hastaların Yaşam Enerjisi ve Umudunu Fotoğraf Karesine Yansıtmalıyız
Haberde, dil ve anlatım çok yalın olmalı. Fotoğrafını çektiğimiz hastadan mutlaka fotoğrafın yayınlanması noktasında izin almalıyız. Fotoğraf çekimine teknik açıdan bakacak olursak, hastaların yaşam enerjisi ve umudunu fotoğraf karesine yansıtmalıyız.

Konu Seçimini Konuğumuzla Birlikte Belirliyoruz
Yeni Asır TV’de iki yıldır ‘Sağlık Arenası’ isimli bir TV programı hazırlayıp sunuyorum. Programda alanında uzman, başarılı doktorlarımızın ve sağlık iş kolundaki sendika başkanlarını konuk ediyorum.  Konu seçimini konuğumuzla birlikte belirliyoruz. Eğer bir cerrah katılacaksa, programda ameliyat görüntülerini de yayınlıyoruz.  Sade ve yalın bir dil kullanarak, mesajlarımızın herkes tarafından anlaşılabilir olmasını sağlıyoruz.

Sosyal Medya ve İnternet Haberciliğini Yazılı Haberciliğin Geleceği Olarak Görüyorum
Sosyal medya ve internet haberciliğini yazılı haberciliğin geleceği olarak görüyorum. İnternet haberciliği ile 3 yıldır yakından ilgileniyorum. Sosyal medya ile bir kaç ay önce daha ayrıntılı ilgilenmeye başladım.  Sağlık muhabiri isimli bir blogum da var. Boş vakitlerimde haber ve köşe yazılarımı blogumda paylaşıyorum. Sağlık muhabirliği, çok hızlı gelişen bir alan. Yurdun bir ucundaki gelişme birkaç saniye sonra herkes tarafından okunuyor. Bu yüzden sosyal medyayı da çok iyi kullanmalıyız. Facebook ve Twitter’da sağlık haber kaynaklarını takip etmeye çalışıyorum.


“Türkiye’de Yayınlanan Sağlık Haberlerinin Yüzde 30’unun Hatalı Ve Yanlış Olduğunu Düşünüyorum”
Yanlış ve hatalı sağlık haberleri, sağlık haberciliğinin kanayan yarasıdır. Özellikle son günlerde bitkisel takviye ürünleri hakkındaki ‘editöryel’ yayınlar, ne yazık ki halkımızı yanlış yönlendiriyor. Türkiye’de yayınlanan sağlık haberlerinin yüzde 30’unun hatalı ve yanlış olduğunu düşünüyorum. Örneğin yurt dışındaki bir araştırma hakkındaki bir haber, aynen gazete ve internet sitelerinde servis ediliyor. Doğruluğu veya halkın algısı düşünülüp araştırılmadan haber yayınlanıyor. Örneğin, yurt dışı kaynaklı “Bir gen bulundu, artık Alzheimer hastaları kurtulacak’ haberini inceleyelim. Türkiye’deki kamu ve üniversite hastanelerinde bu geni tespit edebilecek altyapı var mı? Varsa devlet (SGK) bu tahlillerin masrafını ödüyor mu? Bu ve benzeri sorular sorulmadan bu haberler yayınlanıyor. Haberi okuyan Alzheimer hastalarının yakınları da boş yere umutlanıyor. Bu örnekten hareketle sağlık haberleri çok iyi irdelenip araştırılmalı. Büyük gazete ve haber portallarında mutlaka uzman sağlık muhabiri çalıştırılmalı.

"Haberlerimizi Gerekiyorsa Birkaç Defa Süzgeçten Geçirdikten Sonra Yazı İşlerine Vermeliyiz"
Sağlık haberleri denetlenmiyor. Bu yüzden biz muhabirlere büyük iş düşüyor. Haberlerimizi gerekiyorsa birkaç defa süzgeçten geçirdikten sonra yazı işlerine vermeliyiz. Sağlık Bakanlığı zaman zaman, haklı olarak yalan ve eksik sağlık haberlerinden sonra açıklama yapıyor. Ancak tabii ki ulusal basında yer alan yalan veya eksik haber, çoktan okunmuş ve zihinlere yerleşmiş oluyor. Özellikle, ön planda olmak, haber satmak amacıyla kurulan haber ajanslarındaki editör kadrolarının sağlık haberleri noktasında çok hassas ve dikkatli olmaları gerekiyor.



Emeğe Saygı Gösterilmeli
Sağlık haberlerinin fotoğraflarını çekerken hasta mahrumiyeti korunmalı. Hastanın bilinci yerinde değilse mutlaka yakınlarından ve doktorundan izin alınmalı. Haberden esinlenerek hazırlanan yazılarda kaynak belirtilmeyebilir. Ancak haberin önemli bir kısmının aynen kullanılacağı haberlerde mutlaka kaynak belirtilmelidir. Emeğe saygı gösterilmeli.”

Erkan Doğan kimdir?
1978 İstanbul'da doğdu. İzmir’de Yeni Asır ve Sabah Grubu’nda 14 yıldır çalışıyor. Yaklaşık 7 yıldır sağlık muhabiri olarak görev yapıyor. Yeni Asır TV’de 2 yıldır ‘Sağlık Arenası’ isimli bir TV programını  hazırlayıp sunuyor. http://saglikmuhabiri.blogspot.com adresli blogunda çalışmalarını paylaşıyor. 
Mail:  ggazete@gmail.com