21 Kasım 2013 Perşembe

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.


Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.

Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.



"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;

http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=1G2WYKJI4QN

Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Kasım 2013 Çarşamba

Doğum sonrası dönemde güzellik sırları

Tüm kadınların ortak derdi olan doğum sonrası vücutta oluşan değişiklikler hakkındaki sorularınızın cevapları burada!

Hamilelik döneminde oluşan ve doğum sonrasında kendi önemli ölçüde kendini gösteren vücut deformasyonları sorunlarını çözmek hayal değil. Doğum sonrası yapılacak estetetik operasyonlarla bu sorunlardan tamamen kurtulmak mümkün. Peki çiçeği burnunda anneler vücutlarında meydana gelen bu deformasyonlar karşısında ne yapmalı ve kimlere başvurmalı? Bu konuyu Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hasan Fındık’a sorduk.

Hamilelik döneminde ve doğum sonrası dönemde yaşanan deformasyonlar nelerdir?

Deride çatlaklar
Yüzde lekeler
Vücut şeklinin bozulması
Karın bölgesinde göbekli görüntü ve sarkıklık
Meme boyutu-diriliği ve dikliğinin değişmesi
Özellikle normal doğum yapanlarda vajen genişlemesi  ve vajen dudaklarında sarkıklık oluştuğundan genital bölge estetiği de sık yapılan operasyonlardandır.

Doğum sonrası dönemde sık olarak yapılan estetik operasyonları nelerdir?
Hamilelik ve emzirme sırasında oluşan kilo farklılıkları ve hormon değişiklikleri sonrası  kadınlarda pek çok psikolojık ve bedensel değişiklikler oluşur. İstenmeyen bu deformasyonlardan onları kurtarmak için ise artık pek çok yöntem var. Meme operasyonlarından, bel bölgesi operasyonlarına kadar tepeden tırnağa onları istedikleri kusursuz ve doğal görüntüye kavuşturmak mümkün.

Yüz bölgesindeki lekeler ve vücuttaki çatlaklara yönelik neler yapılabiliyor?
Doğum sonrası lekelere yönelik olarak lazer uygulamalarıyla gerçekleşen cilt soyma prosedürleri uygulanmaktadır. Çatlaklara yönelik olarak ise yine cihaz uygulamalarıyla birlikte uygulanan  kollojen oluşumunu hızlandıran solüsyonların kullanımıyla başarılı sonuçlar alınmaktadır

Ne tür meme operasyonları uygulanıyor?
Genel olarak meme dikleştirme ve toparlama operasyonu yapılmaktadır çünkü en sık görülen değişiklik memenin içinin boşalmasıyla birlikte sarkmasıdır. Bunun dışında beden yapısına göre memenin boyutu küçük ise eş zamanlı büyütme işlemi gerçekleştirilebilir.

Karın bölgesi estetiği nasıl yapılıyor?
Karın bölgesindeki çatlaklı ve sarkık deri çıkarılırken, doğum  nedeniyle bozulmuş olan karın kasları da içten bir korse gibi onarılarak göbekli görüntü giderilir. Eğer kilolu ise eş zamanlı olarak karın ve bel bölgesine liposuction (yağ alma) uygulanarak güzel bir vücut hattı elde edilebilir.

Genital Bölge estetiğinin amacı nedir?
Doğum sonrası vajen genişlemesi oluştuğu takdirde cinsel haz duyusunda bir azalma söz konusu olmaktadır. Bu hem kadının hem de erkeğin cinsellikten almış oldukları doyumu azaltmaktadır çünkü haz duyusunu oluşturan ana nedenlerden biri temas yüzeylerinin tam ve sıkı olmasıdır. Vajen daraltma operasyonu da işte tam bu sorunu çözerek sağlıklı bir cinsel hayatın devamını sağlamaktadır. Bazı kadınlarda ve hatta genç kızlarda vajen çevresinde bulunan ve labium denilen vajen dudakları biçimsiz ve sarkık olabilmektedir. Bazı kadınlarda ise bu dudaklar çok büyük veya aşırı küçük olabilmektedirler. Bu çok büyük oranda görünüş olarak kendilerini rahatsız etmekte ve utanma duygusu oluşturmaktadır (iç çamaşırlarında çıkıntı gibi görünmesi vb). Bu sıkıntılar da labium estetiği ile çözülmektedir.

Vücut şeklini daha güzel göstermeye yönelik olarak  en temel operasyon nedir?
Hormonal ve kilo artışına bağlı olarak vücutta olan değişikliklere yönelik en güzel yöntem liposuction – lipoliz işlemidir. Böylelikle orantısız yağ birikimleri sonrası oluşan şekilsizlikler( iri basen-düz bel-geniş ve basık popo-eğri bacak vb) kolaylıkla giderilebilir.

Çatlak tedavisi nedir? Nasıl yapılıyor? 
Vücuttaki çatlaklar sıklıkla doğum sonrası ve kilo alıp vermeler sonucunda  gerginliklere bağlı olarak oluşurlar. Asıl mekanizma cildin ince olan üst tabakasının kalın olan alt tabakasından ayrılmasıdır. Bunun sonucunda hem istenmeyen görüntü hem de  beraberinde  cildin elastikiyetinde azalma olmaktadır. Tedavisinde güncel olarak, ciltte mikro kanallar açarak içerisinde büyüme faktörleri olan karışımların  uygulanması oldukça etkindir. Mikrokanalların açılmasında üzerinde yüzlerce mikro iğne bulunan silindir şeklinde  kişiye özel bir alet kullanılmaktadır. Böylece çatlak olan alanlarda  cildin derin tabakasına ulaşacak şekilde yüzlerce kanallar açılmaktadır. Bu tedavinin en önemli özelliği cildin sadece yüzeyel tabakasına değil derin tabakasına da özellikli karışımların ulaşabilmesidir. Böylece kollajen yapımı uyarılarak cildin hem  elastikiyetinin artması hem de çatlak görüntüsünün azalması sağlanmış olur. Bu şekilde çatlağın oluşma mekanizmasına uygun olarak tedavide hem yüzeyel hem de derin cilt tabakalarına uygulanan tedavi her zaman daha olumlu sonuçlar doğurmaktadır.

Ne zaman artık kötü kız olmalısın?

Hakkınızı aramak için bazen bastırmanız gerekirken, bazen de parmak ucunda yürümeniz gerekebilir. Önerilerimizi dinleyerek, en doğru kıvamı yakalayabilirsiniz.

Bazen, işlerin istediğiniz gibi gitmesi için, karakterinizin vahşi yönünü göstermeniz gerekebilir. Ama bunu yaptığınız zaman, insanları, sizin suratınıza bir şey çarpmayı isteyecek kadar kızdırabilirsiniz. The Book of No (Hayır'ın Kitabı) adlı kitabın yazarı Dr. Susan Newman, "Ezilen ve ezen arasındaki sınırı doğru belirler ve ona göre davranırsanız, başarılı olma şansınızı artırırsınız" diyor, işte bilmeniz gerekenler...

Doğru sözleri kullanın
Tatsız bir durumla karşı karşıya kaldığınızda doğru bir tavır sergileyerek elde edemeyeceğiniz hiçbir şey yoktur.

Hiç cadaloz değil
Kalabalık bir grup olarak yemeğe çıktığınızda hesap ödemekten kaçan bir arkadaşınız olduğunu düşünün ve sizin de bu konuda sabrınız taşmak üzere. Belki ona fazla tepki gösteriyorsunuz, belki de hiç sesinizi çıkarmadan bekliyorsunuz. Ama hâla içinizden çok kızgınsınız çünkü yaptıklarınız hiçbir şeyi değiştirmiyor. O yüzden "Birileri yine hesaba katılmadı" diye sızlanmaktan vazgeçin ve onun yüzüne direkt olarak söylemeyi deneyin. Çünkü siz ona direkt söylemediğiniz sürece o anlamamış gibi yapacak ve kendi üzerine alınmayacaktır.

Çok cadaloz
Olay çıkarmak size hiçbir şey kazandırmayacaktır. "Sesinizi yükselttiğiniz zaman, karşınızdaki kişi savunmaya geçecek ve aynı şeyi yapmaya devam edecektir" diyor Newman.

Tam kıvamında
Net, biraz sert ama düşmanca olmayan bir ses tonuyla konuşun ve şunun gibi bir şey söyleyin: "Galiba sen hesabı yanlış böldün, ben artık senin payını karşılamak istemiyorum." Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz çünkü  yaptığının bir hata olduğunu söyleyerek, nazik bir davranış sergiliyor olacaksınız. Sınırınızı aşmak üzere olduğunuzu ve sinirinizin en tepeye ulaştığını hissettiğiniz zaman ise, "Hiçbir şey söylemeyin ve derin bir nefes alın" diyor Civilized Assertiveness for Women (Kadınlar İçin Medeni Cesaret) adlı kitabı yazan Dr. Judith S. McClure. Bir an sakin olup kendinizi toparlamak, daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Güç kullanmadan ikna edin
Birisinin olayları sizin bakış açınızla görmesini sağlamak gerçekten çok zordur ve bu konuda başarılı olmak için doğru şekilde ikna etmeye çalışmak gerekir.

Hiç cadaloz değil
Erkek arkadaşınızın sizinle yeterince vakit geçirmediğini mi düşünüyorsunuz? Neden rahatsız olduğunuzu ve bunu nasıl düzeltebileceğini ona belirtmeden, sadece karşısına geçip size haksızlık ettiğini söylemek, size bir şey  kazandırmayacaktır.

Çok cadaloz
"Galiba biraz ayrı kalmamız gerekiyor" demek büyük bir hata olabilir çünkü muhtemelen sizin blöfünüzü görecektir. "Aptalca ve gereksiz tehditler savurmak, sizin güvenirliğinizi azaltır çünkü karşınızdaki kişi bu söylediklerinizi yapamayacağınızı bilir" diyor Newman. Böyle davranarak aranızdaki sorunu bir güç yarışına dönüştürüyor olursunuz ve bu da sorununuza yardımcı olmaz.

Tam kıvamında
Onun ne yaptığı yerine, sizin olayı nasıl yorumladığınıza ve neler hissettiğinize konsantre olun. Örneğin şöyle diyebilirsiniz: "Patronun çok anlayışlı bir adam değil biliyorum ama ben seninle vakit geçirmek istiyorum." Böyle söylediğinizde, bütün sorumluluğu onun üzerine yüklememiş olursunuz. Sonra bir adım daha atıp "Seni özlüyorum. Hadi bu hafta sonu bir yerlere gidelim" demeyi deneyebilirsiniz.

Onun egosuna seslendiğiniz için sizi dinlemeye daha istekli olduğunu göreceksiniz, "iyi bir erkek sizin üzülmenizi ve mutsuz olmanızı istemeyeceği için, aranızdaki sorunu çözmek üzere ne yapması gerektiğini düşünmeye başlayacaktır" diyor Newman.

Ne zaman geri adım atmanız gerektiğinin farkına varın
Her tartışmada, çıkmaza girdiğinizi hissedeceğiniz anlar olacaktır. Böyle bir anda, olayı yumuşatmak veya tamamen ortadan kaldırmak için yapılması gerekenleri aşağıda okuyabilirsiniz:

Hiç cadaloz değil
Satın aldığınız ancak memnun kalmadığınız bir ürünü geri almayı reddeden küstah bir tezgahtarla karşı karşıya geldiğinizde, sizinle bir anlaşmaya varamayacağını gösteren ilk işarette patlamaya hazır bir duruma gelebilirsiniz. Ani bir hareketle orayı terk ettiğinizde, satıcı, sizin sinirlendiğinizi anlayacak ama siz sonuçta elinizde istemediğiniz bir ürünle kalacaksınız.

Çok cadaloz
Olmayacak bir şey konusunda ısrar etmeye devam etmek anlamsız bir hal alabilir. Örneğin, memnun kalmadığınız satıcının müdürüyle, ardından müdürün bir üstündeki kişiyle ve daha sonra da mağaza müdürüyle konuşmak istemek yorucu olacaktır. Israrcı olmak iyi bir şeydir ancak gerçeği kabullenmemek sizi gülünç duruma düşürebilir.

Tam kıvamında
"Karşınızdaki kişi problem çözülene kadar sizin pes etmeyeceğinizi anladığında, sizinle uzlaşmak için bir yol aramaya başlayacaktır" diyor How To Be An Expert Persuader in 20 Days or Less (20 Günde İkna Etme Uzmanı Olmak) adlı kitabın yazarı Michael Lee. Şöyle bir cümle kurmanızı öneriyor Newman: "Bu konuda adil bir çözüm bulmaya son derece kararlıyım. O yüzden lütfen benimle bir orta yol bulmaya çalışın." Ardından iki tarafı da mutlu edecek mantıklı bir çözüm önerin. Bu çözümün ikinize de neler getireceğini açıklayın. Böyle yaparak, sizi tatmin edecek somut önerileri dile getirecek ve topun sizin sahanızda kalmasını sağlayacaksınız.

ALZHEİMER’A ERKEN TEŞHİS İMKANI DOĞUYOR

Alzheimer hastalığında erken teşhis için geliştirilen yeni bir yöntem, bir hastadan örnek alınarak hazırlanan robot ile tanıtıldı.

Unutkanlık denildiğinde ilk akla gelen hastalıklardan biri olan Alzheimer’ın erken teşhisi için, uzun yıllardır araştırmalar sürüyor.  34. Ulusal Radyoloji Kongresi Siemens standında Alzheimer hastalığında erken teşhis yöntemini tanıtmak için, Gil adındaki hastanın yüz modeli çıkartılarak anlatıldı. Robot, bir Alzheimer hastanın yüz hareketlerini birebir yapıyor.

Amyloid Brain Model’ini tanıtmak için hazırlanan robot hakkında bilgi veren Siemens Moleküler Görüntüleme Sorumlusu  Gizem Uçanok, robotun üç farklı şirketten, 20 çalışanın 6 hafta boyunca birlikte çalışarak geliştirildiğini belirtti. Uçanok, söz konusu robotun Alzheimer’ı diğer demans türlerinden ayıran yeni bir radyoaktif maddeyi ve bu madde için Siemens’in geliştirdiği Amyloid Nöroloji yazılımını tanıtmak için yapıldığını söyledi. Bu yeni radyoaktif madde ve de yazılım ile ilgili Uçanok, şunları söyledi: “Alzheimer şüphesi olan hastalara bu yeni radyoaktif madde veriliyor. Hastanın daha sonra PETBT ya da PETMR ile beyin görüntülemesi yapılıyor. Verilen bu ilaç direk olarak beyindeki Amyloid plaklara yapışıyor ve görüntülenmesini sağlıyor. Daha sonra Siemens Amyloid yazılımı hastanın beyin datasını referans beyin datasıyla karşılaştırıyor ve klinisyenlere hastanın Amyloid oranını sunar. Bugün Amerika’da yaşayan 5. 4 milyon kişi Alzheimer hastası var ve 2050 yılına kadar bu rakamın 16 milyona kadar yükselmesi bekleniyor. 65 yaş üzerindeki her 8 kişiden biri ve 85 yaş üzerindekilerin yarısı Alzheimer hastası. Bu yöntem Amerika’da ve Avrupa’da uygulanmaya  başlandı.”

“Demans Hastalarının Bir Kısmına Yanlış Tedavi Uygulanıyor”
Unutkanlık şikayetiyle doktorlara gidenlere yapılan tetkikler sonucunda bir çoğuna demans teşhisi konduğunu kaydeden Uçanok, genelde hastalara  aynı tedavinin uygulandığını kaydetti. Uçanok, “Aslında demans hastalarının bir kısmına yanlış tedavi uygulanıyor. Alzheimer hastası sayılan hastaların bir kısmı Alzheimer hastası olmayabiliyor. Bu tetkik ve yazılım hastaların Alzheimer hastası mı yoksa başka türlü bir demans hastası mı onu söylüyor ve bunu erken teşhis etmeye yardımcı oluyor” diye konuştu.


Kongreye olan destekleriyle ilgili görüşlerini dile getiren Siemens Sağlık Türkiye Direktörü Şevket On, Türk Radyoloji Derneği’nin kongreyi uzun yıllardır başarıyla gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Şevket On; “Her yıl, Ulusal Radyoloji Kongresi’nde dünyada sunduğumuz en yeni ürün ve teknolojileri paylaşmaya gayret ediyoruz. Yalnızca ülkemizde değil, çalışmalarıyla uluslararası alanda da adını yukarılara taşıyan Türk Radyoloji Derneği’nin bu yılki organizasyonuna da destek vermekten dolayı son derece mutlu olduk” dedi.   

Karatay: Uykuda Kilo Verin


Kilo sadece seçerek yemekle olmuyor, uyurken de kilo vermeniz mümkün. Diyet önerileriyle ilgi gören Prof. Dr. Canan Karatay, yemeklerden 4-5 saat sonra devreye giren leptin hormano adlı hormonun, yağları yaktığını belirtti. Bu hormon depolanmış yağları kan şekerine dönüştürüp gerekli enerjiyi sağlıyor. Hormon sabah 02-05 saatleri arasında en yüksek düzeyde salgılanıyor. Ancak bu salınımın gerçekleşmesi için akşam saat 8'den sonra yemek yenmemesi gerekiyor. Yemek yemenin insilün salgılayarak yağları depo ettiğini söyleyen Karatay, "Leptin yediklerinizi enerjiye çevirir. Bu hormon en çok saat 2 ile 4 arası salgılanıyor" dedi. Yani akşam saat 8'den sonra hiçbir şey yenmez ise gece yarısı leptin hormonu ortaya çıkıyor ve kalçalar ile göbekteki yağları yakıyor.



'LİGHT' HASTA EDİYOR
Son yıllarda hızla çoğalan ve her gıda maddesine uygulanan diyet yapıcı ürünler sağlığımızı tehdit ediyor. Prof. Karatay, aspartam kullanılan diyet içeceklerin vücuda girdiğinde ısındığını, ardından sahte alkol yapımında kullanılan metionin ve metanol denilen maddeye dönüştüğünü ifade etti.

Karatay, light olarak adlandırılan içeceklerin içindeki 'aspartam'ın şeker hastalığı ve kanser riski taşıdığı kaydetti. Ayrıca mısır şurubunda bulunan fruktoz en tehlikeli şeker olduğunu vurgulayan Karatay, "Şeker kanser hücrelerini besler" dedi.

D VİTAMİNİ ZAYIFLATIYOR
Canan Karatay, D vitaminsiz zayıflamanın mümkün olmadığını söyledi. D vitaminin vücutta bulunan en doğal ve en güçlü antioksidan olduğunu söyleyen Karatay, bu vitaminin alınmaması durumunda kilo verilemeyeceğinin altını çizdi. Süt ürünleri, yumurta, ton balığı, tereyağı ve yulaf ezmesinde bulunan D vitaminin, en önemli kaynağının ise güneş ışığı olduğu biliniyor.

19 Kasım 2013 Salı

Böbrekleriniz için iki altın kural

Lezzetine kanıp bol miktarda tuz eklenen yemekler… Aklımıza gelmediği için tüm gün ağzımıza koymadığımız su…

Her ikisi de tipik özelliklerimiz arasında yer alıyor. Bu durum günlük hayatımızda herhangi bir soruna yol açmıyor gibi görünse de uzun vadede böbreklerimizin işlevini kaybetmesine neden olabiliyor.

Böbreklerimiz vücudumuzda adeta filtre görevi görüyor. Günde yaklaşık 200 litre kan temizleyen böbrekler, protein gibi yararlı maddelerin vücutta kalmasını, üre ve kreatinin gibi zehirli atıkların ise idrar yolu ile dışarı atılmasını sağlıyor. Böylece vücuttaki mineral dengesi kurulmuş oluyor. Böbrekler sağlıklı bir vücudun olmazsa olmazlarından. Öyle ki az çalışması vücuttaki tüm dengeleri alt üst ederken, çalışmaması hayatın sona ermesine neden oluyor. Böbrek sağlığına dikkat çekmek için 2005 yılından itibaren her yıl Mart ayının ikinci Perşembe gününün  “Dünya Böbrek Günü”  olduğu söyleyen International Hospital Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu,  hızla artan son dönem böbrek yetmezliği hastalarında en iyi tedavi yönteminin böbrek nakli olduğunu vurgulamak için bu yıl, “Böbreklerinizi bağışlayın” sloganının seçildiğini belirtti. Böbrek sağlığını korumak içinse pek çok konuya dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ülkem Yakıpoğlu, günlük alışkanlıklarımızın arasında yer alan az su içmenin ve fazla tuz tüketmenin ise böbrekleri tahmin edilenden çok daha fazla yorduğunu vurguladı.  Türkiye’de böbrek yetmezliğinin çok sık görülmesinin en önemli nedenlerinin başında suyu sevmeyip, tuza bayılmamız geldiğine dikkat çekti. Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu, 8 Mart Dünya Böbrek Günü öncesinde böbreği en çok yoran 2 etken hakkında bilgi verirken özel önerilerde bulundu.

AZ SU İÇENLERİN BÖBREKLERİNDE İŞLEV BOZUKLUĞU OLUŞUYOR

Böbreklerin içinde çok sayıda kılcal damar yumağı var. Kalp kanı pompaladıktan sonra her atımda yüzde 20-25 kan böbreklerimize geliyor ve bu incecik damarlardan süzülüyor, protein gibi yararlı maddeler tutuluyor, üre, kreatinin gibi zehirli atık maddeler ayrıştırılıyor, temizlenen kan sisteme geri dönüyor, atık maddeler ise vücuttaki su fazlası ile idrar haline getirilip vücuttan atılıyor. Eğer her gün vücuda yeterli miktarda su girişi olmazsa böbrekler zehirli maddelerin atılımını gerçekleştiremiyor. Yeterli su tüketmeyen herkesin böbreğinde hayatının bir bölümünde mutlaka işlev bozukluğu gelişiyor.

FAZLA TUZ BÖBREKLERİ YORUYOR

Vücudumuzun günlük tuz ihtiyacı ortalama 5-6 gram. Bunun yaklaşık 2 gramı yemeklere hiç tuz konulmasa bile gün içerisinde yenilen sebze ve meyvelerden alınıyor.  Eğer yenilen yemeklerde kısıtlama yapılmazsa yiyeceklerdeki yüksek tuz vücuda alınıyor. Bunların yanı sıra içeriğinde fazla miktarda tuz bulunan peynir, turşu ve salça gibi yiyecekler de fazladan tuz alımına neden oluyor. Bazı durumlarda kişilerin tuz alımı 20-25 gramı bulabiliyor. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği'nin araştırmasına göre Türk halkı günde yaklaşık 18 gram tuz tüketiyor. Tuz tüketiminin böbrek fonksiyonları üzerinde doğrudan etkisi var, fazla tuz tüketildiği zaman böbrek içindeki kılcal damar dolaşım sisteminde kan basıncı yükseliyor. Bu yüksek kan basıncı devamlı hal alırsa küçük kılcal damarların yırtılarak harap olmasına neden oluyor, ayrıca idrardan protein kaçırmaya yol açıyor.

NE KADAR SU NE KADAR TUZ

Böbreklerin ve tüm vücudun sağlığı için günde ne kadar su içilmesi gerektiği üzerinde tartışılan bir konu. Halkımızın su içmeyi sevmediğini, günlük su tüketiminin böbrekleri sıkıntıya sokacak kadar az, tuz tüketiminin de gereğinden çok fazla olduğunu ifade eden Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu, şunları söyledi:
-Sağlıklı bir insanda vücut ağırlığının yüzde 60’ ı sudur. Dolayısıyla vücut ağırlığına göre su tüketin.
-Normal kiloda erişkin bir kadın günde 1,5-2 litre, erkekler ise günde 2-2,5 litre su içmeli.
-Çay, meyve suyu ve soda gibi içecekleri günlük tüketimin dışında tutun.
-Çok terliyorsanız içtiğiniz su miktarını artırın.
-Çok su içmek de az su içmek kadar zararlı. Günde 4-5 litre su içtiğinizde böbreğinizin idrarı konsantre etme yeteneği zorlanıyor. Bu da vücutta sodyum oranını azaltıyor. Düşük sodyum oranları da beyin fonksiyonlarının bozulmasına yol açıp hayatı tehdit ediyor.
-Yemek masasında kesinlikle tuz bulundurmayın.
-Yemek pişirirken tuz oranını mümkün olduğu kadar az tutun.

Erkeklerin de kadınsı yanları var!

İşte erkeklerin feminen yanlarında bazıları... 

Onlar da aşkı önemsiyor
İlişkiye daha fazla değer veren ve onu hayatının merkezi haline getiren taraf her ne kadar hala kadın gibi görünse de erkeklerin, sevgililerinin telefonunu beklemek için arkadaşlarına bir bahane uydurup dışarı çıkmamaları artık hiç de seyrek rastlanan bir durum değil. Aynı şekilde bunu pek kimseyle paylaşmasalar da ilişkideki sorunları en az kadınlar kadar kafalarına takıyor, nasıl davranmaları ve konuşmaları gerektiği konusunda tereddütler yaşıyor, kız arkadaşlarının söylediği bir sözün ne anlama gelebileceği konusunda fikir yürütüyorlar. Peki bu değişimin sebebi ne? Aslında çok basit: Erkekler eskiden büyük arkadaş grupları kurar, sık sık buluşur, zamanlarının çoğunu birbirleriyle geçirir ve duygusal ilişkilerini hayatlarının merkezine koymazlardı. Ama artık zaman değişti, modern yaşamın hızlı temposu içinde daha küçük arkadaş grupları kuruluyor, daha seyrek görüşülüyor, bir anlamda daha yalnız kalınıyor ve bu da erkekler için ikili ilişkilerin önemini artırıyor. Dolayısıyla aşk gelip öncelikler listesinin en üst sırasına oturuveriyor.

Onlar da dış görünüşlerine önem veriyor
Erkeklerin ellerine geçeni giydikleri, nasıl göründüklerine zerre kadar önem vermedikleri, kadınların güzellik tutkusuna alayla baktıkları günler çok gerilerde kaldı. Modern erkek sadece giyimine kuşamına değil, örneğin saç ve cilt bakımına da büyük özen gösteriyor. Kozmetik sektörü artık onlara da bir sürü seçenek sunuyor. Tek tip erkek modası çoktan tarihe karıştı, herkes kendi tarzını yaratabiliyor. Yani artık tıpkı kadınlar gibi erkekler de imaj peşindeler ve bu imajın içinde sadece kıyafetler değil, tercih edilen parfümden kullanılan çakmağa kadar bütün bir stil var.

Onlar da alışverişi seviyor
Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar, her kadının içinde de bir alışveriş canavarı... Peki erkeklerin de alışverişten hoşlandıklarını söylesem, ne dersiniz? Alışverişten tiksinen, mağazalarda resmen kalbi sıkışan er kek arkadaşımı yurtdışında bir mağazada reyondan reyona koşup tişört üstüne ti şört denerken gördüğümde aklını oynattı ğını düşünmüştüm. Fakat sonradan, erkeklerin içindeki alışveriş canavarını uyandır mak için farkında olmadan harika bir yol keşfettiğini anladım. Aslında mesele şu: Biz kadınlar alışveriş konusunda müthiş bir deneyime sahibiz, sabırlı ve tecrübeliyiz, aradığımızı bulmak için onlarca mağazayı tek tek dolaşabilir, yüzlerce kıyafeti giyip çıkarabilir, kesinlikle yorulmaz ve bıkmayız. Ama erkek milleti, bütün bu özellikler den yoksun. Dolayısıyla eğer sevgilinizin alışverişte size eşlik etmesini istiyorsanız, onun tarzına uygun, hoşuna gidebilecek kı yafetler satan mağazaları önceden tespit edip onu kapıdan içeri sokmanız yeterli. Böylece kendini zaman kaybediyormuş gi bi hissetmeyecek, elinde paket ve torba larla mağazadan çıktığında size minnettar kalıp istediğiniz yere bakmanıza, istediği niz elbiseyi denemenize izin verecektir.

Onlar da dedikodu yapıyor
Daima ketumluklarıyla övündükleri ve karşı cinsi açıkağızlılıkla suçladıkları halde aslında erkekler de en az kadınlar kadar dedikoducular. Aramızdaki tek fark, onların bu dedikoduculuklarını büyük bir ustalıkla gizlemeleri... Tabii erkekler arasındaki dedikodu konularının farklı olduğunu da belirtmek gerek. Örneğin kadınlar daha çok diğer kadınla rın dış görünüşleri, aşkları, yakışıksız dav ranışları ve kötü huyları konusunda dedi kodu yaparken erkekler başka erkeklerin mesleki başarılarını ve seks performansla rını dillerine doluyorlar.

Onlar da bebek sahibi olmak istiyor
"Çocuk da yaparım, kariyer de..." şarkısını neden erkekler de mırıldanıyorlar sanıyorsunuz? Üstelik onlar için bu ikisini bir arada yapmak hiç de zor değil. Evlenmek ve bir aile kurmak her ne kadar kadının düşlerinin bir parçası gibi görünse de erkekler de bu hayali paylaşıyorlar, ama küçük bir farkla: On lar aile kurmak için acele etmiyor, belli bir yaşa gelince kendilerini geç kalmış gibi hissetmiyorlar. Her ne kadar ara sıra tersi örneklere rastlansa da çoğu erkek önce iş hayatında başarılı olmak için çaba gösteriyor ve bu zaman zarfında ciddi ve uzun bir bir liktelik yaşasa bile adımlarını yavaş atmayı tercih ediyor. Fakat ne olursa olsun günün birinde baba olmak, erkeklerin önem li isteklerinden biri...