Beynin Gizemli Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beynin Gizemli Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2014 Çarşamba

BEYİNE, DAMARLARDAN BAĞIMSIZ ULAŞMAK ARTIK MÜMKÜN!

American Heart Association tarafından yapılan basın bildirisi ile duyurulan yeni bir çalışmaya imza atan Harvard Üniversitesi’ne bağlı Massachusetts General Hospital’da çalışan Associate Prof. Dr. Hakan Ay ve ekibi, beyinin her noktasına damarlardan bağımsız olarak ulaşan bir sinir ağının olduğunu ve bu yapının vücut dışarısındaki çeşitli noktalardan elektrik verilerek uyarılması sonucu beyin hasarının azaltılabileceğini gösterdiler. 

Beyin kansız kalmaya karşı en dayanıksız organdır. Beyinde kan akımı herhangi bir nedenle kesildiğinde dakikada 1.9 milyon beyin hücresi geri gelmeyecek şekilde kaybedilir. Beyin damar tıkanıklıkları günümüzde ölüm ve uzun dönem sakatlığın en önde gelen nedenlerinden biridir. Son 20 yılda beyin damar tıkanıklıklarına bağlı, beyin hasarını önlemek için çok sayıda araştırma yapılmış ancak, henüz etkin bir tedavi yöntemi bulunamamıştır. Başarısızlığın en önemli nedenlerinden biri, damar yolu ile verilen ilaçların damarın tıkalı olması nedeniyle kansız kalmış olan bölgeye ulaşmasının ve bu bölgede yeterli miktara erişmesinin mümkün olmamasıdır. 

Elektrik Verilerek Uyarılması Sonucu Beyin Hasarı Azaltılabilecek
Acaba insan vücudunda damar tıkanıklığı durumunda beyni korumaya yönelik dahili bir sistem var mıdır? Harvard Üniversitesi’ne bağlı Massachusetts General Hospital’da çalışan Associate Prof. Dr. Hakan Ay ve ekibi böyle bir dahili sistemin varlığına dair ilk bulgulara ulaşmışlardır.  Dr. Ay ve ekibi, beynin her noktasına damarlardan bağımsız olarak ulaşan bir sinir ağının olduğunu ve bu yapının vücut dışarısındaki çeşitli noktalardan elektrik verilerek uyarılması sonucu beyin hasarının azaltılabileceğini gösterdiler. Ekibin deney hayvanlarında yaptığı çalışmaların sonuçları geçtiğimiz hafta Amerika’nın San Diego kentinde yapılan Uluslararası Beyin Damar Hastalıkları Konferansında Amerikan Heart Association tarafından özel bir basın bildirisi ile ilan edildi. 

“Vagus Sinirinin Beyin Fonksiyonlarını da Kontrol Ettiği Gösterildi”
Dr. Dr. Hakan Ay ve ekibi, insan vücudundaki en uzun ve en önemli sinir olan vagus sinirinin beyne giden dallarını elektriksel olarak uyarmış ve bu uyarı sonucunda kansızlığa bağlı beyin hasarının yarı yarıya azaldığını gösterdiler. Dr. Ay, konu ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Vagus siniri, beyinden kalın bağırsaklara kadar yer alan tüm iç organları kontrol eder. Bu sinirin uyarılması kalp hızının azalmasına, kan basıncının düşmesine ve bir nevi fiziksel ve ruhsal gevşemeye ve rahatlamaya neden olur. Vagus siniri bu nedenle yaşam siniri olarak da bilinir. Son yıllarda vagus sinir liflerinin sadece kalp, akciğer, karaciğer, böbrekler ve bağırsaklar gibi iç organları değil aynı zamanda beyin fonksiyonlarını da kontrol ettiği gösterildi.”

Beyin Hasarını Azaltan Yöntem
Dr. Hakan Ay ve ekibi vagus sinirininin, sinirin cilt üzerine çıktığı dış kulak yolu bölgesinde küçük bir alanın damar tıkandıktan sonra 1 saat süre ile uyarılmasının beyin hasarını ciddi derecede azalttığını göstermişlerdir. Dr. Ay, “Sinirin ayrıca boyundan geçtiği bölgeyi cilt üzerinden uyarınca da, beyin üzerinde benzer etkiler gözlemlendiğini söyledi. Dr. Ay, “Bu yöntem ile verilen uyarının şiddeti çok düşük ve hastalar tarafından güçlükle hissedilebiliyor” dedi. 

Hasta Daha Evde Veya Ambulansta İken Uygulanabilir Bir Yöntem
Dr. Ay, şunları sözlerine ekledi: “Dışarıdan ilaç vermeksizin, beyinin dahili sistemlerini harekete geçirerek inme gibi ölümcül bir hastalığa karşı beynin direncini artırılması tamamen yeni bir konsepttir. İnsanlarda etkinliği gösterildiği takdirde, bu tedavi yönteminin hasta daha evde veya ambulansta iken uygulanabilir bir yöntem olması erken müdahale imkanı sağlayacak ve damar tıkanıklığına bağlı  beyin dokusu kaybını önemli oranda azaltacaktır.”

Bu Yöntem Uygulanıyor mu Yoksa Hayvan Deneylerinde mi Yapılıyor? 
Dr. Ay, ayrıca şu bilgileri verdi: “Vagus sinir stimulasyonu (VNS) 20 yıldır insanlarda ilaca dirençli epilepsi ve depresyon tedavisinde FDA onaylı olarak kullanılmaktadır. Bu yontem epilepsi ve depresyon tedavisinde implantable bir cihaz yardımı ile uygulanmaktadır. Yani boyun cerrahi olarak açılmakta, sinir ortaya çıkarılmakta, sinirin üzerine uyarıcı elekrotlar yerleştirilmekte, ve bu elektrotların bağlı olduğu yaklaşık 5-6 cm çapında bir pil göğüs derisi altına konarak yapılmaktadır. VNS su ana kadar yüz binlerce hastada başarı ile uygulanmıştır. Epilepsi ve depresyonda elektriksel uyarı her 5 dakikada bir hayat boyu verilir. Tedavinin ciddi bir yan etkisi yoktur.

Bizim grubumuz bu tedavinin beyin damar tıkanıklıklarında da faydalı olabileceğini ilk öne süren ve bunun mekanizmalarını son 10 yıl içerisinde detaylı bir şekilde çalışan ilk grup olmuştur. Öncelikle grubunuz epilepsi ve depresyon tedavisinde yapıldığı gibi “implantable” cihaz ile çalışmaya başlamış ve bu cihazı beyin damar tıkanıklığı hayvan modellerinde boyunu acip sinirin üzerine takarak uygulamıştır. Bu çalışmalar vagus sinir uyarımının beyinde meydana gelen hasarı yüzde 50 oranında azalttığını göstermiştir. Ancak bu etkiyi elde edebilmek için tedavinin damar tıkanıklığının ortaya çıkmasından sonraki birkaç saat içerisinde verilmesi gerekmektedir. Bu derece süratli bir cerrahi yaklaşım  insanlarda pratik değildir. Bu nedenle grubumuz vagus sinirini uyarmanın girişimsel müdahale gerektirmeyen daha basit yollarını araştırmaya başlamıştır. Sinirin vücut yüzeyine yaklaştığı 2 nokta vardır. Bunlardan biri dış kulak yolunda diğeri ise boyunda cilt altındadır. Grubumuz deney hayvanlarında bu iki noktadan sinirin uyarılabileceğini ve bu uyarının beyinde koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir. Ayrıca yüzeysel uyarım için insanlarda kullanılabilecek teknolojinin gelişmesine öncülük yapmıştır. Bu teknolojiler grubumuz tarafından insanlarda test edilmeye başlanmıştır. Öncelikle kulaklık seklinde olan yuzeyel elektrotlar insanlarda ileri teknoloji MR görüntüleme yöntemleri esliğinde uygulanmış ve uyarının beyin kan akımını artırdığı gösterilmiştir. Bu teknolojilerin ani beyin damar tıkanıklığı olan hastalarda denenmesi için Harvard merkezli bir çalışma başlangıç aşamasındadır.

Harvard’da öğretim üyesi İlknur Ay

Bu Yöntem Uygulanıyorsa Başarı Oranı Ne Kadar? 
Yüzeyel VNS ani beyin damar tıkanıklığı olan hastalara henüz uygulanmadı. Ancak diğer indikasyonlarda kullanıldığında yan etkisinin olmaması ve günümüzde yüzeyel uyarı için gerekli olan teknolojilerin geliştirilmiş olması nedeniyle insan çalışmaları büyük bir süratle başlayacaktır. Beyin damar tıkanıklıklarında uyarı hayat boyu değil sadece 1 saat sureyle verilmektedir. Verilen uyarının şiddeti epilepsi ve depresyondakine benzer olduğu için ciddi bir yan etki beklenmemektedir.
Deney hayvanı çalışmaları aynı zaman da eşim olan İlknur Ay tarafından yapılmıştır. Kendisi benim gibi Harvard’da öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. O nedenle bu teknolojinin ağırlıklı olarak bir Türk ekibi geliştirildiğini söylemek yanlış olmaz. Bu projelerde çok sayıda farklı ülkelerden öğrenci, stajyer ve teknisyen bizimle birlikte çalışmıştır.”
Dr. Hakan Ay ve ekibi en uygun uyarım özelliklerinin belirlenmesi için çalışmalarına devam ediyor.    

Prof. Dr. Hakan Ay Kimdir?
Ben su anda Harvard Üniversitesine bağlı Massachusetts General Hospital de hem Nöroloji hem de Radyoloji Anabilim Dalların da Associate Professor olarak çalışıyor. 1996 yılından bu yana 3 yıllık bir süre hariç Harvard’da bulunuyor. Nöroloji alanında birçok önemli kavram ve buluşa imza attı. 100'ün üzerinde önemli tıp dergilerinde basılmış makale ve kitabı var. Çalışmaları şu ana kadar iki binin üzerinde atıf aldı. Lancet, Circulation, ve Annals of Neuroloji gibi saygın toplam 15 değişik tıp dergisinde hakemlik, dünyada beyin damar hastalıkları alanındaki en önemli 2 dergide de editoryal kurul üyeliği yapmakta. 2009 yılında “American Heart Association“ tarafından damar hastalıkları alanında tıbba önemli katkı yapmış kişilere verilen FAHA unvanı ile ödüllendirildi. Çok sayıda bağımsız araştırma kuruluşu tarafından araştırma destek ödülleri ile desteklenmeye layık görüldü.

Basın metni: Orijinal AHA basın bildirisi (http://newsroom.heart.org/news/novel-basic-science-tip-sheet-2590440):

Makale:
VNS ile ilgili oncu yayinlarimizin listesi su sekildedir:
a.       Ay I, Ay H (2013) Ablation of the sphenopalatine ganglion does not attenuate the infarct reducing effect of vagus nerve stimulation. Auton Neurosci., 174:31-35.
b.      Ay I, Sorensen AG, Ay H (2011) Vagus nerve stimulation reduces infarct size in rat focal cerebral ischemia: An unlikely role for cerebral blood flow. Brain Res., 1392:110-115.
c.       Ay I, Lu J, Ay H, Sorensen AG (2009) Vagus nerve stimulation reduces infarct size in rat focal cerebral ischemia. Neurosci Lett., 459:147-151.

20 Şubat 2014 Perşembe

2014 TÜRKİYE BEYİN YILI PROJESİ BAŞLADI

Türk Nöroloji Derneği tarafından başlatılan “Türkiye Beyin Yılı” projesi kapsamında, beyin hastalıklarıyla ilgili bilinç oluşturmak, korunma ve tedavi imkanları hakkında farkındalığı artırmak amacıyla etkinlikler düzenlenecek. 

Türk Nöroloji Derneği ülkemizde beyin hastalıklarıyla ilgili bilinç oluşturmak, korunma ve tedavi imkanları hakkında farkındalığı artırmak için “Türkiye Beyin Yılı” projesini başlattı. 

Avrupa Beyin Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyince 2014'ün Avrupa'da Beyin Yılı ilan edildiğini hatırlatan Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ersin Tan,  kendilerinin de dernek olarak beyin hastalıklarıyla ilgili bilinç oluşturmak, korunma ve tedavi imkanları hakkında farkındalığı artırmak için "Türkiye Beyin Yılı" projesini başlattıklarını bildirdi. Proje kapsamındaki tüm etkinlikler derneğin liderliğinde oluşturulan Türkiye Beyin Aksiyon Grubu tarafından gerçekleştirilecek.

Proje kapsamında Türkiye Beyin Aksiyon Grubunu kurduklarını belirten Tan, beyin sağlığını korumak nörolojik hastalıklar nedeniyle yükselen ölüm ve sakatlık oranlarını azaltmak ve toplum nezdinde farkındalık yaratmak için gerçekleştirilecek tüm etkinliklerin bu grup tarafından hazırlanacağını söyledi.  

Nörolojik sorunların yaşlılarda daha çok görüldüğüne, beyin damar hastalıklarının ölüme neden olan hastalıklarda ikinci sırada geldiğine dikkati çeken Tan, "Beyin nankör bir organdır, bir hasar oluştu mu bunu geriye çevirmek pek kolay değildir, bu yüzden o hasarı sağlayacak faktörlerin önüne geçmek ilk hedefimizdir" dedi. 

Beyin Hastalıkları Toplam Sağlık Harcamalarının Beşte Birini Oluşturuyor
Bilinçlendirme ile hastalıkların görülme sıklığını düşürüp toplum sağlığının korunmasına yardımcı olmayı hedeflediklerini söyleyen Prof. Dr. Rana Karabudak, Türkiye’nin toplam sağlık harcamalarının beşte birini oluşturan beyin hastalıklarından kaynaklı maliyetlerin de bu doğrultuda düşmesinin sağlık ekonomisi açısından önemli olduğunu belirtti. 

Nörologa Gitme Bilinci Oluşmalı
Türkiye’de en sık görülen nörolojik rahatsızlıkların başağrısı, beyin-damar hastalıkları, inme, epilepsi, Parkinson, Alzheimer, Multiple Skleroz (MS) ve kas hastalıkları olduğunu ifade eden Karabudak, halkın böyle bir rahatsızlık geçirdiğinde nörologa gitmesi gerektiğini bilmediğini ve bu konuda farkındalığın son derece önemli olduğunu söyledi.

Türkiye'de Yaklaşık 35-40 bin kişide MS Görülüyor
Prof. Dr. Rana Karabudak, Türkiye'de yaklaşık 35-40 bin kişide görülen Multipl Skleroz (MS) hastalığının, özellikle 20-40 yaşındaki gençleri daha çok etkilediğini belirtti. Karabudak,  hastalığa yakalanma riskinin kadınlarda 2 kat daha fazla olduğunu da vurguladı.  MS’in tüm dünyada öncelikli çözülmesi gereken hastalıklar arasında görüldüğünü söyleyen Karabudak, son 4 yılda arka arkaya etkinliği giderek artan ilaçların kullanılmaya başlandığına ve ağızdan alınabilen bu ilaçların uzun yıllardır iğne tedavilerini sürdüren hastalar için önemli bir alternatif oluşturduğuna da dikkat çekti.

Parkinson Yaşlılık Hastalığı Değil
Prof. Dr. Ayşe Bora Tokçaer ise Türkiye genelinde 100 bin kadar Parkinson hastası Prof. Dr. Ayşe Bora Tokçaer ise Türkiye genelinde 100 bine yakın parkinson hastası bulunduğunu belirtirken, ileri yaşta hareketlerde yavaşlık, tutukluluğun bazen fark edilmediğini, nedeninin başka hastalıklarda arandığını bu nedenle nöroloji uzmanlarına zamanında ulaşılamadığını söyledi. Hastalığın yüzde 5-10'unun kalıtsal olduğuna dikkati çeken Tokçaer, hastalığın ileri yaşın yanı sıra gençlerde de görülebildiğini ifade etti. Tokçaer, Türkiye’de akraba evliliklerinin çok olmasının kalıtsal Parkinson hastalığı riskini artırdığını kaydederek, ülkemizdeki Parkinson hastalarının yıllık ilaç kullanımlarının maliyetinin 110 milyon dolar olduğunu da açıkladı.



Türklerin Yüzde 45'i Baş Ağrısı Çekiyor
Prof. Dr. Babür Dora da Türkiye'deki nüfusun yüzde 45'inin baş ağrısı, yüzde 16'sının da migren ağrısı çektiğini bildirdi. Başağrısının genellikle önemsenmediğini oysa Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre başağrısının en çok özürlülüğe yol açan hastalıklar arasında ilk 10’da yer aldığını söyleyen Dora, dünyadaki tüm doktorlara başvuruların yüzde 4’ünün başağrısına bağlı olduğunu ifade etti. 

Türkiye Başağrısı Epidemiyoloji Çalışması'nın verilerini açıklayan Dora,  migren hastalarının yüzde 90’ının hayat kalitelerinin etkilendiğini ve yüzde 30'unda önemli derecede işgücü kayıpları meydana geldiğini söyledi. Migren hastalarının yüzde 25'inde başağrılarının  orta-ileri derecede engellilik yarattığını vurgulayan Prof. Dr. Babür Dora, başı ağrıyan kişinin işe gidemediğini ya da gitse bile işte verimli çalışamadığını ifade etti.

Başı ağrıyan kişinin işe gidemediğini, gitse bile verimli çalışamadığını ifade eden Dora, tedaviyle migren ataklarının yaşam kalitesi üzerinde etkilerini, sıklığını azalttıklarını iş gücünü engelleyen bir hastalık olmaktan çıkardıklarını kaydetti.

Bir soru üzerine baş ağrısı ve migrende ağrı kesiciler belli miktarda kullanıldığında ağrıyı kestiğini ancak ayda 10 günden fazla Ağrı Kesici kullanılmasının dünyada bağımlılık kabul edildiğini anlatan Dora, "Fazla ilaç kullanımı doğru değil uygun ilaç, uygun zamanda, uygun miktarda alınmalı" dedi.

İlkokul Öğrencilerine Beyin Üç Boyutlu Kitapçık Çalışmalarıyla Anlatılacak
Bu arada Beyin Yılı 2014 Projesi etkinlikleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Rana Karabudak, okullarda beyin ve beyin hastalıklarına dönük farkındalık oluşturmak için çeşitli aktiviteler düzenleyeceklerini bildirdi.  

İlkokul öğrencilerine beyini üç boyutlu kitapçık çalışmalarıyla anlatacaklarını ve çeşitli hikaye fotoğraf yarışmaları düzenleyeceklerini bildiren Karabudak, "Okullarda birtakım ekstrem sporlara dikkat çekmek istiyoruz. Kayak, kaykay, snowboard gibi sporları yaparken kask takmak çok önemli, mesajlarımız buradan başlayacak" diye konuştu. 

Karabudak bir soru üzerine de çocuklara yönelik etkinliklerde şeklinin insan beynine benzemesi nedeniyle simge olarak düşündükleri omega-3 açısından zengin ceviz dağıtılacağını söyledi. 

Seminerleri izlemek için : http://beyinyili.seminer.tv/beyinyili.html

Proje hakkında bilgi için: http://turkiyebeyinyili.org/

20 Kasım 2013 Çarşamba

ALZHEİMER’A ERKEN TEŞHİS İMKANI DOĞUYOR

Alzheimer hastalığında erken teşhis için geliştirilen yeni bir yöntem, bir hastadan örnek alınarak hazırlanan robot ile tanıtıldı.

Unutkanlık denildiğinde ilk akla gelen hastalıklardan biri olan Alzheimer’ın erken teşhisi için, uzun yıllardır araştırmalar sürüyor.  34. Ulusal Radyoloji Kongresi Siemens standında Alzheimer hastalığında erken teşhis yöntemini tanıtmak için, Gil adındaki hastanın yüz modeli çıkartılarak anlatıldı. Robot, bir Alzheimer hastanın yüz hareketlerini birebir yapıyor.

Amyloid Brain Model’ini tanıtmak için hazırlanan robot hakkında bilgi veren Siemens Moleküler Görüntüleme Sorumlusu  Gizem Uçanok, robotun üç farklı şirketten, 20 çalışanın 6 hafta boyunca birlikte çalışarak geliştirildiğini belirtti. Uçanok, söz konusu robotun Alzheimer’ı diğer demans türlerinden ayıran yeni bir radyoaktif maddeyi ve bu madde için Siemens’in geliştirdiği Amyloid Nöroloji yazılımını tanıtmak için yapıldığını söyledi. Bu yeni radyoaktif madde ve de yazılım ile ilgili Uçanok, şunları söyledi: “Alzheimer şüphesi olan hastalara bu yeni radyoaktif madde veriliyor. Hastanın daha sonra PETBT ya da PETMR ile beyin görüntülemesi yapılıyor. Verilen bu ilaç direk olarak beyindeki Amyloid plaklara yapışıyor ve görüntülenmesini sağlıyor. Daha sonra Siemens Amyloid yazılımı hastanın beyin datasını referans beyin datasıyla karşılaştırıyor ve klinisyenlere hastanın Amyloid oranını sunar. Bugün Amerika’da yaşayan 5. 4 milyon kişi Alzheimer hastası var ve 2050 yılına kadar bu rakamın 16 milyona kadar yükselmesi bekleniyor. 65 yaş üzerindeki her 8 kişiden biri ve 85 yaş üzerindekilerin yarısı Alzheimer hastası. Bu yöntem Amerika’da ve Avrupa’da uygulanmaya  başlandı.”

“Demans Hastalarının Bir Kısmına Yanlış Tedavi Uygulanıyor”
Unutkanlık şikayetiyle doktorlara gidenlere yapılan tetkikler sonucunda bir çoğuna demans teşhisi konduğunu kaydeden Uçanok, genelde hastalara  aynı tedavinin uygulandığını kaydetti. Uçanok, “Aslında demans hastalarının bir kısmına yanlış tedavi uygulanıyor. Alzheimer hastası sayılan hastaların bir kısmı Alzheimer hastası olmayabiliyor. Bu tetkik ve yazılım hastaların Alzheimer hastası mı yoksa başka türlü bir demans hastası mı onu söylüyor ve bunu erken teşhis etmeye yardımcı oluyor” diye konuştu.


Kongreye olan destekleriyle ilgili görüşlerini dile getiren Siemens Sağlık Türkiye Direktörü Şevket On, Türk Radyoloji Derneği’nin kongreyi uzun yıllardır başarıyla gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Şevket On; “Her yıl, Ulusal Radyoloji Kongresi’nde dünyada sunduğumuz en yeni ürün ve teknolojileri paylaşmaya gayret ediyoruz. Yalnızca ülkemizde değil, çalışmalarıyla uluslararası alanda da adını yukarılara taşıyan Türk Radyoloji Derneği’nin bu yılki organizasyonuna da destek vermekten dolayı son derece mutlu olduk” dedi.   

6 Kasım 2013 Çarşamba

BEYİN ARAŞTIRMALARINDA NEREDEYİZ?

Cambridge Üniversitesi’ndeki nörobilim araştırmaları hakkında bilgi veren Dr. Muzaffer Kaşer, temel bilimlerde yapılan çalışmaların kliniğe aktarılmasının hedeflendiğini söyledi. 

Beyin araştırmaları üzerine Cambridge Üniversitesi’nde geniş kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Hedef temel bilimlerden ve hayvan deneylerinden elde edilen sonuçların kliniğe uyarlanması. Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaşer,  çalışmalar hakkında  bilgi verdi. 
Cambridge’de araştırma gruplarının bağlı olduğu birçok enstitü olduğunu belirten Kaşer, “Davranışsal ve Klinik Nörobilim Enstitüsü’ndeyim ve burada Beyin Haritalama Ünitesi, Otizm Araştırma Enstitüsü, Tıbbi Araştırma Konseyinin Beyin ve Kognisyon Birimi var. Bu birimler Psikiyatri bölümünün çatısı altında bulunuyor. Sürekli ortak çalışmalar yapılıyor. 

"Deney Hayvanında Bulduğumuz Bir İşlemi,  Klinik Ortama Transfer Etme Şansımız Oluyor" 
Davranışsal ve Nörobilim Enstitüsü’nde daha çok translasyonel yani temel bilimlerdeki bilgiyi klinik ortama uyarlamaya yönelik araştırmalar yapılıyor. Hayvan modelleri boyutunda altta yatan beyin mekanizmalarının nörokimyasal, genetik ve davranışsal yönleri inceleniyor.  İnsanlardaki boyutta yeni nöropsikolojik tekniklerle ve görüntüleme yöntemleriyle çeşitli hastalıklarda beyin işlevleri değerlendiriliyor.  Bu araştırmalar birbirinin içine geçebiliyor. Yani burada insanlarda kullandığımız bir nöropsikolojik testin aynı zamanda deney hayvanı modeli var. Bu da bize şöyle bir imkan sağlıyor; deney hayvanında belirli nörotransmiterlerle ilişkili olduğunu bulduğumuz beyin sistemlerinin işlevi veya bozukluğuna dair daha rafine bilgiler edinebiliyoruz. Sonra da bu bilgileri klinik ortama uyarlama şansımız oluyor.”

“Beyin Görüntülemede Beyin Bölgelerinin Bağlantılarıyla ilgili Analizlerin Klinik Ortama Uyarlanması Hedefleniyor”
Beyin görüntüleme ile ilgili çalışan çok sayıda uzman olduğunu kaydeden Kaşer, “Beyin ile ilgili Avrupa Birliği’nin çok önemli bir projesi var. Bu projelerden bir tanesi Cambridge’de sürüyor. Beyin bölgelerinin bağlantılarıyla ilgili yeni matematiksel modellemeler kullanılarak yapılan analizlerin klinik ortama uyarlanması hedefleniyor. Nihai amaç psikiyatrik hastalıkların tanısında ve tedavi izleminde kullanılabilecek biyolojik belirteçler geliştirmek” dedi. 

“Beynin Nasıl Çalıştığını Artık Daha İyi Anlıyoruz”
Temel bilim genetiğinde çok önemli noktalara gelindiğini hatırlatan Kaşer,  “İnsan genom projesi sayesinde,  genom tarama araştırmaları yapılıyor. Nörobilimde de çok fazla bilgi birikimimiz var. Beynin nasıl çalıştığını artık daha iyi anlıyoruz. Fakat bu bilgileri kliniğe uygulamakla ilgili zorluklarımız var. Cambridge’deki psikiyatri ve nörobilim odaklı araştırmalar translasyonal nitelikte. Yani yöntemsel veya preklinik araştırmalardan edinilen yeni bilgileri hastaların faydasına yönelik hale getirmeye çalışıyoruz. 

“Psikiyatrik Hastalıklardaki Biyolojik Belirteçler: Henüz Uygulamaya Geçmiş Bir Belirtecimiz Yok”
 Birçok psikiyatrik hastalığın tedavisinde daha iyi, daha rafine yöntemlere ihtiyacımız var. Diğer yandan tanısal anlamda da yeni nörobilim yöntemleri bizim için çok önemli. Bir takım aday biyolojik belirteçler ve testler var ancak psikiyatrik hastalıklar için henüz uygulamaya geçmiş bir belirtecimiz yok” diye konuştu.  

5 Ağustos 2013 Pazartesi

BEYNİN PLASTİSİTESİ VAR

Beynin yenilenme özelliğinin olmadığı söylenir. Ancak Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaser, yapılan son araştırmalarda beynin plastisite özelliğinin olduğunu belirtti.

Beynin hiçbir şekilde kendini yenileme özelliği olmadığı söylenir. Ancak beynin yenilenebildiğini ve esnek olabildiğini (plastisite) belirten Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaşer, çok kısa bir süre öncesine kadar beyin hücrelerinin kesinlikle bölünemeyeceği gibi bir bilgi olduğunu söyledi. Kaşer, “Şu anda beyindeki plastisitenin, şekillenebilirliğin özellikle belli beyin bölgelerinde çok fazla olduğunu ve sadece bağlantıların artması değil, aynı zamanda yeni hücre yapımının da beyinde gerçekleştiğini biliyoruz. Bir takım yerleşik bilgiler yeni bilimsel bulgularla değişiyor” dedi.

Med-Index

26 Haziran 2013 Çarşamba

BEYİN MİTLERİNİ YIKIN ARTIK!

“Mozart dinleyenler daha zeki” diye yazan bilgilerin yanlış olduğunu biliyor musunuz? Bilimsel makaleye dönüşmeden basına sızan bir bilgi, yıllardır süren bir hurafe.

Yüzyıllardır en merak edilen mekanizmalardan biri olan beyin, üzerinde en fazla yanlış bilgilerin olduğu konu. Beyin ile ilgili “mit”ler yani doğru bilinen yanlışlar çok fazla. Beynin işleyişine mistik anlamlar katılıyor. Gizemli bir olay olarak tanımlandığı için hep beyin ile ilgili bir takım bilgilerin mit haline gelmesi daha kolay oluyor. Cambridge Üniversitesi Psikiyatri bölümünde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaşer, yaygın beyin mitleri hakkında Med-Index’e bilgi verdi. 

Mozart Dinlemek Zekanızı Açmaz!
Mozart etkisi ile ilgili Kaşer şunları söyledi: “Amerika’da bir grup araştırmacı deneklere Mozart dinletiyor ve başka bir gruba farklı müzikler dinletiyor. Sonrasında bir takım artimetik işlemler yapmalarını istiyorlar. Bu çalışmada Mozart dinleyen grupta o sırada olumlu bir değişim bulunuyor diğerlerine göre, fakat bu bulgu daha sonra tekrar edilemiyor. Yaygınlaştırılamıyor, dolayısıyla rastlantısal bir bulgu. Fakat bulgu bilimsel makale olmadan önce, basın bu araştırmayı alıp haber yapıyor. O kadar çok ilgi çekiyor ki, hala birçok kişi kendinden emin bir şekilde Mozart dinlemenin zekayı geliştirdiği “mit”ini paylaşıyor. Fakat kesinlikle tekrar edilemeyen bir bulgu.”

“Bilimsel Geçerliliğinden Ziyade İnsanlarda Yarattığı Duygu Daha Ön Plana Çıkıyor”
Bilimsel bulgunun, bilimsel geçerliliğinden ziyade insanlarda yarattığı duygunun daha ön plana çıktığını vurgulayan Kaşer, “Belki de müzik dinleyip zekamınızın daha yüksek seviyeye gelmesi konusunda bir arzumuz var. Bu arzu insanların bu tür mitleri daha çabuk sahiplenmesine neden oluyor. Bazen bilimsel geçerliliği tartışılmamış bir bilgi basın yoluyla o kadar popüler oluyor ki, yıllarca süren bir mit haline gelebiliyor” dedi. 

Şarlatanlara Kanmayın!
“Şarlatanlara Kanmayın” diyen Kaşer, “Bazı alanlarda tedavi yapma yetkisi olmayan kişiler yaptıkları bir takım yöntemlerin önüne nöro ya da beyin dalgalarını ekleyerek bir şekilde daha pazarlanabilir hale getiriyorlar. O tuzaklara düşmemek lazım. Yetkin kişiler tarafından yapılan tedavilere eğitimlere katılın” diye konuştu. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

22 Mayıs 2013 Çarşamba

BEYNİNİN YÜZDE KAÇINI KULLANDIĞINI BİLMEYEN VAR MI?

Beyninizin yüzde kaçını kullanıyorsunuz? Yoksa daha fazlasını kullansam neler yaparım diyenlerden misiniz? Aslında bu yazıyı okurken bile beyninizin yüzde 100’ünü kullandığınızı biliyor musunuz?



“Beyninizi daha çok kullanıp aslında şimdiki halinizden daha iyi olmak ister misiniz?” diye başlayan haberlere veya yazılara dikkat edin. Bunlar aslında sadece birer safsata, neden mi? Yıllardır insanlar beyinlerinin tamamını değil sadece yüzde 10’unu kullandığını düşünüyor. Birçok bilim insanı bu hurafenin artık değişmesi için çalışıyor. 
“Beynimizin yüzde kaçını, nasıl kullanıyoruz?” sorusunu Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaser, Med-Index’e yanıtladı. 

Yüzde On “Mit”i
“Beynimizin yüzde 10’unu kullanıyoruz diye bir yanlış bilgi daha var” diyen Kaşer, şu bilgileri verdi: “Beynin yüzde 100’ünü kullanıyoruz. Beyin görüntüleme araştırmaları sayesinde beynin bir bütün halinde çalıştığını, bağlantıların etkileşim halinde olduğunu ve bir görev yapılmadığında dahi arka planda çalışan aktivitesi (default mode network) bulunduğunu biliyoruz. Parmağımızı şıklattığımızda dahi beynimizin yüzde 90’ını çalıştırıyoruz. Zaten vücudun enerjisinin büyük kısmını kullanan bir organın, çoğunun çalışmadan kalması yaşamla bağdaşmazdı.”

İnsan Türünün “Benmerkezci” Yapısı 
Bilimsel gerçekliğinin dışında, insanların nasıl böyle bir bilgiyi sahiplenebildiklerini sorgulayan Kaşer, “Bu konuda şöyle bir düşüncem var; insan yüzyıllar boyunca kendini evrenin merkezinde olduğunu düşünegelmiş. Bu derece benmerkezci bir canlının, kendi beyniyle de ilgili beklentilerinin yüksek olmasını bekleyebiliriz. Yüzde 10 “mit”inin altında tarihsel olarak böyle bir motivasyon olabilir. Aslında beynimin tümünü kullanmıyorum; yüzde 100’ünü kullansam neler yapabilirim? Düşüncesi bu nedenle bu derece sahiplenilmiş” dedi. 

“Kişisel Gelişim Adındaki Kitapların Yanlış Bilgilerin Yayılmasında Etkisi Büyük”
“Kişisel gelişim” adıyla çıkan kitapların, özellikle modern çağda insanların iş hayatındaki sorunlarına yönelik popüler kültür ürünleri olduğunu söyleyen Kaşer, bu kitapların yanlış bilgilerin yayılmasında çok büyük payı olduğunu kaydetti. Kaşer, “Çünkü bu kitaplarda sürekli kişilere aktarılan, şöyle bir mesaj var; ‘Siz aslında kapasitenizin daha fazlasını yapabilirsiniz, yapmalısınız da.’ Bunu bir şekilde temele oturmanın en kolay yolu da ‘aslında beyninizin tamamını kullanmıyorsunuz’ demek. Böylece insanlara daha fazlasını kullanmanın yollarını vaad ederek kazanç sağlayan bir sektör var. Derslerimde bu bilgiye inanan çok sayıda kişiyle karşılaşıyorum” diye konuştu.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


22 Nisan 2013 Pazartesi

BEYNİNİZ İLE ALIŞVERİŞ YAPMAYI ÖĞRENİN!

Nörobilim alanında yapılan çalışmalar pazarlama alanında “nöromarketing” adıyla kullanılıyor. Sağlık sektöründe bu yöntemin kullanımı hakkında bilgi veren Sales Brain Ortağı Kıvılcım Kayabalı, beynin duygusal konulara karşı daha hassas olduğunu söyledi.

Nöromarketing karar verme eğilimlerimizi bilimsel bir yol ile açıklamaya çalışan yeni bir disiplin. Nöromarketing’in amacı müşterilerin tercihlerini anlayabilmek ve bir ölçüde öngörebilmek. 
Nöromarketing’in geçmişi 90’lı yıllarda Harward Üniversitesinde başlatılan ve daha sonra birçok araştırma kurumunda devam eden nörobilim ile ilgili çalışmalara dayanıyor. Bunların arasında çok önemli kabul edilen bir çalışma ise 2004 yılında Houston, Teksas Tıp Fakültesi Baylord College’de gerçekleştirilen Cola ve Pepsi’nin karşılaştırıldığı meşhur araştırma (blind test). Bugün bilimsel verilere dayanarak satın alma kararlarımızın ardında mantıksal nedenlerden çok duygularımızın olduğunu biliyoruz. 

1999 yılında Journal of Consumer Research’te yayınlanan Kathryn Braun’un makalesi de bu sürece ışık tutmak açısından bir mihenk taşı oldu. Eskiden, tüketicilerin satın alma davranışında eylem sıralamasının “düşün-hisset-yap” şeklinde olduğu sanılırken, Braun’un çalışması gerçek sıralamanın “hisset-yap-düşün” olduğunu ortaya koydu. Yani satın alma hareketimiz rasyonel bir düşünceyle başlamıyor, hissederek başlıyor. Önce duygularımızla karar veriyor ve daha sonra verdiğimiz kararı mantıklı bir zemine oturtmaya çalışıyoruz. Bu durum hiç giymeyeceğimiz bir ayakkabıyı satın alırken de, çok büyük iş anlaşmalarını imzalarken de geçerli. İlginç bir şekilde alınan risk ne kadar büyükse duygular o kadar çok devreye giriyor. Kalifornia’da UC Irvine Nörobilim Bölümü Direktörü ve karar mekanizmalarında duyguların etkisini inceleyen en önemli uzmanlardan olan Antonio Damasio, ‘Descartes Error’ adlı kitabında "Biz hisseden düşünme makinaları değil, düşünen hissetme makinalarıyız " diyor. 

Pazarlamacıların beynin çalışma mekanizmalarına giderek daha fazla ilgi duyduğunu ve yeni bakış açıları kazandığını söyleyen Sales Brain Ortağı Kıvılcım Kayabalı, “Nöromarketing çalışmaları pazar araştırmaları açısından önemli bir yer tuttuğu gibi, bu kavramın pazarlama dünyasında kabul görmesi ve uygulanması, pazarlama ve satış alanındaki stratejilerimize büyük katkılar sağlayacak” dedi. 
Nöromarketing konusunda sağlık sektörünün nasıl faydalanması gerektiği üzerine Kayabalı, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Bu toplantıların amacı nedir?
Bu toplantılarda katılımcılara müşterinin nasıl karar verdiğini, karar verme mekanizmasının altındaki bilimsel gerçekleri anlatıyoruz. Nörobilim üzerinde son yapılan araştırmalara dayanarak müşterini nasıl etkileyebileceklerini gösteriyoruz. Programda gerçek karar vericinin beynimizin hangi bölgesi olduğunu, neden duygulara hitap etmemiz gerektiğini açıklıyoruz. Yine nörobilim çalışmalarından elde ettiğimiz verilere dayanarak değer mesajlarını ve iddia’larını oluşturma, etkili sunum yapma ve kişiler arası ilişkilerde önem verilmesi gereken noktalara değiniyoruz. Bu açıdan dünyadaki tek work-shop.

Bu Workshop’ta neler anlatılıyor?
21.yüzyılın eğitimli tüketicileri mantıklı görünen seçimlerinde ve kararlarında sandıklarından daha az kontrole sahipler ! Beyni farklı hücresel ve işlevsel özellikleri olan üç bölüme ayırarak inceleyebiliyoruz. Yeni beyin yani neokorteks düşünür, rasyonel verileri işler, entelektüel süreçlerden sorumludur. Orta beyin; hisseder, duyguları işler. Eski beyin ya da sürüngen beyin adını verdiğimiz bölge ise karar vericidir. 

Nörobilim alanında yapılan son çalışmalar gösteriyor ki, beyinde satın alma kararı rasyonel gerekçelere dayanarak verilmiyor. Kararları duygularımızın etkisiyle içgüdüsel olarak veriyoruz ve daha sonra verdiğimiz kararı rasyonelize etmeye çalışıyoruz. Nöromarketing ise eski beyni etkileyen süreçleri ve satın alma kararlarının arkasındaki nedenleri inceliyor

Toplantıda satış ve pazarlama dünyasındaki yöneticilere müşterilerin nasıl düşündüğünü kavrayabilmenin pazarlamacıları başarıya götürecek en önemli yol olduğu mesajını veriyoruz. Karar verme mekanizmalarının ardındaki bilimsel gerçekleri öğrenmek ürün özelliklerinden ve ürünlerin piyasa ve müşterilere nasıl ulaştığından daha fazla önem taşıyor. Yeniliklere açık olan pazarlama yöneticileri, konfor alanlarını genişleterek farklı disiplinleri keşfetmeye çalışıyorlar. Bizde onlara beyin, nörobilim alanında yapılmış araştırmaları aktarıyoruz ve bu bilgileri satış ve pazarlama alanında nasıl kullanabileceklerini gösteriyoruz. Örneğin konferansta katılımcılara müşterilerin beynindeki karar verici bölge olan eski beyine ulaşmayı sağlayan 6 temel uyarı hakkında örneklerle detaylı bilgi veriyoruz.
Bunlar; 
• Eski Beyin benmerkezcidir. 
• Zıtlık eski beynin hızlı ve risksiz karar vermesini sağlar. 
• Eski beyin somut ve kolay anlaşılır verilere ihtiyaç duyar
• Eski beyin başlangıç ve bitişlerden hoşlanır
• Eski beyin görseldir
• Eski beyin yalnızca duygular tarafından harekete geçer.
Bu workshop’ta farklı seviyelerden satış ve pazarlama uzmanları müşterinin bakış açısını ve karar verme mekanizmasını öğretiyor.

Nöromarketing sağlık sektöründe nasıl kullanılabilir?
Nöromarketing prensipleri tüm sektörler için geçerli. Hatta kişiler arası iletişimimizde bile aynı yöntemleri uygulayabiliriz. Bir ürün veya hizmeti tanıtırken en etkili yol, hizmeti götürdüğünüz kişinin sıkıntısını keşfetmek. Onun duygularına hitap edebilmek ve en önemlisi ’ben’ değil ’biz’ dilini kullanmak. Yani verdiğiniz hizmet, ürünleriniz hakkında bilgi verirken asıl üzerinde odaklanmanız gereken nokta bu hizmetin kişinin hangi sıkıntısını gidereceğini, kişiye sağlayacağı yararları net bir şekilde anlatmak. Ayrıca hizmeti sunduğumuz kişinin duygularına hitap edebildiğimiz sürece akılda kalıyoruz ve değerimiz artıyor. Duygulara etkili hitap eden markalar veya kurumlar tercih ediliyor. 
Dünyada Siemens gibi sağlık alanında çalışan birçok kurum ve sağlığa yönelik hizmetler pazarlayan şirketler bu konuda danışmanlık alıyor. Sağlık veya diğer sektörlerdeki kişisel ilişkilerimizde de aynı prensipler geçerli. İlkel beyin veya eski beyin güvenilir kanıtlar karşısında etkileniyor. Bu kanıtları kolay anlaşılabilir şekilde sunmak önemli. Başarılı kişilerin doğal olarak bu yöntemleri uyguladığını görüyoruz.

Nöromarketing bilmenin avantajları nelerdir?
Nöromarketingin en büyük yararlarından biri satış ve pazarlama için ortak bir dil içermesi. Birçok kurumda satış ve pazarlama bölümleri iletişim için ortak bir dil platformu paylaşmıyor ve firma da bu bölünmüşlüğün faturasını ağır ödüyor.
Nöromarketing ile birlikte satış ve pazarlama işlevleri dört basit ve temel adım üzerinde yoğunlaşıyor ve aşağıdaki mesajlar iletiliyor;
• Müşterinin sıkıntısını teşhis edin: teşhis ederken ’yargılamayın, derinlemesine dinleyin, varsayımlardan kaçının, araştırın ve düşünün 
• Firmanızın iddialarını farklılaştırın : yeri doldurulamaz olmak, farklı olmayı gerektirir.
• Kazancı gösterin : kazancı verilerle kanıtlayın
• Eski beyne iletin : eski beyne iletirken siz üslubunu kullanın, büyük resmi gösterin, zıtlıklardan yararlanın, bir hikayeniz olsun
Bütün bunları gerçekleştirmek için öncelikle duygulara hitap etmeyi, etkili sunum hazırlamayı, topluluğa hitap etmeyi, satış ve pazarlamanın tüm diğer boyutlarını etkili kullanmayı öğreniyorsunuz.

Bu programa katılanlar ne gibi bilgiler edinecek?
Sales Brain kurucu ortağı Christophe Morin, tarafından gerçekleştirilecek olan Nöromarketing workshopta katılımcılar bilimsel verilerin ışığında müşterilerinin satın alma kararlarını etkileyen faktörleri öğrenecekler, karar verme sürecinde duyguların rolü üzerinde geniş bir vizyon kazanmış olacaklar.
Günümüzde satış ve pazarlama artık hiç olmadığı kadar zor. Çünkü müşteriler çok bilinçli, rekabet çok yoğun, geleneksel anlaşma tekniklerine olan direnç çok arttı.
Bu workshop etkili pazarlama stratejileri yaratmak ve başkalarını etkileme yeteneğinizi geliştirmek, ikna edici sunumlar yapabilmek ve mesajlarınızın akılda kalıcı bir şekilde sunulabilmesi için devrimsel nitelikte teknikler aktarıyor. İstanbul’da bir önceki konferansımıza katılan kurumların web sitelerindeki değişiklikleri ve farklılaşan iddialarını görmek etkileyiciydi.

Yayınlar
• Neuron, Vol. 44, 379–387, October 14, 2004, Neural Correlates of Behavioral Preference for Culturally Familiar Drinks (http://www.librimedia.com/website/content/research/papers/neural_correlates_of_behavioral_preference_for_culturally_familiar_drinks.pdf)
• Journal of Consumer Research Vol 25 Nov 4 March 1999 Kathryn Braun Consumer Memory ( http://www.jstor.org/discover/10.1086/209542?uid=3739192&uid=2&uid=4&sid=21102060296521)
Kitaplar
• Neuromarketing “Understanding the Buy Button Inside Your Customers’ Brain”(Patrick Renvoise&Christophe Morin )
• Descartes Error (Damasio)
• Neuromarketing (Zurawicki)
• How Customers think (Zaltman)

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

15 Nisan 2013 Pazartesi

İKİ SİNİR BİLİMCİDEN BEYİN SOHBETLERİ

Hayatını sinir bilime adamış iki bilim insanı, yıllardır edindikleri birikimlerini eğlenceli bir gösteri tadında sunuyor.

Bilimsel çalışmalar denildiğinde insanlar genellikle konunun fazla karmaşık olacağını düşünerek bir miktar uzak dururlar. Bilim insanları aslında bu çalışmaların düşünüldüğü gibi sıkıcı olmadığını göstermek adına, çok farklı çalışmalar yapıyor. Onlardan biri de [n] Beyin ismiyle yola çıkan Doç. Dr. Sinan Canan ve Araştırma görevlisi Serkan Karaismailoğlu. Arzu eden herkesi, iki sinirbilimcinin rehberliğinde, beyin ve sinir bilimin garip dünyasında eğlenceli bir keşfe davet ediyorlar.

Anlatılanlar Hayatınıza Uygulayacağınız Nitelikte
İki sinirbilimci, beyin ile ilgili farklı bir sunum hazırlıyorlar, ancak sıkıcı bilimsel ve anlaşılmaz terimlerden arındırılmış, merak uyandıran bu sunum yaklaşık 2.5 saat sürüyor. Sunum, beyin ile ilgili temel bilgileri, ders havasından çok uzakta anlatılarak başlıyor. Ortada kocaman bir beyin maketi ile dikkatle dinliyorsunuz. Çünkü, anlatılanlar hayatınıza uygulayacağınız nitelikte ve esprilerle renklendirilmiş. 

nBeyin, temel konuların yanı sıra oldukça tartışmalı ve ucu felsefeye kadar uzanan derin konulara da girilen, benzerine pek rastlamadığımız bir sunum şekli. Sunumda değinilen bazı konular şöyle: Beyinlerimiz nasıl çalışır? Beyinde neden sağ ve sol ayrımı var? Evlilik aşkı öldürür mü? Erkek ve kadınların beyinleri gerçekten de farklı mı? Bilinç nedir? Zihin kontrolü mümkün mü? Gerçeklik nedir ve biz gerçekten "var olduğumuzu" bilebilir miyiz? 

nBeyin, Sinan Canan ve Serkan Karaismailoğlu’nun araştırmayı, öğrenmeyi ve başkalarına anlatmayı çok sevdikleri bilimsel bazı öykülerden oluşuyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen öykülerin tamamı aslında sinir sistemimiz ve beynimizin çalışmasını anlatırken, daha genelde “bizi bize” anlatmayı amaçlıyor.

Amacımız Asla Bilim Dersi Vermek Değil
Sunumları hakkında Doç. Dr. Sinan Canan şunları söyledi: “nBeyin, “sadece biz karar versek, derslerimizi nasıl anlatırdık” sorusuna üretebileceğimiz cevaplar üzerine gelişti aslında. Bir müfredat sınırlaması varsa, dünyanın en zevkli konusu dahi keyifli bir şekilde anlatmanız zordur. Fakat dünyanın en zevkli konusu olan sinirbilimlerini hiç bir kısıtlama olmadan ilgilenen herkese anlaşılabilir bir şekilde sunmak, aslında bizim temel amacımız. İstedik ki, arzu eden herkes, sinirbiliminin en karmaşık sonuçlarını bile temel düzeyde anlayabilsin ve insanoğlunu doğrudan ilgilendiren bu bilim ile bu bilimin hayata dair açılımları hususunda herkes kendine göre faydalanabilsin. Amacımız asla bilim dersi vermek değil; düşündürmek, farkındalık oluşturmak ve insanların hayatına bilgi ile elimizden geldiğince olumlu katkılar sağlayabilmek. Sunumlarımızın ardından aldığımız geri bildirimler de amacımıza ulaşmada doğru yolda olduğumuza dair kanılarımızı güçlendiriyor. Açıkçası ilk başladığımızda böyle büyük bir ilgi beklemiyorduk; fakat şu anda onlarca üniversiteden teklif geliyor ve biz de onlara cevap vermeye gayret ediyoruz.

Rüyamız, nBeyin’i insanların ilgisini cezbeden daha profesyonel bir gösteriye dönüştürmek ve bütün Türkiye’deki meraklı insanlara birebir ulaşabilmek. Elbette böyle yoğun ve masraflı bir turne programı bizim gibi iki akademik insanı biraz aşıyor. Bundan dolayı şu anda bazı sponsor görüşmeleri yapıyoruz; alabileceğimiz desteklere göre gösterimizi çok daha keyifli ve eğlenceli bir hale getirmeye gayret edeceğiz.

nBeyin, insanoğlunun en büyük aşama kaydettiği sinirbilimleri alanının modern zamanlarda beynimiz ve davranışlarımız hakkında bizlere neler söylediği ile ilgili. Bu bilgileri elden geldiğince çok insanla paylaşarak, özellikle gençlerin sinirbilimleri alanlarına yönlenmesinde teşvik edici bir rol oynamak istiyoruz. Zira yakın bir gelecekte, bu günkünden çok daha önemli ve ileri noktalara gelecek olan sinirbilimleri ve ilişkili alanlarda dünyada söz sahibi bilim insanları yetiştirmeye çok ihtiyacımız var. Bu da ancak genç ve meraklı zihinleri bu yolla tanıştırmak sayesinde mümkün olacak diye düşünüyoruz.

Ayrıca bilimle uğraşmasak bile günlük hayatta yaşadığımız her şeyin beyin ve sinir sistemimizle doğrudan ilişkisi var. Arzularımız, heyecanlarımız, fikirlerimiz, anlaşmazlıklarımız... Bunların hepsi sinirbilim bilgileri ışığında düşünüldüğünde bize bambaşka ipuçları verebiliyorlar. Mesela, sunumumuzda kadın-erkek beyni arasındaki farkları anlattığımızda yüzlerde beliren şaşkın ifade bunun bir göstergesi. Bir çok katılımcı “demek ondan böyle yapıyormuşum; yahut yapıyormuş!” diyerek adeta bir aydınlanma geçiriyorlar. Örneğin kadının ilişkideki seçici rolü, erkeklerin genel olarak akla gelen vurdumduymazlığı, erkek-kadın arasındaki empati farklılıkları gibi konular, izleyen herkesi şaşırtıyor. Bunun yanında sinirbilimleri ile uğraşan takipçilerimizin de pek fazla duymadıkları konuları gündeme taşıyoruz. Mesela hepimizde gizli bir yetenek olan “örüntü algısı”, beynin kaotik işleyişi, bilimin öngörülemez dediği bazı gelecek hadiseleri tahmin etme; yahut kendimize genetik olarak en uygun eşi seçme gibi yeteneklerimizi insanlara anlattığımızda, hayatları ile ilgili ilginç düşüncelerin de kapısını araladığımızı düşünüyorum.

Bunların hepsinin ötesinde nBeyin’in çok beğenilmesinin bence en büyük nedeni, hem biz, hem de dinleyenler, anlatılanlardan büyük zevk alıyorlar ve hepimiz bu işlere meraklıyız. Bence işin gerçek sırrı bu.”



Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

9 Mart 2013 Cumartesi

MİGREN AĞRISININ OLUŞUM MEKANİZMALARINI HACETTEPELİ BİLİM İNSANLARI BULDU

Science Dergisi’nde bugüne kadar yayınlanan tamamen Türkiye kaynaklı ilk tıbbi araştırma olma özelliği taşıyan bu çalışmada, migren başağrısının oluşum mekanizmaları ortaya konuyor. Bu araştırma, migren için daha önce bilinmeyen yeni ilaç hedeflerinin de yolunu açıyor.

Migren toplumda çok sık görülen, hastaların hayat kalitesini düşüren ve önemli işgücü kaybına sebep olan bir hastalık. Migren hastaları saatler sürebilen, zonklayıcı bir başağrısı ile birlikte mide bulantısı, kusma, ışığa ve sese hassasiyetten şikayetçi oluyorlar. 

Science Dergisi’nin 1 Mart 2013 sayısında Hacettepe Üniversitesi`nden yayınlanan bir çalışma ile aura ile migren başağrısı arasında daha önce bilinmeyen bir ilişki gösterildi. Çalışma, Türk araştırmacılarca laboratuar aşamalarımın tamamının ülkemizde yapıldığı Science’da yayınlanan ilk tıp araştırması olma özelliğini taşıyor. Science Dergisi’nde ise bugüne kadar yayınlanan migren başağrısı üzerine ikinci araştırma. 

Araştırma; Hacettepe Üniversitesi Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Turgay Dalkara, Prof. Dr. Yasemin Gürsoy Özdemir, Yrd. Doç.Dr. Emine Eren Koçak, Uzm. Dr. Hülya Karataş, Uzm. Bio. Sevda Lüle, Dr. Şefik Evren Erdener ve Dr. Zümrüt Duygu Şen tarafından gerçekleştirildi. 

Auralı Migren Nasıl Oluşuyor?
Prof. Dr. Turgay Dalkara araştırma hakkında şu bilgileri verdi: “Bazı migren hastalarında başağrısından önce aura olarak isimlendirilen gözde ışık çakmaları, bulanık görme gibi şikayetler ortaya çıkar. Bu belirtiler yaklaşık yarım saat sonra başlayacak olan başağrısının habercisidir. Aura beyinde yavaş bir şekilde yayılan ve beyin aktivitesini geçici ve kısmi olarak baskılayan elektriksel bir bozuklukla (kortikal yayılan depresyon; KYD) açıklanıyor. Baş ağrısı ise baş ve yüzün duyusunu taşıyan bir sinir olan trigeminal sinirin uyarılması ve duyarlılaşması ile ortaya çıkıyor. Auranın başağrısına sebep olup olmadığı ve eğer öyle ise ne şekilde başağrısı oluşturduğu ise bugüne kadar tam olarak anlaşılamamıştı, ikisi arasındaki bağlantı iyi bilinmiyordu. Bu konuda bazı görüşler vardı, ancak biz onları uzun yıllardır ikna edici bulmuyorduk. 2005 yılından itibaren bir düşünce üzerinde odaklanmaya başladık.

“Kişinin Migrene Yatkınlık Derecesi Biyolojik Olarak Belirleniyor”
Migren baş ağrıları uykusuz kalma, stres, fazla ışığa maruz kalma, hormonal değişiklikler (örneğin regli dönemleri) ve açlık gibi sebeplerle tetiklenebileceği gibi kendiliğinden de ortaya çıkabilir. Bu tür etmenler migrenli olmayanlarda başağrısı oluşturmazken, genetik olarak yatkın kişilerde bu tür tetikleyici faktörlerle migren ağrısı başlayabilir. Yani, kişinin migrene yatkınlık derecesi biyolojik olarak belirleniyor. Bu kişilerin beyinleri baş ağrısı tetikleyebilen faktörlere karşı daha hassas.”

“Beyinde Oluşan Mekanizmalar ve Ne Tür Yolların Aktive Olduğu Bilinmiyordu”
Prof. Dr. Yasemin Özdemir ise şunları söyledi: “2007 yılında başlayan ve 5 yıl devam eden çalışmalarımızla, migren başağrısının tetiklenmesi ile beyinde oluşan mekanizmalar ve ne tür yolların aktive olduğunu gösterdik. Böylece bu alanda ki önemli bir bilgi eksikliğini tamamlamış olduk.

Çalışmada Neler Yapıldı?
Anestezi uygulanmış farelerde, nöronlar üzerinde bulunan Panneksin-1 adı verilen iyon kanallarının, auraya sebep olan beyinde yayılan elektriksel dalganın oluşturduğu aşırı hücresel strese bağlı olarak açıldığı ve enflamasyon adı verilen bir moleküler sinyal iletim yolunu tetiklediği saptandı. Alarmin (alarm verici) grubundan bir molekül olan HMGB1 nöronlardan salınarak, beyinde diğer hücreleri uyarıyor ve böylelikle hücresel stresi haber veriyor. HMGB1 diğer hücreler üzerindeki algılayıcı moleküllere bağlanarak, yardımcı hücrelerin beyin damarlarının etrafındaki sinir uçlarına doğru bir dizi ağrı uyarıcı molekülün sürekli salgılanmasına neden oluyor. Bu şekilde trigeminal sinir sürekli uyarılarak, hassas bir hale geliyor. Aktifleşen trigeminal sinir, beyin zarlarındaki damarları genişletiyor ve uzun süreli migren başağrısına neden oluyor.”

“Beyinde Yayılan Dalga Migren Ağrısı Oluşumunu Modelliyor”
Uzm. Dr. Hülya Karataş çalışma hakkında şöyle konuştu: “Aurayı deneysel modelde oluşturarak çalışabiliyoruz. Auranın nedeni olan kortikal yayınlan dalgayı, genelde elektrofizyolojik yöntemlerle kaydediyoruz. Farklı bir yöntem denemek istedik. Hücre zarlarını geçemeyen bir işaretleyici kullandık. Bir gün beyin kesitlerini incelerken çok ilginç bir bulguya rastladık. Normalde beklemediğimiz bu bulgu, beyinde yayılan dalga sonrasında nöronların bu işaretleyiciyi yoğun bir şekilde içine almasıydı. Panneksin-1 kanallarını geçebilen bu işaretleyici molekülü kullanarak kortikal yayılan depresyonun beyindeki yayılımını ve sonuçlarını inceledik.”

Gen Susturması Tekniği Kullanıldı
Yrd. Doç. Dr. Emine Eren Koçak, çalışmada yaptıklarını şöyle anlattı: “Fare beyinlerinde “Gen Susturması Tekniği” kullanıldı. İfade olan her proteinin kendine özgül bir mRNA’sı vardır. Bizler çalışmamızda bu mRNA`lara bağlanarak onların protein oluşturmalarını engelleyen bir sistem kullandık. İki proteinin yapımını (Panneksin-1 ve HMGB1) bu sistemle baskılayarak, tariflediğimiz yol üzerindeki etkinliklerini araştırdık.”

Hayvanlar Gerçekten Ağrı Çekiyor mu?
Dr. Zümrüt Duygu Şen, farelerde ağrı oluşumunu göstermek için kullandıkları metod hakkında şunları söyledi: “Hayvanların ağrı çektiği yüzlerinin ifadesinden anlaşılıyor. Ağrı çeken farede bunun 5 göstergesi var. Gözleri, burun kökü, yanakları, bıyıkları ve kulakları. Daha önce yapılan bir araştırmada bu durum tanımlanmış. Başağrısını oluşturduğumuzda; hayvanların kulaklarının daha aşağıda, gözlerinin daha kısık, burunlarının daha çekik, yanaklarının daha kasılmış ve bıyıklarının daha toplu olduğunu gözlemledik. Tüm bunlar aslında insanda görülen ağrı ifadelerinin oldukça benzeri. Migren başağrısının önlenmesi için ilaç verdiğimizde bu ağrı davranışının oluşmadığını gördük.” 

“Farede Dural Damarların Kan Akımı Takip Edilerek Yapılan İlk Ağrı Araştırması”
Uzm.Bio. Sevda Lüle ve Dr. Şefik Evren Erdener çalışmalar sırasında neler olduğu hakkında şu bilgileri verdiler: “Beyin zarlarındaki damarlarda ağrıya eşlik eden kan akımı değişikliklerini takip ederek, ağrı tetiklenmesinin olup olmadığını inceledik. Araştırmada kullandığımız ilaçları bu sistemde test ettik. Öngördüğümüz her basamakta, ağrı ile ilişkili kan akımı artışının önlendiğini göstermeyi başardık. İlaçların test edilmesi için çok hassas bir yöntem olduğunu göstermiş olduk. Panneksin-1 kanallarını tıkayan ilaçlar veya bu yolun genetik yöntemlerle baskılanması, beyinde yayılan dalga oluşturulmasına rağmen, farelerde enflamasyon sürecini ve başağrısını engelledi. 

“Gelecekte Yeni İlaçların Geliştirilmesi Mümkün Olabilir”
Panneksin-1 kanallarının, sinir hücreleri (nöron) için bir stres kaynağını algıladıklarında alarm sinyalleri gönderip başağrısı oluşturarak, organizmanın bu olumsuz durumdan haberdar edilmesini sağladıkları söylenebilir. Migren hastalarının nöronları muhtemelen genetik ve çevresel (hormonal ilaçlar gibi) nedenlerle daha düşük bir zorlanma eşiğine sahip olup, diğer beyinlerde soruna neden olmayacak şiddette bir etmen (açlık, uykusuzluk gibi) migrenlilerin nöronlarının bu zorlanmayla baş edemeyerek alarm sinyalleri göndermesine ve migren başağrısına neden oluyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak gelecekte yapılabilecek araştırmalarla yeni ilaçların geliştirilmesi mümkün olabilir ve migren hastalarının başağrısı sıklığının ve şiddetinin azaltılması sağlanabilir.”

Kaynak: 
Hülya Karataş, Şefik Evren Erdener, Yasemin Gürsoy-Özdemir, Sevda Lüle, Emine Eren-Koçak, Zümrüt Duygu Şen, and Turgay Dalkara. "Spreading Depression Triggers Headache by Activating Neuronal Panx1 Channels." Science. 1 March 2013: Vol. 339 (6123), pp. 1092-1095. DOI: 10.1126/science.1231897

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

21 Ocak 2013 Pazartesi

AŞKI BEYNİNİZDE HİSSEDİN- 4


Karar verme aşamasında kadın ve erkeklerin farklı olmasının nedenlerinden biride beyindeki hacim değişiklikleri mi? Aşk ve sevgi ilişkileri limbik sistemle ilişkili bir süreç mi?

“Aşk ile sevgi arasındaki fark, aşkta abartılı bir tutku vardır. Tutkunun içinde de cinsellik. Karşı tarafı özlemek, sürekli onunla meşgul olmak, kendi hayatınızı onunkiyle birleştirmek istenir. Sevginin içindeyse şefkat ve hoşgörü vardır” diyen Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Hatice Güz beyin ve aşk konusunda şunları söyledi: “Aşkta mantıklı davranabilmek için neden o kişiyi seçtiğimiz, diğer hayatımıza giren kişilere göre ne farklılıkları olduğunu anlamamız, ne istediğini bilmemiz gerekir. Neden O? Niye bu zaman? Ne istiyorum? gibi soruların yanıtlarını kendimizde bulmamız gerekir. Eğer kafamıza takılan soru işaretleri varsa biraz olayları uzaktan biri gibi gözlemekte fayda olacaktır. Çünkü duyguların çok yoğun olduğu durumlarda mantık devreden çıkmakta ve zayıflamaktadır. Onun için uzaktan bakmak faydalı olabilir.

Aşk ve Sevgi İlişkileri Limbik Sistemle İlişkili Karmaşık Bir Süreç
Son zamanlarda bilimsel araştırma yollarının artmasıyla birlikte aşkla ilgili çalışmalarda da artma olmuştur. Görüntüleme yöntemleri, nörobiyolojik çalışmalarda aşkın neden oluştuğuna dair çalışmalar yapıldığı gibi psikolojik açıdan da hangi durumlar altında daha çabuk aşık olunacağı, aşkı oluşturan etmenlerin neler olabileceği gibi araştırmalar yapılmıştır. Aşk ve sevgi ilişkilerinin limbik sistemle ilişkili karmaşık bir süreç olduğu, oksitosin, dopamin, serotonin, vazopressin, endorfin ve endojen opiatların değişime uğradığı gösterilmiştir. Dinamik açıdan ise günümüzde en çok üzerinde durulan konulardan biri aşk ile bağlanma fenomeni arasındaki ilişkidir.

Aşk Beyinde mi Kalpte midir?
Tüm organlara yön veren organımızın beyindir. Aşık olduğumuz kişiyi gördüğümüzde kalbimizin hızlı hızlı atması, beynimizin verdiği komut ve sonrası adrenerjik sistem gibi devrelerin araya girmesi ile olur. Zaten kişiyi bu anlamı yükleyende beyindir. Bu nedenle bazı yazarlar aslında aşkın bir psikoz hali olduğunu, kişideki gerçeği değerlendirme duygusunun yok olmaya başladığını, kişiyi idealleştirip görmek istediğimiz gibi gördüğümüzü, algılamada bozukluk olduğunu söylerler. bazı araştırmacılarda aşkın aynı bir Obsesif Kompulsif bozuklukta olduğu gibi bir takıntı olduğunu, kişinin bazen saçma olduğunu bilmesine karşın bu takıntıdan kurtulamadığını ve bu nedenle kaygıya kapıldığını, hatta aşık olan kişilerde obsesif kişilerdeki gibi serotonin sisteminin bozulduğunu ispatlamışlardır.


Aşk Kadın ve Erkek Beyninde Nasıl İşler?
Kadın ve erkek beyninde farklıklar vardır. Kadınlarda Corpus Callosum ve Anterior Comissur erkeklere göre daha büyük iken, erkeklerde de Striata Terminalis ve Hipotalamustaki bazı çekirdeklerin büyük olduğu saptanmıştır. Özellikle Medial Preoptik alan ile Amigdala arasındaki ilişki erkeklerin cinselliği ve saldırgan davranışları ile ilişkili bulunmuştur. Beyin Korteksi kalınlığı da cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Karar verme aşamasında kadın ve erkeklerin farklı olmasının nedenlerinden biride beyindeki hacim değişiklikleridir.

“Normal Kişilerle Karşılaştırıldığında Aşık Olanlardaki Serotonin Düzeyi Yüzde 40 Oranında Düşük”
Noradrenalin duyuların algılanması, algılanan sinyallerin düzenlenmesi ve işlenmesi,  dopamin arama davranışı, güdülenme ve afektif uyarılma, asetilkolin dikkat ve bellek, serotonin davranışsal inhibisyonda rol almaktadır.  Aşkta da bu nörotransmitterlerde değişiklikler olmaktadır. Ayrıca endorfinin zevk algısında, kortikotropin salgılatıcı faktörün streste, oksitosinin cinsel davranışlarda etkili nöropeptidler olması nedeniyle aşkta bu hormonların değiştiğide araştırılmıştır.Normal kişilerle karşılaştırıldığında aşık olanlardaki serotonin düzeyinin yüzde 40 oranında düşük olduğu görülmüş. Aşıklarda mutluluk hormonu olarak serotoninin azalmasının yanı sıra dopamin denilen bir diğer beyin maddesi de değişikliğe uğruyor. Dopamin heyecan, istek, motivasyon gibi olayların dengesinde önemli bir madde. Bilim adamları şu anda ‘Acaba insanların aşık olduğunda aklını yitirmesinin nedeni bu mu?’ diye soruyor. Kişinin yetiştiği ortam, çocukluktan itibaren aldığı ve öğrendiği davranış kalıpları, bunlarla beraber kendi kişilik özelliklerinin getirdiği bazı davranış biçimleri ve beyin kimyasalları hepsi yoğrularak aşk denilen olgu varlığını hissettiriyor

“Farklılıklar Az ise Doyumun Ardından Sevgi Oluşur”
Aşkın ömrü genelde 3 yıl olarak bilinir. Bu süre bazen daha da kısa sürebilir. Çünkü aşk zamanla yerini sevgiye bırakır. Kişiler birbirini yakından tanıdıkça aslında yüceleştirdikleri kişinin gerçek yönlerini de kabul etmek veya etmemek durumunda kalır. Aslında aşık olduğu kişi ile yaşadığı kişinin çok farklı olduğunu görünce aşk biter. Farklılıklar az ise doyumun ardından sevgi oluşur. Zaten tüm aşk romanlarında kavuşmadan sonraya ait bilgi yoktur. Leyla ile Mecnun kavuşsa ne olurdu veya 20 yıllık evli olup hala eşini gördüğünde kalbi çarpan, başı dönen, midesi bulanan birine rastladınız mı?
“Aşık Olan Kişi Kendini Beğendirmek Amacıyla Motive Ederse Ancak Avantaja Dönüşebilir”
Aşkın avantajının olması için mantığında devrede olması gerekir. Mantık işlemediği sürece önünüzdeki hiçbir avantajı değerlendiremezsiniz. Aşık olan kişi kendini beğendirmek amacıyla motive ederse ancak avantaja dönüşebilir. Örneğin kendine bakımının artması, kişiliğinin gelişmesi için çalışması, hedeflerini yükseltmesi gibi. Ancak kendini bırakması durumunda dezavantajı olduğu da aşikardır.”