4 Temmuz 2013 Perşembe

“DOKTORUMUN HASTASIYIM”

“Hiç şüphesiz ki doktor-hasta ilişkisi karşılıklı bir iletişim sürecidir” diyen Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz, yazdığı kitap ile hekim-hasta iletişiminde önemli noktalara dikkat çekmeye çalıştığını dile getiriyor.

Hem hasta hem doktor farklı beklentiler içerisinde oluyor. Peki bu ilişkiler ve beklentiler internet ortamına nasıl yansıyor? Hastalar, internette yer alan doktorlara ait web sitelerine nasıl yaklaşmalı? Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz, “Doktorumun Hastasıyım.com” kitabında ülkemizde sıkça konu edilen doktor-hasta iletişime ait literatür bilgilerini gerek sağlık kuruluşlarında yaptığı gözlemler gerek doktorlar ve hastalarla yaptığı görüşmelerle karşılaştırarak aktarıyor. 

Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz, “Doktorumun Hastasıyım.com” isimli kitabı hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra yüksek lisans derecemi Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Halkla İlişkiler Bilim Dalı’ndan aldım. Bu süreçte Amerikan Hastanesi Stratejik İletişim departmanında “Stratejik İletişim Uzmanı” olarak görev yapıyordum. 2004 yılında akademisyen olmaya karar vererek yeniden yuvama yani Galatasaray Üniversitesi’ne döndüm. 
Doktora çalışması için 2005-2007 yılları arasında Fransa’ya gittim. Dünyaca ünlü şarapları bulunan Bordeaux’daki Université Michel de Montaigne Bordeaux 3’te doktoramı tamamladım. Tezimin konusu “Sağlık alanında iletişim süreçleri: hastane ortamında sağlık profesyonelleri ile hastalar arasındaki kişiler arası ilişkiler” üzerine. sektörel deneyimi akademik araştırma alanıma da taşımak istediğimden tez konumun sağlık iletişimi üzerine olması tesadüfi değil.

Halen Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı’nda yardımcı doçent olarak görev yapıyorum. Akademik çalışma alanlarım; halkla ilişkilerde yeni teknolojiler, kişiler arası iletişim, kurum içi iletişim ve sağlıkta kişilerarası iletişimdir. Bu alanlarda uluslararası kongrelerde sunulmuş ve yayınlanmış çok sayıda bildirim ve ulusal dergilerde yayımlanmış makalelerim bulunmaktadır. 

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Doktora tezim yurtdışında kitap olarak yayınlandı. Ancak sağlık iletişimi ülkemiz için yeni bir alan sayılır ve bu alanda Türkçe yayın sayısı oldukça az. Alana ilgili duyan akademisyenlere ve sektör profesyonellerine katkıda bulunabilmek için “Doktorumun Hastasıyım.com”u kaleme almak istedim. 
Ülkemizde sıkça konu edilen doktor-hasta iletişimine ait literatür bilgilerini gerek sağlık kuruluşlarında yaptığım gözlemler gerek doktorlar ve hastalarla yaptığım görüşmeler ile karşılaştırarak aktarmaya çalıştım. Hayatımızı kolaylaştıran ve hızla benimsediğimiz yeni iletişim teknolojilerinin doktor-hasta iletişimi üzerine etkilerine de değindim.


Devam kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Bu ilk kitabım sağlıkta kişilerarası iletişim modellerine, bu modellerde etkili olan faktörlere, doktor, hasta, hastane gibi sağlıkta rol oynayan aktörlere, internet teknolojilerinin etkilerine örneklerle değinen kapsamlı bir özet niteliğinde. 
Sağlık iletişimi alanında katıldığım uluslararası ve ulusal konferanslarda, sektör toplantılarında öne çıkan yeni kavramları, yeni aktörler ve teknolojileri araştırıyorum. Devam kitabında yine Türkiye’den örneklerle bunlara yer vermek istiyorum. 

Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Kitabın adı “Doktorumun Hastasıyım.com” aslında bir kelime oyunu. Hem “doktoruma çok güveniyorum, onun benim için en iyiyi yapacağına inanıyorum” hem de “ben bu doktorun takibindeyim” anlamlarını taşıyor. Buradan hareketle ana mesajım; sıklıkla olumsuzlukları dile getirilen doktor-hasta iletişiminde suçlu aramak çok yanlış. Doktorun, hastanın, hasta yakınının, tercih edilen sağlık kuruluşunun, ülkenin uyguladığı sağlık sisteminin bu iletişim üzerinde etkileri var. Empatik yaklaşımı asla göz ardı etmemek gerekir. 

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Kitapta doktor-hasta iletişimine ait asla bir reçete vermiyorum. Sadece bu süreçte nelerin, nasıl etkili olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Okurlarımız bu sürece ait kendi deneyimlerini, eleştirilerini, önerilerini bana iletebilirse bundan sonraki çalışmalarıma zenginlik katacakları için çok memnun olurum.

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Kitabı okuyan doktorlarımızdan “bir günlük hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti”, “iletişim aksaklarına sadece bizim sebep olmadığımızı gösterdiğiniz, bizi günah keçisi olmaktan kurtardığınız için teşekkür ederiz”, “hastaların bizden nasıl beklentileri olduğunu görmemizi sağladı”, “doktor-hasta iletişimini hiç bu yönden düşünmemiştim” şeklinde tepkiler aldım. Hastalarımız da “doktorla konuşurken çekiniyorduk ama kendimizi nasıl daha iyi anlatmamız gerektiğini anladık”, “aslında doktorlarımız çok iyi insanlar ama bazen çok endişeli olduğumuz için geriliyoruz” şeklinde öz eleştiri yaptılar. 

Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı? 
Akademik çalışma alanımın ülkemizde daha çok tanınmasını ve sağlık sektörünün sağlık iletişimi alanındaki projelerinde işbirliği yapabilmeyi sağladı. Bu beni çok mutlu ediyor; çünkü her zaman üniversitelerde verilen akademik bilginin sektör pratikleriyle harmanlanmasını destekliyorum.


Yazdığınız kitaplar arasında en çok etkilendiğiniz kitabınız hangisi? 
İlk kitabım olduğu için yeri çok ayrı.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap ve film sizce hangisi? 
Kitap olarak; Wilhelm Reich’ın “Dinle Küçük Adam”ını ve film olarak da Robin Williams’ın başrolünü oynadığı ve gerçek bir hikayeden yola çıkılarak hazırlanmış “Patch Adams”ı tavsiye edebilirim.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlık haberciliği medyada en önemli ve en hassas uzmanlık alanı. Yayınlanan haberler ile bir insanın hayatını mahvedebilir veya kurtarabilirsiniz. Hepimizi kabul ediyoruz ki; medyanın gündem yaratma gücü ile insanlar üzerindeki etkisi çok büyük. Sağlık haberciliği yapan gazetecilerin yazacakları konuyu öncelikle ilgili tıbbi uzmanlık derneği yetkililerinden ve uzman doktorlardan teyit etmeleri gerekir. Yurtdışı kaynaklardan tercüme edilen haberlerin içeriğinin ülkemizle ne kadar örtüşüp örtüşmediğine dikkat edilmeli. 

Sağlıklı iletişimin olmazsa olmazı size göre nedir?
Doktorlara gerçek anlamda faydalı olması açısından Sağlık İletişimi dersinin tıp fakültelerinin ders programına eklenmeli. Hastalar açısından ise Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı öncüğünde medya kuruluşları, hasta dernekleri, hasta okulları işbirliğiyle “sağlık okuryazarlığı” düzeyinin yükseltilmesi önemli.

Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oldukça umut verici. Ülkemizde ilk olarak üniversitemizin İletişim Fakültesi’nde lisans ve lisansüstü düzeyde ders olarak okutulmaya başlanan Sağlık İletişimi dersinin artık birçok iletişim fakültesinin programında görmek mümkün. Alana ait yayınlarda önemli iletişim akademisyenlerinin imzaları var. Öte yandan tıp ve ilaç sektörünün projelerinde akademisyenlerle işbirliği talepleri sevindirici. 

Hâlâ planlayıp gerçekleştiremediğiniz projeniz var mı?
Daha yolun çok başındayım, yapmak istediğim çok şey var. Ama imza attığım her çalışma bir sonraki güzel projeyi getirdiği için heyecanım giderek artıyor. 
Kesinlikle; akademik gelişimimi başarıyla devam ettirmek bunların başında geliyor. Bu alanda edindiğim teorik ve pratik kazanımlarımı hem öğrencilerime hem de tüm sektör ilgililerine doğru ve etkin aktarabileceğim fırsatları takip ediyorum.
Çok yakında zamanda bir internet televizyonu üzerinden deneme çekimini yapıp yayınladığımız programımız devam ederse; içerik hazırlamak için çok heyecanlanıyorum.

Med-Index

3 Temmuz 2013 Çarşamba

TÜRK TIBBİ ONKOLOJİ DERNEĞİ YENİLENDİ

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği yeni yönetim kurulu ile birlikte yeniliklere imza atmaya başladı. Dernek web sitesinin hem uzmanlara hem de halka açılmasının yanı sıra e-dergi yayınladı.

Günümüzde iletişimin en kolay yollarından biri olan internet üzerinden erişimin olduğu için uzmanlık dernekleri de bu alanda kendilerini geliştirmeye başladı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği yeni yönetimi, web sitelerini yenileyerek farklı içerikler oluşturulmasının yanı sıra ilk kez online bülten çıkartmaya başladı. 

Bülten Editörü Dr. Erdinç Nayır, şunları söyledi: “Türk Tıbbi Onkoloji Derneğimizin bu yıl ilk e-bültenini yayınlamaktan büyük mutluluk duymaktayız. Editörlüğünü yapmış olduğumuz e-bültene birçok meslektaşım ve hocam katkı sağladı. Dernek yönetimimiz değiştikten sonra birçok alanda yeni çalışmaların yanında internet ortamında da yenilikler gerçekleştirdi. Web sayfamız yenilendi, ardından e-bülten hazırladık, sosyal medyada sosyal medya sayfalarımızı açtık. Web sayfamızı hem hekimlere yönelik hem de hastalarımıza yönelik şekilde değiştirdik. 

E-bültenimizde dernek başkanımız Prof. Dr. Pınar Saip ile yapmış olduğum bir röportaj, dernek yönetim kurulu ve alt birimlerinin tanıtımı, Ulusal Kanser Kongresi ve derneğimizin yapmış olduğu kurslar hakkında izlenimler, meslektaşlarımın köşe yazıları bulunmaktadır.”

Dergi linki: http://kanser.org/saglik/ebulten/flash.html
Web Sitesi: http://www.kanser.org/
Facebook adresi: https://www.facebook.com/onkolojidernegi
Twitter adresi: https://www.twitter.com/onkolojidernegi

Med-Index

2 Temmuz 2013 Salı

Sapkın Kişilikler Yanıbaşınızda Olabilir

Son dönemde iyice artan ve toplumda infiale neden olan ‘cinsel istismar’ olayları; öfke kadar şaşkınlıkla da karşılandı. ‘Hiç ummadık’, ‘yapacak en son kişi’ diye düşünülen şahsiyetlerin adının ‘cinsel istismar’la anılması; ‘sapkın kişiliklerin’ toplumdaki her sosyal statüden çıkabileceğini gösterdi. 

Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre; cinsel dürtülerinin akıntısına kapılmış ve bunu duygu-düşünce-davranışlarında göstermekten kendini alıkoyamayan kişiler, genel olarak ‘sapkın kişilik’ olarak değerlendirilebilir. Psikolog Demir; ‘sapkın kişilikler’in analizini yaptı:  

Aşırı Bastırılma Maskesi Takanlar: Sapkın kişilikleri anlamak her zaman kolay olmayabilir. Çünkü sapkınlıklarını maskelemek için, cinselliği çağrıştıran ‘her unsura’ abartılı tepki verebilirler. Örneğin; sapkın bir kişilik, bir okulda görevli olabilir ve ilkokul çağındaki kız çocukların eteklerinin ne kadar kısa olduğu, saçlarının-tokalarının gösterişli olduğu konularında ‘abartılı’ bir tepkisellik sergileyebilir. Bu kişi büyük olasılıkla, kız çocuklarının vücutlarından uyarılma endişesiyle, cinsel duygularını bastırmak için aşırı çaba sarf ediyordur. Aşırı bastırmanın altında cinsel patlamalar yatar; bu patlamalar, bastırmayla kontrol altına alınmaya çalışılır, ancak bir şekilde yeniden patlar.

Fiziksel Şiddete Başvuranlar: Sapkınlıkları zor anlaşılabilecek bir diğer grup, açık bir şekilde şiddete başvuranlardır. Ergenlik dönemine yaklaşan kızını sürekli döven bir babanın, bu şiddet davranışının, cinsel boyutu da vardır: Sistematik (tekrarlayan) şiddet uygulayan kişiler; genellikle bu dayaklarla hem cinsel bir uyarılmayı bastırmaya çalışırlar, hem dayak atma esnasında cinsel haz alırlar. Bu nedenle, sıklıkla şiddete başvuran ailelerde/kurumlarda, cinsel bir istismardan da söz edilebilir.

Sürekli Cinsel Konulardan Söz Edenler: Konuştukları konu ne olursa olsun, o konu eninde sonunda cinselliğe kayar. Cinsel konulara aşırı tepki, ardından gelen ‘çiğ’ konular (kendi cinselliğinden bahsediverme, cinsellik içeren bir tabir kullanma, ) birbirini izler. Bir yandan bu kontrolsüzlükle başa çıkmaya çalışır, ama sapkınlık kemikleşmiş ise, bu başa çıkma gayreti her zaman başarısızlıkla sonuçlanır. Karşılarındaki kişinin bu konuları açmak istememesi, rahatsız olduğunu ifade etmesi, sapkın bir kişilik için engelleyici değil, motive edici etki yaratır. Karşısındaki kişilerin öfkesi-şaşkınlığı-mide bulantısı ifadesi, tam da onun temel sorununa hizmet eder: ‘Bakın benim cinsel yeterliliğim varmış ki karşımdakinde etki yarattım!’ Sapkın kişi temelde, kendisine sürekli bu kuşkusunu ispatlamaya çalışır.

Sapkınlığı Yaratan Koşullar

Sapkınlığa veya cinsellikte ani patlamalara yol açan durumların çoğunda; cinsellik konusunda bilgisizlik, cinsel konularla uygunsuz-travmatik yollarla tanışma, kendi ailesinde cinselliğin ya aşırı tabu olması ya da cinsellik konusunda sınırların olmaması yatar.

Çocukları Cinsel Obje Yapmak

Çok küçük yaşlardan itibaren, kız olduğu için giyimine kuşamına dikkat etmesi, erkek çocuklara yanaşmaması uyarısını alan, oje sürdüğü için dayak yiyen bir kız çocuğuna şu mesaj gider: “Kendine dikkat etmezsen, erkekleri cinsel olarak uyarabilirsin, bunun sorumlusu da sen olursun!”
Madalyonun daha açık görünen yüzünde ise çocukların doğrudan cinsel obje olarak sunulduğu durumlar vardır: Gece çalışmalarında yetişkin kıyafetleri-makyajı ile dans ettirilmeleri, çocuk ‘güzellik’ yarışmalarında yine yetişkin kıyafetleri-makyaj ile beğeniye sunulmaları…

Erkek Çocukları Doğru Eğitin!

Erkek çocuklar cephesinde, anne-baba veya başka yakın akrabalar tarafından ‘erkekliğe’ ilişkin yanlış bilgiler verildiğine tanık oluruz: ‘Hadi oğlum ablaların bacaklarını elle’, ‘Benim oğlum büyüyünce çok canlar yakacak’… Komik ve masum gibi görünen bu cümleler, küçük erkeğin kadına bakışının, büyük kadın ve erkekler tarafından nasıl çarpık bir şekilde yerleştirilebileceğine küçük örnekler...
Küçük çocuklara, kaldırabileceklerinden daha fazla sorumluluk vererek onlara ‘kendini aşırı derecede kontrol et/kendini kontrol etmene gerek yok’ mesajı veren her tutum, normalden ‘sapma’dır ve sapkınlığa gitme potansiyeli vardır.

Dikkat! Felç "Geliyorum" Der!

Yoğun ve stresli iş yaşamı, beslenme koşulları ve diğer çevresel faktörler kalıcı felç riskinin artık genç yaşlarda dahi görülmesine neden oluyor. Hastanın eski sağlığına tamamen kavuşmanın neredeyse imkânsız olduğu kalıcı felç durumu, hem felç geçiren hastanın hem de çevresindekilerin sosyal hayatını olumsuz etkiliyor. 

Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzman Dr. Mehmet Yavuz, kalıcı felcin 1-2 yıl öncesinde görülebilen belirtilerini ve korunma yollarını anlattı…

Kalıcı felç durumlarının önceden kendini belli ettiğini belirten Dr. Mehmet Yavuz, genelde vücudun bir yarısında geçici kuvvet kayıpları izlendiğini söyledi. Bu kaybın bir kaç dakikadan bir kaç saate kadar uzayabildiğini hatırlatan Dr. Yavuz, "Hatta 24 saati bile bulabilir. Geçici felç süreleri uzadıkça kalıcı felç ihtimali de artar. Felçteki öncü belirtiler her zaman kuvvet kaybı şeklinde olmaz, bazen de geçici konuşma bozukluğu, geçici hafıza kaybı ya da geçici görme kaybı şeklinde de izlenebilir. Geçici iskemik atak olarak adlandırılan bu belirtiler hiçbir iz bırakmadan en fazla 24 saat içinde kaybolur. Yapılan araştırmalara göre eğer önlem alınmazsa ve tedavi uygulanmazsa böyle geçici iskemik atak belirtileri gösterenler 1-2 yıl içinde felç olabilir" şeklinde konuştu.

Sosyal Çevre ve İş Hayatını da Felç Ediyor!

Son yıllarda çevresel şartlar, stresli iş hayatı ve beslenme koşulları, felç hastalıklarını daha erken yaşlara indirdi. Felç hastalığının günümüzde en büyük zorluklardan biri olduğunu belirten Dr. Yavuz, felcin kişiyi sosyal çevresinden kopardığını ve iş pozisyonlarını olumsuz etkilediğini vurguladı.
Kişinin çalışarak kendi hayatını kazanmasının neredeyse imkânsızlaştığını belirten Dr. Yavuz, felçli kişinin hayatına devam edebilmesi için bir başkasına ihtiyaç duyabileceğini söyledi. Dolayısıyla felçli hasta, hem kendisinin hem de aileden başka birinin sosyal yaşamını ve iş hayatını olumsuz etkiliyor. Bazı hastalar evinden hatta odasından çıkamayacak hale geliyor.

Eski Sağlığa Kavuşmak Neredeyse İmkânsız…

Felç tedavisindeki en büyük hedefin hastayı eski sağlığına tamamen kavuşturmak değil, kişinin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Yavuz, felç hastasının tamamen düzelmesinin neredeyse imkânsız olduğunu hatırlattı.

Koruyucu Tedavi Felç Riskini Azaltıyor!

Felcin öncü belirtilerini çok önemsemek ve daha felç gelmeden tedaviye başlamak, yani koruyucu tedavi uygulamak gerektiğini söyleyen Dr. Yavuz, kişinin felç geldikten sonra bir daha asla eski sağlığına dönemeyeceğinin, hatta ilk dönemlerde hayati tehlike yaşayabileceğinin altını çizdi. Yavuz, "Hastanelerimizin yoğun bakım üniteleri felç hastaları ile dolu. Hem bireysel hem de ülke ekonomisi açısından, koruyucu tedaviyi ön plana çıkarmamız gerekiyor" dedi.

Beyni besleyen iki önemli damar sisteminden biri ön taraftaki şah damarları, diğeri ise daha arkadan beyne giriş yapan vertebrobaziler sistemle ilgili damarlardır. Karotis sistem, vertebrobaziler sistemden çok daha önemli olduğu için bu bölgeyi ilgilendiren felçler de daha çok önem arz eder. Bu iki damar sisteminin geçici iskemik atakları da farklı belirtiler gösterebilir.

Bu Belirtiler Varsa Dikkat!

Dr. Mehmet Yavuz, Karotis sistemi ile ilgili geçici iskemik atak belirtilerini şöyle sıralıyor:

• Vücudun bir yarısında güç, his ve duyu kaybı,
• Bir gözde geçici körlükler,
• Geçici konuşma bozuklukları,
• Geçici hafıza kayıpları,
• Vertebrobaziler sistemle ilgili iskemik atak belirtileri,
• Baş dönmesi ve dengesizlik atakları, ani göz kararmaları,
• Çift görme ve görme bulanıklığı,
• Düşme nöbetleri.

Düşme nöbetleri ani gelişir ve bazen kişi düşmeden toparlayabilir. Hastalar bunu genelde ‘aniden dizlerimin bağı çözülüyor’ şeklinde dile getirir.

Orta Yaşlarda Felç Riski Daha Fazla!

Geçici iskemik ataklar orta yaşlarda daha tehlikelidir ve kalıcı felçle sonuçlanma ihtimali yüksektir.  65 yaş ve daha ileri yaşlarda kalıcı felç ve hayati tehlike ihtimalinin daha düşük olduğunu belirten Dr. Yavuz, özellikle Karotis sistemle ilgili felç hastalığında her zaman hayati tehlikenin söz konusu olduğunu hatırlattı.
Karotis sistemi ile ilgili geçici iskemik atak belirtilerinden herhangi biri görüldüğünde derhal bir nörologa başvurulması gerektiğinin altını çizen Dr. Yavuz, bu şikâyetlerin ihmale gelmeyeceğini ve gecikildiği takdirde telafisi imkânsız sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

Felç Riskini Artıran Faktörler

• Doğumsal olarak damarların yapısı,
• Hipertansiyon,
• Damar sertliği,
• Kalp kapak hastalıkları,
• Kolesterol ve trigliserit yüksekliği,
• Sigara kullanımı,
• Şeker hastalığı,
• Aşırı alkol kullanımı.

Felç geçirmeye zemin hazırlayan risk faktörlerini kontrol altında tutmak gerektiğini belirten Dr. Yavuz, stressiz bir hayat, dengeli beslenme ve düzenli egzersizle felç riskinin azaltılabileceğini sözlerini ekledi.

Zayıflamakta Kararlı Olun!

"Acaba kalkıp koşsam mı?" diye başlayan soruya "Amaaan yarın koşarım" diye cevap verirsiniz. 

Rejime başlamayı planladığınız gün "Bugün de ne canım isterse yiyeyim, yarın başlarım" diyebilirsiniz. Ancak, kendinizle yaptığınız bu konuşmalar uzadıkça güzel bir vücuda sahip olmak da bir o kadar uzaklaşır. Komik olan ise ilk adımı attığımızda herşeyin başlayacağını bilmemiz. Eğer kafanızın içindeki direksiyon spor yapmak yerine televizyon seyretme yönüne dönmeye başlıyorsa ya da salata yerine hamburger yemeyi düşünüyorsa, öğrenmeniz gereken daha birçok şey var demektir.

Sizi Caydıracak Düşüncelerden Uzak Durun

Aklınıza gelen ve sizi caydıracak bütün kötü düşünceleri beyninizden uzaklaştırın. Daha sonra pozitif birşeyler yapın; mesela her zamankinden daha güzel görünmeye çalışın, yemek zorunda olduğunuz sebzeleri elinizden geldiğince süslü bir hale getirin.

İpucu: Yediğiniz ufacık bir çikolata parçasının size neler kaybettireceğini bir düşünün. Hala yemek istiyor musunuz?

Tabağınızı sağlıklı yiyeceklerle doldurun. Sebze, balık vs. ve ikinci tabakta da size kilo aldıracak yiyecekler olduğunu düşünün. Eğer birinci tabaktaki iyi huylu yemeği yerseniz, kendinizi çok iyi hissedeceksiniz. Fakat ikinci tabağı da yerseniz kendinizi hem çok şişmiş hem de vicdanen rahatsız hissedeceksiniz. Bunu düşünerek kendinizi avuttukça rahata kavuşacaksınız.

Rejim Günlüğü Tutun

Küçük bir not kağıdına yapmanız gereken fakat yapmadığınız egzersizleri, yemeniz gereken fakat yemediğiniz yemekleri yazın. Listeyi gözden geçirdiğinizde neden vizcdan azabı çektiğinizi düşünürken, hayranı olduğunuz mankenin şu an kumsalda salına salına yürüdüğünü de unutmayın.

Hamileyken Cinsellikten Korkmayın...

Kadınların pek çoğu bebeklerine zarar vereceği endişesiyle hamilelikte cinsellikten korkar. Ancak gebelik döneminde de sağlıklı bir cinsel yaşamın söz konusu olduğunu belirten uzmanlar, "Doğru seks, düşük riski getirmez, erken doğumu da tetiklemez" diyorlar.

Gebelikteki yanlış inanışlar veya çiftlerin korkularının hamilelikte seksüel yaşamı olumsuz etkilediğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, "Hekim tarafından aksi söylenmedikçe gebelikte normal yaşantıdan uzaklaşmamak ve ciddi kısıtlamalara girmemek gerekir" diyor.

Cinsel İstek Azalabilir

Gebelik sırasında anne adayında yaşanan fiziksel ve ruhsal değişimlerden cinsel isteğin de etkilenebildiğini söyleyen Prof. Dr. Fıçıcıoğlu, bu etkileşimin, gebeliğin bazı dönemlerinde azalırken bazı dönemlerde artış gösterebildiğini kaydediyor. Cinsel istekteki bu değişikliklerin anne adayında oldukça belirgin olduğunu anlatan Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, şu bilgileri veriyor:

"Düşük riski veya erken doğumu tetikleyeceğine olan inanç gebelikte cinsel yaşamın olumsuz etkilenmesine neden oluyor' diyor. Gebeliğe özgü kilo alma, çatlaklar, şişlikler, gebelik maskesi gibi bazı değişimler anne adayında ruhsal çöküntüye neden oluyor. Eşlerin tutumunun da bazen bu inancı tetiklediğini anlatan Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, konuyla ilgili şunları söylüyor: 'Unutulmaması gereken şey bu değişimlerin çoğunun doğum sonrası geçeceğidir. Aslında yapılan bazı çalışmalar daha önce hiç orgazm olamamış kadınları gebelikteki birlikteliklerinde orgazm olabildikleri gösterilmiştir. Bu nedenle eğer hekim tarafından kısıtlama getirilmemişse gebelerin cinsel yaşamlarını yumuşak bir şekilde yaşamalarında bir sakınca yoktur."

Bu Durum Erkekleri de Etkiliyor

Baba adaylarında da durumun benzer olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Fıçıcıoğlu, erkeklerdeki değişimi şöyle anlatıyor:

"Baba adaylarının bazılarında cinsel istek artarken, bazılarında ciddi azalma olur. Bu durum, kişinin hayata bakışıyla da paralellik gösterir. Yanlış inanışlar da bu durumu tetikleyebilir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında annede görülen bulantı, kusma ve halsizlik eşte üzüntü, acıma ve strese yol açar. Bu da cinsel yaşamın ikinci plana atılmasına neden olur. Gebeliğin son üç ayında ise hem annede oluşan fiziksel değişimler, hem de ilişkinin olası bir erken doğumu tetikleme ihtimalinden dolayı erkekte, ilişkiden kaçınma duygusu uyandırır. Gebelikte erkekte beklenen şey mantıklı ve şefkatli olmasıdır. Daha önceki gebeliklerde tekrarlayan düşük, erken doğum ya da düşük öyküsü olan kişiler ise gebelik sırasında ilişki konusunda dikkatli davranmak zorundadır."

1 Temmuz 2013 Pazartesi

ANADOLU’DA YENİ BİR TIP FAKÜLTESİ

Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi sürecinin hızla tamamlanacağını belirten Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Reha Metin Alkan, Sağlık Bakanlığı ile yapılan işbirliği protokolü ile eğitim ve araştırma hastanesi kimliği kazanan hastanenin çok daha güçlü bir şekilde hizmet vermeye devam edeceğini dile getirdi.

Kısa bir süre önce Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne akademik kadro alımıyla başlayan süreç, Çorum’da yakın bir zamanda temeli atılacak yeni hastane binası ile birlikte büyük bir ivme kazanacak. Çorum’da Tıp Fakültesine alınmaya başlanan akademisyenlerle sağlık alanında yapılan çalışmaların hız kazandığını belirten Rektör Prof. Dr. Reha Metin Alkan, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Tıp Fakültesi hakkında bilgi verir misiniz?
Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesinin kuruluş kararı 2006 yılında almış olup, eğitim-öğretime 2009–2010 eğitim-öğretim yılında, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi ile yapılan işbirliği çerçevesinde 21 öğrenci alarak başlandı. Takip eden yıllarda da öğrenci alımı devam etti. Kısa bir süre içinde bitmesi hedeflenen kuruluş çalışmaları tamamlanıncaya kadar üniversitemiz tıp fakültesi öğrencileri eğitimlerini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde sürdürecek. Tıp fakültemize çok sayıda öğretim elemanı aldık ve almaya devam ediyoruz. Hedefimiz gereksinim duyduğumuz tüm alanlarda yetkin öğretim elemanlarımızı üniversitemiz tıp fakültesine kazandırmak.

Tıp Fakülteniz ülkemize ne gibi yenilikler katacak?
Kurulum çalışmaları devam eden tıp fakültemizin eğitim öğretim alanında esas hedefi; gerek pratisyen hekim gerekse uzman hekim düzeyinde nitelikli ve yeterli hekimler yetiştirmek. Bu hedef doğrultusunda tıp fakültemizde eğitim alacak olan tüm hekim adaylarının; hem birey hem toplum sağlığı açısından üst düzeyde bilgi birikimine, etik değerlere, bilimsel bakış açısına, iyi iletişim becerilerine ve liderlik özelliklerine sahip olabilmesi amaçlanıyor. Tıp fakültemiz ayrıca bilimsel, çağdaş düzeyde, kaliteli sağlık hizmeti sunmayı, fakülte bünyesinde yapılan araştırmalarla evrensel bilgi birikimine ve toplumu daha sağlıklı kılabilmek için üretilecek sağlık politikalarına katkı sahibi olmayı da hedefliyor.

Hastaneniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Hastanemiz uzun yılladır Çorum’da hizmet vermekte olan ve yaptığımız işbirliği protokolü ile tıp fakültesi eğitim ve araştırma hastanesi kimliği kazanan büyük bir hastane. Bin 200’ü kadrolu 600’ü hizmet alımı yoluyla olmak üzere toplam bin 800 personel ile hizmet veriyor. Servislerde aktif 630, yoğun bakımda 98 yatak kullanılıyor. Günlük muayene sayısı ortalama 4 bin normal poliklinik, 750 acil olmak üzere 4 bin 750’dir. 2012 yılı için 1 yıllık hasta muayene sayısı 1 milyon 86 bin 552 normal poliklinik, 230 bin 162 acil olmak üzere toplam 1 milyon 316 bindir. 
2012 yılı için bir yıllık toplam yatan hasta sayısı 32 bin 606 olup doluluk oranımız yüzde 60’dır. Tıp fakültesi akademik kadrolarının eklenmesi ile bilimsel etkinlikler kadar yatak doluluk oranlarında da artış bekliyoruz. 

Her hastaya 1 oda uygulamasına geçtiniz mi?
Bina yetersizliği ve mevcut binaların nispeten eski olması sebebiyle her odaya bir hasta uygulaması henüz yapılamıyor. Yakın zamanda temeli atılacak hastanemiz ile birlikte bu uygulamaya da geçilecektir. 

Hastanenizin ayrıcalıkları nelerdir? Hastanenizde uyguladığınız farklılıklar nelerdir?
Biz üniversitemiz ile Sağlık Bakanlığı arasında afiliasyon anlaşması yaptık. Bu çerçevede çok büyük bir tecrübeye sahip olan ve daha önce Çorum Devlet Hastanesi adına sahip olan hastanemiz, bu işbirliği sonucunda araştırma ve uygulama hastanesine dönüştü. Biz iddia ediyoruz, Türkiye’de örnek bir ortak çalışma yürütüyoruz. Sağlık Bakanlığımız hastanemizin tüm gereksinimlerini en üst düzeyde karşılarken, biz de akademik bölümünü tamamlamaya çalışıyoruz. Her ikisi için de Çorum’daki tüm paydaşlarımız en üst düzeyde gayret gösteriyor ve bu ikisinin bir araya gelmesiyle örnek bir model ortaya çıktı. 

Hastanemiz bulunduğu ilde oldukça büyük bir nüfusa hizmet veren en büyük hastane. Alt yapısı, fiziksel şartları, tıbbi donanımı ve zengin uzman kadrosu ile bulunduğu ilin hemen tüm sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede. 13 bini orta ve büyük olmak üzere toplam yıllık 27 bin ameliyatın yapıldığı bölgenin önemli bir cerrahi merkezi durumunda. Özellikle son aylarda koroner anjiografi merkezi ve kalp damar cerrahi ameliyathanesinin hizmete girmesiyle bölgede önemli bir kalp hastalıkları merkezi olmaya aday. 

Bir yıldır hizmet veren Toplum Ruh Sağlığı merkezimiz ülkenin sayılı merkezlerinden biri ve bu alanda önemli bir boşluğu dolduruyor. Ayrıca oldukça önemli bir görüntüleme merkezi konumunda, MR ve Tomografi merkezlerinin yanında Nükleer tıp laboratuarı, mamografi, kemik dansitometri gibi oldukça geniş bir yelpazede her türlü radyolojik tetkik ve görüntüleme işlemi yüksek bir kalitede yapılıyor. Tıp fakültesiyle ortak kullanıma başlanan hastanemiz, öğretim üyelerimizin de katkısıyla, kısa zaman içerisinde hem bilimsel çalışmaların yapılacağı hem de yüksek kalitede sağlık hizmeti verecek ülkemizin önemli bir merkezi olacak.