2 Mayıs 2012 Çarşamba

Kadınlar aman dikkat!

Kilo mu alıyorsunuz? Sakallarınız mı çıktı? Adet düzensizliği mi yaşıyorsunuz? Cildinizde kahverengi lekeler mi oluştu? 

Yüksek kolestrol ve yüksek kan basıncınız da varsa Polikistik Over Sendromu’na (PCOS) sahip olabilirsiniz!

Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, yumurtalıkların kenarında inci tanesi gibi dizili milimetrik kistlerin çoğalmasıyla oluşan Polikistik Over Sendromu’nun, üreme çağındaki kadınlarda gebelik oluşmasını engelleyen en önemli sebeplerin başında olduğunu belirtiyor. Bir kız bebeğinin yumurta keseciklerinin anne karnındayken yaklaşık 6-7 milyon olduğunu, doğuma yakın dönemde ise azaldığını, doğduğunda ise 2 milyon yumurta keseciğine sahip olduklarını belirten Partalcı; ilk adet olan kız çocuğunda yumurta keseciğinin 700 bine düştüğünü söylüyor.

Çiftlerin Yüzde 15’i Kısırlık Yaşıyor!

Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı; dünyada tüm canlı türlerinin en önemli görevinin, genetik özelliklerini bir sonraki nesile aktarmak olduğunu belirtiyor. Partalcı; düzenli cinsel ilişkide bulunan çiftlerin yüzde 70’ inin ilk altı ayda, yüzde 85’ inin ise 1 yıl içinde gebe olduğunu, kalan yüzde 15’ine ise kısırlık tanısı konduğunu vurguluyor. Üreme çağındaki kadınları etkileyen en önemli problemin kısırlık olduğunu ve kısırlığın sebebinin de yüzde 6 – 8 oranında Polikistik Over Sendromu (PCOS) olduğunu sözlerine ekliyor.

Op. Dr. Serhat Partalcı, kadınlarda görülen bu hastalığın tedavisinde; erkeklik hormonunun azaltılmasına, yumurtlama yardımcı olmaya, rahim iç tabakasının korunmasına, normal kilonun sağlanmasına, insülin direnci sonrasında çıkabilecek hastalıkların önlemesine yönelik uygulamalar yapıldığını belirtiyor. Ayrıca, akne ve erkeksi kıllanmayı azaltmak için uygulanan tedavilerde hastalığın psikolojik sürecininde yakından takip edilmesinin çok önemli olduğunu sözlerine ekliyor. Partalcı; dengeli yaşamanın ve beslenmenin çok önemli olduğunu belirterek, kadınların günlük yürüyüşlerle sportif aktiviteler yapmasını tavsiye ediyor.

Hastalık, genç yaşlarda üreme sorununa neden olurken, Polikistik Over hastalarının ileriki yaşlarında ise daha fazla şeker, kalp damar hastalığı ve rahim kanserine neden olabileceğinin bilinmesi de altının çizilmesi gereken önemli noktalardan biri. Dr. Partalcı, kadınların bunları bilmesi durumda rahatlıkla önlem alabilecekleri üzerinde duruyor ve bu doğrultuda kadınların bilgilendirilmesinin şart olduğunu öne sürüyor.

Seks hayatınıza zarar vermeyin!

Uzmanlar, yatakta kadın ve erkeğin doğaları gereği var olan farklılıklarının görmezden gelinmesinin seks hayatına zarar verdiğini belirtiyor...

Kadınların şu an ellerinde tuttukları haklara ve özgüvene sahip olabilmek için birçok savaş verdiklerini ifade eden Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, "Kadın hakları mücadelesi sadece sosyoekonomik yaşantıyı değil seks hayatını da etkiledi, kadınlar toplumdaki statülerini artırdı ve erkeklerle aynı düzeye çıkma hakkını yakaladı. Kadınların elde ettiği bu güç ve bu gücün getirmiş olduğu güzel yanlar elbette ki gurur vericidir. Ancak unutulmamalıdır ki, kadınların ve erkeklerin doğalarından kaynaklanan psikolojik ve sosyal rollerinin unutulması ve cinselliğin bir güç savaşı gibi algılanması başta olmak üzere, yanlış kullanılan güç, bir zaman sonra kullanan tarafı bile tatmin etmeyecek durumlara sürükleyebilir.

Cinsellik kadınların ve erkeklerin yarışmalarına veya güç gösterilerine lüzum bırakmayan çok özel ve mahrem bir yaşantıdır. Kadın erkek eşitliği kavramı, güç gösterileri, üstünlük kurma veya yarış yapma şeklinde cinselliğe yansıtılmamalıdır. Bazen erkek bazen de kadın dengeli bir şekilde uyuma ve ahenge ulaşmalıdır, haz alıp haz verebilmelidir. Yatakta kadın ve erkeğin doğaları gereği var olan farklılıklarının görmezden gelinmesi seks hayatına zarar verebilir, hem erkeklerde hem de kadınlarda cinsel istekte azalmaya veya cinsellikten soğumaya yol açabilir" dedi.

Roller Ortadan Kalkmamalı

Bu nedenle kadınların ve erkeklerin cinsel rolleri arasındaki çizginin tamamıyla ortadan kalkmaması gerektiğini vurgulayan Cem Keçe, "Çünkü cinsellikte ilk başta kadınlar, verici, yumuşak, sıcak ve yuvarlaktırlar. Erkekler ise, atılgan, seksi başlatma konusunda daha aktif, alıcı, katı, köşeli ve soğukturlar. Daha sonra, erkekler olgunlaştıkça duyguların ne kadar önemli olduğunu ve kadın ruhunun inceliklerini öğrenirler ve bunun sonucunda vermenin ve karşılıklı tatminin ilişkilerde yer etmesi gerektiğini keşfederler.

Kadınlar ise, olgunlaştıkça vermekle ilgili yeni stratejiler keşfederler, mantıklı yaklaşımlarla sorunların çözümünü hedeflerler, özel hayatlarında işte olduğu gibi baskın olmak istemezler, eşlerinin kendilerini yönlendirmesini beklerler, iş hayatlarındaki baskın kimliklerinden yatakta kurtulmak, kendilerini arzulu, yönlendiren bir erkeğin kollarına bırakmak isterler. Yani ancak hem bilişsel hem de duygusal bağlamda yeterli olgunluğa ulaşabilen bireyler, birbirlerine üstünlük kurma amacında değil, birbirlerini tamamlama, bir bütün olma veya duygusal paylaşımlara açık olma amacında olabilirler.

Seks hayatında daha fazla erkeksi rolü üstlenen kadınlar zamanla dişiliklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilirler. Bu durum partnerlerini mutlu edememe kaygısının ortaya çıkardığı terk edilme korkusuyla birleştiğinde, sevişirken rol yapmaya dönüşebilir. Sonuç olarak, kadın hakları mücadelesi cinsel yaşamı olumsuz etkilememelidir" diye konuştu.

Cinsellikte Zorlama ve Baskı Olmaz

Cinselliğin partnerlerin kendilerini ve birbirlerini tanımalarıyla ilgili bir kavram olduğunu söyleyen CİSED Genel Sekreteri ve CİSED Medya ve Halkla İlişkiler Koordinatörü Psikolog Serap Güngör ise şu bilgileri verdi:
"İnsanlar kendileri hakkında olumlu düşüncelere sahip olurlarsa, partnerlerine daha sevecen ve saygılı davranabilirler. Cinsellikte ve partner ilişkilerinde önemli olan, karşılıklı güven, dürüstlük, açıklık ve koşulsuz sevgiyle kişilerin birbirlerine karşı iradeli ve sorumlu davranmaları ve iki tarafında birbirlerinin maneviyatına ve mahremiyetine saygılı olmalarıdır. İşte bu sebepten dolayıdır ki, cinsellik asla zorlayıcı ve baskıcı bir hal almamalıdır.

Sağlıklı ve mutlu bir cinsel birliktelik asla gelişigüzel bir şekilde ortaya çıkmaz, emek ve sabır gerektirir. Çünkü cinsellik; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatıdır. Sağlıklı bir şekilde yaşanan cinsellik, ruhsal ve bedensel bir rahatlama sağlayarak, insanların dünyayla aralarındaki manevi bağı pekiştirir."

Horlama sosyal bir problem

Normal erişkin insanların yarısı zaman zaman, 4'te 1'i de sürekli horluyor. Horlama problemi en sık şişman erkeklerde görülüyor ve yaşla birlikte her geçen gün artıyor.

Aşırı horlayan ve uykuda nefes durması (uyku apnesi) olan kişilerde kalp-damar hastalıkları ve yüksek tansiyonun, sağlıklı  kişilere göre daha sık görüldüğüne dikkat çeken Bayındır Hastaneleri Söğütözü Kulak Burun Boğaz Bölümü doktorlarından  Doç. Dr. Tuncay Özçelik, horlamanın ve uyku apnesinin ciddi bir sağlık problemi olduğu kadar aynı zamanda  sosyal bir problem olduğunu belirtti.

Horlamaya karşı değişik tedavi yöntemleri ve cihazlar geliştirilmiştir. Çene ve boyun askıları, boyunluklar ve ağız içine yerleştirilen cihazlar hiçbir yarar sağlamamaktadır. Horlama sesi ile çalışıp hastayı uyandıran elektronik cihazların bazı modelleri ise pijama arkasına tenis topu yapıştırmak gibi eski bir modelin modifikasyonlarıdır (Sırt üstü yatarken horlama daha çok artar. Bu nedenle kişinin sırt üstü yatmasını önleyerek horlamayı engellemek amaçlanır). Bütün bunlar hastanın horlamadan uyumasını sağlama alıştırmaları olarak düşünülmüştür. Ancak horlama kişinin kontrolünde olmayan bir problem olup tüm bu cihazlar hastayı sadece uyutmamaya yöneliktir.

Horlamanın Nedeni Nedir?

Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçiminde ki sese horlama denir. Dilin arkası ve yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge kendiliğinden daralabilen bir bölgedir. Bunlar birbirleri üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır. Horlayan biri aşağıdaki problemlerden en az birine sahiptir:

1- Dil ve boğaz kasları gerginliğinin azalması. Gevşek kaslar sırt üstü yatınca dilin boğaz arkasına doğru kaymasına engel olamaz. Bu olay alkol ya da ilaç alarak gevşemiş birinin uykusunda kas kontrolünün kaybolması ile ortaya çıkar. Bazı insanlarda uykunun derin fazında gevşemeye bağlı olarak yine horlama görülebilmektedir.
2- Boğazdaki dokuların aşırı büyük olması. Büyük bademcik ve geniz eti çocuklarda en sık rastlanan horlama nedenidir. Şişman insanlarda kalın boyun dokusu sebep olarak gösterilir. Kist ve tümörlerde nadir olarak bu yolla horlama yapabilmektedir.
3- Yumuşak damak ve küçük dilin aşırı sarkık ve uzun olması boğaza doğru hava yolunu daraltır. Hava yoluna sarktığı için bir valv gibi horlamaya neden olur.
4- Burun tıkanıklığı olan kişi havayı almak için genizde aşırı vakum yaratır. Bu vakum boğazda kollabe olabilen dokuları hava yoluna doğru çeker. Böylelikle burun açık iken horlamayan kişide horlama görülmeye başlar. Bu durum, neden bazı insanların sadece allerjik dönemlerde veya grip, sinüzit olduğu zamanlarda horladığını izah etmektedir. Burun deformasyonları bu tip burun tıkanıklığı nedenleri olarak bilinir. Deviasyon burun orta bölmesinin yan taraflara taşması olarak tanımlanır. Burun içi deformasyonları içinde en sık rastlanılanıdır.

Horlama Ciddi Bir Sorun mu?

Horlama aile yaşamını ciddi bir şekilde tehdit eder. Horlayan kişi alay konusu olur. Ailenin diğer bireyleri için uykusuz gecelerin sorumlusu tutulur. Horlayan kişi tatil ve iş gezilerinde istenilmeyen oda arkadaşı olur. Kişinin kendine verdiği zarar daha büyüktür. Dinlenilmeden geçirilen geceler vardır. Aşırı horlayan kişilerde yüksek tansiyon horlamayan kişilere göre daha sık görülür. Horlamanın en ağır formu “tıkayıcı tipte horlama hastalığıdır.” “Uyku apnesi” diye bilinen bu hastalıkta şiddetli horlama nefessiz kalınan bir dönemle kesilmektedir. Bu sırada solunum tam olarak durur. 10 saniyenin üzerindeki nefessiz kalma nöbetlerinin bir saat içinde 7 den fazla görülmesi yaşamı ciddi şekilde tehdit eder. Apneli (nefesin kesilmesi) hastalarda saatte 30-300 defa tıkanmalara rastlanılmaktadır. Böylelikle uykuda kan oksijen düzeyi aşırı oranda düşer. Oksijenin düştüğü bu dönemde kalp kanı daha çok pompalamak zorundadır. Bir süre sonra kalp ritmi bozulurken, yıllar içinde yüksek tansiyon ve kalp büyümesi yerleşir. Tıkayıcı tipte horlama hastalığı olan kişiler uykularının çok az bir kısmında derin uyku fazına geçebilmektedirler. Derin faz gerçek dinlenme için tek yoldur. Dinlenmeden geçirilen gecenin gündüzü uykulu, yorgun ve verimsiz geçecektir. Araba kullanırken ya da iş başında uyuklamalar görülecektir.

Horlayan Kişilere Öneriler

Horlamanın birçok tipi tedavi edilebilir. Erişkin horlayan kişiler için aşağıda sıralanan önerilere uyulmalıdır.

1- İyi bir adale tonusu kazanmak için sportif bir yaşam biçimi seçilmelidir.
2- Horlayan kişiler uyku ilaçları, sakinleştirici ve antihistaminik denilen allerji ilaçlarını uykudan önce almamalıdır.
3- Uykudan 4 saat önce alkol almaktan sakınmalıdır.
4- Uykudan 3 saat önce ağır yemekten sakınmalıdır.
5- Aşırı yorgunluktan sakınmalıdır.
6- Uykuda yana yatmak tercih edilmelidir.
7- Yatağınızın başı daha yukarıda olmalıdır (10 cm).
8- Evde horlamayan kişilerin daha önce uykuya geçmeleri için onlara süre tanınmalıdır.

Horlama Tedavi Edilebilir mi?

Horlama kişi ve ailesi için zararlı hale geldiğinde uzman bir doktor ile görüşülmesi uygun olacaktır. Bu özellikle uyku sırasında nefes alamama problemi olduğunda (Yüksek sesli horlama nefessiz kalma dönemi ile kesilmektedir) daha da önem kazanmaktadır. Horlama hastasının burun, ağız, boğaz ve boynunun detaylı muayenesi yapılmalıdır. Horlamanın boyutu ve horlayan kişinin sağlığını belirlemek açısından uyku laboratuarı çalışmaları değerlidir.

Tedavi şüphesiz tanıya dayanır. Bu allerji veya enfeksiyon tedavisi gibi basit yada bademcik, geniz eti veya burun bozukluklarının cerrahi gerektirir biçimdedir. Çok ileri boyutlarda solunum yolu daralması olan kişilerde, Horlama - Nefessiz kalmaya neden olan hareketli dokuların sabitleştirilmesi ve hava yolunun daha genişletilmesini sağlayan horlama ameliyatlarından başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Daha önceleri agresif cerrahi müdahaleler yapılırken son yıllarda bunun yerini daha az ağrılı ve kolay yöntemler aldı. Son yıllarda uygulanan popüler yöntemlerden birisi Radyo Frekans Cerrahisi’dir. Bu işlem yüksek frekanslı ve ayarlanabilir düşük ısılı radyo dalgalarının damak, küçük dil, dil kökü ve burun etine uygulanmasıdır. Burada amaç bu bölgelerde hacim - volüm küçültme işlemidir. Böylece bu bölgelerdeki darlık ve temas ortadan kalkacak, horlama anlamlı ölçüde azalacak ya da ortadan kalkacaktır.

Son yıllarda horlama ve uyku apnesiyle uğraşan merkezlerde uygulama alanı bulan bu yöntemle yumuşak damağa yan yana yerleştirilen küçük implantlarla damak yapısı güçlendirilmekte ve böylece horlamayı oluşturan yumuşak damak titreşimlerinin önüne geçilmektedir. İşlem poliklinik koşullarında, lokal anestezi altında 10-15 dakikada gerçekleştirilmektedir. İşlem sonrası kişi normal hayatına dönmekte ve günlük aktivitelerine devam etmektedir. Cerrahinin çok riskli veya hasta tarafından istenilmediği durumlarda boğaza basınçlı hava veren maske takarak (CPAP) kişinin daha rahat uyuması sağlanabilir. Kronik olarak horlayan ve uykuda solunum sıkıntısı olan her çocuk KBB uzmanı tarafından detaylı olarak muayene edilmelidir. Bademcik ve geniz eti ameliyatının gerekli olduğu durumlarda cerrahi müdahale çocuk sağlığına ve gelişimine çok önemli yararlar sağlamaktadır.

Bel soğukluğu kadınlarda da görülüyor

Erkeklerde görülen bir hastalık gibi algılanan “Bel Soğukluğu” cinsel yolla kadına da kolaylıkla bulaşıyor ve genital sistemde ciddi hasarlar oluşturabiliyor.

Hastalığın belirtilerinin erkeklerde daha sık görüldüğünü ve tanısının akıntının özelliklerine göre daha kolay konulduğunu belirten Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı; cinsel yolla yayılan “Bel Soğukluğu” nun (Gonore) kadınlar için ciddi problemler oluşturabileceğine dikkat çekiyor.

Hem erkekte hem de kadında belirtileri görülmese de hastalığın oluşabildiğini, cinsel aktivitenin sık olduğu genç yaşlarda daha çok görüldüğünü ve özellikle kadınlarda “pelvik enfeksiyona”  (yumurtalık iltihabına) yol açtığını belirtiyor. Dr. Partalcı;  Amerika’ da kadında kısırlık oluşmasına neden olan etkenler arasında yumurtalık iltihabına bağlı Fallop tüpü tıkanıklıklarının ilk sıralarda yer aldığını, Türkiye’de ise sağlıklı veriler toplandığında bu sonuçların çok benzer olacağını vurguluyor.

Üreyememe ve Gebe Kalamama Nedeni

Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı; bel soğukluğunun erkekte sperm kanallarının, kadında Fallop tüplerinin tıkanmasına yol açtığını belirtiyor. Üreyememe ve gebe kalamamanın en büyük nedeni olduğunun, oluşan hasarla kadında dış gebelik olasılığını da arttırdığının altını çiziyor.

Erkekte meni benzeri bir akıntıyla birlikte idrar yaparken yanma, kadında ise akıntıyla birlikte enfeksiyon ve belirli şiddetlerde kasık ağrısı oluştuğunu belirtiyor. Enfeksiyonun gonore bakterisine bağlı olup olmadığını anlamak için mikroskop incelemesi kültür gibi yöntemlere başvurulması gerekiyor.

Op. Dr. Serhat Partalcı; hastalığın şiddetine göre antibiyotik uygulanmasını, ağır vakalarda hastaneye yatırılarak tedavi edilmesini öneriyor. Eş tedavisinin mutlaka yapılması gerektiğini vurguluyor ve erken tedavinin önemine değiniyor. Yeterince birbirini tanımayan kişilerin cinsel ilişki kurmamasını tavsiye ediyor. Bel soğukluğu ve cinsel yolla bulaşan tüm hastalıklardan korunmanın en önemli aracının prezervatif olduğunun altını çiziyor.

Fast food'un sağlıklısı olur mu?

Salatalar, çorbalar ve lezzetli sandviçler fast food dünyasının kuralı olmaya başladı. Birçok restoran zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar kullanmaya başladı. Peki gerçekten sağlıklı bir fast food olabilir mi? howStuffWorks isimli sitede yer alan habere göre, işte restoranlardaki sağlıklı fast food seçeneklerinden bazıları:

Salatalar: 
Birçok insan otomatik olarak sağlıklı yiyeceklerle salataları eşit tutuyor. Salatada kıvırcık salata ve havuç olması düşük kalorili öğle yemeği olduğu anlamına gelmiyor. Tüketici grupları belirli salataların Big Mac menüden daha fazla yağ ve kalori içerdiğini buldu. Peki, hangi salataların sağlıklı olduğunu nasıl anlayacağız? Öncelikle, salatada marul ya da roka gibi yapraklı yeşillikler olmasına özen gösterin. Marulun bu tipinde göbek salatadan daha fazla besin değeri bulunuyor. Ayrıca, içinde brokoli, havuç, karnabahar ve biber gibi farklı renklerde sebzeler olan salataları tercih edin. Hatta bazı fast food restoranları organik sebze kullanıyor. Salata sosları yüksek miktarda yağ ve kalori içerdiği için salatanızı sadece zeytinyağı ve sirkeyle süsleyin. Kızarmış etten uzak durun, bunun yerine ızgarada tavuğu seçin.

Sandviçler: 
Fast food burgerlerde yüksek miktarda doymuş yağ, kalori ve sodyum bulunuyor. Ancak bazı fast food restoranları, "deli" tarzı sandviçler sunuyorlar. Siz de tam tahıllı ekmekle yapılan ve içinde çeşitli sebzeler bulunan bu sandviçleri tercih edebilirsiniz. Burgere alternatif olarak taco (bir tür Meksika böreği) tercih etmelisiniz. Ayrıca, yağlı soslar yerine biraz salsa sosu isteyebilirsiniz.

Pizza Nasıl Sizin İçin İyi Olabilir? 

Her zaman pizza yerseniz, sağlığınızın riske girdiğini görebilirsiniz. Maryland Üniversitesi'nden gıda kimyagerleri buğday bazlı yiyeceklerin antioksidan içeriğini artırmanın yollarını buldular. Buğdaydaki iki bileşen (kepek ve endosperm- Bitkinin besleyici dokusunu içeren dane kısmı; tahıl tanelerinin orta kısmı) antioksidan ve besin değerleri (vücuttaki kalp hastalığı ile kanserle ilişkili serbest radikallerin etkisinden kaçınmaya yardım eden) bakımından zengin. Vücut, serbest radikallere karşı doğal antioksidan savunmasına sahiptir. Fakat bu doğal savunma aşırı yüklenebiliyor. Beslenmenize antioksidanlar eklemek, bu savunmanın serbest radikallerle daha başarılı şekilde olmasını sağlıyor.

Pizza, Kalp Hastalığını Önler mi?

Burada önemli olan pizza hamurunun antioksidan bakımından zengin olmasıdır. Her zamanki pizza hamuru kalbinizi korumaz. Araştırmacılar, tam tahıllı buğday hamurunun 3 faktör etrafında şekillenmesi gerektiğini belirtiyorlar: mayalanma zamanı, fırın sıcaklığı ve fırınlanma süresi. Araştırmacılar, her faktörün süresinin artırılmasının antioksidan içeriğini de arttırdığını buldular. Örneğin, hamuru fırında 7 dakika yerine 14 dakika tutmak antioksidanları yüzde 80 oranında artırıyor. Yüksek fırın sıcaklığının da (200-285 santigrat derece) de antioksidan oranını yüzde 60 arttırdığını söyleyen kimyagerler, 18 saatlik genel mayalanma süresini 48 saate çıkarırsanız antioksidanların yüzde 100 arttığını kaydettiler.

Pizzanın sağlıklı olmasını belirleyen diğer faktörler ise üzerinde kullanılan malzemeler. Domates sosu bir problem oluşturmazken, peynir çok yağlı bir besin. Bu nedenle üzerine koyacağınız yiyeceklerin de taze sebzelerden oluşması önemli. Örneğin, antioksidan bakımından zengin hamurun üzerine az yağlı peynir, ıspanak ve az yağlı hindi sosisi koyarsanız, pizza gibi görünen sağlıklı bir yemek elde edersiniz.

Gebelikte tehlikelerden korunun

Mesleksel aşırı yorgunluk, uzun zaman ayakta kalma, fiziksel ve mental gereksinimlerin yoğunluğu, çevresel stres, erken doğum ve suların erken gelmesine sebep olabilir.

Türkiye’de giderek artan çalışan kadın nüfusu nedeniyle gebelerin yarısının çalışarak gebeliklerini geçirdiğini söyleyen İstanbul Medipol Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sema Ovalı, komplikasyon yoksa, gebelerin çoğu doğum eyleminin başlamasına kadar çalışabileceğini belirtti. Ovalı, “Ancak bazı iş tiplerinde gebelik komplikasyonlarının görülme sıklığı artabilir. Özellikle fiziksel güç isteyen işlerde çalışanlarda erken doğum, büyüme geriliği, hipertansiyon gibi durumların yüzde 20-60 oranında arttığı gösterilmiştir” dedi.

Gebelerin ciddi fiziksel zorluklara maruz kalabilecekleri mesleklerden kaçınmaları gerektiğini dile getiren Ovalı, “Gebelere yeterli dinlenme süreleri sağlanmalıdır. Önceki gebeliklerinde prematüre doğum yapan kadınların olabildiğince fiziksel stresten kaçınmaları yerinde olur” diye konuştu.

Egzersiz Kısıtlaması Yok

Gebeler için egzersiz kısıtlamasına gerek olmadığına değinen Ovalı, şöyle devam etti:
“Ancak aşırı yorgunluk ve kendine veya bebeğe zarar verecek risklerden kaçınmak gerekir. Hareketsiz bir yaşam, gebeliğe bağlı hipertansiyon, erken doğum riski, plasenta previa, çoğul gebelikler, ileri kalp ve damar hastalığı olanlar, kanamalı gebeler, rahim ağzı yetersizliği nedeniyle serklajı olan gebelere tavsiye edilir ve bu kişiler kesinlikle egzersiz yapmamalıdır. Ağır kansızlık, kalpte aritmi, kronik bronşit, kötü kontrollü diyabet, aşırı kilolu veya zayıf gebeler, kötü kontrollü hipertansiyon, hipertiroidi, ortopedik sorunlar, epilepsi ve aşırı sigara kullanımı da egzersize sakınca oluşturabilir.”

Deniz Ürünü Tüketmek Yararlı

Yapılan bir çalışmada haftada 340 gramdan fazla deniz ürünü tüketimimin gebelik sonuçları üzerine yararlı etkileri gösterildiğini ifade eden Ovalı, “Ancak, neredeyse tüm balıklar eşit miktarda da olsa cıva içerdiği için gebe ve emziren kadınların özellikle de kılıç balığı, uskumru, ton balığı ve orkinozdan derin deniz balıklarından kaçınmaları gerekmektedir.”

Bunlara Dikkat!

Yolculuk: Otomobil yolculuğunda emniyet kemeri karın altından ve üst kalçayı çaprazlayacak şekilde yerleştirilmeli ve rahat olmalıdır. Omuz bölümü göğüslerin arasına gelmelidir.

Uçak yolculuğu: Sağlıklı gebelerde 36’ncı gebelik haftasına kadar herhangi bir zararlı etkisi yoktur. Yolculuk esnasında saatte bir yürüyüş, rahatlatıcı hareketler yapılmalıdır.


Cinsel ilişki: Sağlıklı gebelerde zararsızdır. Düşük ve erken doğum riski olduğunda cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır.

Diş bakımı: Gebelik öncesi diş muayenesi mutlaka yapılmalı ve iyi bir diş hijyeni konusunda gebe teşvik edilmelidir. Kötü ağız sağlığı, erken doğumdan sorumlu olabilir. Gebelikte diş röntgenleri de dahil tüm diş tedavileri bir engel yoktur.

Aşılanma: Difteri, tetanoz gibi aşıların gebelik sırasında yapılmasında sakınca yoktur ve özellikle de aşılanmalıdır. Grip aşısı, grip mevsimi süresince gebe olabilecek tüm kadınlara yapılmalıdır. Gebeliğinde aşılanan kadınların çocuklarının ilk 6 ay içinde grip ve solunum yolu hastalığı riskinde yüzde 63 azalma tespit edilmiştir. Diğer bütün aşılar uygun endikasyon olduğunda yarar zarar oranları değerlendirilerek doktor tavsiyesine göre yapılabilir.

Kafein: Aşırı kafein tüketimi plasenta kan akımını azalttığı için bebeğin düşük doğum ağırlıklı olarak doğma riski artar. ABD Diyetisyenler Birliği, gebelik boyunca kafein alımını günlük 500 mg’dan az olacak şekilde sınırlandırmıştır (2 fincan kahve).

Bulantı ve kusma: Gebeliğin başlangıcı ile 14-16’ncı haftalara kadar devam eder. Bazı kişilerde kanser kemoterapisi gören hastalarınkine benzer karakter ve yoğunlukta olduğu şeklinde tanımlanır. Tedavi ile nadiren tam olarak iyileşir, genellikle rahatsızlık hissi biraz azaltılabilir. Sık aralıklarla az yeme, doyunca yemeği bırakma önemlidir. Zencefil ve B6 vitamini içeren bira mayası ve mayalı ekmek, tedaviye destek amacıyla kullanılabilir. Aşırı durumlarda hastanede tedavi edilmesi gerekebilir.

Sırt ağrısı: Belli dereceye kadar gebelerin yüzde 70’inde vardır. Aşırı gerilme veya yorgunluk, aşırı eğilme, ağır kaldırma veya yürüme sonrası hafif derecede ağrılar olabilir. Kilolu olmak da bel ağrılarını artırır. Ağrılı kadınların yerden bir şey alırken eğilmeden çömelerek alması, otururken sırtlarını bir yastık ile desteklemeleri, yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmaları ağrıları azaltabilir. Şiddetli ağrı durumlarında, kuyruk sokumu ve kalçaya vuran ağrılarda mutlaka ortopedik muayene yapılmalıdır.

Varisler: Genellikle yapısal yatkınlığa bağlı olarak gelişir. Uzun süre ayakta durma, gebelik, aşırı kilo ve ilerleyen yaşla birlikte artar. Bacakların yükseltilmesi, elastik çorapların kullanılması ilk aşamada yapılacak tedavilerdir. İleri durumlarda ilaç tedavisi veya nadiren cerrahi müdahale gerekebilir.

Hemoroidler: Makattaki venlerin varisleridir. Lokal ilaç tedavileri, sıcak uygulamalar ve dışkı yumuşatıcı ilaçlar ile tedavi edilirler. Hemoroidlerdeki ağrılı ve iltihaplı kan pıhtılaşmalarında cerrahi tedavi yapılabilir.

Mide yanması: Yemek borusuna mide içeriğinin geçmesi sonucu oluşur. Az ve sık yeme, eğilme ve düz yatmaktan kaçınma ile hafifletilebilir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi yapılabilir.

Aşırı tükrük salgısı: Bazı gebelerde ortaya çıkar. Nişastalı besinler tükrük salgısını artırabilir. Sık tükürme gereksinimi oluşan bazı gebelerde havuç, salatalık, naneli veya zencefilli pastiller faydalı olabilir.

Uykusuzluk ve yorgunluk: Gebeliğin erken dönemlerinde birçok kadın yorgunluk ve uykusuzluk çeker. Progesteronun uyku getirici etkisi vardır ama REM uykusu denilen kaliteli uyku dönemi azalır ve dinlenmemiş şekilde kalkar. Buna bağlı olarak sabah rahatsızlıkları ortaya çıkar. Gün boyunca kısa uykular ve yatarken hafif rahatlatıcı ilaçlar faydalı olabilir.

Akıntı: Gebelikte artan östrojene bağlı olarak rahim ağzı ve vajen salgısının artması sonucu oluşur. Aşırı miktarda, kokulu ve renkli olanlar enfeksiyona bağlı olabilir ve tedavi edilmelidir.


Kordon kanı bankacılığı: Çocuklarda ve erişkinlerde kan kanserleri ve bazı genetik hastalıkları tedavi etmek için göbek kordonundan elde edilen kanın transplantasyonu yapılabilmektedir. İki çeşit kordon kanı bankası bulunur.

Genel bankalar, kan ürünleri bağışına benzer şekilde, akraba ya da akraba olmayan alıcıların kullanımı için bağış yaparlar. Özel bankalar ise, gelecekte kişinin kendi ihtiyacı olabileceğini düşünerek kök hücre depolanması yapılması için kurulmuştur ve bu bankalar ilk uygulama ile yıllık depolama için ücret alırlar.

Ancak, alıcıda bilinen bir endikasyon olmadan saklanmış kordon kanı kullanılarak çok az transplantasyon yapılmıştır ve kordon kanının verici çiftin çocuğunda veya bir aile üyesinde kullanılma olasılığının çok düşük olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle gebeler, kordon kanının bankada saklanması konusunda yeterince bilgi sahibi olduktan sonra karar vermelidirler.

Bu erkekler tehdit altında!

Uzun boylu, esmer tenli, ince bir fiziğe sahip olan 20-35 yaş arasındaki erkekler dikkat! Sigara da içiyorsanız büyük bir tehdit altındasınız.

Genetik faktörler, hormonlar, yenilip içilenler, yaşanılan çevre ve stres başlı başına hastalık sebebi olabiliyor. Ama bazen de fiziksel özellikler, bazı çevresel faktörlerle birleşince hastalıklar ortaya çıkabiliyor.

Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, tıpta “Pnömotoraks” olarak adlandırılan hastalığın buna iyi bir örnek olduğunu söylüyor. Çünkü bu hastalık uzun boylu, esmer tenli, ince bir fiziğe sahip olan 20-35 yaş arasındaki erkeklerde görülüyor. Bu kişiler bir de sigara içiyorsa, akciğerleri daha fazla dayanamıyor ve akciğerlerin üzerinde bazı baloncuklar oluşuyor. Daha sonra bu baloncuklar patlıyor ve akciğer neredeyse portakal kadar kalıyor. Bu durumdaki kişilerin acilen doktora gitmesi şart çünkü nefes alamıyorlar, doktora yetişemezlerse son derece ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalabiliyorlar.

Akciğer Balon Gibi Sönüyor

Akciğerler göğüs boşluğu içinde, kaburgaların arasındaki korunaklı bir bölgeye yer alıyor. Pnömotoraks, göğüs boşluğunda hava olması anlamına geliyor. Oysa göğüs kafesi içerisinde hiç hava olmaması gerekiyor. Akciğerler tıpkı sünger gibi organlar ve bir kapalı kutunun içinde duruyorlar. Ağızdan alınan hava akciğerlerin içine gidiyor, dışarıda toplanmıyor. Bu organlar bir çeşit balon gibi de düşünülebilir. Eğer balon bir yerden patlarsa akciğer sönüyor.

Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, akciğerlerin travmaya bağlı nedenlerle veya kendiliğinden patladığını belirterek, travmaya bağlı patlama nedenlerini şöyle sıralıyor:

• Akciğerler darbe aldığında,
• Akciğere bıçak gibi kesici aletler girdiğinde,
• Bir çarpmanın etkisiyle kaburga kırıldığında.

Akciğer Nasıl Patlıyor?

Akciğerin kendiliğinden patlamasına ise “Spontan Pnömotoraks” adını verdiklerini anlatan Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, şu bilgileri veriyor:

“Sigara içenlerde daha çok olmak üzere, akciğerin üst kısımda küçük baloncuklar oluşmaya başlıyor. Bu balonlar ıkınma, hapşırma, öksürmeyle patlıyor ve akciğerlerdeki hava göğüs boşluğunda toplanıyor. Bu hastalık uzun boylu, ince, zayıf ve esmer erkeklerin hastalığı olarak biliniyor. 20-35 yaş arası kişilerde daha sık ortaya çıkıyor. Kadınlarda görülme sıklığı ise erkeklere göre 10’da bir oranında. Tıknaz, iri yarı kişilerde çok daha nadir görülüyor.” diyor.

Hastalık her yüz bin erkeğin 20'sinde görülüyor. Sigara içenlerde hastalık sıklığının erkeklerde 22, kadınlarda 6 kat arttığını ama bu fiziksel özelliklere sahip olan, sigara içmeyen erkeklerde de hastalığın görüldüğünü ifade eden Prof. Halezeroğlu, “Burada kişinin günde kaç adet ya da kaç paket içmesi değil, hiç içmemesi önemlidir. Az içilmesi kişiyi bu hastalıktan kurtaracak diye bir kural yok. Sigarayı sadece pnömotoraks riski taşıyanların değil, sağlıklı hiçbir bireyin içmemesini öneriyoruz. Sigara genç, yaşlı, kadın, erkek demeden tüm bireylerin sağlığını tehlikeye sokan bir alışkanlıktır.”

Patlama Anında Ne Oluyor?

Akciğerlerin patlaması sırasında kişinin göğsünde ani ve şiddetli bir ağrı oluştuğunu, bu ağrının adeta şimşek gibi kişinin göğsüne girerek öksürüğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, hastaların bu durumu "Öksürmeye başladım, nefesim daraldı, iki adım atamaz oldum" şeklinde ifade ettiklerini ve akciğerdeki delinmenin büyüklüğüne göre bazen birkaç saat yaşanabileceğini, hasta kısa bir süre içinde doktora başvurmazsa basınçlı havanın etkisiyle hayatını dahi kaybedebileceğini belirtiyor.

Evleri Hastaneye Yakın Olmalı

Pnömotoraks hastalarının belli bir süre uçağa binmesi, hayat boyu da sualtı dalışı yapması yasaklanıyor. Hatta bu kişilerin bir sağlık kuruluşuna yakın oturmaları önemli. Ayrıca bu hastaların kabız olmamaları şart; ıkınırlarsa, aşırı efor yapıp sigara içmeye devam ederlerse akciğerleri yine patlayabiliyor.

Tedavisi Nasıl Yapılıyor?

Hastalık ilk defa ortaya çıktığında eğer içeride toplanan hava az miktarda ise sadece oksijen veriliyor. Buradaki hava bir süre içerisinde kendiliğinden emiliyor. Eğer akciğerlerden kaçan  hava fazla miktarda ise dren takılıyor, yani içeri ince bir hortum takılıp kaburgalar arasında ilerletilerek göğüs kafesi içinde toplanan hava boşaltılıyor. Dren burada iki üç gün boyunca kalıyor. Akciğerler şişip gelişiyor. Ardından dren çekiliyor. Bunların ardından kişinin sigara içmesi, uçağa binmesi yasaklanıyor. Tüm bu yasaklar yaklaşık 3-6 ay devam ediyor. Kişi sualtı dalışından ise yaşamı boyunca men ediliyor.

Tekrar Etme Riski de Var

Hastalığı bir kez geçirenlerde ikinci kez olma ihtimalinin yüzde 25 olduğunu açıklayan Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, şunları söylüyor:

“Hastalığın tekrar etme ihtimali var, yüzde 75 nüksetmez; yüzde 25 oranında ise tekrar olur. Yani bu hastalığı geçiren her dört kişiden birinde hastalık bir daha oluyor. Bu durumda bu hastaları ameliyat ediyoruz. Endoskopik olarak video-tororoskopik yöntemle, çökme olmasın diye akciğeri kaburgaların iç yüzüne yapıştırıyoruz. 1.5 cm'lik tek bir kesiden göğüs kafesinin içine kamerayla giriyoruz. İçerde akciğerdeki baloncukları çıkartıp akciğerin yapışmasını sağlayacak bir işlem yapıyoruz. O zaman akciğer göğüs duvarına yapışıyor, bir daha pnömotoraks olmuyor. İşlem yaklaşık bir saat sürüyor ve hasta 2-3 gün sonra taburcu oluyor. Hastaya sigara içmesini yasaklıyoruz ancak uçağa binebiliyor, uzun yolculuk yapabiliyor, denize girebiliyor. Öte yandan basıncın oluşturacağı riskler nedeniyle sualtı dalışını yasaklıyoruz."