16 Nisan 2012 Pazartesi

ALZHEIMER TEDAVİSİNDE YENİ UMUTLAR

Alzheimer hastalığında en yeni tedaviler hakkında bilgi veren Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, “Desteklenirse Türkiye’de yetişen bitkisel kaynaklardan anti-Alzheimer ilacı geliştirilebilir” dedi.

Nörodejeneratif bir hastalık olan Alzheimer’ın, özellikle yaşlı nüfusta insidansı artmaya başlıyor. 80-85 yaş üzerinde insidans pik yapıyor. İlaç tedavisi ile semptomlarını azaltıyorsunuz, hatta belli bir dereceye kadar yavaşlatıyorsunuz. Hastalığın erken aşamada teşhis edilmesinin çok önemli olduğunu kaydeden Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, hastalığın ancak erken aşamada teşhis edildiğinde semptomatik tedaviye yanıt verdiğini belirtti. Orta ve ileri safhalarda hastaların ilaç tedavisine pek yanıt vermediğini dile getiren Prof. Dr. Orhan şu bilgileri verdi: “Hastaya profesyonel bakım verilmesi gerekiyor. İlaç tedavisinde seçenekler oldukça kısıtlı ve mevcut ilaçlarla tedavi hastalığı yüzde yüz geri çeviremiyor. Asetilkolin nöronlar arasında taşıyıcı madde, nörotransmitter. Şu anda kabul edilen hipoteze göre; asetilkolinesterazı inhibe ederek beyinde asetilkolin’i belli bir seviyede tutmak zorundayız. O nedenle aşırı parçalanmasını önlememiz gerekiyor. Bu sebeple, günümüzde en çok reçetelenen ilaç grubu olarak asetilkolinesteraz inhibitörlerini görüyoruz.

“Kolinerjik Hipotez”
Kolinerjik hipoteze göre, asetilkolinesteraz inhibitörleri kullanılıyor. Başka bir patolojik bulguya göre de; Alzheimer hastalarının beyinlerinde “beta amiloit” taşıyan plaklar oluştuğu görülmekte. Bu plaklar nöronların etrafını sararak nöronların fonksiyonunu bozuyor. Böylece sinir iletimi yavaşlıyor ve bu hastalarda “evin içindeki odaların ışıklarının birer birer sönmesi” gibi, nöronlar fonksiyonunu kaybetmeye başlıyor ve beyindeki sinir ve duyu iletimi yavaş yavaş azalıyor. Hasta o nedenle davranışsal ve duygusal bozukluklar yaşıyor, halüsinasyonlar görmeye başlıyor. Etrafını tanımıyor, akrabalarını tanımıyor, ne yaptığını bilmiyor ve hırçınlaşıyor.

Kardelen Soğanlarından Galantamil ile Tedavi
Bu hastalığa karşı kullanıldığı bilinen ilk ilaç 1900’lü yıllarda keşfedilen “fizostigmin” (=ezerin) denilen etken madde. “Kalabar baklası” olarak bilinen ve bilimsel olarak Physostigma venenosum olarak adlandırılan bitkiden elde edilen alkaloit yapısında bir madde. Ancak ilacın ciddi yan etkileri olunca klinikte kullanımından vazgeçildi. Daha sonra bu molekülün yapısı temel alınarak bir takım sentetik ilaçlar geliştirilmeye başlandı. Ancak hepsi de fizostigmin iskeletine benzer kimyasal yapıda takrin, rivastigmin ve donapezil olarak bilinen kolinesteraz inhibitörü etkiye sahip ilaçlar. Fakat bunların da çeşitli yan etkileri var. Hastada bulantı, kusma, baş dönmesi gibi yan etkiler oluşturabiliyor. Aynı etkiye sahip piyasaya çıkan en son ilaç olan galantamin de bitkisel kökenli bir molekül. “Kardelen” olarak bildiğimiz Galanthus bitkisinin soğanlarından elde edilen yine alkaloit yapısında bir madde. Çok güçlü bir kolinesteraz inhibitörü ve şu an en çok reçetelenen ilaç bu.

Bunun dışında NMDA reseptör antagonisti olarak keşfedilen diğer bir anti-Alzheimer ilaç ise memantin. Bu ilaç daha farklı bir etki mekanizmasına sahip.

“Çin’de Yeni İlaç Çalışmaları Faz 4 Aşamasına Geldi”
Bitkisel kaynaklı ilaç etken maddeleri üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, Çin’de “Huperzin A” adlı bir molekül geliştirildi. Çin’de yetişen ilkel bir bitki cinsi olan Huperzia’dan izole edilen alkaloit yapısında bir madde. Çin geleneksel tıbbı 5000 yıllık maziye sahip, yazılı dökümanları ve reçeteleme sistemi olan, devlet tarafından tanınan ve geri ödenen bir bir tıp sistemi. Buradaki bitkileri dünyada yoğın şekilde bilimsel bazda inceleniyor. İşte Huperzia da Çin geleneksel tıbbında unutkanlığa karşı kullanılan bir bitki. Çinli araştırmacılar bunu incelediklerinde çok güçlü kolinesteraz inhibitör etkiye sahip olduğunu buldular. Klinik çalışmalar faz 4’e kadar geldi. Yeni ilaç olarak en kısa zamanda piyasaya çıkması bekleniyor. Amerika’da gıda takviyesi şeklinde preparatları mevcut. Huperzin A bitkisel kökenli bir molekül. Biyoyararlanımı oldukça yüksek, yan etkileri çok az. Çin’de ilaç halinde piyasaya sürülmek üzere ruhsat aldı ancak tüm dünyada kullanıma başlanmadı henüz.

“Avrupa Halk Tıbbında Unutkanlığa Karşı Kullanılmış”
Türkiye florası çok zengin, 10 bin civarında bitki türünün yetiştiğini biliyoruz. Ben uzun süredir bitkisel kaynaklı kolinesteraz inhibitörleri üzerinde çalışıyorum. Şimdiye kadar 300’ün üzerinde bitki türünü taradım ve bunlardan en dikkate değer olanlarından birisi adaçayı (Salvia) bitkisi. Geleneksel bilgi bu anlamda önemli. Eğer halk belli bir rahatsızlığa karşı uzun zamandır kullanıyorsa, bunda bir benzer etki ortaya çıkabiliyor, ancak bazen plasebo da olduğu saptanabiliyor. Ancak bu tip bitkilerin araştırılmasıyeni ilaç adayı moleküllerin keşfi açısından çok önemli. Salvia türleri (adaçayı) bizde değil ama Avrupa kalk tıbbında unutkanlığa karşı kullanılmış. Bunun üzerine bir İngiliz araştırmacı grubu kolinesteraz inhibisyonu açısından, bitkinin bazı türlerinin yüksek etkiye sahip olduğunu tespit etmişler. Bizde de adaçayının 96 türü var. Bunların yüzde 50’si endemik, yani sadece ülkemizde yetişiyor, öyle olunca bunları aynı şekilde taradık. Şu ana kadar bu bitkinin yaklaşık 90 türünü inceledik, geri kalan 6 bitkiye ise ulaşılamadı. Bunlardan birkaç türde umut verici sonuçlar yakaladık. İn vivo deneylerimiz de olumlu sonuçlar aldık.

“Desteklenirse Türkiye’deki bitkilerden Alzheimer hastalığına karşı ilaç adayları bulunabilir”
Gül bitkisinin Osmanlı tıbbında ve İbni Sina’nın “Al kanun” kitabında unutkanlığa karşı kullanıldığı üzerine bilgi edindim. “Beyin toniği” olarak kullanıldığı hakkında geleneksel bir bilgi elde ettik. Bunun üzerine gül yağı ile ilgili bir çalışma yaptık. Hem gülyağı, hem de bileşimini oluşturan saf maddeleri enzim deneylerimizde test ettik ve gülyağının etkili olduğunu bulduk. Bileşimindeki maddelerden ise feniletil alkol’ün en yüksek etkili olduğunu bulduk. Bunun üzerine daha derin araştırma yapmak istiyoruz. Bu in vitro sonuçları desteklemek için in vivo çalışma yapmamız da gerekiyor mutlaka. Daha sonrasındaki çalışmalar ise bizi biraz aşıyor. Bu ve benzeri çalışmalar desteklenirse Türkiye’de yetişen bitkisel kaynaklardan unutkanlığa karşı bir ilaç geliştirilmesi sözkonusu olabilir.

“Kersetin üzerinde in vitro çalışmalar yaptık”
Kersetin önemli bir biyomolekül, antioksidan ve diğer biyolojik etkilere sahip bir madde ve bir çok bitkide bulunuyor. Flavanoit yapısında, “gıda takviyesi” adı altında bir çok preparatı mevcut, iyi bir ilaç da olabilir. Biz kendi çalışmalarımızda in vitro koşullarda yüksek kolinesteraz inhibisyonu yaptığını bulduk, ve sonuçlarımızı çeşitli bilgisayar programları kullanarak “in silico” dedigimiz üç boyutlu ortamda enzimle molekülü reaksiyona soktuk. Bu çalışma ortak çalıştığımız Chicago’da biyoinformatik alanında uzman meslektaşımız tarafından yapıldı. Burada enzim ve molekülü sanal ortamda bir araya getirerek, inhibisyonun mekanizmasını çözmeye çalıştık ve sonuçlar in vitro deneylerimizden elde edilen sonuçlarımızı destekledi.

Gingko biloba Damar Dilate Edici, Antioksidan ve Tinnutus Tedavisi
Gingko biloba preparatları da Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılıyor ancak kolinesteraz inibisyonu yapmıyor. Etki mekanizması farklı, serebrovasküler yetmezlikte kullanılıyor. Damar dilate edici ve antioksidan etkisi çok fazla. Beyin damarlarını genişletip mikrosirkülasyonu artırarak beyinin kanlanmasını sağlıyor, semptomatik etki gösteriyor. Tinnutus tedavisinde de çok etkili olduğu bulundu. Belçika Liege Üniversitesi’nin yürüttüğü Ginkgo biloba üzerindeki bir çalışmanın 11 ortağından biri de bizim laboratuvarımız. Bir takım antioksidan testlerini yapıp bizden de çalışmaya katılmamız istendi.

KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME

Dr. Peter J. D’Adamo’nun kaleme aldığı “Kan Grubunuza Göre Beslenme”, Yakamoz Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırıldı.

Bugüne dek 65 dile çevrilmiş, tüm zamanların en etkili sağlık kitaplarından biri olarak seçilen Dr. Peter J. D’Adamo’nun kaleme aldığı “Kan Grubunuza Göre Beslenme”, Yakamoz Yayınlarından çıktı. Kitap hakkında Dünyaca ünlü doktor Mehmet Öz'ün tavsiye yazısında, “D’Adamo kan grubuna göre beslenme ile alanında çığır açıyor, ansiklopedik bilgiler veriyor” diyor.

Kitap, 4 kan grubu için 4 farklı diyet, 4 egzersiz programı ve sağlıklı yaşam için 4 planı içeriyor. Kitapta kan gruplarının nasıl oluştuğu, hangi kan grubuna hangi besinler yararlı, hangi besin hangi kan grubu üzerinde nasıl etki yapar, kan grupları üzerinde vitaminlerin etkileri, hangi egzersiz hangi gruba nasıl etki yapar, kan grupları ile ilgili kişilik testi ve yemek tarifleri gibi konulara ayrıntılı olarak değinilmiş.

Örnek Diyet

Dr. Peter J. D’Adamo’nun “Kan Grubunuza Göre Beslenme” kitabından B kan grubu için hazırlanmış örnek bir B Grubu diyeti.

B grubu tavuk yerine hindiyi tercih etmeli

Kahvaltı

Meyve kokteyli

2 dilim mısır ekmeği

2 dilim beyaz peynir

1 haşlanmış yumurta

Yeşil çay

Öğle yemeği:

Marul, salatalık, peynir,

zeytinyağı ve limonlu salata

1 Muz

Ot çayı

İkindi:

1 dilim elmalı kek

Ot çayı

Akşam yemeği:

Kuzu pirzolası

Esmer pirinç pilavı

Haşlanmış sebze

Yoğurt

ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!


Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:

- Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

- Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

- Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum. 19 Nisan Perşembe günü saat 23:00'a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 20 Nisan Cuma sabahı buradan duyurulacaktır.

Çekilişi Gökçe kazandı. Adresini ve telefonunu ilettiğinde Yakamoz Yayınları tarafından kitabı iletilecek.

13 Nisan 2012 Cuma

Aslında Birçoğumuz Yanlış Parfümü Kullanıyoruz

  
Parfüm... Duyunca bile içimizi hop ettiren, kadın erkek çoğu insanın tutkuyla bağlı olduğu, servetler yatırdığı..

 Aslına bakarsak, nihayetinde 1 bardağı bile zor dolduracak bir sıvı. Fakat o baştan çıkarıcı aromaların kokusunu alınca insan pek de öyle düşünemiyor.

  Bana güzel gelen koku başkasına güzel gelmeyebilir. Herkesin üzerinde şık duran koku ayrı. Sadece parfümünüzle bile insanların başını döndürebilirsiniz, o nedenle uygun parfümü seçmek adeta bir sanat;


  1. Öncelikle parfüm alışverişini sabah çok erken veya akşam geç saatlerde yapmayın. Uykusuzluk ve yorgunluk almaçlarınızın çalışmasını etkiler. En ideal saat öğleden sonraki saatlerdir. 
  2. 1-2 koku denedikten sonra bir süre ara vermeye çalışın. Seçimi uzun zaman dilimlerine yayın. Koku nöronları vücutta en kısa sürede adaptasyona uğrayan nöronlardır. Bir süre sonra tüm kokuları birbirine karıştırabilirsiniz. Şunu da eklemek gerekir ki, parfümün asıl kokusu sürüldükten 30 dakika sonra hissedilir.
  3. Ten renginiz, yaşadığınız iklim, hormonlarınız, giyim tarzınız, yaşınıza ve beslenmenize varana kadar her faktör koku seçiminde önemli. Örneğin, daha çok terleyen insanlar kokuyu daha farklı taşırlar. Yağlı cildi olan insanlar kokuyu daha uzun süre taşırlar, gibi...
  4. Parfüm seçmeye giderken üzerinizde asla başka parfüm olmasın. Parfümü denerken saat takmadığınız kolunuza sıkın.
  5. Son olarak, hangi parfümü kullanacaksanız kullanın, en yüksek verimi almak için nabzınızın alındığı noktalara sürün.
Kendimize uygun kokuyu seçebilmemiz için öncelikle koku sınıflarını bilmemiz gerekiyor.

Oryantal: Oldukça ağır, şehvet uyandırıcı, gizemli. Temel notaları vanilya, tarçın, karamel ve amberdir. Sıklıkla baharat aromalarıyla birlikte kullanılır. Kış mevsiminde daha çok tercih edilir. 
Sağlık Sayfam'ın Önerisi: Dior-Midnight Poison, Alexander McQueen-My Queen

Çiçek: Koku ailelerinin en büyüğüdür. En çok kullanılan çiçekler manolya, zambak, gül, orkide ve yasemindir. Hafif, ferah ve fresh kokulardır. Zarif ve sofistike dururlar. Bahar ve yaz mevsimine oldukça uygundurlar.
Sağlık Sayfam'ın Önerisi: Kenzo-Madly, Victoria's Secret-Incredible, Thiery Mugler-Alien

Meyve: Hafif ve çok kalıcı olmayan kokulardır. Limon, elma, turunçgiller, bergamot gibi notalar kullanılır. Romantik bir hava katar. Bahar ve yaz mevsiminde sık tercih edilir.
Sağlık Sayfam'ın Önerisi: DKNY Be Delicious Red, Cacharel-Amor Amor Delight Summer

Şipre: Oldukça yoğun içerik barındırırlar. Kalıcılıkları yüksektir. Temel notaları paçuli, misk, yosundur. Çiçek ve meyve kokularıyla birlikte kullanımı sıktır.
Sağlık Sayfam'ın Önerisi: Avon-Tomorrow (şipre kokularını Avon ve Oriflame'de rahatlıkla bulabilirsiniz)


Yaşam tarzına göre parfüm seçimi;

-Eğer klasik giyimi seven, yüksek topukları sık kullanan biriyseniz oryantal, baharat, sandal içeren kokuları tercih edin.

-Spor giyimi, düz ayakkabıları seviyorsanız taze, hafif kokular tam size göre. Okyanus esintileri,
misk, amber içeren fresh kokuları tercih edin.

-Gece çıkmayı seviyorsanız, günün geç saatlerinde koku algısı zayıfladığından daha yoğun kokular kullanmalısınız. Şipre ve oryantal kokuları size en uygun olanlar.

Kişilik özelliklerine göre parfüm seçimi;

-Hayalperestim, romantizmi severim: Meyve kokuları
-Mütevazıyım, kendimi belli etmekten fazla hoşlanmam: Çiçek kokuları
-Her zaman iddialıyım, büyülemeyi severim: Oryantal, vanilya, karamel

parfum 6115

Hangi tür kokuyu kullanıyorsanız kullanın, sabahları eau de toilette, geceleri eau de parfum tercih edin. Sabahın erken saatlerinde toplu mekanlara girdiğinizde henüz uyanamamış insanları kokunuzla rahatsız etmemiş olursunuz; geceleri ise koku alma algısı zayıfladığından fark edilişi artırırsınız.

Parfümünüzü güneşli havalarda cildinizden ziyade kıyafetlerinize 15 cm uzaklıktan sıkarsanız, olası cilt lekelerinin önüne geçmiş olursunuz.

Son olarak, asla sahte parfüm kullanmayın. Muhteviyatının ne olduğunu bilmediğiniz parfümlerin cildinize zarar vermesi olasıdır. Unutmayın, sağlıklı bir cilde sahip olmak, güzel kokmaktan kat kat önemli..

Sağlık Sayfam sağlıklı, mis kokulu günler diler...



12 Nisan 2012 Perşembe

DNA İLE “YANSIMA” MÜMKÜN MÜ?


İnsan DNA’sına etki ederek üstün bireysel korumayı sağlayan maddeyi konu alan ve bilim kurgu alanında ilk kitabı ile dikkat çeken İlknur Uğur, “Yansıma” ile okurlarıyla buluştu.

Bilim kurgu alanında ülkemizde yeni kitaplar çıkmaya başladı, onlardan biri de İlknur Uğur’un ilk kitabı “Yansıma”. Kitapta “koruyucu” adı verilen buluş, insan DNA’sına etki ederek üstün bireysel korumayı sağlıyor. Bir insanın düşüncesinin okunarak korunması anlatılan kitap, alanındaki nadir yapıtlardan biri olma özelliği taşıyor.

Kitapta hem DNA üzerine yapılan araştırmalar hem de insanların bilerek hasta edilmesi de konu alıyor. Konusu kısaca şöyle; Yaren beklenmedik bir kaza sonucu ailesini kaybetmiş, uzun bir bunalımın ardından yeni bir hayat kurmak için büyük bir köşkte yaşayan Sümeyye Hanım’ın bakıcılığını üstlenmiştir. Ne var ki yeni hayatı göründüğü kadar sakin geçmeyecektir. Çünkü Yaren’in ölen babası Turgut Artul, gizli biyoloji savunması alanında çalışan bir bilim adamı ve bütün insanlığı etkileyecek bir buluşa imza atmıştır. “Koruyucu” adı verilen bu buluş, insan DNA’sına etki ederek üstün bireysel korumayı sağlıyor. Bu buluşu elde etmeyi isteyen kötü güçler, emeline kavuşmak arzusuyla ellerinden gelen bütün kötülüğü Yaren'in üzerine salacaklardır. Korel, Yaren'in koruyucusudur ve Yaren’in düşüncelerini ve hareketlerini kontrol edebilme yeteneğine sahip. Bu da kitabın ismiyle alakalı yani bir bedenin diğer bedene yansıması olarak izah ediliyor.

İlknur Uğur, “Yansıma” kitabı' hakkında Sağlık Dergisi’nin sorularını yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
16 Aralık 1986 yılında İstanbul'da doğdum. İlk ve ortaöğretimini İstanbul’da tamamladım. Nuri Cıngıllıoğlu Lisesi Sosyal bölümlerden mezun oldum. Eğitim ve öğretimimi üniversite ile tamamlamak istememe rağmen bazı problemler nedeniyle bu isteğimi ertelemek zorunda kaldım. Mezuniyetin hemen ardından iş hayatına atıldım ve birçok özel şirketlerde müşteri temsilciliği yaptım.

Şu an çalışma hayatımı özel bir şirkette asistan olarak devam ettiriyorum. Bu zaman içerisinde birçok alana ilgi duydum. Modelistlik ve stilistlik eğitimleri de aldım, karakalem çalışmalarım ve yağlı boya resimlerim var. Bazen kendi kendime yazar olmasaydım kesinlikle ressam olurdum diyorum.

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Galiba sıradanlık! Yani her gün aynı eylemlerde bulunmak beni bunalttı. Yazarak bu açığı kapatmaya çalıştım. Tabii tek neden bu değil, sadece beni yazmaya iten unsurlardan biri.

Devam kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Şuan Yansıma fantastik üçlemenin sadece birinci kitabı. Tabii bunun devamı niteliğinde iki kitap Yansıma’yı takip edecek. Bu seri bittiği zaman başka hikâyelerle ve yeni kitaplarla devam edeceğim.

Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Aşk, mücadele, kararlı olmak ve bildiğin doğrulardan hiç bir zaman ayrılmamak!

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bu benim ilk kitabım ve bundan dolayı çok heyecanlıyım. Kitabımla alakalı bazı talihsizlikler yaşadım. Zaman zaman ruhsal açıdan çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Ama internet aracılığı ile yorumları takip ettiğimde ve okuduğumda dünyanın en mutlu kişisi ben oluyorum.

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Şuan her şey çok yeni! Daha yolun başındayım ama okuyucuların genel olarak yorumları çok güzel. Bir Türk yazarından fantastik kitap okumaları onları da mutlu etmiş gibi görünüyor. Tabii bu beni çok sevindiriyor. Çünkü birincisi bu benim ilk kitabım ve ilk kitabımı zor bir kulvardan çıkarttım. Genel olarak fantastik roman âşıkları; fantastik öğelerle süslü romanlarını yabancı yazarlardan okumaya alışkın. Bu durum ise bir önyargıyı doğuruyor. Tabi herkes böyle düşünmese de çoğunluk bu yönde.

Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı?
Öncelikle kitabım bana mücadeleci olmayı öğretti. Hayallerime sıkı sıkıya bağlı kalmayı ve ne olursa olsun pes etmemeyi öğretti. Sadece ne istediğimi iyi bilmem gerekiyordu. Çünkü hayatın her alanında bu var. Karşınıza engeller çıkabiliyor ve bununla mücadele etmenin tek yolu ne istediğini iyi bilmek ve kendine güvenmekten geçiyor.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap sizce hangisi?
Khaled Hosseini’nin Uçurtma Avcısı kitabı gerçekten güzel bir romandı. Her ne kadar yazdığım türle bir alakası olmasa da çok severek okumuştum. Dünyanın İlk Günü- Beyazıt Akman’ın tarihi romanı harikaydı. Hatta o kadar çok beğendim ki imza gününe gitmek için elimden gelen bütün çabayı sarf ettim. Ama ne yazık ki o koşuşturma sonucu imzalatamadan evime geri döndüm. Nedeni ise yarım saat geç gitmemdi. Çok üzülmüştüm. Aslında son zamanlarda o kadar çok kitap çıkıyor ki hemen hemen hepsi de farklı ve yaratıcı. Seçim yapmak zor!

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Habercilik titiz ve dikkat gerektiren bir meslek! Eğer bunun içine insan sağlığı giriyorsa iş daha da zor bir hale dönüşebilir. Çünkü insanlara sunduğunuz bilgiler üzerinden büyük bir mesuliyet kazanırsınız. Bence yaptığınız iş çok kutsal!

Sağlık söz konusuysa bence şunlara dikkat ediyorum diyerek sınıflara ayırmamız çok yanlış olur. Sağlık A’dan Z’ye önemli. Bazen en ufak rahatsızlık bütün hayatımızı etkileyecek sorunlar doğurabiliyor. Bu yüzden sağlıkla ilgili her haber benim ilgi alanıma giriyor. Çünkü sağlık en önemlisi!

Kendinizi bulunduğunuz alanın neresinde görüyorsunuz? Bütün istediklerini gerçekleştirmiş, hayatından memnun bir yazar mısınız?
Şuan bulunduğum alanın kesinlikle sonuncu sırasındayım. Çünkü tam olarak şimdi varım. Beni şimdi var edense ilk kitabım. Kitabımla sıkı bir dost olduk. Bu yolda her ne olursa olsun beni bırakmayacağına kesin gözüyle baktığım tek şey kitabım. Ben ondan eminim oda benden. Galiba güzel bir ikili olduk.

Hayattan isteklerimiz hiç bitmiyor. İstekler gerçekleştiğinde ve nefes almaya devam ettiğimiz sürece liste kabararak büyümeye devam ediyor. Galiba bu hep böyle devam edecek. Aslında bu isteklerin önemli bir görevi var. Bizi hayata daha sıkı bağlanmamızı sağlıyorlar. İstekler eyleme dönüştüğünde ve sonuçları gördüğümüzde kendimizi mutlu hissediyoruz. Benim hayallerim isteklere dönüştü ve şuan hayallerimle ilgili hiç tanımadığım bir kişinin güzel yorum yapması ve takdir etmesi beni memnun eden en güzel taraf. Bu yüzden evet, ben memnunum.


Hâlâ planlayıp gerçekleştiremediğiniz projeniz var mı?
Şuan için gerçekleştirmem gereken bir projem varsa oda kesinlikle serimi tamamlamak. Bunun için ön araştırmalara devam ediyorum. Materyaller topluyorum. İkincisinin en az birincisi kadar güzel hatta daha iyi olması için çok çalışmam gerektiğini biliyorum. En azında birinci kitabın hazzından uzaklaşmamalı ama devam eden bir kurguyu daha da çok beslemeliyim.

Kitabınız birbirinden ilginç karakterler var. Siz hangisisiniz?
Bu soruya cevap vermek oldukça zor aslında. Çünkü yazarken karakterlere bürünüyorsunuz. Yeri geldiğinde yarattığınız karakterlerin davranışları sizin davranışlarınıza benzeyebiliyor. Ya da kurduğunuz kurgudan uzaklaştığınız da ve gerçek dünyaya döndüğünüz de yarattığınız karakterlerin davranışları sizin üzerinize yapışabiliyor. Bu sizin kişiliğinizi korumanız gereken bir an. Kısacası zor bir ikilem! Ama kesin ve kesin kim olmak isterdiniz deseniz bu soruya cevabım kesinlikle Yaren olurdu. Nedeni ise Yaren, hikâyenin en şanslı karakteri! Aşkı, sevilmeyi, korunmayı, macerayı, mücadeleyi... Kısacası bütün güzel ve bir insanı var olduğunu hissettiren duyguların hepsini yaşıyor.

Roman filme alınsa, en çok hangi karakteri oynamak istersiniz?
Bunu daha önce hiç düşünmedim. Galiba hemen hemen bütün yazarlar kendi kitaplarını filme uyarlanmasından büyük zevk alırlar. Ama yarattığınız karakterleri oynamak galiba benim yapabileceğim bir şey değil. Yalnız benim kitabımın kurgusu ve karakterler arasındaki diyalogların beyaz ekrana güzel bir enerji yayabileceğini düşünüyorum. Yurtdışında yapılan fantastik filimler çok iyi. Ama Türkiye de henüz böyle iddialı yapımlar maalesef ki yok. Ama bu hiç bir zaman da olmayacak anlamına da gelmiyor tabi ki.


ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!


Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:

- Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

- Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

- Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.
15 Nisan Pazar günü saat 23:00'a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 16 Nisan Pazartesi sabahı buradan duyurulacaktır.

Kitabı Ebru Hanım kazandı. Tebrik ediyorum, adresini ilettiğinde yazar İlknur Uğur tarafından kitabı iletilecek.

11 Nisan 2012 Çarşamba

KELEBEĞİN KAOTİK ETKİSİ


SANATSAL SAĞLIK


Kaos teorisi ve müziğin bir arada işlendiği “Kelebek Etkisi” filmi hakkında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Sinan Canan ile hobisi olan müzik ve üzerinde uzun yıllardır çalıştığı kaos teorisi hakkında konuştuk.

Sanatın tıpla buluştuğu ve bilimsel çalışmaları konu alan filmleri ele aldığımız haber çalışmamızın bu ay ki konuğu olan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Sinan Canan ile kaos teorisi denildiğinde ilk akla gelen film olan “Kelebek Etkisi” ve müziği konuştuk. Müziğin düşünme ve konsantrasyona iyi geldiğini çok erken dönemlerde keşfettiğini; fakat bunun sinirsel temellerini yıllar sonra anladığını söyleyen Canan, müziğin beyni adeta “akord ettiğini” ve müzikten uzak kaldıkça bu akordun bir şekilde bozulabildiğini anlattı. “Kelebek Etkisi”ni, bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesi olduğunu belirten Doç. Dr. Sinan Canan, bu alandaki çalışmaları ve Kaos teorisine göre ufak bir etkinin tahmin edilemeyecek sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.

“Amazon Ormanları'nda Bir Kelebeğin Kanat Çırpması, Avrupa’da Fırtına Kopmasına Neden Olabilir”
Kelebek etkisi, bir sistemin başlangıç şartlarındaki ölçülemeyecek kadar küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesidir. Edward N. Lorenz'in çalışmalarından biri olan Kaos Teorisi ile ilgilidir. Daha sonralarda hava durumuyla ile ilgili verdiği şu örnek ile ünlenmiştir. "Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, Avrupa’da fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, Dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir."


Kelebek Etkisi
Kelebek etkisi (Butterfly Effect) filminin konusu kısaca şöyle, çocukluğu boyunca, Evan kendisini günlük tutmaya ve günlük hayatındaki ayrıntıları yazmaya teşvik eden bir psikologun gözetiminde geçirir. Artık üniversitede olan Evan, günlüklerinden birini okurken, kendini birden bire ve açıklanamayan bir nedenle geçmişe dönmüş olarak bulur. Anlar ki yatağının altında sakladığı defterler geçmişe dönüp, hatıralarını anımsayabilmesi için birer araçtır. Ama bu anımsayışlar, arkadaşlarının, özellikle de yetişkinliğinde de sevmeye devam ettiği çocukluk aşkı Kayleigh’nin yıkılmış hayatından sorumluluk duymasına neden olur. Çocukken elinden gelmeyen şeyleri yapmaya karar veren Evan, kasıtlı olarak geçmişe yolculuklar yapar. Bugünkü aklıyla çocukluk bedenine girerek, tarihi yeniden yazmaya ve arkadaşlarını ve sevdiklerini kötü deneyimlerden kurtarmaya çabalar. Ancak Evan ne zaman geçmişte bir şey değiştirse, yaptıklarının bugünde beklenmedik ve feci sonuçlar doğurduğunu görür. Ne kadar çaba gösterirse göstersin, kendisi ile Kayleigh'nin "sonsuza dek mutlu" yaşadıkları bir gerçeklik dünyası yaratamayacak gibi gözükmektedir.
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve müzisyen Doç. Dr. Sinan Canan, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.


Kelebek etkisi filmi gerçeği yansıtıyor mu?
Seyrettiğimde çok beğendiğim iyi bir fantezi filmidir Kelebek Etkisi; fakat tabii birçok açıdan “bilimsel” sorunlarla dolu, birçok Hollywood filmleri gibi. Evan’ın geçmişe yaptığı uçuşların mekanizmasını bir yana bırakırsak, aslında geçmişe giderek kendi “kaderinde” yaptığı değişiklikler pek de “kelebek etkisi” olarak adlandırılmaya uygun değil. Zira geriye döndüğünde olaylara apaçık ve yönlendirici bir şekilde müdahale ediyor ve bu şekilde geleceği yine “tahmin edilebilir” bir tarzda değiştirmeye çalışıyor. Sürekli olarak meydana çıkan “kötü sonuçlar” ise aslında Evan’ın hesaplarının “eksik” olmasından kaynaklanıyor. Nitekim, en sonunda Evan geriye dönüp de hayatının aşkıyla daha tanışmadan bu tanışıklığı engellemeyi seçtiğinde her şeyin güllük gülistanlık olduğunu görüyoruz . Gerçi o hayatının aşkından oluyor ama, en azından herkes sağlam ve hayatta!

Halbuki kaos teorisinde bahsettiğimiz kelebek etkisi çok farklı bir şey aslında. Bunu belki de en iyi anlatan hikaye ünlü bilimkurgu ve fantezi üstadı Ray Bradbury’nin yazdığı “A Sound of Thunder” isimli hikayedir. Gerçi bu hikayeyi temel alan bir film de çekildi ama o kadar kötü bir filmdir ki, ne pahasına olursa olsun uzak durmak gerekir! Bradbury’nin hikayesinde, geçmişe yolculuk edip yanlışlıkla bir kelebeği öldüren “zaman tursitleri”nin sebep olduğu felaketler anlatılır. Gerçekten de “kelebek etkisi”nde, zamanın seyrine, yahut sistemlerin davranışlarına yapılan etkiler, büyük sonuçlar doğurabilmeleri için ölçülebilir büyüklükte olmak zorunda bile değillerdir. Hatta genellikle büyük etkiler beklenen sonuçları doğurmazken, hiç hesapta olmayan ve dikkate bile değmeyecek değişiklikler, olayların seyrini baştan aşağı değiştirebilir. Zira tabiatın esası budur; tüm süreçler, başlangıç koşullarına çok hassas düzeyde bağlıdır ve ölçülemeyecek kadar küçük farklılıklar, bambaşka sonuçlar getirir.

Bu filmde söz konusu olan kaotik etki nasıl ele alınmış? Doğru mu?
Aslında bilimsel anlamda bakılınca filmde ele alınan konu kaotik değil, tam tersine “doğrusal” bir anlayışa sahip. Geçmişte bir şeyleri değiştirdiğinizde hep gelecekte bir şeyler değişiyor. Böyle bir kurgu aslında gerçeğe aykırıdır; dikkat edin, her şey sebep-sonuç zinciri içinde cereyan ediyor filmde. Halbuki gerçek hayatta olayların seyrini etkileyen değişkenleri hesaba katabilmeniz mümkün değildir ve fiziksel olarak mümkün olsa bile, geçmişe gidip de olayları istediğimiz gibi yönlendirebilmemiz sırf bu yüzden aslında imkansızdır.

Kaotik olayları hikayelere dahil etmek çok kolay değil. Benim de bu konuda bir denemem olmuştu; http://www.sinancanan.net.tr/  adresinde yayınladığım “Yengeç” isimli hikaye böyle bir denemedir mesela. Ama gerçekten kaos teorisini anlamak da hikaye ederek anlatmak da çok kolay değil sanırım. Her gün kaotik sistemlerin içinde yaşasak da durum böyle...

Kaos teorisi tam olarak nedir?
Kaos teorisi, karmaşık davranışlar gösteren ve bildiğimiz neden sonuç ilişkileri ile davranışlarını tam olarak açıklayamadığımız sistemleri ve olayları açıklamaya yönelik bir dizi matematiksel kuram ve kavramsal bir çerçeveden oluşur. Başlangıç şartlarına hassas bağlı, doğrusal davranmayan, öngörülemeyen, ama tüm bunların yanı sıra karmaşık bir düzenlenme gösteren ve belli düzenlere sahip olan sistem ve olaylardır kaos teorisinin konusu. Atmosfer olayları, beynimizin çalışması, akan sudaki girdaplar ve daha aklınıza gelebilecek hemen hemen tüm doğal hadiselerde “kaotik” bazı özellikler görebiliyoruz. Bu yaygınlık da kaos ve karmaşıklık bilimini gittikçe daha popüler bir konu haline getiriyor.

Bu alanda çalışmalarda son gelişmeler nelerdir?
Hemen her türlü bilim alanını ilgilendiren bir konu olduğu için kaos ve karmaşıklık bilimindeki son gelişmeleri bir bütün olarak takip etmeye imkan yok. Fakat benim açımdan bilim dünyasına getirdiği en önemli yenilik, her türlü doğal hadisenin bir çok bilim dalının yardımıyla bir bütün olarak incelenmesi gerekliliğinin, yani “bütüncül bakış”ın bilim adamlarının mantığına iyiden iyiye yerleşmeye başlaması oldu aslında. İndirgemeci anlayışların sınırlarını gördükten sonra biraz da meselelere büyük bir bütünün parçaları olarak bakarak sistem anlayışı çerçevesinde eldeki verilerin yeniden yorumlanması bize çok ilginç alanlar açabilir. Özellikle şu ana kadar incelenemez ve karmaşık gördüğümüz bir çok olayın basit kurallara indirgenebildiğini gördükçe, bilimsel araştırma alanlarımızda da ciddi bir genişleme yaşıyoruz ve bu genişleme gittikçe artacak. Son yıllarda hayvan popülasyonları üzerindeki çalışmalardan tutun, vücut bileşenlerinin çalışmasına; borsadaki fiyat hareketlerinden yeryüzü hareketlerinin ritmine kadar bir çok alanda yeni fikirler ve tabiatın dilini anlamaya yönelik yeni keşifler ortaya çıkmaya başladı. Gelişmeleri takip etmeye devam ediyoruz.


Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Sinirbilimleri ile uğraşan bir fizyoloji doktoruyum. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra tıp fakültesinde histoloji ve fizyoloji alanlarında yüksek lisans ve doktoramı yaptım. Şimdi de Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda Doçent olarak görev yapıyorum.

Mesleğinize müziğin etkisi nasıl oluyor?
Müzik benim çok erken yaşlardan beri kafama taktığım bir meşgale; fakat müzik yapmaya başlamam çeşitli nedenlerle üniversiteye kadar gecikti. Üniversitede kurduğumuz müzik grubu ile konserler vermenin yanı sıra çeşitli çalışmalar da yaptık ve o günden beridir özellikle gitar ve bilgisayarımdaki müzik yazılımları benim için vazgeçilmezler arasındadır. Gerek öğrenciliğim, gerekse meslek hayatım boyunca müziğin bana külfetten ziyade avantaj sağladığı bir çok durum oldu. Bir kere müziğin düşünmeme ve konsantrasyonuma iyi geldiğini çok erken dönemlerde kendimce keşfetmiştim; fakat bunun sinirsel temellerini yıllar sonra anladım elbette. Gerçekten de eğer müzik yeteneğini varsa, müzik sizin beyninizi adeta “akord ediyor” ve müzikten uzak kaldıkça bu akord bir şekilde bozulabiliyor. Artık bazılarının müziği neden bir tutku olarak ele aldığını ve onsuz yapamadığını daha iyi anlıyorum, zira ben de biraz öyleyim aslında.


Neden bu hobiyi seçtiniz?
Aslında sanırım o beni seçti! Kendimi bildim bileli müzikle uğraşırım, elime gitar aldığım günden beridir de onsuz bir yaşam düşünmedim hiç. Ayrıca vurmalı çalgılar, bağlama ve ud gibi enstrümanları da elimden geldiğince çalmaya gayret ediyorum. Çocuklarımla beraber kurduğumuz küçük bir ev orkestramız bile oldu sayılır!

Çocuklarıma özellikle bu konuda teşvik edici davranmaya çalışıyorum. Zira tarihteki büyük fikir ve bilim adamlarının hemen hepsinin aynı zamanda iyi birer müzisyen olduklarını biliriz. Elbette bende müzik dışındaki yetenekler yok ama arada sıkı bir ilişki olduğunu biliyorum ve bu konuyu gelecek nesiller adına çok önemli buluyorum.

Müzik aslında insan beyninin en seçkin ve karmaşık özelliklerinden birisi. Böyle bir yetenekle doğan insan beyninde, müziğin etkilerinin çok ciddiye alınması gerektiğini ve bu konunun üzerinde hem bilimsel hem de sanatsal olarak çok daha yoğun bir şekilde durmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben bu ilgiyi olabildiğince evimde göstermeye çalışıyorum şimdilik...

Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?
Anlatması zor. Adeta bir hipnoz haline benziyor müzikle uğraşırken yaşadıklarım. Sanırım bir çok müzisyende de benzer durumlar meydana geliyormuş Ayrıca, kafanızda gezinen bir besteyi çalıp kaydetmek, insana gerçekten bir şeyler gerçekleştirme ve başarma duygusu hissettiriyor; benzer bir hissi ancak doktora tezimi teslim ettiğimde yaşamıştım. Ama müzikle uğraşırsanız bunu her gün yaşayabiliyorsunuz. O yüzden herkese tavsiye ediyorum.

Yulaf erken boşalmayı önlüyor

İngiliz bilim adamlarına göre her ne kadar görüntü olarak göze pek cazip gelmese de müthiş bir kahvaltı seçeneği olan yulaf, sütle karıştırılarak tüketildiğinde libidoyu artırıyor ve erken boşalmayı önlüyor.

İngiliz uzmanlar her gün bir kâse yulafın sütle yenmesi sonucu sağlığımızda olumlu gelişmeleri getirebileceğini söylüyor.

The Sun’ın haberine göre, Bitkisel Sağlık Uzmanı Shona Wilkinson, yulafın libidoyu artırdığını, erken boşalmayı önlediğini ifade ediyor. Hatta yulafın içine protein ve kalsiyum içerikli yiyeceklerin de eklenebileceğini belirten Wilkinson, “Sütlü bir yulaf harika bir kahvaltı seçeneğidir” diyor.

Bitkisel Sağlık Uzmanı Shona Wilkinson yulafın faydalarını şöyle sıralıyor…

Daha iyi seks yaşamı
Yulaf libidoyu artırıyor. Her iki cinste de seks isteğini yükseltiyor.

Sigara içme isteğini azaltıyor
Yulaf, sinir sistemini dengeliyor buna bağlı olarak nikotin krizlerini engelliyor.

Bağışılık sistemine etkili
Yulaf bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Kalp hastalıklarında etkili
Lif açısından yüksek bir değere sahip olan yulaf kalp hastalığı riskini azaltıyor.

Diyabeti engelliyor
Yulafın yüksek miktarda insülin isteğini kestiğini böylece diyabeti engellediği biliniyor.

Depresyona “dur” diyor
B6 vitamini bakımından zengin olan yulafın seratonin düzeyini yüksek tutmasıyla depresyonu engelleyici bir özelliği var.

Form tutmada yardımcı
Lifler sayesinde tok tutan yulaf kilo almayı engelliyor

Kolesterolü düşürür
Yulaf aynı zamanda kolesterolü de düşürüyor…

Sindirim sistemi üzerinde de etkili
Lif açısından zengin yulaf kabızlığa iyi geliyor

Kemik erimesini önlüyor
Sütle karıştırılan yulaf, müthiş bir kalsiyum kaynağı. Uzmanlar, bu şekilde yenen yulafın
osteoporozu engellediğini savunuyor

Kansere karşı savaşıyor
Serbest radikallerin kansere yol açmasını engelliyor. E vitamini açısından çok zengin.

Tansiyonu düşürür
Günde bir kâse yulaf ile kan basıncını kontrol altına alabilirsiniz.

Uzun yaşamayı sağlar
Yulafta bulunan bitkisel yağlar uzun ve sağlıklı bir ömür yaşamayı sağlar…

10 Nisan 2012 Salı

TIBBIN DUAYENLERİ SARUHAN ÇEKİRGE

Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Girişimsel Nöroradyoloji bölümü kendi alanında dünyanın en tepesindeki birkaç merkezden biri olarak kabul ediliyor. Bu alanda birçok ilke imza atan Prof. Dr. Saruhan Çekirge, bu merkezin hikâyesini Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

2000 yılında TÜBİTAK Bilim Adamı Teşvik Ödülü’nü ve 2001’de Hacettepe Üniversitesi Bilim Teşvik Ödülü’nü alan Prof. Dr. Saruhan Çekirge, “Ünitemizde beyin damar hastalıklarının noninvazif tedavisinde geliştirilen tedavi teknikleri, bu merkezi dünyanın en iyisi olarak kabul ederek, özellikle son 10 yılda dünyanın pek çok ülkesindeki önemli tıp merkezlerinden Ankara’ya gelen, uzman doktorlara eğitim veren bir yapıya dönüştürdü” dedi.

Kendi tıp alanında yarattığı gelişmeler devrimsel olarak nitelendirilen Prof Dr Saruhan Çekirge, Prof Dr Işıl Saatci, Doç Dr Kıvılcım Yavuz ve Doç Dr Serdar Geyik’ten kurulu bu ekip tarafından geliştirilen tedavi metotları, tüm dünyadaki hekimler tarafında da yaygın kabul görmüş durumdadır. En yeni tedavilerle, en zorlu hastaları sağlığına kavuşturmalarıyla dünya tıbbında ünlü olan ve ülkemizden birçok hastanın şifa bulmak amacı ile gittiği, Harvard Hastaneleri, Mayo Clinic, Cleveland Clinic, Barrows Nöroloji Enstitüsü ve Oxford Üniversitesi hastaneleri gibi tıp merkezlerinden gelen uzmanların beyin damar hastalıklarının damar içi tedavisinde, Ankara’ya gelerek kendi ekibinden eğitim aldığını açıklayan Prof Dr. Saruhan Çekirge, “Dönem dönem çok acil yardım edilmesi gereken hastalarda girişimsel nöroradyoloji ekibimiz, bu önemli tıp merkezlerine davetli olarak giderek hastaların ameliyatlarını orda yapmaktadırlar. Şu ana kadar ABD de 30’un üzerinde önemli tıp merkezinde, İngiltere, Almanya, İtalya vb tüm büyük Avrupa ülkelerinde, Latin Amerika ülkeleri, Japonya, Çin, Avustralya, Güney Afrika gibi tüm dünya ülkelerinin tıp merkezlerinde 200 üzerinde hastanın tedavisi ekibimiz tarafından yerinde yapılmıştır. Ayrıca bu ekip beyin damar hastalıklarının tedavisinde geliştirdikleri ileri endovasküler tedavi tekniklerini, özellikle son 5 yıldır Ankara’da, ABD’nin Houston şehrinde Baylor Tıp Fakültesinde ve Paris’te düzenlenen, canlı endovasküler cerrahi eğitimi uluslararası toplantılarına, anjiyografi odalarından uydu aracılığı ile bağlanarak, canlı operasyon yayınları ile, bu toplantıya bu vakaları seyretmeye gelen binin üzerinde Amerikalı ve uluslararası nöroendovasküler tedavi uzmanı hekime öğretmişlerdir.Bu da kesinlikle uluslar arası arenada bayrağımızı dalgalandıran, Türk tıbbında gerçekleştirilmiş tartışılmaz bir ilktir” şeklinde konuştu.

İşini sevdiği için yeni teknikler üreterek dünya çapında ilklere imza atan, hayata gülümseyerek ve çevresini gülümseterek enerji yayan Prof. Dr. Saruhan Çekirge projesini ve hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı. Prof. Dr. Çekirge: “1964 Ankara’da doğdum. Annem Sevinç Hanım ev hanımı, babam Ural Bey doktor ve radyoloji uzmanı, kardeşim İngilizce öğretmeni. Babamın askeri doktor olması nedeniyle farklı illerde yaşadık.

Tıpta Uzmanlık Sınavını İyi Bir Derece İle Kazandım
Ankara’da İlkokul eğitimime başladım, Merzifon’da ilkokulu tamamlayıp, ortaokulu da okudum. Hiçbir zaman aşırı çalışan bir öğrenci olmadım. Tıp fakültesinde hiçbir zaman dereceye girmedim. İyi bir öğrenciydim. Tıpta Uzmanlık Sınavını iyi bir derece ile kazandım. Radyoloji o zamanlar çok popülerdi. Hacettepe den mezun olduğum sınıftan çok sevdiğim 6 arkadaşımla birlikte 7 kişi olarak yapılan ilk TUS sınavlarından biri ile Hacettepe Radyoloji Bölümüne girdim. Hatırladığım kadarı ile bu 7 kişinin de TUS’ta ilk 10 içerisinde olduğu çok parlak bir gruptu.

Üniversitede asistanlığımın ilk yıllarında girişimsel radyolojiye yöneldim ve hocamız Prof. Dr. Aytekin Besim’in teşviki ile ECFMG sınavlarını kazanıp Amerika’da Pittsburgh Üniversitesi Western Pennsylvania Hastanesi’nde vasküler/girişimsel radyoloji üst ihtisası eğitimi aldım. 1992 yılında döndüm ve burada aynı zamanda eşim olan Prof Dr Işıl Saatçi ile birlikte girişimsel nöroradyolojiyi kurduk.

İlk Önemli Anahtar, Çok Çalışmak
Tıp fakültesinde ne kadar zeki olursan ol, çalışmadan hiçbir şey yapamazsın. Mühendislik fakültesinde zeki biri zorlanmadan bitirir. Ancak tıp fakültesini bitiremezsiniz. İlk önemli anahtar, hedefi iyi belirleyip ona doğru çok çalışmaktır. İşi sevmek gerekiyor, tıp fakültesine girerken radyolojiyi seçtiğimde girişimsel radyolog olacağımı en başından belirledim. Bunun sebebi de endovasküler teknolojinin korkunç bir hızla ilerlemesiydi. Bu da özellikle beyin damar hastalıklarının tedavisinde eskiden çok büyük açık cerrahi operasyonlarla tedavi edilen hastalıkların minimal invazif tekniklerle çok daha efektif olarak tedavi edilmesini sağladı.



“Türk Tıbbında Kendi Alanında Dünya Lideri Olduğu Tek Bölüm Girişimsel Nöroradyoloji”
ABD’de genel girişimsel radyoloji ihtisası yaptığım dönemde, bu işin alt gruplarından biri olan girişimsel nöroradyolojinin yurt dışında ihtisası bile yoktu. Girişimsel nöroradyoloji alanı tüm dünyada 1992 yılında aktif olarak kurulmaya başlandı. Doğru bir seçim yaptık ve tam o yıllarda Girişimsel Nöroradyolojin kurulmasında Işıl Hanım ile çok gayret gösterdik. Amacımıza ulaştığımız için çok mutluyuz şu anda mezun olduğumuz tıp fakültesinin bir bölümü olan Girişimsel Nöroradyoloji ünitesi birçok ilke ve yeni geliştirilen tekniğe imza atarak kendi alanında dünyanın en tepesindeki 3-4 merkez içerisinde yer almaktadır. Hatta birçok uluslararası meslektaşımıza göre en tepesinde. Türkiye’de tıp alanında başka hiç kimse bunu söyleyemez. Cerrahpaşa’da çok yakın arkadaşlarımız olan Prof Dr Civan Işlak, Prof Dr Naci Koçer ve Doç Dr Osman Kızılkılıç ile dünyadaki bu en tepedeki birkaç merkezin içerisinde yer alıyor.

Tıp Öğrencileri Uzmanlık Seçiminde Minimal İnvazif Teknolojik Tedavi Yönünde Seçim Yapsın
Tıp öğrencileri uzmanlık seçiminde, alan seçerken mümkün olduğu kadar seçtikleri alanın minimal invaziv yönde teknolojini ile hızla gelişen bir alan olmasını öneriyorum. İnsanlar 21. yüzyılda tedavi ne olursa olsun daha az kesilerek tedavi olmak istiyorlar. Dolayısı ile onlara hangi alanı seçerlerse seçsinler o alanda minimal invazif teknolojik tedavi yönünde gitmelerini öneririm.

Hayalimdeki Sosyal Proje
Çok uçuk bir proje olsa da var. Kendi alanımız tıpta çok yeni bir alan olduğundan dünyadaki bir çok daha az gelişmiş ülkede bulunmuyor. Beyninde kompleks anevrizması veya arteriyovenöz malformasyonu olan birçok çocuk ve erişkin hasta dünyanın birçok ülkesinde tedavi edilemiyor. Uzak doğuda ve Afrika ülkelerinde bu çocuklar çok çaresizler. Bununla ilgili bir UNICEF/Avrupa Topluluğu projesi ile büyük bir kampanya ile yardım fonu oluşturup uçan ve içinde anjiografi ünitesi olan bir tedavi ünitesi oluşturup, dünyanın her yerine uçup o hastalara ulaşıp tedavi eden bir sistem benim uçukta olsa hayalim..

Meslekte İyi ve Kötü Anıları
Bizim işimizde hep yüksek riskli hastalarla uğraşıyoruz. Bu nedenle kötü anılarımız hep kaybettiğimiz hastaların anılarıdır. Ölen hastalarım, aileleri ve onların durumu. İyi anılarımızda hayata döndürdüklerimizdir. 1999 yılında bir kız çocuğu getirdiler, yıllardır takip ediliyor ve kocaman bir anevrizması var. Hiç kimsenin hiçbir şey yapabileceği bir hasta değildi. Yeni geliştirdiğimiz daha sonra çok popüler olan tedavi tekniği ile o zaman 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu olan hastayı tedavi ettik. Sonuç çok başarılı oldu. O küçük kız büyüdü , okudu, evlendi ve çocukları oldu. Her bayramda beni arar, o kızı hiç unutmam.

Girişimsel Nöroradyoloji Alanında Kitap
Farklı kitaplarda bölümlerim var. Kitap yazmayı düşünüyoruz ancak bizim alanımızda kitap yazmanın şöyle bir dezavantajı var. O kadar hızlı ilerliyor ki, girişimsel nöroradyoloji iki sene önce yaptığımız şey değişiyor ve farklı bir yola gidiyor. Bu alanın biraz daha olgunlaşmasını bekleyeceğiz.

İşimizi Severek Yaptığımızdan Bol Bol Gülüyoruz
Ekibimiz çok eğlenceli, işimizi severek yaptığımızdan bol bol gülüyoruz. Serdar ve Kıvılcım da ben ve Işıl’dan sonra Hacettepe Girişimsel Nöroradyoloji’nin bayrağını daha da yükseklere taşıyacak çok güvendiğimiz arkadaşlarımız..

Radyoloji teknisyeninden hemşiresine gurur duyulacak bir ekiple çalışıyorum. Ekibimizin öyle efektif bir çalışma hızı ve akışı var ki, örneğin bu sistemi incelemek için Japonya’dan gelip videoya kaydederek aynı sistemi kendi merkezlerinde kurmak isteyenler var. Özellikle Anestezi ekibimiz bu sistemin en önemli parçalarından biri. Çok teşekkür borçlu olduğumuz Prof Dr Ülkü Aypar’ın desteği ile her zaman bizimle çalışan bir ekibimiz var. Onlar bizi ameliyathanenin bir parçası olarak görüyorlar. Girişimsel Nöroradyoloji anestezisinde dünya çapında söz sahibiler ve dünyanın her yerinden anestezi uzmanları bu işi öğrenmek için onları seyretmeye Ankara’ya geliyorlar.

Hayatımda İz Bırakanlar
Birçok hocam, çalışma prensipleri hayatımda etkili oldu. Bunlardan; Prof Dr Akgün ve Gönül Hiçsönmez, Prof Dr Aytekin Besim, rahmetli hocam Prof Dr Yılmaz Sanaç ve Prof Dr Mehmet Haberal benim çok etkilendiğim isimlerdir. Sevgili Rahmetli babam Dr. Ural Çekirge benim meslek hayatımda çok önemli rol oynadı. Kişilik gelişimimde rol model olan Dayım Erdinç Boz ve rahmetli amcam Savaş Çekirge çok önemlidir benim için.. İşlerinde çok başarılılar, ikisi de mühendis ve ilk yeğenleriyim.

Başarılı Olmanın Sırları
Bence hedefini iyi ve doğru belirleyeceksin, birazda şanslı olacaksın. Doğru yerde doğru zamanda olacaksın. TUS’la radyoloji bölümüne girdik. Bölüm başkanımız değerli hocamız Aytekin Besim değil de başkası olsaydı hiç birimiz hiçbir şey olamazdık. Bazı insanlar senin yolunu keser bazıları yolunu açar. Başarıda sadece şahsi gayretin rolü sınırlıdır. Ama bununda eksik olmaması gerekir.

İş hayatında çalışkan ve ciddi olmak, her konuda sadık olmak, ulaşılabilir olmak çok önemlidir. Ulaşılamaz bir adam olduğunuzda işiniz zorlaşır. İyi hedef, hedefe ulaşmak için çok çalışmak ve ulaşılabilir olmak önemli bence.


Hacettepe de Girişimsel Nöroradyoloji Ünitesinde Eşim Prof. Dr. Işıl Saatci ile Birlikte Çalışmak
Eşimle birlikte nörogirişimsel radyolog olan dünyadaki ilk çiftiz. Dezavantajları ve avantajları var. Hayatı planlamak çok zor oluyor. Elimizden geleni yapsak da çocuklarımıza yeterince zaman ayıramıyoruz. Mümkün olduğu kadar işi eve getirmemeye çalışıyoruz ama bu mümkün olmuyor. Aynı işi yapmamızın tek avantajı çalışma şartları açısından birbirimizi daha iyi anlamamız ve birbirimize destek olabilmemizdir.

Girişimsel Nöroradyoloji dünya da erkek egemenliğinde olan bir daldır. Işıl, bu durumu kıran bu alanda dünya liderlerinden biri olan ilk kadındır.

Aynı İşte Çalışmamızın Zorlukları Olsa da İşimizi Geliştirmemizi Sağlıyor
Aynı departmanda çalıştığımız için eşimle sık sık tartışmalarımız olur. Güçlü ve çok akıllı bir kadındır. Kendine güveni olan erkekler, güçlü kadından korkmaz. Aynı yerde çalışmamızın dezavantajları olsa da Işıl Hanım beni anlıyor. Bunun çok büyük avantajları da oldu. Karı koca olduğumuz için burayı kurarken ego yarışması yaşamadık. Hırslarımız törpülendi ve bunun çok büyük faydası oldu. Fikrime göre her işte kadınlar farklı bakış açısı kazandırır, sabırlı olmayı kadınlardan öğrenmek gerekir. Bizim merkezimizde, alanımızda özellikle tedavisi çok sabır ve titizlik gerektiren serebral arteriyovenöz malformasyonlarda Işıl’ın geliştirdiği tedavi metodları bunun en güzel örneğini yansıtır.


Kadınlar, Erkek Hegomanyasına Girmemeli
Büyük kızım Deniz 15 yaşında, küçük kızım Defne 11 yaşında, Ankara kolejinde okuyorlar. Başarılı öğrenciler, Deniz voleybol oynuyor, İngilizce ve Fransızca konuşuyor. İkisi de piyano çalıyor. Kadınlar, erkek hegomanyasına girmemeli. Kızlarımı da öyle yetiştiriyorum.

En Büyük Pişmanlığım
En büyük pişmanlıklarım hep kurtaramadığım hastalarımla ilgili oldu. Kendi hayatımla ilgili olan en önemli pişmanlığım da babamla ilgilidir. 52 yaşında kalp krizi geçiren babam, 54 yaşında felç geçirdi. Felç geçirmesi beni çok etkilemiştir, bu olay girişimsel nöroradyolojiye kaymamda çok büyük bir faktör oldu. Beyin damarı tıkanarak felç geçirdi, şimdi o beyin damarını zamanında açarak hastayı kurtarabiliyoruz. Babamın koroner by-pass ameliyatı olması gerekti. Ameliyatı kaldırıp kaldıramayacağından emin olamadım. Keşke yaptırmasaydım ameliyatı, kaldıramadı mide kanamasından kaybedildi. Ameliyatın komplikasyonuna bağlı değildi ama genel olarak bu bir hataydı diye düşünüyorum. Babam kararı bana bırakmıştı.

“İşim Dışında Başka Hobim Yok Bununla Da Gurur Duyuyorum!”
İşim dışında başka hobim yok, bununla da gurur duyuyorum!..Şaka bir yana hobim olmasına vaktim yok..Elimden geldiği kadar kitap okumaya çalışıyorum. Pek mümkün olmuyor ve çok kitap okuyan eşim ve büyük kızım Deniz bu konuda benimle bol bol dalga geçerler. Sinemayı çok severim. Hem vizyondayken kaçırdığım filmleri evde, yakaladıklarımı da sinemada mümkün olduğu kadar seyretmeye çalışırım. En Etkilendiğim film Al Pacino’nun “Kadın Kokusu” filmidir. En büyük isteklerimden biri de Al Pacino ve Robert De Niro’yu sahnede tiyatroda izlemek. Latin müziğini çok severim. Işıl, çok güzel dans eder ve dans etmeyi çok sever. Onla beraber olduktan sonra bende biraz dans etmeyi öğrendim ve sevdim. Dans kurslarına gitmek için vakit yaratmaya çalışıyoruz.Benim yüzümden pek olmuyor ve bu konuda bol bol azar işitiyorum..

En Büyük Hayalim
Bu işimle, kendimle veya ailemle ilgili değil. En büyük hayalim memleketimin tüm insanlarının savaş olmadan huzurla özgür ve mutlu yaşadığı bir refah toplumu haline gelmesidir.