Uygulaması ise şöyle; duştayken ıslak vücudunuza sürüyorsunuz. Zaten vücut ıslak olunca çok çabuk yayılıyor ve emiliyor. Ondan sonra tekrar durulanıyorsunuz. Duştan çıktıktan sonra da hafifçe kurulanarak kıyafetlerinizi giyiyorsunuz. Sonuç; gün boyu nemli, yumuşacık, öpülesi bir cilt!
Guzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Guzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ocak 2014 Pazartesi
Nivea Duşta Vücut Kremi
Bundan 3-4 ay önce Watsons'ta rastlamıştım, 13-14 lira gibi bir fiyatı vardı. Her gün duş aldığım için gideceğim yere yetişmek zorunda olduğumdan duş sonrası krem sürmeyi ihmal eden biri olarak ''sonunda birileri sesimi duydu'' dedim ve beyaz olanını attım sepete.
Kullanmaya başladıktan 1 ay sonra Nivea Türkiye çok çok güzel bir paketle hem beyazını, hem de badem yağı içeren lacivertini yolladı denemem için. Mutluluktan havalara uçtum, bu kadar olur dedim. Normal bir cildim olduğundan, daha kuru ciltler için olan badem yağlısını anneme verdim. O da çok memnun kalmış dediğine göre.
Uygulaması ise şöyle; duştayken ıslak vücudunuza sürüyorsunuz. Zaten vücut ıslak olunca çok çabuk yayılıyor ve emiliyor. Ondan sonra tekrar durulanıyorsunuz. Duştan çıktıktan sonra da hafifçe kurulanarak kıyafetlerinizi giyiyorsunuz. Sonuç; gün boyu nemli, yumuşacık, öpülesi bir cilt!
Uygulaması ise şöyle; duştayken ıslak vücudunuza sürüyorsunuz. Zaten vücut ıslak olunca çok çabuk yayılıyor ve emiliyor. Ondan sonra tekrar durulanıyorsunuz. Duştan çıktıktan sonra da hafifçe kurulanarak kıyafetlerinizi giyiyorsunuz. Sonuç; gün boyu nemli, yumuşacık, öpülesi bir cilt!
Bioderma Sebium Global Nemlendirici
Bioderma sebium global, karma-yağlı ciltler için ideal bir yüz nemlendiricisi. Ürünün vaatleri, ciltteki pürüzleri gidermek ve siyah nokta ile sivilce oluşumunu önlemek.
Kendimden örnek verecek olursam, T bölgem hafif yağlı ve yanaklarım biraz kuru olduğundan tipik bir karma ciltliyim. Gündüzleri makyajın altına baz olarak, geceleri ise Bioderma Sebium Serum'u sürdükten sonra yüzüme uyguluyorum.
Makyaj bazı olarak çok iyi iş görüyor. Fondöten kullanmadığım için, kremin üzerine uyguladığım hafif bir tabaka pudra, cilt tonumu oldukça güzel eşitliyor ve uzun süre tazelemeden kalabiliyor. Altına nemlşendirici uyguladığımdan ötürü suratımdaki pudrayı kalıp gibi hissetmiyorum, gerginlik yaşamıyorum.
Bir nemlendirici olarak incelemek gerekirse eğer, özellikle geceleri kullanılmasında büyük fayda var çünkü cilt kendini geceleri salgılanan hormonlarla onarıyor. O nedenle gece yatmadan önce cildimizi ne kadar beslersek bizim için o kadar iyi. Sebium global nemlendiricinin en güzel yanı da sabahları yağlı ve parlamış bir ciltle uyanmanızı engelliyor olması.
Ayrıca kullanmaya başladığımdan bu yana, cildimde kış aylarının sert havasından dolayı oluşan kızarıklıklar ve gerilmeler de azalmaya başladı.
Ürünün süt kıvamında bir yapısı var, o nedenle avuç içime fındık büyüklüğünde alıp yüzüme eşit miktarda uyguluyorum. 1 tüpün 30 ml olması fiyatına göre biraz az kalıyor evet ama, azar azar uyguladığım için beni 1,5 ay civarı götürüyor.
Sözün özü, hem sadece eczanelerde satılan bir dermokozmetik markasının ürünü olduğu için, hem de fiyat/performans açısından çok memnun kaldığım için Sebium global nemlendiriciyi gönül rahatlığıyla karma/yağlı cilde sahip olan insanlara öneriyorum.
Kendimden örnek verecek olursam, T bölgem hafif yağlı ve yanaklarım biraz kuru olduğundan tipik bir karma ciltliyim. Gündüzleri makyajın altına baz olarak, geceleri ise Bioderma Sebium Serum'u sürdükten sonra yüzüme uyguluyorum.
Bir nemlendirici olarak incelemek gerekirse eğer, özellikle geceleri kullanılmasında büyük fayda var çünkü cilt kendini geceleri salgılanan hormonlarla onarıyor. O nedenle gece yatmadan önce cildimizi ne kadar beslersek bizim için o kadar iyi. Sebium global nemlendiricinin en güzel yanı da sabahları yağlı ve parlamış bir ciltle uyanmanızı engelliyor olması.
Ayrıca kullanmaya başladığımdan bu yana, cildimde kış aylarının sert havasından dolayı oluşan kızarıklıklar ve gerilmeler de azalmaya başladı.
Ürünün süt kıvamında bir yapısı var, o nedenle avuç içime fındık büyüklüğünde alıp yüzüme eşit miktarda uyguluyorum. 1 tüpün 30 ml olması fiyatına göre biraz az kalıyor evet ama, azar azar uyguladığım için beni 1,5 ay civarı götürüyor.
Sözün özü, hem sadece eczanelerde satılan bir dermokozmetik markasının ürünü olduğu için, hem de fiyat/performans açısından çok memnun kaldığım için Sebium global nemlendiriciyi gönül rahatlığıyla karma/yağlı cilde sahip olan insanlara öneriyorum.
Bioderma Atoderm Vücut Losyonu
Banyo sonrası cildimi neme doyurmak, özellikle kış aylarında en çok sevdiğim, cildime yaptığım en büyük iyiliklerden biri. Çünkü kış aylarında kapalı giyiniyoruz ve cildimizin kıyafetler içinde hapis kalan kısmı nemsiz kalıyor ve kuruyor.
Vücut nemlendiricisi olarak body butter dediğimiz ''tereyağı'' kıvamında katı, uygulaması zor olan ürünlerdense, süt kıvamında olan, uygularken zorlamayan ve çabuk emilen ürünleri tercih ediyorum. Yaklaşık 4-5 ay önce bu arayıştayken eczane çalışanları sayesinde Bioderma Atoderm Vücut Losyonu ile tanıştım. Uzun süre kullanımdan sonra gözlemlediklerimi sizlerle paylaşayım:
-Ürün, çok kuru ciltler için üretilmiş bir nemlendirici olmasına rağmen, kış aylarında bile pul pul olacak derecede kurumayan bana bile ağır gelmedi. Çok kuru cilt denince akla ağır yapılı, yağlı ürünler geliyor fakat gerçekten çok hafif ve süt kıvamında bir yapısı var.
-Parfümsüz ve yüksek toleranslı. Yani allerjik bünyeye sahip olanlar rahatlıkla kullanabilir. Adı üstünde ''atoderm'', yani asıl olarak atopik ciltler için üretilmiş bir nemlendirici.
-İçerisindeki vazelin ve gliserin, güzelce nemlendirmesinin en büyük komponentlerini oluşturuyor. Fakat paraben içerdiğini de eklemekte fayda var. Bu konuda hassas olanların sonradan sürpriz yaşamamak adına bunu bilmesi gerektiğini düşünüyorum.
-Ürün çabucak emildiği için beklemeye gerek kalmadan kıyafetlerinizi giyebilirsiniz.
-500 ml'lik oldukça doyurucu bir içeriğe sahip. Pompalı ve tüp formları mevcut. Ben tüp olanı kullanarak istediğim miktarda ürün çıkarmayı tercih ediyorum.
İyice besleyen, sonraki duşa kadar tazeleme gerektirmeyen ve çabuk emilen bir vücut losyonu arayanlara Bioderma Atoderm'i gönül rahatlığıyla öneririm.
Vücut nemlendiricisi olarak body butter dediğimiz ''tereyağı'' kıvamında katı, uygulaması zor olan ürünlerdense, süt kıvamında olan, uygularken zorlamayan ve çabuk emilen ürünleri tercih ediyorum. Yaklaşık 4-5 ay önce bu arayıştayken eczane çalışanları sayesinde Bioderma Atoderm Vücut Losyonu ile tanıştım. Uzun süre kullanımdan sonra gözlemlediklerimi sizlerle paylaşayım:
-Parfümsüz ve yüksek toleranslı. Yani allerjik bünyeye sahip olanlar rahatlıkla kullanabilir. Adı üstünde ''atoderm'', yani asıl olarak atopik ciltler için üretilmiş bir nemlendirici.
-İçerisindeki vazelin ve gliserin, güzelce nemlendirmesinin en büyük komponentlerini oluşturuyor. Fakat paraben içerdiğini de eklemekte fayda var. Bu konuda hassas olanların sonradan sürpriz yaşamamak adına bunu bilmesi gerektiğini düşünüyorum.
-Ürün çabucak emildiği için beklemeye gerek kalmadan kıyafetlerinizi giyebilirsiniz.
-500 ml'lik oldukça doyurucu bir içeriğe sahip. Pompalı ve tüp formları mevcut. Ben tüp olanı kullanarak istediğim miktarda ürün çıkarmayı tercih ediyorum.
İyice besleyen, sonraki duşa kadar tazeleme gerektirmeyen ve çabuk emilen bir vücut losyonu arayanlara Bioderma Atoderm'i gönül rahatlığıyla öneririm.
Yves Rocher Onarıcı Saç Bakım Yağı
Yves Rocher, sık gittiğim alışveriş merkezlerinin çoğunda bulunan bir mağaza olduğu için uğramadan geçemiyorum. Bana uygun neler var diye bakınırken, deniz yüzünden yıpranmış ve uçları kırılmış saçlarımı kestirmek istemediğim için bu yağ işime yarar gibime geldi. Fiyatı da 14-15 lira civarındaydı. Miktar olarak da epey var içinde. Şirin şişesi de cezbedince kendimi tutamadım ve aldım.
Üstünde minik bir delik var ve şişe plastik olduğu için yanlardan hafif bastırarak elime döküyorum, sonra saçlarım kuruyken dipler hariç her yerine iyice yediriyorum. En son da havlu sarıp 1-2 saat tutuyorum saçımda. Daha da kalıcı olsun diye geceden uygulayıp sabah yıkayanlar da var ama yağ saçıma iyice siner de çıkaramam korkusuyla deneyemedim.
1-2 saat sonunda saçlarımı şampuanımla yıkıyorum, kuruttuktan sonra işin güzel yanı başlıyor. Yumuşacık saçlarım oluyor. Ne bir taramaya, ne bir saç kremine gerek kalmıyor. Saç uçları daha sağlıklı gözüküyor, kırıklar belli olmuyor.
Haftada 2 kere uyguluyorum bu yağı. Başlarda ''ya saçımdan çıkmazsa, ya yağlandırırsa'' gibi korkularım vardı ama öyle bir şey yok kesinlikle.
Ürünün tek olumsuz yanı; saçlarınız o kadar yumuşak oluyor ki ellerinizi saçınızdan alamıyorsunuz. Sağdan soldan kur yapıyorsunuz zannedebilirler, aman dikkat :)
Normalde saçlarım fönlenmiş gibi dümdüz ama arada değişiklik olsun diye maşa ile kıvırıyorum ve 200 derece gibi yüksek ısılar uyguladığımda saçlarım hem yıpranıyor, hem de uçları kırılıyor. Bu yağ sayesinde kırılmaların hem önüne geçmiş, hem de mevcut kırıklarımı bir nebze onarmış oldum.
Kısacası bu saç bakım yağını özellikle kış mevsiminin yıpratıcı ve sert havalarında mutlaka herkese öneriyorum!
Üstünde minik bir delik var ve şişe plastik olduğu için yanlardan hafif bastırarak elime döküyorum, sonra saçlarım kuruyken dipler hariç her yerine iyice yediriyorum. En son da havlu sarıp 1-2 saat tutuyorum saçımda. Daha da kalıcı olsun diye geceden uygulayıp sabah yıkayanlar da var ama yağ saçıma iyice siner de çıkaramam korkusuyla deneyemedim.
1-2 saat sonunda saçlarımı şampuanımla yıkıyorum, kuruttuktan sonra işin güzel yanı başlıyor. Yumuşacık saçlarım oluyor. Ne bir taramaya, ne bir saç kremine gerek kalmıyor. Saç uçları daha sağlıklı gözüküyor, kırıklar belli olmuyor.
Haftada 2 kere uyguluyorum bu yağı. Başlarda ''ya saçımdan çıkmazsa, ya yağlandırırsa'' gibi korkularım vardı ama öyle bir şey yok kesinlikle.
Ürünün tek olumsuz yanı; saçlarınız o kadar yumuşak oluyor ki ellerinizi saçınızdan alamıyorsunuz. Sağdan soldan kur yapıyorsunuz zannedebilirler, aman dikkat :)
Normalde saçlarım fönlenmiş gibi dümdüz ama arada değişiklik olsun diye maşa ile kıvırıyorum ve 200 derece gibi yüksek ısılar uyguladığımda saçlarım hem yıpranıyor, hem de uçları kırılıyor. Bu yağ sayesinde kırılmaların hem önüne geçmiş, hem de mevcut kırıklarımı bir nebze onarmış oldum.
Kısacası bu saç bakım yağını özellikle kış mevsiminin yıpratıcı ve sert havalarında mutlaka herkese öneriyorum!
27 Mart 2013 Çarşamba
Ara Öğün, Ana Öğün Olmasın
Uzmanlar bas bas bağırıyor, ‘’sık yiyin, az yiyin’’ diye. Duymayanınız kalmamıştır. Gerçekten de öyle. Vücudumuzu bir makine gibi düşünürsek, metabolizmayı çalıştırmak için sürekli yakıt vermemiz gerekiyor. O nedenle, ideal beslenmenin yolu 3 ana, 3 ara öğün yapmaktan geçiyor.
Fakat adı üstünde, ‘’ara’’ öğün. Yani ufak tefek, maksadını aşmayacak şekilde olması, 100-150 kaloriyi aşmaması gerekiyor. Ara öğün yapacağım diye yarım ekmek arası sandviç yerseniz diyet, diyet olmaktan çıkar. Bu yazıda, diyet yaparken tüketebileceğiniz sağlıklı ve düşük kalorili ara öğün önerilerinde bulunacağım.
-2 adet kepekli galeta / 3 adet diyet bisküvi + 1 bardak ayran/kefir
-1 porsiyon meyve + 1 bardak yağsız süt
-2 dilim tam buğday ekmeğinden yapılmış peynirli tost
-1 dilim az yağlı, esmer şeker ve tam buğday unuyla yapılmış kek
-1 kase, yağsız sütte beklemiş ve1 çay kaşığı bal ile tatlandırılmış yulaf ezmesi
-Yağsız sütle yapılmış ve üzerine bol tarçın serpilmiş sütlü tatlı
-Mevsim yeşilliklerinden yapılmış, sirke/limon ve zeytinyağı gezdirilmiş salata + 1 adet galeta/kepekli diyet kraker
-1 kutu meyveli probiyotik yoğurt
-Yarım paket diyet kraker / bisküvi
-Yarım simit + az yağlı beyaz peynir
Ara öğün denince çoğumuzun aklına kolay ulaşılabilir, çantaya atılabilir diyet bisküviler geliyor.
Fakat üzerinde ‘’light’’ yazıyor olması onları o kadar da masum kılmıyor. Ayrıca endüstri ürünleri oldukları için içlerinde tatlandırıcılar, katkı maddeleri olabiliyor ve beklendiği kadar tok tutamıyorlar. Kan şekerini çok da iyi dengeleyemiyorlar.
O nedenle, evden çıkmadan önce bir 10 dakikanızı ayırıp, ara öğünlerinizi kendiniz hazırlayıp çantanıza koymanızı öneririm. Hem kesenize hem de vücudunuza daha faydalı olur.
Unutmadan, günde en az 3-4 porsiyon taze sebze-meyve tüketmelisiniz. Vitaminlerden tam anlamıyla faydalanmak için sularını içmeniz değil, meyvenin/sebzenin kendisini tüketmeniz, mümkünse kabuklarını soymamanız sizin için en iyisi olacaktır.
Sağlık Sayfam sağlıklı günler diler...
26 Mart 2013 Salı
2013 İlkbahar-Yaz Sezonu Oje Trendleri
Havalar ısınmaya, paltolar kaldırılmaya, uzuvlar birer birer gözükmeye başladı. Sarıp sarmalandığımız kış aylarının yağmurları, haşin rüzgarları ellerimizi kuruttu. Oje trendlerini okuyup uygulamadan önce, güzel bir manikür ve bol bol nemlendirme şart. Bir kadının en çok görünen uzuvlarından biri olan ellerimizi ihmal etmeyelim!
Gelelim bahar ve yaz aylarında ne gibi oje trendlerinin bizi beklediğine...
Nude: Nude, yani varla yok arası. Ten renginden hallice denebilir. Sade şıklığın en büyük temsilcisi. Bu yaz, geçen yazlar pek sık sürdüğümüz neon renkleri bir kenara bırakıp nude'a geçiş yapıyoruz. Her kıyafetle, her ten rengiyle mükemmel gideceği tartışılmaz.

Mavi: Açık mavi tonları kış aylarında pek tercih edilmez. Ama yaz gelince özellikle buz mavisi ve mint tonları oldukça fazla rağbet görür. Önümüzdeki yazın favori ve bir o kadar da mütevazı renklerinden biri olacak mavi. Gökyüzü sıcaklığında, oldukça dikkat çeken elleri kim istemez? Özellikle de bronz ten ile tercih edilirse mavinin güzelliği iyice açığa çıkacak.
Tırnak süslemeleri: Cupcake, nazar boncuğu, çiçek böcek derken Nail Art aldı başını gidiyor. Tırnak stickerları ve ojeler ile yapılan süslemelere nazaran, havyar manikür denilen, boncuklu tırnakları sık sık göreceğiz. Özellikle tek bir tırnağa yapılınca hem çok şık, hem de sıra dışı duruyor.

Kadife tırnaklar: İstediğimiz renkte ojeyi sürüp üzerine piyasada satılan kadife görünümlü tozları uygulayıp yumuşacık tırnaklar elde edeceğiz bu yaz. Etrafınıza toplanıp ''bunu nasıl yaptıın?'' diye soracak olan kadınlara hazırlıklı olun!

Koyu tonlar: Yaz gelince siyahtan, lacivertten, bordodan uzaklaşırız istemeden. Elimiz gitmez kapkara renklere. Fakat bu yaz, o oje yaz ojesi bu oje kış ojesi ortadaki su şişesi demiyoruz. Her daim popülerliğini koruyan bu koyu renkler, bu yaz da zirveyi kimselere kaptırmayacak!

İki renkli French: Geçtiğimiz sonbahar-kış sezonunun da favorisi olan bu trendi bu yaz da ellerde sık sık
göreceğiz. Özellikle metalik tonlar ile mavi-lacivert tonları bir arada kullanıldığında oldukça albenili duruyor.
Gelelim bahar ve yaz aylarında ne gibi oje trendlerinin bizi beklediğine...
Nude: Nude, yani varla yok arası. Ten renginden hallice denebilir. Sade şıklığın en büyük temsilcisi. Bu yaz, geçen yazlar pek sık sürdüğümüz neon renkleri bir kenara bırakıp nude'a geçiş yapıyoruz. Her kıyafetle, her ten rengiyle mükemmel gideceği tartışılmaz.

Mavi: Açık mavi tonları kış aylarında pek tercih edilmez. Ama yaz gelince özellikle buz mavisi ve mint tonları oldukça fazla rağbet görür. Önümüzdeki yazın favori ve bir o kadar da mütevazı renklerinden biri olacak mavi. Gökyüzü sıcaklığında, oldukça dikkat çeken elleri kim istemez? Özellikle de bronz ten ile tercih edilirse mavinin güzelliği iyice açığa çıkacak.
Tırnak süslemeleri: Cupcake, nazar boncuğu, çiçek böcek derken Nail Art aldı başını gidiyor. Tırnak stickerları ve ojeler ile yapılan süslemelere nazaran, havyar manikür denilen, boncuklu tırnakları sık sık göreceğiz. Özellikle tek bir tırnağa yapılınca hem çok şık, hem de sıra dışı duruyor.
Kadife tırnaklar: İstediğimiz renkte ojeyi sürüp üzerine piyasada satılan kadife görünümlü tozları uygulayıp yumuşacık tırnaklar elde edeceğiz bu yaz. Etrafınıza toplanıp ''bunu nasıl yaptıın?'' diye soracak olan kadınlara hazırlıklı olun!

Koyu tonlar: Yaz gelince siyahtan, lacivertten, bordodan uzaklaşırız istemeden. Elimiz gitmez kapkara renklere. Fakat bu yaz, o oje yaz ojesi bu oje kış ojesi ortadaki su şişesi demiyoruz. Her daim popülerliğini koruyan bu koyu renkler, bu yaz da zirveyi kimselere kaptırmayacak!
İki renkli French: Geçtiğimiz sonbahar-kış sezonunun da favorisi olan bu trendi bu yaz da ellerde sık sık
göreceğiz. Özellikle metalik tonlar ile mavi-lacivert tonları bir arada kullanıldığında oldukça albenili duruyor.
24 Şubat 2013 Pazar
Dudak Peeling'inizi Kendiniz Yapın
Yüzümüze peeling yapmaya bile son zamanlarda ısınmışken, dudakları es geçmemize şaşırmamalı. Fakat dudaklar da yüzümüzün bir parçası ve soğuktan, kirden onlar da etkileniyor. Üstelik oldukça hassas bir deriye sahip oldukları için düzenli olarak ölü deriyi atmak gerekiyor.
Öncelikle şu konuda uyarayım, yüzünüze uyguladığınız peeling ürünlerini dudaklarınıza uygulamaya kalkışmamalısınız. Tahmin ettiğinizden çok hasara yol açabilir, kaş yapayım derken göz çıkarıp dudaklarınızı çatlatabilirsiniz.
İhtiyacınız olan malzemeler:
-1 çay kaşığı toz şeker (tercihen esmer şeker)
-1 çay kaşığı bal
-1 çay kaşığı vazelin
-Birkaç damla Zeytinyağı
-Birkaç damla jojoba/kakao/portakal yağlarından istediğiniz biri
-Dilerseniz, favori lip balm'ınızdan bir miktar da katabilirsiniz.
Tüm malzemeleri tahta bir çubukla iyice karıştırıp, buzdolabında 1 saat katılaşmasını bekledikten sonra, kullanmadığınız bir diş fırçası yardımıyla dairesel ve nazik hareketlerle dudaklarınızı fırçalayın. (Yaptığınız karışımı 15 günden fazla muhafaza etmeyin, yapısı bozulabilir. 15 günde bir yenisini yapın.)
Şeker, dudakları ölü deriden arındırırken; yağlar, bal ve vazelin de nemlendirme görevini üstlenecektir. Sonra ılık suyla durulayın ve üzerine lip balm'ınızı uygulayın. Ve gelsin, dolgun, pürüzsüz, pespembe dudaklar!
Sağlık sayfam sağlıklı günler diler...
8 Şubat 2013 Cuma
Cilt Bakımında Kullanılan Bitkisel Yağlar-1
Cildimiz demek, bizi yansıtan aynamız demek. Cildimize en ufak bir özen göstermeye kalksak, ”aman bu parabenlidir, aman şu allerjeniktir” diyerek pahalı ürünlere gidiyor ellerimiz. Plastik şemsiye değil ki bu 5 liraya işportadan alasın! Endüstri ürünlerine paraları dökerken, aktarlarda ”al beni sür beni” diye hazır ve nazır bekleyen bitkisel yağların kıymetini bilmiyoruz. Halbuki fiyat/performans açısından milyarlık kremlere tur bindirebiliyor bazıları.
Sayamayacağım kadar yağın, tahmin edemeyeceğim kadar işlevi varken; bu yazıyı seri haline getirelim, şimdilik bir kısmını inceleyelim dedim. Buyrun!
Avokado Yağı: A, B, D, E vitaminleri içerir. Nemlendirici ve besleyicidir. Kuru ciltler için biçilmiş kaftandır. Asıl cezbedici özelliği ise; masajla uygulandığında sellüliti azaltmaya yardımcı olur! Cildi sıkılaştırır. Bye bye portakal kabuğu!
Kayısı Çekirdeği Yağı: Bol miktarda A vitamini içerir. Her türlü cildin temizliğinde kullanılabilir. Aknelerle savaşta mükemmel bir silahtır. Ayrıca göz çevresi ve kaz ayağı kırışıkları için de kullanılabilir.
Jojoba Yağı: A vitamininden zengindir. Oldukça kolay emilir. Cilt döküntülerinde, tıraş sonrası tahriş olmuş ciltte kullanılabilir. Özellikle atopik ciltler için biçilmiş kaftandır. Göz çevresi kırışıklıklarının giderilmesinde de kullanılabilir. Yapısı, cildimizin salgıladığı sebuma oldukça benzediğinden; akne eğilimli ciltlerde kullanımı cildin yeterince yağ salgıladığı mesajını vererek sebum üretimini dengeler.
Isırgan Tohumu Yağı: Kurumuş, kepeklenmiş saçlarınız var ve şampuanlara para dökmekten helak olmuşsanız bu yağ sizin kurtarıcınız olabilir. Saç diplerine friksiyonla uygulanabilen bu yağ, saç derisini besler, kepek oluşumunu büyük ölçüde azaltır. Ayrıca bölgesel ağrılarda masaj yapmak suretiyle de kullanılabilir.
Sağlık sayfam ışıl ışıl parlayan, mükemmel bir görünüm diler...
20 Eylül 2012 Perşembe
Kusursuz Bir Cildin Düşmanları
2-Sigara içmek: Sigara ciltteki yüzeyel kılcal dmarları daraltır, tıkar. Bu da derinizin beslenmesine engel olur. Yaşlanma belirtileri erken görülür.
3-Fazla alkol alımı: Dozunda alınırsa vücuda faydası bile dokunabilen alkol, aşırıya kaçtığı zaman ciltte sarkmalara ve kırışıklıklara yol açabiliyor.
4-Gereğinden fazla peeling yapmak: Peeling ölü derileri temizleyip cildinizin daha ışıltılı görünmesini sağlar fakat aşırıya kaçarsanız cildinizi kurutur, aşırı yağ salgılanmasına sebep olursunuz. Haftada 1-2 kez yapılmalıdır.
5-Bilinçsiz kozmetik alışverişi yapmak: Herkesin cilt tipi farklıdır. Öneriyle bakım ürünü alınmaz. Önce cildinize neyin uygun olduğuna karar vermelisiniz.
6-Yeterince uyumamak: Uyku, vücudumuzun dinlendiği, kafamızdan fazlalıkların atıldığı belki de hayatın en önemli zaman dilimlerinden biri. Biz hareket etmiyoruz ama vücudumuz uyurken çok iş yapıyor. İyi hissetmek, sağlıklı olmak için günde en az 8 saat uyumalısınız.
7-Güneş korumasını ihmal etmek: Sadece yaz aylarında değil, kış aylarında da koruyucu kremleri sürmelisiniz. Güneşin zararlı ışınları cildin erken yaşlanmasına ve sarkmasına sebep oluyor.
8-Gün içinde makyaj tazelemek: Yaptığınız makyaj gün içinde ter, rüzgar gibi faktörlerden dolayı etkisini kaybeder fakat silmeden üst üste sürülen kimyasallar gözeneklerin tıkanmasına yol açar.
Tüm bu faktörlerin yanında, aslında söylemeye gerek bile yok ama bol bol su içmek en önemlisi. Su demek kan demek, hayat demek.
Ayrıca cildinizin ışıldaması için iyi hissetmeniz şart. Yoksa milyonlarca liralar döktüğünüz kremler hiçbir işe yaramaz. Kendinizi, cildinizi sevmeye bakın. Sağlık sayfam, sağlıklı, mutlu günler diler!
13 Eylül 2012 Perşembe
2012-2013 Sonbahar-Kış Sezonu Oje Trendleri
Yıllar geçtikçe oje tercihleri de cesurlaşmaya başlıyor. Eskiden french-beyaz-kırmızı arasında gidip gelirken özellikle son 2 sezondur yaz aylarında tırnaklar rengarenk! Bu yaz da su yeşiline, cıvıl cıvıl okyanus mavilerine, fuşyalara doyduk, tırnakları yeterince şenlendirdik.
Havaların soğuduğunu yavaştan hissetmeye, hırkaları dolaplardan çıkarmaya başladık. Sonbahar demek biraz hüzün, biraz sadelik mevsimi demek. Bu da tırnaklara yansıyor haliyle. Sezonun oje trendlerine birlikte göz atalım ne dersiniz?
Öncelikle soğuk ve kuru havalar bizi beklediğinden haftada bir peeling yapmayı, yanınızda iyi bir nemlendirici bulundurmayı ihmal etmeyin. Hala manikürünü kuaför ellerine bırakanlar için evde pratik manikür yazısı da şurada.
Bej Rengi: Yanlış okumadınız! Bej rengi, krem gibi nude tonları son yıllarda dudaklarda pek sever olduk. Sadeliği, doğallığı simgelediğini düşündüğüm bej rengini bu kış tırnaklarda çok göreceğiz.
Füme: Ne gri, ne siyah. İkisi arasında kalan asil bir renk füme. Boğazlı simsiyah kazaklarla mükemmel gideceğinden şüphe yok.
Bordo: Klasik nar kırmızısını biraz koyulaştıralım, adeta asalet timsali olan bordoyu yakalayalım. Her kıyafetle de pek güzel gidiyor. Ben kışın depresyona falan girmem her daim renkli dolaşırım diyenlere.
Koyu lacivert: Koyu severim ama siyahlara da bürünmem diyorsanız tam size göre. İçinde hafif ışıltısı da varsa geceler için biçilmiş kaftan.
French ojeye yeni bir yorum: Beyazın tonlarıyla yapılan klasik french ojeyi bu sezon birbiriyle alakası olmayan renklerle uygulamak çok moda. Meraklı bakışlara hazır olun!
Gümüş: Gümüş, bir diğer adıyla lamenin mat tonları oldukça cool duracak parmaklarınızda. Dikkat: İçinde sim olan tonları gece çıkmayacaksanız tercih etmeyin
derim.
5 Ağustos 2012 Pazar
Az Bilinen, Çok Faydalı: Çay Ağacı Yağı
Çay ağacı, bizim bildiğimiz çay bitkisiyle pek ilgisi olmayan, Avusturalya dolaylarında yetişen bir bitki. Ağacın yapraklarının ezilip distilasyonu yapıldıktan sonra tamamen doğal olan çay ağacı yağı elde edilir.
Avusturalyalılar günlük hayatta yanık, akne, enflamasyon gibi birçok sorun için bu yağı kullanmaktadırlar.
Çay ağacı yağının bilmediğimiz, tahmin edemediğimiz pek çok özelliği bulunmaktadır. Fakat sadece haricen kullanılmaktadır.
-Akne, yüz lekeleri, mantar, uçuk için pamukla 1-2 damla sürerek,
-Kepek sorunu olan saça birkaç damla ile masaj yapıp, gece bekletildikten sonra sabah yıkayarak,
-Bit bulaşmış saça 1-2 damla tarağa sürüp tarayarak,
-Böcek ısırıklarında kaşınan yerin üzerine 1-2 damla pamukla sürerek,
-Ayak kokusu için her gün 1 kere ayağa masaj yaparak,
-Grip, soğuk algınlığı gibi durumlarda tıkanan sinüsleri açmak için 1 tencere suya 10 damla döküp 15 dakika inhale ederek,
-Su toplaması, yanık gibi durumlarda yara yeri temizlendikten sonra antiseptik amaçla sürülerek,
-Ateş düşürmek için nemli beze 1-2 damla damlatıp ferahlık verdirmek amacıyla kullanılabilir.
Çay ağacı yağını aktarlardan edinebileceğiniz gibi, pek çok kozmetik mağaza zincirinden de edinebilirsiniz.
Avusturalyalılar günlük hayatta yanık, akne, enflamasyon gibi birçok sorun için bu yağı kullanmaktadırlar.
Çay ağacı yağının bilmediğimiz, tahmin edemediğimiz pek çok özelliği bulunmaktadır. Fakat sadece haricen kullanılmaktadır.
-Kepek sorunu olan saça birkaç damla ile masaj yapıp, gece bekletildikten sonra sabah yıkayarak,
-Bit bulaşmış saça 1-2 damla tarağa sürüp tarayarak,
-Böcek ısırıklarında kaşınan yerin üzerine 1-2 damla pamukla sürerek,
-Ayak kokusu için her gün 1 kere ayağa masaj yaparak,
-Grip, soğuk algınlığı gibi durumlarda tıkanan sinüsleri açmak için 1 tencere suya 10 damla döküp 15 dakika inhale ederek,
-Su toplaması, yanık gibi durumlarda yara yeri temizlendikten sonra antiseptik amaçla sürülerek,
-Ateş düşürmek için nemli beze 1-2 damla damlatıp ferahlık verdirmek amacıyla kullanılabilir.
Çay ağacı yağını aktarlardan edinebileceğiniz gibi, pek çok kozmetik mağaza zincirinden de edinebilirsiniz.
24 Temmuz 2012 Salı
5 Adımda Evde Manikür
Bir kadını gösteren en önemli unsurlardan biridir elleri. Asla saklayamaz, sürekli göz önündedir, bakımlı ve güzel olmalıdır. Manikür yaptırmak için kuaföre her ay bir ton para dökmeyin, evde hem daha steril, hem de daha pratik biçimde kendi manikürünüzü yapın!
1-Öncelikle, ellerinizi ve tırnaklarınızı bol su ve sabunla güzelce yıkayın. Ojeleriniz varsa temizleyin. Aseton tırnağa zarar verebilir, fazla ovmadan nazik hareketlerle silmeye çalışın.
İpucu: Eğer koyu renk ojeleri tırnaklarınızdan çıkarmakta güçlük çekiyorsanız, ojeyi sürmeden önce altına 1 kat şeffaf oje sürebilirsiniz. Dayanıklılığını da artırmış olursunuz.
2-Ellerinizi, 1 kap suya limon ve zeytinyağı hazırlayarak içinde bekletin. Zeytinyağı etleri yumuşatacak, limon ise tırnakları beyazlatıp daha sağlıklı bir görünüm verecektir.
3-Ellerinizi tekrar yıkadıktan sonra, tırnaklarınızı çok dipten olmamak üzere kesin. Kütikül dediğimiz, tırnak dibindeki etleri asla kesmeyin! Kütiküller, mantar enfeksiyonlarından ellerinizi korumaktadır. Tahta çubukla nazikçe tırnak dibine iterek görünmelerini engelleyebilirsiniz.
4-İşleminiz bittikten sonra nemlendirici, besleyici bir el kremini tırnaklarınıza ve ellerinize masaj yaparak yedirin.
5-Elleriniz nemlendiriciyi iyice emdikten sonra, ojelerinizi sürmeye başlayın! Daha uzun süre kullanmak istiyorsanız, altına ve üstüne birer kat şeffaf oje sürün.
İpucu: Ojelerinizi sürdükten sonra ellerinizi buzlu suda bekletmek, daha çabuk kurumasına yardımcı olur. Fakat bu işlem, ojenizin ömrünü azaltır!
13 Nisan 2012 Cuma
Aslında Birçoğumuz Yanlış Parfümü Kullanıyoruz
Parfüm... Duyunca bile içimizi hop ettiren, kadın erkek çoğu insanın tutkuyla bağlı olduğu, servetler yatırdığı..
Aslına bakarsak, nihayetinde 1 bardağı bile zor dolduracak bir sıvı. Fakat o baştan çıkarıcı aromaların kokusunu alınca insan pek de öyle düşünemiyor.
Bana güzel gelen koku başkasına güzel gelmeyebilir. Herkesin üzerinde şık duran koku ayrı. Sadece parfümünüzle bile insanların başını döndürebilirsiniz, o nedenle uygun parfümü seçmek adeta bir sanat;
- Öncelikle parfüm alışverişini sabah çok erken veya akşam geç saatlerde yapmayın. Uykusuzluk ve yorgunluk almaçlarınızın çalışmasını etkiler. En ideal saat öğleden sonraki saatlerdir.
- 1-2 koku denedikten sonra bir süre ara vermeye çalışın. Seçimi uzun zaman dilimlerine yayın. Koku nöronları vücutta en kısa sürede adaptasyona uğrayan nöronlardır. Bir süre sonra tüm kokuları birbirine karıştırabilirsiniz. Şunu da eklemek gerekir ki, parfümün asıl kokusu sürüldükten 30 dakika sonra hissedilir.
- Ten renginiz, yaşadığınız iklim, hormonlarınız, giyim tarzınız, yaşınıza ve beslenmenize varana kadar her faktör koku seçiminde önemli. Örneğin, daha çok terleyen insanlar kokuyu daha farklı taşırlar. Yağlı cildi olan insanlar kokuyu daha uzun süre taşırlar, gibi...
- Parfüm seçmeye giderken üzerinizde asla başka parfüm olmasın. Parfümü denerken saat takmadığınız kolunuza sıkın.
- Son olarak, hangi parfümü kullanacaksanız kullanın, en yüksek verimi almak için nabzınızın alındığı noktalara sürün.
Kendimize uygun kokuyu seçebilmemiz için öncelikle koku sınıflarını bilmemiz gerekiyor.
Oryantal: Oldukça ağır, şehvet uyandırıcı, gizemli. Temel notaları vanilya, tarçın, karamel ve amberdir. Sıklıkla baharat aromalarıyla birlikte kullanılır. Kış mevsiminde daha çok tercih edilir.
Sağlık Sayfam'ın Önerisi: Dior-Midnight Poison, Alexander McQueen-My Queen
Çiçek: Koku ailelerinin en büyüğüdür. En çok kullanılan çiçekler manolya, zambak, gül, orkide ve yasemindir. Hafif, ferah ve fresh kokulardır. Zarif ve sofistike dururlar. Bahar ve yaz mevsimine oldukça uygundurlar.
Sağlık Sayfam'ın Önerisi: Kenzo-Madly, Victoria's Secret-Incredible, Thiery Mugler-Alien
Meyve: Hafif ve çok kalıcı olmayan kokulardır. Limon, elma, turunçgiller, bergamot gibi notalar kullanılır. Romantik bir hava katar. Bahar ve yaz mevsiminde sık tercih edilir.
Sağlık Sayfam'ın Önerisi: DKNY Be Delicious Red, Cacharel-Amor Amor Delight Summer
Şipre: Oldukça yoğun içerik barındırırlar. Kalıcılıkları yüksektir. Temel notaları paçuli, misk, yosundur. Çiçek ve meyve kokularıyla birlikte kullanımı sıktır.
Sağlık Sayfam'ın Önerisi: Avon-Tomorrow (şipre kokularını Avon ve Oriflame'de rahatlıkla bulabilirsiniz)
Yaşam tarzına göre parfüm seçimi;
-Eğer klasik giyimi seven, yüksek topukları sık kullanan biriyseniz oryantal, baharat, sandal içeren kokuları tercih edin.
-Spor giyimi, düz ayakkabıları seviyorsanız taze, hafif kokular tam size göre. Okyanus esintileri,
misk, amber içeren fresh kokuları tercih edin.
-Gece çıkmayı seviyorsanız, günün geç saatlerinde koku algısı zayıfladığından daha yoğun kokular kullanmalısınız. Şipre ve oryantal kokuları size en uygun olanlar.
Kişilik özelliklerine göre parfüm seçimi;
-Hayalperestim, romantizmi severim: Meyve kokuları
-Mütevazıyım, kendimi belli etmekten fazla hoşlanmam: Çiçek kokuları
-Her zaman iddialıyım, büyülemeyi severim: Oryantal, vanilya, karamel
Hangi tür kokuyu kullanıyorsanız kullanın, sabahları eau de toilette, geceleri eau de parfum tercih edin. Sabahın erken saatlerinde toplu mekanlara girdiğinizde henüz uyanamamış insanları kokunuzla rahatsız etmemiş olursunuz; geceleri ise koku alma algısı zayıfladığından fark edilişi artırırsınız.
Parfümünüzü güneşli havalarda cildinizden ziyade kıyafetlerinize 15 cm uzaklıktan sıkarsanız, olası cilt lekelerinin önüne geçmiş olursunuz.
Son olarak, asla sahte parfüm kullanmayın. Muhteviyatının ne olduğunu bilmediğiniz parfümlerin cildinize zarar vermesi olasıdır. Unutmayın, sağlıklı bir cilde sahip olmak, güzel kokmaktan kat kat önemli..
Sağlık Sayfam sağlıklı, mis kokulu günler diler...
20 Ocak 2012 Cuma
Bir Victoria's Secret Meleği Kolay Yetişmiyor
Victoria's Secret... Evet sizin de adını duyunca içiniz bir hoş oldu, aklınıza o görkemli yılbaşı şovları geldi değil mi? Her senenin başında bize kendilerini izletip iç geçirten, erkeklerin bayıldığı, kızlarınsa kıskançlıktan çatlayıp sevgililerinin gözlerini kör etmek istediği Victoria's Secret melekleri...
Tabii ki o kilolarca ağırlıkta kostümleri, pelerinleri taşımaya rağmen dimdik yürüyebilmek, bir gram fazla yağ olmadan gezebilmek her yiğidin harcı değil.
Güzellik dediğimiz şey, genetik potansiyelin üzerine yapılan rötuşlardan ibaret. Yani genlerinizde yoksa ağzınızla kuş tutsanız da olmuyor. İkisi birden gerekli. Fakat bu rötuşları ustalıkla yapmak, genetik potansiyelin doruklarına ulaşmak o kadar da kolay değil. Bakalım Victoria's Secret melekleri dört dörtlük olmak için neler yapıyorlarmış...
Adriana Lima: Baş mankenden başlayalım. Öncelikle o pürüzsüz cildi koruyabilmek için sadece güneş koruyucu ve nemlendirici sürüyormuş Adriana. Zaten şovlarda ağır makyaja maruz kaldığından günlük hayatında cildine fazla yüklenmemeyi tercih ediyormuş. Beslenme konusuna gelirsek, kendisi kolay kolay kilo almayan şanslı kesimden. Fakat yine de kendini salmıyor, düzenli olarak spor yapıyor. Boks yapmayı çok seviyor ve günde 2,5 litreden fazla su içiyor.
Miranda Kerr: Çocuk sahibi olmasına rağmen üstün fiziğini koruyanlardan. En önemli güzellik formüllerinden biri sık sık sebze ve balık tüketmek. Biliyoruz ki vitamin ve mineraller gerek organ ve sistemler, gerekse cildi içten beslemek adına en önemli besin maddelerinden. Kendisi bunu iyi kullanıyor:) Ayrıca her fırsat bulduğunda koşuyormuş Miranda. Sıfır selülite sahip olmak işte bu yollardan geçiyor onun için.
Alessandra Ambrosio: Dövüş sporları ve sambayla oldukça yakından ilgiliymiş Alessandra. Beslenme konusunda kendisine koyduğu kuralsa oldukça zekice; hiçbir yemekten 2 kaşıktan fazla tatmıyormuş. Tam da sağlıklı olanı yapıyor yani, hem her şeyden tadarak zevkini tatmin ediyor, hiçbir yemekte aklı kalmıyor; hem de bir yemekten tabaklarca yiyip aşırıya kaçmıyor.
Rosie Huntington: Formunu en çok su içmeye borçluymuş Rosie. Çok da doğru yapıyor. Su adeta vücudumuzun benzini. O olmadan ne metabolizma olur ne yağ oksidasyonu. Ayrıca düzenli spor yapıyormuş. Beslenme konusunda ise şöyle bir alışkanlık edinmiş kendine; soslu, şekerli, kızarmış hiçbir şeyi yemiyormuş. (Kendisini en yakın zamanda ülkemize bekleriz, barbunya pilakileri, baklavaları görüp yine de dayanabilirse helal olsun)
Bar Rafaeli: Kendisinin en en en büyük avantajı tatlı yemeyi sevmemesi. tatlı sevilmez mi ayol? İnsan değil bunlar dediğinizi duyar gibiyim. Tatlıdan alacağı şekeri meyveden almayı yeğliyormuş. Haftanın yarısı sadece salata ve meyve yiyormuş. Düzenli spor yaptığını söylememe gerek yok sanırım.
Sanırım bu beş güzelin güzel ve formda kalma teknikleri kendinize pay çıkarmanıza yetecek de artacaktır bile. Değil beş, on beş tanesinin de sırlarını öğrensek; bu işin püf noktası bol su içmek, spor yapmak ve her besinden ölçülü tüketmekten geçiyor sevgili hemcinslerim. Hepinize sağlıklı günler dilerim!
Gider ayak şu Victoria's Secret Sevgililer Günü Reklam Tanıtım Filmi'ni de şöyle bırakayım. İzleyip iç geçirmek yok, ders almak var ona göre! :)
14 Eylül 2011 Çarşamba
Yazın Aşırı Makyajdan Kaçının
Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayyar Cantürk, sıcağın alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini söyleyerek, “Güneş altında uzun süre kalındığında kullanılan makyaj malzemeleri ciltte istenmeyen lekelere neden olabilir. Mümkün olduğunca bu sıcaklarda daha az makyaj yapılmalı” dedi.
Güneşin zararlı ışınlarından mümkün olduğunca korunmamız gerektiğini belirten OMÜ Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayyar Cantürk, cilt sağlığı için bilinçli davranılması gerektiğini dile getirdi. Güneşin dik olduğu zamanlarda makyajla dışarı çıkıldığında ciltte kalıcı lekeler oluşabileceğini kaydeden Prof. Dr. Cantürk, “Sıcak havalarda derideki nem oranı arttığı için deride isilik, kızarıklık meydana gelir. Sıcak alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Uzun bir süre güneşte kalındığında makyaj malzemeleri istenmeyen lekelere neden olur. Bu nedenle mümkün olduğu kadar az makyaj kullanılmalıdır” diye konuştu. Prof. Dr. Tayyar Cantürk, aşırı makyaj kullanmanın yağ bezelerini kapatarak sivilcelere ve siyah noktalara neden olabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Cantürk, ayrıca, güneşin deri kanserlerine neden olabileceğini de vurgulayarak uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Tayyar Cantürk, “Güneş açık tenli kişileri daha çok etkiliyor. Deride hasar olabilir. Hem benlerin büyümesine hem de yeni kahverengi çillerin oluşmasına neden olur. Ayrıca ileri yaştaki kişilerde deri kanserinin artmasına neden olabilir. Güneşte fazla kalmamak lazım. Koruyucu kremler kullanmak gerekir. Özellikle açık tenli olan kişiler biraz daha dikkat etmeli” diye konuştu.
Kaynak:Hürriyet
Yaz Geldi!
Başlıktan da anlamışsınızdır ki bu yazı tatile çıkacaklar için biçilmiş kaftan olmaya aday. Malum bu sene havalardan oldukça yakındık ama artık beklediğimiz güzel, ışıl ışıl yaz mevsimi bütün canlılığıyla geldi! Bu bir moda blogu olmadığından “bavulunuza şu terliği de koyun, yok efendim şu bikiniyi alın da şunları kombinleyin” gibi şeyler yazamayacağım. Sizi daha çok ilgilendiren, daha önemli olan bir konuyu; “sahip olduğunuz en önemli varlığınızın, vücudunuzun sağlığını tatilde nasıl koruyacaksınız?” bundan bahsedeceğim.
Tatil denince aklımıza ilk olarak güneş geliyor haliyle.. Hayat kaynağımız güneş, bizi yaşatan güneş.. Güneşin faydaları da var tabi ki; vücudumuza dışarıdan aldığımız D vitamininin aktif forma dönüşmesi için gerekli, bu nedenle kemik gelişiminde de çok büyük rol oynuyor, özellikle gelişim çağındaki çocuklarda. Vücuttaki hastalık yapıcı çoğu mikroorganizmayı da öldürüyor.
Fakat zararlarına geçmeden önce şu konuda düşüncelerinizi değiştirmenizi istiyorum; bizler güneşin ışınlarına sadece sereserpe güneşlenirken değil, günlük hayatta yolda gezerken, dolaşırken, oturup arkadaşlarımızla sohbet ederken de maruz kalıyoruz. Yani güneş ışınlarının zararlarını sadece plajda görmüyoruz.
Ozon tabakasının incelmesiyle birlikte güneşin zararlı ışınları dünyamıza daha çok ulaşmaya ve gerçekten büyük risk oluşturmaya başladı. Bahsettiğimiz ışınlar, Ultraviyole ışınlar..
Ultraviyole ışınlar 3 çeşit;
A: Cildin erken yaşlanmasına ve kırışmasına neden oluyor.
B ve C: cilt kanseri riskini artırıyor.
İşte bu yüzden sadece yüzüp güneşlenirken değil, günün her saatinde güneşten korunmamız gerekiyor.
Aynı zamanda havalar ısındıkça vücudumuz da ısınıyor. Normal şartlarda vücut ısımız 36-36,5 derece. Fakat havalar ısındıkça vücudumuz da terleyerek ısısını sabit tutmaya çalışıyor. Terle birlikte bol miktarda suyun yanında, mineral ve tuzları da kaybediyoruz. O nedenle terle attığımızı yerine koymak da çok önemli.
Güneşin UV ışınlarının yol açtığı en belirgin hastalıklar;
-katarakt
-dalgınlık, halsizlik, beraberinde baş dönmesi
-baş ağrısı, mide bulantısı
-yüksek ateş
-şuur kaybı
-terle kaybedilen su ve mineralle birlikte ağırlaşmış hastalık tabloları..
Şimdi gelelim bu tehlikeleri kendimizden nasıl uzak tutacağımıza..
Güneşin zararları konusunda en büyük riski, beyaz tenliler, zor bronzlaşabilenler, kızıl saçlılar taşıyor. Ten rengi ne kadar koyulaşırsa yanık riski o kadar azalıyor. Fakat esmer tenliyseniz de risk grubunda olmadığınızı kesinlikle düşünmeyin. Esmer tenlerde de yanık vakalarına oldukça rastlanıyor. Ayrıca hamileler, yaşlılar, tansiyon ve kalp hastalığı olanlar, çocuklar, aşırı kilolu kişiler, malignite(kanser) hastaları ve kemoterapi görenler kat kat daha fazla özen göstermeliler.
- Öncelikle güneş ışınlarının dik ve en yoğun olduğu saatler olan 11.00-16.00 arası mümkün olduğunca güneşe çıkmamaya özen gösterin.
- Eğer çıkmak zorunda kalırsanız da gölge, şemsiye altı gibi bölgeleri tercih edin ,ışınlarla direkt temastan kaçının. Unutmayın ki gölgede de bronzlaşılıyor, hatta daha sağlıklı ve kalıcı oluyor.
- Evden çıkmadan yarım saat önce yüksek faktörlü güneş kreminizi sürün ki siz dışarıdayken etki etsin. Kremi 2 saatte bir ve yüzdükten sonra yenileyin.
- Terlemeyle su kaybedeceğinizden bol bol su içmeye özen gösterin. Yanınızda mutlaka suyunuz bulunsun. Günde 2 litreden az tüketmeyin. Canınız her istediğinde su için, sakın ertelemeyin.
- Plajda güneşlenirken mutlaka krem kullanarak ve başınızı şapka ile örterek güneşlenin.
- Mümkün olduğunca süre hesabı yapın ve vücudunuzun bir bölümünü uzun süre güneşte bırakmayın. Dengeli bronzlaşın.
- Günlük hayatta da açık renkli, bol kesimli, pamuklu (teri rahat emebildiği için) giysiler tercih edin ve başınıza mutlaka koruyucu bir şapka takın.
- Kaliteli, UV koruyuculu güneş gözlüğü kullanın, çünkü ucuz fiyata satılanlar genellikle zararlı ışınlarda korumuyor, tam tersine gözlerinize zarar veriyor.
- Alkol, kafein tüketimi idrara çıkmayı artırdığından sıcak saatlerde fazla tüketmeyin.
- Sık sık duş yapın. Suyun çok soğuk veya çok sıcak olmasına izin vermeyin . Ilık su kullanın, cildiniz ve saçlarınız için ideal olan budur.
- Yüzdükten sonra güneşin altında ıslak mayo ile oturmayın, mutlaka değiştirip kuru mayo giyin.
- Denizden çıkıp duş yaptıktan sonra mutlaka yoğun nemlendiricili bir bakım kremi uygulayın.
Şimdi gelelim güneş kremi seçmenin ve kullanmanın inceliklerine. Güneş kremlerini güneşlenirken, ayrıca yazın ve kışın günlük hayatta da kullanmak gerekiyor. Güneşten koruma faktörü “SPF” diye adlandırılıyor ve koruyuculuğu ne kadar yüksekse bu faktör 1-100 arasında değişiyor. SPF 15, SPF 30, SPF 50 gibi..
Erişkinlerde, özellikle bahsettiğim risk gruplarında olanlar ve açık tenli olanlar en az 30 faktörlü krem kullanmalılar. Çocukların cildi ise daha hassas olduğundan koruma faktörü yükselmeli. Hatta pek çok markanın çocuklara özel ürünleri bulunuyor, onlar tercih edilmeli.
Peki ya saçlar? Saçlar özellikle bayanlar için büyük önem arz ediyor ve deniz suyunun klorundan oldukça yıpranıyor. Peki saçlarınızı canlandırmak için neler yapabilirsiniz?
Özellikle saç boyaları güneş ışığıyla reaksiyona girerek saçın matlaşmasına sebep olur. Deniz tuzu da saçları mat, sönük, solgun hale getirir ve kepek oluşumuna sebep olabilir.
Denize ve havuza girmeden önce saçlarınızı koruyucu bir kremle tarayabilirsiniz.
Mutlaka saçlarınızı bol suyla, şampuanla yıkayın, asla saçınız tuzlu gezmeyin.
Mümkün olduğunca yaz aylarında saçlarınızı yüksek ısılarla kurutmayın. Kendi haline bırakıp kurumasını sağlayın.
Saçlarınızı çok taramayın, mümkün olduğunca ıslakken tarayın. Kuruyken zor taranır ve yıpratıp kırık oluşumunu kolaylaştırabilirsiniz. Kolay taranması için banyodan sonra ıslak saçınıza krem/kür uygulayın.
Ayrıca deniz suyuyla yıpranmış saçlarınızı doğal ve dolgun görünüme kavuşturmak için benden size evde yapabileceğiniz bir tarif;
Zeytin yağını ısıtın, bununla saçlarınızın diplerinde uçlarına doğru masaj yaparak yedirin. Başınıza bir havlu sarıp 2 saat bekleyin. Bol suyla durulayın. Işıl ışıl saçların tadını çıkarın:) Tabi tatilin de..! :)
13 Eylül 2011 Salı
Yüksek Topuk: Seksi ama Zararlı
Başlıktan da anladığınız üzere konumuz Topuklu Ayakkabı! Oyy insanın adını telaffuz ederken bile içi bir garip, bir hoş oluyor.O Cristian Loboutin‘lerin resimleri kadar kadınların kalbini kimse çarptıramaz! Ne Kıvanç Tatlıtuğ da ne Hugh Jackman.. Bu topuklu denen meret öyle bir şey ki, çoğu kızın kalbini çalabilir, çoğu kızı da ben de niye yok diye söylettirebilir. Öyle etkileri var ruh durumumuz üzerinde.
Tabii ki çok seksi bir görünüm katıyor, bacakların duruşunu bile değiştiriyor. Özel davetlerin ve toplantıların şıklık göstergesi. Jean, elbise, etek her türlü kıyafetin tamamlayıcısı. Hem zaten kısa boylular için de olmazsa olmaz! Uzun boyluysanız da göklere erişiveriyorsunuz üstündeyken.
Ama bu moda harikasının zararları hem çok, hem de tahmin edemeyeceğimiz boyutlara ulaşabiliyor. İşin kötü yanı da şu ki; her 10 kadından 8'i ayaklarını rahatsız etse bile, her şeye rağmen topuklu ayakkabı alıyor.
Gün boyu vücudun bütün ağırlığını taşıyan ayaklar, doğru ayakkabı giyilmediğinde büyük zarar görüyor.Özellikle topuklu ayakkabılar kadınların ayaklarında şekil bozukluğu başta olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara sebep oluyor.
Uygun olmayan ayakkabı kullanımı nedeniyle tarak kemiğine uygulanan yüksek basınç ağrılara, nasırlara ve parmaklarda şekil bozukluğuna sebep olur.Özellikle sivri burunlu ayakkabılarda parmakların üst üste binmesine ve doğal duruşunun bozulmasına yol açar. Ayak bileğindeki sinir sıkışmaları ayak parmaklarına doğru yayılan ağrı ve uyuşmalara neden olur. Ayrıca dize doğru yayılan ağrılar da olabilir.
Eğer şikayetlerin yüksek topuklu ve dar ayakkabıdan kaynaklandığı uzun süre fark edilmemiş ise tablo ağırlaşır ve ameliyat şart olabilir.
Peki alınacak önlemler neler?
Öncelikle, kesinlikle, acele de olsanız, asla denemeden ayakkabı almayın!
- Gerekmedikçe yüksek topuklu ayakkabı giymekten kaçının.
- Mümkün olduğu kadar ayakkabıyı çorapla giyin çünkü çorap bilekteki sinir sıkışmasını nispeten önler.
- Ayak numaranızı iyi belirleyin ve ayağınıza uygun ayakkabıyı seçin.
- Mümkün olduğunca alçak ve kalın topuklu ayakkabılar tercih edin.
- Eğimi öne doğru daha hafif olan modelleri seçin.
- Ayakkabıyı seçerken ayağınıza giyip bir süre yürüyün, oturun kalkın ve size uygun olup olamayacağını, içinde rahat edip edemeyeceğinizi düşünün.
- Özellikle şeker hastalığı ya da dolaşım bozukluğunuz varsa, sinir sıkışmaları konusunda daha duyarlı ve dikkatli olun ve belirli zamanlarda ayaklarınızı kontrol ettirin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



