3 Mayıs 2010 Pazartesi

Ender SARAÇ Metebolizmayı Hızlandırmak için Doğal Yöntemler


Doğal yöntemlerle metebolizma nasıl çalışır? Metebolizmayı çalıştırmak ve hızlandırmak için ne yapılır? Metebolizmayı hızlandırıcı yöntemler nelerdir? Zayıflamak ve kilo vermek için metebolizma nasıl canlanır. Dr.Ender Saraç’ın metebolizmayı çalıştırıcı ve hızlandırıcı önerileri nelerdir?

Eğer tıbbi bir rahatsızlığınız yok ise ;

Dr Ender Saraç’a göre Metebolizmayı Çalıştıran, Hızlandıran Doğal Yöntemler:

Bol güneş ışığı alın:

Kış aylarında metabolizma yavaşlar ve yağ depolar. Güneşlenin ve ışığı tüm bedeninizde hissedin.

Yağsız protein tüketin:

Yağsız yoğurt, süt, balık, tavuğun beyaz eti, yağsız kırmızı et, yeşil mercimek, soya, nohut gibi.

Erken kalkın:

Erken kalkanlarda metabolizma daha erken çalışmaya başlar.

Sade kahve ve yeşil çay için:

Sabah kalkar, kalmak hafif bir hareketle ısının. Ardından 1 fincan yeşil çay, mate, sade Türk kahvesi yada açık çay içerseniz bedeni ve metebolizmayı canlandırmış olursunuz. Çaydaki tein ve kahvedeki kafein boşaltım faaliyetlerini uyarır.

Tere tohumu:

Hormonları yavaş çalışan, özellikle de tiroid sorunu olan kişilerde fayda sağlar. Kilo verme hızını artırır.

Acıyı artırın:

Sivri biber, zencefil, kırmızı pul biber acılar metabolizmayı hızlandırıp kilo vermeye yardımcı oluyor.

Ter atın, bedeni ısıtın:

Hamam, sauna, buhar banyosu, terleten eşofmanlar, aktif spor yaparak ter atmak ve güneşlenmek metabolizmayı canlandırır, hızını artırır. Dolayısı ile kilo vermeyi kolaylaştırır.

Kendinizi motive edin, hırs yapın:

Kendinizi zayıflama konusunda motive edip, başaracağınıza inanmanız gerekir.

Bazı ilaçlar metabolizmanın çalışmasını yavaşlatır.

Antidepresanlar, hipertiroidi tedavisinde kullanılan hormonlar ve kortizonlu ilaçlar yağlanmayı artırırken metabolizmayı yavaşlatır. Kilo vermek zorlaşır.

Ara öğün:

Sık sık ve az yemek yenildiği zaman metebolizma daha dinamik olur. Metebolizma çok çalıştığında ise kilo vermek sorun olmaz./www.dogalveguzel.com

Ahmet Maranki Lor Peyniri


Ahmet Maranki Çocuklarınız için kahvaltılarda kullanabileceğiniz lor peyniri yapımını tarif etti..

Malzemeler:

1 litre keçi sütü

2 çorba kaşığı limon suyu

Yapımı: Sütü kaynattıktan sonra altını kapatarak limon suyunu ilave edin.

Süt kesilmeye başladığında tencerenin kapağını kapatmadan 15 dakika bekletin.

Ardından tencerenin altını tekrar yakarak 10 dakika kaynatın.

Kapağını kapatmadan ılınmasını bekleyin. Ilıdığında bir tülbentle süzerek suyunu aldıktan sonra sonra buzdolabında saklayarak 3 gün kullanabilirsiniz.www.mucizeiksirler.blogspot.com

Kara Üzüm Çekirdeğinin Faydaları Nelerdir-Ahmet Maranki


Kara Üzüm çekirdeği damarların yozlaşmasına engel olur ve damarları güçlendirir. Hipertansiyon, kalp krizi ve felç olasılığını en aza indirir indirir. Diabetli ve varisli kişilere son derece faydalıdır.

Gözü makula dejenerasyonundan ve kataraktan korur. Üzüm çekirdeği sürekli bilgisayar başında oturan kişilerin göz sağlığının korunması için de önemlidir. Üzüm çekirdeği DNA hasarını azaltarak kanser oluşum riskini de en aza indirir.

Üzüm çekirdeği cildin bağ dokusunda bulunan kollajeni güçlendirir. Cildi dinçleştirdiği için kozmetik sanayinde krem olarak da kullanılmaktadır

Üzüm çekirdeği damarların kollajen dokusunu da sağlamlaştırdığı için damar sertliği ve damar sertliği ile ilgili çok sayıda hastalığı önler.

Üzüm çekirdeği histamin salgısını azaltarak alerjiyi önler. Üzüm çekirdeği iltihabi prostaglandinlerin sentezini azaltarak romatizmal hastalıklar, ağrı ve endometrioz gibi durumlarda yararlı olurlar.

Ne kadar üzüm çekirdeği ekstresi kullanılmalı?

Üzüm çekirdeği ekstresinin 100 mg´lık kapsülleri mevcut. Hastalıklardan korunmak için günde 1-2 kapsül yutun. Bir hastalığınız varsa dozu iki katına çıkartın. Şimdiye kadar üzüm çekirdeği ekstresinin fazla alınması ile ilgili bir yan etki bildirilmemiştir.

Kapsül yerine 1 avuç ya da fincan kara üzüm kurusu da yiyebilirsiniz. Piyasada kilosu 6-8 milyona satılıyor. Ayrıca aktarlarda kilosu 30 YTL´den üzüm çekirdeği de satılmakta.

Kara üzümü veya kurusunu yerken çekirdekleri ile çiğneyiniz, böylece etkisi de artmış olacaktır. Üzüm çekirdeği gibi kabuğu da proanthosiyanidin içerir. Yaban mersini de (çay üzümü, çoban üzümü) proantosiyanidin bakımından zengindir.www.mucizeiksirler.blogspot.com

Kiraz Böbrek Dostu


Kiraz İdrar söktürücü özelliği ile böbreklerin dostudur ve vücudu zehirli maddelerden temizler. Kiraz vücuttan ürik asit ve ürat tuzlarının atılmasını sağladığı için romatizma ve gut hastalıkları ile eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde de kullanılır.

Kiraz yapısında bulunan kinik asit ile böbreklerin taş ve kum yapmasını önlüyor ve var olan taş ve kumları zamanla döküyor, ayrıca safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı oluyor. Vücuttaki ödemin , fazla suyun atılmasıyla, dolaylı olarak zayıflamaya yardımcı oluyor.

Kirazın ayrıca kabızlık giderici özelliği bulunuyor. Özellikle bayat yemeklerle pastırma, sucuk gibi gıdaların zararlarını önleyen kiraz, aynı zamanda kandaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasını ve kanın temizlenmesini, yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlıyor.

Kiraz suyunun yüz ve boyun kısımlarına sürülmesinin deride kırışıklıkları önlediği ve giderdiği belirtiliyor.

Karaciğerin dostu olan kiraz, hastalıklar, fazla ilaç tüketimi ve zehirlenmeler sonucu zorlanan karaciğerin yükünü hafifleterek iyileşmesine yardım ediyor. Karaciğer zamanla normale dönüyor ve safra salgısı artıyor. Böylece sindirim gücünü artırıyor.

Kirazda bulunan 'levüloz' adlı şeker kolay sindirilebildiğinden şeker hastaları hiçbir tehlike oluşmadan kiraz yiyebiliyor. Kiraz içindeki madensel madde ve vitaminler nedeniyle hastalıklara karşı dayanıklılığı artırıyor. Kiraz yapısındaki bol fosforuyla sinirleri kuvvetlendirerek sakinlik sağlıyor. A vitamini kaynağı karoten içeren kiraz, aynı zamanda gözlerin dostu.

KİRAZIN MEYVESİ KADAR AĞACI DA ŞİFA KAYNAĞI

Ağaç kabukları yüksek ateşe ve kabızlığa iyi geliyor, yaprakları müshil olarak, çiçekleriyse göğsü yumuşatıcı olarak kullanılıyor. Kirazı bağırsakları zayıf ve yüksek tansiyon sorunu olanların dikkatli tüketmeleri gerekiyor.

Sapları, idrar söktürücü olduğu gibi bronşite karşı kullanılıyor. Gölgede iyice kurutulan sapla hazırlanan şurup veya demlemelerle iyileşme sağlanabiliyor. Saplar gerekirse kıyılarak bir gün süreyle su içinde ıslanmaya ve yumuşamaya bırakılıyor.

Bir litre su içine bir küçük avuç sap konularak hazırlanacak demlemeden günde 3-4 fincan içiliyor. Bu demleme günde iki kez el ve ayak banyosu şeklinde de kullanılabiliyor. Ya da hazırlanan kiraz sapı demlemesi taze veya kurutulmuş kiraz üzerine boşaltılarak yarım saat bekletildikten sonra süzülerek aynı dozda içilebiliyor.

Sapları ayrık ve mısır püskülü ile kaynatılarak demlendiğinde ayak ve karın şişliği; arpa ile kaynatılarak elde edilen demlemeyse idrar söktürücü olarak kullanılıyor. Dövülmüş çekirdeğinin kaynatılmış suyu idrar zoru sorununa yardımcı oluyor. Ayrıca çekirdekleri ısıtıldıktan sonra bir beze sarılarak karın bölgesinde ağrıların giderilmesi için kullanılıyor.

KİRAZ ASPİRİNDEN DAHA FAYDALI

Prof. Dr. Turan Karadeniz, kirazın stresi yok ettiğini, menopoz döneminde faydalı olduğunu söyledi. Kirazın ayrıca damar sertliği ve mafsal kireçlenmesine da faydalı olduğuna dikkat çeken Karadeniz, şöyle konuştu: "Menopoz döneminde faydalı olmaktadır. Kiraz meyvesi ağrıların dindirilmesinde aspirinden daha fazla etkili oluyor. Araştırıcılar bu etkiyi kirazda bulunan 'antosiyanin' isimli kimyasalın yaptığını bildirmektedir.

Kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunmakta ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Araştırıcılara göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla eşdeğer görülüyor. Ayrıca kirazda bulunan antosiyanin maddesi E ve C vitaminlerine benzer antioksidan etki yapmaktadır."

KİRAZ ALIRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Uzmanlar, kiraz alırken temiz, parlak ve hasarsız olmasına dikkat edilmesini istiyor. Uzmanlar, kiraz konusunda şu tavsiyelerde bulunuyor: "Rengi koyu olanlar her zaman daha tatlıdır. Saklarken kirazın saplarını çıkarmazsanız ömrü daha uzun olur. Yıkamadan plastik bir kaba koyup buzdolabında saklayın ve daima yemeden önce yıkayın.

Buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında 1-2 saat bekletirseniz tadı daha lezzetli olacaktır. Taze kirazların 2–4 gün içinde tüketilmesi gerekir. Kirazı ayrıca derin dondurucuda saklayabilirsiniz. Bunun için kirazın çekirdeklerini çıkarmanız gerekir." www.mucizeiksirler.blogspot.com

AMNİYOSENTEZ TARİH Mİ OLUYOR?

Yeni geliştirilen bir kan testi ile amniyon sıvından örnek alınarak yapılan “Amniyosentez” rafa kalkacak gibi görünüyor. Bununla ilgili ilk çalışma sonuçları Amerika ve İtalya’dan geliyor.

“Anne adayının karnından iğneyle su alma yöntemi” olarak açıklanabilecek amniyosentezde, yüzde 0.5-1 arasında bebeğin kaybedilmesi riskinin var olması anne adaylarını ve hekimleri tedirgin ediyor. İşte bu riski en aza indirecek ya da tamamen ortadan kaldıracak yeni yöntem arayışlarına bir yanıt, İtalyan bilim adamlarından geldi. Doğacak bebekte kromozom anomalisi olup olmadığını anlamak için önerilen ancak düşük yapma tehlikesini de artıran iğneli girişimsel yöntemler amniyosentez (karından su alma) ya da CVS’ye (kordon kanından örnek alma) alternatif olabilecek bir kan testi geliştiriliyor. Bilim adamları basit bir kan almanın ardından uygulanabilecek kapsamlı testle bebeğin kromozom anomalilerinin tespiti için uzun süredir çalışıyordu. İngiltere, ABD ve İtalya’da sürdürülen çalışmalar nihayet sonuç vermeye başladı.

“11 -16 Hafta Arasında, Eksik Kromozomlar ve Bebeğin Cinsiyeti Belli Olacak”
İtalya’nın Perugia Üniversitesi’nde hasta kontrollerine başlayan bilim adamları anne kanında buldukları bebeğin DNA’sını kültürde çoğaltarak anomali tespiti yapabildiklerini açıkladılar. Jinekoloji ve Obstetrik Uzmanı İtalyan Prof. Dr. Gian Carlo Di Renzo kan testini rutin uygulama kapsamına aldıklarını 6 ay içinde de İtalya çapında yaygın kullanılacağını söylüyor. Geliştirdikleri FISH yöntemiyle kültürde anne kanında belirledikleri bebeğin hücrelerini sağlıklı bir şekilde çoğalmasını sağladıklarını da belirten Prof. Dr. Di Renzo, "Artık 11 ile 16 haftalar arasında bu yöntemle, eksik kromozomlar ve bebeğin cinsiyeti belli olacak. Ayrıca Down sendromu gibi rahatsızlıkların da içinde yer aldığı Trizomi 13, 18 ve 21 de belirlenecek. Artık girişimsel yöntemlere ihtiyaç duymadan bazı hastalıkların tanısı anne karnında tespit edilebilecek” dedi.

Yeni Yöntem Birkaç Yıl Sonra Ülkemize Gelecek
Düşük riskini ortadan kaldıran bebeğin DNA'sına bakılarak cinsiyetinden anomalilere kadar birçok konuda bilgi verebilen sistemin Türkiye'ye gelmesi ise birkaç yıl sürecek. Bu yeni yöntem ve kromozom anomalileri ile ilgili sorularımızı Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. S. Cansun Demir yanıtladı.

Amniyosentez nedir?
Amniosentez bir prenatal tanı yöntemidir. Yani hamile kadından, amniotik sıvının (halk arasında baş suyu diye tabir edilir) ince bir iğne eşliğinde alınan sıvıdan, fetusa ait bazı özelliklerin (kromozom tayini, Akdeniz anemisi varlığı, bazı genetik hastalıkların) teşhisi mümkün olur.

Amniyon sıvısı ne işe yarar, miktarı ve içeriği her anne adayında farklı mı, bunu etkileyen ve belirleyen faktörler neler?
Amnion sıvısı, fetusunda içinde geliştiği, yüzdüğü bir sıvıdır. Fetusu dışarıdan gelecek darbelerden korur, fetus bu suyu yutar, barsakları çalışır ve amniotik sıvının en önemli kaynağı fetusun idrarıdır. Amniotik sıvının miktarı her gebede değişiktir. Amniotik sıvı annede şeker hastalığının olması, bebeğin bel kemiğinin açık olması (nöral tüp defekti), yutak borusunun olmaması (özofagus atrezisi) gibi nedenlerle artar. Uzun süredir devam eden fetusun sıkıntısının olması, fetusun böbreklerinin olmaması gibi nedenlerle ise amniotik sıvı azalır.

Amniyosentez nasıl uygulanır?
Amniosentez, ultrasonografi eşliğinde, mümkün olduğunca plasentanın olmadığı bölgeden girilerek amniotik sıvının alınmasıdır.

Amniyosentez hamileliğin kaçıncı haftalarında yapılır? Yapılma zamanı ya da koşulları test sonucunu etkiler mi, ne kadar güvenilir bir test?
Amniyosentez en sık gebeliğin 16-20. haftaları arasında yapılır. Ama 11-15 hafta aralarında yapılan erken amniosentez işlemi vardır. 16-20. Haftalarda yapılan amniosentezin en sık sebebi fetusun kromozom analizinin yapılmasıdır. Ayrıca gebeliğin 36.-37. haftasında fetusun erken doğurtulması gerekirse (diabet gibi nedenlerle), fetusun akciğerlerinin gelişip gelişmediğini anlamak için yine amniosentez yapıp akciğer matüritesine bakılır.

Kimler için Amniyosentez önerilir?
İlk trimesterde yapılan Down sendromu tarama testinde (ikili tarama testi) veya ikinci trimesterde yapılan (üçlü veya dörtlü testte) Down sendromu için artmış riski olan anne adaylarına, daha önceki gebeliklerinde Down sendromu gibi kromozom anomalili fetus doğuran kadınlara, ailesinde genetik hastalığı olanlara ( Akdeniz anemisi,orak hücre anemisi, müsküler distrofi), 35 yaşını geçen anne adaylarına, takip ultrasonografisinde anomali saptananlara (beyinde ventrikülomegali, böbreklerde hidronefroz gibi) amniosentez önerilir.

Amniyosentez ile Down Sendromu dışında başka ne tür anomaliler tespit edilebilir?
Tüm kromozom anomalileri, tek gen defektleri (Akdeniz anemisi, orak hücre anemisi) gibi saptanır.

Amniyosentez uygulaması sonucu bebeği kaybetme tehlikesi ya da başka riskler söz konusu mu?
Amniosentez deneyimli ellerde yapılıyorsa (yılda 100’den fazla amniosentez yapan kişiler), fetusun kaybedilme riski daha düşüktür, yaklaşık 200 gebelikte 1. Aksi takdirde yüzde 1 gebelik kaybı riski söz konusudur.

Sözü edilen kan testi gerçekten amniyosenteze alternatif olabilecek mi?
Bu test amniosenteze alternatif olabilir ama zaman gerekmektedir. Şu an bazı kısıtlamaları vardır. Dişi fetuslarda hata riski daha yüksektir ya da fetusun annenin mutasyonunu taşıması gibi.

Türkiye’de bu konuda yapılan ya da yürütülen bir çalışma var mı?
Çukurova Üniversitesinde Biyokimya Anabilim dalında Prof. Dr.Abdullah Tuli’nin yürüttüğü çalışma vardır. Burada özellikle erkek fetuslarda, anne ve babanın mutasyonları biliniyorsa erkek fetuslarda, Akdeniz anemisi taşıyıcılığı olup olmadığı saptanmaktadır. Bu şekilde tanı konulmuş olgular vardır. Rh uyuşmazlığında kan grubunun saptanması ve preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) için de deneylere başlanmıştır.

2 Mayıs 2010 Pazar

AKROMEGALİ, HASTALARIN YAŞAM KALİTESİNİ AZALTIYOR

Akromegali belirtileri kolayca gözden kaçabiliyor. Akromegali hastalığının bilinirliğini arttırmak ve erken önlem alınmasını sağlamak amacı ile, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından da onaylanan 15 Nisan Akromegali Günü’nde her yıl çeşitli etkinlikler organize ediliyor.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Hacettepe Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tomris Erbaş ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. H. Sebile Dökmetaş konu hakkında bilgi verdi. Akromegali hastalığının bilinirliğini arttırmak ve erken önlem alınmasını sağlamak amacı ile Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından da onaylanan “15 Nisan Ulusal Akromegali Günü”nün 2. yıl etkinlikleri çerçevesinde farklı illerde hasta ve hekim toplantıları gerçekleştirildi.

“Semptomların Başlaması İle Tanı Arasında Geçen Süre 8-12 Yıla Kadar Uzayabiliyor”
Akromegali’nin, büyüme hormonunun aşırı üretilmesi sonucu ortaya çıkan kronik, kontrolsüz büyüme hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Erbaş, “Akromegali hastalığı erkek ve kadınları eşit oranda etkiler. Hastaların ortalama tanı yaşı genellikle 40 ile 50 arasında değişir. Akromegali görülme sıklığı her milyon kişiye, 40-60 hasta olarak bildiriliyor. Her yıl gelişen yeni vaka sayısı ise milyonda 3-4’tür. Hastalar genellikle geç tanı alıyor, semptomların başlaması ile tanı arasında geçen süre 8-12 yıla kadar uzayabiliyor” dedi.

“Bası Semptomları Başağrısına, Görmede Azalmaya ve Kafa Sinirlerinde Felçlere Neden Olabilir”
Akromegaliye, hastaların yüzde 98’inde görülen büyüme hormonu salgılayan hipofiz adenomlarının neden olduğunu belirten Prof. Dr. Erbaş, “Akromegaliye neden olan hipofiz adenomlarının, yüzde 80-85’i bir santimetreden büyük, yüzde 15-20’si ise bir santimetreden küçüktür. Kemik büyüme hatları kapandıktan sonra oluşan, büyüme hormonu salgılayan adenomlar akromegali kliniğine yol açar ve ekstremitelerde büyüme ile yüzde kabalaşmaya neden olur. GH salgılayan adenomlar çocuklarda ve gençlerde kemik büyüme hatları kapanmadan önce gelişirse devlik tablosu oluşur. Akromegalik hastaların yaklaşık yüzde 60’ı kalp hastalıklarından ve yüzde 25’i solunum sistemi hastalıklarından kaybediliyor. Akromegalik hastalarda, tedavi ile büyüme hormonu kontrol edildiğinde ölüm oranları azalıyor. Adenomun oluştuğu bası semptomları başağrısına, görmede azalmaya ve kafa sinirlerinde felçlere neden olabiliyor. Büyük adenomların oluşturduğu lokal baskı, diğer hipofiz hormonların salgılanmasında azalmaya yol açarak hormon eksikliği oluşturur” diye konuştu.

Hekimler Tanı Koyarken Nelere Dikkat Etmeli ?
Hekimlerin hastalarda Akromegali teşhisi koyarken ‘el ve ayaktaki büyüme ile yumuşak doku şişliği, ayakkabı ve yüzük numarasında artışının olup olmadığını’ sormaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erbaş teşhiste şunlara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi:“Hastalık burunda ve dilde büyüme ile birlikte çenenin öne doğru çıkması ve alın kemiklerindeki büyüme, yüzde kabalaşmaya yol açıyor. Akromegalik hastaların yüzde 60-70’inde eklem ağrıları görülür. Karpal tünel sendromu yüzde 20-30’unda, aşırı terleme, ciltte yağlanma, kalınlaşma cilt bulgularının yanı sıra bu hastalık ile birlikte şeker hastalığı yaklaşık hastaların yüzde 20-40’ında görülüyor. Hastaların yüzde 60’ında hipertansiyon gelişiyor. Kalp yetmezliği hastalığın ileri dönemlerinde görülüyor. Dil büyümesi, burun polipleri, bademciklerdeki büyüme solunum fonksiyonlarını etkiler. Bu hastaların yüzde 60-70’inde uyku apnesi gelişerek, horlama ile birlikte seyreder. Akromegalik hastalarda kalın barsak polipi görülme sıklığı artmakta ve hastaların yarısında gelişmektedir. Akromegalik hastalarda noduler guatr görülme sıklığı yüzde 30-90 gibi yüksek oranda bildiriliyor. Akromegalik hastaların yaklaşık yüzde 3-6’sında tiroid kanseri gelişiyor. Akromegali hastalarında tiroid hastalıkları, özellikle noduler guatr sık olarak görülür. ”

“Büyüme Hormonu ve IGF-1 Testleri ile Tanı Konulur”
Hastaların şikayetleri ve muayene bulguları sonrasında akromegali’den şüphelenildiği zaman yapılması gereken tetkikleri Prof. Dr. Erbaş şöyle sıraladı: “Hastanın büyüme hormonu ve insülin benzeri büyüme faktörü’nün (IGF-1) ölçülmesi gerekir. Şeker yükleme testi yapılarak, kan şekeri ve büyüme hormon değerlerinin yarım saat ara ile beş kez ölçülmesi tanı için çok değerlidir. Büyüme hormon haricindeki diğer hipofiz bez hormonları ve prolaktin düzeyi’de değerlendirilir. Akromegali tanısında şeker yükleme testi yapılarak, klinik bulgular akromegaliyi desteklediği zaman hipofiz görüntülemesi için MR yapılır. Hastalara cerrahi tedavi, ilaç tedavisi ve ışın tedavisi uygulanır. Ameliyat tedavisinden sonra hastaların büyük çoğunluğuna ilaç tedavisi uygulanması gerekir.”

“Büyüme Hormonunun Ergenlik Öncesi Aşırı Salgılanmasında Jigantizm Görülür”
Hipofiz bezinin aşırı büyüme hormonu salgılaması sonucunda oluşan Akromegali hastalığının ergenlik öncesinde ortaya çıkışının oldukça nadir görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Dökmetaş , “Bu durumda hastalığa ‘jigantizm’ (devlik) ismi verilir. Hastalığa neden olan büyüme hormonu, beynin alt kısmında, gözlerin hemen arkasında yerleşmiş olan hipofiz bezinden salgılanır. Büyüme hormonu, çocuklarda kemik ve yumuşak doku büyümesini uyarırken, erişkinlerde metabolizmayı kontrol eder. Vakaların çoğunda büyüme hormonunun aşırı üretilmesine sebep olan iyi huylu (benign) bir hipofiz tümörüdür.” dedi.

“Tedavide Yumuşak Doku Şişlikleri Geriliyor”
Toplantıda bir basın mensubunun “Tedavi sonrasında nasıl sonuçlar alınıyor ve yumuşak doku değişiklikleri duraksıyor mu?” sorusuna Prof. Dr. Erbaş şu yanıtı verdi: “Elbette duraksıyor, özellikle yumuşak dokularda görülüyor. Kemik değişiklikleri daha kalıcı olduğu için onlar çok geriye dönmeyebiliyor ama yumuşak doku şişlikleri geriliyor.”

Akromegali’de İlaç Tedavisi Nasıl Etkiliyor?
“Kullanılan ilaçlar hangi sistem üzerinden çalışıyor, nasıl etki gösteriyor?” sorusuna ise Prof. Dr. Erbaş şunları söyledi: “Farklı ilaçlar var. Somatostatin Analogları türündeki ilaçlar var ki uzun zamandır kullanıyoruz. Mesela; oktreotid. Hipofizden büyüme hormon salgısını engelliyor diyebiliriz. Hastanın vücudundaki büyüme hormon miktarı azalıyor. Dolayısıyla büyüme hormon salgısının oluşturduğu bu IGF-1 salgısı da azalıyor. Hastalar bu ilacı alıyorlar, eller küçülüyor, horlamaları azalıyor, aşırı terlemeleri azalıyor, kalp yetmezliği varsa daha kolay tedavi edilir hale geliyor. Eğer insülin kullanıyorsa, insülin kullanımı kesiliyor. Tedavi de ilaçlara veya sadece diyete dönülüyor. Bu tür iyilik hali ilaçla temin ediliyor ve adenomun küçülmesini de kısmen sağlıyor. Yani bu hastalık ömür boyu sürüyor ve ömür boyu da tedavi ediliyor.”

1 Mayıs 2010 Cumartesi

8. JİNEKOLOJİ VE OBSTETRİK KONGRESİ 18 MAYIS'TA BAŞLIYOR

Antalya'da bu yıl 18 Mayıs'ta Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği tarafından 8'cisi düzenlenecek olan Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi'nde, "Anne ölümlerinin engellenmesi" tartışılacak.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği'nce bu yıl 8'incisi düzenlenen kongre 18-23 Mayıs tarihlerinde Belek Su Sesi Otel'de gerçekleşecek. 2 binin üzerinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanının katılacağı kongrede bilimsel program gündemi bir hayli yoğun. Tam dört gün boyunca aynı anda 4 salonda kadın hastalıkları ve doğum ile ilgili en son gelişmeler tartışılacak.

Sezaryen uygulamalarında karar kime ait olmalı, gebelikte karşılaşılan hastalıklar ve doğru tedavi yaklaşımı, Ürojinekoloji, Jinekolojide 3D Ultrasonografinin Rolü, İnfertilitede Genetik ve Hücre Tedavileri, Tekrarlayan Gebelik Kayıplarında Genetik ve İmmünolojik Faktörler, Endometriyozise Bağlı İnfertilite, Endometriyum Kanserli Hastalarda IVF, Pelvik ağrıların değerlendirilmesinde güncel yaklaşımlar gibi başlıklar kongrede ele alınacak konulardan bazıları.

Yeni Tüp Bebek Yönetmeliği'nin Getirdiği 35 Yaş Altı Anne Adayına Tek Embriyo Transferi Ne Kadar Gerçekçi?
Öte yandan Sağlık Bakanlığı'nca uygulamaya konulan, "Yeni Tüp Bebek Yönetmeliği'nin getirdiği 35 yaş altı anne adayına tek embriyo transferi ne kadar gerçekçi? Tam gün uygulaması neler getirir" gibi sağlık politikalarına yönelik oturumlar da dikkat çekiyor.
Kongrede dikkat çeken önemli bir unsur da dört gün boyunca yapılacak olan "Mesleğin Ustaları" adlı özel oturumlar. Bu oturumlarda Prof. Dr. Bülent Tıraş İnfertilite, Prof. Dr. İsmail Mete İtil Kozmetik Genital Cerrahi, Prof. Dr. Cansun Demir Makat Doğumlarda sezaryen uygulaması, Prof. Dr. Ali Ayhan ise Ailesel Over Kanser Sendromları konularındaki deneyim ve birikimlerini meslektaşları ile paylaşacak.

Yabancı 23 Bilim Adamı Katılacak
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, 8'inci Ulusal Jinekoloji Kongresinin çok zengin bilimsel içerikle hazırlandığını belirterek, kendi alanında söz sahibi Türk bilim adamlarının yanı sıra İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Mısır, Tunus, Pakistan, İtalya, Yunanistan, Portekiz, İspanya, Avustralya, Almanya ve Danimarka'dan yabancı 23 bilim adamının da kongrede konuşmacı olarak yer aldığını bildirdi.