22 Ağustos 2013 Perşembe

5 Soruda Makyaj Temizleme

Makyaj temizleme; her kadın için çoğu zaman rutin bir işlem... Oysa cilt bakımında oldukça önemli bir yere sahip ve dikkat edilmesi gereken bir dizi de kuralı bulunuyor.

Biz de sizler için söz konusu altın kuralları uzmanlarından öğrendik. İşte makyaj temizleme hakkında merak edilen 5 soru ve cevapları...

1- Bazı Akşamlar Makyajımı Silmeye Üşeniyorum. Böyle Zamanlarda Sabah Kalktığımda Ne Yapmalıyım? 

Akşam yapmanız gereken işlemi sabah yapabilirsiniz. Cildinizi makyaj temizleyicisi bir ürün ile temizledikten sonra sabah kullandığınız toniğinizi uygulayabilirsiniz. Ancak tekrar makyaj yapacaksanız, biraz beklemelisiniz. Temizleme işleminden hemen sonra fondöten sürerseniz, cildiniz parlar ve fondötenin dayanma süresinde azalma meydana gelebilir.

2- Makyaj Temizleyici Ürünlerin Cildi Tedavi Edici Bir Etkisi Var Mı? 

Her gün cildinizi temizleyerek cildinizin yaşlanma sürecini geciktiriyorsunuz. Yani makyaj temizlemek gelecek için yatırım yapmak demektir. Bazen bu temizleme işlemi sayesinde farkında olmadan cildinizde meydana gelen bakterilerden arınırıyorsunuz, bazen ise tıkanmış gözenekleri boşaltıyorsunuz. Bir şekilde cildinizin yaşlanmasına neden olan sorunları tedavi etmiş oluyorsunuz.

3- Çok Yoğun Bir Göz Makyajı Yapıyorum Ve Makyajı Silerken Zorlanıyorum. Kirpiklerimin Kopacağından Korkuyorum. Ne Yapmam Gerekiyor? 

Yoğun göz makyajı yapan kadınlara genellikle gözler için özel olarak üretilmiş makyaj temizleyici ürünler tavsiye ediliyor. Yalnız göz makyajınızı temizlerken kullandığınız pamuğa çok miktarda ürün dökmek yerine birden fazla pamuk kullanmaya özen göstermeli, pamuğu bir müddet gözünüzün üstünde tuttuktan sonra kirpiklerinizi aşağıdan yukarıya doğru silmeyi denemelisiniz. Böylece kirpiklerinizde herhangi bir kopma işlemi meydana gelmez.

4- Bazen Suya Karşı Dayanıklı Maskara Kullanıyorum Ama Daha Sonra Silmekte Zorluk Çekiyorum. Bunun İçin Özel Bir Yöntem Var Mı? 

Su ve yağ olmak üzere iki bazlı ürünleri tercih etmelisiniz. Ürünün yağ bazlı kısmı makyajı temizlerken, su bazlı kısmı yumuşatıyor ve kirpiklerin zarar görmesini engelliyor.

5- Sadece Yüz İçin Olan Makyaj Temizleyici Ürünü Gözlerimde De Kulanabilir Miyim? 

Tabi ki kullanabilirsiniz. Ancak uygulama sırasında gözünüzü kapalı tuttuğunuza özen göstermeli ve gözünüzü açmadan önce iyice yıkamalısınız. Göz makyajınızın tamamen sildiğinden emin olmak için de pamukta herhangi bir iz görmeyene kadar silme işlemine devam etmelisiniz. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli şey aynı pamuğu birkaç kez kullanmamak. Uzmanlar makyaj temizlerken sürekli temiz pamuk kullanılmasının daha yararlı olduğunu dile getiriyor.

Kilo verme psikolojisi

Zayıflamanın etkili olması için önemli adımlardan biri de psikolojinin farkındalığıdır. İşte adım adım kilo psikolojisi…

İlk adım; günde kaç saatinizi yemek yemeyi ya da rejim yapmayı, rejimi bırakmayı, rejimi bozmayı düşünerek geçiriyorsunuz gözleyin ve kaydedin…

Günde 15 -18 saat ayakta olan birinin benim gözlemlerime göre günde 15 kez (neredeyse saatte 1 kez hatta çoğunlukla daha da yoğun bir şekilde) yemek yemeyi ya da yememeyi düşündüğünü söyleyebilirim. Yemek yemeyi düşündüğünüz anlarda iç sesinizi takip etmeye başlayın ve bunun için kendinize 3 hafta verin.

Dikkat etmeniz gerekenler:
*En çok bu iç sesin tonu, vurgulaması,
*Sen ya da ben hangi özne ile size hitap ettiği,
*Olumlu mu olumsuz mu?
*Uzaklaşmacı mı, yaklaşmacı mı?
*Eleştirici mi alaycı mı?
*Kibar mı, motive edici mi, cesaret verici mi?

Bunları iyice takip edin ve dinleyin iç sesinizi…
Böylece yemek yemek veya diyet yapmakla ilgili bu ses, acaba farkında olmadan sizi nasıl etkiliyor. Bunca zamandır iç sesiniz size nasıl davranmış? Sizi bazen uykuda bile rahat bırakmayıp, 24 saat konuşan bu ses nasıl?

İkinci adım: Yemek yemeye başlamadan önce, yemeğe şöyle bir dikkatlice bakın. Siz en çok çeken yönü ne?
*Kokusu mu, görüntüsü mü?
*Tadımı, bildik oluşu mu, hepsi mi?
*Farklı tatlar mı denemeyi seversiniz?
*Anneniz/eşiniz mi yemeklerinizi pişirir?
*Sadece kendi yemeklerinizi mi tercih edersiniz?
*Hangi lokantalara, tatlılara dayanamazsınız?
*İş, arkadaş, akraba ziyaretlerinde onları kırmamak için, ısrarlara dayanamadığınız için, yemek yediğiniz olur mu? Ne kadar sıklıkta?
*Öğün arası atıştırdığınız, kuru yemişler, çikolatalar, yağlı birçok besin takip ediyor musunuz?
*Akşam yemeği sonrası televizyonun karşısında, farkında olmadan, artık otomatikleşen atıştırmalar, tıkınmalar var mı?
*Bunları gram gram, not alsaydınız nasıl olurdu?

Hiç denediniz mi? Eminim düşündünüz, bu konuda konuştunuz… Hatta bir sürü diyet denemeleriniz de oldu. Ama tek tek, her yediğinizin gramlarını 3 hafta boyunca not alırsanız, farklı bir durumla karşı karşıya kalırsınız. Beyniniz, artık otomatikleşen, yemek yeme davranış kalıbınızın dışında, farklı bir davranış kalıbı uygularsa, en azından 1 hafta ile 3 hafta arasında vücuduna neler girdiğini, saniye saniye takip ederse, farklı bir bakış açısı kazanabilir. Yakamayacağımız kadar kalorileri vücuda yüklemek, sadece sağlığımızı bozmakla kalmaz, estetik açıdan ve psikolojik açıdan da bizleri etkiler, yaşam kalitemizi bozar. Bir deyim vardır; “Bizler yediklerimizden ibaretiz ‘’derler. Ayrıca beynimiz ne yediğimizi unutsa bile, vücudumuz hepsini hatırlar.

Üçüncü adım; Daha çok üzülünce mi, sinirlenince mi, yoksa duygu durumunuz ne olursa olsun, mütemadiyen mi yemek yemek istiyorsunuz?
Bunu değiştirmek için, beyninizle ve vücudunuzla, bir takım olumlamalarla konuşmaya başlamak nasıl olurdu? Kendinize sorular sorun.
*Yemek yemeden önce, yemek yerken, doyduktan sonra, yemek yemek hissiniz sürekli mi?
*Nereniz sizi yemeğe teşvik ediyor?
*Sürekli karnınız mı kazınıyor? Mideniz mi aç?
*Beyninizde sürekli ‘’ye ya da yeme, yememelisin, diyet yapmalısın, spor yapmadın yine’’ gibi konuşmalar mı geçiyor?

Bütün bunları daha yakından gözlemlediğinizde, dinlediğinizde, takip ettiğinizde gerçekten değiştirmek mi istediğinizi yoksa değiştirmek istiyor’muş’ gibi mi yaptığınızı fark edeceksiniz. Evet, maalesef genelde kabullenmesi zor olsa da, kendisi için yemek yemekten başka bir şeyler yapmayan kişilerle karşılaşıyoruz.

Şimdi bir kez daha düşünün. Sizin iç dünyanızda “yemek yemek” tanımı nedir? Yeryüzünde milyarlarca insanın, kendine özgü özel bir tanımlaması olacaktır. Sizinki hangisi? Nasıl anlamlar yüklemişsiniz yemek yemeye? İçinizde hangi duygular beliriyor bu konudan bahsederken? Kendinize sorar mısınız acaba yemek yemekle ilgili olan bu duygularınızı değiştirme imkanlarınız olsaydı, hangi duygularla değiştirirdiniz? Ya da size benzer duyguları yaşatan, hangi davranış kalıplarını, hangi hobileri yemek yemek kadar isterdiniz? Bunları daha önce hiç düşündünüz mü? Ya da düşündünüz ama uygulamak için harekete geçtiniz mi? Harekete geçmek için önce fark etmek önemlidir. Sonra da, kendimizi olumlamalarla motive ederek, beynimizi, bedenimizi hazırlamak işe yarayacaktır.

Dördüncü ve son adımda, her gün kendinizle randevulaşın. 
En az günde 45 dakika ya da 1 saat telefonların fişini çekerek, bedeninizi ve beyninizi yatağınıza uzanarak, en rahat pozisyonda dinleyin. Spor yapmak, kitap okumak, uyumak vs. buna dahil değil. Çünkü tamamen beynimizi, bedenimizi takip edelim.

Eğer mümkünse 30dakika uzanarak, diğer 30 dakika ayna karşısında bedeninizi izleyerek ve kafanızdan geçen düşüncelerinizi, duygularınızı, bedeninizi inceleyen sizi takip edin. İsterseniz ayna karşısında mayolu egzersizde yapabilirsiniz. Daha da etkili olacaktır. Düşüncelerinizi not aldığınızda, okuduklarınız sizi şaşırtacaktır.

Diyelim ki, o anda aklınıza yaz kıyafetleriz, bikiniler geldi ve sinirlendiniz... Çocuklar, taksitler, aileniz, işler, patronunuz gibi sorunlarınız geldi. Hemen onlara başka bir saate randevu vererek, o zaman dilimini sadece kendinizle geçirin. Bunu 3 hafta uygulayın. Acaba günde sadece 1 saat bile kendinizi incelmiş olarak düşünüyor musunuz? Hayal ediyor musunuz? Görselleştirebiliyor musunuz? Düşünüyorsanız olumlu düşünceler mi, yoksa olumsuzlar mı? Bunları takip edin. Her seferinde olumsuz cümleleri en olumlu haliyle, hayal edip not alın. Diğer saatlerde artık, olumlu kayıtları tekrar edin.

Örneğin, “Evet artık öğün aralarında sürekli atıştırmamam lazım” cümlesi yerine, aynı anlama gelen olumlu bir cümleyi yerleştirin. “Bugünden itibaren, her zaman atıştırmak yerine, sağlıklı ara öğün yemeye hazırım” ya da “Bir şeyler atıştırmak istiyorum ve bunun için meyve veya yoğurt tercih ediyorum” iyi fikir olabilir. “Bunları denemeyi seçiyorum. Ben incelmeyi seçiyorum ve sağlıklı beslenmeye hazırım” gibi cümleler bulmaya çalışın. Beyninizi yeni olumlu alternatiflere hazırlamaya başlayın.

Zorunluluk cümleleri –meli, -malı, -memeli, -mamalı yerine; olumlu şimdiki yada geniş zaman cümleleri kullanarak, harekete geçin.

O, ruh eşiniz olabilir mi?

Eğer gerçekten iyi bir kimyaya ve uzun dönem ilişki potansiyeline sahip olup olmadığınızı merak ediyorsanız...

 “Eee neler yapıyorsun?” ve “Nerelisin?”  bir randevuda sormak için yeterli ışıltıyı taşıyan sorular değil elbette. Zaten size karşınızda oturan insan hakkında cazip bilgiler de sağlamayacaklar. Eğer gerçekten iyi bir kimyaya ve uzun dönem ilişki potansiyeline sahip olup olmadığınızı merak ediyorsanız, bundan daha iyisini yapmalısınız.

Ama ne tür sorular sormalısınız? Farklı ilişki uzmanlarının ortak söylemi, doğru ya da yanlış soru olmadığına dair bir. “Klonunuzu aramıyorsunuz,” diyor Laurie Seale, The Questions to Ask Before You Jump into Be’in yazarı. “birisinin sizin değer ve hedeflerinizi paylaşıp paylaşmadığını yargılıyorsunuz- ki bunu onunla uzun süreli bir ilişki içine girip giremeyeceğinizi bilmek için yapıyorsunuz.”

İşte sorulabilecek bazı sorular:

Eğer şirketin sana bir senelik maaşlı izin dönemi verse, o süreçte neler yaparsın?
Belki Pasifik’te bir adaya kaçacaktır; belki kendi yeni işini kurmaya girişecektir. Ne cevap verirse versin, “Bu son derece açıklayıcı bir soru, ve ilk randevuda sormak için ideal” diyor Seale. “Partnerinizin tutku ve önceliklerini ortaya koyar; bencil ya da hırslı olduğunu öğrenebilirsiniz.” Ayrıca bu insanın neyi önemsediğini ancak şu an zaman ayıramadığını de öğrenmiş olacaksınız.

Utandığın bir anını benimle paylaşır mısın?
Üzerine ketçapla çizdiği bir tabloyu kahkahalarla takdir edebileceğiniz kadar rahat bir insan mı? Eski sevgilisini etkilemeye çalışırken patenlerle tepetaklak olduğu anın gülünçlüğünü sizinle paylaşmaya hazır mı? Burada mühim olan olayın kendisi değil, savunmasız kaldığı zamanları kabullenip kabullenmediğidir. “Eğer partneriniz kabul ederse, mesela bir tv şovuna katıldığını ve gerçekten berbat bir performans sergilediğini, en azından kendisini fazlasıyla ciddiye almıyor demektir” diyor Diane Mapes, How to Date in a Post-Dating World’ün yazarı. Ve unutmayın, bir insan özel fiyaskolarını paylaşıyorsa aynı samimiyeti sizin de göstermeniz gerekir. En iyisi ilk baklanın sizin ağzınızdan çıkması! İşte bunun en basit yollarından biri : “İlk randevular beni tedirgin ediyor, ama kendime her zaman ayakkabımın topuğu kırıldığında mesaim bitene kadar masamdan kalkamadığım günü hatırlatıyorum.”

Eğer evinde yangın çıksa, kurtaracağın tek şey ne olur?
Karşınızdaki insanın duygusal mı yoksa nesnel mi olduğunu merak mı ediyorsunuz? Büyükbabasının cep saatini mi kendi laptopını mı kurtarıyor bunu öğrenin diyor Sharyn Wolf, So You Want to Get Married: Guerilla Tactics for Turning a Date into a Mate’in yazarı. “Neden özellikle onu?” diye sormayı da unutmamalısınız. Böyle tuhaf bir konuyu nasıl açacağınızı düşünüyorsanız, mesela “Bir sürü ilgi alanım ve hobim var, ama en sevdiğim şey yazmak. Evimde yangın çıksa ilk kurtaracağım şey defterlerim olur. Ya senin?”i deneyin.

İnsanların senin hakkında en büyük yanılgısı nedir?
Aslında sadece utangaç olmasına rağmen herkesin hakkında züppe ve burnu havada olduğunu düşündüğünü söyleyebilir. Bunu bilmek güzel olacaktır, özellikle de geçirdiğiniz kısa sürede siz de aynı şeyi çoktan düşünmeye başlamış idiyseniz. “Onun kendisini nasıl gördüğü hakkında fikriniz olacak” diye açıklıyor Wolf. “Ve bu da bir adım geri atıp, yeniden düşünmenize şans tanıyacak.” Bu konuya giriş için ise şöyle bir yöntem öneriliyor: “Bazen insanlar çok fazla konuştuğumu düşünüyor, oysa sadece gergin olduğumda gevezelik ederim. Senin hakkında da yanılgıya düşenler oluyor mu?”

Hayatının hangi bölümünü değiştirmek istersin?
İşte potansiyel sevgilinizin geçmişiyle ilgili çok önemli ayrıntılar öğrenebileceğiniz bir soru. Üniversitede okumak istediği bölüm farklı mıydı? Ya da eski sevgilisi ile ayrılmasına sebep olan o aptallığı yüzünden hala pişman mı? Herkesin pişmanlıkları vardır, bazen kendisinin bile unutmaya çalıştığı. Kimi sorumluluk ve mecburiyetler insanın yaşamını şekillendirebilir. Bu konuya girmek için de yine kendinizi öne atmanızı öneriyor uzmanlar: “Şu an hayatımdan oldukça memnunum, üniversiteden sonra hep düşlediğim seyahate çıkmak yerine o korkunç işe başladığım günleri hatırladıkça çok kötü hissediyorum.”

20 Ağustos 2013 Salı

Obezitenin Tedavi Yontemleri

Obezite Tedavisi
Obezitenin etiyolojisinde pek çok faktörün etkili olması, tedavisini son derece güç ve karmaşık hale getirmektedir. Obezite tedavisi bireyin kararlılığı ve etkin olarak katılımını gerektiren, uzun ve süreklilik gerektiren bir süreçtir. Tedavide temel hedef, enerji alımını düşürmek ve enerji harcanmasını arttırmak olmalıdır. Fiziksel aktivitede artış, televizyon ve bilgisayar başında geçirilen sürenin azaltılması önemlidir. Ancak hastaların izleminde tedavinin çok etkin olmadığı görülmektedir.
Bu nedenle obeziteyi önleme tüm dünyada obezite prevalansını azaltmak için en iyi yaklaşım olarak görülmüştür (6).
Obez çocukların 1/3’ü, obez adölesanların %80’i erişkin yaşa ulaştıklarında da obez kalmaktadır (3). Çocukluk çağı obezitesinin yetişkinlik obezitesine yol açtığı, pek çok kronik hastalık için zemin oluşturduğu ve mortaliteyi arttırdığı düşünüldüğünde; obezitenin önlenmesine ve obezite ile mücadeleye çocukluk çağında başlamanın önemli olduğu açıkça görülmektedir (4-6).
Obezite ile mücadelede DSÖ başta olmak üzere pek çok uluslararası kuruluş, tüm dünyada yanlış beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının yerleştirilmesi ve hareketli yaşam biçiminin benimsenmesi konularında çeşitli programlar geliştirerek öncülük etmekte ve dünyadaki birçok ülke tarafından bu çabalar farklı strateji ve eylem planları şeklinde bireylere ulaştırılmaya çalışılmaktadır (1,6). Bizim ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından Obezite (Şişmanlık) ile Mücadele ve Kontrol Programı (2010-2014) çerçevesinde obezite ile mücadelede kampanya yürütülmektedir. Bu program ile ülkemizde görülme sıklığı giderek artan obezitenin önlenmesine yönelik bilimsel ve politik kararlılığın oluşturulması ve sektörler arası faaliyetlerin güçlendirilmesi amaçlanmıştır
Obezite tedavisinde kullanılan yöntemler 5 ana başlık altında toplanmaktadır.
A. Diyetin düzenlenmesi
B. Fiziksel aktivitenin arttırılması
C. Davranış değişikliği tedavisi
D. İlaç tedavisi
E. Cerrahi tedavi

Obezitenin Tanisi

Obezitenin Tanısı
Primer obezitede büyüme hızı artar ve boy ortalamanın üzerindedir. Ayrıca bu çocuklarda ailede obezite anamnezi alınabilir. Kemik yaşları hafifçe ileri olup, puberteye göreceli olarak erken girerler
Genetik sendromlarla birlikte görülen obezitede, çocukların çoğunluğunda mental gerilik bulunmaktadır. Bu çocukların boy ve kemik yaşları hemen her zaman geridir ve boy uzunlukları genellikle 5. persentilin altındadır
Vücuttaki Yağın Direkt Ölçümü
Vücuttaki yağın direkt ölçümünü sağlayan yöntemler şunlardır:
1. Toplam vücut potasyumunun ölçülmesi (K40): Toplam vücut potasyumunun ölçülmesi ile yağsız kitle hesaplanabilir.
2. Toplam vücut suyunun izotop dilüsyonu ile saptanması: Yağsız doku kitlesi ortalama %72 oranında su içerir. Toplam vücut suyunun ölçülmesi ile yağsız doku kitlesi bulunabilir.
3. Toplam vücut nitrojeni
4. Vücut dansitesinin ölçülmesi: Su altında tartım, letismografi
5. Ultrasonografi ile yağ kalınlığının ölçülmesi
6. Biyoelektriksel impedans analizi
7. Bilgisayarlı tomografi
8. Magnetik rezonans
9. Dual enerji X-ray absorpsiyonu (DEXA)

Obezitenin Bulgusu ve Komplikasyonlar

Obezitenin Bulgusu ve Komplikasyonlar
Obezite tüm sistemlerde bulgu ve komplikasyonlara yol açar (1). Çocuk ve adölesanlardaki obezite tedavisinin önemli bir kısmını obeziteye bağlı komplikasyonların tanı ve tedavisi oluşturur. Obezitenin yarattığı tüm olumsuz etkiler kısalmış yaşam süresine neden olur, her yıl 2.6 milyon kişi obezite ilişkili komplikasyonlar nedeni ile ölmektedir.
Metabolik sendrom obeziteye bağlı en önemli komplikasyondur. Bu durum obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve dislipideminin oluşturduğu bir sorunlar topluluğudur (49). Ülkemizde çocukluk çağında metabolik sendrom sıklığıyla ilgili yeterli veri bulunmamaktadır. Marmara Pediatrik Endokrin Grubu tarafından yapılan çok merkezli bir çalışmada yaşları 2-18 arasında değişen (81 kız, 49 erkek) 131 obez hastada Dünya sağlık Örgütü kriterlerine göre yapılan değerlendirmede metabolik sendrom sıklığı %20 bulunmuştur (50).
Obezite de artmış egzersiz intoleransı, rezidüel volum, uyku apnesi, astım, görülür (6).
Hastalarda artmış ateroskleroz riski, dislipidemi, hipertansiyon, koroner arter hastalığı görülür. Çocukluk çağında hipertansiyon erişkinlere oranla daha az görülür, prevalansı % 1-5’tir. Son yıllarda çocuklarda da esansiyel hipertansiyonun görülme sıklığı artmıştır, bunun nedeni obezite prevalansındaki artış olabileceği düşünülmektedir. Hipertansiyon sıklığındaki artış koroner arter hastalığının erken gelişimine neden olmaktadır. Ateroskleroz sistemik inflamasyon ve endotelyal disfonksiyon ile ilişkilendirilmiştir
Hormonal olarak; hiperinsülinemi, insülin direnci, Tip II DM görülür. İnsülin direnci obezite ile ilgili en sık görülen metabolik değişikliktir. İnsülin direnci obezite ile kardiyovasküler komplikasyonlar ve diğer metabolik değişiklikler arasındaki bağlantıyı sağlar. Obezitenin ayrıca, nütrisyona bağlı (örn. insülin ve leptin) reprodüktif aks değişiklikleri nedeniyle, puberte zamanı üzerinde etkisi mümkündür.
Bu hastalarda genellikle erken menarş görülür, bazı hastalarda geç menstruasyon veya amenore de görülebilir. Hirsutizm, akne, ovulasyon bozuklukları, fertilitede azalma görülebilir. Obez erkeklerde ise obezitenin derecesi ile ilişkili olarak serum total testosteron düzeylerinde azalma, estradiol ve estron düzeyinde artma görülebilmektedir (8,49).
Gastrointestinal sistem komplikasyonları; kolelitiyazis, karaciğer yağlanması, karaciğer fonksiyon testlerinde bozukluk, siroz, karaciğer yetmezliği, gastroözefageal reflüdür (8,49).
Hastalarda renal olarak; glomeruloskleroz, böbrek yetmezliği görülebilir
Nörolojik olarak baş ağrısı, kusma, algılama güçlüğü ile seyredebilen psödotümör serebri görülebilir
Ortopedik olarak; fraktürler, kas-iskelet hastalıkları, hareket kabiliyetinde kısıtlılık ve alt extremite şekil bozuklukları gibi ortopedik şikayetler obez çocuklarda obez olmayanlara göre daha sık görülmektedir. Genu valgum, düz tabanlık, femur başı epifiz kayması, osteoartrit görülebilir. Çocukluk çağı obezitesinin ciddi ortopedik sorunları tibia vara (Blount hastalığı, adölesanlarda bacakta eğrilme) ve capital femoral epifizde kaymadır. Buna karşın, obezite kemik mineral dansite üzerinde yararlı bir etkiye sahiptir. Çocuklarda artmış yağ kitlesinin, tüm vücut kemiklerinde artmış mineral dansitesiyle ilişkili olduğu gösterilmiştir
Bu hastalarda kolorektal, meme, safra kesesi, endometrium, servikal, prostat ve pankreas kanseri gibi hastalıklarda risk artmıştır (1,49). Depresyon, özsaygının yitirilmesi, başkaları tarafından küçük görülme, nefret edilme gibi bozuk vücut imajı ile ilgili psikolojik rahatsızlıkların obez olmayanlara göre daha sık görüldüğü saptanmıştır
Obezite de ayrıca yorgunluk, yalancı jinekomasti, erkek dış genital organının küçük görünümü, gut hastalığı, ısı intoleransı, aşırı terleme görülme sıklığı artmıştır

Obezite ve Enerji Dengesi

Obezite ve Enerji Dengesi
Vücut ağırlığı birbirleri ile ilişkili ağların ortak çalışması sonucunda belirlenir. Beyin bu ağın ortasında yer alır; afferent iletileri alırken, hormonlar ve otonomik sinir sistemi yolu ile efferent yolu denetler.
İştah ve enerji dengesinin nöroendokrin düzeni 3 sistemin birlikte çalışması sonucunda sağlanır:
1. Afferent sistem; leptin ve diğer kısa dönem tokluk ve beslenme iletileri,
2. Merkezi sinir sistemi işlem merkezi (hipotalamus); ventromedial, arkuat, paraventriküler çekirdekler ve lateral hipotalamus,
3) Efferent sistem; iştah ve tokluk, otonomik, termojenik ve motor effektörler.
Hipotalamusun nörojenik, hormonal ve besinle ilgili mesajları biraraya getirerek ve açlık-tokluk duyusu oluşturan sinyalleri ileterek enerji dengesinde merkezi bir rol oynadığı gösterilmiştir, hipotalamus hasarında obezite meydana geldiği bildirilmiştir. Afferent sistem tarafından getirilen sinyaller hipotalamusta bulunan merkezlere, kanda dolaşan besin ve enerji kaynaklarının durumu hakkında sürekli bilgi iletmektedir. Bu sinyaller kısa/uzun süreli, açlık/tokluk, periferik/santral olarak sınıflandırılmaktadır. Periferik açlık sinyalleri, düşük plazma glukozu, kortizol ve ghrelin iken, periferal tokluk sinyalleri insülin, leptin, glukagon, bombesin, somatostatin ve kolesistokinindir. Besin alımının kısa süreli kontrolünde görevli afferentler; kolesistokinin, bombesin, glukagon, amilin, ghrelin iken uzun süreli kontrolünde ise leptin, ghrelin ve insülin görev yapmaktadır (33,34).
Periferik afferent iletiler merkezi sinir sistemine ulaştıktan sonra enerji alımını ve harcanımını arttıracak veya azaltacak yolaklar çalışır. Vagus siniri mide ve duedonumdaki mekanik gerilme ve mide dolgunluk hislerini nukleus traktus solitaryusa (NTS) iletir. Beslenme ile ilgili nöropeptidlerin etkilerinin vagotomi sonrasında kaybolması vagusun beslenme ve enerji düzenlenmesindeki önemini göstermektedir.
Afferent yolaklar, merkezi sinir sistemi veya efferent yolaklardaki genetik ve çevresel nedenlerle ilgili bozukluklar obezite gelişimine neden olur