4 Nisan 2010 Pazar

SAĞLIK ÇALIŞANLARI EL HİJYENİNE DİKKAT ETMELİ

Türk Hastane İnfeksiyonları ve Kontrolü Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen 'Hastane İnfeksiyonları Kongresi'nde konuşan Dernek Başkanı Prof. Dr. Sercan Ulusoy, hastane infeksiyonlarının yatış süresini 2-3 kat, tedavi maliyetini ise 5-20 kat artırabildiğini belirtti. Dernek Genel Sekreteri Prof. Dr. Serhat Ünal, “Hastane infeksiyonlarının ilk yayılma nedeni sağlık personelinin elidir. El yıkamak çok önemli” dedi.


Türk Hastane İnfeksiyonları ve Kontrolü Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen 'Hastane İnfeksiyonları Kongresi' 1-4 Nisan tarihleri arasında Antalya’da yapıldı. 700’ü aşkın katılımcının takip ettiği kongreyle ilgili; Türk Hastane İnfeksiyonları ve Kontrolü Derneği Başkanı Prof. Dr. Sercan Ulusoy, Dernek Genel Sekreteri Prof. Dr. Serhat Ünal, Kongre Genel Sekreteri Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, Kongre Genel Sekreteri Doç. Dr. Cüneyt Özakın ve Dernek Muhasip Üyesi Uzm. Dr. Başak Dokuzoğuz basın toplantısı düzenledi.

“Hastanede Yatarak Tedavi Gören Her 10 Hastadan Birinde Hastane İnfeksiyonu Görülüyor”
Dernek Başkanı Prof. Dr. Sercan Ulusoy, hastane infeksiyonlarının tüm dünyada giderek önem kazandığını belirtti. Dünyada hastane infeksiyonu nedeniyle yılda 1.7 milyon hastanın tedavi edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Ulusoy, bunların 99 bininin yaşamını kaybettiğini, tedavi maliyetinin ise 4.5 milyar dolar olduğunu bildirdi. Hastane infeksiyonlarının görülme sıklığının yoğun bakım servislerinde yüzde 30-40'a çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Ulusoy, “Hastane infeksiyonları yatış süresini 2-3 kat, tedavi maliyetini ise 5-20 kat arttırabiliyor. Yapılan çalışmalarla hastane infeksiyonları, hem hastanede yatış süresini uzattığı, hem ölüm oranlarını arttırdığı, hem de maliyetin çok yükselmesine sebep olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre hastanede yatarak tedavi gören her 10 hastadan birinde hastane infeksiyonu görülüyor. Bu sorun gelişmekte olan ülkelerde yüzde 25’lere kadar çıkıyor. Ülkemizde yapılmış olan çalışmalarda da yüzde 10-20 arasında değişen sonuçlarla karşılaşılıyor. Hastane infeksiyonu, ölüm nedenleri arasında kalp hastalıkları, kanser ve beyin kanamalarından sonra 4. sırada yer alıyor” şeklinde konuştu.

“Hastane İnfeksiyonlarının İlk Yayılma Nedeni Sağlık Personelinin Elidir”
Hastane infeksiyonlarını Sağlık Bakanlığı’nın kalite göstergesi olarak kabul edilip, takip etmeye başladığını belirten Dernek Genel Sekreteri Prof. Dr. Serhat Ünal, DSÖ'nün hastane infeksiyon kontrolünü dünyanın önemli sağlık sorunlarından biri olarak ortaya koyduğunu söyledi. Hastane infeksiyonlarının önlenmesinde el yıkamanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ünal, “Hastane infeksiyonlarının ilk yayılma nedeni sağlık personelinin elidir. El yıkamak çok önemli” dedi.


“Tedavi Gördüğünüz Hastanenin İnfeksiyon Kontrol Komitesinin Olup Olmadığı Öğrenilmeli”
Prof. Dr. Ünal, kongrede Türkiye'de hastanede yatan her 100 hastadan 10 hastanın infeksiyona yakalandığı ve dünyada infeksiyonlar nedeniyle her yıl 99 bin kişinin hayatını kaybettiği belirtti. Hastane infeksiyonlarından korunma yollarını anlatan Prof. Dr. Ünal, "Antibiyotik tüketiminin hastane infeksiyonuna yatkınlığını arttırması nedeniyle gereksiz antibiyotik kullanılmamalı. Ameliyat olmanız gerekiyorsa hastanenin infeksiyon sıklığı öğrenilmeli ve ameliyat olmadan önceki gün su ve sabunla duş alınmalı. Tedavi gördüğünüz hastanenin infeksiyon kontrol komitesinin olup olmadığı öğrenilmeli” diye konuştu.

“Hastane İnfeksiyonları Nedeniyle Ortalama Hasta Yatış Süresi 2- 3 Kat Artabiliyor”
Hastane infeksiyonlarının günümüzde tüm önlemlere rağmen yüzde 10 -15 civarında gözüktüğünü kaydeden Kongre Genel Sekreteri Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, “Özellikle yoğun bakım ünitelerinde bu oran yüzde 30 - 40’lara çıkabiliyor. Ortalama hasta yatış süresini 2 ila 3 kat arttırabiliyor. Tedavi maliyetlerini 5 ila 20 kat arasında arttırabiliyor” bilgisini verdi.


El Yıkama Kampanyası
Bir basın mensubunun, “El yıkama kampanyasıyla ilgili nasıl geri dönüş alıyorsunuz?” sorusu üzerine Kongre Genel Sekreteri Doç. Dr. Cüneyt Özakın şu yanıtı verdi: “Bir kampanyaya başlarken bu kampanyanın başarıya ulaşabilmesi için alt yapının hazırlanması gerek. Verilecek eğitimle beraber kampanyanın alt yapısı hazır olur. Sonuç olarak el hijyeni ile ilgili ürünler Sosyal Güvenlik Kurumu’na fatura edilemiyor. Hastanenin bütcesinden bir harcama söz konusu ve bu harcamanın hastaneye geri dönüşü olmuyor. Bu konuya dar bir çerçeveden bakarsanız bu böyle, fakat pencereyi biraz genişletirseniz her önlediğiniz hastane infeksiyonu, her kontrol altına alabildiğiniz salgın aslında o kurumun değil tüm Türkiye’nin kazancını sağlıyor.”

“Hastalar Arasında Mutlaka El Hijyeni Yapılmalıdır”
“Doktorlarda her hastadan sonra dezenfektan kullanılıyor. Bu yeterli oluyor mu? Belli bir süre sonra etkisi geçiyor mu?” sorusu üzerine Doç Dr. Özakın şunları söyledi: “Dezenfektan değil de el antiseptiği kullanılıyor. El antiseptiği çok güvenilir değil, uygulandıktan sonra onun etki süresi uzun sürmüyor. Eğer bir hastayı muayane ettiyseniz diğer hastaya geçmeden aynı işlemi tekrarlamanız gerekiyor . Hatta bir hastanın bir bölgesini muayene ettikten sonra diğer bölgeye geçerken de bu teknik uygulanmalıdır. Eğer hastayı muayene ettikten sonra el antipatiği uygulamazsanız başka bir hastaya aktarma riskiniz artar. Onun için hastalar arasında mutlaka el hijyeni yapılmalıdır.”

3 Nisan 2010 Cumartesi

“TEKNOPARKLARA TEŞVİK UZATILIYOR”

Bu yıl üçüncüsünü düzenlenen HÜ Teknokent Günleri’nin açılışını yapan Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, hazırlanan yeni kanun tasarısıyla teknoparklarda sağlanan destek, teşvik ve istisnaların 2023 yılına kadar uzatılacağını belirtti. Ayrıca toplantıya Japonya Büyükelçisi başta olmak üzere Japon Üniversitelerinden akademisyenler de katıldı.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Teknokent Günleri’nin bu yıl üçüncüsü düzenledi. Toplantının açılışına Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Japonya Büyükelçisi Nobuaki Tanaka, Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener, Hacettepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Hacettepe Teknokent A. Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. H. Selçuk Geçim, Hacettepe Teknokent A.Ş. Genel Müdürü ve Yönetim Kururlu Başkan Vekili İlyas Yılmazyıldız ile çok sayıda akademisyen ve sanayici katıldı.

“Son 7 Yılda 63 Yeni Üniversite Kuruldu”
Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Merkez Kampüsünde düzenlenen, "HÜ Teknokent Projesi Yarışması Ödül Töreni"nde üniversitelerin önemi üzerinde duran Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, " Son 7 yılda 63 yeni üniversite kuruldu. Üniversitesiz şehir kalmadı. Mevcut üniversitelerimizin kaynak ve bütçeleri önemli ölçüde arttırıldı” şeklinde konuştu. .



“San-Tez Programı ile 206 proje desteklendi”
Bakan Ergün, üretimde rekabetin gelişmeye etkisini vurgulayarak şunları söyledi: “Türkiye, Avrasya bölgesinin üretim ve teknoloji merkezi olmaya da adaydır. Ortak ve tek bir pazara dönüşen dünyamızda, rekabet gücü kazanmak için Ar-Ge ve tasarıma dayalı bir üretim yapılanmasına geçmemiz gerekiyor. Bu nedenle üniversite ve sanayi iş birliğinin kurulmasına, gençlerimizin yenilikçi fikirlerinin hayata geçmesine ve üniversitelerde üretilen bilginin en kısa sürede ürüne ve teknolojiye dönüşmesine büyük önem veriyoruz. Üniversite sanayi iş birliği gelişmesinde uyguladığımız San-Tez Programına 2007 yılından bu yana 519 proje başvurusu yapıldı. Bu projelerin 206 tanesi desteklenmeye değer bulundu. Şimdiye kadara tamamlanan 26 proje sanayicimize rekabet üstünlüğü sağlayacak ürünlere dönüşmüş oldu.”

Destek, Teşvik ve İstisnaları 2023 Yılına Kadar Uzatılacak
Teknoloji geliştirme bölgelerinde yaşanan sorunları ortadan kaldırmak amacıyla hazırlanan, yeni kanun tasarısıyla teknoparklarda sağlanan destek, teşvik ve istisnaların 2023 yılına kadar uzatılacağını belirten Bakan Ergün, üniversitelerin esas fonksiyonunun bilgi üretmek ve üretilen bilginin gelecek kuşaklara aktırılmasını sağlamak olduğunu dile getirdi. Bu kapsamda bakanlık olarak yaptıkları çalışmaları da anlatan Bakan Ergün, 2002'de hükümete geldiklerinde kurulu teknopark sayısının iki olduğunu, bugün bu rakamın 37'ye ulaştığını, 26 teknoparkta firmaların üretim yaptığını söyledi. Teknoparklarda yaklaşık bin 200 firmanın 10 bini aşkın nitelikli elemanla 4 bin projeyi hayata geçirmeye çalıştığını vurgulayan Bakan Ergün, “Teknoloji geliştirme bölgelerinde yaşanan sorunları ortadan kaldırmak amacıyla hazırladığımız yeni kanun tasarısıyla teknoparklarda sağladığımız destek, teşvik ve istisnaları 2023 yılına kadar uzatıyoruz. Aynı zamanda Ar-Ge çalışması tamamlanan ileri teknoloji ürünlerin seri üretimlerinin de desteklenmesinin önünü açıyoruz. Ar-Ge personelinin yürüttükleri projelerle ilgili teknoparklar dışında geçirdikleri sürelerin belirli bir kısmı da teşvik, destek ve istisna kapsamına alınacak. Ayrıca bölgelerde üretilen teknolojilerin yaygınlaştırılması ve ticarileştirilmesi amacıyla teknolojik transfer ofislerinin kurulması gibi birçok önemli düzenlemeyi de bu dönemde uygulamaya koyacağız. Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulunda imzalanmış ve parlamentoya sevk edilmiş olacak. Bu dönem Haziran ayı sonuna kadar parlamento kapanmadan bu tasarıyı da yasalaştırmış olacağız” dedi.



16 Bin Metrekare Kapalı Alanı Olan, 47 Dönümlük Arsa Üzerine Kurulu Yeni Bina
Hacettepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Hacettepe Teknokent A. Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. H. Selçuk Geçim açılış konuşmasında şunları söyledi: “2005 yılından itibaren faaliyetteyiz. İvedik organize sanayi bölgesinin yönetimi ile yapmış olduğumuz anlaşma sonucunda yaklaşık 16 bin metrekare kapalı alanı olan, 47 dönümlük arsa üzerine kurulu yeni bir bina bir-iki ay gibi kısa bir süre içerisinde bize katılacak. 16 bin metrekare önemli bir alan. Dolayısıyla şu anda mevcut 20 bin metrekareye ilave edersek, mevcut kapalı alanımız ikiye katlanacaktır.”

“Kuruluştan Bugüne Toplam 205 milyon TL’lik Ciro”
Hacettepe Teknokent’teki firmaların sektörlere göre dağılımına baktığımızda, ağırlıklı olarak enformasyon ve bilişim teknolojisi ağırlıklı olarak yer aldığını belirten Prof. Dr. Geçim, “Kuruluşta yüzde 80’lerde olan oran bugün yüzde 47’ye bilinçli bir şekilde düşürüldü. Çünkü buradaki dağılımın Hacettepe Üniversitesinin bilimsel alt yapısı ile paralel gitmesi gerekir düşüncesindeyiz. O nedenle, tıp teknolojileri, medikal, biyomedikal alanındaki şirket sayısı ve birikimimizi Hacettepe Üniversitesinin genel yapısına paralel olarak artırma çabasındayız. Bu konuda da belli oranda başarılı olduk. Diğer alanlarda da gene, Üniversitedeki birikime paralel olarak bir gelişme sağlayacağımızı ümit ediyoruz. Yüzde 100 doluluk oranıyla çalışan Teknokent’te, 103 şirket ve 33 kuluçka merkezi olmak üzere toplam 136 şirketimiz var. Bu yapı içerisinde 668 kişi çalışıyor ve firmaların kuruluştan bugüne kadar toplam 46 tane patent alındı. Kuruluştan günümüze kadar toplam 205 milyon TL’lik bir ciro Teknokent şirketleri tarafından oluşturulmuş durumda” dedi.


“Japonya Chiba Üniversitesi 26 Farklı Ülkeyle 180 Ortak Araştırma Projesi Yürütüyor”
"Türkiye ve Japonya Arasında Bilimsel ve Teknik İşbirliğinin ve Değişimin Gerçekleştirilmesine" yönelik panel düzenlendi. HÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selçuk Geçim'in yönettiği panelde konuşan Japonya Chiba Üniversitesi Mühendislik Lisansüstü Enstitüsü Medikal Sistem Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Koichi Ito, üniversitelerinin 26 farklı ülkeyle 180 ortak araştırma projesi yürüttüğünü bildirdi. Üniversitenin yıllık bütçesinin 640 milyon dolar olduğunu belirten Koichi Ito, bu gelirin yarısının üniversiteye bağlı hastaneden, yarısının da sanayi ile yürütülen ortak projelerden kaynaklandığını anlattı.

Hacettepe Üniversitesi ve Japon Üniversiteleri Arasında İşbirliği
2010 yılında ki HUTEG'10 etkinliğin ana teması, 2010 yılının Türkiye'de Japonya Yılı olması nedeniyle Japonya'da ki üniversitelerin sanayi ile işbirliği, ortak çalışma, araştırma-geliştirme projeleri oluşturma ve yürütme konusundaki tecrübelerini Türkiye'de ki sanayici ve akademisyenlerle paylaşıldı. Türkiye ve Japonya'daki üniversiteler, özellikle de Hacettepe Üniversitesi ve Japon Üniversiteleri arasında akademik değişim, işbirliği, ortak araştırma ve geliştirme projelerinin oluşturulması olarak seçildi. Bu amaçla Japonya'dan davet edilen Chiba Üniversitesinden Prof. Dr. Koichi ITO, Niigata Üniversitesinden Prof. Dr. Kenichi Mase, Kansai Rousai Hastanesinden Ortopedi Cerrahi ve Spinal Cerrahi Şefi Doç. Dr. Tetsuo Ohwada, JETRO (Japonya Dış Ticaret Teşkilatı) Türkiye Genel Müdürü Yoshiaki Ishıhara, HUTEG'10 programına panelist konuşmacı olarak katıldı.


Fen Bilimleri ve Mühendislik Ödülleri
Hacettepe Teknokent A.Ş. “Fen Bilimleri ve Mühendislik” Proje Yarışması'nda birinciliğe layık görülen Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Vural Gökmen’in yürütücülüğünü üstlendiği proje 15.000 TL para ödülü ile ödüllendirilirken, Hacettepe Üniversitesi’nden Özlem Torun’un yürütücülüğünü üstlendiği projeye 10 bin TL, proje yürütücülüğünü Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Doç. Dr. Erol Kaya’nın üstlendiği proje ise üçüncülüğe layık görülerek 5.000 TL para ödülü ile ödüllendirildi. Ayrıca, Hacettepe Teknokent A.Ş. “Fen Bilimleri ve Mühendislik” Proje Yarışması'nda proje yürütücülüğünü Anadolu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Arzu Ersöz’ün üstlendiği proje, proje yürütücülüğünü Erciyes Üniversitesi’nden Tuğba Aktar’ün üstlendiği proje ile Adnan Menderes Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ali Doğan Bozdağ’ın proje yürütücülüğünü üstlendiği projelere de mansiyon ödülü verildi.

Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Ödülleri
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği-AİFD’nin Ana Sponsorluğu’nda düzenlenen “Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri” Proje Yarışması'nda Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Engin Yılmaz’ın yürütücülüğünü üstlendiği proje birinciliğe değer bulunarak 15 bin TL para ödülü ile ödüllendirildi. Proje yürütücülüğünü Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Deniz Demiryürek’in üstlendiği proje ikinciliğe değer bulunarak 10 bin TL para ödülü ile ödüllendirilirken, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Süeda Hekimoğlu’nun yürütücülüğünü üstlendiği proje ise üçüncülüğe değer bulundu ve 5bin TL para ödülü ile ödüllendirildi. Ayrıca, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği-AİFD “Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri” Proje Yarışması'nda proje yürütücülüğünü Aselsan A.Ş.’den Hidayet Tunç’un üstlendiği proje de mansiyon ödülü kazandı.

2 Nisan 2010 Cuma

ANTİFUNGAL TEDAVİDE YENİ YÖNTEMLER

9. Febril Nötropeni Sempozyumu kapsamında fungal infeksiyonlar ve antifungal ajanların tedavisi ile ilgili gelişmeler hakkında basın toplantısı düzenlendi. Sistemik mantar infeksiyonlarında invazivin, bütün organları tutabildiği üzerinde durularak, Candida, Aspergillus ve Mucor türlerinin en sık görülen mantarlar olduğu söylendi. Ayrıca toplantıda, yeni tedavi yöntemleri anlatıldı.

9. Febril Nötropeni Sempozyumu kapsamında Febril Nötropeni Derneği tarafından düzenlenen toplantıda, enfeksiyon hastalıkları ile ilgili tıptaki son gelişmeler anlatıldı. Düzenlenen basın toplantısında fungal infeksiyonlar ve antifungal ajanların tedavisi ile ilgili gelişmeler, özellikle kök hücre naklinde infeksiyon profilaksisinde yayınlanan yeni CDC kılavuzu, pandemik H1N1 influenza ve toplumdaki immünsüpresif hasta grubu üzerindeki etkileri gibi birçok konu hakkında bilgi verildi. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Taşova ve Dresden Üniversitesi Kliniği Hematoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ulrich Schuler “Sistemik mantar infeksiyonlarında empirik tedavinin önemi ve maliyet-etkin antifungal ajan seçimi” konusundaki gelişmeleri aktarıldı.

“Nötrofil Sayısı 500’ün Altına Düştüğü Zaman, Önemli Sorunlar Ortaya Çıkıyor”
Sistemik mantar infeksiyonlarında invazivin, bütün organları tutabilen infeksiyonlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Taşova şunları söyledi: “Kanser hastaları, organ nakli yapılan hastalar dahil birçok bağışıklık sistemi baskılanmış hastayı takip ettik. Direnç gelişmesi bakterilerde çok önemli bir sorun olmakla birlikte, mantarlarda da giderek önem kazanmaya başladı. Özellikle kanser hastalarında beyaz küre sayısının düşmesi hastalık ve tedaviye bağlı olarak birçok infeksiyona duyarlılığı artırıyor ve tabii ki mantar infeksiyonlarına da duyarlılık artıyor. Özellikle nötrofil sayısı dediğimiz beyaz küre sayısı 500’ün altına düştüğü zaman, önemli bir sorun ortaya çıkıyor. Mantar infeksiyonları bugün sadece bağışıklığı baskılanmış hasta grubunda değil, aynı zamanda yoğun bakımda yatan diğer hasta grupları için de giderek önem kazanmaya başladı.”


“Aspergillus’ta Zamanında Tanı Konmaz Ve Tedavi Başlanmazsa, Ölüm Görülebiliyor”
Mantar infeksiyonlarının tanı yöntemlerinde önemli gelişmeler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Taşova, “Eskiden bu hastalıklara otopsi yapılarak tanı konulurdu. Fakat bu infeksiyonların hastalarda görülme sıklığı arttıkça, artık daha fazla hasta görmeye başladık ve tanı olanaklarının artmasıyla birlikte eskiden isimlendiremediğimiz infeksiyonları isimlendirmeye, dolayısıyla mantarları daha fazla izole etmeye veya tanımlamaya başladık. Bunları tanımlamaya başladığımızda ise, mortalite oranlarının çok fazla olduğunu gördük. Özellikle Aspergillus’ta oldukça fazla kişide eğer zamanında tanı konmaz ve tedavi başlanmazsa, ölüm görülebiliyor” dedi.

“Candida, Aspergillus ve Mucor Türleri Arttı”
İnvaziv mantar infeksiyonlarında, tedaviye hastalığın ilk gününden başlandığında mortalite oranının yüzde 15 olacağını kaydeden Prof. Dr. Taşova eğer tedavi 3-4 gün gecikirse bu oranın yüzde 40 ve üzerine kadar çıkabildiğini belirtti. Prof. Dr. Taşova, “Genel olarak sağkalıma baktığımızda, Candida’da 2 yıllık sağkalımda yüzde 40, Aspergillus’ta yüzde 10, Mucor grubunda yüzde 5 oranlarını görüyoruz. Bu üç tür en sık görülen mantarlar. Dolayısı ile Türkiye’de birçok hastanede özellikle Candida türleri ile gelişen infeksiyonları tedavi etmemiz biraz daha zor hale geldi. Özellikle Candida nonalbicans bizim hastanemizde de çok arttı. Dolayısıyla isabetli tedavi yapmak dediğimiz zaman bu tür hastalarda mümkün olduğunca geniş spektrum ve ucuz ilaç gerekiyor. Bu anlamda bu tür ilaçlar bizim elimizi rahatlatan tedaviler oluyor. Geniş etki spektrumu, artan dirençli mantarları ve adını yeni yeni koyduğumuz diğer mantarları da kapsaması gerekiyor. Güvenli ve uygun olması ve bu tür hastalarda özellikle en önemli noktalardan birisi, acil gerektiğinde intravenöz verebileceğimiz, durumu kontrol altına aldığımızda ise oral kullanıma geçebilmek bizim için çok önemli. Çünkü bir intravenöz girişim ne kadar uzun sürerse, o da ayrı bir enfeksiyon kaynağı oluyor” ” bilgisini verdi.

“İtrakonazol Geniş Spektrum ve Ucuz Olması Açısından Tercih Edilebilir”
İtrakonazol’ün yenilenmiş formunu 7 ay 32 hasta üzerinde denediklerini belirten Prof. Dr. Taşova, “Bu tedaviyi, 32 hastalık deneyimimiz şöyle; yarısı hematolojik ve onkolojik hastalar, yaklaşık yüzde 40’ı yoğun bakım hastaları ve bunların önemli bir kısmı da empirik tedavi denilen yani, yaygın invaziv mantar infeksiyonu öngörülen hastalardır. 32 hastanın hiçbirinde tedaviyi kesmemizi gerektirecek bir yan etki olmadı. İtrakonazol’ü geniş spektrum ve ucuz olması açısından tercih edilebilir bir ilaç olarak görüyoruz” şeklinde konuştu.

“İtrakonazol Yüzde 47, Konvansiyonel Amfoterisin B Yüzde 38 Etkin”
Febril nötropeni hastalarında empirik olarak, itrakonazolün intravenöz formunun ve ardışık olarak oral solüsyon formunun kullanıldığı çok sayıda başarılı çalışma olduğunu kaydeden Dresden Üniversitesi Kliniği Hematoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ulrich Schuler, “2001 yılında Boogaerts ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada itrakonazol yüzde 47, konvansiyonel Amfoterisin B yüzde 38 etkinlik gösterdi. Almanya’da da bu çalışmayı tekrar ettik. 2007 yılında yayınlanan çalışmada itrakonazol grubu ile yüzde 70.4, konvansiyonel Amfoterisin B ile yüzde 49.3’lük istatistiksel olarak anlamlı bir tedavi başarısı elde ettik. Bu çalışmaya hematolojik malignitesi olan ağır immün yetmezlikli hastalar dahil edildi. Başka bir ajan, febril nötropenik hastalarda empirik tedavide konvansiyonel Amfoterisin B’ye istatiksel olarak anlamlı bir üstünlük elde edemedi” dedi.

1 Nisan 2010 Perşembe

AVRUPA’YA TAM AKREDİTE OLMUŞ TÜRKİYE’DEKİ TEK MERKEZ: Hacettepe Kadın-Doğum

HÜTF Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nın 46. kuruluş yıldönümünde konuşan Prof. Dr. Hakan Yaralı, Avrupa’ya tam akredite olmuş Türkiye’deki tek merkez olduklarını açıklayarak, bölümün kurulduğu günden bu yana birçok ilklere imza attığını ve atmaya devam edeceğini belirtti.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nın kuruluşunun 46. yıl dönümü kutlandı. Ankara Sheraton Oteli'nde düzenlenen yemeğe, HÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nın eski ve yeni tüm öğretim elemanı kadrosu katıldı. Yaklaşık 200 hekimin katıldığı yemekte, kliniğin kuruluşundan bu yana geçen süreci gösteren ve kurucuların röportajlarına yer verilen kısa film gösterimi
yapıldı. 1964 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Georgia Eyaletinde Augusta Tıp Fakültesi'nde jinekolojik endokrinolojiyi öğrenmiş olan Dr. Çetin Kaya Aydar'ın başkanlığında bir grup hekimin üstün gayretleri sonucu Kadın Doğum Klinii kuruldu. Ağrısız doğumu sağlamak için Türkiye'de ilk defa epidural, spinal anestezi ve genel anestezi kullanımı başlatılan hastanede, rutin epizyotomi, çıkımda forseps uygulaması ve isteyen ailelerin yeni doğan çocuklarına sünnet uygulamasına da ilk başlanılan merkez olma özelliğini taşıyor. Dr.Mustafa Tuncer döneminde klinikte ilk kez Rh uygunsuzluğu olan vakalarda intrauterin transfüzyon ve exchange transfüzyon ile pek çok çocuğun hayatının kurtarılması sağlanırken, kadın genital kanserlerinde radikal cerrahi uygulaması başlatılarak ve daha sonra da radyum tedavisi ile radyoterapi gerçekleştirildi.


“Prof. Dr. İhsan Doğramacı'nın Yaktığı Bilim Meşalesini 46 Yıldır Onurla Taşıyoruz”
HÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, yaptığı konuşmada şunları söyledi:“Prof. Dr. İhsan Doğramacı'nın yaktığı bilim meşalesini 46 yıldır onurla taşıyoruz. Kliniğimiz 1964 yılından bu yana 'yenilikçi-etik-dinamik' kurucu ve uzman kadrosuyla sayısız başarılı çalışmaya imza attı. Hacettepe'li olmayı bir yaşam biçimi olarak benimsemiş olan bizler, 'çağdaş ve aydınlık yarınlar için' gayretlerimizi sürdürmeye devam ettik, devam edeceğiz.”

“Avrupa’ya Akredite Olmuş Türkiye’deki Tek Merkez”
Kliniğin, 46 yıl önce çok mütevazı şartlarda hizmet vermeye başladığını anlatan Prof. Dr. Yaralı, “Kliniğimiz şu anda bilimsel platformda dünya çapında söz sahibi uzman kadrosuyla yoluna devam etmektedir. İftiharla söylemeliyim ki HÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı, kendisi ve tüm alt dalları ile Avrupa'ya tam akredite olmuş ülkemizin tek merkezidir. Profesör Doktor İhsan Doğramacı ileri görüşlü, yenilikçi tutumunu, büyük bir özveri, çaba ve inançla ortaya koymuş ve daima şükranla anacağımız gerekli alt yapıyı bizlere hazırlayarak, başarıyla yürümekte olduğumuz yolumuzu aydınlatmıştır. Bu vesile ile kendisini bir kez daha minnet, rahmet ve saygıyla anıyoruz” şeklinde konuştu.

20 Mart 2010 Cumartesi

GELENEKSEL ANKARA TIP BİYOKİMYA GÜNLERİ

Geleneksel Ankara Tıp Biyokimya Günleri’nin bu yıl 3.’sü 13 Nisan tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji binasında gerçekleştirilecek.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı tarafından bu yıl 3.’sü gerçekleştirilecek olan ‘Ankara Tıp Biyokimya Günü’, 13 Nisan tarihinde yapılacak. Katılımın ücretsiz olacağı toplantıda, tüm gün sunumlar sürecek. Türk Tabipler Birliği tarafından kredilendirilecek olan toplantının sonunda katılım sertifikası dağıtılacak. Türkiye'deki birçok üniversiteden ve hastaneden konuşmacının yer alacağını kaydeden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, Sağlık Bakanlığı yetkililerinin de toplantıda olacağını söyledi. Toplantıda biyokimya alanında yapılan çalışmaların anlatıldığını ifade eden Prof. Dr. Sunguroğlu, diğer kongre ve günlerden farklı olarak biyokimyayı içine alan tüm fakültelerden ve hastanelerden yoğun ilgi gördüklerini dile getirdi.


Biyokimya Dernekleri Bir Araya Gelecek
Geçen yıl ‘Tıpta Uzmanlık Eğitimi’ isimli panelde konuşulan konularda ne gibi gelişmeler olduğu üzerinde durulacağını belirten Prof. Dr. Sunguroğlu, geçen bir yıl içinde biyokimya uzmanlığı eğitiminde yapılan çalışmaların sunulacağını söyledi. Biyokimya alanında çok sayıda dernek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Sunguroğlu, “ Düzenleyeceğimiz ‘Derneklerimiz Paneli’nde dernek başkanları derneklerini ve faaliyetlerini anlatacaklar. 2001-2002’de benim genel başkanı olduğum Türk Biyokimya Derneği’nin, Ankara merkezin dışında İstanbul, İzmir ve Adana’da şubeleri var. Şu anki başkanlık görevini Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalından Prof. Dr. Nazmi Özer yapıyor. Türkiye Klinik Biyokimya Derneği’nin başkanı Prof. Dr. Oya Bayındır, merkezi İzmir’de, Ankara’da şubesi var. Klinik Biyokimya Uzmanlar Derneği’nin başkanı Prof. Dr. Necip İlhan, merkezi İstanbul’da bulunuyor. Moleküler Tıp Derneği’nin başkanı Prof. Turgay İspir, merkezi İstanbul’dadır” dedi.

19 Mart 2010 Cuma

Türkiye’nin ilk CE işaretli ELISA Kitleri

Türkiye’nin CE işaretli ve Sağlık Bakanlığı’na kayıtlı ilk ELISA kitlerinin üretimine ve ihracatına başlandı. Tanı Medikal Ltd. Şti. Genel Müdürü Mete Elçi tarafından Sağlık Dergisi’ne yapılan açıklamada, baştan sona yerli üretim TML marka ELISA kitlerinin Türkiye ve Almanya’da tescil edildiği ve başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere ihracatlarının gün geçtikçe arttığı belirtildi.

Rutin ve spesifik laboratuar ürünlerinde kalitesinden ödün vermeden 14 yıldır hizmet veren Tanı Medikal Ltd. Şti., ithalatın yanı sıra üretime de başlayarak, ihracatta kendine önemli yer edindi. Küreselleşen bir dünyada ve ekonomik sistemde, sadece aracılık yapan firmaların geleceğinin olmadığı ve sağlıkta çok büyük ölçüde dışa bağımlı olan Türkiye’de de yüksek teknolojili ürünlerin üretilebileceği iddiasıyla yola çıktıklarını belirten Tanı Medikal Genel Müdürü Mete Elçi, Sağlık Dergisi'ne şu açıklamayı yaptı: “Özellikle ELISA kitlerinde, uluslar arası pazarın gelişim dinamiklerine bakarak, hangi parametrelerin geliştirileceği konusunda stratejik kararlar alıyoruz. Yurt dışında işbirliği yaptığımız firmalar da bizi yönlendiriyor. Firma olarak ELISA testlerinin birçoğunu, araştırma geliştirme döneminden sonra üretebilecek alt yapıya, donanıma ve bilgi birikimine sahip bulunuyoruz. Örneğin Neopterin ELISA kitinin, dünyadaki üçüncü üreticisiyiz. Bugün ABD’de Abbot Laboratuarlarında bizim ürünümüz kullanılıyor. Yeni bir teknoloji ile ürettiğimiz Neopterin ELISA kiti, yurt dışında özellikle kan bankacılığında kullanılan bir parametre. Herhangi bir viral enfeksiyonu çok erken aşamada tespit etme özelliğine sahip. Hangi virüs olduğunu söyleyemiyor ama viral bir enfeksiyon geçirdiğinizi tespit ediyor. Neopterin düzeyi yüksek çıkan kan örnekleri transfüzyona alınmıyor. Böylece viral enfeksiyonların kan nakli yoluyla yayılmasının önüne geçiliyor.”


Gümrük ve Piayasaya Arz Denetimlerinde Yaşanan Sorunlar
Laboratuar ürünleri sektöründe fiyat ve kalitenin çok önemli yeri olduğunu kaydeden Elçi, bu alanda AB standartlarını baz alan düzenlemelerin yapılmış ya da yapılıyor olmasına rağmen, denetim süreçlerinde ciddi aksaklıkların olduğunu da dikkat çekti: “Tüp Bebek ürünleri için Sağlık Bakanlığı 1.1.2010 tarihinden itibaren, piyasaya arzda CE ve UBB kaydı zorunluluğu getirdi. Önceden ithal edilen ürünler kontrol belgesine tabiydi, dolayısıyla ithalat aşamasında bir kontrol vardı. Şimdi piyasaya arzda CE onayı ve UBB kaydı arandığı için, ithalatta kontrol tamamen kalktı. Tüp Bebek işlemleri, paket fiyat uygulamasına tabi olduğu için, özel merkezler açısından bir ürünün UBB kaydının ya da CE’sinin olup olmadığı bir önem taşımıyor. Bu nedenle de CE’si olmayan bir çok ürün rahatlıkla pazara giriyor ve kullanılıyor. Sadece kamu kurumları, alımlarında UBB kaydı istiyor. Dolayısıyla kontrol ya da denetim mekanizmaları oluşturulmadan ya da altyapısı kurulmadan getirilen her yeni düzenleme piayasa ve kullanıcılar açısından kaosa yol açıyor ve daha da önemlisi düzenleme ile amaçlananın tam tersi bir sonuç ortaya çıkıyor: mutlak denetimsizlik” diye konuştu.


“Satış Sonrası Hizmette Başarılıyız”
Laboratuar yelpazeleri içerisinde, tüp bebekte kültür mediumları, genetik, androloji ürünleri ve invitro diagnostik ürünlerinin yer aldığını kaydeden Elçi, şunları söyledi: “Firma olarak alanında profesyonel bir ekip ile çalışıyoruz. Bilimsel Danışmanlarımızın da yardımıyla, satış sonrası hizmetlerimizde bu ekip hızlı bir şekilde çözüm sunuyor.”

18 Mart 2010 Perşembe

15 AYDA ANKARA TIP BAMBAŞKA BİR YÜZE KAVUŞTU

Göreve geldiği günden bu yana borçların ödenmesinde büyük adımlar atan ve başarılı işlere yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, hastaneyi bambaşka bir yüze kavuşturmayı başardı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde göreve geldiği günden bu yana geçen 15 ay içerisinde birçok başarılı çalışmaya imza atan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, geçen bu süreyi Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi. Prof. Dr. Ökten, 29 ayın borcunu ödediklerini ve şu anda 2009 yılının Ocak ve Şubat aylarının borçlarını kapatmaya başladıklarını belirterek yoğun çalışma ve tasarruf tedbirleri sayesinde borç süresini 12 aya düşürdüklerini, hedeflerinin 6 ay olduğunu söyledi. Borçların yanı sıra yeni alımların da gerçekleştiğini kaydeden Prof. Dr. Ökten, 15 ayda 122 Milyon TL ödedikleri bilgisini vererek şöyle konuştu: “Yani borçlarımızı ödemenin yanı sıra yenilikler yapmaya devam ediyoruz. Mesela önümüzdeki günlerde ‘Aferez Ünite’sini tamamen yeniliyoruz. Uzun zamandır bekleyen Türkiye’nin en modern Yanık Ünitelerinden biri olan, merkezimizin eksiklikleri tamamlıyoruz. Çok masraflı bir merkez olduğu için açılması gecikmiş olsa da halkımıza en iyi şekilde hizmet vereceğiz. Devlet Planlama Teşkilatı’ndan alınan teşvik sayesinde, ‘Akraba Dışı Doku Bankası’ inşaatı yapıldı. Bina tamamlanınca hizmete girecek.”

“SGK Kesintileri Belirsizlikten Kurtulmalı”
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan kesintilerin bir an önce belirsizlikten kurtulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Ökten, “Ödemelerle ilgili bir belirsizlik durumu yaşanıyor. SGK’dan yüksek kesinti ile daha önce tahsil edilmiş 20 Milyon TL’ yi, geri ödedik. Mesela, Mart 2009 ‘a kadar SGK’ya 10 bin TL’lik fatura kestiğimizde, fatura inceleninceye kadar, bin TL’si bloke ediliyor. Kalan kısım da 60 gün içerisinde ödeniyor. SGK yetkilileri, faturaları incelendikten sonra, eğer kesinti miktarı yüzde 10’dan daha aşağı ise, kestiği miktar kadar parayı tekrar ödüyor. Kesinti yüzde 10’dan daha fazla ise, alacağınızdan mahsup ediyor. Kurum ile 2007 yılı başından, Eylül 2008 tarihine kadarki mutabakatlarımız sonuçlandı. Bunların hepsinde yüzde 10’dan fazla kesinti olduğu tespit edildi. O döneme ait, 2009’dan önceki döneme ait çok az bir kesinti borcumuz kaldı. Yakın zamanda 2009 öncesi döneme ait SGK kesintisi kalmayacak” dedi.


Tüm Çalışanlar SGK’ya Devredildi
Bir ayda 2 aylık borç ödediklerini vurgulaya Prof. Dr. Ökten şunları kaydetti:” 15 Ocak 2010’dan sonra bütün çalışanlar SGK’ya devredildi. Şu anda bütün memurlar ve 657’ye tabi çalışanları da bu kapsam içerisinde yer alıyor. Bizim çalışanlarımızın da tedavi masrafları artık SGK tarafından ödeniyor. SGK’ya gönderdiğimiz faturaları 60 gün içerisinde tahsil edeceğiz. Böylelikle ne zaman ne kadar para tahsil edeceğimiz ortaya çıkacak.”

“Tomografide Tümörün Yerini Belirleyip, Hastaya Verilecek Işını Veriyor”
İbn-i Sina hastanesinde bir tane dijital mamografi cihazı aldıklarını belirten Prof. Dr. Ökten, “Cebeci hastanesine de bir tane dijital mamografi cihazının ihalesi yapılıyor. Bunların ikisinin maliyeti 1 Milyon TL civarında olacak. Radyoterapi cihazımız çalışmıyordu. Ocak 2009 tarihinden yeniledik ve hizmet vermeye başladı. Günlük 60-70 hastaya, Ankara’daki en iyi radyoterapi cihazlarından biri ile hizmet veriyoruz. Ankara’daki 750 bin TL’ye alınan radyoterapinin planlayıcısı simülatör tek olma özelliği taşıyor. Bu cihaz tomografide tümörün yerini belirleyip, hastaya verilecek ışını sağlam dokulara en az zarar verecek şekilde ayarlıyor. Ayrıca hizmet veren lineer hızlandırıcı radyoterapi cihazımız da var. Hazırladığımız programımıza göre bu yılın sonuna kadar iki tane daha radyoterapi cihazı alacağız” açıklamasında bulundu.


Onkoloji’ye Türkiye’de ilk Olan Cihaz Geliyor
Onkoloji alanında da birçok yeni çalışmalar içerisinde olduklarını kaydeden Prof. Dr. Ökten, şöyle devam etti: “Türkiye’de bir ilk olacak bir cihaz getiriyoruz. İntra Operatif Radyoterapi Cihazı ile, hasta ameliyatta iken, tümör çıkartıldıktan sonra eğer etrafta bir tümör invazyonu varsa, tedavi edilecek. Bunlar daha çok meme, inoperable pankreas ve nüks rektum kanserlerinde kullanılıyor. Şu anda dünyada yaygın kullanım alanı meme koruyucu ameliyatlarında kullanılıyor. Bu cihaz, çıkarılamayan tümörlere veya kalıntılara radyo terapi uygulayarak, ameliyat esnasında nokta atışı yapılarak tedavi ediyor.”

Klostrofobisi Olanlara Özel Kapalı MR
İbn-i Sina Hastanesi’ne hizmet verecek Üç Tesla MR aldıklarını ve normale kıyasla daha geniş olan cihazı kapalı MR’a giremeyen hastalar için aldıklarını kaydeden Prof. Dr. Ökten, açık MR’dan çok daha iyi görüntü verdiğini ve hastaların kapalı MR’da yaşadığı sorunlarla karşılaşmayacaklarına dikkat çekti. Cebeci hastanesine yeni CT cihazı aldıklarını dile getiren Prof. Dr. Ökten, “Ayrıca 16 dedektörlü tomografi cihazı monte ediliyor. Dört tane dijital röntgen makinesi alıyoruz. Bunlardan iki tanesi hizmete girdi. İki tanesi için de henüz alım aşaması sürüyor. 5 adet CR alarak, eski konvansiyonel röntgen makinelerimizi dijitalize ediyoruz. Önümüzdeki günlerde 5 tane de ultrason cihazı, Radyoloji bölümüne C kollu röntgen ve kalp merkezine koroner anjiyo cihazı alacağız” dedi.

Diyaliz Hastaları Evlerinden Alınıyor
Nefroloji kliniğinin tüm diyaliz cihazlarını yenilediklerini dile getiren Prof. Dr. Ökten şunları söyledi: “Hastanemizde tedavi edilmiş ve diyalize devam etmesi gereken hastalarla ilgili de bir taşıma ihalesi yaptık. Diyaliz hastalarını evlerinden alarak hastanemize getiriyoruz. İki yıl öncesine kadar hastalarımıza diyaliz ünitesi yeterli gelmediği için başka yerlerden hizmet alıyorlardı. Şimdi biz bu hastalarımızı hastanemizde diyalize sokuyoruz.”

Gelen Her Hasta Poliklinik Hizmeti Alıyor
1 Ocak 2010 tarihinden itibaren polikliniklerde randevu sistemini kaldırdıklarını açıklayan Prof. Dr. Ökten, bu sayede gelen her hastanın muayene olduğuna dikkat çekti. Daha önce günde 20 hastanın muayene edildiği bazı bölümlerin polikliniklerinde poliklinik sayısını arttırarak günde yaklaşık olarak 250 hastaya kadar muayenenin yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Ökten, hasta sayısının artmasının kaliteyi düşürmediğini vurguladı. Poliklinik hizmetlerinin paket program şeklinde olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Ökten, bu durumdan zarar görmelerine rağmen halka hizmet vermek için, daha fazla sayıda hasta kabul ettiklerini dile getirdi. Özellikle Anadolu’dan gelen hastaların, aylarca sonrasına randevu alabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Ökten, endokrinoloji bölümüne günlük bin hasta müracaat ettiği ve hastalar en yakın zamanın verildiğini söyledi.


Dijital Hastane
Üç bin kullanılıcılı bir sunucu server ve veri tabanı aldıklarını kaydeden Prof. Dr. Ökten, “Yeni bir veri tabanı aldık. Bu da Mart ayı içerisinde hizmete girecek ve artık tam otomasyona geçeceğiz. PACS sisteminin ihalesini Nisan ayında yapacağız ve bu yıl sonunda hizmete girecek. Bu bizim hastanemizdeki hasta hizmetlerinin hızlandırılmasında, faturalandırmada kapasiteyi artıracak” şeklinde konuştu.

“Yeni SUT Zarar Ettiriyor”
Yoğun Bakım, reanimasyon hizmetlerinin SUT uygulamalarında zarar ettirdiğini belirten Prof. Dr. Ökten, “Yeni SUT uygulamasında itirazlarımızı bildirdik. Yeni SUT uygulamalarında bizim gibi fakülte hastanelerinin maliyetlerinin altında ödemeler yapılıyor. Mesela Kardiyolojide poliklinik paketi içerisine alındı, eskiden EKO paket dışındaydı. Biz bu uygulama ile poliklinik hizmetlerinin, hepsinden zarar edeceğiz. Yeni SUT uygulamasında, bazı özel tetkiklerin paket dışına çıkartılmalıdır. Ayrıca SUT uygulamalarında üniversite hastaneleri için ayrı bir çarpanının olması lazım. Yoğun bakım uygulamaları da pakete girdiği için, bazen tahsil ettiğimiz para o hastaya kullandığımız ilaç için harcadığımız parayı bile karşılamıyor. Yoğun bakımdaki hastaların hepsi zarar ettiriyor. Bizim yoğun bakım yatağımız, toplam yatağımızın yüzde 8’i oranında. Bir araştırmaya göre, eğer yoğun bakım yatağı hastanenin genel yatak toplam oranının yüzde 3’ünü geçerse, bu hastane kaynaklarının büyük kısmının yoğun bakıma ayrılması gerektiğini gösteriyor. SUT uygulamalarında mutlaka, yoğun bakım yataklarında tedavi edilen hastalar için bazı tedavi amaçlı kullanılan enstrümanların paket dışına alınması şart” diye konuştu.

Hastanemizi Tam Gün’e Hazırlıyoruz
Hastaneyi Tam Gün uygulamasına hazırladıklarını dile getiren Prof. Dr. Ökten, “Özellikle dönecek cerrah arkadaşlarımızın ameliyathanede sıra sıkıntısı çekmemeleri için ameliyathaneyi çift vardiya çalıştıracağız. Bizim programımıza göre ameliyatlar sabahtan başlayacak, özellikle merkezi ameliyathanelerimizi, saat 4’ten sonra çalışacak şekilde ikinci bir vardiya ile çalıştıracağız. Üç hastanede toplam 52 tane ameliyat salonumuz var. Poliklinik hizmetlerinde de eğer provizyon alabilirsek, bu konuda herhalde bir düzenleme getirilecek. Hastası fazla olan poliklinikleri Cumartesi günleri de açmayı düşünüyoruz. Performans almak isteyen hekimlerimiz buralarda görev yapacaktır. Hastanemizde tam günle ilgili hiçbir sıkıntı olmayacak, gerekli düzenlemeleri yapıyoruz” dedi.

“Özel Odalar Artık Her Şekliyle Özel Oluyor”
Türkiye’nin yatak sayısı açısından en büyük tedavi kurumu oldukları belirten Prof. Dr. Ökten, şöyle devam etti: “Şu anda 2 bin 200’ün üzerinde yatağımız bulunuyor. Akreditasyon için bazı odalardaki yatak sayıları düşürüldü. Eğer yatak ihtiyacımız olursa, genişleyebilecek fiziki imkana sahibiz. Özel odaların hepsinin yataklarını yeniliyoruz. Mart ayı içerisinde, televizyonu, buzdolabı, refakatçi kanepesi ve telefonu olmayan özel oda kalmayacak. Maliye Bakanlığının talimatları doğrultusunda otelcilik hizmetleri için 25, 50 ve 75 lira alıyoruz. Özel Odalar Artık Her Şekliyle Özel Oluyor.”

“Özel Muayenelerden Fark Kalktı, İşimiz Zorlaştı”
Dönerleri tavandan vermeye başladıklarını dile getiren Prof. Dr. Ökten, “Bizde fazladan istihdam edilen personel vardı. Ama ciromuzu artırarak personel maliyetini düşürdük. İşten çıkarma yerine daha fazla ciroyu hedefledik. Eskiden yüzde 70’lere varan personel maliyeti bugün itibarıyla çok düştü ve yüzde 30’un üzerinde bir ciro artışı sağladık. Eylül ayında sanal performans sistemine geçeceğiz. Yani her bölüm, performans uygulamasına başlanıldığı zaman ne kadar döner sermaye alabilecek veya alamayacak, onun hesabını kendilerine bildireceğiz. Bu şekilde, kliniklerimiz daha verimli nasıl çalışır, onun hesabını yapacağız. Tam gün yasası ile birlikte bizim ciromuz artacak. En önemli gelir kalemimiz olan, özel muayeneden döner sermayeye olan gelirlerimiz ortadan kalkıyor. Bunu da ciroyu artırarak karşılamamız gerekiyor. Özel muayenelerden artık ücret alınmayacak. 2009 yılında bizim döner sermayemiz, özel muayenelerden 11 milyondan fazla bir gelir elde etti. Bu yıl üniversitelerden alınan hazine kesintisi yüzde 5’ten, yüzde 3’e düştü. 2011 yılında da yüzde 1’e düşecek ama oradaki kesinti miktarı bizim kaybımızı tam olarak karşılamıyor, o nedenle bir sıkıntımız olacak. Mesai sonrası ve Cumartesi hizmetleri ile ciromuzun daha da artacağını tahmin ediyoruz. Tam gün ile çalışanlarımızın mağdur olmayacağını tahmin ediyoruz” dedi.