8 Aralık 2009 Salı

DİABETES MELLİTUS GENETİK ÇALIŞMALARI UMUT VERİCİ

7. Ankara Diabetes Mellitus Günleri’nde diyabet tedavisinde kök hücre üzerine çalışmaları konuşan Prof. Dr. Osman İlhan, “Yakın bir gelecekte insülin yapan Beta hücresi korunabilecek, bozulması engellenecek” dedi.

14 Kasım Dünya Diyabet Günü sebebiyle Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası'nda düzenlenen 7. Ankara Diabetes Mellitus Günleri toplantısında, geçmişten günümüze diyabet tedavisi üzerine bilgi verildi.
“Diyabet Tedavisinde Kök Hücre Çalışmaları” konulu bir konferans veren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Osman İlhan, pankreasta insülin yapan Beta hücresinin yeniden üretilmesine yönelik kök hücre çalışmalarının umut verdiğini belirtti. Beta hücresinin harabiyeti sonucu oluşan diyabet hastalığının tedavisi için ya Beta hücresinin yeniden yapılması ya da korunması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. İlhan, “Beta hücresinin yapılması için, ya embriyonik kök hücreye ya da embriyonik kök hücreye benzer, normal bir hücre çekirdeğine 4 protein konularak kök hücreye dönüştürülen IPS hücresine ihtiyaç var. Kansere dönüşme riskinden dolayı embriyonik kök hücre kullanılmasına sıcak bakılmıyor. Bu nedenle kanserleşme olasılığı bulunmayan IPS hücresi Beta hücresi haline getirilmeye çalışılıyor. Bu şu anda laboratuvarda yapılabiliyor. 200 gün yaşayabilen Beta hücresi üretildi. Araştırmalar, bu Beta hücresinden insülin elde edilebilmesine yönelik olarak devam ediyor. Bunun çok kısa zamanda başarılacağı tahmin ediliyor'' şeklinde konuştu.


Kök Hücre Çalışmaları Umut Verici
Şeker hastalığının tedavisinde Beta hücresinin korunmasına yönelik olarak da, kemik iliğinde bulunan, çok çabuk elde edilip çoğalabilen mezankimal kök hücre’nin kullanılması yolunda önemli çalışmaların sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. İlhan, “Bu yöntemle bağışıklık sistemi kontrol edilip insülin yapan Beta hücresi korunabilecek, bozulması engellenecek” dedi. Prof. Dr. İlhan, şeker hastalığının kök hücreyle tedavisine yönelik çalışmaların henüz araştırma safhasında olduğunu, ama bunun yakın bir gelecekte uygulamaya geçeceği umudu taşıdıklarını söyledi

“Her 10 Saniyede Bir Kişi Diyabet Komplikasyonları Nedeniyle Ölüyor”
Her yıl 4 milyon ölümün diyabetle ilgili olduğunu ve diyabetin dünyadaki ilk 5 ölüm sebebinden biri olduğunu belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Başkal, yaptığı açılış konuşmasında dünyada her 10 saniyede bir insanın diyabetin komplikasyonları nedeniyle öldüğünü dile getirdi.


14 Kasım İnsülini Bulan Dr. Bantıng’in Doğum Günü
1921 yılında insülini keşfederek milyonlarca diyabet hastasının yaşamında bir dönüm noktası oluşturan Dr. Frederick Banting’in doğum günü olan 14 Kasım’ın, Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 1991 yılından beri Dünya Diyabet Günü olarak kabul edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Başkal, 20 Aralık 2006’da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da bu önemli halk sağlığı sorununun 14 Kasım 2007 itibariyle Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmasının kabul edildiğini söyledi.
Diyabetin hızla arttığını, bunun önüne geçmek için bir eylem planına ihtiyaç olduğunu kaydeden Prof. Dr. Başkal’ın, “Özellikle tip-2 diyabet çok büyük artış gösteriyor. Adeta pandemi haline geldi. Bu konuda toplumun bilinçlendirilmesi lazım. Diyabeti olmayanlar hastalığa karşı mutlaka uyarılmalı” diye konuştu.

4 Aralık 2009 Cuma

YAŞLANMAK DEĞİL YAŞ ALMAK!

Geriatri Fizyoterapistleri Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Katılımlı II. Geriatrik Fizyoterapi Kongresi, Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi Salonlarında yapıldı.

Geriatri Fizyoterapistleri Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Katılımlı II. Geriatrik Fizyoterapi Kongresi 11-13 Kasım 2009 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi Salonlarında yapıldı. Kongre, Uluslararası Yaşlılarla Çalışan Fizyoterapistler Derneği, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü, Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Ünitesi, Akademik Geriatri Derneği ve Yaşlılık Platformu tarafından desteklendi. Multidisipliner bakış açısıyla yaşlıya bakım ve tedavi üzerinde durulan kongrede, “Sağlıklı ve Kaliteli Yaşlanma”nın başarılması için gereken bilimsel yaklaşımlar üzerinde duruldu. Yaşlanan Kemik, Yaşlanan Beyin, Yaşlanan Kalp, Aktif Yaşlanma ve Egzersiz, Sosyal Politikalar, Kurumsal Bakım Hizmetleri, Güncel Tedavi Yaklaşımları, Kanıta Dayalı Uygulamalar konularını içeren kongre yoğun ilgi gördü.
Açılışını 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in yaptığı toplantıya Uluslararası Yaşlılarla Çalışan Fizyoterapistler Derneği ve Kongrenin Onursal Başkanı Olwen Finlay ve Dönem Başkanı Prof. Dr. Filiz Can’da katıldı. Yaşlanmak kelimesinin yaşlılıkta yanlış kullanıldığına dikkat çeken Uluslararası Katılımlı II. Geriatrik Fizyoterapi Kongre Başkanı Prof. Dr. Nuray Kırdı, “Doğumla birlikte yaşlanma başlıyor. Yaşlı denildiğinde hemen akla hasta kelimesi geliyor. Yaşlı yerine ‘yaş almış kişi’ demek daha doğru olacaktır. Büyüklerimizin tecrübelerinden faydalanarak kalan yıllarını sağlıklı ve kaliteli bir şekilde geçirmelerini sağlamak, dolayısıyla yaş almalarına yardımcı olmak önemlidir”. Kongrede yaşlılık dönemindeki “Evde Bakım Hizmetleri” ve “Kurumsal Bakım Hizmetleri” temel konuları üzerinde duruldu. Yaşlıların fiziksel aktivite düzeyleri ve yaşam kalitelerini artırma temel ilkesi kapsamında yaşlıya bakışın; geriatrist, fizyoterapist, hemşire, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, iş uğraşı terapisti ve ilgili diğer disiplinlerin işbirliği içerisinde multidisipliner yaklaşımla olması gerektiği önemle vurgulandı” dedi.

‘Geriatrik Bakım ve Rehabilitasyonda Neredeyiz’
Dünya Fizyoterapistler Birliği’nin 6 alt grubu olduğunu ve bunlardan birisinin de “Yaşlılarla Çalışan Fizyoterapistler Derneği” olduğunu belirten Prof. Dr. Kırdı, çalışmalar sırasında yurt dışı ile paralel araştırmalar yapıldığını, ancak gelişmekte olan ülkeler statüsünde olan ülkemizin sosyal politikaların hayata geçirilmesinde zaman zaman yetersizlikler yaşandığına değindi. Prof. Dr. Kırdı, “Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Yaşlı Hizmetleri Daire Başkanı Abdurrahman Çohaz konuşmasında, yeni huzur evlerinin donanımını geliştirdiklerini, huzur evlerinin yaşanabilir hale geldiğini, bir yaşlının tekerlekli sandalye ile geçebilmesi ya da manevra yapabilmesi için kapı genişliğinin önemli olduğunu ve günümüzde huzurevlerinin hepsinde gerekli düzenlemelerin yapılacağı üzerinde duruldu. ‘Geriatrik Bakım ve Rehabilitasyonda Neredeyiz’ panelinde Özürlüler İdaresi, Sağlık Bakanlığı, SHÇEK, Üniversiteler, Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları ve Yaşlılık Platformu adına mevcut durum ve hedefler tartışıldı. Yurt dışından 20 davetli konuşmacı olmak üzere toplam 80 konuşmacı katıldı. Bilimsel oturumlarda Ortopedi, Nöroloji, Geriatri ve Gerontoloji, Sağlıklı Yaşlanma, Kardiyak Rehabilitasyon, Pulmoner Rehabilitasyon ve Uygun Egzersiz Programları üzerinde duruldu” şeklinde konuştu.

“Kanıta Dayalı Uygulamaların Önemi Büyük”
Kongrede farklı disiplinlerden birçok uzman katılımcının yanı sıra, huzurevlerinden, politika üretecek kurumlardan 200 katılımcı ve bu alana hizmet veren 12 firmanın yer aldığını ileten Prof. Dr. Kırdı, yaşlanmamanın değil, sağlıklı yaşlanmanın hedeflenmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Kırdı toplantı ile ilgili şöyle konuştu: “‘Geriatrik Rehabilitasyonda Kanıta Dayalı Uygulamalar’ başlıklı konuşmasında Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kezban Bayramlar’ın da söylediği gibi, yaşlılara yönelik verilen egzersizlerin özelliği ne olmalıdır? Nelere dikkat edilmelidir, bu konuda yapılmış kanıta dayalı araştırmaların sonuçları nelerdir? Bunların gözden geçirilmesi gerekir. Egzersiz tüm yaş gruplarında olduğu gibi yaşlılar içinde rehabilitasyon programının en önemli parçasıdır. Bu konuyla ilgili kanıt değeri yüksek çalışmalar bulunmaktadır. Çalışmalarımızı kanıta dayalı bir şekilde yürütüyoruz. Ülkemizde her çalışmadan olumlu sonuç çıkmalı gibi yanlış bir kanı var. Oysa istatistiksel verilerin sonucu çalışma olumsuz da sonuçlansa çok önemli ve değerlidir.”

Hastaneye Yatarken 3 İlaç, Taburcu olurken 6 İlaç
Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Ünitesi’nde yapılan bir araştırma sonucunu anlatan Prof. Dr. Kırdı, yaşlıların kullandığı ilaçların hastaneye yatan yaşlılarda ortalama günlük ilaç alımının 3 iken, hastanın taburcu olurken bu sayının 6’ya çıktığını söyledi. Prof. Dr. Kırdı, bunun nedenin de, yaşlının tüm hastalıklarına yönelik tedavi uygulamasının multidisipliner olarak yapılmasından kaynaklandığını Uz. Dr. Meltem Halil tarafından da ifade edildiğini kaydetti.

25 Kasım 2009 Çarşamba

MECLİS'İN GÜNDEMİ

Meclisin açılmasıyla sağlık ile ilgili konular gündemdeki yerini aldı. TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’ün sorularını makamında yanıtladı.

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu nedir? Görevleri nelerdir?

Hem sağlık hem de çalışma hayatını ilgilendiren tüm sendikal çalışmalarla, sosyal hayatları ilgilendiren ve aile kurumu ile ilgili yasal faaliyetleri hazırlayan kurumdur.

Tam gün yasa tasarısındaki son yenilikler hakkında bilgi verir misiniz?

Mecliste yakın bir zamanda gündeme gelecek olan Tam Gün Yasası; kamuda çalışan hekimlerin sadece kamuda çalışmaları, özel sektörde çalışan hekimlerin sadece özel sektörde çalışmasını sağlıyor. Böylece hem devlet hastanesinde hem de özel hastanede çalışma şekli ortadan kalkacak. Hekimlerin verimliliğini ve özellikle eğitimcilerin eğitim ve araştırma faaliyetlerini önemli ölçüde aksattığı için yeni düzenlemede bu sorun ortadan kaldırılacak. Eskiden kamu hastanesinde çalışan hekim diğer bir kamu hastanesine ancak belirli şartlarda ve belli bir süre için geçici görevle gidebiliyordu. Yeni düzenlemede kamuda çalışan hekimler farklı kamu hastanesine giderek hizmet verebileceği gibi, üniversitedeki hocalarımızda devlet hastanesine vaka başı veya günü birlik gidip orada yapacağı hizmetin karşılığını döner sermaye olarak alabilecek. İhtiyaç olan hastanelerde hizmet verilmesiyle hizmette verimlilik artacak.

Hem Tıp Fakültesi Hem Devlet Hastanesi
Yeni bir afiliasyon sistemi ile nüfus olarak küçük bir ildeki devlet hastanesinde kurulan tıp fakültesinin de hastaneye ihtiyacı olduğunda, ikinci hastane yapılacağına iki kurum bir hastaneyi ortak kullanabilir hale getirilecek. Devlet hastanesini hem Sağlık Bakanlığı hem de tıp fakültesi beraber kullanacaklar. Döner sermaye, görev ve özlük hakları bakımından sorun çıkmaması için yeni kurulacak tıp fakülteleri içinde düzenlemeler yapılarak sorun çözülecek.

Eğitim ve Araştırma Yapanlara Tam Gün ile Ödeme Geliyor
Hekimlere Tam Gün Yasası ile ameliyat ve muayene, döner sermaye ödenmesinin dışında, eğitim hastanelerindeki ücretlendirme şeklinde de değişiklikler yapıldı. Eğitim ve araştırma için de döner sermayeden ödeme yapılacak. Bu sistem sayesinde hocaların araştırmaya zamanı kalmama durumu ortadan kaldırılıyor. Ayrıca üniversite hastanelerinde hocalara özel muayene ücreti yatırılarak yapılacak tetkiki daha erken saatlere alabiliyor. Bu defa vatandaş ‘paran varsa hizmet var, paran yoksa hastam ölsün mü’ anlayışı içine giriyor. Sağlıkta bu kadar yenilik yapılırken bu durumun oluşması hizmetleri gölgeleyen bir unsur oluyor. Bu yasal prosedür olsa da yeniden düzenlenerek, para verenlerin hizmet alabileceği, sağlığa ulaşabileceği bir sistem bugün ki çağdaş normlara uymamaktadır. Özellikle kamu hastaneleri açısından, özeller konusunda herkes özgürdür. Yeni düzenlemede öğretim görevlisine para yatırılarak hizmet satın alması durumu kaldırılıyor. Mesaisinin önemli kısmını hasta muayene etmekle geçirmiş olan hocalarımız, eğitim ve araştırma yapmaya zaman ayırabilecekler. Eğitim ve araştırma hizmetlerinin böylece üst düzeye çıkacağını düşünüyoruz.


Genel Sağlık sigortası (GSS)’nin yeni uygulaması ile birlikte yeşil kartlılardan bile ücret alınma durumu söz konusu olması bu durumun çok fazla tepki almasına neden oluyor. Bu konu hakkında bilgi verir misiniz?

GSS ile getirilen sistemle amaçlanan hedef, gerçek hastaların hizmet alması. Sağlık sistemindeki dönüşümü görürseniz, her hastaya nitelikli bir oda yapmak isteyen bir devlet, acil hastalara helikopter ambulans ile taşınması için hizmet sunuluyor ki yakında jetler gelecek. Bu devlet 2 TL’ye ihtiyacı olduğu için değil, bu hastane ve sağlık ocaklarına lüzumsuz müracaat ve ilaç yazdırmanın önüne geçilmesinin argümanı olarak getirildi.

Hekimlere, Mecburi Mali Sigorta
Mecburi Mali Sigorta uygulaması getiriliyor. Malpraktis sonucunda, istemeden yapılan yanlışlar karşısında, hekimlere yönelik sigortalama sistemi hazırlanıyor. Daha önce de çıkarılan bu kanuna çok fazla tepki geldiği için iptal edilmişti. Ama şimdi tepki gösterenler bu sigortayı istiyorlar. Hekim ve kurum ortak şekilde sigortayı gerçekleştirilecek. Vatandaş, yanlış uygulama karşısında hak talebinde bulunduğunda, bunun karşılanmasını sağlayacak. Yeni düzenleme ile doktorun da hastanın da mağduriyeti ortadan kaldırıldı.

Askeri Hekimler de Tam Gün’e Dahil
Askeri hekimler uzun süre mecburi hizmet yapmakla beraber geneli çok düşük ücret alıyor. Bu hekimlerin de, bu yasa doğrultusunda ücretlerinde artış sağlandı. Sağlık Bakanlığı mensubu hekimlerin de özlük haklarında düzenlemeler yapıldı. Özellikle emeklilikle ilgili sorunlar yaşanıyordu. Hekimlerin verimli hizmet sunumu karşılığında aldığı maaşı, emekli olunca alamayarak yaşadığı sorun yeni düzenleme ile ortadan kaldırılacak. Bundan sonra emekli olacak hekimlerin maaşlarını peyder pey arttıracak bir sistem getirildi.

Kamu Hastane Birlikleri ile ilgili son gelişmeleri anlatabilir misiniz?
Kamudaki tüm hastanelerin ilk etapta yönetimlerini bir başlık altında toplayarak, tek bir elden yönetildiği sistemdir. Yeni yönetim, tek elden tüm ihtiyaçları, satın almayı ve gerekli olan hekimleri görevlendirmeyi sağlayabilecek. Elemanların yerlerini değiştirerek, özerk bir yönetim anlayışı ile hizmet yarışı içinde yer alacak. Böylece hizmet kalitesi artarken masraflar da azalacak. Tek elden yapılacak olan harcamalar alım maliyetlerini oldukça düşürecek. 16 kez ihale yapılacağına tüm ihaleler birden yapılacak. Bu sistem daha kolay ve hızlı şekilde ödeme yapılmasını sağlayacak. Sağlık Bakanlığı hastaneleri A,B,C ve D şeklinde kategorize edildi. Hasta memnuniyetinden yatak kapasitesine kadar hesaplamalar yapılarak, belli araklıklarla denetlenerek, ödeme sıkıntısı yaşanmayacak. Firmalarla direkt yapılacak görüşme ile yaşanan ödeme sıkıntısı ortadan kaldırılacak. Hastanelerin yönetimi sınıflandırmada etkili olacak ve böylece yönetimin değişiminde etkili hale getirilecek.

Hastanelerin sınıflandırılmasının hastaların da sınıflandırıldığı anlamına gelmediğini özellikle vurgulamak isterim. Hastane ve hekimi seçme hakkı devam edecek. Hastaneler kıyaslanacak, hekimler ve hastalar değil!

Domuz gribi ile ilgili olarak yapılan çalışmaları nasıl buluyorsunuz?
Sağlık Bakanlığı gereken tedbirleri aldı. Aşı ithalatını Bakanlığımız programladı, öncelikle kalabalık ortama ve değişik ülkelerden insanların bir araya geleceği düşüncesiyle hacca gideceklere öncelikli olarak uygulanması düşünülüyor. Hacca gidenlerin burada kendilerine bulaşacak domuz gribi virüsünün, hacıların ülkemize döndüklerinde tüm illerde birden ortaya çıkması beklenebilir. Bu açıdan hacılar Grip aşısı yapılacak öncelikli guruba girmektedir aşı temin edilir edilmez yapılacaktır.

Organ Nakli ile ilgili yeni uygulamaları değerlendirebilir misiniz?
Ülkemizde organ nakli bir 4. dereceye kadar yakın akrabadan ikinci Side akraba dışı kişilerden olmak üzere yapılmaktadır. Bu uygulamalar her hastanede oluşturulmuş olan etik kurullarca ( her kurul biri psikiyatrist olmak üzere üç hekimden oluşturulmaktadır) değerlendirilip Nakil gerçekleştiriliyordu. Fakat organ naklinin ticari boyut kazanıyor olması Sağlı bakanlığını harekete geçirip bir dizi olası tedbir almak zorunda bırakmıştır Aksi halde organ nakli çok yanlış işlere neden olabilirdi. Ülkemizde organ nakline olan duyarlılığın devam etmesini sağlamak adına çalışmalar devam ediyor. Ülkemizde organ nakli teklif edilen kişilerin yarısı bunu kabul ediyor ki, bu oran dünya standartlarında ileri ülkelerin seviyesidir.

24 Kasım 2009 Salı

MAKEDONYA İLE SAĞLIK GÖRÜŞMELERİ


Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ile sağlık alanında yapılan anlaşma ile ilgili bilgi vermek için basın toplantısı düzenledi.

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ve beraberindeki Bakanlık Toplantı Salonunda kabul etti. Her alanda iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi gittiğini kaydeden Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, sağlığın Türkiye ile Makedonya arasında birinci derecede önemli bir iş birliği alanı olmasından da memnuniyet duyduğunu ifade etti.
2007 yılında Bakan Akdağ’ın Makedonya ziyaretinde imzalanan anlaşma ile Makedonya sağlık reformlarına destek olmak için birlikte işbirliği yürütüleceğini belirtti. Özellikle sağlık personeline, performansa dayalı ödemeler yapma konusundaki ortak çalışmalar ve diğer alanlar için yetkililerin gittiğini söyleyen Bakan Akdağ, “Sağlık anlaşmasına dayanarak tıpkı performans anlaşmasında olduğu gibi diğer birçok alanda çalışacağımız bir stratejik iş birliği ve bunlara ait protokollerin eylem planlarını yapma kararı aldık. Çalışma ekipleri 6 ayda bir, bir araya gelecekler.” dedi.


“Ülkeler Arası Örnek Model”
Toplantıda çok önemli bir hususu ortaya koyduklarını ifade eden Bakan Akdağ, “Türkiye’de geliştirdiğimiz uyguladığımız performansa bağlı ödeme sisteminin Makedonya’ya, Makedonya’nın şartlarına uygun bir şekilde uygulanması için, ortak bir model oluşurmuş bulunuyoruz. Uluslararası sağlık sistemini geliştiren bir alanda ortak bir çalışma ki dünyada benzer çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bir adım daha atıyoruz, Dünya Sağlık Örgütü, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesini ülkelerin vatandaşları açısında çok önemli görüyor, biz sağlık sitemlerinin güçlendirilmesi konusunda ülkeler arası çalışmalara da örnek oluşturuyoruz. Makedonya ve Türkiye arasında örnek ve yeni bir model oluşturuyoruz.” şeklinde konuştu.

20 Milyon Doza Yakın Aşı
Bakan Akdağ, bir gazetecinin, ''2010 domuz gribi yılı olacak, kitlesel ölümler olacak şeklinde açıklamanız oldu. Türkiye'de ne gibi tedbirler alındı?'' sorusuna, “Domuz gribi salgınını dünyada en az hasarla atlatacak ülkelerden birisi Türkiye olacaktır. Çünkü çok ciddi tedbirler aldık. Bu tedbirleri geliştirerek yolumuza devam ediyoruz. 3 ayrı firmadan aşı alıyoruz. Bu firmalardan biriyle anlaşmamız bitti. 25 milyon doz aşıyla ilgili sözleşmemizi bitirdik, tamamladık. İlk dozları bu ayın sonuna kadar almış olacağız. Bunu da ilk defa açıklıyorum. Aşağı yukarı 18 milyon doz aşıyla ilgili olarak da anlaşmamızı bu ay içinde bitirebileceğimizi düşünüyoruz. Önümüzdeki 6 ay içerisinde bu aşılar Türkiye'ye gelecek. Aşağı yukarı 20 milyon doza yakın, 17-18 milyon doz aşının yıl tamamlanmadan elimizde olacağını ümit ediyoruz. Anlaşmaları bu şekilde yaptık'' dedi.


Performans Sistemi
Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ise şöyle konuştu: “Yeni sağlık sistemi vatandaşlara uygun şekilde sunulacak. Yeni hizmet sistemimizin merkezinde hasta olacaktır. Bu sistem için reformlar geliştirilmektedir. Sağlık personelinin ödemesi performans sistemi şekline geçmiştir. Bu modeli Türkiye’den örnek alarak, ülkemize uygulayacağız.”

23 Kasım 2009 Pazartesi

“KAMPUS PROJESİNİN PROVASINI YAPMAYA TALİBİZ”

Üç ay gibi kısa bir süre içerisinde 6 proje hazırlayan Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Zengin, yapacakları yeniliklerle kampus projesinin provasını hastanelerinde yapmaya talip olduklarını söyledi.

Tüm branşlarda üst düzey hizmet vermek hedefiyle hareket ettiklerini belirten Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Zengin, “Kampus projesi kesinleşti ve gerçekleştirilecek. Tüm yatırımlarımızı bu 5 yıllık proje kapsamında yapıyoruz. Önümüzdeki 5 yılda hastanemizde nitelikli sağlık hizmeti vermek hedefindeyiz. Kampus projesinin provasını yapmaya talibiz. İdari olarak da verilen hizmet olarak da örnek hizmet vereceğiz” şeklinde konuştu.
Yoğun bakım alanında bütün hazırlıkların tamamlandığını, 35 yataklı yoğun bakım servisinin hizmete açıldığını belirten Doç. Dr. Zengin, şirket elemanlarıyla beraber toplam personel sayısının 3 bin 500 olduğunu ancak bu sayıya rağmen hemşire açıklarının olduğunu söyledi. Altıyüz asistana eğitim verdiklerini kaydeden Doç. Dr. Zengin, günlük 5 bin poliklinik yapıldığını ve bin 140 yatağın çoğunluğunun nitelikli oda olma özelliği taşıdığını iletti.


Yeni Yara ve Yanık Bakım Merkezi Kuruluyor
Ülkemizde çok ihtiyaç duyulan kronik yara ve yanık bakım merkezinin hastaneleri bünyesinde olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Zengin, Akyurt’ta bulunan 7 bin metre karelik ek hizmet binasının bu birim için tahsis edileceğini kaydetti. Doç. Dr. Zengin, “Yoğun bakımı ve 9 nitelikli yatak kapasitesine sahip, erken ve geç dönem müdahalesini yapıyoruz. Bu merkezi tüm Türkiye’ye hizmet verebilecek kronik yara ve yanık merkezi haline getirmek istiyoruz. Merkeze, hiperbarik oksijen sisteminin katılmasıyla daha uygun hale gelecek” dedi.

“Borçların Ödenmesi İçin Ekip Oluşturuldu”
Referans hastane oldukları için zor hastalıkların tedavisinin hastanelerinde yapıldığının altını çizen Doç. Dr. Zengin, “En iyi hizmeti vermek zor bir iş. Borcu olan bir hastaneyiz. Ancak amaçlarımızdan sapmadan borcumuzu makul seviyelere indirmek hedefindeyiz. Bazı önlemler almaya başladık. Otomasyonu verimli kullanarak, daha fazla sağlık hizmeti sunarak giderleri azaltarak daha dikkatli yol almaya çalışıyoruz. Tasarruf adına bir ekip oluşturuldu. Otomasyon sistemini daha verimli kullanmak adına ve gelir artışı için toplantılar düzenliyoruz” şeklinde konuştu.


Altı Proje Hemen Hayata Geçirilecek
3 aydır başhekimlik görevini yürüten Doç. Dr. Zengin, bu süre içerisinde 6 proje hazırladıklarını belirtti. Doç. Dr. Zengin projelerle ilgili olarak Sağlık Dergisi’ne şöyle konuştu: “Bunlar acil ihtiyaç duyulanlar ivedilikle yapılması gerekenler. Proje içerisinde eğitim salonlarının yenilenmesi, bekleme yerlerinin yeniden yapılandırılması ve polikliniğin reorganize edilmesi yer alıyor. Poliklinikte, hastalara daha konforlu hizmet sunmak hedefindeyiz. Sağlık Bakanlığı’nın kriterlerini taşıyan, poliklinik oda prototipi geliştirildi. Hasta mahremiyetini esas alarak, sekretaryanın ayrıldığı bir şekilde hazırlanacak. Bilgi işlem elemanları toplu halde bulunmasından öte, her hasta muayene odasına birer tane olmak üzere yerleştirilecek. Yeni bir numaralandırma sistemini de buna dahil edeceğiz. Hastanın polikliniğe gelmesinden itibaren kontrol amacıyla mı, ilk kez mi geliyor bunları gruplandıran bir numaralandırma sistemini de poliklinik projesine monte edeceğiz. Ayrıca internet ortamından randevu alınabilmesi için bir sistem geliştireceğiz. Birbirini tamamlayan projeler kapsamında, hastanın nitelikli muayene edilmesini sağlayacak bir sistem oluşturulacak.”

“Replantasyon Ekibi Oluşturulacak”
Türkiye’deki en büyük açıklıklar arasında replantasyon hizmetinin nitelikli uzmanlar tarafından verilebildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zengin, “Replantasyon hizmetini sunmak için uzman kadromuza el cerrahisinde Doç. Dr. Metin Akıncı’yı bu anlamda hastanemiz bünyesine kattık. Oluşturulan ekip, görev gereği acil replantasyonda görev alacak. Yerine göre de bu ekip, başka hastanelerde de hizmet verebilecek hale gelecek” diye konuştu.

22 Kasım 2009 Pazar

ORTOPEDİ GÜNLERİNDE REVİZYON TARTIŞILDI

Bu yıl ikincisi düzenlenen Ankara Tıp Ortopedi Günleri-2009, yeniliklerle bu yıl da katılımcıları bilgilendirdi.

Ankara Tıp Ortopedi Günleri-2009’ 1-3 Ekim tarihleri arasında Sheraton Hotel’de ikincisi gerçekleştirildi. 180 ortopedist ve 103 hemşirenin katıldığı toplantıda naklen yayın yapılan “Nasıl Yapıyoruz” bölümleri büyük ilgi gördü. Açılış konuşmasını yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Derya Dinçer, Avni Duraman Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji branşının kurucusu olduğuna dikkat çekti. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Erdemli ise konuşmasında interaktif yapılan bu toplantıda günlük yapılan operasyonlarda karşılaşılan sorunlarda neler yapıldığını göstermek amacıyla düzenlendiğini belirtti.


“Katılımcılar Kendilerini Ameliyathanede Gibi Hissetti”
Yoğun ilgi gören toplantı hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Prof. Dr. Erdemli şöyle konuştu: “Sıklıkla karşılaşılan sorunlarda neler yapılacağı üzerinde duruldu. Tamamen interaktif bir toplantı, canlı ameliyatlar yapıldı, katılımcılar kendilerini ameliyathanede gibi hissetti. Ameliyatlar revizyon diz protezi, primer çimentosuz total kalça protezi, gelişimsel kalça çıkışı cerrahisi, otolog kondrosit implantasyonu, bening tümör cerrahisi, omurga cerrahisi ve radius alt uç korrektif osteotomi konuları işlendi. Sabah yapılan ameliyatların öğleden sonra teorik olarak anlatıldı.”


“Ameliyatlar İnternetten İzlenebilecek”
Bu yıl ki yapılan toplantının farklı bir özelliği olduğunu belirten Prof. Dr. Erdemli, “Canlı ameliyatlar internet ortamında deneme amacıyla canlı olarak yayınlandı. Gelecek yıl internetten belirlenecek adresten toplantıya ait tüm oturumlar izlenebilecek. Bu yıl artroplastide revizyon cerrahisine ağırlık verildi. Venöz trombo embolide proflaksi açısından yenilikler tartışıldı. Tümör vakalarında ekstremite koruyucu cerrahi video destekli tartışıldı. Travmada katılımcılar sadece video üzerinden asetabulum kırıklarında kullanılan cerrahi yaklaşımlarını, ameliyatta kullanılan anestezi yöntemlerini ve ağrıyla mücadele konusunda yeniliklerini dinleme fırsatı yakaladılar.” dedi.



“Hemşirelerden Yoğun İlgi”
Ankara başta olmak üzere birçok ilden katılan Ortopedi Ameliyathane Hemşireliği toplantısının da çok ilgi gördüğünü kaydeden Prof. Dr. Erdemli, “Bu yıl ilk kez düzenlenmesine rağmen ilgi çok güzel ve geri bildirimlerde özellikle canlı ameliyatların çok faydalı olduğu söyleniyor. Toplantıda workshoplar ve 2 canlı ameliyat yapıldı. Hemşirelere ameliyat sırasında hekime nasıl yardımcı olacağı, sterilizasyonda yapılması gerekenler üzerinde duruldu. Ameliyatın seyri sırasında cerrahın istediği aletlerin nasıl kullanılacağı, ameliyatın işleyişi yönünden bilgi verildi.” şeklinde konuştu.

19 Kasım 2009 Perşembe

AZ GÖREN ENGELLİLER REHABİLİTASYON MERKEZİ


Az görenlerin rehabilitasyonu ile hedeflenen her mesafe için yararlı görme düzeyine ulaşmanın mümkün olduğunu kaydeden A.Ü. Az Görenler Birimi Sorumlusu Prof. Dr. İdil: ''Gözlüklerin üstüne monte edilmiş küçük teleskoplu gözlükler ile kişinin yüzde 10'luk görme kapasitesi yüzde 90'ın üstüne çıkabiliyor” dedi.

Türkiye’de üniversite bünyesinde ilk az gören engellilere yönelik rehabilitasyon uygulamaları, Ankara Üniversitesi (AÜ) Halk Sağlığı Anabilim Dalı Görme Engelliler Rehabilitasyon ve Araştırma Birimi'nde yer alıyor.
‘Az Görme Rehabilitasyon Programları’ ile az görenlerin görme kapasiteleri ve yaşam kalitelerini yükseltilebiliyor. A.Ü. Halk Sağlığı Anabilim Dalı bünyesinde hizmet veren Az Görenler Merkezinde, çok az görme kapasitesine sahip engellilerin yaşam kalitesini artırmak, kendi kendilerine yetebilmelerini sağlamak amacıyla çeşitli eğitimler ve teknikler uygulanıyor. Az Görenler Rehabilitasyon Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Aysun İdil, Sağlık Dergisi’ ne açıklamalarda bulundu. Türkiye'de az görme ve körlük ile ilgili ulusal bir kayıt sisteminin olmadığını ancak hesaplamalara göre her bin kişiden 5'inin yüzde 5'in altında görme yeteneği (kör) olduğunu ve bin kişiden 20'sinin ise az görebildiğini belirtti.


“Türkiye'deki Tek Merkez”
Az görenlerin rehabilitasyonunda gerçek yaşam alanlarının yapılandırıldığı bir ‘az görme evi’ kurulacağını kaydeden Prof. Dr. İdil, “Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten’in destekleri ile ülkemizde ilk kez gerçekleştirilecek ‘Az Görme Evi’nde az gören hastaların eğitim programları gerçek yaşam alanlarında yürütülecek. Ayrıca ‘Az Görme Evi’ az görenlerin ev, okul ve işyeri gibi yaşam alanlarının düzenlenmesinde hasta ve yakınları için rehber olacak” dedi.

Göz Hekimleri Bu Programa Katılabilir
Türkiye'nin göz hastalıklarının tedavisinde çok iyi bir noktada bulunduğunu, ancak rehabilitasyon açısından eksikler olduğunu belirten Prof. Dr. İdil, ''AÜ bünyesinde hizmet veren Az Görenler Rehabilitasyon Birimi, üniversite bünyesinde Türkiye'de kurulmuş ilk ve tek merkezdir. Ayrıca bu merkez sayısını artırmak amacı ile göz hekimlerine yönelik bir yüksek lisans programı yapmaktayız. Uzman hekimler yüksek lisans kapsamında bu eğitimi alabiliyorlar” bilgisini verdi.

“Hastaların Yüzde 60'ında Yararlı Görme Sağlandı”
Merkezlerinde yaklaşık bin hastanın rehabilitasyon hizmetinden yararlandığını vurgulayan Prof. Dr. İdil, “Hastaların yüzde 60'ında yararlı görme sağlandı. Yüzde 3'ü cihaz kullanımını reddetti, yüzde 9.5'unun görme yeteneği bu sistemi kullanmaya uygun değildi, yüzde 8.4'ü ise az görme yardım cihazı dışında reçeteli normal gözlük desteğiyle hedeflerine ulaştı. Merkeze, 6 yaş altı okul öncesi gruptan yararlananların oranı yüzde 5’tir. Yüzde 26 oranında okul dönemi yaş grubunun ve yüzde 41 oranında 19-64 yaş aralığındaki yetişkin gruptaki kişiler faydalandı. Ayrıca gelenlerin yüzde 93'ü sosyal güvenliği bulunuyor” açıklamasında bulundu.


“Körlük ve Az Görme ile Sonuçlanan Durumların Yüzde 80'i Önlenebilecek”
Uluslararası literatürde 2020'ye kadar gerekli önlemler alındığında körlük ve az görme ile sonuçlanan durumların yüzde 80'inin önlenebileceğini vurgulayan Prof. Dr. İdil, tedavi edilebileceği ya da rehabilitasyonla kişinin yaşam kalitesinin artırılabileceğinin hesaplandığını söyledi. Az gören hastaların merkeze yönlendirilebileceğini dile getiren Prof. Dr. İdil, az görme rehabilitasyon merkezlerinin görme yeteneğini tamamen kaybeden kişiler için olmasa da az görenler için bir umut olduğunu kaydetti.

“Elin Parmaklarını 1 Metre Uzaktan Sayabilme Yeteneğine Sahip Kişi”
Görme düzeyine ilişkin beklentinin kişinin mesleğine, yaşına, eğitim düzeyine, okuma alışkanlığına ve yaşam biçimine göre değişebildiğini anlatan Prof. Dr. İdil, “Yaşam kalitesi ölçekleri ile belirlediğimiz bireysel hedefler için bazen yüzde 10'luk görme kişi tarafından yeterli olarak nitelenebilirken, bazı kişiler yüzde 50’lik bir görmenin bile yaşam kalitelerini olumsuz etkilediğini belirtmektedir. Tıpta, gözlük ya da lens gibi aletlerin yardımıyla yüzde 5 ile onda 3 arasında olanların az gören sınıfında yer alıyor. Rehabilitasyon merkezinde bu ölçümler bireysel hedefe göre belirleniyor. Her türlü yöntem denenmiş, stabil duruma gelmiş ama mevcut görmesi onun yaşamdaki hedeflerini gerçekleştirmesine yetmiyorsa, böyle bir durumda görme düzeyi ne durumda olursa olsun, kişiye onun hedefleri doğrultusunda yakın, ara mesafe ya da uzak görme için uygun sistemlerle ve cihazlarla mevcut görmeyi yararlı hale getiriyoruz. Pratik olarak bir elin parmaklarını 1 metre uzaktan sayabilme yeteneğine sahip kişi, merkezimizdeki uygulamalara yanıt verebilir. Işığı hiç göremeyen ya da el hareketlerini kabaca gören kişilerin az görme rehabilitasyonundan yararlanması ise mümkün değil” şeklinde konuştu.


“Görme Kapasitesi Yüzde 90'ın Üstüne Hatta Tam Düzeye Çıkabiliyor”
Merkeze başvuranların öncelikle tüm görme fonksiyonlarının değerlendirildiğini ve ardından kişiye özel cihazların seçildiğini ifade eden Prof. Dr. İdil, “Bunun için optik ya da optik olmayan sistemler kullanılıyor. Optik sistemlerden, çeşitli formlarda üretilmiş teleskopik, mikroskobik ve benzeri gözlükler kullanılıyor. Az gören hastalar için geliştirilmiş ve gözlüklerin üstüne monte edilmiş küçük teleskoplu gözlükler ile kişinin yüzde 10'luk görme kapasitesi yüzde 90'ın üstüne çıkabiliyor” diye konuştu.
Teleskopik gözlüklerin kullanımının kolay olmadığını, hastanın buna uyum sürecinin aşamalı olduğu için zaman aldığını belirten Prof. Dr. İdil, “Teleskopik gözlük, önce kişiye oturarak kullandırılıyor. Gözlüğü takıp, hastanın alışması sağlanıyor. Çünkü teleskop sayesinde, objeler bulunduğundan büyük ve farklı yerde görülüyor. Bu da özellikle yaşlılar ve çocuklar için düşme riskini artırabiliyor. Yaklaşık 1 ay oturarak kullanım sağlanıyor, ikinci aşamada ise teleskopik gözlüğün model ve uygulama yerleri değiştirilerek, yürürken kullanımı sağlanıyor. Bu sürecin de adaptasyonu 6 ayı bulabiliyor. Daha sonrasında ise evde günlük yaşamda veya mesleki alanda nasıl kullanılacağı öğretiliyor. Az görme rehabilitasyon programları bir muayene sonucunda karar veriliyor. Teleskopik gözlük kullanımı özellikle öğrenciler için çok avantajlı. Örneğin, az görmesi nedeni ile eğitimden yaralanma olanağı kısıtlanan bir öğrenci, teleskoplu gözlük kullanarak bu engeli aşabilmektedir. Çok kitap okuması gereken hukukçular, ara mesafeyi görmesi gereken piyanistler, uzak görüşün çok önemli olduğu fotoğrafçılar da bu cihazları kullanarak mesleklerini yapabiliyor” dedi.

“SGK Şimdi Çok Sınırlı Bir Ödeme Yapıyor Ve Katkı Payını Artırdı”
Teleskoplu gözlük kullanımının yurt dışında 1950'li yıllardan bu yana sıkça kullanıldığını ancak Türkiye'de kullanımının yeni olduğunu söylen Prof. Dr. İdil, gözlüklerin rahatlıkla temin edilebileceğini, fakat geri ödemede sıkıntı yaşanabildiğini belirtti. Prof. Dr. İdil “SGK şimdi çok sınırlı bir ödeme yapıyor ve katkı payını artırdı” diye konuştu. Teleskopik gözlüklerin daha estetik olabilmesi için yurt dışında çalışmalar yapıldığı bilgisini veren Prof. Dr. İdil, “Teleskop, son teknoloji ile gözlük camı haline getirildi. Yani, çok yakında gözlüğün üstüne ayrı bir şekilde teleskop monte edilmeyecek'' şeklinde konuştu.