4 Ağustos 2013 Pazar

'Ne seninle ne de sensiz' diyen kadınlara

İlişkinin uzunluğu ya da kısalığı önemli değildir. Önemli olan ilişkinin içinde ne kadar yoğun duygular yaşadığınız ... Doğmak, büyümek ve ölmek kadar doğaldır ayrılıklar. İlişki başlar, gelişir ve biter.

İlişkiniz tek taraflı ya da anlaşarak bitti ama siz onu hala unutamıyorsunuz. O hala aklınızda. Onu gördüğünüzde kendinizi kötü hissediyor ve özlüyorsunuz. Hatta hayatınızı daim ettiremeyecek duruma geldiniz. Uyuyamıyorsunuz, işlerinize yoğunlaşamıyorsunuz. Onunla olmak istiyorsunuz ama geri dönmemeniz için pek çok nedeniniz var. Ne beraber olabiliyorsunuz ne de ayrı kalabiliyorsunuz.

Birbirinizin hayatına başkalarının gireceği sinyallerini alınca çılgına dönüyorsunuz ve bitmez tükenmez çatışmalar yaşıyorsunuz. Eğer durum bu kadar vahimse öncelikli olarak profesyonel bir yardım almanızı öneririz. 'Ben kendim atlatacağım' diyorsanız, eski sevgili sendromunu atlatabilmeniz için birkaç tüyo vereceğiz.

Az ya da çok, bir şekilde bu ayrılık size zarar verdi. Şimdi kendinizi toparlama zamanı. İlk olarak onu sosyal ağlarınızda arkadaşlıktan çıkarsanız iyi edersiniz. Yoksa uykusuz gecelerde 'Kime ne yazmış, kimi eklemiş, kiminle beraber nereye gitmiş' diye sabahlara kadar sürecek araştırmalar içinde bulacaksınız kendinizi. Ve en kötüsü gördüğünüz en küçük şeyde kurmaya başlayacaksınız ve canınız daha çok yanacak. 'Yok, hayır ben kendimi tutarım kurcalamam' diyorsanız unutmayın; bir şekilde karşınıza çıkacaklara hazır olmalısınız. 'Sinek küçüktür ama mide bulandırır.'

Sosyal ağlar hayatımızda çok fazla yer kapladığı için olacak ki uzmanların 'sevgiliyi unutma' kurallarının içinde sosyal medyadan uzaklaşın uyarıları yer alıyor. Ayrıldığınız sevgilinizi ağınızdan silmiyorsanız ya da sildiyseniz ve  ortak arkadaşlarınız hala duruyorsa duvarınızda 'aşk acısı çeken kadın' sözleri paylaşmayın. Hem 'vah zavallı' demesinler hem de bir süre ortadan kaybolmak, sizden haber alamaması ya da ruhunuzun ne durumda olduğunu anlayamaması iyi olacaktır.

Karşılaşacağınız yerlere gitmeyin. Ortak doğum günü partileri, sosyal etkinlikler, gitmekten zevk aldığı mekanlar, aynı spor salonu. Bir süre karşılaşmamanız sizin için çok iyi olacaktır. Diyelim ki aynı iş yerinde çalışıyorsunuz ya da aynı okulda okuyorsunuz. Ders aralarında onun olmadığı yerlerde bulunun. İşlerinize ve derslerinize yoğunlaşın. Uzmanlar unutmak için beyni yorgun düşürmenin en iyi etken olabileceğini belirtiyorlar.

Eski mesajları ve mailleri silin. Evet, bazen bunları hatıra olarak saklamak yıllar sonra tekrar okumak istiyor olabilirsiniz ama şunu düşünün. Bu günler geçecek ve siz yeniden aşık olacaksınız. Hayatınıza aldığınız yeni insanın bunlarla karşılaşması pek hoş olmayacaktır. Hem 'Ne kadar mutluymuşuz, neden bitti?' gidi soruları kafanızdan atmak için artık o mesajlara ihtiyacınız yok!

'Ne kadar severse sevsin, insanın durup dinlenmesi gereken bir saat var.' Aynen böyle! Sevdiğiniz adamı unutmak için asla bir başkasının kollarına atmayın kendinizi. Hem beraber olduğunuz insana hem de kendi kişiliğinize ciddi bir yanlış yapmış olursunuz. Bir süre durup, dinlenmeli ve aklınızdan tamamen çıkarana kadar kimseyle beraber olmamalısınız. Yoksa eski ve yeni arasında kıyaslamalar yapar yine mutsuz olan siz olursunuz.

Saçlarınızla oynamayın! Hepimizin ayrılık sonrası ilk işi kuaförüne koşmak olur. Sonra pişmanlıklar başlar. 'Bu renk bana yakışmadı, keşke kestirmeseydim, saçlarımdan ne istedim'. Evet, değişiklik insana iyi gelir ama neden hıncınızı saçlarınızdan alıyorsunuz ki? Radikal kararlar almamanız gereken bu evrede bırakın saçlarınız olduğu gibi kalsın. Onun yerine tarzınızda, gardırobunuzda değişiklikler yapın.

Alkol almayın. Alkol alacaksanız telefonunuzu yanınıza almayın. Ayrıldığınızdan beri hiçbir şekilde iletişim kurmamış olabilirsiniz ama alkolün etkisiyle ertesi gün pişman olacağınız mesajlar atabilirsiniz. O size geri dönüş yaparsa ya da yapmazsa her iki durumda da kendinizi daha kötü hissedeceksiniz.

Onu kıskandırmaya çalışmayın. Acıdan ne yaptığınızı bilemez hale geldiniz. Kız arkadaşlarınızla çıkıp geziyorsunuz, uzun zamandır görüşmediğiniz arkadaşlarınızla görüşüyorsunuz. Bunlar çok güzel ve olağan şeyler lakin tüm bunlar yaşanırken ayrıldığınız sevgilinizin gözüne sokmayın.

Ve unutmayın; Çıktığınız kapıyı asla sert çarpmayın çünkü geri dönmek isteyebilirsiniz.

Yatakta kötü müsünüz?

Onlar çok açık sözlüdürler ve hiç bir hatamızı gözlerinden kaçırmazlar!

Çok istekli bir şekilde onu baştan çıkardınız ve yatağa götürmeyi başardınız. Erkekler size yatakta çok iyi olmadığınızı belli şekilde ifade etmeye çalışırlar. Hepsinde vermeye çalıştıkları mesaj çok açıktır: “Daha iyi olmalısın”. Onu baştan çıkarmanızı, enerjinizin hiç bitmemesini ve tüm bunların yanında sizin hiç yorulmadan onun aldığı hazzı almanızı bekler. Çok iyi gittiğini düşündüğünüz cinsel hayatınız son zamanlarda farklı bir hal almaya başladı ve roller değişti mi? Size bir şeyler söylemek istediğini hissediyorsunuz fakat ne? İşte onların bize yatakta kötü olduğumuzu söylemek teknikleri...

Hasta olduğunu mu söylüyor? 
Olayın en başından beri bu bahanenin en sıkı takipçileri genelde kadınlardır. Bitmek bilmeyen baş ağrıları, karın ağrıları ve bir çoğu... Fakat bu sefer hasta olduğunu söyleyen siz değilsiniz. O sizin karşınızda çok uykusu olduğunu ya da bir ağrısı olduğundan yana dertli. Adeta sizden soğumuş bir şekilde yanınızda yatıyor olabilir.

Sürekli porno mu izliyor? 
Onu gece geç saatlerde sürekli porno izlerken mi buluyorsunuz? Kendinize “Onlarda olan bende olmayan şey nedir” diye sorabilirsiniz. Bu size her türlü ilişkiye açık olduğunun mesajını vermeye çalışmasını gösterir.

Size kilolu olduğunuzu mu söylüyor! 
Bazı zamanlarda erkekler kibar olmadan önce çok zalim olabilirler. Sizin cinsel isteğinizi artırmak için bunu yapıyor olabilir. Aldığı hediyelerin hiçbiri sizin bedeninize uygun değil. Vermek istediği mesaj çok açık “Kilo vermelisin tatlım”. Cinsel ilişkiden kaçmasının nedeni daha aktif bir kadın olmanız için kilo vermenizin gerekli olduğunu düşündüğündendir.

Direk dansı mı? 
Erkekler her 10 dakikada bir cinsel ilişki düşünürken, siz ise makyajınız, saçınız, kılığınız kıyafetinizden yana endişeler taşıyorsunuz. Biz onlara göre dış görünüşümüze daha çok önem veririz. Size sürekli bu dansın hem size yeni figürler öğreteceğini hem de kilo vermenize yardımcı olacağını söyleyip duracaktır.

Aptamil Akademi'de yerinizi almaya hazır mısınız?

Bebeklerin güvenle beslenmelerine ve gelişimlerine katkıda bulunarak sağlıklı nesiller yetiştirme amacıyla yola çıkan Milupa Aptamil, 29 yıldır bulunduğu Türkiye bebek beslenmesi pazarının lideri olarak, şimdiye kadar gerçekleştirdiği seminerlerle binlerce anneye bebek beslenmesi konusunda bilgilendirme yapmıştır.



Aptamil Akademi ile anneler ve anne adayları, hamilelikten bebeklerinin 36 ayına kadar geçen sürede bebekler ile ilgili en çok merak edilen; gerek bebek beslenmesi, gerek bebek bakımı, gerekse bebeklerin yaşadığı sağlık problemleri ile ilgili tüm bilgileri konunun uzmanlarından öğrenme ve izleme fırsatı bulacaklar.

Bebek beslenmesi alanındaki yüzyılı aşan tecrübe ve uzmanlığın ışığında bebeklerin en doğru beslenme olanaklarına ulaşabilmesini birincil önceliği olarak gören Milupa Aptamil, hazırlanan dört farklı bölümle  hamilelik, 0-6 ay, 6-12 ay ve 12-36 ay bebekler için bilinmesi gerekenleri uzmanların anlatımıyla görüntülü olarak annelere ulaştırıyor. Her videonun sonunda ise anneler kendileri için iki farklı soruyla karşılaşacaklar. Her bölüme ait soruları doğru olarak yanıtlayan anneler ise Aptamil Akademi sertifikasının sahibi olacak.

Bebeklerin en hızlı geliştikleri ilk yıllarında annelerin doğru bilgilerle bebeklerinin beslenme ve bakımını yapmasının önemini vurgulayan Milupa Aptamil, Aptamil Akademi ile bebeğini en iyi şekilde yetiştirmek isteyen anneleri http://www.milupa.com.tr/aptamil-akademi adresine bekliyor.

Milupa Aptamil’i sosyal hesaplardan takip edebilirsiniz: https://www.facebook.com/milupaannebebekkulubu
https://twitter.com/milupatr

Bir bumads advertorial içeriğidir.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Bilinçli Bir Hamilelik Dönemi İçin...

Hızla kilo alıyorsunuz, yüzünüz ve ayaklarınız şişiyor, cildiniz bozuluyor ve ruhsal dengeniz tamamen değişiyor… Bunlar, bebek bekleyen kadınlarda sıkça rastalanan belirtiler. 

İnsan vücudu bu mucizevi olayı yani gebeliği gerçekleştirebilmek için oldukça iyi gelişmiş bir adaptasyon mekanizmasına sahip. Bu durumda anne adayının kendini bekleyen değişiklikleri iyi bilmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olması kadar, fiziksel değişiklikliklerin hastalıklı durumlardan ayırt edilebilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir , “Gebelik döneminde vücutta meydana gelen 10 değişiklik ve uyum sağlama yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Anne Adayları Bu Baş Döndürücü Değişikliklere Hazır Olmalı!

1. KİLO ARTIŞI: Gebelikde meydana gelen değişimlerin en başında kilo artışı gelir. Bu, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi için gerekli bir durumdur. Tabi ki kilo alımının normalden çok az veya fazla olması  anne ve bebek için bir takım olumsuzlukları da berberinde getirmektedir. Dengeli ve düzenli beslenerek günlük  kalori alımını ortalama 150-300 kcal arttırarak bebek için gerekli besinler sağlanabilir. Anne adayının gebe kalmadan önceki vücut kitle indeksine göre değişmek üzere beklenen 9 ila 16 kg alınmasıdır. Bu rakamın normal vücut kitle indeksi, kadınlar için ortalama 10-12 kg olduğu söylenebilir. Genellikle ilk 12 hafta 1.8- 2 kg arasında kilo alınması, takip eden 3 ayda haftada 0.5 kg alınması bundan sonra doğuma kadar yaklaşık 4.5- 5 kilo alması beklenir.

2. CİLTTEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelik döneminde ciltte, saç ve tırnaklarda, diş ve dişetlerinde birçok değişimler meydana gelir. En çok dikkat çekici değişikler ise ciltte meydana gelenlerdir.Anne adaylarının cildinde kuruluk, meme ve karında çatlaklar, yüzde gebelik maskesi denen lekeler, karın orta hatta cilt renginin koyulaşması, sivilcelerin artması gibi sorunlar meydana gelebilir.

Bir anne adayının vücudunu iyi koruması için gebeliği boyunca hijyenik bakımına ve vücut bakımına dikkat etmesi önemlidir. Cildinde kuruluk yaşayan bir kadının normal sabun kullanması yerine cildin nemlenmesini sağlayacak gliserin bazlı sabunlar kullanılabilir. Banyo esnasında vücut yağlarının kullanılması ve çıktıktan sonra mutlaka  nemlendirici krem sürülmesi önerilmektedir.

3. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikte en çok şikayet edilen konulardan biriside vajinal akıntılardır. Hamilelik sürecinde vajinanın doğal florasında ve pH değerinde meydana gelen değişiklikler sonucu akıntı fazlalaşır, enfeksiyona meyil artar. Vajen asiditesini artmasına bağlı olarak gebelikde vajinal mantar enfeksiyonları sıklıkla gelişebilir. Fazla miktarda sarı,yeşil renkli kötü kokusu olan bir akıntı vaya vajinal kaşıntı meydana gelirse bunun mutlaka kontrol edilmesi ve gerekli  görürülürse ağızdan ilaç veya vajinal fitiller kullanılması gerekebilir.

Hamileliğin özellikle son dönemlerinde meme bezleri çalışmaya başlar ve meme başından kolostrum dediğimiz beyaz-sarı renkli sütün geldiği gözlenebilir. Bunun anne adayının sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. Meme başındaki kolostrum ılık sabunlu bir bezle temizlenebilir, eğer gün içinde rahatsızlık verecek şekilde çok geliyorsa günlük göğüs pedleri kullanılanılabilir. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra sütyenlerin değiştirilmesi gerekelidir. Memeyi alttan destekleyecek çok fazla sıkmayan ,pamuklu çamaşırlar tercih edilmelidir.

4. UYKU SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Bir anne adayının gebeliği boyunca bir çok yakınmalardan biri de uyku bozukluğudur. Yapılan çalışmalar anne adaylarının neredeyse yüzde80’inin hamileliklerinin belirli bir döneminde uyku problemi yaşadığını ortaya koymaktadır. Gebeliğin ilk aylarında  hormonal değişikiliklere  bağlı olarak anne adaylarında gün içinde uyku hali,konsantrasyon bozukukluğu ve sürekli uyuma isteği gelişebilir.. Bu tamamen kanda yükselen progestron hormonuna bağlı normal bir olaydır. İlk aylardaki progesterone hormonun yükselişi aynı hızla devam etmeyeceği için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çoğunlukla bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hormonal değişimlere ek olarak ilerleyen gebelik haftalarında karnın büyümesi ile bel ve sırt ağrılarının olması, anne adayının kilo aldıkça yatakta kendine rahat bir pozisyon sağlayamaması gibi nedenlerden dolayı uyku sorunları meydana gelir. Bunların dışında bebek  hareketlerinin gece boyunca çok fazla hissedilmeside  uykuyu bölen bir faktördür.

5. VÜCUT POSTÜRÜNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Hamilelik boyunca anne karnında büyüyen bebekle birlikte vücut postüründe değişiklik meydana gelir. Bununla birlikte gebeliğe bağlı hormonlar vücuttaki bağları ve eklemleri de etkileyerek vücut dengesinde değişikliğe neden olur, böylece düşme ve buna bağlı yaralanmalar ve travmalar daha sık görülür. Bu yüzden anne adaylarının kış aylarında dışarı çıkarken  yüksek topuklu olmayan, altı kaymayacak ayakkabıları tercih etmeleri önerilmektedir.

6. KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikde sayılamayacak kadar bir çok değişiklik meydana gelmesi ile beraber anne adayının kalp ve dolaşım sistemi, sindirim,solunum,üriner  sistemi gibi tüm vücut sistemlerinde gözle görülemeyen değişilikler  de meydana gelir.
Bunların en başında kalp ve dolaşım sistemindekiler gelmektedir.Gebeliğin kendisi kalp ve dolaşım sistemini zorlayan bir durumdur. Fetusun gelişmesi ile birlikte rahime giden kan miktarının artması, büyüyen rahimin diaframı yukarı iterek kalbi yukarı-öne ve sola doğru döndürmesi, kan damarlarındaki plazma volümünün artmasına bağlı olarak gebeliğin ikinci yarısından sonra fizyolojik bir kansızlık durumunun meydana gelmesi bu sistemdeki önemli değişikliklerdir. Gebelik öncesi sağlıklı bir kadında bu değişimler problem yaratmazken, gebelik öncesi henüz semptom vermemiş gizli kalp hastalıkları belirginleşebilir veya var olan kalp hastalıkları daha kötüye gidebilir.

7. SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Diyaframın yukarı itilmesi ve bununla birlikte  progesteron hormonun artışına bağlı olarak solunum sayısında artma meydana gelebilir. Yine bu dönemde kılcal damarlarda kan akımının artmasına bağlı olarak burun kanamaları sık olabilir, ses tellerinde meydana gelen ödeme bağlı olarak nadirde olsa ses kısıklığı gelişebilir.

8. ÜRİNER SİSTEMDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Yine gebeliğin ilk başında hormonal değişimlere daha sonrada anne karnında bebeğin idrar torbasına baskı yapması nedeniyle sık idrara çıkma problemleri gelişebilir. Ayrıca böbreklerde ve üreter dediğimiz idrar yollarındaki basıya bağlı ve progesteron hormonuna ve  idrarın böbrekten mesaneye gelişiminin yavaşlamasına bağlı olarak böbreklerde genişleme gelişebilir, idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla görülebilir.

9.SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Sindirim sistemi ile ilgili olarak  özellikle ilk üç ayda bulantı, kusma gelişebilir. Bununla birlikte gebelikde tükürük salınımı artar. Midenin yukarı itilmesi ve hormonal nedenlereden dolayı mide boşaltım hızının azalması sonucu mide içeriği kolayca yemek borusuna geri dönerek mide yanmalarına neden olur. Ayrıca barsak hareketlerinin de yavaşalmasına bağlı olarak kabızlık gebelikde oldukça sık görülen bir sorundur.

10. RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER: Bütün bunların dışında gebelikde bir çok ruhsal değişiklikler meydana gelmekde ve bunların bir çoğu göz ardı edilmektedir. Gebeliğin  özellikle ilk üç ayında değişken ruh hali meydana gelebilir.Sıkıkla nedensiz ağlama nöbetleri görülür. Bazen çok arzu edilen gebeliklerde bile ilk aylarda gebeliği kabullenememe, içe dönüklük ,pasiflik meydana gelebilir.İlerleyen aylarda ise vücut imajında meydana gelen değişimlerden dolayı utanma duygusu gelişebilir.Gerek vücuttaki değişimler gerekse bebeğe zarar verileceği endişesi nedeniyle cinsel istek azalabilir.Son aylarda ise gebeler genellikle doğum korkusu, sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme endişesini yoğun bir şekilde yaşayabilir.

Hayalinizdeki Dudaklara Kavuşun

Rujun en sevilen makyaj malzemesi olmasına şaşırmamak gerek! Çünkü ruju sihirli bir değnek gibi kullanarak dudaklardaki kusurları kapatabilirsiniz.

Dudaklarınızın çok daha dolgun ve ışıltılı görünmesini mi istiyorsunuz? Kozmetiklerinizi hazırlayın ve hayalinizdeki dudaklara kavuşun.

Doğru baz: Fondöteninizi her zaman dudaklarınıza da uygulayın. Nötr renkli bazın üzerinde rujunuzun rengi öne çıkacaktır. Özelikle açık renk rujlarda bu daha önemlidir. Diğer bir getirisi de, kırışıklıkların ortadan kaybolması!

Dudak çevresi: Rujunuzla aynı renk veya bir ton açık dudak kalemiyle dudaklarınızın dış kenarlarını çizin. Böylece rujunuz için bariyer oluşturmuş olacaksınız.

Ruju özenle sürün: Ruju küçük ve sert bir dudak fırçasıyla sürün. Bu şekilde hem daha dikkatli sürmüş olur, hem de rengi daha kolay işleyebilirsiniz. Ayrıca rujunuz daha kalıcı olacaktır. Rujunuzu sürerken kalemle çizdiğiniz dış çevrenin üzerinden taşırmamaya özen gösterin.

Hafifçe sabitleyin: Fazla gelen boyayı alarak kalıcılık sağlayın. İnce bir kağıt mendili dudaklarınıza bastırın, kısa bir süre bekletin ve çekin.

Parlatıcı: Dudaklarınızın tatlı bir ışıltıya sahip olmasını istiyorsanız, kenarlarını çizip içini boyadığınız dudaklarınızın üzerine bir parça parlatıcı sürün.

Tekrar üstünden geçin: Kağıt mendili dudaklarınıza bastırdıktan sonra üzerinden tekrar rujla geçebilirsiniz. Bu işlem rengi güçlü kılacaktır.

Kusurlarınızı Kapatın

Dudaklar çok inceyse: Ruju taşırmış etkisi yaratmadan daha dolgun görünen dudaklar için bazı hileler var: Dudak kalemi ile yumuşak bir hat çizin ve dudaklarınızın köşe kıvrımlarını da boyayın. Sonra ruj fırçası ya da parmağınızla dudağınızın ortasına doğru rengi dağıtın veya daha açık renkte bir rujla üzerinden geçin.

Dudaklar asimetrikse: Üst dudağınız ince ve alt dudağınız dolgunsa, sadece üst dudağınızın kenarlarını çizin. Kalemi dışarı taşırmayın, bu çoğu zaman yapay bir görünüm verir. Alt dudağınızı çerçevelemeyin. Sonra da her zamanki gibi rujunuzu sürün.

Ağzınız büyükse: Ağzınızı biraz daha büyük ya da küçük mü göstermek istiyorsunuz? Bu mümkün, ama abartmayın. Hileye başvururken size yardımcı olacak malzemeler: Dudak kenarına kapatıcı krem ve doğal hatların üzerinden yeni bir çerçeve çizeceğiniz dudak kalemi. Dudaklarınızın daha az dolgun görünmesini istiyorsanız mümkün olduğunca mat, dikkat çekmeyen renkler kullanın. Kalemle dudak çizgilerinizi düzeltip içini boyayın veya dudak pudrası kullanın.

Ruj kalıntıları: Makyajınız bittiğinde rujunuzun diş üzerinde kalıntı bırakmasını istemiyorsanız kağıt mendilinizi parmağınıza dolayın ve ağzınıza sokup dudaklarınızı kapatın. Bu işlem fazla boyayı alacaktır.

Rujunuz pastel tonlarındaysa: Dudak kaleminizin rengi mutlaka açık olmalı. Aksi halde ruj yerine dudaklarınızın çerçevesi ön plana çıkacaktır.

Makyajla aranız yoksa: Hiç olmazsa rujunuzu eksik etmemeye çalışın. Böylece yüzünüze tatlı bir ışıltı gelir.

Panik Atak Uykuda da Vuruyor!

Panik atak hastalarının yüzde 48’inin uyku sırasında da ortada hiçbir neden yokken panik atak geçirdiğini biliyor muydunuz?

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E. A. Hastanesi’nin (BRSHH) bilimsel dergisi Düşünen Adam’da yayınlanan bir araştırma, panik atak hastalarının yüzde 48’inde uykuda da panik atak görüldüğünü ortaya koydu.

BRSHH'den bir grup bilim adamının yaptığı bir çalışma, uyku panik atağının (UPA) farklı bir yapıya sahip ayrı bir alt grup olabileceğini ortaya çıkardı.

Ortada herhangi bir gerçek neden yokken, kişinin uykudan ani bir çarpıntı ve korku ile uyanması olarak tanımlanan ve tekrarlayıcı olan panik hali, uykuda panik atak olarak tanımlanıyor. Çalışmaya dahil edilen 98 panik bozukluğu hastasının 51’inde, çalışma kriterlerine göre uyku panik atağı görüldü.

Boğulma Hissi ve Çarpıntı...

Yapılan çalışmada, panik bozukluğu hastalarının yüzde 48’nin uyku panik atağı geçirdiği saptandı. Uyku panik atağı olgularında en sık görülen belirtiler ise; boğulma hissi, uyuşukluk, çarpıntı, denge kaybı, ölüm korkusu ve korkuya kapılma olarak tespit edildi.

UPA olan panik bozukluğu olgularında, hastalığın daha şiddetli seyrettiği, depresyon birlikteliğinin sık olduğu, ayrıca, bu hastalarda uyku bozukluklarının eşlik ettiği, uykuya dalma ve sürdürmekte zorluk yaşandığı, sabah yorgun kalkmanın sık görüldüğü saptandı. Ek olarak, hastalar uyku ile ilgili kaçınmalar ve davranış değişiklikleri, uyumaktan ve yalnız yatmaktan kaçınma davranışı sergiliyor.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

HEMŞİRELER SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?

Sağlık sektörü sosyal medyada gün geçtikçe daha etkin rol oynama başladı. Sosyal medyayı etkin kullanan hemşirelerin, bu konudaki görüşlerini aldık.

Sosyal medya gün geçtikçe hayatımızın merkezine oturmaya başladı. Peki sağlık sektörü ve sağlık haberciliği bundan nasıl etkilenecek? İlerleyen günlerde sağlık nasıl bir yöne gidecek? Sosyal medyayı aktif kullanmayanlar unutulup gidecek mi? Merak edilen birçok soruyu sosyal medyayı aktif kullanan hemşirelere yönelttik. Bakış açıları ve çalışmalarını Med-Index’e anlattılar.

“Sosyal Medya İletişimde En Büyük Silah”
Sağlık Bilişimi Derneği’nin düzenlemiş olduğu 'Yılın Bilişimcisi' yarışmasında Altın Steteskop Yılın Bilişim Dostu Sağlık Çalışanı ödülünü alan İlle de Sağlık sitesinin Editörü Hemşire Sevinç Baran şunları söyledi: “Sosyal medya, günümüzün olmazsa olmazıdır. Hatta iletişimde en büyük silahtır. Küreselleşen dünya, gelişen teknoloji ile beraber birincil ilişkilerin yerini tamamen sanal iletişim araçları aldı. Sosyal gruplar bu yüzden bizler ve tüm meslek grupları için önemlidir ve kullanılması artık kaçınılmaz. Kimse sosyal medyayı ve sosyal medyaya yön veren insanları görmezden gelemez. Bunu bizler de görüyor ve içinde olan kitle olarak takip ediyoruz. 

Hemşireler Türkiye'deki Sağlık Sisteminin Eksikliklerini Sosyal Medyadan Paylaşıyor
Sosyal medyayı kendimi, mesleğimi, beklentilerimi, hayallerimi ve ideallerimi çok çabuk, hızlı ve benim bile tahmin edemeyeceğim ölçüde kitlelere ulaştırabileceğimin farkında olduğum için kullanıyorum. Hemşireler kendini geliştirmeye açık, çok zor şartlarda çalışan, karşısındaki hastayla empati kurabilen, kendi yaşadığı zorlukların farkında olan, aynı zamanda Türkiye'deki sağlık sisteminin eksikliklerinin de farkında olan ve bunu sosyal medyayı da kullanarak paylaşım yapan meslek grubudur. Gözlemlediğimiz kadarıyla hemşireler bilimsel araştırmalardan tutun mobbing ve karşılıklı sosyal paylaşımlar, mizah içeren tüm konularda sosyal medyayı en yakın takip eden meslek gruplarından biri. En çok merak edilen haberler; sosyal hakları, mobbing hikayeleri ve mizah yoluyla hem kendilerinin hem sağlık sisteminin hem de hasta ve hasta yakınlarının içinde yer aldığı paylaşımların bulunduğu sağlık mizah sayfalarıdır. 


Sağlık Çalışanları Mizahtan Anlar
Sosyal medyadan sağlık sektörüne yön veren en önemli unsur sağlık mizah sayfalarıdır. Mizah hem zordur hem de yapılması çok zevklidir. İçinde bilgi, birikim, donanım bulunmayan kişiler mizah yapamazlar. Bizim çizerlerimizin hem bizimle hem sistemle hem de diğer sağlık çalışanlarıyla ilgili konuları mizahi yolla ele alır. Karikatürler ve sloganlar birer replik niteliği taşır. Diğer kurum ve kuruluşlar böyle bir etki için çok fazla düşünce gücü ve para harcamasına rağmen dikkat çekmezken; bizim aynı gün içerisinde yayınladığımız bir içerik 3 bin 500- 4 bin kez paylaşılır. Bu da bizim ve tüm sağlık çalışanlarının küçümsenmeyecek bir başarıdır. 

Sosyal Medyadan Projeye Uzanan Hedefler
Bizim hedefimiz sağlığın içerisinde olan, yıllardır aynı işi büyük bir zevkle yapan, hem sisteme karşı dik duran hem de empati yapabilen, hekiminden hemşiresine bu mesleğe gönül vermiş İlle de Sağlık ekibi olarak bir aradayız. Bizi anlayabilecek ve bize inanan kurum ve kuruluşlarla beraber sanal Facebook gruplarından çıkıp hem hasta ve hasta yakınlarının hem de sağlık çalışanlarının ortak sesi olabilecek bir sağlık gazetesi hayal ediyoruz. Eğer bu bütünlüğü oluşturabilirsek, yalnızca belirli bir kitleye hitap etmekten çıkıp halk ile sağlık çalışanlarını barıştırabilecek aradaki engelleri kaldıracak bir projeyi hayata geçireceğiz. Tüm bu hayallerimiz gerçekleşirse, sanal medyanın ve gücün de verdiği destekle kendiyle barışık, mutlu, sağlıklı, hasta ve hasta yakınlarıyla beraber el ele gülümseyebilen sağlık çalışanları hayal ediyoruz. 


“Sosyal Medya, Sessizce Ağlama Yerine Diğerleriyle Beraber Ağlama Özgürlüğüdür”
Hastane Cafe’nin editörü Hemşire Mesut Uçar , şöyle konuştu: “Sosyal medya bence insanların kendi düşünce ve fikirlerine diğerlerine internet ortamında aktarma biçimidir. Sesini duyurmadır, haykırmadır, bağırmadır. Sessizce ağlama yerine diğerleriyle beraber ağlama özgürlüğüdür. Sosyal medyayı kullanma nedenim ise, fikirlerimin ilginç olduğunu düşünüyorum. Sesimin herkes tarafından duyulmasını ve doğru ses olduğunu düşündüğüm için tercih ediyorum. Hemşireler yoğun iş temposundan ve nöbetlerden dolayı sosyal medyayı sadece eğlence amacıyla boş zamanlarında kullanabiliyor. Açıkçası çok etkin değiller. 

“Medyadan Olumsuz Etkileniyoruz”
Organ nakilleri hariç, olumlu etkilenebilecek gelişmeler genelde çok tepki almadığından sadece olumsuz haberler sosyal medya, yazılı ve görsel basında çok duyuluyor ve paylaşılıyor. Sorunlar, yoğun iş tempomuz ve çalışma saatlerimizin düzensizliğinden dolayı medyayı kullanamadığımızdan kaynaklanıyor. Sesimizi duyurma görevi sadece basınla uğraşan kişilere bırakılıyor. Sizin gibi değerli insanlar sesimizi duyurmaya yardımcı oluyor diğerleri maalesef tiraj ve popüler olma peşinde olduğundan medyadan sadece olumsuz anlamda nasibimizi alıyoruz. Sağlık haberciliği, anlamında da medya kendi iletişim aygıtlarının sesini duyurmak amacıyla sosyal medyayı bir iletişim ve reklam aracı olarak kullanıyor.”


“Mesleki Sorunlara Çözüm Aramak için Kullanıyorum”
Sağlık Çalışanlarının Sesi grubunda yönetici Hemşire Doğanay Işın, konu ile ilgili şunları söyledi: “Sosyal medya internet kullanıcılarına sunulan sosyal ağların, blogların farklı mesajlaşma programlarının olduğu, sınırsız fırsatların sunulduğu büyük bir iletişim ağı. Kullanıcıların ilgi alanlarına yönelik bilgilere kolaylıkla ulaşılabildiği, bilgi paylaşımlarının yapıldığı, birebir iletişime geçildiği bir ortamdır. Sosyal medyayı kullanmamdaki amaç diğer bireylerle iletişime geçmek ve farklı sosyal ağlarda bulunmak amacıyla kullanıyorum. Meslekle ilgili paylaşımlar yapmak ve güncel sağlık haberlerini takip etmek, sağlık çalışanlarının sesini duyurabilmek ve sorunlara çözüm yolları aramak için tercih ediyorum.

“Sağlıkla İlgili Paylaşılan Haberlerin Doğruluk Derecesinin ve Güvenilirliğinin Saptanamaması Sorun Oluyor”
Sağlık alanı sosyal medyadan olumlu ve olumsuz olarak etkileniyor diye düşünüyorum. Olumlu olarak sağlıkla ilgili her türlü bilgiye anında ulaşmak ve bu yolun zahmetsiz olması avantajları arasında yer alıyor. Olumsuz yönü ise, sağlıkla ilgili paylaşılan haberlerin doğruluk derecesinin ve güvenilirliğinin saptanamaması sorun oluyor. Hasta ve sağlık çalışanlarının arasında mahremiyetin ve iletişimde sınırların ortadan kalkması gibi birçok riski de beraberinde getiriyor. Sağlık haberciliği güvenilir, samimi, objektif ve etik olduğu sürece sosyal medyada herkese ulaşma konusunda sorun olmayacaktır. Bu yüzden sağlık habercilerinin haberleri hazırlarken daha dikkatli ve özenli olması gerekiyor.”

Med-Index