10 Ağustos 2011 Çarşamba

1 YILDA 1 MİLYON AMELİYAT NEDEN ARTTI?



Türkiye’de 2010 yılında toplam 8 milyon 614 bin 789 ameliyat ve cerrahi girişim yapıldı. Hastaneye başvuran hastalarda kişi başına cerrahi işlem yapma oranında üniversiteler ilk sırada yer aldı.



2010 yılında Türkiye'de yapılan ameliyat ve cerrahi girişim sayısının toplam 8 milyon 614 bin 789 olduğu ortaya çıktı. 2009'da ise ameliyat sayısı 7 milyon 149 bin 616 olarak tespit edilmişti. Buna göre bir yılda operasyonda sayısında 1 milyon 465 bin 173 artış oldu.

Sağlık Bakanlığı, 2010 Tedavi Yıllığı'nda, Türkiye'de 2010 yılında gerçekleştirilen cerrahi işlem ve ameliyat sayılarını açıkladı. Alçılama gibi küçük cerrahi ameliyatların da içinde bulunduğu cerrahi işlemlerin sayısı 2010 yılında 8 milyon 614 bin 789 oldu.



Yüzde 65’i Bakanlık Hastanelerinde

Sağlık Bakanlığının bu değişiklikleri dikkate alarak yayınladığı istatistiklere göre 2010 yılında 8 milyon 614 bin789 ameliyat yapılmış oldu. Bu operasyonların yüzde 65,68'i yani 5 milyon 658 bin 819'u Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda yapılırken, yüzde 13.07'si yani 1 milyon 126 bin 66'sı üniversitelerde, yüzde 21.24'ü yani 1 milyon 829 bin 904 operasyonun da özel hastanelerde yapıldığı belirlendi.






A Grubu Ameliyatlar Üniversite ve Özel Hastanelerde Yapıldı

Ameliyat gruplarına göre dağılıma bakıldığında organ nakli gibi büyük cerrahi girişimlerin yapıldığı A grubu ameliyatların üniversite ve özel hastanelerde yapıldığı belirlendi. Servikal biyopsi, alçılama gibi küçük işlemleri kapsayan E grubu ameliyatların ise Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde gerçekleştiği gözlendi.



Rinoplasti, Damak Yarığı Onarımı gibi Cerrahi İşlemler En Fazla Özel Hastanelerde

Rinoplasti, damak yarığı onarımı gibi cerrahi işlemleri içeren C grubu ameliyatlar ise kurumlara göre ameliyat dağılımına bakıldığında en fazla özel hastanelerde yapıldığı ortaya çıktı. C grubu ameliyatlar özel hastanelerin yaptığı ameliyatların yüzde 36'sını oluştururken, aynı oran Bakanlık hastanelerinde yüzde 21, üniversitelerde yüzde 22 olarak gerçekleşti.



100 Başvurunun 2.8'ine Cerrahi İşlem

2010 yılında gerçekleşen toplam 302 milyon 984 bin 218 hastaneye müracaatın 235 milyon 172 bin 924'ü Sağlık Bakanlığı hastanelerine, 20 milyon 98 bin 754'i üniversite hastanelerine ve 47 milyon 712 bin 540'u ise özel hastanelere yapıldı. Küçük operasyonların da dahil edildiği istatistiklere göre, 2010 yılında hastaneye müracaat eden her 100 kişiden 2.8'ine cerrahi işlem yapıldı. Hastaneye başvuru oranına göre cerrahi müdahale işlemleri göz önüne alındığında ise üniversite hastaneleri ilk sırada yer aldı. Üniversite hastanelerine başvuran her 100 kişiden 5.6'sı ameliyat edilirken, bu oran özel hastanelerde 3.8, Bakanlık hastanelerinde ise 2.4 oldu. Bölgelere göre bakıldığında Ege Bölgesi’ndeki üniversitelerde her 100 kişiden 12.4’üne operasyon uygulanırken, bunu yüzde 11 ile Batı Karadeniz Bölgesi izledi.



Bakanlık Hastanelerinde E Grubu Ameliyat

Ameliyat gruplarına göre dağılıma bakıldığında ise transplantasyon gibi büyük cerrahi girişimlerin yapıldığı A grubu ameliyatların üniversiteler ve özel hastanelerde gerçekleştiği izlenirken, alçılama, servikal biyopsi gibi küçük işlemlerin yer aldığı E grubu işlemlerin ise 2. basamak sağlık kurumlarını da içeren Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde gerçekleştiği gözlendi.




Küçük Operasyonlarda Eklenince Artış Oldu.

Sağlık Bakanlığı 2009 Tedavi Yıllığında ise ameliyat sayısı 7 milyon 149 bin 616 olarak tespit edilmişti. Bunların 4 milyon 465 bin 326'sı Sağlık Bakanlığı'na bağlı kurumlarda yapılırken, 1 milyon 665 bin 984 özel hastanelerde, 1 milyon 18 bin 306'sı ise üniversite hastanelerinde gerçekleşti.



Genel Sağlık Sigortası (GSS) Kanunu çerçevesinde uygulamaya konulan MEDULA sisteminde Bütçe Uygulama Talimatı EK-8’de 2009 yılı için ameliyat gruplarının kapsamı ile ilgili birtakım değişiklikler yapılmıştı. Bu değişiklikle daha önce büyük ameliyat kapsamında değerlendirilen bazı ameliyatlar orta ameliyat kapsamına alınırken, bazı cerrahi girişim ve işlemlere puan verilmiş, daha önce ameliyat olarak sayılmayan birçok işlem küçük ameliyat (D-E) grubuna dâhil edilmişti. 2008 yılından sonraki ameliyatlar A, B, C, D ve E grubu olarak değerlendirilmiş olup, büyük, orta ve küçük ameliyat ayrımı da kaldırıldı. Bu değişikliklerin sonucunda 2010 yılında ameliyat sayılarında artış meydana geldi.


KURŞUN KAPLI “BÖLÜM 90”

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde “Bölüm 90” adı verilen serviste bulunan kanser hastaları için kurşun kaplamalı oda hazırlandı ve yeni alınan PET-BT cihazı yapılan törenle hizmete açıldı.



Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde hastaların radyasyondan tamamen izole edilmesini sağlayan kurşun kaplamalı 3 odanın bulunduğu özel servis hizmete açıldı. Nükleer Tıp Anabilim Dalında hizmet verecek olan, aynı anda anatomik ve fonksiyonel görüntülemenin yapılabildiği ileri teknoloji olan, PET-BT (Pozitron Emisyon Tomografisi – Bilgisayarlı Tomografi) cihazı basına tanıtıldı.

Düzenlenen törende konuşan Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener de üniversite yönetimi olarak hastanede üretilen hizmetin çok daha iyi noktaya ulaştırılabilmesi için ciddi planlamalar yaptıklarını dile getirdi.



Akredite olan Onkoloji Hastanesinde Düzenli Kayıt

Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Koordinatörü Prof. Dr. Tezer Kutluk ise şunları söyledi: “2011 yılındaki akreditasyon yönetiminde Hacettepe Hastaneleri tümüyle akredite edildi. 2002 yılında 590 bin hastaya hizmet verirken 2010 yılında bu rakam 890 bine ulaştı. Hacettepe hastaneleri ülkenin önde gelen sağlık kuruluşu olmaya devam ediyor. Kanser kayıtlarını düzenli şekilde tutarak hangi hastanın geldiğini biliyoruz. 2009 yıllarında erkeklerde 2 bin 500 yeni kanser vakası, kadınlarda 2 bin 300 civarında kanser görülüyorken çocuklarda da tüm branşlarda hizmet veriliyor.”



“Bölüm 90”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meltem Çağlar, Onkoloji Hastanesinde “Bölüm 90” adı verilen servisin açılışı için düzenlenen törende, üniversite olarak tüm ülke coğrafyasından kanser hastalarına hizmet ürettiklerini belirterek, daha kaliteli hizmet sunumu için hastanenin imkanlarını artırmaya çalıştıklarını dile getirdi.



Kurşunla Kaplı ve Radyasyon Geçirmez Odalar

Bu doğrultuda, kanser hastalarına daha iyi hizmetin verileceği yeni bir servis oluşturduklarını belirten Prof. Dr. Çağlar, hastanedeki kat planlamasından dolayı “Bölüm 90” adını verdikleri bu serviste, kapıları, etrafı kurşunla kaplı ve radyasyon geçirmez 3 oda bulunduğuna dikkati çekti. Hastaların bu serviste sürekli radyasyondan izole edildiğini anlatan Prof. Dr. Çağlar, “Servisteki odaları tıbbi ve radyasyon açısından sürekli takip ediyoruz. Son teknolojiyle donatılan bu serviste doktorların yanı sıra sürekli görev başında bulunan fizikçi, kimyager ve hemşireler var. Kanser hastalarına çok daha etkin hizmet verme imkanına kavuştuk ve bu serviste tiroid kanseri hastalarını kurtarmayı planlıyoruz” dedi.







PET-BT, ile Kanserli Hastalara Erken Dönemde Tanı Konulacak

Prof. Dr. Çağlar, hastaneye ayrıca kanserin erken teşhisini ve takibini kolaylaştıran, 2 milyon TL'ye satın alınan PET-BT cihazı aldıklarını belirterek, “PET-BT, özellikle kanserli hastalarda kullanılan bir cihaz olup, tek bir çekimle vücudun tüm alanlarını üç boyutlu olarak görüntüleyebilmekte ve yapısal bozukluk ortaya çıkmadan hücrelerde oluşan değişiklikleri saptayabilmektedir. Böylece hastalara erken dönemde tanı konularak etkin tedavi uygulayabilmekte, yaşam süresi ve kalitesi artırılabilmektedir. Kanserin teşhisinde, evresinin saptanmasında ve tedavisinin takibinde kullanılan, Alzheimer, epilepsi gibi sinir sistemi hastalıklarının teşhis ve tedavisinde de yön belirleyen, kalp canlılığı ve fonksiyonun da değerlendirilmesini sağlayan PET-BT cihazı kullanıma girdi. Ayrıca kalp sağlığı ve fonksiyonları da bu yöntemle değerlendirilebilmektedir. PET-Bt tetkikinde genellikle FDG adı verilen, radyoaktif madde ile işaretlenmiş şeker molekülleri kullanılarak kanser hücrelerindeki metabolik değişiklikler tespit ediliyor. '' dedi.



Türkiye'nin hemen hemen her bölgesinden, yılda yaklaşık 5 bin hastaya hizmet verdiklerini anlatan Prof. Dr. Çağlar, ''Açılan yeni ünitelerle birlikte hastanemiz çok daha iyi bir konuma gelecek'' diye konuştu.

Daha sonra, öğretim üyeleriyle birlikte kurşun kaplamalı odaların bulunduğu servisin açılışı dolayısıyla kurdele kesen Prof. Dr. Erdener, yeni alınan tıbbi cihazla ilgili de bilgi aldı.

9 Ağustos 2011 Salı

ORGAN BAĞIŞINI ARTIRMAK İÇİN GİRİŞİMLER BAŞLATILDI



Sağlık Bakanlığı organ bağışını artırmak için çalışmalarına hız verdi. Yeni düzenlemeyle geçmişte organ bağışlayan kişinin ileride çocukları ya da torunlarından birisinin organ nakline ihtiyacı olduğunda, organ bekleme sırasında kolaylık sağlanacak.



Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre 2002-2010 yılları arasında canlıdan ve kadavradan olmak üzere toplam 17 bin 304 organ nakli yapıldı. En fazla nakil 12 bin 743'le böbrek olurken en az nakil ise 9 nakille ince barsak oldu. Bakanlık verilerine göre 9 bin 803 kişi kendi böbreklerinden birini başka birisine verdi. Yaklaşık 40 bin kişinin böbrek nakli beklediğini aktaran Sağlık Bakanlığı yetkilileri vatandaşların organ nakli konusunda duyarlı olmasını istedi.









“Bağışları Artırmak İçin Bir Dizi Yenilik Planlanıyor”

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Yardımcısı Arif Kapuağası, organ bağış sayısının yetersiz olduğunu söyledi. Bağışları artırmak için bir dizi yenilik planladıklarını anlatan Kapuağası, "Organ nakil listesinde bazı puanlamalar var. Aciliyeti, altta yatan herhangi bir hastalığının olup olmadığı gibi kriterlere göre puanlamalar yapılıyor ve en fazla ihtiyacı olana nakil yapılıyor. Organlarını bağışlayan kişinin ileride 1. ve 2. derecede yakının organ nakline ihtiyacı olduğunda ekstra bir puan alacak. Duyarlı vatandaşlar böyle mükafatlandırılacak. Nakil sırasında kolaylık sağlanacak. Bu gibi teşviklerle organ bağışının artmasını bekliyoruz" dedi.



2002-2010 Toplam Organ Nakil Sayıları

2002 organ nakil sayısı toplam 744 olurken, 2010 yılında bu sayı 3 bin 336'ya çıktı. Bakanlık yetkilileri organ naklinde her yıl artış yaşansa da bu sayıların daha da artması gerektiğini vurguladı. Bakanlık istatistiğine göre 2002-2010 yılları arasındaki organ nakil sayıları şöyle:



BÖBREK:12.743

KARACİĞER: 3.496

KALP: 453

KALP KAPAKÇIĞI: 454

AKCİĞER: 14

KALP-AKCİĞER: 4

PANKREAS: 131

İNCE BARSAK: 9


8 Ağustos 2011 Pazartesi

DÜNYANIN EN BÜYÜK SAĞLIK İHALESİ SONUÇLANDI

Dünyanın en büyük sağlık kompleksi olacak Etlik Sağlık Kampüsü, 8 milyar liraya ihale edildi. İhaleyi kazanan firma Türk-İtalyan ortaklığıyla üç yılda tamamlanacak ve bu hastanelerin yerlerini otel, alışveriş merkezi gibi ticari alana dönüştürebilecek.

Dünyanın en büyük sağlık kompleksi tamamlandığında Başkent'in 8 hastanesinin taşınacak. Etlik Sağlık Kampüsü, 8 milyar liraya ihale edildi. İhaleyi kazanan firma bu hastanelerin yerlerini otel, alışveriş merkezi gibi ticari alana dönüştürebilecek.

Etlik Sağlık Kampüsü ihalesine 3 firma katıldı. Açık eksiltme usulü yapılan ihaleden ilk çekilen Kayseri'de yapılacak kampüs hastane ihalesini alan YDA-INSO-SUMMA ortaklığı oldu. YDA-INSO-SUMMA, 16. turda, son verdiği 322 milyon 500 bin liralık teklifin ardından çekildi. IC-Dia Holding ortaklığı ise 23. turda 321 milyon 900 bin liralık teklifin ardından ihaleden çekildiğini açıkladı.



ASTALDİ-TÜRKERLER Firması Devletten Yılda 319 Milyon Lira Kira Alacak
İhaleyi Türk-İtalyan ortaklığıyla kazanan ASTALDİ-TÜRKERLER firması devletten yılda 319 milyon lira kira alacak. Bu rakam, enflasyon oranına göre her yıl yeniden belirlenecek. Sağlık yerleşkesinin 3 yılda tamamlanması planlanıyor.

36 Ayda Bitirmek Zorunda
İhaleyi kazanan ASTALDİ-TÜRKERLER ortaklığının şartname gereği hastaneyi 36 ayda tamamlaması gerekiyor. İnşaatların bitirilip, hastanelerin hizmete açılmasının ardından 25 yıl boyunca devletten kira alacak olan ortaklar, inşaatları daha erken; bitirirlerse kira sürelerine o kadar zaman ilave edilecek.



1 Milyon 70 Bin Metrekare
İhale komisyonunun da başkanlığını yapan Sağlık Bakanlığı Kamu Özel Ortaklığı Dairesi Başkanı Abdulvahap Yılmaz, 1 milyon 70 bin metrekarelik, 3 bin 566 yataklı sağlık kampüsünün 36 ayda tamamlanacağını belirtti. Yılmaz, ortaklar, inşaatların daha erken; örneğin 30 ayda bitirmeleri halinde kira sürelerine 6 ay ilave edileceğini açıkladı.

Hastanede Ulaşım Yürüme Bandı, Golf Arabası ve Gingerla
Bir hastane ve 7 dal hastanesinin bulunduğu kampüste ulaşımın yürüme bandı, golf arabası ve gingerlarla sağlanacağını belirten Yılmaz, “Kampüste hastane içi araçlar dışında hiçbir motorlu taşıt olmayacak. Tamamen yeşil alan, parklar ve otel yer alacak. Otoparkların tamamı yer altında olacak” dedi.




Toplam 8 Milyar Kira Ödeyecek
Üç firmanın yarıştığı açık eksiltme usullü ihaleyi Türk-İtalyan ortaklığıyla kazanan ASTALDİ-TÜRKERLER firması her yıl devletten 319 milyon lira kira alacak. Sağlık Bakanlığı bu kirayı, hastane kullanım bedeli, binaların bakım giderleri, sağlık araç gereçleri ile bunların bakım ve onarımı, ameliyathane, laboratuar malzemeleri, yer ve bahçe bakım hizmetleri için ödeyecek.



2.4 Milyarlık Yatırım Yapacak
Firma, kampüste bir ana ve 7 dal hastanesinin inşaatını da üstlenecek. Bina ve hastane tefrişatıyla birlikte 2.4 milyar liralık yatırım yapacak. Firma, 25 yıllık işletme süresinin ardından sabit yatırımlar da dahil anahtarları Sağlık Bakanlığına teslim edecek. Türkiye'deki hastanelerin hiçbirinin dünya standartlarında olmadığını kaydeden Yılmaz, “Uluslararası hastane standartlarında olacak binalar, en son teknolojiyle, sürdürülebilir enerji ve çevre duyarlılığıyla inşa edilecek. Kampüste hastane içi araçlar dışında hiçbir motorlu taşıt olmayacak. Tamamen yeşil alan, parklar ve otel yer alacak. Otoparkların tamamı yer altında olacak. Böylece devlet, 25 yıl için firmaya bugünkü fiyatlardan yaklaşık 8 milyar liralık ödeme yapacak. Ancak kira bedeli her yıl TEFE ya da TÜFE oranında güncellenecek “ diye konuştu.

Kampüse Hangi Hastaneler Taşınacak?
İnşaatlarının tamamlanması ardından Numune Hastanesi, Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Doktor Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ulus Devlet Hastanesi, Dışkapı Çocuk Hastanesi, Ulucanlar Göz Hastanesi, Doktor Zekai Tahir Burak Kadın ve Doğum Hastanesi Etlik Kampüsü'ne taşınacak. Bu hastanelerin yerleri ise kazanan firmalarca otel, alışveriş merkezi gibi ticari alana dönüştürülecek.



Teklif Süreci Devam Eden 10 Proje
Yılmaz, kamu-özel ortaklığının yap-işlet-devret modelinden çok farklı olduğunu belirerek, Kayseri’den sonra Etlik ihalesini tamamladıklarını ifade etti. Yılmaz, bu modelle 36 bin yatak kapasiteli hastane yaptıracaklarını açıkladı. Teklif süreci devam eden 10 proje olduğunu, 5 tanesi için de nihai pazarlık aşamasına geldiklerini söyleyen Yılmaz şu bilgileri verdi: “Bilkent Kampüsü 3 bin 641 yatak; İstanbul İkitelli ise 2 bin 270 yatak kapasiteli olacak. Bu modelle devlet hastanelerde otelcilik ve tıbbi destek işlerinden çekilmiş olacak.”


Sağlıkta "Yap-Kirala- Devret" Dönemi
Türkiye’de ilk defa uygulanacak PPP ( Public Private Partnership) yatırım modelinin sağlık alanında uygulanmasıyla devlet hastaneleri özel hastanelere rakip olacak. Sağlık Yatırımcıları Derneği Başkanı Dr. İhsan Şahin "Bu hastaneler yine devletin hastaneleri, yani hasta kabul prosedürlerinde ve ücret politikasında hiçbir değişiklik yok. Bu modelle yapılacak hastaneler özel hastaneler kadar şık ve son teknolojiyle tasarlanmış olacak. Bu da devlet hastaneleriyle özel sektör arasındaki rekabeti arttıracak. Bu rekabet ortamı da vatandaşa kaliteli hizmet olarak yansıyacak" dedi.



Akıllı Hastaneler Geliyor
Şahin hastanelerin çehresinin nasıl değişeceğini anlattı: "Bu projelerle JCI yani sağlıkta akreditasyon kriterleri olarak tanımlanan uluslararası standartların çok üzerinde hastaneler yapılacak. Kendi altyapısı ve otomasyon sistemi olan akıllı hastanelerden bahsediyoruz. Rehabilitasyon alanları, spor merkezi, toplantı salonları olan büyük çaplı kompleksler. Bugünkü özel hastanelerin devlet hastanelerinden en önemli farkı son on yılın teknolojisini barındıran, fiziki açıdan üstün binalarda hizmet sunmasıdır. Şimdi bu modelle yapılacak hastaneler özel hastaneler kadar şık ve son teknolojiyle tasarlanmış olacak. Bu da devlet hastaneleriyle özel sektör arasındaki rekabeti arttıracak. Bu rekabet ortamı da vatandaşa kaliteli hizmet olarak yansıyacaktır. Bir doktor olarak, bugün 40 yıllık bir hastanede istediğiniz kadar uğraşın, hem sterilizasyonu hem de hasta konforunu sağlamanız çok zordur. Tüm özverilere rağmen hekim olarak karşınıza çıkan fiziki olumsuzlukları aşamıyorsunuz. İncelediğimiz kadarıyla da Türkiye'de hayata geçirilecek projeler şuanda dünyada yapılan emsallerinin de daha ötesinde projeler. Kısaca Türkiye PPP ile geleceğin hastanelerini yapıyor ve bu projelere Türkiye'nin ihtiyacı vardı."



Sağlık Kampusu Yapılacak Kentler
İlki Nisan'da gerçekleştirilen Kayseri Sağlık Kampusu ve Etlik Entegre Sağlık Kampusu ihaleleri yapıldı. Bunların dışında sağlık kampusu yapılacak kentler şöyle: "Adana, Ankara-Bilkent, Bursa, Elazığ, Gaziantep, İstanbul-İkitelli, İstanbul-Bayraklı, Kocaeli, Konya-Karatay, Mersin Entegre Sağlık Kampüsü projeleri, Isparta Şehir Hastanesi, Mersin ve Manisa Eğitim Araştırma Hastanesi."

3 Ağustos 2011 Çarşamba

AMERİKA’DA TIPTA UZMANLIK EĞİTİMİ NASIL ALINIR?

ABD’de tıpta uzmanlık eğitimi almak isteyen hekimler için güncel ve doğru bilgiyi yalın dille ulaştıran bir başvuru kaynağı hazırlayan Dr. Mehmet Eren Yüksel, kitap hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.
Ülkemizde tıp doktorlarının bilgi ve becerileri batı ülkelerindeki meslektaşlarıyla yarışacak düzeyde. Ancak, batı ülkelerindeki Ar-Ge imkanlarının genişliği, araştırmaya sunulan laboratuvarların ve fonların zenginliği ileri teknolojilerin geliştirilmesini ve hastaların iyileştirilmesinde kullanılmasını kolaylaştırmaktadır.
Dr. Mehmet Eren Yüksel, ülkemizden batı ülkelerinde tıpta uzmanlık eğitimi almaya gidecek doktorların bu gelişmiş bilgi ve teknolojileri özümseyerek yurdumuzdaki üniversitelere ve hastanelere aktarmaları beklentisinin kitabın yazılmasındaki önemli etken olduğunu kaydetti.


Okuduklarınızı ve Size Anlatılanları ABD’de yaşamak için USMLE“Amerika Birleşik Devletleri’nde Tıpta Uzmanlık Eğitimi- Türk Öğrenciler İçin Rehber” isimli kitabında, girilmesi gereken sınavlar, USMLE sınavlarına hazırlık kaynakları ve tıpta uzmanlık eğitimi veren hastanelere nasıl başvurulacağı hakkında birçok sorunun yanıtının bulunduğunu dile getiren Dr. Yüksel şunları söyledi: “Altı yıllık zorlu tıp eğitiminin ardından hayatınızı etkileyecek yeni bir karar aşamasındasınız. Hangi uzmanlık dalında tıpta uzmanlık eğitimi almak istediğinize tam olarak karar veremediniz. Tıpta uzmanlık eğitimini Türkiye’de mi yoksa yurtdışında mı almak istediğinize de bir türlü karar veremiyorsunuz. Bir yandan Amerika Birleşik Devletleri’nde tıpta uzmanlık eğitimi almak aklınızdan geçiyor. Öte yandan Türkiye’de Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’na (TUS) girmek ile Amerika Birleşik Devletleri Tıbbi Yeterlilik Sınavı’na (USMLE) girmek arasında tereddüt ediyorsunuz. USMLE sınavlarına giren ve ABD’de tıpta uzmanlık eğitimi alan meslektaşlarınızın haberlerini alıyorsunuz. ABD’de düzenlenen tıp kongrelerinden dönen meslektaşlarınızın ABD’de çalışan tıp doktorlarının çalışma koşulları ve araştırma laboratuvarları hakkında anlattıkları sizi cezbediyor. Siz de ABD’deki hastaneleri görmek, daha önce ABD hakkında okuduklarınızı ve size anlatılanları bizzat ABD’de çalışarak tecrübe etmek istiyorsunuz. Ama USMLE sınavlarına nasıl çalışılması gerektiği ve ABD’deki tıpta uzmanlık programlarına nasıl başvurulucağı konusunda yeterli bilginiz yok. Bu kitabı, ABD’deki tıpta uzmanlık programları hakkında bilgi vermek, USMLE sınavlarına nasıl hazırlanacağınızı ve ABD’deki tıpta uzmanlık eğitimi veren programlara nasıl başvuracağınızı anlatmak için yazdım.“




Dr. Mehmet Eren YükselAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2004 yılında mezun olmuştur. Daha sonra Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve Alman Akademik Değişim Servisi’nin (DAAD) ortaklaşa verdiği bursu kazanarak Almanya’da Dresden Teknik Üniversitesi’nde Moleküler Biyomühendislik yüksek lisansını tamamlamıştır.2007 yılında Almanya Tıp Diploması Denklik Sınavı’nı başarıyla vermiştir. Fachkrankenhaus Coswig ve Greifswald Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanelerinde İç Hastalıkları alanında asistan doktor olarak çalıştı. Amerika Birleşik Devletleri Tıbbi Yeterlilik Sınavları’nı (USMLE) başarıyla vererek 2010 yılında ECFMG sertifikasını almaya hak kazandı. Halen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.

2 Ağustos 2011 Salı

TIBBİ MİKROBİYOLOJİ, ENFEKSİYON HASTALIKLARI İLE KARIŞTIRILIYOR

“Enfeksiyon hastalıkları Uzmanları, Dahili Tıp Bilimleri bölümü içerisinde yer alır ve çalışma objeleri enfeksiyon hastalığı olan hastadır” diyen Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (KLİMUD) Genel Sekreteri Doç. Dr. Ceren Karahan, “Birbiriyle çok yakın ilişkili olan Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlığı ve Enfeksiyon hastalıkları Uzmanlığının yolları hasta veya laboratuar hizmeti veriyor olmaları hususunda ayrıdır, pratik uygulamada da ayrılması gereklidir” dedi.

Tıbbi veya Klinik Mikrobiyoloji bilim dalının, insanlarda enfeksiyon hastalıklarına neden olan mikropları ve bu mikropların hangi antibiyotiklerle veya ilaçlarla tedavi edilebileceğini belirlediğini dile getiren Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (KLİMUD) Genel Sekreteri Doç. Dr. Ceren Karahan, mikroorganizmaların tanısının konulmasında uygulanan laboratuar testlerini yaptıklarını kaydetti.
Doç. Dr. Karahan, enfeksiyon hastalıklarının etkenini ve hangi ilaçlarla tedavi edilebileceğini belirleyerek kliniklerde hastayı takip eden doktorlara yol gösterdiklerine dikkat çekti.

Tıbbi Mikrobiyoloji, Enfeksiyon Hastalıkları İle Karıştırılıyor
Doç. Dr. Karahan, Tıbbi Mikrobiyolojinin en fazla karıştırıldığı tıp bölümünün Enfeksiyon Hastalıkları olduğunu belirterek şunları söyledi: “Tıpta, çalışılan obje, uzmanlık alanınızı belirler. Örnek vermek gerekirse, Göz Hastalıkları uzmanının çalışma objesi “göz”dür. Enfeksiyon hastalıkları Uzmanları, Dahili Tıp Bilimleri bölümü içerisinde yer alırlar ve çalışma objeleri enfeksiyon hastalığı olan hastadır.

Enfeksiyon Uzmanları Tanı için Test İster, Mikrobiyoloji Uzmanları Testleri Yapar
Enfeksiyon hastalıkları Uzmanları bu hastaların tanısı için gerekli muayeneleri yapıp, testleri isteyerek tanısını koyar ve tedavisini yapar. Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı ise, Temel Bilimlerde yer alır, çalışma objesi mikroorganizmalardır. Tıbbi Mikrobiyoloji uzmanlarının görevi, laboratuara gönderilen klinik örneklerde hangi enfeksiyon etkeninin bulunduğunu belirlemek ve bu etkenin hangi antibiyotik veya ilaca duyarlı olduğunu ortaya koymak üzere gereken laboratuar testlerini yapmak, laboratuar sonuçlarını yorumlamak ve hastayı takip eden hekime bu bilgileri ileterek hastanın tanı ve tedavisine yol göstermektir.

Laboratuar Hizmetinin Doğru ve Uluslararası Standartlarda Olması, Enfeksiyon Tanısının Doğru Konması İçin Şarttır
Bir hasta örneğinden etkenin belirlenmesi ve duyarlı olduğu ilaçların tespiti yaklaşık 24-48 saat süren uzun ve titiz bir çalışma gerektirir. Örneğe ve bu örnekte bulunabilecek etkenlere göre uygun besleyici ortamlara hasta materyallerinin ekilmesi, bu etkenlerin üremesi için bu ekimlerin uygun şartlarda saklanması ve çoğalan mikroorganizmaların türünün belirlenmesi için uygun laboratuar testlerinin yapılması gereklidir. Üretimi takiben, isimlendirme için yapılan testlerle eş zamanlı olarak etken olarak düşünülen mikroorganizmanın antibiyotik duyarlılık testleri (antibiyogram) da yapılır. Hangilerine duyarlı/hangilerine dirençli olduğu belirlenir. Laboratuar hizmetinin doğru ve uluslararası standartlar doğrultusunda yürütülmesi, enfeksiyon etkeninin tanısının doğru konabilmesi için son derece önemlidir.



Bu İki Bilim Dalının Yolları Hasta veya Laboratuar Hizmeti Veriyor Olmaları Hususunda Ayrıdır
Enfeksiyon hastalıkları uzmanı, hastasının belirti ve bulgularını değerlendirerek enfeksiyon hastalığının ön tanısını bazen de tanısını koyar. Hekim, olası enfeksiyon bölgesinden uygun örneklerin alınmasını ve laboratuara gönderilmesini sağlar. Laboratuar sonuçlarını da dikkate alarak, enfeksiyon hastalığının tedavisini belirler, hastasını tanı ve tedavi sürecinde takip eder. Hastalığa veya tedaviye bağlı gelişebilecek istenmeyen komplikasyonlar konusunda hastasını izler, gerektiği durumlarda bunları tedavi eder. Birbiriyle çok yakın ilişkili olan bu iki bilim dalının yolları hasta veya laboratuar hizmeti veriyor olmaları hususunda ayrıdır, pratik uygulamada da ayrılması gereklidir. Zira her biri tek başına son derece önemli işlemleri yerine getirmek için çalışmakta ve bu işlemlerin her biri tam zamanlı dikkatli çalışma gerektirmektedir.

Nasıl İyi Bir Cerrah, İyi Bir Patoloji Bilgisine Sahip Olmalıysa, İyi Bir Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Da İyi Mikrobiyoloji Bilgisine Sahip Olmalı
Nasıl iyi bir cerrah, iyi bir patoloji bilgisine sahip olmalıysa, iyi bir enfeksiyon hastalıkları uzmanı da iyi mikrobiyoloji bilgisine sahip olmalıdır. Ancak aynı örnekte devam edecek olursak; nasıl bir cerrah karşısına çıkan dokunun görünüşünden sıklıkla iyi huylu/kötü huylu ayrımını yapabilse bile mutlaka patolojiye örnek gönderip uzman görüşünü dikkate alıyorsa; enfeksiyon hastalığının etkenini belirleyecek kişi de Tıbbi Mikrobiyoloji uzmanı olmalıdır.



Mikrobiyologların 4 Temel Görevi Var

Tıbbi Mikrobiyoloji uzmanlarının görevlerini anlatan Doç. Dr. Karahan, “Mikrobiyoloji uzmanları çalıştıkları kurumda, bölgede ve toplumda enfeksiyon etkenlerinin dağılımını, ne sıklıkta hastalık oluşturduğunu belirler. Bu etkenlerin enfeksiyon oluşturmasına yol açan faktörleri tespit ederek, enfeksiyonların sıklığını azaltmaya yönelik çalışmalar yapar.
Amacımız enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkmasını ve yayılmasını engellemek. Tıbbi mikrobiyoloji; bakteri, virüs, parazit ve mantarlar gibi insan sağlığını tehdit eden bütün mikropların laboratuvarda belirlenmesi için tanının konması kadar, indirekt tanı (enfeksiyon geçiren kişinin kanında bu mikroba karşı oluşmuş bağışık yanıt elemanlarını araştırarak etkenin belirlenmesi) için de uğraşır.



Tüm bu açılardan bakıldığında mikrobiyologların 4 temel görevi var:
-Enfeksiyon hastalıklarından muzdarip hastaların araştırma, tanı, tedavi süreçlerinde klinik konsültasyon sunumu.
- Tedavi sürecinde enfeksiyon kontrol programlarının kurulması ve yürütülmesinin sağlanması.
- Halk sağlığı ve bulaşıcı hastalıklar konularında önleme ve epidemiyolojik araştırmalar.
- Tanı amaçlı mikrobiyoloji laboratuvarının bilimsel ve yönetsel süreci. Bu yetki, Tıpta ve Diş hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği’ne göre sadece Tıbbi (Klinik) Mikrobiyoloji uzmanına verilmiştir.

Dünyadaki Ölümlerin Yüzde 25’i Bulaşıcı Hastalık Kaynaklı
Bulaşıcı hastalıklardan dünya üzerinde yüzde 25 civarında ölüm görülüyor. Bazı ülkelerde bu oran yüzde 50’ye kadar çıkabiliyor. Ayrıca HIV, SARS gibi yeni enfeksiyon hastalıkları çıkabildiği gibi verem veya boğmaca gibi kurtulduğumuzu sandığımız bazı hastalıklar da yeniden önem kazanmaya başlayabiliyor.

Bağışıklık Sistemi Mikroorganizmalara Karşı Savunma ile Olur
Günümüzde, çok daha erken doğan prematür bebekler yaşatılabilir olmuş, insan ömrü seksenli yaşların ötesine uzamıştır. Birçok kanser türü bugün başarıyla tedavi edilebilmekte, birçok iflas eden organın nakli yapılabilmekte, kronik hastalıklar dediğimiz ömür boyu hastaya yoldaşlık yapacak hastalıklar başarıyla kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu umut verici gelişmeler, bağışıklık sistemi zayıflamış, bu nedenle de enfeksiyon hastalıklarına karşı daha duyarlı hale gelmiş hastalarla giderek artan sıklıkta karşılaşmamıza neden oluyor. Bu kişiler, normal şartlar altında enfeksiyon hastalığına neden olmayan bazı mikropların da etken olarak karşımıza çıkmasına neden olmuştur. Bu noktada, gerek Enfeksiyon Hastalıkları, gerekse Tıbbi Mikrobiyoloji uzmanlarının görevleri her geçen gün ağırlaşmakta bu iki dalın uzmanlarının omuz omuza çalışması gerekliliği her zamankinden daha önemli hale gelmektedir.


Tıbbi Mikrobiyolojinin Aktif Çalışma Konuları Çok Çeşitlidir


Son yıllarda yeni telaffuz edilmeye başlayan biyoterörizm konusu da hükümetlerin çok fazla harcama yaptığı kalemlerden birisidir. Bugün bazı mikropların, bazı hastalıkların tedavisinde kullanılması üzerine de araştırmalar hızlandı. Kanser tedavisinde hedefe yönelik ilaç uygulamaları bunlar arasında sayılabilir. Aşı üretimi sayesinde, çiçek ve çocuk felci gibi enfeksiyon hastalıkları ortadan kaldırılmış, birçok etkenin görülme sıklığı ve neden olduğu enfeksiyonlar azaltılmıştır. Aşı geliştirme çalışmaları da Tıbbi Mikrobiyolojinin aktif çalışma konularından biridir” dedi.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

“PROTEİNLERİ YOK EDEN RNA’LAR”


Endometriozis hastalığında tercih edilen en yeni tedavi yöntemleri hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e bilgi veren Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Emre Seli, “Endometrial dokunun yok edilmesi için immün sistem çalışırken ters etki yapıyor. Endometrial dokunun büyümesini önlemek için bu proteinleri yok eden RNA’lar bulmaya çalışıyoruz. Hayvan deneylerinde bunu başardık” dedi.



Endometriozis, kadınların rahim içi dokusunun karın boşluğuna yerleşmesi ile oluşuyor. Yale Üniversitesi’nde yaptığı başarılı çalışmalarla adından söz ettiren Doç. Dr. Emre Seli, Türk doktorlarının, endometriozis hastalığının anlaşılmasında çok büyük katkıları olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Seli, bu hastalığın mutlak tanısının ancak cerrahi yöntemlerle alınan örneklerin laboratuarda analizi ile konulabileceğini kaydetti. Endometriozisin en önemli iki klinik bulgusunun infertilite ve pelvik ağrı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Seli, hastanın endometriozisin klinik bulgularının tedavisinde kullanılabilecek çok yöntem olduğunu ve hastaya göre tedavi seçilmesi gerektiğini vurguladı.



1929 yılından bu yana endometriozisin meydana gelişinde en önemli sebep, adet sırasında endometrium adı verilen rahim içi dokunun tüplerden karın boşluğuna geçerek oraya yerleşmesi olarak açıklanıyor. Üreme çağındaki kadınlara tedavi seçenekleri arasında en etkin olanı GnRH benzeri ilaçlar geçici ve suni menopoz olduğu açıklanıyor. Diğer bazı hormonal yaklaşımlar gibi, GnRH’ler rahim içi dokusunun büyümesi azaltıyor ve adet ile ilgili kanamayı da azaltarak endometriozisin büyümesini engelliyor. Buna ek olarak, endometriozis de bu ilaçlar alındığı sürece geriliyor.


Kombine Oral Kontraseptifler Endometrial Dokuyu Suprese Ediyor

Hormonal yaklaşımların bu konudaki etkinliğinin kesinlik kazandığını dile getiren Doç. Dr. Seli, “Kadınların rahim dokusu ve östrojen, progesterona cevaben büyüdüğü için kadınların bu hormonları yapmasını önleyen yaklaşımlar ağrıyı azaltıyor. Bunları yapabilmek için aralıksız oral kontraseptifleri hastanın alması fayda sağlıyor. Kombine oral kontraseptiflerin duraksamadan kullanılmasında hem östrojen hem progesteron olduğu için progesteron etkisiyle endometrial doku suprese edilip ağrının azaldığı gösterildi. Hapların içerisindeki progesteron verilmesiyle endometrial kanser riski de azalmış oluyor” dedi.

Progesteron İçeren Rahim İçi Araçlar

Progesteron içeren rahim içi araçlarında tedavi seçeneklerinden biri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Seli, “Rahim içi dokunun büyümesini önlemek, o dokunun endometriozis yapmasını önlemeye yardımcı oluyor. Rahim içi araç “T” şeklinde olup, yerleştirildikten sonra 5 yıl ve daha uzun bir süre etkili oluyor. Bu durum rahim içi dokunun atrofiye uğramasına sebep oluyor. Kanama azalıyor hatta durabiliyor. Hem kanama azaldığı için rahimden, rahim dışına doku geçişi azalıyor ve buna paralel olarak ağrı da azalıyor. Özellikle Türk kadınları için çok iyi bir seçenek. Çünkü Türkiye’de cinsel yol ile bulaşan hastalıklar Avrupa ve Amerika’ya göre daha az görülüyor. Amerika’da çok partnerli kadınlarda rahim içinde araç varken enfeksiyon kapması çok sakıncalı oluyor; aynı durum tek partnerli bir bayan için çok daha nadir oluyor. Lokal ve yan etkisinin az olması, Türkiye’de tercih edilebilmesini arttırıyor. Amerika’da ve Avrupa’da endometriozis için spesifik kullanımı yeni başladı” diye konuştu.


GnRH Agonisti Suni Menapoza Sokan En Güçlü İlaç

3-6 aylığına kadınları suni menopoza sokan bir iğne olan GnRH agonistlerinin suni menopoza sokan en güçlü ilaç olduğunu belirten Doç. Dr. Seli şunları söyledi: “Bu ilaç tamamen hormon üretimini durduruyor ve endometriozis geriliyor. İlaç çok efektif olmasına rağmen 6 aydan fazla kullanılması halinde kadınlarda kemik erimesi görülebiliyor. Ancak ağrı eşiği çok yüksek olup hastanın dayanamayacağı noktaya geldiğinde veriyoruz. 6 ay sonra atak devresi ve seyir devresinde yanında östrojen ve progesteron hormon başlıyoruz.

Tedavi Kişiye Özel Seçilmeli

Tedavi seçenekleri karşılaştırıldığında bu derece sert bir ilaca gerek yok. Sürekli kullanılan doğum kontrol hapları veya rahim içi araçlar aynı derece etkili, bir bayan aşırı ağrıyla ve endometriozisli geldiğinde bu üç yaklaşım kabul edilebilir. Üçüncü yaklaşımın biraz daha fazla yan etkisi var. Tedaviyi seçerken hastaya göre davranılması gerekiyor. Hastanın isteklerine, sosyal statüsü ve cinsel hayatına göre karar veriliyor.


Endometriozis hastalarında infertilite olabiliyor. İnfertilitesi olanlarda karın boşluğundaki hastalık odaklarının kaldırılması ile ağrı azaltılabiliyor. Cerrahi sonrasında da bu üç tedavi yöntemden bir seçiliyor. Ancak genelde en sık en kolay olanı yani doğum kontrol hapları tercih ediliyor.”

Proteinleri Yok Eden RNA’lar için Hayvan Deneyleri Yapıldı


Endometriozis ile ilgili yeni araştırmaları hakkında Doç. Dr. Seli şu bilgileri verdi: “İmmün sistemin asıl görevi korumaktır. Endometrium dediğimiz rahim içi dokusu karın boşluğuna gelince hastanın kendi immun hücreleri endometriuma saldırıyor ve ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu esnada immun hücreler bir takım maddeler salgılıyor. Salgılanan maddelerin amacı yeni akyuvarlar ve lökositleri yardıma çağırmak. Ne yazık ki bu durum endometriozis hastalığını yok edeceğine besliyor ve büyümesine yol açıyor. Endometrial doku kültür ortamında büyütüldüğünde ve salgılanan maddeleri eklediğinizde daha hızlı büyüme gözleniyor.



“Mutant Hücre Yaratılıyor”


Hücrelerde gen ekspresyonu yapılırken DNA’dan RNA’lar, sonra da RNA’lardan da proteinler üretiliyor. Bizim grubumuz, endometriozise sebep olan proteinlerin sentezlenmesini sağlayan RNA’lari hedef alan ve yıkımlarını sağlayan proteinleri kontrol ederek hastalığa alternatif bir tedavi getirmeyi amaçlıyor. Teoriyi ispatlamak için endometrium dokusunun içerisinde hedef RNA ve proteinlerin az veya çok üretmesini sağlayan genetik değişimler yapıyoruz. Lenti virüsler kültürdeki rahim dokusunun DNA’sına entegre olup bizim istediğimiz durumu endometrial dokuda yapıyor. Mutant hücre yaratılıyor. Bu yöntemlerle endometrial dokunun immun hücre ve molekülleri nasıl etkilediği başarıyla araştırıldı. Bir takım moleküllerin ki bunlar sitokinler ve büyüme faktörleri azaltılması başarıldı.”