13 Haziran 2011 Pazartesi

ECZACILARA ONLİNE EĞİTİM

Türk Eczacılar Birliği (TEB), Novartis ilaç firması desteğiyle eczacılık mesleğinin gelişimini sağlamak ve eczacıların mesleki yeterliliğini arttırmak amacıyla yeni bir projeye imza attı. “TEB- E-ON, Eczacılar için Online Eğitim Platformu” projesi çerçevesinde hazırlanan “Uzaktan Eğitim Modülleri” sayesinde eczacılar, mesleki eğitim modülleri, kişisel gelişim eğitim modülleri ve bilişim teknolojileri eğitimlerine kolayca ulaşabilecek.

Türk Eczacılar Birliği (TEB) ve Novartis’in desteğiyle, eczacıların meslekî bilgilerini sürekli güncellemelerine, mevcut bilgilerini tazelemelerine ve kişisel kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla; “TEB-E-ON, Eczacılar için Online Eğitim Platformu” projesini hayata geçiriyor. TEB-E-ON,Eczacılar için Online Eğitim Platformu”projesinin tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarına sistem sunum ile anlatıldı.

Eczacıların mesleki yeterliliğinin geliştirilmesi, ilaç eczacılık hizmetlerinin görünürlülüğünün pekiştirilmesi amacıyla “Sürekli Mesleki Gelişim” felsefesi çerçevesinde çeşitli meslek içi eğitim programları düzenleyen TEB, bu anlamdaki çalışmalarını geliştirmeye “Uzaktan Eğitim” sistemiyle devam ediyor.

“Mesleki Eğitim Modülleri”, “Kişisel Gelişim Eğitim Modülleri” Ve “Bilişim Teknolojileri Eğitimleri”
İnternet üzerinden sağlanan bu sistemle; öğretici ve öğrenenin fiziksel olarak farklı mekânlarda olduğu, öğrenmeyi kendi hız ve kapasitelerine göre planladıkları, geniş bir teknoloji yelpazesi kullanarak verimli ve kaliteli bir şekilde öğrenme-öğretme etkinliklerini sürdürebilecekleri bir ortam yaratılıyor. Eğitimdeki tüm sınırları, duvarları ortadan kaldırması hedeflenen bu sistemle isteyene, istediği yaşta, istediği yer ve zamanda öğrenme olanağı sağlamak amaçlanıyor. Zengin görsel materyal kullanımı ve eşzamanlı-farklı zamanlı uygulama olanakları sağlayan bu sistem “mesleki eğitim modülleri”, “kişisel gelişim eğitim modülleri” ve “bilişim teknolojileri eğitimleri” olmak üzere üç ana başlık altında toplanıyor. “Akılcı İlaç Kullanımında Eczacının Rolü”, “Hipertansiyon ve Eczacının Rolü”, “İletişim Sanatı”, “Profesyonel Hayatta Etki İçin Kişisel İmaj” ve “Stres ile Başa Çıkma Yöntemleri” gibi konuları kapsayan bu eğitim modülleri aynı zamanda tüm katılımcılara, Excel ve Word Programlarının en güncel versiyonlarını etkin ve verimli bir şekilde kullanabilme yetisi kazandıracak teknik bilgiler de içeriyor

www.eczacilikakademisi.org
www.eczacilikakademisi.org internet adresinden ulaşılabilecek eğitim modüllerinden her eczacı kendi şifresi aracılığıyla yararlanabilecek. Kullanıcılar, sisteme giriş yaptıktan sonra karşılarına çıkacak eğitimler arasında istediklerini seçerek sesli ya da görüntülü olarak bilgi edinebilecek. Animasyonlar aracılığıyla ilgi çekici hale getirilen modüller, sesli dinleme olanağının olmadığı durumda alt yazılarla da takip edilebilecek. Tüm bu eğitim modüllerine sadece bir kullanıcı adı ve şifre ile giriş yapabilecekler.

"Eczacılarımızın Meslekî Bilgilerini Sürekli Güncellemelerine Ve Kişisel Kapasitelerini Geliştirmelerine Yardımcı Olacak"
Akılcı ilaç kullanım ile hipertansiyonda eczacının rolü, iletişim sanatı, profesyonel hayatta etki için kişisel imaj ve stresle başa çıkma yöntemleri gibi konuları kapsayan eğitim modüllerinin, eczacıların görevlerini yerine getirirken daha etkin olmalarını sağlayacağını ifade eden Türk Eczacılar Birliği Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak, “Eczacılık mesleğinin gelişmesi, eczacıların mesleki yeterliliğinin arttırılması ve mevcut bilgilerinin güncellenmesi amacıyla Sürekli Meslekî Gelişim felsefesi çerçevesinde 2002 yılından bu yana meslek içi eğitim programları düzenlemekteyiz. Bu yolda yeni ve önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Eczacılarımızın meslekî bilgilerini sürekli güncellemelerine ve kişisel kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla hazırladığımız bu proje gelişmeye ve kendini yenilemeye devam edecektir.” dedi. Eczacılar için uzaktan eğitim projesinin eczacılık mesleğine ve toplum sağlığının iyileştirilmesine büyük katkı sunacağını ifade eden Çolak, “bu projenin hayata geçirilmesindeki katkılarından dolayı Novartis’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.” şeklinde konuştu.

“ Türkiye'de Her İl ve İlçede Bulunan 25 Bin Dolayında Eczacı Yararlanabilecek”
Novartis Türkiye Başkanı Güldem Berkman da Türkiye'de her il ve ilçede bulunan 25 bin dolayında eczane bulunduğunu belirterek, eczacıların hastalarla birebir ilişki kurması açısından, akılcı ilaç kullanımı başta olmak üzere bir çok konuda danışmanlık yapabileceklerini dile getirdi. Berkman, "Bilişim ve teknolojinin sürekli gelişmekte olduğu günümüzde, her konuda olduğu gibi eğitimde de önemli dönüşümler yaşanıyor. İnternet sayesinde dünyanın her yanına kolayca ulaşabildiğimiz bu dönemde mesleki eğitim sistemlerinin kolay ulaşılabilir ve pratik olması büyük önem taşıyor. Çağın gerekleri göz önünde bulundurularak hazırlanan bu proje ile eczacılık mesleğine önemli katkılarda bulunulacağını düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Projenin, teknolojinin imkanlarından faydalanılarak hazırlandığını kaydeden Berkman, 2012 yılı sonuna kadar eğitim modüllerinin sayısının 31'e çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi.
Konuşmaların ardından Çolak ve Berkman "TEB-E-ON" (Eczacılar İçin Online Eğitim) Platformu Projesinin protokolünü imzaladı.

12 Haziran 2011 Pazar

''CERRAHİDEN SONRA HASTALARIN EN AZ YÜZDE 3'ÜNDE ENFEKSİYON GÖRÜLÜYOR''


Sağlık hizmetinin sunumunda kalite ile ilişkili temel sorunlar bulunduğunu söyleyen Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri (TJOD) Prof. Dr. Cansun Demir, bunların ilaçların aşırı, eksik ya da yanlış kullanımı şeklinde olabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Demir, “En iyi hastanelerde bile her yüz hastanın 6,7’sinde ciddi sonuçları olan ya da potansiyel ciddi sorunlara yol açabilecek ilaç hataları görülmektedir” dedi.

ABD'de yaklaşık her yıl 750 bin cerrahi alan enfeksiyonu olduğu ve yılda 10 bin kişinin bu nedenle yaşamını yitirdiğini belirten bilim adamları, cerrahi branşlarda yüzde 38 oranında en sık hastane enfeksiyonlarının görüldüğüne dikkat çekiyor. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri (TJOD) Prof. Dr. Cansun Demir, 9.Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi'nde Sağlık Dergisi'ne yaptığı açıklamada, kaliteli sağlık hizmetinin çok önemli olduğunu ve cerrahi alan enfeksiyonlarının hayati önem taşıdığını kaydetti. Prof. Dr. Demir, cerrahi operasyonlardan sonra ortalama yüzde 3 oranında cerrahi enfeksiyon görüldüğünü dile getirerek, bu enfeksiyonların tedaviyi güçleştirdiğini, maliyeti artırdığını ve yaşamı tehdit ettiğini vurguladı.

"Yan Etkilerin Önemli Bir Kısmı Tıbbi Hatalara Bağlı Gelişiyor"
Tüm hastane yatışlarının en az yüzde 3'ünde bir yan etki görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Demir, ''Cerrahi bir girişimden sonra hastaların en az yüzde 3'ünde bir cerrahi alan enfeksiyonu görülmektedir. Tıbbi uygulamalarda yan etkide, altta yatan hastalık değil, tıbbi tedavinin hastada yol açtığı zarardır. Yan etkilerin önemli bir kısmı tıbbi hatalara bağlı gelişiyor. Bu tür tıbbi hatalar önceden bilinen tedbirlerle önlenebilir. Tıbbi hatalar içinde ilaç kullanımı ve enfeksiyonlar yer alıyor" dedi.

''Kalite Tıbbi Sonuçlar, Hasta Ve Yakınları İle Toplumun Deneyimi, Etkililik ve Verimlilik Şeklinde Üç Açıdan Ele Alınmalı''
Tıbbi hataların önlenebilmesinde sağlıkta kalite standardının çok önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Demir, sağlıkta kalite ile hastanın tam ya da önemli derecede iyileşmesinin hedeflendiğini söyledi. ''Ağrının giderilmesi gibi hedeflenen sonuçların elde etme olasılığında artma, hasta ve yakınlarının kaygılarına 'insanca yaklaşım' ile yanıt verilmesi ve harcanan paranın gerçek karşılığını elde etmesi sağlıkta kalitenin göstergesidir'' diyen Prof. Dr. Demir, kalitenin tıbbi sonuçlar, hasta ve yakınları ile toplumun deneyimi, etkililik ve verimlilik şeklinde üç açıdan ele alınması gerektiğini vurguladı.

''En İyi Hastanelerde Bile Her Yüz Hastanın 6.7'sinde İlaç Hataları Görülmektedir"
Sağlık hizmetinin sunumunda kalite ile ilişkili temel sorunlar bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Demir, bunların ilaçların aşırı, eksik ya da yanlış kullanımı şeklinde olabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Demir, ''En iyi hastanelerde bile her yüz hastanın 6.7'sinde ciddi sonuçları olan ya da potansiyel ciddi sorunlara yol açabilecek ilaç hataları görülmektedir. Tıbbi hatalar sistemin kalitesi ya da kalitesizliğinin doğrudan bir göstergesi niteliğindedir. Bu nedenle, konunun üzerine eğilinmesi, önce ölçülüp sonra da azaltılması için yöntem geliştirilmesi ve uygulanması gerekiyor. Ancak unutulmamalı ki insanların hatasız çalışması mümkün değildir'' şeklinde konuştu.

"Branşlarda Yüzde 38 Oranında En Sık Hastane Enfeksiyonlarının Görüldüğüne"
Cerrahi alan enfeksiyonlarının cilt, cilt altı dokusunu kapsayan yüzeysel alanlar, daha derindeki alanlar ve karın içi, rahim gibi tüm organ ve boşluklarda gelişen enfeksiyonlar diye sıralandığını kaydeden Prof. Dr. Demir, ''ABD'de yaklaşık her yıl 750 bin cerrahi alan enfeksiyonu olduğunun ve cerrahi alan enfeksiyonlarına bağlı yılda 10 bin kişinin yaşamını yitirdiğinin belirtildiğini'' dile getirdi.

“Maliyeti Yaklaşık 2-3 Bin Dolar Yükseltiyor”
Cerrahi branşlarda yüzde 38 oranında en sık hastane enfeksiyonlarının görüldüğüne dikkati çeken Prof. Dr. Demir, ''Enfeksiyonlar, hastanın yaşamını tehdit ediyor, hastanede kalış süresini 7-10 gün uzatıyor. Maliyeti yaklaşık 2-3 bin dolar yükseltiyor. Yara iyileşmesinde gecikmeye ve ağrıya yol açıyor. Kötü görünümlü ve fonksiyonel bozukluğa neden olabiliyor'' dedi.
Prof. Dr. Demir, bakteriyel kontaminasyonun azaltılabilmesi için doğru ilaç kullanımı, el hijyeni, kep-maske ve eldiven kullanımına özen gösterilmesi, cildin temizliği, steril alanın korunması ve antibakteriyel ürünler kullanılması gibi tedbirler alınabileceğini sözlerine ekledi.

11 Haziran 2011 Cumartesi

DOĞAL BOŞLUKLARDAN KESİSİZ AMELİYATLAR BAŞLADI

Yeni Avrupa Cerrahi Akademisi tarafından ”Gelecekte tüm operasyonların karın açılarak değil, vücudun doğal boşluklarından girilerek yapılacağını” bildirildiğini dile getiren Prof. Dr. Cihat Ünlü, ”Doğal boşluk cerrahisiyle karında hiç iz ve yara olmadan vajina içinden karın boşluğuna girerek, yumurtalık kistleri ve miyomlar alınabilecek” diye konuştu.

Günümüzde sezaryen dışında hemen hemen tüm jinekolojik operasyonlar, kapalı ameliyat tekniği ile yapılabilirken ve gerektiğinde açık cerrahi uygulanırken, gelecekte tüm operasyonlar karın açılarak değil, vücudun doğal boşluklarından girilerek yapılabilecek. Türk-Alman Jinekoloji Derneği Başkanı (TAJEV) Prof. Dr. Cihat Ünlü, Antalya’da düzenlenen 9. Türk Alman Jinekoloji Kongresi’nde yaptığı açıklamada, ameliyatların açık cerrahiden ziyade minimal kesi yapılarak uygulanmasının hasta için çok avantajlı olduğunu söyledi. Tıpta bu tür ameliyatların yapılabilmesi için teknik yöntemlerin araştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Ünlü, uygulama alanlarının belirlenmesi gerektiğini dile getirdi. Hekimlerin bu alanda uzmanlaşması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ünlü, ”doğal boşluk cerrahisinin” uygulamalarda çok önemli olduğunu kaydetti.

“Gelecekte Tüm Operasyonlar Doğal Boşluklarından Yapılacak”
Yeni Avrupa Cerrahi Akademisi (New European Surgical Academy NESA) Başkanı Prof. Dr. Michael Stark’ın ”gelecekte tüm operasyonların karın açılarak değil, vücudun doğal boşluklarından girilerek yapılacağını” bildirdiğini dile getiren Prof. Dr. Ünlü, ”Doğal boşluk cerrahisiyle karında hiç iz ve yara olmadan vajina içinden karın boşluğuna girerek, yumurtalık kistleri ve miyomlar alınabilecek” dedi.

”Doğal Boşluk Cerrahisi, 21. Yüzyılda Çığır Açacak”
Bir operasyonun başarısında ”cerrahi kesinin” önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ünlü şunları kaydetti: “Cerrah, vücudun derin bir bölgesindeki küçücük bir noktaya müdahale etmek için çok büyük bir kesi yapmak veya müdahale edilecek organa ulaşmak amacıyla birçok gereksiz tabaka veya dokuyu yaralamak zorunda kalmaktadır. Uzun zamandır açık cerrahi müdahaleler yapan cerrahlar bu problemi her gün yaşamış, bir yandan da cerrahi yaralanmayı azaltacak, daha az doku ve organı yaralayarak hedefe ulaştıracak girişim modellerini denemişlerdir. Doğal boşluk cerrahisi, 21. yüzyılda tıbbi açıdan çığır açacaktır.”

“Ağız Boşluğundan Girilerek Tiroid Operasyonları Yapılmaya Başlandı”
NESA’ın Türkiye’de ve birçok Avrupa ülkesinde eş zamanlı olarak başlattığı bu proje kapsamında, jinekoloji dahil birçok ameliyatın yapılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ünlü, ”Örneğin, miyom ameliyatları vajenden girilerek yapılabilirken, ağız boşluğundan girilerek tiroid operasyonları ya da yine vajen boşluğundan girilerek apandist ve safra kesesi ameliyatları yapılmaya başlandı” diye konuştu.

“Teknik Hekim Açısından Diğer Yöntemlere Göre Daha Zor”
Günümüzde sezaryen dışında artık hemen hemen tüm jinekolojik operasyonların kapalı ameliyat tekniği olan laparoskopik yöntemle yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Ünlü, doğal boşluk cerrahisinin hastaya çok önemli estetik avantaj sağladığını vurguladı. Prof. Dr. Ünlü, ”Doğal boşluk cerrahisi ile yapılan uygulamalarda kesi olmadığından vücutta iz kalmıyor, enfeksiyon riski ortadan kalkıyor. Bu operasyonların yapılabilmesi için hekimin rahat çalışabilmesini sağlamak amacıyla çok özel eğilip bükülebilen aletler geliştirildi. Teknik hekim açısından diğer yöntemlere göre daha zor. Ancak hastaya üstün bir konfor sağlıyor” şeklinde konuştu.

10 Haziran 2011 Cuma

“132 BİN 314 HEKİM SİGORTA YAPTIRDI”



Hekimlerin sigorta yaptırması ile ilgili tartışmalar süre dursun Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever, yaptığı açıklama ile kesin rakamı açıkladı. Atasever, “Bugüne kadar 132 bin 314 tabip, uzman tabip ve diş hekimi, mali sorumluluk sigortası yaptırdı” dedi.

“Bugüne kadar 132 bin 314 tabip, uzman tabip ve diş hekimi, mali sorumluluk sigortası yaptırdı” diyen Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever, ''Tam Gün'' Yasası olarak bilinen 5947 sayılı Kanun ile hekimler için getirilen mesleki sigorta uygulamasıyla hekimlerin tamamına yakınının sigorta yaptırdığını söyledi.
Atasevere, Tam Gün Kanunu ile kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık birimlerinde çalışan tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar için mesleklerini ifade ederken açılabilecek davalara karşı zorunlu mali sorumluluk sigortası getirildiğini söyledi. Atasever şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığınca yapılan düzenleme ile risk gruplarına göre yılda 75 TL ila 375 TL sigorta primi ödeyen tabiplere, her bir tıbbi kötü uygulama için farklı uygulanacak 300 bin TL'ye kadar güvence getiren uygulama için bugüne kadar 132 bin 314 tabip, uzman tabip ve diş hekim, mali sorumluluk sigortası yaptırdı. Bu teminat maddi ve manevi tazminat ile yargılama giderleri için kullanılabilecek.Bu nedenle hekimler mesleklerini icra ederken daha öz güvenli davranmalarına imkan sağlanacak.”

“4 Farklı Grupta Toplam 132 Bin 314 Hekim Sigorta Yaptırdı”
Arasever, sağlık kurum ve kuruluşlarındaki uygulamalar nedeniyle mağdur olan kişilerin, açacakları davalarda lehlerine karar verilmesi durumunda, uğradıkları mağduriyetleri için söz konusu düzenleme kapsamında sigorta şirketlerinden de tazminat alabileceklerini hatırlattı. Atasever, “Buna göre sigorta yaptıran hekimlerin risk gruplarına göre dağılımında, 1.Grup'ta 6 bin 601, 2. Grup'ta 60 bin 079, 3.Grup'ta 39 bin 948, 4.Grup'ta 25 bin 756 olmak üzere toplam 132 bin 314 hekim sigorta yaptırdı. Aynı şekilde hekimlerin uzmanlık dalı bazında poliçe sayılarının dağılımına bakıldığında; 35 bin 510 adet pratisyen hekim ve aile hekimi, 22 bin 3 adet diş hekimi sigorta yaptırdı. Bunun yanında asistanları ile birlikte 7 bin 626 çocuk hekiminin, 4 bin 952 genel cerrahın, 3 bin 556 göz hekiminin, 5 bin 933 kadın hastalıkları ve doğum uzmanın hekiminin, 5 bin 784 dahiliyecinin, 3 bin 49 KBB hekiminin, 3 bin 962 kardiyolog ve kalp cerrahının, 2 bin 364 adet nöroloji hekiminin ayrıca temel tıp dahil 37 bin 575 diğer hekimin sigortalı olduğu görüldü” dedi.

“ETİK” YARIŞMASI PİTTSBURGH’A GÖNDERDİ

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı tarafından bu yıl 2.’si düzenlenen “Ulusal Tıbbi Etik Proje Yarışması” katılımcıların yoğun ilgisiyle gerçekleştirildi. Yarışma sonunda birinci olan katılımcı Pittsburgh Üniversitesi’nde tüm giderleri karşılanarak bir ay staj hakkı kazandı.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı tarafından düzenlenen “2. Ulusal Tıbbi Etik Proje Yarışması” bu senede geniş katılım ile gerçekleşti. “Kanser ve Etik” olarak belirlenen temalı yarışmaya, tıp fakültesi öğrencilerinin yani sıra tıp etiği ile ilgili olabilecek bölümlerde lisans düzeyinde öğrenim gören üniversite öğrencileri de katıldı. Jüri üyeleri Doç. Dr. Nesrin Çobanoğlu başkanlığında, Kanser Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Emel Cabı Ünal, Medicana Ankara Hastanesi Radyoloji Bölümünden Prof. Dr. Barış Diren, ULAKBIM Türk Tip Dizini Kurul Başkanı Doç. Dr. Orhan Yılmaz, Sabancı Üniversitesi’nden Erhan Sertoğlu ve Pembe Hanım Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Pakize Tarzi Hastanesi Medikal Direktörü Op. Dr. Sevil Öz yer aldı.

“Etik Sorunlar Konusunda Farkındalık Oluşturmak”
Açılış konuşmasını yapan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tip Etiği ve Tip Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nesrin Çobanoğlu şunları söyledi: “Amacımız öğrencilerin mesleki yaşantılarında karsılaşabilecekleri etik sorunlar konusunda farkındalık oluşturmak ve etik ikilemlerde çözüm önerileri geliştirebilmelerini sağlamak. Yarışma için öğrencilerimizin yoğun çabalarını görmek bizi gururlandırdı. Hazırlanmış projeler profesyonel bir jüri tarafından değerlendirildi. Yarışmaya 18 farklı Üniversite’den 96 katılımcı başvurdu ve 21 Öğretim üyesi akademik danışmanlık yaptı. Ayrıca yarışmamıza yurtdışından (Almanya, Ukrayna, Azerbeycan, Gürcistan, ABD) katılmak isteyenler oldu ve “Türkçe” olmak koşuluyla kabul edebileceğimizi söyledik. İngilizce olarak yapılan başvuruları, bizim temel şartımıza uymadığı için kabul edemedik. Bu yoğun ilgi, ülkemizde ve araştırmalarımıza göre Dünya’da ilk kez düzenlenen Ulusal Tıbbi Etik Proje Yarışması’nın 2.sinde ulaştığımız evrensellik ve etkinlik bağlamında gurur verici bir gelişmedir. Katılımcıların cinsiyet dağılımında çoğunluğun kadın olmasını da, “G.Ü. Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü” kimliğimle önemli buluyorum”

“Kanser ve Etik Paneli”nde Bu Alandaki Duayenler Konuştu
Ödül töreninde “Kanser ve Etik” konulu panelde alanın önde gelen isimleri Prof Dr. Ayhan Çavdar, Prof Dr. Emin Kansu ve Prof. Dr. Ömer Uluoğlu konuşmacı olarak yer aldılar. Panel başkanlığını Doç Dr. Nesrin Çobanoğlu’nun yaptığı panelde, çevre sorunlarının da etkisiyle kanserin ölüm nedenleri arasında üst sıralara çıkması evrensel bir sorun olarak tanımlandı. Kanser tedavisinin interdisipliner niteliği vurgulanarak, bu alanda hizmet veren Onkoloji Enstitüleri ve Onkoloji Hastanelerinin önemine değinildi. Kanser hastalarına “kanser tanısı”nı kimin söyleyeceği kadar, nasıl söylenmesi gerektiği üzerinde duruldu.

“Meme Kanseri Ölüm Oranlarına Göre Yüzde 15 ile Akciğer Kanserinden Sonra 2. Sırada”
Ödül töreni etkinlikleri kapsamında konferans için davet edilen Pittsburgh Üniversitesi Magee-Womens Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Atilla Soran “Meme Kanseri Tanısında Etik” başlıklı konuşmasında şunları söyledi: “Meme kanseri tanı ve tedavisinde etik konusunda ABD istatistiklerine göre 2011 yılında yaklaşık olarak 208 bin kişide görülecek bu da tüm kadınların yüzde 28’ini oluşturuyor. Ölümlerde ise yüzde 15 ile akciğer kanserinden sonra 2. sırada geliyor. Meme kanserindeki tarama ve tedavilerin gelişmesiyle birlikte insidansın 70’lerden itibaren artmaya başladı. Fakat 2001 yılından itibaren düşmesiyle meme kanserinde belirli bir ilerleme kaydedildi.

“Meme Kanserinde Türkiye’nin tahmini rakamı yüz binde 60-65 Olmalı”
Türkiye’de 2006 yılı insidansı meme kanseri yüz binde 37.3’tür. Bu gerçek insidans değildir bu tamamen bizim elimizde olan verilerin sunumudur. Dolayısıyla yüz binde 37 gerçek rakamları yansıtmamaktadır. Çevre ülkelere bakacak olursanız bu yüz binde 60-65’tir. Bizim ülkemizde de bu oranlar beklenir. Meme kanseri kadınlar arasında insidansı en yüksek olan kanserdir. Enteresan olan ise ülkemizde kadınların ölüm nedeninin birinci sırasında meme kanseri gelmektedir. Bence bu da doğru değil. Bu yalnızca kayıt altında olan ölüm nedenlerinden dolayı birinci sıradadır.

“Yapabileceklerimizin Limitini Etik ve Onun Vazgeçilmez Hukuku Belirler”
Tıp bilimi çok hızlı gelişiyor. Yapmamız gerekenden daha iyisini yapmamız gerekiyor. Yapabileceklerimizin limitini etik ve onun vazgeçilmez hukuku belirler. Serbest piyasa hükümet politikası gibi sistemler güç oluşturmaktadır. Ama etik bunları dengeleyen bir güç olarak karşımızdadır. Etik sonradan oluşturulmuş anabilim dalları değildir aslında. Hipokrat zamanından beri etik bilinen bir şeydir. Hipokrat “Eğer bir hastalığı tedavi için ilaç veriyorsanız ve bu ilaç fayda göstermiyorsa bu hasta ne kadar zengin olursa olsun. O hastaya artık ilaç vermeyin” diyerek aslında etiği, pasif veya aktif ötonaziyi belirtmiştir. Etik davranışın 4 temel prensibi vardır. İyilik, zarar vermemek, otonomi ve doğruluk. Değişik olgularda uygulayabilirsiniz. Değişik değerlerler ve kültürler arasında fark yoktur”

Birincilik
“Meme Kanserli Hastaların Tedavisinde Onkoetik Duruş” çalışmalarıyla Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Şule Barman ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Ata Baytaroğlu Danışman Hocaları Doç. Dr. Osman Kurukahvecioğlu ile birinciliği aldılar.

İkincilik
“Ölmek midir İncitici Olan, Yoksa Amansız Hastalıkla Giriştiği Savaşı Kaybeden Kurban Olarak Nitelendirilmek mi?- Medyada Kanser ve Etiği” ismiyle Danışman Hocaları Doç. Dr. Tamer Akça desteğiyle çalışan Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 2 öğrencisi Ayça Kuru, Berna Taşkın ve Nazmiye Özcan paylaştı.

Üçüncülük
“Tütün Kontrolünde Görsel Öğelerin Kullanılmasının Etik Boyutu” Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Eray Horoz ve Mert Nakip paylaştı.
Özel ödüller arasında en dikkat çekeni ise “Patoloji Raporları ve Etik” çalışmaları ile Azerbaycan Tıp Üniversitesi öğrencileri oldu.
Ankara dışından da yoğun katılımın olduğu, 2. Ulusal Tıbbi etik Proje Yarışması Ödül Töreni etkinliklerini toplam 597 kişi katılım belgesi alarak izledi.

7 Haziran 2011 Salı

ASİSTANLIKLA BAŞETME KILAVUZU


Tıp eğitimi sırasında Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı geçen hekimlerin asistanlıkları sırasında yaşadıkları sorunları araştıran Prof. Dr. Pınar Aydın, “Asistanlıkla Başetme Kılavuzu” ile bir ilke imza atmaya hazırlanıyor.

Tıp eğitimi sonrasında hayatlarının en zor sınavı diye nitelendirdikleri Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı geçen hekimlerin asistanlıkları sırasında yaşadıkları sorunlarla baş etmeleri gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Asistanlık sürecinde istifa edenlerin yanı sıra psikiyatrik sorun yaşayanlar hatta intihar edenler bile var. Bu konu hakkında araştırma yapan Prof. Dr. Pınar Aydın, “Asistanlıkla Başetme Kılavuzu” ile hekimlerin yanında olacak ve onlara hem yaşam koçluğu yapacak hem de istatistiki verileri toplayarak klavuz haline getirecek.

Hoca, Meslektaş, Hemşire ve Hasta Yakını ile İlişkiler
Amacının asistanlık eğitiminde çalışanlarla baş etmek olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın şunları söyledi: “Tıpta öğrenilmesi gereken bilgi, kullanılması gereken teknoloji ile teşhis ve tedavi edilmesi gereken hasta yoğunluğu giderek artıyor. Öte yandan her zaman var olan hoca, meslektaş, hemşire ve hasta yakını ile ilişkiler ve tabii hekimin özel yaşamı gibi etkenler değişmiyor. Bir asistanın aslında eğitim ve deneyim elde etmesi gereken asistanlık döneminde tüm bu etkenlerle baş etmesi gerekiyor. İster cerrahi, ister dahili veya temel dal, hepsinde asistan olmanın belli zorlukları ve sorunları yaşanıyor. Ancak her zorluk ve sorunla başetmenin de yolları mutlaka bulunabilir.

“Kitap, Sorunlardan Çok Eğitimlerine Odaklanabilmelerini Sağlayacaktır”
Bir uzman hekimin eğitiminin başlangıcı olan asistanlık döneminde bu döneme özgü sorunlarla başetmeyi kolaylaştırmak amacıyla bir kitap çalışması başlattım. Bu kitap çeşitli eğitim kliniklerinde farklı alanlarda ihtisas yapan asistanların deneyimlerini bir araya getirecek, uzun süreli bir anket çalışması şeklinde kurgulandı. Bu deneyimler sonraki kuşaklara ışık tutacak ve yol gösterecek, sorunları daha kolay çözmelerini ve zorluklarla başedebilmelerini, sorunlardan çok eğitimlerine odaklanabilmelerini sağlayacak.

Yaşadıklarını Anlatmak İsteyen Mail Atacak
Bu amaçla bu kitap çalışmasında ihtisas süresince yılda bir anket doldurmak üzere çalışmaya katılmak isteyen tüm dallarda ve tüm eğitim hastanelerinde asistanlığa yeni başlayan veya ilk sene yaşadıklarını hatırlayan ikinci sene asistanları ve deneyimlerini paylaşmak isteyen tüm asistanların aydinpinartr@yahoo.com adresine elektronik mektupla başvurmaları yeterli. Çalışmaya katılanların tüm bilgileri gizli tutulacak.”

2 Haziran 2011 Perşembe


Sağlıklı ve zeki nesilller için iyotlu tuz










Sağlık Bakanlığı (SB) ve Tarım Bakanlığı (TKB) işbirliğinde, Tuz Tebliğinde değişiklik yapılarak iyotsuz gıda sanayi tuzunun doğrudan tüketiciye sunumu yasaklanmıştır.

Tuz üretimi ve kullanımı ile ilgili bu değişim halkı iyot yetersizliği bozukluklarından (İYB), özellikle çocukları zihinsel ve bedensel gelişim geriliğinden korumak ve 2005 yılı sonuna kadar halkın en az %90’ının iyotlu tuz kullanımını sağlamak amacıyla yapılmıştır.

İyot canlılar tarafından hergün gıdalarla alınması gereken bir mikro besin ögesidir. Her gün kişi başına 90-150 mikrogram (yaşa göre değişmektedir) alınması gereken iyot eksik alınırsa, toplumların sağlığı ve ekonomisi olumsuz olarak etkilenmektedir.

İyot yetersizliğinin sonuçları:

Zeka geriliği; cücelik; sağırlık; felçler; doğumsal anomaliler; bebek ve çocuk ölümlerinde artış; kadınlarda düşükler; kısırlık; her yaşta guatr; okul çocukları ve erişkinlerde öğrenme, anlama, algılama bozuklukları.
Hayvanlarda et, süt, yün, yumurta vs. de verim düşmesi, tekrarlayan düşükler, cılız yavrular.
Toplumda işgücü kayıpları, tanı ve tedavilere harcanan masraflar ve hayvancılık sektöründe verim düşüklüğü gibi nedenlerle ekonomik kayıplar.
Dünya’da Durum
İyot yetersizliği nedeniyle dünyada 113 ülkede 1,6 milyar insan risk altında olup 700 milyondan fazla kişide guatr mevcuttur, 40 milyondan fazla insan zihinsel özürlüdür.

Türkiye’de Durum
İyot yetersizliği Türkiye’de de önemli bir sorundur. Yapılan çeşitli araştırmalar ülke düzeyinde guatr oranının %31 olduğunu göstermiştir. Guatr, buzdağının su üstünde kalan kısmıdır. Yukarda belirtilen diğer sorunlar, toplum tarafından iyot yetersizliğine bağlı olarak geliştiği bilinmeyen ya da fark edilmeyen sorunlar olup, buzdağının suyun altında kalan daha büyük kısmında yer almakta ve ciddi tehlike oluşturmaya devam etmektedir.

Sağlıklı ve zeki nesiller için halkımıza düşen görevler:

Sadece iyotlu tuz kullanmak.
İyotsuz tuz satanları ve iyotsuz tuz kullanan toplu tüketim yerlerini yasal değişiklikten bahsederek uyarmak.
Uyarılara rağmen iyotsuz tuz satan ya da toplu tüketim yerlerinde kullananlar hakkında TKB’nin taşra teşkilatının Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine bildirmek.
Editörlere Not
Adı geçen değişiklik 13 Ocak 2005 tarih ve 25699 (Tebliğ No 2004/44) sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.

Tuzların kontrolü; üretimden tüketimine kadar TKB sorumluluğunda olup, halka iyotsuz gıda sanayi tuzu satan bakkal, market vs. satış yerleri ve iyotsuz tuz kullanan toplu tüketim yerleri hakkında işlem yapılacaktır.

İyot Yetersizliği Bozuklukları (İYB) Kontrolu ve Tuzun İyotlaması Programı SB tarafından 1994 yılında başlatılmış, 1999 yılında sofra tuzunun iyotlanması zorunlu hale getirilmiştir. Türkiye, 2005 yılı sonuna kadar sorunun ortadan kaldırılması ilgili küresel hedefe ulaşma kararı almıştır. 1995 yılında iyotlu tuz kullanım oranı %18 iken, 2003 yılında halkın %70’inin iyotlu tuz kullandığı tesbit edilmiştir. Kentsel yerleşim yerlerinde kullanım oranı %78 iken, kırsal bölgelerde kullanım oranı %48’e düşmektedir. Ancak, 2002 yılında 30 ilde okul çocuklarında yapılan idrarda iyot ölçümü araştırması 6 il hariç çocuklarımızın yeterli iyot almadığını göstermiştir.

Sorunun tamamen ortadan kaldırılması için evhalkı iyotlu tuz kullanım oranı en az %90 olmalıdır.

Dünyada İsviçre, Kanada gibi gelişmiş ülkeler bu sorunu 1920 lerde farkedip iyotlu tuz kullanarak ortadan kaldırmışlardır. Aralarında Çin’in de bulunduğu, nüfusu ve tuz üreticisi çok olan 27 ülke ise bu sorunu tamamen ortadan kaldırmıştır.


İyot Eksikliği Önlenebilir Zeka Geriliğinin En Önde Gelen Nedenlerinden Birisidir ve Kişiyi Anne Karnından Başlayarak Tüm Yaşamı Boyunca Olumsuz Olarak Etkileyen Bir Hastalıklar Bütünüdür.





İyot yetersizliğinin en olumsuz ve yıkıcı etkilerinin gözlendiği risk grupları; doğurganlık çağdaki kadınlar, gebeler, bebekler ve çocuklardır. Bebek ve çocuklarda; büyüme ve gelişme geriliği, zeka düzeyinin akranlarına göre en az 13.5 puan daha düşük olması, öğrenme yeteneği ve okul başarısında azalma, gebelerde düşük ve ölü doğum riskinde artma ve her yaşta guatr iyot yetersizliğin oluşturduğu önemli sağlık problemlerinden sadece birkaçıdır.
Sağlık Bakanlığı olarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, anne ve çocuk ölümlerine yol açabilen sağlık problemlerinin çözümüne ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesine yönelik çeşitli çalışmalar yürütmekteyiz. Bu çalışmalardan biri de ülkemiz için önemli bir halk sağlığı sorunu olan iyot yetersizliği hastalıkları ve bu hastalıkların yol açtığı sağlık problemlerinin önlenmesidir.

Bu amaçla tüm dünyada iyot yetersizliğinin önlenmesi için ülkemizin de içinde bulunduğu birçok devlet özel programlar başlatmıştır. Sağlık Bakanlığı olarak 1994 yılında UNICEF ile işbirliğinde “İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi Ve Tuzun İyotlanması Programı” başlatılmıştır.

Güvenli, ucuz ve etkili bir yol olan iyotlu tuz kullanımı çok uzun bir süredir dünyada bilinen ve yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.




Ülkemizde 1968 yılında başlayan tuzun iyotlanması çalışmaları, 1994 yılında başlayan ulusal “ İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” ile hız kazanmıştır. Eğitim, yasal düzenleme, bilgilendirme, bilinçlendirme, izleme ve denetimler ile iyotlu tuz kullanımında artış görülmüştür. Ancak, İyot yetersizliği hastalıkları ülkemiz için önemli bir halk sağlığı sorunu olarak devam etmektedir.

Program kapsamında yapılan çalışmalarda tuz firmalarının konuya ilgisinin arttırılması, halkın bilinçlendirilmesi, sağlık personelinin bilgilendirilmesi ve yasal değişikliklerin gerçekleştirilmesi başlıklarına ağırlık verilmiştir. Programın başladığı tarihten bu güne kadar üretilen iyotlu tuzun halk tarafından tüketilmesi konusunda halkın bilinçlendirilmesi, sağlık personelinin bilgilendirilmesi çalışmaları sonucu 1995 yılında iyotlu tuz tüketen hanelerin oranı% 18 iken 2003 yılında bu oranın % 70’lere ulaştığı ancak kullanım oranının istenilen düzeyde olmadığı görülmektedir. Araştırmaların ortaya koyduğu durum itibariyle ülke düzeyinde sağlanan gelişmelere karşın hala iyot yetersizliğin sürdüğü bölgeler söz konusudur.



İyot Nedir?





İyot, insan ve hayvanlarda normal büyüme ve gelişme ile beyin ve vücut işlevleri için mutlak gerekli bir elementtir.

İyot, İnsan vücudunda beyin ve sinir sisteminin normal büyüme ve gelişmesi, vücut ısısı ve enerjisinin devamı için gerekli olan tiroid hormonlarının (T4-tiroksin ve T3-triiyodotironin) önemli bir bileşenidir. Bu hormonlar vücudun tüm sistemlerinin büyüme ve gelişmesi için gereklidir. Besinlerle iyot yetersiz alındığında iyot yetersizliği hastalıkları görülmektedir.

İyot Yetersizliği Sonucunda;


Tiroid bezinden kana geçen hormonlar yeterli miktarda yapılmamakta, hemen hemen tüm organların büyümesi, gelişmesi ve işlevlerinde sorunlar ortaya çıkmakta, boy uzaması durmakta ve zihinsel işlevler gerilemektedir.

Yapılan bilimsel çalışmalara göre doğumdan itibaren iyot yetersizliği zeka düzeyinde 13.5 puanlık düşmeye neden olmakta çocuklarda öğrenme yeteneğinde azalma ve algılama güçlüğü ve bunun sonuncu olarak da okul başarısında düşme gibi sorunlara yol açmaktadır.

İyot Eksikliğinde Oluşan Sağlık Sorunları

Anne Karnında ve Bebeklikte


Düşük
Ölü doğum
Bebek ölümü
Sağırlık
Dilsizlik
Cücelik
Zeka geriliği
Doğum anomalileri (Doğuştan olma bozukluklar)
Çocukluk ve Gençlikte


Guatr



Kısa boyluluk
Zihnin yetersiz çalışması
Öğrenme yetersizliği
Algılama ve öğrenmede yetersizlik
Yetişkinlerde


Guatr
Verim düşüklüğü
Tiroid kanser riskinde artmadır.

Yetersiz iyot alımı bir çok hastalığa ve sağlık sorununa neden olmaktadır. İyot yetersizliği hastalıklarının başında, en çok bilinen ve görülebilen GUATR gelmektedir. Guatr her yaş grubunda önemli bir hastalıktır. İyot yetersizliği hastalıklarından en ciddi olan, bilinmeyen ve gözle görülemeyen sorun ise BEYİN ÖZÜRÜ ve ZEKA geriliğidir.
İyot Yetersizliği Hastalıklarının Durumu

İçinde bulunduğumuz 21.yüzyılda dünyamızda 1.6 milyar çocuk iyot yetersizliğinden etkilenmektedir. Şu anda dünyadaki milyonlarca çocuğu gözle görülemeyen ve önlenebilen beyin özrüne mahkum etmiş, onmilyonlarca çocukta zihinsel geriliğe yol açmış, bunların dışında da yüzmilyonlarcasında daha hafif bedensel ve zihinsel kusurlar yaratmıştır.




Ülkemizde en son 2002-2003 yıllarında okul çağı çocuklarında yapılan araştırmaların sonuçlarına göre;


Her 100 çocuktan yaklaşık 30'unda Guatr sorunu olduğu
İdrardaki iyotlarının yeterli olup olmadığına bakıldığında 10Oµg/L olması gereken idrar iyot miktarı yerine 53µg/L olduğu bulunmuştur. Bu durum ülkemizde özellikle okul çağı çocuklarında iyot yetersizliğinin ciddi boyutlarda olduğunun net kanıtıdır.
Bireylerin Almaları Gereken Günlük İyot Miktarları

YAŞAM DÖNEMİ GÜNLÜK İYOT ALIMI
0-6 yaş 90 µg / gün
6-12 yaş 120 µg / gün
12 yaş üstü 150 µg / gün
Gebe ve emzikli 200 µg / gün


İyot Hangi Kaynaklardan Sağlanabilir?


İyot yenilen gıdalardan ve içilen sulardan alınır.
İyot, deniz ürünlerinde (balık, yosun gibi), toprakta yeterli miktarda iyot bulunduğunda et, süt, yumurta ile tahıllarda ve diğer gıdalarda bulunmaktadır.
Ülkemizde toprak erozyonu, sel baskınları v.b. nedenlerle su ve toprakta iyot yeterince bulunmamaktadır.Dolayısıyla da toprakta yetişen besinlerdende vücudun ihtiyacı olan iyot alınamamaktadır.

Bu konuda üniversitelerimizin yıllar içinde yaptığı araştırma sonuçlarına bakıldığında;

1968 , 1970, 1979 ve 1980 yıllarında gıda ve içme sularında iyotun yetersiz olduğu görülmektedir.

Bu nedenle bireylerin günlük iyot ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunların çözümü için tuzun iyotla zenginleştirilmesi yoluna gidilmiştir. Herkesin kullandığı sofra tuzuna bir miktar iyot katılması ve bu yolla vücudun ihtiyacı olan iyotun alınmasıyla; ülkemiz çocuklarını tehdit eden iyot yetersizliğine bağlı hastalıklar, yetersiz gelişme gibi sorunların önlenmesi sağlanacaktır.

Neden Tuzun İyotlanması Tercih Edilmiştir?

Çünkü;

Tuz herkes tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Düşük maliyetlidir ve yıllık olarak kişi başına tüketim fiyatı ucuzdur.

Tuzun iyotlanması ile renk-koku-tat değişikliği olmamaktadır.

Ülkemizdeki Bu Sorunun Çözümü İçin;

Türkiye'de, "İyot Yetersizliği Hastalıkları" önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu sorunları ortadan kaldırmak amacıyla Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü 1994 yılında ülke düzeyinde İYOT YETERSİZLİĞİ HASTALIKLARI VE TUZUN İYOTLANMASI PROGRAMI başlatmıştır.

Programın Temel Amacı; toplumu iyotlu tuz tüketimi konusunda bilgilendirerek iyot eksikliği hastalıklarından korumaktır.

1998 yılında Türk Gıda Kodeksi'nde sofra tuzlarının iyotlu olarak üretilmesi yasal zorunluluk haline getirilmiştir!

Programın başladığı 1994 yıllarında evlerde iyotlu tuz kullanım oranı %20 lerde iken programın etkin bir şekilde yürütülmesi ile aynı oran %64 lere ulaşmıştır. Ancak ülkemizde evlerin %36 sında iyotlu tuz kullanılmadığı, yine ilçe ve köylerde iyotlu tuz kullanımının kentlerdekine oranla daha düşük olması, ülke düzeyinde iyotlu tuz tüketiminin arttırılmasında eğitime ağırlık verilmesinin gerekliliğinin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

LÜTFEN DİKKAT !!!


Evinize aldığınız tuzun İyotlu olmasına dikkat ediniz.
Satın aldığınız İyotlu tuzunuzun İyot içeriğinin korunması için tuzu
Koyu renkli ve kapaklı kavanozlarda koruyunuz
Serin ve kuru yerde saklayınız
Güneş ışığından uzak tutunuz
Eğer tuzunuzu kendi torbasında saklayacaksanız naylon torbanın ağzını mutlaka kapalı tutunuz.
DEĞERLİ ÖĞRETMENLER;


İyot yetersizliği, ülkemizdeki önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Sadece iyotlu tuz kullanarak önlenebilecek bu sorunun en olumsuz etkileri bebekler ve çocuklar üzerinde görülmekte, onları zeka geriliği ve okulda başarısızlık gibi risklerle karşı karşıya bırakmaktadır.
Çocukların temel haklarından biri sağlıklarının korunmasıdır. Bu yüzden Sağlık Bakanlığı olarak 1994 yılında iyotlu tuz tüketimini arttırmak ve halkımızı bilinçlendirmek amacıyla bir çalışma başlattık. Bu çalışmanın başarıya ulaşmasında "siz öğretmenlerimizin" katkısı çok önemlidir.

Araştırmalara göre öğretmenlik toplumunun güvenini kazanmış olan doğru ve güvenilir mesleklerden biridir. Ve siz öğretmenler doğal toplum liderlerisiniz. Geleceğin yetişkinlerinin sağlıklı, mutlu ve üretken bireyler olmasında en önemli rollerden biri sizlere düşmektedir.

Halk sağlığı sorunlarının ortadan kaldırılmasında sizlerin çocuklarımıza ve toplumun geneline sunduğu eğitimlerin önemi çok büyüktür. İyotlu tuz kullanımını artırmak için de sizlerden beklentimiz; ulaşabildiğiniz herkese iyotlu tuz kullanımını önermenizdir. Kişileri ambalajının üzerinde İYOTLU yazan tuzları satın almaları gerektiği konusunda uyarınız.

Değerli Öğretmenlerimiz, iyot yetersizliğine bağlı hastalıkların önlenmesinde ve iyotlu tuz kullanım oranının istenilen düzeye ulaşmasında sizlerin göstereceği duyarlılık bu sağlık sorunun önlenmesine karşı atılmış en önemli adımlardan biri olacaktır.

UNUTMAYINIZ Kİ; İYOT YETERSİZLİĞİ ÖNLENEBİLİR ZEKA GERİLİĞİNİN EN TEMEL NEDENİDİR.

Küreselleşen dünyada ülke olarak yerimizi alabilmek için geleceğimizin güvencesi olan çocuklarımızın zeka, öğrenme başarısı gibi sorunlara maruz kalmasını hep birlikte önleyerek önemli mesafeler kaydedebiliriz.