19 Nisan 2011 Salı

TÜP BEBEKTE YENİ YÖNTEM : "YUMURTA AKTİVASYONU"



Döllenme yeteneği olmayan sperm ya da yumurta kaynaklı hastalarda uygulanan bu yeni yöntemle bir kaç yıl önce 'çocuğunuz olamaz' denilen, hiç gebe kalamayacağı düşünülen hastalarda bu yöntemle yüzde 15 oranında döllenme sağlanabiliyor .

7 çiftten birinde kısırlık sorunları görüldüğünü söyleyen AKAY Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Tolga Ecemiş, tüp bebek uygulamalarında yeni bulunan "yumurta aktivasyonu" yöntemiyle hiç çocuğu olmayacağı düşünülen belli bir grup hastada yüzde 15 oranında döllenme sağlandığını açıkladı.



Op. Dr. Ecemiş yumurta aktivasyonu yöntemini şöyle anlattı: "Sperm yumurtayı aktive edecek enzime sahip olmayabilir ya da yumurtada genetik bir problem olup spermi kabul etmeyebilir. Yani döllenme yeteneği olmayan sperm ya da yumurta kaynaklı hastalarda bu yöntem uygulanıyor. Bundan bir kaç yıl önce 'çocuğunuz olamaz' dediğimiz, hiç gebe kalacağını düşünmediğimiz hastalarda artık 'yumurta aktivasyonu' yöntemiyle gebelik sağlayabiliyoruz. Kalsiyum iyonofor ve stronsiyum denilen iki madde var. Biz spermi içeri gönderirken maddeleri enjekte edip gönderiyoruz. Bu maddeler normalde spermin yapması gereken işlemin yapılmasını sağlıyor. Bu yöntemle yumurtanın döllenmesini sağlıyoruz. Döllenmek için tetik yapıldıktan sonra da gerisi geliyor. Bu yöntemle çok ağır vakalar da bile başarı elde edilebiliyor. Yan etkisi de yok."




Tedavide Stres ve Yanlış Beslenme Etkili
Tüp Bebek Merkezlerinde sadece tüp bebek yapılmadığının altını çizen Dr. Ecemiş, öncelikle çiftleri bilinçlendirdiklerini ve tüp bebekten önce başka tedavi yöntemlerinin denendiğini belirtti. Bebek olmamasının nedenlerinin başında gelen yanlış yaşam biçimi, stres, yanlış beslenme ve özellikle de yeni evlenen çiftlerin bilinçsizce korunmasının ailelerin çağımızdaki en önemli sorunlarından biri olduğunu aktaran Dr. Ecemiş, "Bunun için üreme sağlığında ciddi bir sorun olması da şart değil. Yanlış bir yaşam tarzı, yanlış beslenme ve stresli bir hayat da hormonları altüst ettiğinden anne ve baba olma şansı zorlaşabiliyor. Ancak bütün bunları basit yaşam tarzı değişiklikleriyle çözmek mümkün olabilir" dedi.




"Haftada 1-5 Kez Alkol Kullanan Kadınların Kullanmayanlara Göre Gebe Kalma Oranı Daha Düşük"
Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, yumurtalıklardaki genetik anormalliğin artmasına sebep olabildiğini kaydeden Dr. Ecemiş, "Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, yumurtalıklardaki genetik anormalliğin artmasına sebep olmakta. Hatta bu duruma paralel olarak erken menopoz da görülebilmektedir.Sigara içen kadınların gebe kalma oranı içmeyenlere göre daha düşük. Bunlarla beraber, düşük yapma riski ise daha yüksek. Günümüzde yeni evli çiftlerin yüzde 10 ile 15’inin kısırlık sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, özellikle sigara ,alkol, çay,suni tatlandırıcılar ve kahve gibi gıdalardan uzak durmaları gerekiyor. Alkol ise hem erkeklerde hem de kadınlarda ciddi bir tehdit unsuru. Alkol, erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla beraber, haftada 1-5 kez alkol kullanan kadınların kullanmayanlara göre gebe kalma oranı daha düşük olduğu çok açık bir gerçek” diye konuştu.

16 Nisan 2011 Cumartesi

TÜRKMENİSTAN İLE “SAĞLIK VE TIP ENDÜSTRİSİ” ANLAŞMASI İMZALANDI


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti arasında ‘Sağlık ve Tıp Endüstrisi’ alanlarında işbirliğine dair anlaşma yapıldı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye ile Türkmenistan arasında düzenli olarak gerçekleştirilmekte olan üst düzey ziyaretler çerçevesinde, Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov’un davetlisi olarak Türkmenistan’ın Türkmenbaşı şehrine ziyaret gerçekleştirdi. Türkmenistan ziyaretinde Cumhurbaşkanı Gül ve Devlet Başkanı Berdimuhamedov gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından, heyetler arası görüşmelere başkanlık etti ve ortak basın toplantısı düzenlendi.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan arasında sağlık ve tıp endüstrisi alanlarında halk sağlığının gelişmesine yönelik anlaşma yapıldı. Anlaşmaya göre; iki ülke arasında, eşitlik, karşılıklılık ilkelerine dayalı ve karşılıklı fayda temeline uygun olarak, sağlık ve tıp endüstrisi alanlarında işbirliği teşvik edilecek. Özel işbirliği alanları her iki tarafın çıkarları dikkate alınarak, karşılıklı mutabakat ile belirlenecek.

Bilimsel Konferanslara ve Fuarlara Katılım
Taraflar, sağlık ve tıp endüstrisi alanlarında bilgi değişimi, heyetlerin ve sağlık uzmanlarının değişimi gerçekleştirilecek. Taraflardan biri tarafından düzenlenecek bilimsel konferanslara ve fuarlara katılımı, sağlık ve tıp endüstrisi alanlarında karşılıklı mutabakat sağlanacak.
Anlaşma çerçevesindeki ziyaret için temsilci gönderen taraf gidiş‐dönüş seyahat masraflarını karşılayacak. Ev sahibi ülke ziyaretçinin iaşe ve ibate giderleri ile ülke içi yolculuk giderlerini gerekli olduğu takdirde ve süre bir haftadan fazla olmayacak şekilde karşılayacak.

Anlaşma'nın yürütülmesini Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ve Türkmenistan Sağlık ve İlaç Endüstrisi Bakanlığı sağlayacak. Anlaşma ile öngörülen işbirliğinin uygulama alanları ve şartları, tarafların mutabakatı hazırlanırken, Eylem Planları ve Uygulama Programları ile belirlenecek.

10 Nisan 2011 Pazar

TARTIŞMALI 14 MART

14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen törende konuşan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sağlık çalışanlarının Ankara'da yaptığı eylemde açılan “Doktor Che” pankartlarıyla ile ilgili olarak “Bu meselenin ne kadar sağlıkçı meselesi olduğunu bu pankartlar anlatıyor” dedi.

14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün himayelerinde Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi. Törene katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, konuşmasında hekimliğin zor bir meslek olduğunu belirterek, hekimlerin karşısına kırılgan, stresli, şefkat bekleyen insanların çıktığını ifade etti. Sağlıkta dönüşüm programına bakmak gerektiğini belirten Akdağ, tabip odalarının gösterilerini de eleştirdi. Akdağ, doktorların 13 Mart tarihinde gerçekleştirdiği eylemle ilgili olarak, Türkiye'de herhangi bir mesele için eylem, toplantı yapmanın özgür olduğunu söyledi. Akdağ, "Sağlıkta önemli bir değişim var. Yeni bir sağlık düzeni, sistemi var. Vatandaşlarımız çok memnun. Bu arada gayrimemnunlar da olabilir. Ama enteresan pankartlar da vardı. Mesela 'Doktor Ç'nin, Che Guavera'nın izindeyiz' diye pankartlar vardı. Dolayısıyla bu meselenin ne kadar sağlıkçı meselesi olduğunu bu pankartlar anlatıyor. Bugün 14 Mart'tayız. Müstesna bir üniversitemizde, tıp fakültemizde, daha doğrusu tıp fakültelerimizle bugünü idrak edeceğiz, meselelerimizi konuşacağız, meselelerimizi daha iyi nasıl çözeceğimize bakacağız. ''Che Guavera'nın izindeyiz' diye gelen bir talebin sağlık sistemiyle alakası olamaz. Çok açık konuşuyorum. Böyle genel grev sağlıkta olmaz. Biz Refik Saydamlar'ın, İbni Sinalar'ın, Mustafa Kemal Atatürk'ün izindeyiz” dedi.
“Vatandaşın bundan 8-10 sene önce çektiği sıkıntı, hekimlere karşı çektiği sıkıntılara karşı hangi yürüyüşü yaptık? Ben çok merak ediyorum” diyen Akdağ sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben hatırlamıyorum böyle bir yürüyüş. Çünkü Tabipler Birliği'nin öteden beri ideolojik duruşu var. Ben bu ideolojik duruşa da, onların bu bulundukları yerdeki sabitliğinden dolayı saygı duyuyorum ama bu ideolojik duruşa katılmıyorum."



"Türkiye'de 150'ye Yakın Kar Üstü Paletli Ambulansımız Var "
Bugün ücra köydeki bir hastanın helikopterle şehre götürülebildiğine dile getiren Bakan Akdağ, “Bugün şükürler olsun, 2 milyon kişinin üstünde vatandaşımız bu ambulans sistemiyle taşınıyor. Sadece kentte değil, köylerde de taşınıyor. Türkiye'de 150'ye yakın kar üstü paletli ambulansımız var. Dün, sadece batılı gelişmiş ülkelerin bunları yapmasına gıptayla bakıyorduk. Bir Avrupalı, Türkiye'den kendi ülkesine hava ambulans sistemiyle taşındığında, 'Aman Allahım, ne kadar medeni milletten, ne kadar medeni ülkenin insanı, insanlara ne kadar değer veriliyor' diyorduk. Bugün bu ambulansla alınan bir kalp krizli vatandaşımız Türkiye'nin her hastanesi, sadece devletin hastanesi değil, ihtiyaç halinde özel hastaneye de götürülüyor. O vatandaştan hiç kimse 5 kuruş para alamıyor. Böyle bir sistem kurmak gerekiyordu insanlık onuru için" dedi.



“OECD Ülkelerinin 30 Yılda Geldiği Noktayı Türkiye 8 Yılda Geçti”
Türkiye'de koruyucu hizmetlerin gerilediğine yönelik eleştiriler yapıldığını belirten Akdağ, “Türkiye aşı konusunda yüzde 96-97 oranına ulaşan nadir ülkelerden birisidir. Tüm çocuklara bir dozu 268 lira olan kabakulak aşısı ücretsiz olarak yapılıyor. Kızamık hastalığını elimine ettik. Fransa'dan, Bulgaristan'dan Türkiye'ye kızamık bulaşıyor. OECD ülkelerinin 30 yılda geldiği noktayı Türkiye 8 yılda geçti, hem anne, hem bebek ölümlerinde 8 yıl öncesine bakmak lazım. Anne ölümleri 2000'li yılların başında yüz binde 60, 2010 rakamımız yüz binde 16'dır. 2011'de koyduğumuz hedef yüz binde 13'tür" diye konuştu.

“Hastanın Para Vereni ile Para Veremeyenine Ayrı Muamele Yapmak, Hekimlik Andı İçmiş Hiçbir Hekime Yakışmaz”
Göreve geldiğinde SSK hastanelerindeki doktorların yüzde 90'ının muayenehanesi olduğunu belirten Akdağ şunları kaydetti:"Muayenehane hekimliği yapan meslektaşlarımı eleştirmiyorum, çünkü başka seçenekleri yoktu. Devlet, para veremem diyordu. Bu, üniversite hastanesinin içine taşınmıştı. Üniversite hastanesindeki öğretim üyesine özel muayene hizmeti vardı. Benim için her insan özeldir. Hastanın para vereni ile para veremeyenine ayrı muamele yapmak, hekimlik andı içmiş hiçbir hekime yakışmaz. Ben de bunu hiçbir hekim arkadaşıma yakıştırmıyorum. Ancak sistem böyleydi."
Gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında Türk insanının daha az doktora başvurduğunu belirten Akdağ, "Anne-bebek ölümlerinin yüz binde, on binde 10'un altında olduğu ülkelerde hekime başvuru sayısı 10'un üstünde. Biz 7'ye ulaşabildik. Bir hizmet açlığı vardı. Kurduğumuz yeni sistemle bunu ortadan kaldırdık" dedi.

"Türkiye Cumhuriyeti Artık Vatandaşlarına Hizmet Edebilecek Parayı Buluyor"
Avrupa'da her 100 bin kişiye 350 doktor düştüğünü söyleyen Akdağ, “Türkiye'de her 100 bin kişiye 150 doktor düşüyor. Türkiye'de koruyucu aile hekimliğine geçmenin sorun yok. Türkiye Cumhuriyeti artık vatandaşlarına hizmet edebilecek parayı buluyor. Türkiye'de sağlık hizmetlerine harcanan para arttı, tabii ki artacak. Aşıya 400 milyon para harcıyoruz. Dünyanın en gelişmiş aşılarını en ucuza alarak Türk çocuklarına harcıyoruz" şeklinde konuştu.

"Sosyalist Değiliz, Sosyal Adalet İstiyoruz"
Tabip örgütünce 2006 yılında çıkartılan "Toplum ve Hekim" isimli dergide dünyadaki sağlık sistemlerinin ele alındığını dile getiren Akdağ, bir yazıdan alıntı yaparak, yazıda kapitalizme karşı sosyalizmi hedefleyen mücadeleden bahsedildiğini aktardı. Akdağ şunları söyledi: “Biz, sosyalist değiliz, sosyalist bir iktidarı da istemiyoruz. Evet, biz sosyal adalet istiyoruz hükümet olarak. Bu sosyal adalet hastasına da çalışanına da gerekeni versin. Burada ne eksiğimiz varsa birlikte çalışmaya da hazırız. Ancak bize Tabip örgütü 'Ben bunu istemem. Çünkü bu sömürü düzenini azaltacak tedbirler, sosyalizmin gelmesini geciktirir' diyor. Bu öğreti şunu söyler. Der ki, 'Emekçilerin zincirlerinden başka kaybedecek birşeyleri kalmayacak ki sosyalist iktidar gelsin'. Böyle bir anlayış var. Bu anlayış, tarihin çöplüğüne çoktan atıldı. Bu anlayışı, kendi ülkelerinde uygulayanlar bunları bitirdiler. Artık 2010 yılında bu kavramlarla konuşamayız. Bu kavramlarla konuştuğumuz zaman ilerleyemeyiz."

“2002'de Hekime Başvuru Oranı Ortalama 3'ün Altındaydı, Şimdi ise 7'nci”
Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının üzerinde inanılmaz bir iş yükü olduğunu ifade eden Akdağ, sağlık çalışanlarının "tedirgin edildiğini", hekimlerin de bu nedenle endişeli olduklarını söyledi. Türkiye'de hekim açığının da bulunduğuna dikkati çeken Akdağ, “2002'de hekime başvuru oranı ortalama 3'ün altındaydı, şimdi ise 7'nci. Gelişmiş ülkelerde başvuru oranı 10'un üstünde. Hizmet açığı vardı, bunu ortadan kaldırdık" dedi.


“Bir Hocamızın Maaş Dışında Sadece Özel Muayene ve Ameliyattan Kazandığının Altıda Birini Ancak Asistan Alabiliyor”
Performans uygulamasıyla ilgili olarak Akdağ şunları söyledi: “Üniversite hastanelerinde özel muayene ve özel ameliyat sistemiyle kazandıkları para miktarı ile yanlarında çalışan asistanların gelirleri hakkında detaylı bilgi vermek istemiyorum. Çünkü, rakamları verdiğimizde tıp bayramında doktorlar para konuşmuş oluyor. Asistana, bu muayene ücretlerinden zırnık koklatılmaz. Orana bakıldığında değerli bir hocamızın maaş dışında sadece özel muayene ve ameliyattan kazandığının altıda birini ancak asistan alabiliyor. Hekimler öğleye kadar hastalarına, öğrencilerine ne ayırabildilerse ayırsınlar, sonra muayenehanelerine gitsinler. Aman ne hoş. Burada performans falan yok, eğitim de zedelenmez, araştırmaya da hiç halel gelmez, öyle mi? Bunu yapmayan üniversitede özel muayene hizmeti verir. Bu da eğitime ve araştırmaya zarar getirmez, öyle mi? Bu olmaz. Biz dedik ki, artık bu muayenede vatandaş değil, hükümetimiz bu parayı ödeyecek. Bir devlet üniversitesi, vatandaşından özel muayene ya da özel ameliyat adı altında ne almışsa, bunu ortadan kaldıran bir kanun yaptık. Bunu, üniversiteye biz verme kararı aldık. Bu para da hekimler arasında paylaştırılacak."

"Hedefimiz, Sıfır Şiddet Olsun"
Sağlık Bakanlığının kapısının sorunların çözümü açısından tüm paydaşlara açık olduğunu kaydeden Akdağ, "Özlük haklarının iyileştirilmesi için kapımız açıktır. Ama bu sistem içinde hem devlet hem muayenehane olsun diyen varsa, biz bunda yokuz. 'Sabit olarak herkese aynısı ödensin' diyen varsa bunda da yokuz. Bunun yüksek özlük haklarına bizi ulaştıramayacağını da biliyoruz" dedi.
Sağlık çalışanlarına karşı şiddet eylemlerini de kınayan Akdağ, "Ne yapacaksak birlikte yapalım. Hedefimiz, sıfır şiddet olsun" diye konuştu.


“Halkın Sağlık Hizmetlerinden Memnuniyeti Yüzde 73”
TBMM Sağlık Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl ise, konuşmasında 8 yılda sağlık alanında önemli değişiklikler olduğunu belirterek, kendilerine düşen görevin sorunları asgariye indirmek ve çalışan ve halkın memnuniyetini ön plana çıkaran başarılar elde etmek olduğunu söyledi. Halkın sağlık hizmetlerinden memnuniyetinin yüzde 73'lere ulaştığını ifade eden Erdöl, 2001'de bu rakamın yüzde 33-36 olduğunu belirtti. Hekimliğin zor bir meslek olduğunu vurgulayan Erdöl, hekimlerin karşısına kırılgan insanların çıktığını ifade etti.
Törende konuşan Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ramazan Yiğitoğlu, 20 yıldır düzenlenen törenlere ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirterek sözlerine başladı. Tıp biliminin ayrı bir meslek olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde eğitiminin verilmeye başladığını hatırlatan Yiğitoğlu, "Tıp tarihimiz bizden önce yaşamış tıp büyüklerimizin kahramanlıkları, eşsiz hizmetleri ile doludur." dedi.

“Doktorların Yüzde 86'sı Geleceğe Güvenle Bakmıyor”
Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Beyazıt İlhan da, doktorların güvenli iş ortamı istediğini belirterek, Ankara'da çeşitli hastanelerde yapılan araştırmada doktorların yüzde 86'sının geleceğe güvenle bakmadıklarını, yüzde 83'ünün ise hastalarının yeterli hizmeti alamadığını belirttiklerini söyledi. Şiddetin arttığını belirten İlhan, Sağlık Bakanlığı'ndan şiddete karşı önlemler alınmasını beklediklerini kaydetti. Performans sisteminin olumsuzluklarına da değinen İlhan, bu sistemin sağlık çalışanları arasında eşitsizlik oluşturduğunu kaydetti.

“Hekimler Bile Taşeron Yöntemle Çalıştırılma Riski İle Karşı Karşıya”
İlhan, tam gün, performans uygulaması, muayenehaneciliği imkansız hale getiren yönetmeliklerin hekim emeğini kamuda ve özel sektörde ucuzlattığını ifade etti. Sağlıkta dönüşümü Özelleştirme programı olarak nitelendiren İlhan, "Taşeron işçi sayısı arttı. Hekimler bile taşeron yöntemle çalıştırılma riski ile karşı karşıya. Üniversite hastaneleri çok zor durumdalar. Bugün tıp fakültesi açmak, muayenehane açmaktan daha kolay" dedi.

“Hekimler Her Gün Bakacaklarının Çok Üstünde Hastaya Bakmak Zorunda Kalmaktadır”
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Uzman Öğrencisi Emir Karacağlar, son yıllarda sağlık sisteminde yapılan değişikliklerin hasta bazında sağladığı olumlu katkıların yanında; sağlık hizmetlerinde yer yer ticari kaygıların öne çıkmasına, hastalara müşteri gözüyle bakılmasına neden olduğunu dile getirdi. Karacağlar şunları kaydetti: "Bu durum hekimlerin özlük haklarında ciddi gerilemelere neden olmakta, hekimlerin sosyal statü ve yasal haklarını zafiyete uğratmaktadır. Hekimler her gün bakacaklarının çok üstünde hastaya bakmak zorunda kalmaktadır."

“Hekimler Olarak Gelecekten Endişeliyiz"
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Duygu İlke Hayıroğlu, hekimler olarak gelecekten endişeli olduğunu, bunun nedeninin de son yıllarda sağlık sisteminde yapılan değişiklikler, hekim özlük haklarında geri dönüşü olmayacak ciddi gerilemelerin yaşanmasını gösterdi.

Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Recep Akdağ, tıp fakültesi öğretim üyeleri, asistanlar ve öğrenciler olmak üzere üç kategoride gerçekleştirilen futbol turnuvasında dereceye girenlere plaket ve madalyalarını verdi. Her üç kategoride de birinci, GATA oldu.

8 Nisan 2011 Cuma

NÖBET ÜCRETLERİ 2010 DA YÜZDE 150 ARTTI


Sağlık Bakanlığı vatandaş memnuniyetinin yanı sıra, sağlık personelinin de motivasyonunu artırmak için değişiklikler yapıyor. Nöbet ücretlerindeki son gelişmeler hakkında bilgi veren Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever, nöbet ücretlerinde yapılan zamlar ve sözleşmeli personelin nöbet ücreti alabileceğinin müjdesini verdi.


Tam gün yasası olarak bilinen ve 30 Ocak 2010 tarihli Resmî Gazete yayımlanan Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam gün Çalışmasına ve bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. Maddesi ile sağlık personelinin nöbet ücretlerini düzenleyen 657 sayılı devlet memurları kanunun EK 33 maddesinde değişiklik yapıldı.

30 Ocak 2010 tarihinden itibaren geçerli olan söz konusu değişikler:


-Ağız ve Diş sağlığı merkezleri ile 112 acilde çalışan personele de nöbet ücreti alabilme hakkı getirildi.

-Nöbet ücret ödemelerindeki üst sınır olan 80 saat 130 saate çıkarıldı.

-Nöbet ücretini alabilmek için en az kesintisiz 8 saat olan nöbet tutma zorunluluğu 6 saate indirildi.

-İcap nöbetleri için ödenecek saatlik tutar, normal nöbet ücretinin yüzde 30’undan yüzde 40’ına yükseltildi.

-Sağlık personeli dışındaki diğer personele de nöbet ücreti alma hakkı getirildi.

-Ayrıca nöbet saat ücretleri önemli ölçüde artırıldı.

“2009 Yılında 80 Milyon TL Nöbet Ücreti Ödenmişken 2010’da 200 Milyon TL Ödendi”
Yapılan değişikler hakkında Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever şunları kaydetti: “Bir asistan hekimin bir ayda alabileceği nöbet ücreti yüzde 166 artırılarak 273 TL’den 725 TL’ye, lise mezunu bir hemşirenin bir ayda alabileceği nöbet ücreti yüzde 171 artırılarak 149 TL’den 403 TL’ye çıkarıldı. Sağlık Bakanlığı, personeline 2009 yılında 80 milyon TL nöbet ücreti ödenirken, yapılan düzenleme ile bu rakam 2010 yılında yüzde 150 arttırılarak 200 milyon TL’ ye yükseldi.

“Artık Sözleşmeli Personele Nöbet Ücreti Ödenecek”
Daha önce nöbet ücreti ödenmeyen 4924 sayılı personelin nöbet ücreti alıp alamayacağı ile ilgili oluşan tereddütler Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ın Maliye Bakanlığı nezdinde ki girişimleri neticesinde sonuçlandı. 4924 sayılı Kanuna tabi sözleşmeli personele Kanunun yürürlüğe girdiği 30 Ocak tarihinden itibaren herhangi bir başvuruya gerek kalmadan nöbet ücreti ödeneceği tüm birimlere duyuruldu. Nöbet ücreti ödemesine ilişkin kanun değişikliği 30 ocak tarihi itibariyle yürürlüğe girdiğinden dolayı daha önce nöbet ücreti almaya hak kazandığı halde kendisine nöbet ücreti ödenmeyen 4924 sayılı kanuna tabi sözleşmeli personellerin hak etmiş olduğu nöbet ücretleri idarelerimizce 15 gün içerisinde ödendi. ”

7 Nisan 2011 Perşembe

OSTEOARTRİTTE CERRAHİ ÖNCESİ HYALÜRONİK ASİT ENJEKSİYONU

Osteoartrit hastalığında tedavide kullanılan enjeksiyon ya da cerrahi seçeneklerinin hiçbiri eklemlerde kireçlenmenin yarattığı hasarı geri döndürerek, eklemi normal haline getiremiyor. Ancak cerrahi müdahale öncesinde 'hyalüronik asit' enjeksiyonu ile hastaların şikayetlerinde azalma, yaşam kalitesinin artması ve operasyon öncesi zaman kazanılmasını olanaklı kılıyor.


Osteoartrit hastalığında, cerrahi müdahale öncesinde çeşitli enjeksiyon yöntemleri, hastaların şikayetlerinde azalma, yaşam kalitesinin artması ve operasyon öncesi zaman kazanılmasını olanaklı kılıyor. Uzmanlar eklem içi 'hyalüronik asit' enjeksiyonu ile şikayetlerde 6 ay-1 yıl süreyle rahatlama sağlandığı ve hastalığın erken dönemlerinde ağrı kesici ve 'anti-inflamatuar' ilaçlarla yaşam kaliteleri artırdığı kaydediliyor. Sağlık Dergisi

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Reha Tandoğan, 'Glukozamin' ve 'kondoitin sülfat' uzun süreli kullanımında şikayetlerin baskılanabildiğini kaydederek, eklem içi 'kortizon enjeksiyonu' çok şiş, ağrılı dizlerde alevlenmeyi azaltabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Tandoğan, “Kireçlenmede hastalığın seyri, hastanın yaşı ve söz konusu eklemin nerede olduğu göz önünde tutularak cerrahi ya da geçici rahatlama sağlayacak çeşitli enjeksiyon yöntemleri uygulanıyor” dedi.

“Tedavi İçin Uygun Hasta Profili Belirlenmeli”
Osteoartrit’in eklemlerde aşınma ve yıpranmaya neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tandoğan, karşılıklı kemik yüzeyleri üzerini kaplayan ve ağrısız ve kaygan hareketi sağlayan eklem kıkırdağının yıllar içinde aşındığını ve dökülerek altındaki kemiğin ortaya çıktığını belirtti. Prof. Dr. Tandoğan, bu sorunun en sık yük taşıyan diz, kalça, el parmakları ve omurgada görüldüğünü ifade etti. Tedavinin henüz istenilen seviyede olmadığını, koruyucu yöntemlerin ve tedavi için uygun hasta profilinin belirlenmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tandoğan, kireçlenmenin, zamanla ilerlediğini, birden fazla eklemin tutulabildiğini ve bulguların şiddetinin dalgalanmalar gösterdiğini, aktivite ile arttığını, dinlenme ve ilaçlarla bir süre azalabildiğini kaydetti. Ağırı ile ortaya çıkan kireçlenmenin, hastalık ilerlediğinde kalıcı hale geldiğine dikkati çeken Prof. Dr. Tandoğan, hastalıkla birlikte eklemlerde şişlik, kemik çıkıntıları ve şekil bozuklukları görüldüğünü, kemik yüzeylerin birbirine sürtünmesi sonucu “kıtırtı” şeklinde sesler duyulabildiğini ve eklemlerin hareket açıklığı azaldığı için tutulan eklemde işlev kaybı ortaya çıktığını belirtti.

“Diz Eklemindeki Aşınmaya Bağlı Olarak Şekil Bozukluğu Görülebiliyor”
Hastaların soğuk ve nemli havalarda şikayetlerinin daha çok arttığını dile getiren Prof. Dr. Tandoğan şunları kaydetti: “Hareket kısıtlılığı, eklem sıvısının artmasına bağlı şişme, eklem çevresi kasların incelmesi ve diz eklemindeki aşınmaya bağlı olarak şekil bozukluğu görülebiliyor. Zamanla diz deforme olarak, bacaklar içe doğru eğriliyor. Eklem içinde serbest gezen kıkırdak veya kemik parçalarına bağlı olarak dizde takılma ve kilitlenme gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Eklemlerde kireçlemede 65 yaş üstü olmak ile obezite, en önemli risk faktörleri olarak gösteriliyor. İleri düzeyde futbol ve tenis oynayanlar, uzun mesafe koşanlar diz eklemlerinden hiçbir yaralanma veya ameliyat geçirmemiş olsalar dahi hastalık açısından yüksek risk grubunu oluşturuyor. Eklemi ilgilendiren kırıklar, tedavi edilmemiş menüsküs ve bağ yaralanmaları, gut hastalığında eklemde ürik asit birikmesi, mikroplu ve mikropsuz iltihaplar, hemofili hastalığında tekrarlayan eklem içi kanamalar gibi birçok nedene bağlı olarak eklemde kireçlenmeye neden olabiliyor. Eklem sağlığını korumak için düzenli ve zorlayıcı olmayan egzersiz yapılması öneriliyor. Tedavi edilmemiş ön çapraz bağ yırtıkları da yıllar geçtikçe eklemde kireçlenme riskini artırıyor.

“Eklemlerde Kireçlenme Tanısı, Basit Bir Röntgen Grafisi ile Konuluyor”
Eklemlerde kireçlenme tanısı, basit bir röntgen grafisi ile konuluyor. Erken artroz durumlarında röntgen grafileri normal olabileceğinden MRG (manyetik rezonans görüntüleme) tavsiye ediliyor. Hastalığın erken dönemlerinde tıbbi tedavi ile hastalık bulguları kontrol altında tutulabiliyor. Ağrı kesici ve 'anti-inflamatuar' ilaçlar ile hastaların yaşam kaliteleri artırılabiliyor. Bu ilaçların uzun süreli kullanımında mide ve böbrek yan etkileri açısından dikkatli olunması gerekiyor.

'Viskosuplemantasyon' Tedavisi
Eklem içi 'hyalüronik asit' enjeksiyonu, hastanın şikayetlerinde 6 ay-1 yıl süreyle rahatlama sağlayabiliyor. 'Viskosuplemantasyon' tedavisi, eklem kayganlığını artırıp hareketi sağlarken, ağrıları da azaltabiliyor. Çok düşük oranda alerjik reaksiyon dışında ciddi bir yan etkisi bulunmuyor. 'Glukozamin' ve 'Kondoitin sülfat', eklem kıkırdağının yapı taşlarını oluşturuyor. Henüz ilaç olarak kabul edilemeyen bu maddeler, besin desteği olarak satılıyor. Çeşitli çalışmalarda birbiri ile çelişen sonuçlar elde edilmişse de genel kabul edilen görüş, uzun süreli kullanımda bu maddelerin şikayetleri baskılamada etkili olduğunu gösteriyor. Etkilerinin başlaması 2 ayı bulabiliyor, kan sulandırıcı ilaçlar ile birlikte kullanımında dikkatli olunması gerekiyor. Eklem içi 'kortizon enjeksiyonu' çok şiş, ağrılı dizlerde alevlenmeyi azaltabiliyor. Tekrarlayan enjeksiyonlarda uzun dönemde eklemdeki aşınmayı hızlandırabiliyor. Fizik tedavi yöntemleri ile kısa süreli de olsa rahatlama sağlanabiliyor.

Artroskopik Temizleme Cerrahi Yöntem Olarak Seçilmeli
Tıbbi tedavi yöntemleri fayda etmediği ya da zaman içinde etkisiz hale geldiğinde cerrahi söz konusu olabiliyor. Hastalığın erken dönemlerinde uygulanan Artroskopik temizleme ile kapalı ameliyat yöntemi ve küçük kesilerden bir kamera yardımı ile eklem içine girilerek, yıkama, saçaklanmış kıkırdakların temizlenmesi, serbest cisimlerin çıkartılması ve menüsküs yırtıklarının düzeltilmesi gibi işlemler yapılıyor. Hastaların şikayetlerinde 6 ay ila 5 yıl arasında süren bir rahatlama sağlanıyor. Operasyon, hastalığın doğal seyrini değiştirmiyor. Yöntem, ileri derecede hasarlı eklemlerde fayda sağlamıyor.

“Kemik Düzeltici Ameliyatlar Genç Hastalarda Tercih Edilmeli”
Kemik düzeltici ameliyatlar, orta derecede ilerlemiş yük taşıyan eklemlerde uygulanıyor. Eklemin aşınmış bölgesine binen aşırı yükü ortadan kaldırıp, yükü sağlam tarafa aktarmak amaçlanan yöntemde, kemik kesilerek düzeltiliyor ve uygun açıya getirilerek tespit ediliyor. Tespit için genellikle metal-plak vidalar kullanılıyor. Yöntem, protez yapılmasının uygun olmadığı genç hastalarda zaman kazanmak için tercih ediliyor ve 5-7 yıllık rahatlama olanağı sunuyor.

“Eklemlerin Dondurulması Hareket Kabiliyeti Olmayan Bölgelerde Tercih Edilmeli”
Eklemlerin dondurulması ise hareket kaybının çok önemli olmadığı ayak bileği, omurga ve elin küçük eklemlerine yapılıyor. Aşınmış olan eklem yüzleri çıkartılarak, iki kemiğin birbirine kaynaması sağlanıyor. Uygulama sonrasında ağrı tamamen geçiyor ama söz konusu eklemde şansı kalmıyor. Uygulama, hareket kabiliyetinin önemli olduğu kalça, diz, dirsek ve omuz eklemlerinde yapılamıyor.

“Eklem Protezleri 65 Yaş Üstünde Tercih Edilmeli”
Eklem protezleri ile aşınmış olan eklem yüzlerinin metal-plastik veya seramik maddeler ile kaplanarak yeni bir eklem oluşturuluyor. Diz, kalça ve omuz eklemlerinde uygulanıyor. Ameliyattan 2-3 ay sonra ağrılar kayboluyor ve kişi desteksiz olarak günlük yaşam aktivitelerine geri dönebiliyor. Protezlerin günümüz teknolojisi ile ömürleri 15-20 yıl arasında gösteriliyor ve daha sonrasında aşınma ve gevşeme sorunları nedeniyle değiştirilmeleri gerekiyor. Bu nedenle ideal hasta grubu 65 yaş üzerindekileri oluşturuyor."

6 Nisan 2011 Çarşamba

ANTİDEPRESAN MANİ HASTALARINI AŞIK EDİYOR

Kontrolsüz alınan antidepresanların mani hastalarında ilgi gösterene aşık olma durumunun gözlendiğini belirten Psikiyatrisi Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Birçok meslektaşım hastası aşık olup boşanma dilekçesini verdikten sonra hastaya iyilik mi yaptım kötülük mü bunu sorguluyor” dedi.


Türkiye'nin 2010 yılında 35 milyon kutu antidepresan ilaç tükettiği ortaya çıktı. Türk Eczacılar Birliği'nin rakamlarına göre 2007'de 27 milyon 573 bin kutu antidepresan tüketilirken son üç yıldaki yüzde 21'lik artış uzmanları da endişelendiriyor.

Kişi Kendine İlgi Gösterenlere Aşık Oluyor

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kontrolsüz kullanılan antidepresanların 'mani'ye (duygu durum bozukluğu) neden olduğunu söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Depresyonu tedavi ederken çizginin üzerine çıkınca manik durum ortaya çıkıyor. Manide duygu yoğunluğu yaşandığı için kişi kendisine ilgi gösterenlere aşık oluyor. Bu toplumsal bir sıkıntıdır. Bu durum evli insanların da başına geliyor. Örneğin bir hanım kendisine müzik dersi verene aşık olup, evden kaçmıştı. Sonra birden 'ben napıyorum' dedi ve ilacın etkisiyle bu durumu yaşadığı ortaya çıktı' dedi. Sağlık Dergisi

Boşanmaya Kalkıyorlar

Mani'nin antidepresanın gözardı edilen yan etkilerinden biri olduğunua dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, 'Antidepresan yüksek dozda alınırsa yahut kişide maniğe yatkınlık varsa manik duruma kayış ortaya çıkıyor. İlaç genetiğini göz önüne alarak kan düzeyi ölçülmezse veya yakın takip edilmezse hasta uçuşa geçebilir, duygularını yükseltir' uyarısında bulundu.

Kişiye Göre İlaç Önerisi

Takip edilmesi durumunda söz konusu riskin azalacağını anlatan Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi: “Kişiye göre ilaç verilirse bu durum yaşanmaz. Depresyonda her şeyi içine atan biri manide duygusal patlama yaşıyor ve boşanmaya kalkıyor. Manide duygusal karar verme mekanizması bozuluyor. Kişi 'eşimi sevmiyorum ayrılacağım' diyor. Bunun gibi duygu durum değişiklikleri antidepresanlarda karşılaşılıyor. Antidepresanı bırakınca normale dönüyor. Birçok meslektaşım hastası boşanma dilekçesini verdikten sonra hastaya iyilik mi yaptım kötülük mü bunu sorguluyor. İlaçlar kimyasal silah. Doğru kullanılmazsa zarar veriyor. ”

Ağrı Kesici ve Antibiyotikten Sonra Türkiye'de En Çok Antidepresan Kullanılıyor

Ağrı kesici ve antibiyotikten sonra Türkiye'de en çok antidepresan kullanıldığını aktaran Prof. Dr. Tarhan, 'Reçetesiz de alınabildiği için komşudan ve birbirinden duyarak antidepresan ilaç kullanımı artıyor. Ev hanımları günlerde şeker gibi birbirlerine ikram ediyor. Alışkanlık yapmıyor. İshale neden olabiliyor, kalp ritim bozukluğu yapabiliyor ve tansiyonu yükseltebiliyor. Cinselliği bastırdığı için erkekler çok kullanmak istemiyor. Onlara da cinsel yan etkisi olmayan antidepresan veriyoruz. Bazıları tokluk hissi veriyor zayıflatıyor, bazıları şişmanlatır. Yan etkilerine göre tedaviyi düzenlemek gerekiyor' diye konuştu.

5 Nisan 2011 Salı

TIBBIN DUAYENLERİ: HASAN BİRİ

Yüz üzerinde yayını bulunan kısa bir süre önce Koru Hastanesi’ni açan ve devamında uluslararası alanda başarılara imza atacak üniversite kurmayı hedefleyen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Biri, iletişimle birlikte sosyal sorumluluk projeleri düzenlemesinin yaşam felsefesi haline gelişini ve hayatını Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

“İyi hekim iyi empati yapan hekimdir” sözüyle hekimlik mesleğinin doğru iletişimden geçtiğini kaydeden Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Biri, Akademik ve etik kurallarla çalışan Koru Hastanesi’nin ileride uluslararası başarılara imza atacak üniversite olacağını belirtti. Prof. Dr. Biri, tıptaki her türlü gelişmeyi takip ederek, sağlık sektörünün ihtiyaçlarını gören ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekçi politikalarla büyümeyi hedefleyen bir sağlık kuruluşu olmayı hedeflediklerini söyledi. Kendi ağzından hayatını ve çalışmalarını dile getiren Prof. Dr. Biri, şunları anlattı: “Esnaf bir ailenin 4. çocuğu olarak Malatya’nın Doğanşehir ilçesinde dünyaya geldim. İlk ve orta eğitimimi Doğanşehir’de yaptıktan sonra lise eğitimime İzmir Menemen Lisesinde devam ettim. Daha sonra, 1980-81 eğitim öğretim yılında Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinde eğitime başladım. Üniversiteyi kazandığım dönem felsefe ve tasavvuf ile ilgili çok fazla kitap okurdum.

“Sizin Gibi Olmak İstiyorum”


Geçtiğimiz aylarda bir telefon aldım, tıp fakültesi birinci sınıf öğrencisi “Sizin gibi olmak istiyorum ve sizi tanımak istiyorum” dedi. Neden “ben” soruma ise “Hocalarımızı inceledim. Sizinle benzer yanlarım olduğunu düşünerek sizi örnek aldım. Nasıl başarılı olduğunuzu merak ediyorum” diye cevap aldım. Aslında bu durum öğrencilerimle sürekli diyalog içerisinde olmamdan gelen bir yakınlıktan da kaynaklanıyor. Tıp eğitimini inceliyorum ve sorguluyorum. Bugün eğitimde mantıksız bulduğum çok fazla nokta var. Öğrencilik yıllarımdan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi eğitiminden çok memnun kaldım. O dönem hocalarımız bize çok fazla zaman ayırırdılar. Bilimsel bölümü okunarak öğrenilebilir. Hasta ile ilişkilerinizde hocalar örnek olmalıdır. İyi hekim iyi empati yapan hekimdir. Kendinizi hasta hissetmeniz değil, hasta gibi hissetmeniz, uygun olan çözümü üretmeniz son derece önemlidir. Hastanın sizin bilginizi kontrol etmesi mümkün değil. Hasta anladığınızı ve onu dinlediğinizi anlamak ister. Hekime güvenmek ister. Hasta-hekim ilişkisi açısından önemli bir durumdur. Bu becerilerimizi hocalarımızdan edindik. Bizlere doğru hekimliği algılamamızda etkisi oldu. Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) mezun olduğum sene yapılmaya başladı ve 1988 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalında ihtisasa başladım.


Tıp Eğitiminin Hiçbir Alanında Zorlanmadım


Öğrenciyken öğrendiğimiz her hastalığı kendinizde bulursunuz. “Acaba hasta mıyım?”diye sorarsınız. Ameliyat yapmayı tıp eğitiminin en temel amacı olarak görürüz. İlk kez 3. sınıfta üroloji ameliyatına 4.adam olarak girdim ve bayıldım. Tıp Fakültesi eğitimim süresince, hafta sonları devlet hastanelerinin acil servislerinde gözlemci olarak çalıştım. Tıp eğitiminin hiçbir alanında zorlanmadım.


İlaç Topladık, Sınıfladık ve Hastalara Dağıttık


Tıp eğitimim son 3 yılında Mamak Belediyesinin ilaç toplama kampanyasına katıldım. Toplanan ilaçları proje kapsamında sınıfladık ve ihtiyaç olan semtlerde ev ev dolaşarak hastaları muayene edip ücretsiz olarak dağıttık. Bu dönemde çok farklı olaylarla karşılaştım. Belediyenin aracı ile yanımızda hekim eşliğinde, hastaları muayene edip ilaç dağıtmak, insanlara yardımcı olmak bizi mutlu ediyordu. Eşimin Psikiyatri Sınavından Kalması İlişkimizin Başlamasına Vesile Oldu


Eşimin psikiyatri sınavından kalması, ilişkimizin başlamasına vesile oldu. Eşim çalışkan bir öğrenciydi ve derslerini çok ciddiye alırdı. Sınavdan kaldığı için çok üzülmüştü. Bende teselli ederken aramızdaki konuşmalar ilişkimizin başlamasını sağladı. Benim jürilerim çok kolay olurken, eşimin jürileri ise çok zor olurdu. Üniversite son sınıfta eşimle evlendim. Tıp Fakültesi bitince ilk mecburi hizmet yerimiz Yüksekova çıktı. Bölge insanı bizi sevgi ile kucakladı. Orada kaldığımız 3 ay süresince kalacak konut bulamadığımız için hastanenin üst katında hasta odasını, kendimize lojman yaptık. Başlangıçta korkularımız vardı ancak zamanla bunun yerini sempati ve sevgi aldı. Sonrasında ben Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji bölümüne devam ederken eşimde Kadın Doğum ihtisasına başladı. İhtisasım sonrası iki buçuk yıl kadar Niğde Devlet hastanesinde mecburi hizmetimi ve aynı dönemde Kayseri’de kısa dönem askerliğimi yaptım. Mecburi hizmetim bitince Gazi Üniversitesine yardımcı doçent olarak göreve başladım.1997 yılında 9 ay kadar Kaliforniya Üniversitesinde Üroonkoloji alanında çalıştım. 2000-2003 yılları arasında Gazi Hastanesi başhekimlik görevinde bulundum.2004 yılında Profesör unvanını aldıktan sonra halen aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışıyorum.


Şimdi Akademik ve Etik Çalışma Prensibindeki Hastanemiz İleride Üniversite Olacak


İşimle ilgili büyük projelerim var. Kendi hastanemizin kurulmasında belli bir noktaya geldik. Şimdi bunu örnek ve iddialı bir noktaya getirmek istiyorum. Kazanma adına değil, örnek olması ve iz bırakmak adına istiyorum. Akademik ve etik çalışma prensibindeki hastanemiz ileride üniversite olacak. Uluslararası alanda başarılara imza atan üniversite kurmayı hedefliyorum.


Bizim En Büyük Problemimiz İş Kolik Olmamız


Eşimle yaşama bakışımız bizi birbirimize yaklaştırdı. Bizim en büyük problemimiz iş kolik olmamız. Aydan Hanım hastalarıyla çok yakından ilgileniyor. İş hayatının içinde olmak bizi mutlu ediyor.


Sosyal İlişkiler Vizyonunuzu Geliştiriyor


Arkadaşlık ve akrabalık ilişkilerine dikkat ederim. Kalabalık ortamlarda olmayı severim. Tek başıma olmayı sevmem. Bayramlarda mutlaka akrabalarım ve dostlarımla beraber olurum. Büyükleri ziyaret etmek ve onlarla konuşmak, insan ilişkilerini geliştiriyor. Her insandan öğrenilecek bir şeylerin olduğuna inanırım. Eğitimine, sosyal statüsüne ve yaşına bakmadan herkesten öğrenilecek bir şeyler oluyor.


Empatiyi Ne Kadar Yapabiliyorsanız O Kadar Başarılı Olacağınıza İnanıyorum


Genç hekimler kıdemli hocalarından çok şey öğreneceklerini unutmasınlar. Hastalarını dinlemeyi ihmal etmesinler. Empatiyi ne kadar yapabiliyorsanız o kadar başarılı olacağınıza inanıyorum. Hastanın anlatılanları doğru anlaması çok önemlidir. Hastanın anladığından emin olmadan hasta odandan çıkmamalı.


Babalık Kursunda 2 Ay Eğitim Aldım


Çok genç yaşta çocuk sahibi oldum, hayatımda yaptığım en doğru adımlardan biri; erken yaşta evlenmek ve erken çocuk sahibi olmaktır. Çocuklarımızla büyüdüğümüz söylenir ki, bu çok doğru. Büyük oğlum kreşe gidiyordu. Kreşte hocası “evde babanızın resmini çizin” demiş. Televizyonun karşısında oturan bir baba, bir elinde gazete diğer elinde kumanda televizyonda ya spor ya da haber programı var. Bunun üzerine hocası ile görüştüm ki bu aynı zamanda bir projenin parçasıydı. 2 aylık bir sürede babalık eğitimi aldım. Çocuklarınıza ne kadar çok zaman ayırsanız o kadar mutlu olurlar. Çocuklarımla, baba oğuldan çok iki arkadaş gibiyizdir.


Yaptığın İşi Ne Kadar Benimsediğin Önemlidir


Büyük oğlum bilgisayar mühendisi oldu ve özel şirkette çalıştı. Ben hiçbir şekilde planlarına karışmadım sadece şunu söyledim; “Yaptığın işi ne kadar benimsediğin önemlidir.” Oğlum şimdi Amerika’da master yapıyor sonrasında döndüğünde kendi işini kurmayı hedefliyor. Ona tek nasihatim erken evlen erken çocuk sahibi olması. Küçük oğlumuzda lise son sınıfta ve çok başarılı bir öğrenci.


En Büyük Hobim Sosyal Faaliyetler


Sivil toplum örgütlerinde hizmet etmek beni mutlu eder. Uzun yıllar Türkiye Sağlık Çalışanları Eğitim ve Dayanışma Vakfı (TÜSAV) başkanlığını yaptım. Benim en büyük hobim sosyal faaliyetlerdir. Öğrencilere burs vermek, TUS tercihlerinde destek olmak gibi konularda tıp fakültesi öğrencileri benimle rahatlıkla iletişimde olabilir.


Geçmişi Çok Sorgulamam


Bulunduğum anı en mutlu şekilde yaşamaya çalışırım. Geçmişi çok sorgulamam. Çok rahat realize ederim, beni rahatsız eden olayları ya unuturum ya da kendime unuttururum. Çok kolay ağlar ve çok kolay gülerim ancak en zayıf yanım fevri çıkışlarımdır.


Tüm Kararları Eşimle Birlikte Alırız


Eşimle evlendiğimde ilk söylediğim cümle biz bir aileyiz. Artık biz varız, bizimle ilgili her türlü kararı biz veririz. Tüm kararlarımda ne eşimi ezdim ne de ezdirdim. Ailelerden hiçbir destek almadan evimin ihtiyaçlarını karşıladık. Problemlerimi kendi ailemin içerisinde çözdüm. Eşler zamanla birbirine benzemeye başlıyor. Ortak bütçemiz var ve hiçbir zaman ayrı bütçe olmadı. Toplum bencilleşti, evlilik gerçekten zor ancak birçok anlamda evlilik çok önemli. Düzenli ev hayatınız olunca her şey düzene giriyor. Evlilik aslında ebeveynlerin etkisinden kurtarmak, bencil bakmamak ve ben yerine biz diyebilmektir.


Necip Fazıl Kısakürek Hayatımda Önemli Yer Tutar


Yıllarca amatör olarak futbol oynadım. Son dönemlerde kayak, yüzme ve salon sporları yapıyorum. Necip Fazıl Kısakürek hayatımda önemli yer tutar. Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirleri öğrencilik yıllarımda kitaplarımın arasında yer alırdı. ”