5 Ocak 2010 Salı

GENEL CERRAHİ “SANAL AKADEMİ” KURDU

Türk Cerrahi Derneğinin bu yıl ilklere imza attığı 5. Cerrahi Araştırma Kongresi’nde “Sanal Akademi” açılışı yapıldı ve “Translasyonel Tıp” kavramı kongrede cerrahların bilgisine sunuldu. Sanal Akademi sayesinde Türkiye'de ilk defa cerrahlar internet üzerinden eğitim alabilecek.

Ankara'da 10-12 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen 5. Cerrahi Araştırma Kongresi’nde, ‘deney tüpünden kliniğe translasyonel araştırmalar' sloganı ile bilim insanları ve AR-GE dünyasını ortak bir platformda buluşturdu. Toplantıda 150 bildiri sunulurken, 500 katılımcı yer aldı. Kongrede bu yıl biyomedikal alanındaki yerli üreticileri ve araştırmacıları bir araya getirdiklerini belirten Türk Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, “Yapılan araştırmaların akademisyenlerin dosyasında kalmasından öte, bu ülkeye bir katma değer sağlayacak ve cerrahi alanda AR-GE çalışmalarını destekleyecek bir kongre olsun istedik. Bundan sonrada bu kongre içerik olarak böyle devam edecek. Cerrahide AR-GE kavramı bu kongrenin omurgası olacak. Toplantıya yurt dışından önemli isimler de katıldı, bunlar arasında; Dünya Cerrahi Araştırmalar Derneği başkanı da bulunuyor. Ayrıca cerrahlar olarak, kendi sanayicimizle nasıl bir araya geliriz ve nasıl katkı sağlarız üzerine yurt dışı deneyimleri ve izlenen yolu öğrenmeye odaklandık. Patent geliştirme konusunda bilgi aldık” dedi.


Türk Cerrahi Derneği Sanal Akademisi
Türk Cerrahi Derneğinin hayata geçirdiği “Sanal Akademi” ile Türkiye'de ilk defa cerrahların internet üzerinden akademik eğitim alabileceklerini dile getiren Prof. Dr. Terzi, cerrahlar, asistanlar ve tıp fakültesi öğrencilerine yönelik sürekli eğitim materyali üreteceklerini kaydetti. Sürekli tıp eğitimlerinin genellikle iki yılda bir düzenlenen kongrelerde verilebildiğini, buralara da her hekimin katılımının mümkün olamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Terzi, sanal akademiye her yerden hızlı bir şekilde ulaşımın mümkün olduğuna işaret etti. Prof. Dr. Terzi, “Üyelerimiz 7 gün 24 saat, bulundukları her yerden internet üzerinden Türkçe olarak yeni çıkan makaleleri ve tedavi kılavuzlarını, son ameliyat tekniklerini, ender vakalara yaklaşımları takip edebilecekler. Programı, Türk Tabipleri Birliğinin kredileme sistemiyle de bağlantılı hale getirdik. Bunu takip edenler, hazırladığımız testi doldurdukları takdirde sürekli tıp eğitimi kredi puanı alabilecek. Makaleler ve tedavi kılavuzları Türkçeye çevriliyor. Yeni ameliyat yöntem görüntüleri, en sık görülen klinik vakalar ya da ender görülen klinik vakalar nasıl yönetilir nasıl tedavi edilir yayınlanıyor” diye konuştu.
15 uzmandan oluşan çalışma birimi tarafından sitenin yeni gelişmelere göre güncelleneceğini ifade eden Prof. Dr. Terzi, birçok ameliyatın animasyon ve gerçek görüntülerle sunulacağını belirtti.


“Tedavi Kılavuzları Yorumlanarak Yayınlanıyor”
Farklı uzmanlık derneklerinin de işbirliği önerisi yaptığını ve bazı modülleri ortak kullanıma açacaklarını kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Dünyada zaman zaman yayımlanan tedavi kılavuzlarının Türkiye'de uygulanabilirliği açısından yorumlanarak yer veriliyor. Bizim açımızdan sanal akademinin sürdürülebilir olması çok önemli. Endüstrinin bunu bir eğitim etkinliği olarak görüp bize destek sağlayacağını umuyoruz” dedi.


Önce Animasyonla Sonra Gerçek Hastada Anlatılıyor
Modülleri, dersleri, kursları alan asistanların soru ve yorumlarla tartışma olanağı bulabileceklerini, bunların modül hazırlayıcıları tarafından izlenerek uygun geri bildirimlerde bulunulacağını söyleyen Prof. Dr. Terzi, bu eğitim yönteminde genç asistanların sanal ortamda çekinmeden her türlü soruyu sorup yanıt alabildiklerini ifade etti. Prof. Dr. Terzi şöyle konuştu: “E-ameliyat başlığında öncelikle animasyonlarla anlatılan operasyon sonra, gerçek hasta görüntüleri ile veriliyor. Konu ile ilgili yeni bilgiler anlatıldıktan sonrada test uygulanıyor. Hekim modül sonundaki testi yanıtladığı taktirde kredi puanı alıyor. Sitede “Sanal Akademi”de adrenal kitleler ve cerrahi tedavisi, tiroit kanseri gibi birçok konuda dersler, “Aydınlatılmış onam”, “Rektum cerrahisi”, “Bilimsel makale nasıl okunur?” gibi modüller, “E-Klavuz” bölümünde yeni tedavi kılavuzları, “E-makale” bölümünde yeni yayımlanan makaleler Türkçeye çevrilmiş olarak, ameliyat görüntüleri ve bazı linklere bağlantılar bulunuyor.”


“Translasyonel Tıp İle Medikal Ve Hekimler Birlikte Çalışacak”
Ülkemizde kaliteli cerrahi alet ve malzeme üretimi yapan çok sayıda yerli firmaların olduğunu ancak çok adil olmayan bir ortamda ürünlerini piyasaya sürdüklerini belirten Prof. Dr. Terzi, “Yerli üretici firmalar bizim için ne üretsin? Nasıl aletlere ihtiyacımız var? Kullandığımız alet, malzeme ve teknolojileri geliştirmek için bizler kullanıcı ve araştırmacı olarak, nasıl katkıda bulunabiliriz? Bunun üzerinde duruyoruz. Yapılan ürünler nasıl eleştiriliyor, eksiği nerede veya nasıl olsa daha fazla verim elde edilir tartışılıyor. Yurt dışında son yıllarda araştırmacılar ile üreticileri bir araya getirmede yeni bir kavram kullanılıyor. Bu iş birliğine “Translasyonel Tıp” deniliyor. Temel bilimciler ile klinisyenler, hekimler ile üretici firmalar bir araya gelerek yeni ilaç ve ürünlerin hastaların kullanıma sunma süresini kısaltıyorlar. Translasyonel araştırma ya da Translasyonel tıp kavramının en önemli özelliği hasta ve toplum merkezli olmasıdır. En çok ihtiyaç duyulan molekül hangisi? Hastaların nasıl bir ilaca ihtiyacı var? Toplumsal düzeyde önemi olan bir sağlık sorununa nasıl odaklanılır? Yeni ve gerekli bir buluşu 10 yıl yerine 2 yıl gibi kısa bir sürede hastaların kullanımına sunabilir miyiz? ‘Translasyonel tıp nedir?’ isimli bölümde Ludwig-Maximillians Üniversitesi’nden Dr. Eugen Faist, Lund Üniversitesi’nden Dr. Henrik Thorlacius ve Mount Sinai Hastanesi’nden Dr. Robin McLeod bu konu üzerine sunum yaptılar” diye konuştu.

İbrahim SARAÇOĞLU'ndan Adet düzensizliğine karşı bitkisel kürler



Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, adet düzensizliğine karşı testere dişli arslanpençesi bitkisiyle uygulanan bu iki kürü tavsiye ediyor.

Testere dişli arslanpençesi

Arslanpençesi (Allcemilla vulgaris, Lady’s mantle, Frauenmantel)
Özellikleri:

● Bayanlarda tüylenmeye karşı
● Östrojen hormonu yükseltici
● İltihaplı eklem romatizmasına karşı
● FSH hormonu yüksekliğine karşı
● Adet düzensizliğine karşı

Kürleri Uygulamadan Önce Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

1) Testere dişli arslanpençesi yaprak ve sapları beraberce kullanıldığında ishale karşı etkili olabilmektedir. İshal olmayan birisi onun çayını içtiğinde kabız olurum endişesine de kapılmamalıdır. Çünkü kabızlık yapmaz. Bağırsağın perisaltik hareketlerini yavaşlatır ve kontrol altına alır. Hareketli bağırsak sendromu (irritable bowel syndrome, ibs) şikâyeti olanlara iyi bir yardımcıdır.

2) Zor kapanan yaralarda veya ameliyat sonrası ameliyat yaralarının hızlı bir şekilde kapanmasında iyi bir yardımcıdır.

3) Sık sık anemi (demire bağlı kansızlık) yaşayanlara haftada en az beş-altı kez bu bitkinin çayını içmelerini tavsiye ederim.

4) Erken menopoza girme yatkınlığı gösteren bayanların yardımcısıdır. Genç kızlar ve kadınlar adet düzensizliği yaşıyorsalar, testere dişli arslanpençesi mükemmel bir yardımcıdır. O, aynı zamanda kadınlık hormonlarının dengelenmesinde de yardımcıdır. Rahimde oluşmuş miyom veya miyomların neden olduğu ara kanamaları da durdurabilme ve kontrol altına alabilme gücüne sahiptir.

5) Adet dönemlerinde fazla kan kaybına uğrayan veya adetleri uzun süren bayanlara bu bitkiyi öneririm.

6) Testere dişli arslanpençesinin ebter ve/veya GOD tohumların tarımının yapıldığı alanlara yakın bölgelerde yetişenlerin kullanılmaması gerektiğini önemle belirtmekte fayda görüyorum. Ülkemizde, GOD tohumlarla her ne kadar tarım yapılmıyorsa da, ne acıdır ki, sebzede %95 ebter tohum tarımı yapılmaktadır.

7) Oniki yaş altı çocukların herhangi bir kürü hekimlerine danışmadan uygulamalarını kesinlikle önermiyorum.

Kür 1: Adet düzensizliğine ve tüylenmeye karşı
Üç-dört gram (bir tatlı kaşığı) kurutulmuş testere dişli arslanpençesi kaynamakta olan bir bardak (150-200 ml) klorsuz suya atılır. Kısık ateşte on dakika kaynatmaya devam edilir. Daha sonra soğumaya bırakılır ve ılıyınca süzülür. Bir ay boyunca her gün bir su bardağı içilir. Bir aydan sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta aradan sonra aynı şekilde bir aylık kür tekrar edilir. Ve kür sonlandırılır. Kürün en uygun içim zamanları sabah kahvaltısından iki saat sonra veya öğleden sonra aç karnına içmektir.

İleride adet düzensizliği tekrar ederse, kür 1 aynı şekilde tekrar edilir.

Kür 2: FSH hormonu yüksekliğine karşı
Üç-dört gram (bir tatlı kaşığı) kurutulmuş testere dişli arslanpençesi kaynamakta olan bir bardak (150-200 ml) klorsuz suya atılır. Kısık ateşte beş dakika kaynatmaya devam edilir. Daha sonra soğumaya bırakılır, ılıyınca süzülür. Bir ay boyunca her gün iki defa bir su bardağı içilir. İlki kahvaltıdan iki saat sonra, ikincisiyse akşam yemeğinden iki saat sonra içilir. Her defasında taze hazırlanması şarttır. Bir aydan sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta aradan sonra aynı şekilde bir aylık kür tekrar edilir. Ve kür sonlandırılır.

İbrahim Saraçoğlu zayıflama kürü

Göbek yağlarınızdan kurtulmak için Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nun çok etkili olan bu tarifi aynı zamanda selülitlerinizden kurtulmanızı da sağlıyor.

Malzemeler:

• 4 lahana yaprağı

• 25 dal maydanoz

• 1 limon
Hazırlanışı: 1/2 litre kaynar suyun içine lahana yapraklarını içine attıktan sonra 3 dakika kaynatın. Ardından maydanozları ilave ederek 3 dakika daha kaynatın. Soğuyunca süzün ve içine limon sıkarak günde 2-3 kez aç veya tok karnına içmek yeterli olmaktadır.

Her gün taze olarak hazırlanmalıdır.İçmesi kolay olsun diye içine başka bir şey ilave etmeyin.

3 hafta uygulayabilirsiniz.

İbrahim Saraçoğlundan Boy Uzatma Kürü

Boy uzatmak için uygulanacak boy uzatma kürü yaşları 12 ile 22 arasındaki gençler için geçerlidir. Boy uzatmanın yaşa göre uzatılabilme ortalaması aşağıda belirtilmiştir. Boy uzatmanın üst sınır yaşı 22 dir. Boy uzatma kürü 6 ay ile 2 yıl uygulanabilir.

Boy uzatma kürü ile ortalama yaş dağılımı
Yaş aralığı Ortalama uzama [cm] 21 yaşa kadar

12 - 14 9 - 7

14 – 15

7 – 6

16 – 17

6 – 5

18 – 19

5 – 4

20 – 21


4 – 3

21 – 22

2 – 1

Boy uzatma kürünün uygulamasında iki kural vardır.

Birinci kural, Torik, palamut,uskumru veya kefal balıklarından birisini haftada en az 3 defa 200-250 gr buğulama veya ızgara olarak tüketmektir. Bu balıkların sırt kısmındaki siyah etli kısım boy uzatmada etkili olan kısımdır.

Çocuğunuza 12 yaşına kadar haftada 3 defa 250 gram dört balıktan birinin özellikle palamut balığının ızgara ya da buğulaması yapıldıktan sonra derisini kaldırıp sırt kısmındaki siyah etli kısmını yedirirseniz çocuğunuzun boyunun daha hızlı uzamaya başladığını hayretle göreceksiniz.12 yaşından sonra bu kür yeterli olmayıp bitkisel desteğe ihtiyaç duyulmaktadır.

İkinci kural ise, hiç bir yan tesiri olmayan bitkisel bir çayın 6 ay müddetle haftada 1 kere demlenip içilmesi gerekiyor.Bu bitki çayı Prof. Dr ibrahim saraçoğlu'nun web sitesinden sipariş edilebiliyor

Not: Önerilen besin maddesi ve bitkisel çay hormon içermemektedir.

Boy uzatma kürünün satış fiyatı 250 YTL. olarak belirlenmiş.

Daha geniş bilgi almak ve sipariş vermek için için dilerseniz Prof. Dr ibrahim saraçoğlu'nun http://www.saracoglu.at/ sitesindeki "sipariş" bölümünden sipariş edebilirsiniz.

3 Ocak 2010 Pazar

KALITSAL HASTALIKLAR GIDEREK ARTIYOR

Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirilen “Çocuklarda Beslenme ve Kalıtsal Metabolizma Hastalıklarına Yaklaşım” isimli sempozyumda Kırıkkale’de yapılan araştırma sonuçları açıklandı.

Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Beslenme ve Metabolizma derneği işbirliği ile “Çocuklarda Beslenme ve Kalıtsal Metabolizma Hastalıklarına Yaklaşım” başlıklı sempozyum düzenlendi. Beslenme ve Çocuk, Metabolizma Hastalıklarına Yaklaşım, Kırıkkale İli Yenidoğan Taraması konuları üzerine konuşuldu. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nde Dr. Hülya Şirin, Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Murat Çakmak, Kırıkkale İl Sağlık Müdürü Dr. Ergül Demiral, Çocuk Beslenme ve Metabolizma Derneği Başkanı Prof. Dr. Alev Hasanoğlu ve çeşitli üniversitelerden akademisyenler katıldı. Açılış konuşması yapan Kırıkkale Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selda Bülbül şunları söyledi: “Beslenme, özellikle de çocukların iyi beslenmesi; sağlıklı birey, aile ve toplum oluşmasında ilk adımdır. Bugünün çocuklarının iyi beslenmesinin gelecek kuşakların da iyi beslenmesi ve sağlıklı olmalarında payı olduğu unutulmamalıdır. Günümüzde ülkemiz ve dünyanın bir çok yerinde çocuklar ne yazıkki beslenme sorunları ile karşı karşıyadır.
Erken tanı ve erken tıbbi beslenme tedavisi ile başarın kaçınılmaz olduğu doğuştan Metabolizma hastalıkları da ülkemizinde içinde bulunduğu bölgede önemli bir sağlık sorunudur.”


“2000 Yılı Nüfus Sayımında 159 Bin 910 Kalıtsal Hasta Bulundu”
Kalıtsal metabolik hastalıklar tek tek ele alındığında nadir gibi görülse de, topluca değerlendirildiğinde önemli bir hastalık grubu oluşturduğunu kaydeden Çocuk sağlığı ve Hastalıkları uzmanı olan Prof. Dr. Bülbül, “Yüksek oranda göç almış bir orta Anadolu kenti olan Kırıkkale ilinde de akraba evlilikleri oranı yüzde 17,5 gibi yüksek olduğundan, kalıtsal metabolik hastalıkların görülme sıklığının da yüksek olması beklenebilir . 2004 yılında Retrospektif dosya taraması şeklinde planlandığımız bir tez çalışmasında ilimiz çevresinde hastalarımızın ulaşabileceği tüm hastanelerde dosya taraması yapıldı. Toplam 40 hasta saptandı. 10/40 oranında yani yüzde 25 hastada en sık fenilketonüri, 5/40 yüzde 12,5 hastada ise glikojen depo hastalıkları olduğu görüldü. 8 bin idrar örneğinde çalışma yaparak Kırıkkale ilinde sistinüri prevalansını 1/1333 olarak belirledik. Kırıkkale ili 0-18 yaş grubu nüfusu 2000 yılı nüfus sayımında 159 bin 910 kalıtsal hasta bulundu. Bu sonuçlara göre Kırıkkale ilinde metabolik hastalık sıklığını kabaca 46 / 159.910 (1/3.476) olarak bildirebiliriz. Bu sonuç bize Kırıkkale ili için kalıtsal metabolik hastalıkların önemli bir sorun oluşturduğunu ve bu konuda daha geniş çalışmalar yapılması gerektiğini göstermektedir. Bölümümüzde halen klinik ve poliklinik hastalarının beslenme ve metabolizma hastalıklarının takibi ve tedavisi yürütülmektedir” dedi.


Metabolizma Laboratuar Kuruluyor
Metabolizma hastalıklarının tanısının özellikle hastanın koma halindeki durumu sırasında alınan idrar ve kan gibi örnekler ile saptanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülbül,
2 yıla varan uğraşları sonucunda hastanelerinde bir metabolizma laboratuarının kurulmasına karar verildiğini belirtti. Laboratuar için gerekli odanın belirlenerek ihale şartlarının hazırlandığını kaydeden Prof. Dr. Bülbül, metabolizma hastalıklarının tedavisinde diyetin önemini vurguladı.

2 Ocak 2010 Cumartesi

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK PEDİATRİK KEMIK İLİĞİ TRANSPLANTASYON ÜNITESI

Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi ülkemizin en büyük Pediatrik Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın katılımıyla hizmete açıldı.

Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kemik İliği Transplantasyon (KİT) Ünitesi hizmete açıldı. Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi konferans salonunda yapılan açılış törenine Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ankara Valisi Kemal Önal ve çok sayıda yönetici katıldı. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, törende yaptığı konuşmada, TBMM Başkanlığı döneminde 23 Nisan dolayısıyla burada tedavi gören çocukları ziyaret ettiğini ve çok duygulandığını söyledi. Arınç şöyle devam etti: “Hepimiz çocuklarımıza gözümüz gibi bakıyoruz, çocuklarımız bizim en güzel varlıklarımız. Onların hasta, şifa bekleyen gözlerle bize yalvarıyor olması, gözlerinin yaşarması, hüzünlü duygulu günler yaşamaları bizi fevkalade üzer. Çünkü çocuklar en masum yaratıklar. Allah onları en güzel biçimde yaratmış, çok saflar, çok temizler, çok duygulular. Biz çocuklarımızı öpüp koklarken onların varlığından ne kadar mutlu oluyoruz.”

“Ünite İçin Harcanan 9 Milyon TL İle Büyük Bir İş Başarıldı”
Necip Fazıl Kısakürek'in “Bir kuş öksürüğü kadar zariftir çocuklarımız” sözünü hatırlatan Arınç, “Bu çocuklara gözümüz gibi baktığımıza göre, onların hastalandıkları zaman tedavileri cihetiyle de her türlü imkanı hazırlamamız gerekiyor. Madem ki geleceğimiz onlar, güvencemiz onlar, her anne babanın en güzel varlık olarak bağlandığı çocuklarımız var, onların sağlıkları açısından çok şeyler yapmalıyız” şeklinde konuştu. O dönemde, başhekimin kendisine yeni üniteler açılması ve araç gereç temini gereğinden söz ettiğini ifade eden Arınç, ünite için harcanan 9 milyon TL ile büyük bir işin başarılmasının tebrik edilmeye değer olduğunu dile getirdi.


“Avrupa Bölgesi'nde Her 100 Bin Kişiye 340 Hekim Düşerken, Türkiye'de Bu Sayı 150'dir”
Çocukların sağlığı için çok önemli bir merkezin Türkiye'ye kazandırılmasından dolayı mutlu olduğunu söyleyen Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, hekimlik mesleğinin fedakarlık istediğini ve tamamen özverili bir çalışma temposu gerektiğini dile getirdi. Prof. Dr. Akdağ, “Özellikle, Türkiye'de daha fazla fedakarlık isteyen bir meslek grubudur. Çünkü sayıca tüm ülke insanına hizmet edebilecek bir seviyede değiliz. Ülkemizde hekimler iyi yetişiyorlar, uzman hekimler çok iyi yetişiyor, ancak bu hekim kaynağı konusunda eksik. Son 7 yıl içerisinde Sağlıkta Dönüşüm Programı açısından belimizi büken en önemli unsurdur. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) Avrupa Birliği ülkelerindeki kişi başına düşen hekim ve sağlık personeli açısından Türkiye son sıralarda bulunuyor. DSÖ'nün Avrupa Bölgesi'nde her 100 bin kişiye 340 hekim düşerken, Türkiye'de bu sayı 150'dir. Ülkemizde her 100 bin kişiye 130 hemşire düşerken, bu oran Avrupa ülkelerinde 700'lere yakındır” şeklinde konuştu.

“Tıp Fakültelerine Alınan Öğrenci Sayılarını Artırıyoruz”
Türkiye'de çeşitli çevrelerin hekim ve hemşire sayısının fazla olduğu yönünde iddiaları bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Akdağ, şunları söyledi: “Verilen rakamlar, iddiaların doğru olmadığını gözler önüne sermektedir. Böyle bir süreç yaşadık. Şimdi bu süreci aşma çabası içerisindeyiz. Hem Yüksek Öğretim Kurumu hem de üniversiteler artık bunu fark etmiş durumdalar. Tıp fakültelerine alınan öğrenci sayılarını artırıyoruz, dolayısıyla uzmanlık öğrencisi olarak yetişecek öğrenci sayısını da artırmış oluyoruz. Birkaç yıl öncesine kadar her yıl 4-5 bin civarında tıp öğrencisi üniversitelere giriyordu. Bunun daha üstünde 5-6 bin civarında bir sayı da uzmanlık öğrencisi oluyordu. Yani sahada çalışan pratisyen, aile hekimi olarak çalışan hekimlerimizin sayısı azalmaya başlamıştı. Şimdi bu süreci biraz tersine çevirmiş durumdayız”

“Türkiye'de 2009 Yılı İçin Bebek Ölüm Oranı Binde 13”
Türkiye'de bebek ölüm oranında da önemli yol alındığını kaydeden Prof. Dr. Akdağ, şunları söyledi: “Ana Çocuk Sağlığı Genel Müdürülüğü verilerine göre, Türkiye'de 2009 yılı için bebek ölüm oranı binde 13'tür. Bu oranla ülkemiz, dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle benzerlik gösterecek bir noktaya inmiş durumdadır. Bunun için çok çaba sarf etmek gerekmektedir. Kırsalı çok, anne baba eğitim seviyesi çok yeterli olmayan bir ülkede bebek ölüm oranını bu seviyelere getirmek büyük bir gayret gerektirmiştir. Ama bunu da yeterli görmüyoruz, hedefimiz, önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde bebek ölüm oranını binde 10'un altına çekmektir. Ana problemimiz şu anda yeni doğan ölümleridir. Binde 13'lük ölümlerin yaklaşık yüzde 82'sini yeni doğan ölümleri şeklindedir. Bunun için yeni doğan bakımını da gebelikten başlayarak geliştirmeye çalışıyoruz. Türkiye genelinde KİT merkezlerinin sayısının artırılması gerekiyor” dedi.


“Her Yıl 3 Bin Civarında Çocuğumuz Kansere Yakalanmaktadır”
Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy konuşmasında , kalıtsal hastalıklar, tütün kullanımı, beslenme sorunları, enfeksiyonlar, çevre kirliliği ve bağışıklık sistemindeki bozuklukların, kansere yakalanma riskini artırdığını belirterek, “Her yıl 3 bin civarında çocuğumuz kansere yakalanmaktadır. Çocuklarımızda görülen kanserlerin de dörtte birinden fazlası lösemidir. Lösemilerde KİT'ler tedavi başarısındaki kilit uygulamalardan biridir. Türkiye'deki KİT merkezlerindeki toplam yatak sayısı 39 ve çok sayıda kişi sıra bekliyor.Türkiye’de KİT yapılan çocuk sayısı şu an için yılda 200'ü geçmemektedir. Bu nedenle merkezlerimiz sayısı ve yatak kapasiteleri artırılmalı, yurt dışına olan ihtiyaç azaltılmalıdır” diye konuştu. .


“Ülkemizin En Büyük Pediatrik KİT Merkezi”
Kemik iliği naklinin çocukluk çağındaki kan kanserleri yanında birçok ölümcül çocuk hastalıklarında alternatif bir tedavi şekli olarak uygulandığını söyleyen
Hastane Başhekimi Prof. Dr. Bahattin Tunç, kemik iliği nakliyle çocuk hastaların yaşam süresinin ve kalitesinin önemli ölçüde arttığına dikkat çekti. Prof. Dr. Tunç, merkezlere ilişkin şu bilgileri verdi: “Ülkemizde yeterli sayıda pediatrik KİT ünitesi yoktur. Mevcut 9 Pediatrik KİT Merkezinde bulunan 39 yatak kapasitesi çocukların ihtiyacını karşılayamamaktadır. 2008 yılı itibariyle bu merkezlerde 158 çocuğa KİT uygulanmıştır. Aynı yıl içerisinde KİT bekleyen hasta sayısı bin 500'dür. Bu hastaların çoğu kendilerine KİT sırası gelene kadar tedavi şansını yakalayamadan hayatlarını kaybetmektedir. Bin metre kare kapalı alan üzerine inşa edilen ve 11 yatak kapasitesi bulunan bu merkez ülkemizin en büyük Pediatrik KİT Merkezi olma özelliğini taşımakta olup, tüm teknolojik yenilikleri içermektedir. Hastanemizde 55 yataklı hematoloji-onkoloji kliniği, 2'si profesör 4'ü doçent olmak üzere toplam 16 kişilik hematoloji ve diğer destek birimlerinin mevcut bulunmaktadır” dedi.


Ünitede Eğitim Veriliyor
Konuşmalardan sonra yeni kemik iliği transplantasyon ünitesinin açılışını yapan Arınç ve Pro. Dr. Akdağ'a burada tedavi gören çocuklar çiçek verdi. Hastaneyi gezerek başhekim Prof. Dr. Bahattin Tunç'dan bilgi alan Arınç ve Prof. Dr. Akdağ, ünitede tedavi gören çocukları ziyaret ederek hediyeler verdi. Odaların havasının özel filtrelerle temizlendiğini, çocukların odalarında vakit geçirebilecekleri bölümler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Tunç, monitörlerle izlenebilen hastalara verilecek ilaçların da özel olarak hazırlandığını söyledi. Ünitede tedavi gören çocuklar, kendilerini eğitim gördükleri sınıfta ziyaret eden Akdağ ve Arınç'a kendi hazırladıkları kartları verdiler. Arınç ve Akdağ da çocuklara oyuncak hediye etti.

1 Ocak 2010 Cuma

ARTROPLASTİDE EĞİTİM MALİYETLERİ DÜŞÜRÜYOR

Total diz protezi veya kalça protezi maliyetinin 7-8 bin lira iken uygun olmayan operasyonlar sonucunda yapılan düzeltme (revizyon) ameliyatlarının bu maliyeti hemen hemen üçe katlandığını belirten Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Bilgen, artroplastide uzmanlık sonrası eğitimin, revizyon oranlarını düşüreceğini söyledi.

Ortopedi ve Travmatoloji asistanlık sürecinde alınan eğitim içerisinde artroplasti eğitiminin de yer aldığını belirten Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Bilgen, artroplasti uygulamalarının özellikli uygulamalar olduğunu ve uzmanlık sonrası eğitimin bu konuda devam etmesinin gerekli olduğuna dikkat çekti. Bu konunun önemini vurgulamak için eklemlere uygulanan implantların yani protezlerin ömrünün paketinden çıkartılmasından itibaren aynı kum saatini ters çevirmiş gibi eksilmeye başladığını ve bu konuda uzmanlaşmanın gerekliğini belirtti. Artroplasti uygulamalarının dışında ortopedi ve travmatoloji ameliyatlarında çoğunlukla kullanılan implantların tespit amaçlı olup birkaç yıl içerisinde işlevi bittikten sonra çıkarılabileceğini söyleyen Prof. Dr. Bilgen, protez uygulamalarında kullanılan implantın çok uzun yıllar (en az 20 yıl) çalışması gerektiğine işaret etti. Uzmanlık döneminde alınan eğitimin, gelişen teknolojinin izlenmesindeki güçlük ve asistanlık dönemindeki zamanın yeterli olmaması nedeniyle istenilen düzeye ulaşmadığına değinen Prof. Dr. Bilgen, “Bu nedenle uzmanlık sonrası eğitimlere yeterli önemin verilmesi gerektiğini belirtti. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı olarak, TOTBİD Artroplasti şubesinin katkılarıyla artroplasti kış toplantıları düzenliyoruz. Bu yıl kış toplantısının sekizincisini yapıyoruz. Bu toplantılarda katılımcılara, ülkemizin önde gelen öğretim üyelerinin sunumları ve tecrübelerini paylaşma fırsatı bulmalarını sağlıyoruz” dedi.

Yılda En 30 Tane Protez Ameliyatı
Yapılan çalışmalara göre bu alanda başarılı olabilmek için yılda en 30 tane protez ameliyatı yapıyor olmak gerekliliğinin ortaya konduğunu kaydeden Dr. Bilgen, yapılan cerrahi işlemin hatalı yapılması revizyon oranlarının giderek artmasına neden olduğunu belirtti. Dr. Bilgen hangi hastaya ne tür bir cerrahi uygulamanın, ne zaman yapılması gerektiğinin iyi bilinmesinin başarılı sonuç alınmasında etkili olacağını söyledi.

“Revizyona Bir Yılda 18.5 Milyon TL Harcanıyor”
Her ayın ilk perşembe günü Bölgesel Artroplasti Toplantısı düzenlendiğini söyleyen Prof. Dr. Bilgen, “Dokuz yıldır aralıksız bu programı düzenliyoruz. 30-40 kişilik toplantılarda vaka tartışılıyor. Bursa ilinde tespit ettiğim rakamlara göre, bir yılda yapılan revizyon operasyonların yapılması için harcanan para 18.5 trilyondur. Normal total diz protezi veya kalça protezinin maliyeti 7-8 bin lira iken revizyonlarda bu maliyet 3’e katlanıyor. Hastanın uğradığı mağduriyet hem maddi hem de manevi oluyor” şeklinde konuştu.