22 Ekim 2012 Pazartesi

Damar Duvarinin Yapisi ve Anastomoz

Damar Duvarının Yapısı ve Anastomoz Hattının İyileşme Süreci
Normal damar duvarının yapısı intima, media ve adventisya olmak üzere 3 ana katmandan oluşur. İntima tabakası tek katlı yassı endotel hücrelerinden meydana gelir ve tüm damar boyunca uzanır. Endotel tabakasının aynı zamanda damar duvarının diğer katmanları ile kan arasında bir bariyer görevi de mevcuttur. İntimanın altında ince bir subendotelyal tabaka yer alır. Subendotelyal tabaka ile media arasında bulunan internal elastik lamina damarın elastik yapısını sağlar.
Media tabakasında ise çepeçevre düz kas hücreleri mevcuttur. Adventisya, fîbroelastik bağ dokudan oluşur ve içinde mediaya ulaşan vaza vazorumu, sinirler ve lenfatikleri ve kök hücreleri barındırır.
Endotel bütünlüğünün bozulması trombositleri derin tabakalardaki kollajen ile temasını sağlayarak agregasyonunu tetikler. İdeal bir anastomoz sonucunda bazal membran ve internal elastik laminanın devamlılığının sağlanır, böylece trombositlerin derin yapılarla olan teması azalmış olur, bu şekilde trombositler anastomoz hattında sadece ince bir örtü oluştururlar. Bu ince örtü eğer belirgin bir staz ya da media tabakasının açığa çıkması yoksa çok az miktarda fibrin ve eritrosit içerir. İnternal elastik tabaka venlerde daha zayıf olması oluşan trombosit örtüsünün arterlere kıyasla daha kalın olmasına neden olur ve bu yüzden venlerde lümenin tıkanma eğilimi daha fazladır.
Trombosit birikimi ilk 4–6 saat boyunca sürer ve daha sonra trombosit sayısı azalmaya başlar. 3–7. günlerde trombositler belirgin olarak azalır ve duvar yapısında görülmezler. Yine bu dönemde fibrinoliz belirginleşir. Nötrofiller onarımı takip eden saatlerde anastomoz bölgesinde çoğalmaya başlarlar ve 3. günden sonra yerlerini makrofajlara bırakmaya başlar. Makrofajlar 3–7.günler arasında belirginleşmeye başlar ve daha sonra giderek sayıca azalırlar. 5. günde anastomoz hattı trombosit, fibrin ve lökositlerden oluşan psödointima ile kaplıdır. 3. günden sonra endotelizasyon belirginleşir.
Endotelizasyon psödointima tabakasının ortaya çıkmaya başlar ve 14. günde tamamlanır. Artık fibrin ve trombüs artıklarının tamamına yakını uzaklaştırılmıştır. Başlangıçta endotel tabakası düzensizdir. Endotel tabakası 8. haftada yeniden yapılanmasını (remodelling) tamamlayarak düz hale gelir. İyi yapılmış mikrocerrahi damar anastomozunda trombüs gelişmesi olasılığı çok düşüktür.
Endotel iyileşmesi tamamlanana kadar kullanılan antikoagülan ilaçlarla trombüs oluşumu baskılanabilir. Endotel bütünlüğündeki bozulma dışında trombozu artıran nedenler ortamda mevcut ise daha fazla trombüs oluşabilmekte ve bunun da antikoagülan ilaçlarla önlenmesi mümkün değildir.

Radyoterapinin Tarihcesi

Radyoterapinin Tarihçesi
Radyasyon dünyanın başlangıcından beri var olmasına rağmen insanlığın radyasyonu keşfetmesi ve tanı ve tedavi aracı anlamında olarak kullanması binlerce yıl almıştır.
X –ışını ilk olarak 1895’te Alman fizikçi Wilhelm Condrad Roentgen tarafından fotoğraf filminde renk değişmesine neden olan yeni bir ışın çeşidi olarak tarifl edilmiştir. Aynı tarihte Herr Kolliker X-ışını makinesinin önüne elini koyup ışınlayarak elin kemik yapısını gösterdi ve radyasyonun tanısal amaçlı kullanımının öncüsü oldu. X-Ray’in tedavi amaçlı ilk kez kullanımı Professör Freund tarafından Viyana’da hairy mol tedavisinde denendi. 1898’de Curiler radyoaktif maddelerin ilki olan radyumu buldu. 1900’lerin başında Bergonie ve Tribondeu’nun yaptığı çalışmalar yüksek mitotik aktiviteye ve kötü differensiyasyona sahip dokuların radyasyona daha hassas olduğunu ortaya koydu ve günümüzdeki Radyasyon Onkolojisi’nin temelini oluşturdu.
Radyasyon fiziğinin açıklığa kavuşmaya başladığı 1910’lu yıllara kadar radyasyon doktorlar tarafından ampirik olarak kullanılmıştır. O dönemlerde radyoterapi kanser tedavisinde mucizevi bir yöntem olarak sunuldu. Ancak zamanla tümörlerde nüks geliştiği, normal dokularda geri dönüşsüz birçok hasar bıraktığı ve çok yüksek dozlarda ölümcül olabildiği ortaya çıktı.
1919’da Ragaud’un koyun testislerinde yaptığı çalışma ile fraksiyone tedavinin temellerini attı.
1922’de Paris Uluslararası Onkoloji kongresinde Medikal Onkoloji ayrı bir bilim dalı olarak ilan edildi. Aynı kongrede Cautard ve Hautant larinks kanserinde radyoterapinin ciddi bir sekel oluşturmadan kullanılabileceğini gösterdi. 1934’te Cautard radyasyon tedavisinde fraksiyonasyon şemalarını ortaya koydu.
İkinci Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagasaki’de atom bombalarının kullanılması ile radyasyon fiziği hızlı bir gelişim sürecine girdi. 1956’da invitro basit memeli hücre kültürünün geliştirilmesi ve sağ kalım (survival) eğrilerinin çıkarılması bu süreçte temel oluşturdu.
Radyasyon fiziğinin gelişmesi ve bilgisayar kullanımının radyoterapiye yaygın entegrasyonu ile radyasyon onkolojisinde özellikle son 25 yılda kanser tedavisinde hızlı bir ilerleme sağlandı ve radyoterapi endikasyonları hızla genişledi ve genişlemeye devam etmektedir.

Radyoterapinin Yumusak Dokulara Etkisi

Radyoterapinin Yumuşak Dokular Üzerine Etkisi
Teorik olarak aslında bütün malign tümörler yeterince yüksek doz radyasyon verilirse eradike edilebilir. Pratikte ise tümöre komşu normal dokularda meydana gelen biyolojik olaylar sonucunda oluşan komplikasyonlar, radyoterapi için doz sınırlayıcı etmen olmaktadır. Radyoterapi dozu belirlenirken minimum normal doku hasarı yaratılarak maksimum tümör kontrolü sağlamak hedeflenir.
Radyoterapinin yan etkileri erken ve geç olarak ikiye ayrılabilir. Erken yan etkiler radyoterapiden hemen sonra görülür. Geç yan etkiler ise radyoterapiden aylar hatta bazen yıllar sonra ortaya çıkmaya başlar. Geç ve erken yan etkiler arasındaki sınır insanda gelişigüzel olarak doksan gün olarak belirlenmiştir. Ancak erken ve geç yan etkileri farklı biyolojik doğaları birbirinden ayırır.
Erken yan etkiler genellikle, kemik iliği, epidermis, mukoza, gastrointestinal sistem gibi hızlı hücre döngüsü olan dokularda meydana gelir. Akut semptomlar radyasyona bağlı hücre üretiminin durmasına bağlı meydana gelir. İyileşme genellikle tamdır ve hayatta kalan kök hücrelerden ve komşu dokulardan göç eden kök hücrelerin aktivitesi ile sağlanır.
Geç yan etkiler genellikle tüm organlarda meydana gelir. Erken yan etkilerdeki ana patolojik etmen hücre kaybı iken, geç yan etkilerin mekanizması daha komplekstir. Geç yan etkiler birkaç istisna dışında geri dönüşümsüz ve ilerleyicidir. Zamanla daha ciddi yan etkilere neden olurlar ve bu risk hastanın yaşamı boyunca devam eder.
Radyoterapinin en sık görülen yan etkilerinden biri akut deri reaksiyonlarıdır. Deri reaksiyonlarının akut olarak değerlendirilebilmesi için kabul edilen zaman aralığı 6 aydır Bu reaksiyonlar eritem ile daha ciddi olan yaş deskuamasyon ya da ülserasyon arasında geniş bir seriyi kapsar. Eritemin başlaması için en az 2 Gy radyoterapi uygulanmalıdır.
Radyoterapinin diğer bir önemli akut yan etkisi de vaskülopatilerdir. Vasküler sistem içinde radyasyona bağlı endotel hasarına en yatkın olanlar küçük damarlardır (arteriyoller, kapillerler vs). Bu damarlar müsküler ve adventisya katmanlarından yoksundurlar ve sonuç olarak oluşabilecek tromboz ya da rüptüre daha meyillidirler.
Geç reaksiyonlara kronik radyasyon etkileri de denir. Kronik radyasyon etkileri belli bir organdaki fonksiyonel hücrelerin veya ünitelerin ciddi olarak azalması ile ortaya çıkar. Bu duruma yanıt olarak parankimal hücrelerde kompansatuvar proliferasyon meydana gelir. Ancak bu proliferasyon belirgin fibrozisle birliktedir. Ayrıca bu çoğalma esnasında meydana gelen mitotik ölümler hücre kaybını daha da arttırır. Başlangıçtaki hücre kaybı ne kadar fazla ise bu mekanizma daha belirgin olur. Aslında radyoterapi dozu arttıkça bu geç etkileri ortaya çıkaran bekleme periyodu kısalır.
Radyasyona maruz kalan organlarda parankimal hücre hasarına ek olarak vasküler endotel hücrelerde, kapillerlerde ve fibroblastlarda meydana gelen önemli değişiklikler kronik radyasyon hasarı patogenezine katkıda bulunur. Radyasyona maruz kalınmasından sonra endotel hücre ölümü apopitoz veya gecikmiş mitotik ölümle meydana gelir. Mitotik fibroblastlarsa radyoterapiden sonra fibrositlere farklılaşıp yoğun şekilde kollajen depolar. Radyoterapiden sonra endotel hücrelerinde vakuolizasyon ve ayrılma odakları görülür. Serum komponentlerinin damar duvarına geçişi ve bunun sonucunda subendotelyal ödem gözlenir ve tromboz oluşumu ve kapillerlerin tıkanması görülür. Damar duvarına lökosit adezyonu ve infiltrasyonu sabit olarak meydana gelir. Kapillerlerin ilerleyici kaybı, arteriolerdeki tunica media tabakısının progresif fibrozisi ile birlikte doku perfüzyonunda belirgin olarak azalma meydana gelir.
Radyoterapinin deri üzerine kronik yan etkileri genellikle derialtında fibrozis ve endurasyon, yağ tabakasında incelmedir. Geç yan etkiler arasında; telenjektazi, yoğun dermal fibroz, sebase gland atrofisi, kıl foliküllerinin kaybı, ilerlemiş melanin depolanması ve deri ülserleri sayılabilir. Bu yan etkilerin ortaya çıkması ayları ve hatta yılları bulabilir. Fibroz için latent period 3 yıl, telenjektazi için ise 5 yıldır. Geç toksisite radyoterapi dozları 2.5 Gy/fx ve üstüne çıkıldıkça artar.
Radyoterapinin damarlar üzerindeki erken ve geç yan etkileri bilinmesine rağmen, serbest flep uygulamalarında komplikasyonları arttırıp arttırmadığı literatürde tartışmalıdır. Özellikle radyoterapinin geç etkilerinin arter anastomozu üzerine etkisini irdeleyen ve yağ enjeksiyonu ile bu etkilerin giderilip giderilemeyeceğini araştıran bir çalışma literatürde yoktur.

Mikrocerrahinin Tarihcesi

Mikrocerrahinin Tarihçesi

Mikrocerrahinin tarihçesi1902 yılında damar anastomozunda trianguler metodu tarif eden Alexis Carrel’e dayanır. Alexis Carrel’in, Claude Guthrié ile birlikte yaptığı çalışmalar damar anastomozu ve organ nakli alanında devrim yaratmıştır Carrel kullanılan magnezyum tüplerin yabancı cisim reaksiyonu oluşturarak tromboz riskini belirgin arttırdığını göstermiştir. Bunun önüne geçmek için başlangıçta farklı stentler deneyen Carrel daha sonra stent yerine dikiş kullanmıştır. 0, 120 ve 240 derecelere konulan üç askı dikişini kullanmış ve kendine ait triangulasyon mtetodunu bulmuştur. Bu işlem için Carrel, ağzı lastik kılıf ile kaplı damar klempleri, pamuk ipliği ve ince iğnelerden dikiş materyalleri üretmiştir.

1908 yılında Carell ve CC Guthrie hayvan modelinde ilk başarılı alt ekstremite replantasyonunu gerçekleştirmişler, bu çalışmadan yola çıkarak transplantasyon cerrahisi ve immunolojisi ile ilgili öncü fikirleri oluşturmuşlardır. Carell damar anastomozu ve organ nakli ile ilgili çalışmalarıyla 1911 yılında Nobel Tıp Ödülü’nü haklı olarak kazanmıştır. Nyken 1921’de ilk kez mono oküler mikroskobu iç kulak ve kulak zarı operasyonları için kullanmıştır.

Mikrovasküler cerrahinin gelişiminde dönüm noktalarından biri 1961 yılında operasyon mikroskobunun Jacobson ve Suarez tarafından vasküler anastomozda kullanımıdır. Çalışmacılar 1,4 mm çapındaki tavşan damarlarını 7/0 ipek dikişle % 100 başarı ile anastomoz yapmışlardır.

Mikrovasküler anastomoz terimi ilk defa Jacobson tarafından ortaya atılmıştır. 1962 yılında Malt ve McKhan, 1963 yılında Chen ve Chien ilk başarılı ön kol replantasyonu vakalarını sunmuşlardır. 1964 yılında Nakayama, 1965 yılında Jurkiewicz ve Saidenberg serbest jejenum flebi ile özofagus rekonstrüksiyonu olgularını bildirmişlerdir. Bunlar Plastik Cerrahi tarihindeki ilk başarılı serbest flep uygulamaları olarak kabul edilmektedir. 1963 yılında Kleinert ve Kasdan başarısız da olsa loop ile subtotal ampute bir başparmakta revaskülarizasyon deneyimlerini yayınlamışlardır.
1964 yılında Buncke tavşan kulağındaki 1 mm çaplı damarda anastomoz yaparak replantasyonlar gerçekleştirmiştir. Buncke aynı zamanda mikrovasküler anastomozda nylon dikişi kullanan ilk çalışmacıdır.
Komatsu ve Tamai 1968 yılında ilk başarılı başparmak replantasyonu olgularını yayınlamışlardır.
İlk mikrocerrahi sempozyumu 1968‘de Yaşargil ve Donaghy tarafından Organize edilmiştir. Bu sempozyum sonrasında Microvascular Surgery: Report of the First Congress, October 6–7, 1966 adı altında yayınlanmıştır. Bu yayında mikrovasküler cerrahiyi beş temel başlık altında sınıflandırılmıştır: 1. İpek, nylon, metalik malzemeler kullanılan sutür teknikleri, 2. Yapışkan maddeler kullanılması, 3. Mikrostapler kullanılması 4. Laser kullanılması 5. Elektrokoaptasyon.
Mikrocerrahi yeni fleplerin tanımlanması ile rekonstrüktif cerrahide çok geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Dünya çapındaki el ve larinks transplantasyonundaki başarılarının artması ile kompozit doku transplantasyonu, süratle rekonstrüktif mikrocerrahinin en önemli araştırma ve klinik uygulama alanı haline gelmiştir. İlerleyen immunsupressif tedavilerin daha başarılı kullanılmaya başlanması ile günümüzde ilk yüz nakli, el nakli ve uterus nakli plastik cerrahlar tarafından gerçekleşmiştir.

Bu Dünürler Size De Tanıdık Gelecek!



Evli olan herkes, kendi annesiyle eşinin annesinin arasındaki çekişmeyi çok iyi bilir! Alttan alttan laf sokmalar, birbirleriyle rekabet etmeler, gözlerini devirerek imalı bakışlar... Vanish yeni kampanyası için çektiği videoda, dünürlerin bu tip komik atışmalarını çok iyi anlatmış! Yukarıdaki videoda birbirini çekemeyen bu iki dünürü siz de izleyebilirsiniz.

En çok sevdiğim şeylerden biri de, dünürlerin söylediklerinin yanı sıra aklından geçenleri de duyabilmemiz... Birbirleri hakkındaki gerçek düşünceleri, videoya büyük ölçüde mizah katmış. Oyuncuların mimikleri de bir o kadar iyi! Parodi tadındaki bu video çok konuşulacağa benziyor.

Üstelik Vanish’in Facebook hayran sayfasında, bu video ile bağlantılı bir aplikasyon da yer alıyor. http://bit.ly/omurbiterdunurgitmez adresine giderek ileride nasıl bir dünür olacağınızı öğrenebilir, pespembe bir çamaşır makinesi kazanma şansı yakalayabilirsiniz!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

21 Ekim 2012 Pazar

Fanatizm aynı zamanda bir sağlık sorunu

Fanatik, takımı ile kendi onurunu özdeşleştiriyor.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, fanatizmin bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, 'Fanatizm insanlar arası ilişkileri bozmakta, şiddet, kavga, dargınlık, hatta yaralama, öldürme gibi kötü sonuçları ile toplumsal barışı tehdit etmektedir' dedi.


Yorulmaz, yaptığı açıklamada, fanatizm de şeklin özden daha önemli ve ön planda olduğunu söyledi.

Fanatiklerin inandıkları düşüncenin özünü bilmediklerinden ve sadece şekil tarafı ile yetindiklerinden inandıkları fikre zarar da verdiğini anlatan Yorulmaz, 'Fanatik, tuttuğu takım ile kendi onurunu, kendi benliğini özdeşleştirir ve takımı yenildiğinde kendi benliği, onuru zarar görmüş gibi tepkiler gösterir. Bu nedenle de onurunu kurtarmak için taşkınlıklar yapabilir, karşı takımın oyuncularına, taraftarlarına saldırabilir, stadyum koltuklarını kırabilir' diye konuştu.

-FANATİZM VE ŞİDDET-

Fanatiğin, inandığı bağlandığı fikrin özünü bilmediği için fikirleri ile karşı görüşteki insanları ikna edemeyeceğini bildiğinden tartışmaya girmek yerine fikrini şiddete başvurarak savunmaya çalıştığını anlatan Yorulmaz, şunları kaydetti:

'Ne yazık ki, fanatik düşünceli insanlar bazen maçlardan sonra eşyalara, araçlara, diğer takım taraftarlarına bazen konu ile ilgisi olmayan insanlara zarar verebilmekte bunun sonucunda kendisi de bir takım cezalarla karşı karşıya kalabilmekte. Dolayısıyla fanatik hem kendisine hem de başkalarına zarar vermektedir.

Fanatizm sanıldığı gibi sadece spor taraftarlığında değil, hayatın her alanında rastlanan bir düşünce ve davranış sorunudur. Fanatik için dünya ya siyah ya da beyazdır, gri yoktur. Fanatiğin benimsediği görüş o düşüncenin aslından farklı da olsa, onun için kendi benimsediği şekliyle doğrudur. Onlar için karşı görüşün hiç haklı olduğu bir nokta yoktur.'

Fanatik görüşlerinden şüpheye düşmemek için sadece kendi görüşüne uygun görüşleri dinlediği, o görüşleri savunan kitapları, gazete ve dergileri okuduğu vurgulayan Yorulmaz, şöyle devam etti:

'Fanatikler ya aktif yani görüşünü fiziksel şiddet kullanarak kabul ettirmek ya da karşı çıkanları fiziksel şiddet kullanarak sindirme yolunu seçenler ile pasif fiziksel şiddet dışında tavırları, sözleri, seçtiği kelimeler, jest ve mimikleri, davranışları ile karşı görüşte olanları sindirmeye çalışmak ya da kendi görüşünü kabul ettirmek isteyenler olmak üzere iki tipte olabilmektedir. Fanatik otoriterdir, gücü elinde bulundurduğunda kendi doğrularını emri altındakilere her türlü baskıya şiddete başvurmayı göze alarak, zorla benimsetmeye çalışır, bu konuda acımasızdır. Fanatik insanlar, çevrelerindeki diğer insanlar için de çekilmez insanlardır.'

Fanatizmin artık bir sağlık sorunu olarak değerlendirildiğini anlatan Yorulmaz, 'Fanatizm insanlar arası ilişkileri bozmakta, şiddet, kavga, dargınlık, hatta yaralama, öldürme gibi kötü sonuçları ile toplumsal barışı tehdit etmektedir' dedi.

-FANATİZMDEN KURTULMANIN YOLU

Fanatik olanların diğer fanatik insanların bu tutumundan şikayet ettiğini, ancak kendi fanatik tutum ve davranışlarını da haklı gördüğünü anlatan Yorulmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Bu çelişki nedeniyle fanatik iç dünyasında aslında huzursuzdur, rahatsızdır. Fanatizmden kurtulmanın yolu, kendimize yakın bulduğumuz, benimsediğimiz düşüncelerin, fikirlerin özünü kavramaya çalışmaktır. İnandığımız düşüncelerin olumlu olumsuz yanları konusunda, doğru ve geniş bir fikir sahibi olmak amacıyla taraftar ya da karşı görüşleri sakin biçimde, ön yargılar ile peşinen reddetmeden dinlemek, okumak, öğrenmek ve bizim düşüncemizi paylaşmayan, farklı düşünceleri olan kişilerin de olabileceğini görmektir. Doğruların herkes için aynı olmayabileceğini, insanların kendilerine özgü düşüncelerinin olabileceğini kabul etmek ve bu konuda insanlara anlayış göstermek, bizim hiç kimseden daha akıllı olmadığımızı ya da herkesin en az bizim kadar akıllı olabileceğini kabul etmek, doğruların zaman içinde değişebileceğini akıldan çıkarmamak, kendimizi karşımızdakilerin yerine koyarak düşüncelerini anlayışla karşılamak ve sevgidir.

Özetle fanatizmin ilacı saygı ve anlayış göstererek tüm düşünceleri dinlemek, ancak karar verirken başkalarının beyniyle değil kendi beynini kullanarak karar vermektir.'

Doğal yoldan hafıza nasıl güçlenir?

Uzmanlar unutkanlığa son vermek ve beyin gücünüzü geliştirmek için bu gıdaları öneriyor

Hafızanızı güçlendirecek, konsantrasyon ve odaklanmanızı arttıracak çok fazla gıda, takviye, bitki var. Bu beyin yiyeceklerini, düzenli egzersiz ve iyi bir gece uykusu ile birleştirirseniz, beyin gücünüzü güçlendirmiş olacaksınız. Ama aklınızda bulunsun bazı yiyecekler beyin için iyiyken, bazıları tam tersi etkiye sahiptir.

İşlenmiş gıdalar karbonhidratta, şekerde, tuzda yüksek olan-örneğin kek, bazı ekmekler ve tahıllar beynin ihtiyacı olan bazı kimyasalları engelleyebilir.
Beyin gücünüzü arttırmak istiyorsanız, işte size bazı yiyecek, ot ve takviyeler

YUMURTA

Beynimizin katı kısmı yağdan oluştuğu için, ona iyi yağlar sağlamalıyız. Yağ asidi veya EFA- çünkü vücudumuz bu yağları üretemez. Beyindeki anıların yaratılması ve sürdürülmesine dahil olan sinapsın (kromozomların birleşmesi) oluşması için yağ gereklidir. Yumurta mükemmel bir EFA kaynağıdır.

YAĞLI BALIK

Eğer anneniz size balık yemenin sizi akıllı yapacağını söylediyse, doğru söylemiş. Yağlı balık çeşitleri örneğin som, sardalya,uskumru,ringa yüksek değerde omega -3 yağı olarak bilinen EFA’ya sahiptir. Bu yağ, beyin hücrelerimiz için çok önemlidir. Öğrenme gücünü ve hafızayı geliştirir. Sardalya da ilave bir fayda ise hafıza için gerekli olan beyin kimyasalı choline’e sahip olmasıdır.

SOYA

Burada bahsedilen bütün besinler proteinle paketlenme avantajına sahiptir. Bu da hafızaya bağlı sinir taşıyıcılarını tetikler. Soyada da böyledir. Soya proteini, soya fasulyelerinden alınan konsantre protein, büyük bir protein kaynağı olup takviye, sıvı veya toz halinde bulunur. Doğal haliyle bulunan soyada (soya sütü) gibi sözlü ve sözsüz hafızayı geliştirir.

OTLAR

Gingko biloba, Doğu kültüründe binlerce yıldır kullanılan, en çok bilinen hafıza otudur. Kan damarlarını genişleterek ve arz edilen oksijeni arttırarak , beyine giden kan akışını arttırır. Ama sonuçlarını görmeye başlamanız birkaç hafta alabilir. Aynı zamanda beyin hücrelerine zarar verecek radikallerden de kurtulur.

YEŞİL ADA ÇAYI

Son çalışmalarda yeşil ve siyah çayın Alzheimer hastalarında, akıl fonksiyonlarının ve hafızanın yok olduğu bir hastalıkla mücadele etme ilacı olduğu anlaşıldı. İki çeşit çayda hastalıkla birçok yönden mücadele ediyor. Ama en önemlisi acetylcholine’nin (Alzheimer hastalarında tükenmek üzere olan ,hafıza için ana kimyasallardan biri) yok olmasını engelliyorlar. Yeşil çay bu konuda bir adım önde, etkisi 1 hafta sürüyor, aynı bitkiden gelen siyah çayın etkisi ise bir gün sürüyor.

ADAÇAYI

Kelime hatırlama testinde, adaçayı alanlar almayanlardan daha başarılıydı. Bu mekanizma tam olarak belli olmasa da, uzmanlar adaçayının beyne mesaj gönderen kimyasalları arttırdığına inanıyor. Bu Alzheimer'li hastalarında problemi olduğu için, adaçayı bu hastalığın tedavisinde kullanılabilir.

BİBERİYE

Adaçayı gibi , biberiye de hafızayı güçlendirir, akıl berraklığını sağlar ve beyin yorgunluğunu azaltır. Çalışmalar, biberiyenin uzun dönemli hafızayı %15 geliştirdiğini göstermiştir.

B VİTAMİNİ

Sağlıklı ve dengeli beslenme size tüm gerekli vitaminleri sağlasa da, vitamin B hafızanız için gerekli olabilir. Özellikle stresli zamanlarda. Fiziksel veya mantıksal olarak stres altında olduğunuzda, vücudunuzdaki b vitamini azalır. B vitamini eksikliği, acetylcholine’in (hafıza için gerekli kimyasal) beyindeki fonksiyonlarını yerine getirmesini engeller. B vitamini aynı zamanda beyne oksijen taşır ve radikalleri yok eder. Bu da hafızayı veya duyuları güçlendirir.Ya vitamin alırsınız yada b vitamini açısından yüksek besinler(karaciğer, yumurta, soya fasulyesi,yeşil fasulye) tüketirsiniz.

DEMİR

Demir eksikliği- Amerika’da en yaygın olan besin eksikliği-birçok yan etkisi de vardır., konsantrasyon zorluğu, beyinde küçülme, dikkatin azalması Demir oksijenin beyne gitmesine yardımcı olur. Demir eksikliği yüzünden oluşacak oksijen eksikliği beyin hücrelerinin çalışmalarını yavaşlatacaktır.

Basit bir kan testi eksikliğiniz olup olmadığını gösterecektir. Eğer varsa, demir takviyesi alabilir veya demir içeriği yüksek yiyecekleri tüketebilirsiniz. Örn: yağsız et, fasulye. Vitamin C vücudunuzun demiri emmesini sağlar, bu 2 vitamini ya takviyelerden yada yiyeceklerden alın.

SU

Beynin p suyla kaplı olduğunu için, bu sıvı hafıza için gereklidir. Aslında subeyin fonksiyonlarının bir bütün olarak hızlandırır. Su olmadığı zaman daha yavaş çalışır. Bu durum hafıza içinde geçerlidir. Susuz beyin,bilgi bulundurma ve hafızayı oluşturmada beynin kapasitesini etkileyen hormon cortisolü salıverir. Cortisol, beynin daha basit ve içgüdüsel hareket etmesini sağlayan adrenalini serbest bırakır.Bu da beyin fonsiyonlarını ve hafızayı etkiler.

BEYİN GIDASI

Hafızanızı ve konsantrasyonunuzu güçlendirecek bazı gıdaları veya takviyeleri diyetinize eklemek çok basittir. Sabah bir yumurta, öğle yemeğinden sonra bir bardak yeşil çay, akşam yemeğinde adaçayı soslu spagetti ve gün boyunca çok fazla su. Kendinizi bir dahi gibi hissedeceksiniz.