18 Haziran 2011 Cumartesi

Ülser ve Gastrit için muz tüketin




Tropikal meyvelerden ülkemizde en çok rağbet gören meyve çeşidi olan muzun öksürüğü kesmeden damar tıkanıklığını açmaya kadar bir çok faydaları olduğunu biliyor muydunuz?


Öncelikle muz mide dostu meyvelerin başında gelir lifli yapısı sayesinde sindirim zorluğu çekenlerin
tüketmesi gerekir.Özellikle lifleri midedeki eritici öğütücü görevleri yerine getirerek sindirim
sistemini dengeleme işlevini görür.
Zararları;Her meyvenin çok tüketildiğinde yan etkileri olduğu gibi muz’unda yan etkileri vardır
Bunlar muzun aşırı tüketimi sonunda ishal veya kabıza sebep olmasıdır.Aynı zamanda Şeker hasalığı bulunan
kişilerin muzu aşırı tüketmemeleri ve kontrollü bir şekilde tüketmeleri önerilir.

Muzun Faydaları;

-Göğüs ağrıları ve öksürük için tüketilmesi faydalı etki yapar.
-Böbreklerde oluşan enfeksiyon ve iltihaplanma için faydalıdır.
-Kramp oluşan kaslardaki spazmları çözerek o bölgedeki kasları yumuşatır.
-Ülser ve Gastrit için iyileştirici özellik taşır.
-Neredeyse bir enerji içeceğindeki kadar enerji vardır vücuda güç depolar.
-Damar ve kalp sağlığı için önemlidir.
-Periot dönemleri ağrılı olan bayanlar için ağrı dindirmede etkilidir.
-Kemik gelişimi ve Kemiklerin güçlendirilmesi için etkilidir.


MUZ' UN SAĞLIK AÇISINDAN ÖNEMİ


Muz en besleyici ve en fazla kalorili meyvalardan biridir.

100 gramında 96 kalori bulunur.

Ayrıca 100 gramındaki 370 miligram potasyum ile en zengin potasyuma sahip meyvadır.

Muzun içersinde Provitamin A, E, B2, B6 ve C Vitaminleri, Niacin, Folik Asit, karbonhidrat ve bol miktarda diğer faydalı mineraller bulunur.

Kolesterol düşürücü etkisi vardır.

Zaman zaman enerji depolamak isteyen sporcular ve otomobil kullanırken yorulan sürücüler için ideal bir meyvedir.

Ezilmiş olarak ishale karşı etkin bir meyvedir.

Yüksek tansiyonu önler.

Ülser yaralarını tedavi eder.

İçersindeki sodyum ve potasyum kalbi güçlendirir.

Mutluluk hormonları Serotonin ve Salsolinol muz yiyenleri rahatlatır.

Sporcular için "yasal doping maddesi" olarak da anılır.

Besleyici özelliği sebebiyle bebek maması olarak kullanılmaya uygundur.

HEMATOLOGLARDAN SAĞLIK DERGİSİ’NE ÖDÜL

Avrasya Kök Hücre Ve Aferez Toplantısı'nda Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e, “Avrasya Hematoloji Basın Ödülü”ne layık görüldü

Avrasya Kök Hücre ve Aferez Toplantısı'nda, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra ÖZ'e, ''Avrasya Hematoloji Basın Ödülü'' verildi.
Toplantı, 5-8 Mayıs tarihleri arasında Antalya The Marmara Oteli'nde yapıldı. Toplantıya, Avrasya ve Balkan ülkelerinden toplam 160'ı yabancı ülkelerden, 20'si Türkiye'den olmak üzere alanında uzman 180 hematolog katıldı.
Türk hekimler tarafından yurt dışından gelen katılımcılara kök hücre alanında son gelişmelerin aktarıldığı toplantıda, yabancı hematologlara da eğitim verildi.
Toplantıda, ''Lösemide kemik iliği nakli'', ''Kemik iliği bilgi bankası'' ve ''Donör seçimi'' gibi birçok başlıklı oturumlar düzenlendi.

Sağlık Dergisi’ne Ödül

Toplantının üçüncü günü ilk oturumda Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz, kök hücre çalışmaları ve hematologların sorunlarına ilişkin yaptığı haberlerden ötürü ''Avrasya Hematoloji Basın Ödülü''ne layık görüldü.
Anadolu Ajansı Sağlık Muhabiri Yeşim Sert Karaaslan'a da basın ödülü takdim edildi.
Dernek Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, ödülleri takdim ettikten sonra yaptığı konuşmada, ''Sağlık haberciliğinde Sağlık Dergisi’nin üstlendiği doğru, tarafsız ve bilimsel yayımcılıktan ötürü teşekkür ediyorum'' diye konuştu.

17 Haziran 2011 Cuma

KOLON KANSERİNDE GAYTADA GİZLİ KAN ÖNEMLİ


"Kolon kanseri, Türkiye'de tüm kanserlerin yüzde 8-10 kadarını oluşturuyor" olduğunu söyleyen Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şuayib Yalçın, kolon kanserinde demir eksikliği anemisinin önemli bir bulgu olduğuna dikkat çekti.

ileri yaşta özellikle nedeni bilinmeyen demir eksikliği anemisinde mutlaka kalın bağırsağın detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğine dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şuayib Yalçın, demir eksikliği anemisi olanlarda gaytada gizli kan bakılarak bunun nedenin belirlenmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Demir eksikliğinin kendisinin riski artırmadığını, ancak kansızlık nedeni olarak altta yatan sorun olarak kanserin ortaya çıkabileceği vurgulayan Prof. Dr. Yalçın, her geçen gün görülme sıklığı artan kanserler arasında kolon kanserlerinin bulunduğunu ve bunun her iki cins için de önemli bir sorun olduğunu söyledi.

"Türkiye'de Tüm Kanserlerin Yüzde 8-10'u”
Kolon kanserinin Türkiye'de özellikle kadınlarda meme kanserinden, erkeklerde ise akciğer ve prostat kanserinden sonra en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Prof. Dr. Yalçın, “Kolon kanseri, Türkiye'de tüm kanserlerin yüzde 8-10 kadarını oluşturuyor” dedi.

"Genetik Kökenlilerin Tedavide Başarı Şansı Daha Fazla Olabiliyor"
Kolon kanserlerinin yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığının arttığına dikkati çeken Prof. Dr. Yalçın, hastalığın 70'li yaşlarda çok fazla görüldüğünü ve 20 yıl içinde öneminin daha da artacağını dile getirdi. Prof. Dr. Yalçın, erken yaşlarda görülen kolon kanserlerinin çoğunun genetik kökenli olduğunu anlatarak, “Genetik kökenlilerin daha az kompleks mekanizmalara sahip olabildiği için tedavide başarı şansı daha fazla olabiliyor” diye konuştu.
Kolon kanserinin akciğer kanserinden daha az öldürücü, ancak bir o kadar ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yalçın, hastalığın akciğer kanserine oranla daha iyi yönlendirilebildiği ve tedavisinin daha mümkün olduğunu dile getirdi.

"İleri Yaşta Özellikle Nedeni Bilinmeyen Demir Eksikliği Anemisinde Mutlaka Kolon Detaylı İncelenmeli"
Kolon kanserinin nedeninin kesin olarak bilinmediğini ancak genetik faktörleri, beslenme ve bazı kimyasal maddelerin nedenleri arasında yer aldığını kaydeden Prof. Dr. Yalçın, "Görüntüleme yöntemleri erken evrede kalın bağırsaktaki herhangi bir anormalliği ortaya koyabiliyor. ülkemizde genelde ilerleri evrede daralma nedeniyle hasta önce kabızlık daha sonra ağrı ataklarıyla başvurur. Kolonoskopi, rektoskopi veya video görüntüleme ile yapılan sigmoidoskopidir ile hastanın bütün kalın barsağı görüntülenir. Ayrıca gaitada gizli kan araştırılır. Özellikle batılı ülkelerde sık karşılaşılan kolon kanseri oldukça büyük bir öneme sahip. Hastalığın en önemli belirtisinin ileri yaşta ortaya çıkan “demir eksikliği anemisi”. İleri yaşta özellikle nedeni bilinmeyen demir eksikliği anemisinde mutlaka kolonun detaylı bir şekilde incelenmesi gerekiyor” diye konuştu.

"Adet Düzensizliği Olan 20-30'lu Yaşlar İle 30-40'lı Yaşlarda Demir Eksikliği Anemisinin Ciddiye Alınması Gerekir"
Çocukluk çağında demir eksikliği anemisinin beslenme şekline bağlı yetersiz olabildiğini, doğum yapan ya da fazla kanaması olan kadınlarda ve görülebildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Yalçın, "Adet düzensizliği olan 20-30'lu yaşlar ile 30-40'lı yaşlarda demir eksikliği anemisinin ciddiye alınması gerekir. Demir eksikliği anemisi olanlarda gaytada gizli kan bakılması, bunun kan kaybı ile yoksa başka bir nedenden mi olduğunun belirlenmesi gerekiyor” dedi.

Çocukluk döneminde demir eksikliği olmasının hastalık açısından riski artırmadığını vurgulayan Yalçın, “Çünkü demir eksikliğinin kendisi riski artırmaz, ancak kansızlık nedeni olarak altta yatan sorun olarak kanser olabilir. Bunun nedeni esas kan kaybı olduğu için kolan kanserine bağlı bir kansızlık ya da polip olabilir” diye konuştu.

Tanı İçin Gaytada Gizli Kan Testi Önemli
Hastalığın oluşumun çok yavaş olduğunu, genellikle çok büyük oranda iyi huylu bir polip zemininde geliştiğini anlatan Prof. Dr. Yalçın şunları kaydetti: “Yapılan çalışmalar gösterdi ki sağlıklı ve herhangi bir risk faktörü olmayan bir insanın da mutlaka çeşitli taramalı yaptırması gerekiyor. Bunun için yılda bir kez gaytada gizli kan ve 5-10 yılda bir de kolonoskopi yaptırılması tavsiye ediliyor. Kolonoskopu yapılmayan durumlarda da alternatif diğer görüntüleme yöntemlerine başvurulabiliyor. Hastaların genellikle yüzde 75'ine cerrahi olarak çıkarılabilir evrede tanı konuluyor, ama bunların beşte biri çok erken evrede yakalanabiliyor. Önemli bir bölümü bölgesel olarak ilerlemiş durumda oluyor. Bu hastalara, ek tedavi veriliyor. Ölüm riski açısından önde gelen kanserler arasında yer alıyor. Tedavi olarak öncelikle yöntem cerrahi uygulanıyor ve bunun dışında medikal tedavi veriliyor. Adjuvan diye isimlendirilen yardımcı 'kemotepi' yapılıyor. Kemoterapi ile hastalığın nüks riski en aza indirilmeye çalışılıyor. Bu tedavilerle hataların yaşam süresi 10 yıl öncesine kadar ciddi oranda artıyor. İleri evre olmasına rağmen etkin tedavilerle tümörün yok edildiği hasta oranı artıyor.”

Kalın bağırsak kanserinde ileri yaş, obezite, yağlı ya da yüksek enerjili beslenmenin risk faktörleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yalçın, fazla kırmızı et tüketiminden kaçınılması gerektiğini söyledi.

16 Haziran 2011 Perşembe

HEKİMLERE “İLAÇ KEŞİF” DERSİ GELİYOR

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitim kalitesi gün geçtikçe ilerliyor. Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uygulanan "İlaç Keşfi ve Geliştirilmesi" dersi MSD desteğiyle ülkemizde de uygulanmaya başlanacak. Böylece hekimler teorik bilginin dışında bilimsel çalışmalarını da hayat geçirebilecek.

Türkiye'de ilaç keşfi için önemli bir adım atıldı. Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi ile "İlaç Keşfi ve Geliştirilmesi" konusunda işbirliği yapan MSD projeyi, Türkiye'de de uygulamak için çalışmalara başladı. Söz konusu projeyle ilaç keşfi hakkında tüm detayların anlatıldığı özel eğitim programı, Yale Üniversitesi'nden sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi müfredatına girecek. MSD tarafından tıp öğrencilerinin gelecekte potansiyel birer araştırmacı olması amaçlanarak hayata geçirilen proje için ilaçların nasıl keşfedildiği ve geliştirilip kullanıma sunulacak ürünler haline geldiğinin anlatılacağı özel bir eğitim programı hazırlandı.



Eğitim içeriğinin Yale Üniversitesi tarafından belirlendiğini belirten MSD Bilimsel Eğitimler ve Araştırmacı Çalışmaları Programları Başkanı Dr. Marcelo Bigal, bu projenin bir Yale projesi değil bir Hacettepe projesi olduğunu söyledi. Bigal, bu eğitimi yalnızca bazı ülkeler ve üniversitelerin alabileceğinin de vurgulayarak “Proje Türkiye'nin global açıdan rekabetçi bir noktada olabilmek için fırsat yakalamasına yardımcı olacak. ‘İlaç Keşfi ve Geliştirilmesi’ konulu toplam 5 modül ve 19 farklı dersten oluşan eğitim programı MSD tarafından hazırlanarak üniversitenin tıp eğitimi müfredatına girdi” dedi. Bigal, Amerika'daki başarısından sonra projeyi Türkiye'de Yale Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi işbirliği ile uygulamaya sokmak için hazırlıklara başladıklarını dile getirdi.

“Üniversitemizde Türkiye'de Bir İlk Gerçekleşiyor”
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sarp Saraç, ise projeyi Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uygulayacak olmaktan gurur duyduklarını belirterek “Hacettepe - Yale işbirliği ile hayata geçecek olan bu eğitim programı her geçen yıl daha da zenginleşerek Türk biliminin hizmetine büyük katkı sunacağına inanıyorum. Üniversitemizde Türkiye'de bir ilk gerçekleştiriyor olmanın ve bu vizyon ve kararlılığı gösterebilmenin mutluluğunu taşıyoruz. Asistan ve Akademisyen düzeyindeki tüm katılımcılarımızın bu önemli eğitimden faydalanacağına ve onlara belki de yeni bir bakış açısı getireceğimize inanıyorum" diye konuştu.

“Türkiye AR-GE için çok elverişli”
Her yıl AR-GE için yaklaşık 100 milyar dolar yatırım yapan yenilikçi ilaç endüstrisinden ilk hedef olarak 1 milyar dolar yatırım çekebileceğini söyleyen MSD Türkiye Genel Müdürü Muhittin Bilgütay, bilimsel alandaki insan altyapısı ve demografik özellikleriyle Türkiye’nin AR-GE için mükemmel bir ülke olduğunu belirtti. Türkiye’de gelişmiş bir sağlık sisteminin ve kaliteli üniversitelerin olduğunu dile getiren Bilgütay, “Uygulamaya soktuğumuz özel eğitim projesinin önümüzdeki yıllarda Türkiye’de AR-GE çalışmalarının artmasına katkı sağlayacağına inancımız tam. Türkiye’de alanında bir ilk olacak eğitim programı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışmalarını yürüten asistan ya da akademisyen düzeyindeki hekimlere yönelik olacak. En son teknolojik, bilimsel gelişmeleri ve tıbbi bilgileri tüm dünyadaki hekimlerle paylaşmak her zaman önceliğimiz oldu. Bu eğitim projesi de yeni ilaçlar geliştirilmesi ve hastaların sağlığına değer katılabilmesi açısından bizim için çok önemli” dedi.

Eğitim Teknokent’te
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmalarını yürüten asistan ya da akademisyen düzeyindeki hekimlere verileceğini söyleyen MSD Türkiye Genel Müdürü Bilgütay, bu eğitim projesinin yeni ilaçlar geliştirilmesi açısından çok önemli olduğunu belirtti. Programla ilgili tüm detaylar netleştirilerek bu yıl içinde eğitimin başlatılması planlanıyor. MSD'nin Teknokent'teki ofisinde 20'şer kişilik gruplar halinde verilmesi planlanan eğitim, Hacettepe Üniversitesi'nin izniyle web üzerinden Türkiye'deki diğer üniversitelere de ulaştırılacak. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sarp Saraç bu önemli projenin dünyada çok dikkat çekici örnekleri olan üniversite, özel sektör iş birliğinin ülkemizdeki en önemli örneklerinden biri olduğunu ve bu tip çalışmaları Üniversite olarak her zaman destekleyeceklerini belirtti.

“Türkiye Şu Anda Global Ar-Ge Yatırımından Yalnızca 60 Milyon Dolar Pay Alabiliyor”
MSD İlaçları Türkiye Dış İlişkiler Direktörü Dr. Murat Aşık ise şunları kaydetti: "Bu eğitim, Türkiye'nin global açıdan rekabetçi bir noktada olabilmek için hak ettiği fırsatı yakalamasına yardımcı olacak. Bu özel eğitim projesinin önümüzdeki yıllarda Türkiye'de AR-GE çalışmalarının katlanarak büyümesine yardımcı olacağına inancımız tam. Türkiye şu anda global Ar-Ge yatırımından yalnızca 60 milyon dolar pay alabiliyor. Gerekli ekosistemin oluşması çok önemli. Endüstri-akademi işbirliği alanında açılım getiren bu gibi projelerle birlikte ülkemizde Ar-Ge'nin GSMH'ya oranında hedeflenen yüzde 2 oranına ulaşmada da yol kat edilebileceğiz"

MSD Türkiye'de Canlı Aşı Üretimi Yolda
MSD'nin canlı aşılar dahil aşılarının pek çoğunu Türkiye'de üretebilmek için çalışmaların sürdüğünü belirten Dr. Aşık, "Tüm bu çalışmalar ve yatırımlar MSD'nin global alanda lider bir aşı şirketi olmasının ve aşı alanında giderek artan karşılanmamış ihtiyacı karşılamak için gösterilen kararlılığının bir göstergesidir. Sağlık Bakanlığı'nın özellikle Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın özel gayretleriyle aşı üretimi konusunda ciddi adımlar atıldı. MSD açısından çalışmalar son noktaya geldi. Şartların olgunlaşması ile 2011 sonuna kadar Türkiye'de aşı üretimi çalışmalarına başlanması planlanıyor" dedi.

14 Haziran 2011 Salı

HACETTEPE TEKNOKENT PROJE YARIŞMASI SONUÇLANDI

Hacettepe Teknokent tarafından düzenlenen “Teknovasyon: 2011 Hacettepe Teknokent İnovasyon Proje” Yarışmasında "Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri" kategorisine başvuran 37 projeden 5'i "Pfizer Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri" ödüllerine layık görüldü.

Hacettepe Teknokent tarafından düzenlenen ve üniversitelerde, küçük ve orta boy işletmelerde, sanayi kuruluşlarında yürütülmekte olan uygulamalı çalışmaların değerlendirildiği Teknovasyon 2011 inovatif proje yarışmasını kazanan projeler, Hacettepe Üniversitesi'nde düzenlenen törenle sahiplerini buldu.
Teknovasyon 2011, "Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri" ve "Fen Bilimleri ve Mühendislik" olmak üzere iki farklı kategorideki projelerin teşvik edilmesi ve desteklenmesi amacıyla düzenleniyor. Hacettepe Teknokent A.Ş. tarafından 2007'den bu yana yapılmakta olan yarışma, Türkiye'ye ve dünyaya endüstriyel ürün ve teknoloji üreten, evrensel bilime, teknolojiye ve insanlığa katkıda bulunan projeler kazandırmayı hedefliyor.

Ödül töreninde konuşan Hacettepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selçuk Geçim, bu yıl dördüncüsü düzenlenen yarışmaya toplam 80 projenin geldiğini bildirdi. Projelerin katılımcı kuruluşlardan bağımsız jüri üyeleri tarafından değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Geçim, üyelerin de çeşitli üniversitelerden ve kuruluşlardan alanında uzman isimlerden oluştuğunu belirtti.

“Teknokentte 124 Firmada 835 Personelin Çalışıyor ve Toplam Ciro 250 Milyon TL'yi Geçti”
Hacettepe Üniversitesi Teknokenti'nde yürütülmekte olan projelere ilişkin bilgiler de aktaran Prof. Dr. Geçim, yüzde 100 dolulukla çalışan teknokentte 124 firmada 835 personelin çalıştığını, bu firmaların toplam cirosunun da 250 milyon TL'yi geçtiğini söyledi. Prof. Dr. Geçim, teknokentte 98 projenin AR-GE ve yazılım geliştirmesinin tamamlandığını bildirerek, 300'ün üzerinde projenin de yürütülmekte olduğunu kaydetti.

“Yeni Moleküller İle Farklı ve Yeni İlaçlar Geliştirmenin Ana Amacımız”
Açılış konuşmalarının ardından bu yıl ki yarışmaya davetli konuşmacı olarak katılan Pfizer Dünya Gelişen Pazarlar Medikal ve İlaç Geliştirme Birimi Başkan Yardımcısı Dr. Salomon Azoulay ise firmalarının yürüttüğü projeler ve Türkiye'deki ortaklıklara ilişkin bilgiler verdi.
Yeni moleküller ile farklı ve yeni ilaçlar geliştirmenin ana amaçları olduğunu dile getiren Azoulay, bu amaçlarını hayata geçirmek için yalnız firma bazında değil, dünya genelinde pek çok ülkedeki araştırma merkeziyle ortaklıklar yürüttüklerini anlattı.

“İlaç Geliştirmek İçin Yaklaşık 800 Milyon Dolarlık Kümülatif Maliyet”
Ecza şirketlerinin ilaç geliştirmek için yaklaşık 800 milyon dolarlık kümülatif maliyet yaptıklarını aktaran Azoulay, şunları ifade etti: “Ancak bir ürün için bu kadar yüksek rakamlar harcayarak o ürünü patentleyememek sürdürülebilir değildi. Bundan sonra hastalıklara odaklanmaya başladık ve AR-GE birimlerimizin güçlenmesine karar verdik. 2012'ye kadar araştırma harcamalarımızı 9 milyar dolardan 7 milyar dolara indireceğiz. Bu şaşırtıcı gelebilir ama biz yatırımlarımızla beraber verimi artırıyoruz. Temel amacımız AR-GE ve verimliliği artırarak yılda en az iki ürün çıkarmaya odaklanıyoruz. Kısaca maliyeti azaltıp verimi yükseltiyoruz.”


“Hatasız Tıp” İçin Hastaya Özel “Terzi Dikimi” Tedavi Geliştirilecek
Pfizer'in ana amaçları arasında tüm coğrafyalar için gerekli aşılar üretmenin de yer aldığına işaret eden Azoulay, ayrıca “hatasız tıp” için hastaya özel “terzi dikimi” tedaviler geliştirmek istediklerini dile getirdi. Türkiye'nin Avrupa'daki en büyük 6. pazar olduğunu vurgulayan Azoulay, ayrıca ülkenin küresel pazarda 12. sıraya gelmesinin beklendiğini söyledi.

“Ülkemizin Sağlık Alanında Güçlü Bir Bilimsel Kapasiteye Sahip Olduğunu Düşünüyoruz”
Pfizer Türkiye Medikal Direktörü Dr. Turgay Aydınlar, ise konuşmasında "2009 yılında başlattığımız Pfizer-Hacettepe Teknokent Ar-Ge işbirliği ilaç, aşı, yeni tedaviler ve teknolojilerin keşfine yönelik temel araştırma niteliğindeki çalışmaların başlatılması açısından büyük önem taşıyor. Ülkemizin sağlık alanında güçlü bir bilimsel kapasiteye sahip olduğunu düşünüyoruz. Bu kapasitemizin dünyaya açılarak rekabet gücümüzün yükselmesi ve dünyada gelişen yeni teknolojilerin ülkemizde uygulanabilir olması için uygun bir inovasyon ortamının gelişmesi önemli” dedi.

Ödüller Sahiplerini Buldu
Proje yarışmasında iki ayrı kategoriye bu yıl toplam 79 proje başvurusu yapıldı ve 9 proje ödüle değer bulundu. Ana sponsorluğunu Pfizer'in üstlendiği ''Pfizer Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Proje Yarışması'nda derece giren birinciye 15 bin TL, ikinciye 10 bin TL, üçüncüye 5 bin TL ödül verildi.
Yarışmanın birincisi ''DNA Çip Tabanlı Tanı Platformlarının Geliştirilmesi'' isimli projeyle Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem ve ekibi oldu. İkinciliği ''Mesane Kanserinde BCG ve Mitomisin C Yüklü Katyonik Nanopartiküllerle İntravezikal Etkin ve Güvenli Tedavi'' isimli projeyle Doç. Dr. Erem Bilensoy ve ekibi kazanırken, üçüncü ''Hastaneler İçin İlaç ve Sarf Malzeme Otomasyonu ve Yönetimi'' isimli projesiyle MEDSAV Ltd. Şti'den Cem Türkmen ve ekibi oldu.
Vimjo'nun sponsorluğunu üstlendiği ''Vimjo Fen Bilimleri ve Mühendislik Proje Yarışması'' kategorisinde de dereceye giren birinci ekip 15 bin TL, ikinci ekip 10 bin TL, üçüncü ekip 5 bin TL ödül aldı. Bu kategoride de birinciliğe değer bulunan proje, Bülent Atamer'in yürütücülüğünü yaptığı ''Toplam Organik Karbon Cihazı Geliştirilmesi'' isimli proje oldu. ''Optik Ayırıcı'' projesiyle Prof. Dr. Özcan Yıldırım Gülsoy ikinci, Yücel Demir de ''Kuzgun-1 İnsansız Havagemisi'' isimli projesiyle üçüncü oldu.

13 Haziran 2011 Pazartesi

ECZACILARA ONLİNE EĞİTİM

Türk Eczacılar Birliği (TEB), Novartis ilaç firması desteğiyle eczacılık mesleğinin gelişimini sağlamak ve eczacıların mesleki yeterliliğini arttırmak amacıyla yeni bir projeye imza attı. “TEB- E-ON, Eczacılar için Online Eğitim Platformu” projesi çerçevesinde hazırlanan “Uzaktan Eğitim Modülleri” sayesinde eczacılar, mesleki eğitim modülleri, kişisel gelişim eğitim modülleri ve bilişim teknolojileri eğitimlerine kolayca ulaşabilecek.

Türk Eczacılar Birliği (TEB) ve Novartis’in desteğiyle, eczacıların meslekî bilgilerini sürekli güncellemelerine, mevcut bilgilerini tazelemelerine ve kişisel kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla; “TEB-E-ON, Eczacılar için Online Eğitim Platformu” projesini hayata geçiriyor. TEB-E-ON,Eczacılar için Online Eğitim Platformu”projesinin tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarına sistem sunum ile anlatıldı.

Eczacıların mesleki yeterliliğinin geliştirilmesi, ilaç eczacılık hizmetlerinin görünürlülüğünün pekiştirilmesi amacıyla “Sürekli Mesleki Gelişim” felsefesi çerçevesinde çeşitli meslek içi eğitim programları düzenleyen TEB, bu anlamdaki çalışmalarını geliştirmeye “Uzaktan Eğitim” sistemiyle devam ediyor.

“Mesleki Eğitim Modülleri”, “Kişisel Gelişim Eğitim Modülleri” Ve “Bilişim Teknolojileri Eğitimleri”
İnternet üzerinden sağlanan bu sistemle; öğretici ve öğrenenin fiziksel olarak farklı mekânlarda olduğu, öğrenmeyi kendi hız ve kapasitelerine göre planladıkları, geniş bir teknoloji yelpazesi kullanarak verimli ve kaliteli bir şekilde öğrenme-öğretme etkinliklerini sürdürebilecekleri bir ortam yaratılıyor. Eğitimdeki tüm sınırları, duvarları ortadan kaldırması hedeflenen bu sistemle isteyene, istediği yaşta, istediği yer ve zamanda öğrenme olanağı sağlamak amaçlanıyor. Zengin görsel materyal kullanımı ve eşzamanlı-farklı zamanlı uygulama olanakları sağlayan bu sistem “mesleki eğitim modülleri”, “kişisel gelişim eğitim modülleri” ve “bilişim teknolojileri eğitimleri” olmak üzere üç ana başlık altında toplanıyor. “Akılcı İlaç Kullanımında Eczacının Rolü”, “Hipertansiyon ve Eczacının Rolü”, “İletişim Sanatı”, “Profesyonel Hayatta Etki İçin Kişisel İmaj” ve “Stres ile Başa Çıkma Yöntemleri” gibi konuları kapsayan bu eğitim modülleri aynı zamanda tüm katılımcılara, Excel ve Word Programlarının en güncel versiyonlarını etkin ve verimli bir şekilde kullanabilme yetisi kazandıracak teknik bilgiler de içeriyor

www.eczacilikakademisi.org
www.eczacilikakademisi.org internet adresinden ulaşılabilecek eğitim modüllerinden her eczacı kendi şifresi aracılığıyla yararlanabilecek. Kullanıcılar, sisteme giriş yaptıktan sonra karşılarına çıkacak eğitimler arasında istediklerini seçerek sesli ya da görüntülü olarak bilgi edinebilecek. Animasyonlar aracılığıyla ilgi çekici hale getirilen modüller, sesli dinleme olanağının olmadığı durumda alt yazılarla da takip edilebilecek. Tüm bu eğitim modüllerine sadece bir kullanıcı adı ve şifre ile giriş yapabilecekler.

"Eczacılarımızın Meslekî Bilgilerini Sürekli Güncellemelerine Ve Kişisel Kapasitelerini Geliştirmelerine Yardımcı Olacak"
Akılcı ilaç kullanım ile hipertansiyonda eczacının rolü, iletişim sanatı, profesyonel hayatta etki için kişisel imaj ve stresle başa çıkma yöntemleri gibi konuları kapsayan eğitim modüllerinin, eczacıların görevlerini yerine getirirken daha etkin olmalarını sağlayacağını ifade eden Türk Eczacılar Birliği Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak, “Eczacılık mesleğinin gelişmesi, eczacıların mesleki yeterliliğinin arttırılması ve mevcut bilgilerinin güncellenmesi amacıyla Sürekli Meslekî Gelişim felsefesi çerçevesinde 2002 yılından bu yana meslek içi eğitim programları düzenlemekteyiz. Bu yolda yeni ve önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Eczacılarımızın meslekî bilgilerini sürekli güncellemelerine ve kişisel kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla hazırladığımız bu proje gelişmeye ve kendini yenilemeye devam edecektir.” dedi. Eczacılar için uzaktan eğitim projesinin eczacılık mesleğine ve toplum sağlığının iyileştirilmesine büyük katkı sunacağını ifade eden Çolak, “bu projenin hayata geçirilmesindeki katkılarından dolayı Novartis’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.” şeklinde konuştu.

“ Türkiye'de Her İl ve İlçede Bulunan 25 Bin Dolayında Eczacı Yararlanabilecek”
Novartis Türkiye Başkanı Güldem Berkman da Türkiye'de her il ve ilçede bulunan 25 bin dolayında eczane bulunduğunu belirterek, eczacıların hastalarla birebir ilişki kurması açısından, akılcı ilaç kullanımı başta olmak üzere bir çok konuda danışmanlık yapabileceklerini dile getirdi. Berkman, "Bilişim ve teknolojinin sürekli gelişmekte olduğu günümüzde, her konuda olduğu gibi eğitimde de önemli dönüşümler yaşanıyor. İnternet sayesinde dünyanın her yanına kolayca ulaşabildiğimiz bu dönemde mesleki eğitim sistemlerinin kolay ulaşılabilir ve pratik olması büyük önem taşıyor. Çağın gerekleri göz önünde bulundurularak hazırlanan bu proje ile eczacılık mesleğine önemli katkılarda bulunulacağını düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Projenin, teknolojinin imkanlarından faydalanılarak hazırlandığını kaydeden Berkman, 2012 yılı sonuna kadar eğitim modüllerinin sayısının 31'e çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi.
Konuşmaların ardından Çolak ve Berkman "TEB-E-ON" (Eczacılar İçin Online Eğitim) Platformu Projesinin protokolünü imzaladı.

12 Haziran 2011 Pazar

''CERRAHİDEN SONRA HASTALARIN EN AZ YÜZDE 3'ÜNDE ENFEKSİYON GÖRÜLÜYOR''


Sağlık hizmetinin sunumunda kalite ile ilişkili temel sorunlar bulunduğunu söyleyen Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri (TJOD) Prof. Dr. Cansun Demir, bunların ilaçların aşırı, eksik ya da yanlış kullanımı şeklinde olabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Demir, “En iyi hastanelerde bile her yüz hastanın 6,7’sinde ciddi sonuçları olan ya da potansiyel ciddi sorunlara yol açabilecek ilaç hataları görülmektedir” dedi.

ABD'de yaklaşık her yıl 750 bin cerrahi alan enfeksiyonu olduğu ve yılda 10 bin kişinin bu nedenle yaşamını yitirdiğini belirten bilim adamları, cerrahi branşlarda yüzde 38 oranında en sık hastane enfeksiyonlarının görüldüğüne dikkat çekiyor. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri (TJOD) Prof. Dr. Cansun Demir, 9.Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi'nde Sağlık Dergisi'ne yaptığı açıklamada, kaliteli sağlık hizmetinin çok önemli olduğunu ve cerrahi alan enfeksiyonlarının hayati önem taşıdığını kaydetti. Prof. Dr. Demir, cerrahi operasyonlardan sonra ortalama yüzde 3 oranında cerrahi enfeksiyon görüldüğünü dile getirerek, bu enfeksiyonların tedaviyi güçleştirdiğini, maliyeti artırdığını ve yaşamı tehdit ettiğini vurguladı.

"Yan Etkilerin Önemli Bir Kısmı Tıbbi Hatalara Bağlı Gelişiyor"
Tüm hastane yatışlarının en az yüzde 3'ünde bir yan etki görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Demir, ''Cerrahi bir girişimden sonra hastaların en az yüzde 3'ünde bir cerrahi alan enfeksiyonu görülmektedir. Tıbbi uygulamalarda yan etkide, altta yatan hastalık değil, tıbbi tedavinin hastada yol açtığı zarardır. Yan etkilerin önemli bir kısmı tıbbi hatalara bağlı gelişiyor. Bu tür tıbbi hatalar önceden bilinen tedbirlerle önlenebilir. Tıbbi hatalar içinde ilaç kullanımı ve enfeksiyonlar yer alıyor" dedi.

''Kalite Tıbbi Sonuçlar, Hasta Ve Yakınları İle Toplumun Deneyimi, Etkililik ve Verimlilik Şeklinde Üç Açıdan Ele Alınmalı''
Tıbbi hataların önlenebilmesinde sağlıkta kalite standardının çok önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Demir, sağlıkta kalite ile hastanın tam ya da önemli derecede iyileşmesinin hedeflendiğini söyledi. ''Ağrının giderilmesi gibi hedeflenen sonuçların elde etme olasılığında artma, hasta ve yakınlarının kaygılarına 'insanca yaklaşım' ile yanıt verilmesi ve harcanan paranın gerçek karşılığını elde etmesi sağlıkta kalitenin göstergesidir'' diyen Prof. Dr. Demir, kalitenin tıbbi sonuçlar, hasta ve yakınları ile toplumun deneyimi, etkililik ve verimlilik şeklinde üç açıdan ele alınması gerektiğini vurguladı.

''En İyi Hastanelerde Bile Her Yüz Hastanın 6.7'sinde İlaç Hataları Görülmektedir"
Sağlık hizmetinin sunumunda kalite ile ilişkili temel sorunlar bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Demir, bunların ilaçların aşırı, eksik ya da yanlış kullanımı şeklinde olabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Demir, ''En iyi hastanelerde bile her yüz hastanın 6.7'sinde ciddi sonuçları olan ya da potansiyel ciddi sorunlara yol açabilecek ilaç hataları görülmektedir. Tıbbi hatalar sistemin kalitesi ya da kalitesizliğinin doğrudan bir göstergesi niteliğindedir. Bu nedenle, konunun üzerine eğilinmesi, önce ölçülüp sonra da azaltılması için yöntem geliştirilmesi ve uygulanması gerekiyor. Ancak unutulmamalı ki insanların hatasız çalışması mümkün değildir'' şeklinde konuştu.

"Branşlarda Yüzde 38 Oranında En Sık Hastane Enfeksiyonlarının Görüldüğüne"
Cerrahi alan enfeksiyonlarının cilt, cilt altı dokusunu kapsayan yüzeysel alanlar, daha derindeki alanlar ve karın içi, rahim gibi tüm organ ve boşluklarda gelişen enfeksiyonlar diye sıralandığını kaydeden Prof. Dr. Demir, ''ABD'de yaklaşık her yıl 750 bin cerrahi alan enfeksiyonu olduğunun ve cerrahi alan enfeksiyonlarına bağlı yılda 10 bin kişinin yaşamını yitirdiğinin belirtildiğini'' dile getirdi.

“Maliyeti Yaklaşık 2-3 Bin Dolar Yükseltiyor”
Cerrahi branşlarda yüzde 38 oranında en sık hastane enfeksiyonlarının görüldüğüne dikkati çeken Prof. Dr. Demir, ''Enfeksiyonlar, hastanın yaşamını tehdit ediyor, hastanede kalış süresini 7-10 gün uzatıyor. Maliyeti yaklaşık 2-3 bin dolar yükseltiyor. Yara iyileşmesinde gecikmeye ve ağrıya yol açıyor. Kötü görünümlü ve fonksiyonel bozukluğa neden olabiliyor'' dedi.
Prof. Dr. Demir, bakteriyel kontaminasyonun azaltılabilmesi için doğru ilaç kullanımı, el hijyeni, kep-maske ve eldiven kullanımına özen gösterilmesi, cildin temizliği, steril alanın korunması ve antibakteriyel ürünler kullanılması gibi tedbirler alınabileceğini sözlerine ekledi.