4 Mart 2010 Perşembe

KLİNİK ŞEFLERİ HAKLARINI ARIYOR

Klinik şef, şef yardımcıları ve baş asistanlarının bir araya gelerek kurduğu Eğitim Hastaneleri Öğretim Elemanları Derneği hakkında bilgi veren dernek başkanı Doç. Dr. Özlem Evren Kemer, ‘öğretim elemanı’ olmalarına rağmen, ‘uzman hekim’ kadrosunda görüldüklerine dikkat çekti.

Klinik şef, şef yardımcısı ve başasistanları tarafından 1996 yılında kurulan Eğitim Hastaneleri Öğretim Elemanları Derneği, çoğunluğu Ankara’da bulunan 475 üyeye sahip. Eğitim Hastaneleri Öğretim Elemanları Derneği Başkanı Doç. Dr. Özlem Evren Kemer dernek hakkında şu bilgileri verdi: “Tüm illerdeki eğitim hastanelerinde şef, şef yardımcısı ve başasistanları da derneğimiz çatısı altında toplamayı hedefliyoruz. Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler, eğitim hastaneleri ve devlet hastaneleri olarak iki şekilde hizmet veriyor. Bu iki hastane arasındaki en önemli fark, eğitim hastanelerinde asistan eğitimi verilmesi ve bu işin klinik şeflikleri tarafından yapılıyor olması. Bugün ülkemizde asistanlık eğitimi Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim hastanelerinde ve üniversitelerde veriliyor. Bir klinik şefinin başlıca üç görevi var; eğitici olarak asistan yetiştirmek, hastaların güncel tıbbi hizmeti alabilmesi için hizmet vermek ve altındaki personelin bu amaç için uygun çalışmasını sağlayan idareci olmak. Bir üniversite kliniğinde profesör, doçent ne ise eğitim ve araştırma hastanesinde klinik şefi ve şef yardımcısı da aynı şeydir. Başasistanlık da bir eğitici kadrosudur ancak çalışma süresi 3 yıl ile sınırlıdır. Gerekli olan durumlarda bu süre uzatılır.”
Dernek olarak amaçlarının üyelerin özlük haklarını korumak ve geliştirmek, sosyal, kültürel ve mesleki gereksinimlerini karşılamak olduğunu belirten Doç. Dr. Kemer, bu amaç için toplantılar düzenleyeceklerini dile getirdi.

“Şef ve Şef Yardımcılarına Uzman Doktor Maaşı Veriliyor”
Son dönemlerde üzerinde durdukları konunun Maliye Bakanlığı nezdinde hukuksal olarak özlük haklarının iyileştirilmesi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Kemer, “Bugün için bir klinik şef ve şef yardımcısı yüklendiği onca sorumluluk ve yetkiye rağmen, mali açıdan göstergelerde ‘uzman doktor’ kategorisinde maaş işlemi görmektedir. Bizim amacımız bu gösterge listesinde ‘klinik şef ve şef yardımcısının ayrı bir kadro olarak bulunmasını sağlamaktır. Bugün ülkemizde bin 500 civarında klinik şef ve şef yardımcısı var. Bu kadronun mali olarak tanımlanmasının ülkemize mali bir yük getirmeyeceğini de düşünüyoruz. Biz bu amaç için Eğitim Hastanelerinde çalışan Klinik şef ve şef yardımcılarının konumlarını, sorumluluklarını ve yetkilerini benzer iş yapan eğitici kadrolarla karşılaştırarak TBMM’nde çeşitli komisyonlarda, ya da bire bir milletvekillerimizle görüşerek gündeme getirdik. Ayrıca Başbakanlık Müsteşarları ile de konuştuk. Bu konuda önemli bir farkındalık yarattığımıza inanıyorum” dedi.

Dernek Sitesi Forum Olacak
Son günlerde derneğin faaliyetlerinden haberdar etmek için web sayfası hazırlandığını belirten Doç. Dr. Kemer, internet üzerinden üye olunabileceği gibi, forum ortamı oluşturarak sorunların çözümleri üretebileceğini söyledi. Doç. Dr. Kemer, dernek ile ilgili bilgi edinebilmek için ozlemvidya@gmail.com adresine mail atabileceklerini kaydetti.

3 Mart 2010 Çarşamba

HİLT TERAPİ İLE AĞRILARA KESİN ÇÖZÜM…

Fizyomed Genel Müdürü Ünal, “Hilt Terapi Tekniğinin Sosyal Güvenlik şemsiyesi kapsamına alınması gereken bir cihaz; 2003 yılında hedeflerini Sağlık Dergisi’ne açıklamış olan Fizyomed firmasının Genel Müdürü Turabi Ünal, bugün hedeflerini gerçekleştirerek fizik tedavi alanında Türkiye çapında yüzde 65 oranında pazar payına sahip bir firma haline geldiklerini kaydetti.

11 ülkeye ihracat yaptıklarını ve kurumsal kimliğe büründüklerini belirten Ünal, İvedik Organiza Sanayi bölgesinde 1500 metrekare alandaki yeni ofislerine taşındıklarını söyledi. Ar-Ge çalışmalarına da ağırlık verdiklerini dile getiren Ünal, üretim yapmalarının yanı sıra ilk ve tek olan cihazları ülkemize getirdiklerini sözlerine ekledi. Türkiye’de ilk ‘Hilt İmpulse Terapi’ tekniği ile kronik ağrıların giderilmesinin sağlandığını belirten Ünal, “Bu tedavi yöntemi ile hem ağrılara kesin çözüm bulunuyor, hem de maddi önemli tasarruflar sağlanıyor. Bu yöntemin Sosyal Güvenlik şemsiyesi kapsamına alınması gerekli dedi.


Hilt Terapi Her Anlamda Tasarruf Sağlıyor
Hilt Terapi cihazı ile ilgili Sağlık Dergisine bilgi veren Ünal şöyle konuştu: “Kesin tedavi garantisi vermemize rağmen, SGK’da ödemesi olmadığı için kimse bu yöntemi uygulamak istemiyor. Hilt Terapi, teknolojik bir yenilik olmasının yanı sıra terapatik bir yöntem ve dünya çapında benzersiz bir terapi olarak tanınıyor. Dokuları aşırı ısıtmadan tamamen güvenli bir şekilde yüksek enerji dozlarını düşüren tek yol olarak biliniyor. Ağrı tedavisinde ve spor travmatolojisinde kolaylıkla uygulanabiliyor. Yapılan klinik çalışmalarda, hastaların yüzde 93’ünde herhangi bir fonksiyonel rahatsızlığın veya ağrı semptomatolojisinin tamamen veya büyük ölçüde yok edildiği belirlendi. Diğer terapatik tekniklerin yetersiz olduğu başarılı patoloji tedavileri yapabiliyor. Bu yöntem sayesinde ilk uygulamada ağrı ortadan tamamen kaldırabiliyor ve böylece, hasta daha az seansta ve daha kısa sürede hızlı bir şekilde iyileşerek, eski fonksiyonlarını geri kazanıyor. Bu da hem devlet için maliyeti düşüyor hem hastanın tedavi süresi kısalıyor hem de kullanıcı daha çok hasta ile ilgilenebiliyor. Bu anlamda bu tedavinin ülkemizde yaygın hale gelmesini hedefliyoruz.”


“Yöntem Yıllardır Geçmeyen Ağrılarda Bile Başarılı Sonuç Veriyor”
Hilt Terapi cihazı Ankara’da Özel bir tedavi merkezi’nde, ve Kayseri’de özel bir hastanede daha önceden fizik tedavi gören ancak bir fayda sağlayamayan hastalar üzerinde denendiğini söyleyen Ünal, “Yöntemi yıllardır geçmeyen ağrılar üzerinde denedik, ilk uygulamadan itibaren ağrıların azaldığını ve tedavi sonunda tamamen geçtiğini saptadık. Fizik tedavi yöntemleri genellikle 14 seans uygulanıyor. 14 seansın sonunda ağrılar azalabiliyor ama bir daha ki sene ağrılar tekrar çıkabiliyor. Elektro terapinin seansı 20 TL’den, kuruma maliyeti 280 TL Bizim cihazımız ile uygulama ise 10 seans ve 10 seansın sonunda ödenen miktar 200 TL Böylece kurum 80 TL kar ediyor. Zaman kazancı ve personel kazancı da işin cabası. Ayrıca ağrının bir sene sonra tekrar ortaya çıktığı da görülmüyor” şeklinde konuştu.

2 Mart 2010 Salı

İMPLANTTAN SON YENİLİKLER

‘Açılı implant’ ve ‘Anında Cerrahi Ve Yükleme’ yöntemleri ile implant teknolojisindeki son teknolojiyi anlatan Meffert İmplant Enstitüsü Başkanı Ali Arif Özzeybek, 15-17 Nisan tarihlerinde İstanbul'da Meffert İmplant Enstitüsü'nün ev sahipliğinde yapılacak Dünya İmplant Birliği Avrupa Sempozyumunda deneyimlerini paylaşacağını kaydetti.

Açılı implant yöntemleri sayesinde, protezler için hem daha az sayıda implant kullanıldığını hem de daha ileri cerrahi tekniklere gerek olmadığını belirten Meffert İmplant Enstitüsü Başkanı Ali Arif Özzeybek, dünyada artık kanal tedavisinin yerini implantın aldığını, dişten ziyade kemiği korumanın ön plana çıktığını kaydetti. Hastanın kendi dişini son noktaya kadar ağızda tutmanın, kemik kaybına yol açtığı için kanal tedavisi yerine dişin çekilip implant yapılmasının tercih edildiğini dile getiren Özzeybek, “Çünkü ileride implant veya protez yapılabilmesi için kemiğe ihtiyaç duyulur. Eksik diş veya dişler yerine yapay diş kökü yerleştirilmesi şeklinde tanımlanan implant tedavisinde son zamanlarda hastalar açısından sevindirici gelişmeler oldu. Bu gelişmelerden biri de açılı implantlardır. Mevcut tedavide, tam diş kayıplarında her bir çene için 7-9 arasında implant kullanmak gerekiyor. Mevcut yöntemde, gerek alt gerekse üst çene için bazı cerrahi operasyonlar gerekebiliyor. Tam diş kayıplarında alt ve üst çeneye yerleştirilen açılı implantlar sayesinde, artık protezler cerrahi müdahaleye gerek kalmadan yerleştirilebiliyor. 'All on 4' adı verilen bu yeni yöntemde ayrıca, protez için 7-9 implant yerine, sadece 4 implant kullanılıyor” şeklinde konuştu.


‘Anında Cerrahi Ve Yükleme Yöntemi’
İmplant tedavisinde ‘Anında cerrahi ve yükleme’ adı verilen, implant ve protezlerin hiç beklemeden yerleştirilmesine olanak sağlayan yöntem olduğunu belirten Özzeybek, son 2 yıldır bu yöntemin uygulandığını ve geliştirilen teknolojilerle artık daha da yaygınlaştığını söyledi. Hastaların daha önce diş çekiminin ardından, implant için 1 ay, protez yerleştirilmesi için de 3 ay olmak üzere, toplam 4 ay beklemek zorunda kaldıklarını hatırlatan Özzeybek, ancak yeni yöntemler sayesinde artık bu sürenin çok kısaldığını vurguladı. Özzeybek, “Tomografi, 3 boyutlu CAD-CAM (bilgisayarlı planlama) sistemlerinin devreye girmesi ve yeni yivli implant dizaynı sayesinde, artık hastalar hiç beklemeden yeni dişlerine kavuşabiliyor. Söz konusu sistemlerle üç boyutlu görüntü elde edilerek geçici kron ve protez üzerinde uygulama yapılabiliyor. Bu, diş çekiminin hemen ardından implant ve protezin takılmasına olanak sağlıyor. Bu yöntemde, protez implant uygulamasından sonraki 24 saat içinde yapılması gerekiyor. Aksi halde normal süre bekleniyor. İşlem tek diş için yapılabileceği gibi tam dişsizlik halinde de uygulanabiliyor. Hastanın hiç dişi olmasa bile implantla beraber protez de uygulanabilir” diye konuştu.


Dünya İmplant Birliği Avrupa Sempozyumu
Yeni yöntemin dünyaca ünlü implant uzmanı Paulo Malo tarafından geliştirildiğini belirten Özzeybek, Malo'nun 15-17 Nisan tarihlerinde İstanbul'da Meffert İmplant Enstitüsü'nün ev sahipliğinde yapılacak Dünya İmplant Birliği Avrupa Sempozyumuna konuşmacı olarak katılarak deneyimlerini aktaracağını kaydetti. Özzeybek toplantı hakkında şöyle konuştu: “İmplant tedavisindeki yeni gelişmelerin ele alınacağı, 15-17 Nisan tarihleri arasında İstanbul'da yapılacak Avrupa Sempozyumunda, anında yükleme uygulamalarında hastanın kök hücresinin toplanması, üç boyutlu görüntüleme teknikleri yardımıyla implant ve kemik grefti uygulamalarında komplikasyonlardan kurtulmanın yolları, estetik implantolojinin geleceği gibi konular tartışılacak. Workshopların yapılacağı ve 600 dolayında katılımcının yer alacağı toplantıda, başarılı uygulamaların yanı sıra uzmanlar başarısızlıkla sonuçlanan deneyimlerini aktaracak. www.icoieurope2010.org de çok daha detayl bilgi alınabileceğini belirtti.

1 Mart 2010 Pazartesi

TÜP BEBEK TEKNOLOJİLERİ İLE KANSER HASTALARININ YAŞAM KALİTESİ ARTIYOR

Son yıllarda artan kanser hastalığının tedavi edilmesiyle ortaya çıkan üreme sorunu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı tarafından oosit/ embriyo veya overyan doku dondurulması ile çözülüyor. Doç. Dr. Murat Sönmezer, bu yöntem sayesinde kanser tedavisinin tam anlamıyla yapılmasını sağladıklarını belirtti.

Türkiye ve dünyada kanser hastalarının oranı gün geçtikçe artıyor. Hastalık oranının artmasına rağmen tedavi yöntemlerinde de ciddi gelişmeler oluyor. Kematörapotik ajanlar ve radyoterapi teknikleri gelişiyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Sönmezer, konuyla ilgili yaptığı açıklamada kemoterapi ya da radyoterapi, cerrahi yöntemlerde kök hücre tedavileri sayesinde kanserli hastaların artık birçoğunun tedavi edilebilir hale geldiğini kaydederek, son yıllarda kanser olma yaşının düştüğüne dikkat çekti. Üreme çağındaki kanser hastalarının tedavisi yapıldıktan sonra tedavinin ileri dönem etkileri nedeni ile yaşam kalitesinde ciddi bozulmalar olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sönmezer, “Lösemi ve lenfoma gibi çocukluk çağı kanserlerinin yanı sıra, ileri yaşlarda özellikle meme kanserinin çok sık görülmeye başladığını belirtti. Bir kişi kanserle karşılaştığı zaman çok önemli bir nokta var; hastanın ne kadar yaşayacağı üzerinde duruluyor. Birçok kanser artık ciddi şekilde tedavi ediliyor. Lösemiler yüzde 95 oranında, yine meme kanseri erken dönemde yüzde 90-95 tam tedavi edilebiliyor. Ancak tedavi sonraki süreçte hastanın yaşam kalitesi önem kazanıyor. Tedavi döneminde uygulanan kemoterapi rejimleri kişiyi gelecekte birçok sıkıntılı problemle karşı karşıya bırakıyor. Gelişim problemleri, endokrin fonksiyonlarının bozulması, kadınlarda yumurtalık, erkeklerde testis dokusu üzerindeki negatif etki nedeniyle üreme fonksiyon kaybı oluyor. 15 yaşında kansere yakalanmış bir çocuk tedavi edildiğinde evlenmek istiyor, ancak yumurtalık fonksiyonları kaybolmuş oluyor. Gerçekten tedavi edildi mi yoksa hastanın tedavisi yarım mı bırakıldı artık bu konu üzerinde duruluyor” dedi.


“Kanser Tedavisi Üreme Fonksiyonlarını Baskılıyor”
Kanser tedavilerinde kematorepatik ajanlar, radyoterapi veya kök hücre nakillerinin yumurtalık ve testis fonksiyonlarını ciddi şekilde baskıladığını belirten Doç. Dr. Sönmezer, Amerika’da medikal onkolog veya hematologların tedaviye başlamadan önce hastaya üreme fonksiyonlarının tedaviye bağlı kaybolacağını söylediğini ve geçerli yöntemlerin hastaya bildirilmezse, eksik bir tedavi yapılmış olacağını kaydetti.

“Sonsuz Süre -196 Santigrat Derecedeki Nitrojen Tankında Saklanıyor”
Kanser tedavisinde kaybolan üreme fonksiyonları için önlem alındığına dikkat çeken Doç. Dr. Sönmezer, konu ile ilgili şöyle konuştu: “Dondurma işlemi hastanın aldığı tedaviye, yaşına ve yaşadığı koşullara göre belirleniyor. Kanser hastası küçük yaşta veya bekar ise, yumurtalık dokusu dondurulabiliyor. Hasta daha ileri yaştaysa ve evli ise tüp bebek tedavisine alıp yumurta veya embriyolar dondurulabiliyor. Dondurulan hücreler teorik olarak sonsuz saklanma süresi içerisinde, -196 santigrat derecedeki nitrojen tankında saklanabiliyor. İlk dondurulmuş embriyoların canlılığı 15-20 yıl olmasına rağmen, canlılıklarının korunduğu biliniyor. Çok yeni bir yöntem olmasına rağmen, dondurulmuş ve çözülmüş yumurtalık dokusunun tekrar kişiye transplantasyonu sonrasında dünyada 11 adet gebelik bildirildi. Hastalara bu hizmeti sunarken yeni bir yöntem olduğunu dünyada hala deneysel aşamada yapıldığını ve henüz standardize edilmediğini mutlaka söylemek gerekiyor. Kendi kliniğimizde bu yöntem lösemi, lenfoma, meme kanseri, serviks kanseri ve Myelo displastik sendromlu 10 hastada uygulandı.”


Meme Kanseri Hastalarına Özel Tedavi
Henüz standardize edilmemiş bir yöntem olduğu için sertifikayı verecek kuruluşun henüz belli olmadığını belirten Doç. Dr. Sönmezer, “Erişkin yaşta meme kanseri hastasını çok sık görüyoruz. Meme kanseri östrojen bağımlı bir tümör ve klasik tüp bebek tedavilerinde östrojen çok yükseliyor. Risk olduğu için östrojeni yükseltmeyen daha güvenli olduğu öne sürülen, “Letrozole” adı verilen ilaç ile birlikte kullanılan özel tedavi protokolleri geliştirildi. Bu şekilde hastalara tedavi yapıldığında östrojen oranı yükselmediği için meme kanserine negatif bir etki yaratmadığı görüldü. Bu hastalarda da meme kanserinin riskini arttırmadan, özel yapılan tedavilerle de embriyo veya oosit dondurabiliriz” şeklinde konuştu.


“Yönetmelik Kapsamındaki Laboratuarlarda Bu İşlem “Ancak Tıbbı Zorunluluk Hallerinde” Yapılabilir”
Laboratuarın belirlenen yönetmelik kapsamında hizmet vermesi gerektiğine dikkat çeken Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ruşen Aytaç ise, “Kanser tedavisi görmüş ve iyileşmiş bir hastanın, sağlıklı bir birey olarak üreme hücrelerine sahip olabilmesi laboratuarın imkanları dahilinde mümkün. Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi gören hasta grubunun ilerleyen dönemde üremesini sağlayacak başka bir yöntem de yok” dedi.


Enstitü Kurulmalı
2003 yılında Amerika’ya gittiğinde oosit, embriyo ve overyan doku dondurma yöntemi üzerinde çalıştığını dile getiren Doç. Dr. Sönmezer, hala yurt dışı ile çalışmaları birlikte yürüttüklerini, bilimsel araştırmalarını uluslararası dergilerde duyurduklarını ve Avrupa Bilim Komisyonu Yumurtalık Doku Dondurma bölümüne üye olduğunu ifade etti. Devlet Planlama Teşkilatına sundukları enstitü kurulması ile ilgili hazırladıkları proje hakkında Doç. Dr. Sönmezer şunları söyledi: “En ince ayrıntısına kadar planlayıp bir proje hazırladık. Bu projede Doğu Avrupa, Balkanlar, Orta Asya ve Orta Doğu’ya da hizmet sunabilecek özelliklere sahip, devlete getirisi olan bir merkez kurmayı amaçladık. Bu yönde özelleşmiş hizmet veren, ileri teknoloji kullanan bir merkezin olması şart. Bu merkezin ülkemize yıllık sağlayacağı tasarruf ve ekonomik getirisi de olacak. Multi disipliner bir ekip başta olmak üzere, doktora öğrencilerinin de hizmet verip, araştırma yapacabilecekleri bir enstitü kurulmasını amaçladık. Bu insanların sayısı artıyor ama başvuracakları başka merkez yok. 15 yaşında bir kız veya erkek çocuğu olan biri çocuğu ciddi bir hastalıkla karşılaşıp kemoterapi almak isterse, sadece bu işle uğraşan bir merkez olması durumunda yurt dışına gitmesi gerekmeyecek. Bu işler standardize hale getirilecek yapılacak.Şu an bu işlemler ancak yönetmelik çerçevesinde kanser gibi tıbbi zorunluluk halinde yapıyoruz. Bununla birlikte şu an Dünya’da evlilik ve çocuk doğruma isteğini ileri yaşlara bırakan kadınlarda isteğe bağlı olarak yumurta hücresi dondurulup dondurulamayacağı da etik açıdan tartışılıyor. Nisan 2011 tarihinde İstanbul’da düzenleyeceğimiz uluslararası bir toplantıda ABD ve Avrupa’dan katılacak birçok bilim adamı ile bu konu ülkemizde ilk defa ayrıntılı bir şekilde tartışılacak.”

28 Şubat 2010 Pazar

SUUDI ARABISTAN İLE SAĞLIK İŞBIRLIĞI

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ ve Suudi Arabistan Sağlık Bakanı Dr. Abdullah El Rabiya bir araya gelerek sağlık alanında işbirliği kararı aldı.

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Suudi Arabistan Sağlık Bakanı Dr. Abdullah El Rabiya ve beraberindeki heyetini bakanlık binasında kabul etti. Suudi Arabistan ile sağlık anlaşması yaptıklarını kaydeden Prof. Dr. Akdağ, bu iş birliğinin geliştirilmesi için büyük çaba harcandığını söyledi. Belirlenen koordinatörler sayesinde iki ülkenin ortak çalışma alanlarını geliştirerek rapor hazırlayacaklarını belirten Prof. Dr. Akdağ, iş ve eylem planlarının hazırlanacağını ifade etti. Bu iş birliğinin tüm bölge için avantajlı olacağının altını çizen Prof. Dr. Akdağ, ortak üretim, eğitim ve araştırmalar konusunda birlikte çalışacaklarını söyledi.

Arabistan’da da Tam Gün Uygulanıyor
Suudi Arabistan Sağlık Bakanı Dr. Abdullah El Rabiya da ülkesindeki tam gün düzenlemeleriyle ilgili soru üzerine, bir uzman doktor olarak Tam Gün Yasa Tasarısı'nı desteklediğini söyledi. Bu sistemde sağlık hizmetine ihtiyaç duyan vatandaşın esas alındığına dikkati çeken El Rabiya, ülkesinde de hem özel sektörde hem kamu sektöründe tam gün uygulamasının sürdüğünü belirtti. Ancak tıp fakültelerindeki öğretim üyelerinin muayenehane açma hakkı bulunduğunu anlatan El Rabiya, bu öğretim üyelerinin tam gün çalışması için bir yasa tasarısının meclise sevk edildiğini kaydetti. El Rabiya, “Tam günü biz de destekliyoruz ve tasvip ediyoruz” dedi.
“Mesleki Zorunluluk Sigortası” ile ilgili soruya ülkesinde bunun için özel mahkemeler bulunduğunu dile getiren El Rabiya, bu yanlışlıkların doktorun herhangi bir kastı olmadan meydana geldiğini söyledi. El Rabiya, ülkesinde 1.5 yıldır tüm doktorların sigorta ödemeye başladıklarını belirtti.

Sağlık Alanında İş Birliği
Suudi Arabistanı ziyareti dolayısıyla yaptığı açıklamada Prof. Dr. Akdağ, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında sağlık alanında iş birliğinin geliştirilmesine yönelik kararlar alındığını bildirdi. Bu iş birliğinin bölge açısından da önemli olduğunu anlatan Akdağ, her iki bakanlıktan görevlendirilen birer uzmanın gerekli çalışmaları yaptıktan sonra nihai çalışmanın başlatılacağını söyledi. Akdağ, Suudi Arabistan'ın hac döneminde verdiği sağlık hizmetinden dolayı da takdirlerini ifade etti.
El Rabiya da ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, iş birliğinin uzmanlar arasında irtibat sağlanması, tıbbi araç ve gereç ile ilaç üretimini kapsadığını söyledi.

25 Şubat 2010 Perşembe

TAM GÜN’E PROTESTO

Türk Tabipleri Birliği Genel Başkanı Gürsoy, “Sağlık Bakanlığı’nın kurul ve komisyonlarından bütünüyle çekilme konusunda karar alma aşamasındayız” dedi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Başkanı Gençay Gürsoy, Tam Gün Yasa Tasarısı'na karşı izleyecekleri tavırla ilgili değerlendirme yaptıklarını, Sağlık Bakanlığının kurul ve komisyonlarından bütünüyle çekilme konusunda karar alma aşamasında olduklarını söyledi.
TTB ve tıp uzmanlık derneklerinin yetkilileri TBMM'de görüşülen Tam Gün Yasa Tasarısı ile ilgili, Hacettepe Üniversitesi'nde bir araya gelerek değerlendirme yaptılar. Toplantından sonra basın toplantısında konuşan Gürsoy, “Hekimlik mesleği ve Türkiye'nin sağlık sorunları ile ilgili önemli bir tasarı TBMM'de görüşülüyor. Biz burada 110 bin hekimi temsil eden bütün tabip odalarının başkanlarını ve bütün uzmanlık derneklerinin yöneticilerini aramıza alarak, yasayla ilgili görüşlerimizi bir kez daha, İş işten geçmeden bu konuda kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Tam Gün Yasası Tasarısı'nın sağlıkta dönüşüm programının önemli ayaklarından birisidir. Bu yasa ardından kamu hastanelerinin birleştirilmesine yönelik düzenleme de gündeme gelecek” dedi.


“Hekimler Çok Zor Koşullarda Çalışmaya Zorlanıyor”
Tasarının kendileriyle mutabakat sağlanmadan çıkarılmak istendiğini ifade eden Gürsoy, kendilerine rağmen çıkarılan bu yasaya karşı olduklarını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tasarıya ilişkin açıklamalarını da eleştiren Gürsoy, hekimlerin alacağı ifade edilen ücretlerin ve diğer farkların gerçekle ilgisinin olmadığını belirtti. Hekimleri çok zor koşullarda çalışmaya zorladığını kaydeden Gürsoy, TTB olarak tam gün çalışmadan yana olduklarını, ancak tasarıda hekimlerin çok uzun süre çalışmaya zorlandığını ve bu nedenle sağlık hizmetlerinde sorunlar yaşatacağını kaydetti.

“Hekimsiz İcraata Terk Etmek Düşüncesindeyiz”
Gençay Gürsoy tasarıya karşı izlenecek tavırla ilgili değerlendirme toplantısında aldıkları kararı açıklarken de, “Sağlık Bakanlığının kurul ve komisyonlarında yer almama konusunu gündeme getiriyoruz. Bu kurul ve komisyonlardan bütünüyle çekilme konusunda karar alma aşamasındayız. Hekimsiz icraata terk etmek düşüncesindeyiz” diye konuştu.


“Sadece Bin Dolayında Hekimin Muayenehanesi Bulunuyor”
TTB Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu da söz konusu öneri ile bilgi verirken, ücretlerin güvence altına alınmasını, çalışma sürelerinin daha makul hale getirilmesini talep ettiklerini anlattı.
Hekim uygulamalarından kaynaklanan hatalarda ödenecek sigorta ile ilgili de önerilerinin farklı olduğunu belirten Bilaloğlu, bu ödemelerin daha kısa sürede ve belirli bir fondan yapılmasını öngördüğünü söyledi. Bilaloğlu, başka bir soruyu yanıtlarken, tartışmaların sadece muayenehanelerin kapatılması üzerine odaklanmak istendiğini, ancak sadece bin dolayında hekimin muayenehanesi bulunduğunu belirtti.

“Tasarı Özlük Hakları Açısından Hayal Kırıklığı Yarattı”
Emekli hekimlerin durumunun fazla söze gerek bırakmadığını dile getiren Bilaloğlu, emekli hekimlerin bin 250 TL aldığını ve tasarının mevcut emeklilere iyileştirme sunmadığını söyledi. Bugün çalışmakta olan hekimler için zorunlu sigorta getirilerek 30 yıl sonra emekli olacakların maaşının 2 bin TL’yi ancak geçeceğini vaat ettiğini ifade eden Bilaloğlu, tasarının özlük hakları açısından hayal kırıklığı yarattığını söyledi.


“17 bin TL Maaş Almak İmkansız”
Kamuoyuna açıklandığı gibi hekimlerin 17 bin TL maaş almalarının imkansız olduğunu ileri süren Bilaloğlu, tasarının yasalaşması halinde bir uzman hekimin bin 400-bin 600 TL maaş alacağını, bunun üzerine de sabit döner sermaye ücreti ekleneceğini anlattı. Ancak bir hekimin 17 bin TL alabilmesi için günde 20 saat çalışması gerektiğini ifade eden Bilaloğlu, bunun da imkansız olduğunu savundu.

“Tekel İşçilerinden Sağlık Çalışanlarından Destek”
TTB, SES, Devrimci Sağlık-İş ve diğer sağlık örgütlerinin üyeleri daha sonra Hacettepe Üniversitesi'nden Sağlık Bakanlığına yürüdü. Gruptakiler, tasarı karşıtı pankartlar taşıyarak, slogan attılar. Abdi İpekçi Parkı'nda 30 gündür Ankara'da eylem yapan Tekel işçileriyle buluşan sağlıkçılar, daha sonra Sağlık Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı. TTB Merkez Konseyi Üyesi Ali Çerkezoğlu, burada yaptığı açıklamada sağlığın bir ekip hizmeti olduğunu belirterek, tasarının kendi görüşleri alınmadan yasalaştırılmak istendiğini söyledi. Sağlık hizmeti üretenlere kulak verilmesi gerektiğini ifade eden Çerkezoğlu, “Hastalar bizim rakibimiz değil. Halkın sağlık hakkını savunuyoruz ve savunmaya devam edeceğiz. Para tartışması yapmıyoruz, iş güvencesi istiyoruz” dedi. Çerkezoğlu, sağlıkta dönüşüm programının mağduru olmak istemediklerini, bu nedenle tasarının geri çekilmesini talep ettiklerini söyledi. SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun da, sağlıkta dönüşüm programını ve sağlık kuruluşlarındaki taşeronlaşmayı eleştirdi. Sağlık Bakanlığının önündeki konuşmaların ardından sağlıkçılar, Tekel işçileriyle birlikte Türk-İş Genel Merkezi önüne yürüdü. Eylemciler burada, hükümet karşıtı sloganlar attılar.

24 Şubat 2010 Çarşamba

ACİLİYET GEREKTİREN VE MESAİ DIŞI POLİKLİNİK HİZMETİ

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan genelgeye göre, durumları aciliyet gerektirmeyen, hastanelere mesai saatleri dışında başvuracak hastalar için ''mesai dışı poliklinik'' uygulaması başlatacak.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, yayınladığı genelgede, bakanlığa bağlı yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesinin öncelikli hedeflerinden olduğunu iletti. Sağlık Bakanlığına bağlı yataklı tedavi kurumları bünyesindeki acil servislere mesai saatleri haricinde, genel ve resmi tatil günlerinde, acil müdahale gerektirmeyen ve ayaktan tedavisi sağlanabilecek durumdaki hasta başvurusunun yüksek olduğunu işaret eden Prof. Dr. Tosun, bu hastaların ertesi gün tekrar muayene, tetkik ve tahlil için branş polikliniklerine müracaat ettiklerini belirtti. Bu nedenle acillerde gereksiz bir yoğunluk yaşandığı için durumları acil olan hastalara zamanında müdahalede aksaklıklar görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Tosun, bunun önlenmesine yönelik yeni düzenlemelere gidileceğini bildirdi.

Mesai Dışı Poliklinik Uygulamasına Yönelik Planlama
Genelgeye göre, durumları aciliyet taşımayan, ancak çeşitli sebeplerle mesai harici veya genel ve resmi tatil günlerinde hastanelere başvuran hastaların muayene, tetkik, tahlil ve tedavi taleplerinin karşılanabilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan il ve ilçelerde mesai dışı poliklinik uygulamasına geçilecek. Bu çerçevede, mesai saatleri dışında hekim ve gerektiğinde uzman hekim düzeyinde poliklinik hizmeti vermek üzere hastanelerin bünyesindeki mevcut poliklinik odaları veya acil servise yakın uygun mekanlar mesai dışı poliklinik hizmetleri için görevlendirilen hekimlerin kullanımına tahsis edilecek. Mesai dışı poliklinik uygulaması için, aktif olarak çalışan pratisyen hekim sayısının yeterli olması halinde öncelikle bu hekimlerden görevlendirme yapılacak. Kurumdaki hekim sayısının yetersiz kalması durumunda ise hastanenin bulunduğu belediye mücavir alanı içerisindeki birinci basamak sağlık kuruluşlarından, asli görevlerini aksatmamak kaydıyla görevlendirme yapılacak. Mesai dışı poliklinik uygulamasına yönelik, hafta içerisinde hasta müracaatının en yoğun olduğu mesai saati bitiminden 24.00'e kadar, hafta sonu ve resmi tatil günlerinde ise 08.00-24.00 saatleri arasında, hasta yoğunluğu ve tabip mevcudu dikkate alınarak yeterli sayıda hekim ve ihtiyaç duyulan diğer sağlık personeli için 8 veya 16 saatlik çalışma süresi düzenlenecek biçimde planlama yapılacak. Kurum dışından yapılacak görevlendirmeler için ilgili hastane başhekimi ile istişare edilerek il sağlık müdürlüğünce aylık çizelgeler oluşturulup vilayet onayı alınacak.

Farklı Çalışma Saatleri Uygulanabilecek
Yataklı tedavi kurumlarında mesai başlama ve bitiş saatlerinin hizmetin ve mahallin özelliği, sosyo-ekonomik ve kültürel etkenler, iklim şartları, personel sayısı gibi hususlar göz önüne alınarak valiliklerce belirlenebildiğine dikkati çeken Tosun, hastane başhekimlerince lüzum görüldüğü takdirde, sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve kesintiye uğramaması, yoğunluğun azaltılması amacıyla vardiya ve nöbet gibi hizmetler için farklı çalışma saatleri saptanabileceğini hatırlattı.Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Tosun, bu çerçevede, özellikle polikliniklerde hasta yoğunluğunun yüksek olduğu sabah ve öğle saatlerinde kırsal kesimden gelen hastaların ulaşım sorunları veya diğer bölgesel etkenler göz önünde bulundurularak hastane başhekimliklerince poliklinik muayenesine başlama saatinin 08.00'den önceye çekilmesinin, bitiş saatinin de buna göre ayarlanmasının mümkün olabileceğini belirtti.