9 Nisan 2012 Pazartesi

‘NANAOBAKTERİ’ KEŞFİYLE NOBEL TIP ÖDÜLÜNE ADAY GÖSTERİLEN VE NASA JOHNSON UZAY MERKEZİNDE ÇALIŞAN BİYOLOG Doç. Dr. NEVA ÇİFTÇİOĞLU BANES

HAYATI KEŞFEDEN BİYOLOGLAR


NASA Johnson Uzay Merkezinde Çalışan Biyolog Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes, keşfettiği ‘nanobakteri’ çalışmalarını, ülkemizde biyologların yaşadığı sıkıntıları ve akademik hayatın tüm yönleri hakkında bilgi verdi.

Finlandiya Kuopio Üniversitesinde birlikte çalıştığı Dr. Olavi Kajander ile steril kan ürünlerinde bakteri benzeri partiküller gözlemiş ve Nobel Tıp ödülüne aday gösterilen ‘nanobakteri’ yani calcifying nanoparticles (CNP) ‘kalsifiye olan nanopartiküller’ keşfeden Biyolog Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes, keşfinden sonra NASA Johnson Uzay Merkezinden bilim insanı olarak iş teklifi aldı. Houston’da araştırmalarına devam eden Çiftçioğlu Banes, Kalsifikasyon hastalıkları hakkında araştırmalarını sürdürüyor.

“Ben Biyolog Olmanın Sıkıntısını Yurt Dışında Değil Ülkemde Yaşadım ve Yaşıyorum”
“Ben biyolog olmanın sıkıntısını yurt dışında değil ülkemde yaşadım ve yaşıyorum” diyen Neva Çiftçioğlu Banes ülkemizdeki biyologların yaşadığı sıkıntıları şu şekilde anlattı: “Şu anda Türkiye’de bir bilimsel kurum içerisinde çalışmıyorum. Dolayısıyla son yıllarda yaşanan sıkıntılar hakkında fazla bilgim yok. Ancak meslektaş arkadaşlarımdan biliyorum ki ülkemde bütün bu zorluklara rağmen yılmadan çarkları zorlayan bir grup var. Ve bu gruptaki her bir biyolog adeta bir milli bilim kahramanı. Keşke o insanlar yapılması gereken sistem değişikliklerinde alınacak kararlarda direkt söz sahibi olsalar.” Biyolog Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e araştırmalarını, hedeflerini ve biyologların haklarının kazanılması için önerilerini anlattı.

Ne üzerine çalışıyorsunuz?
Biyolojiden mezun olduktan sonra Ankara Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji bölümünde mastırımı immün sistem üzerine, doktoramı da alerjik rinitler üzerine yaptım. Doktora sonrası Finlandiya’ya gittikten sonra araştırma konum tamamen değişti. Kuopio Üniversitesinde birlikte çalıştığım Dr. Olavi Kajander steril kan ürünlerinde bakteri benzeri partiküller gözlemiş ama tanımlayamadığı için üzerinde durmamıştı. Bir mikrobiyolog olarak ilgimi çok çekti. Konuyu ele alarak çalışmalara başladım. Büyük bir virüs büyüklüğünde ama her hangi bir hücreye gereksinim duymadan kendi kendine bölünebilen bu partiküllerin önce morfolojik, daha sonra memeli hücreler üzerine etkileri üzerine yoğunlaştım. Elde ettiğim veriler Dr. Kajander’inde ilgisini çekti ve birlikte şimdiye kadar kimse tarafından tanımlanmamış bu ‘nanoorganizmaları’ geçici olarak ‘nanaobakteri’ olarak isimlendirdik ve yıllar süren araştırmalarımıza başladık. Her yeni buluşun geçtiği çetrefilli yollardan geçtik. Hatta Nobel Tıp ödülüne aday gösterildik. Bizden nükleik asit yapılarının tanımlanması istendi. Fakat nanobakterilerin standart dışı morfolojik yapıları (apatit bir ‘hücre duvarı’) standart teknikleri kullanmamıza engel oldu. Yüzeyi mineralle kaplı bir hücreyle çalışmak gerçekten çok zor. Son derece ilkel bir yaşam formu olan nanaobakterilerin adını diğer bilim insanlarının da önerileriyle calcifying nanoparticles (CNP) yani ‘kalsifiye olan nanopartiküller’ olarak değiştirdik. Çünkü ne DNA ne de RNA araştırma sonuçları tatmin ediciydi. Bundan 5 yıl öncesine kadar kabullenilemeyen bu sonuçlar bugün ‘canlı’ tanımın moleküler biyoloji ve nanoteknoloji uzmanlarınca değiştirilmesiyle anlam kazandı. Bütün bulgularımız çok önemli bilimsel dergilerde yayımlandıkça daha da çok ilgi çektik. NASA Johnson Uzay Merkezinden bilim insanı olarak iş teklifi aldım ve Houston’da araştırmalarıma devam ettim. Genelde astronot sağlığı ve başka gezegenlerde ilkel hayat arama projelerinde bilim direktörü olarak çalıştım. Dünyanın dört bir yanından ekipler araştırmalarımıza katıldılar. Her yeni buluş gibi inanmayan bilim gruplarıyla yüz yüze adeta savaş verdik. Sonuç: savaş devam ediyor. Bu savaş kaç yıl daha sürer bilinmez. Mikrobiyoloji tarihi yeni mikroorganizmaların keşfeden bilim insanlarının kendi meslektaşlarıyla olan savaşını yazsa sanırım yazılmış genel mikrobiyoloji kitaplarından çok daha fazla yer tutar. Bir ara çalışmalarıma ara verdim, tekrar dönme aşamasındayım. Bu arada Habertük gazetesinde bilim köşe yazarı olarak halka ‘azıcıkta bilim okuyun’ mesajları vermeye çalıştım. Öyle görünüyor ki işe yaramışta. Çok güzel tepkiler geliyor. Besbelli insanlar bilim dünyasında neler olduğunu takip etmek istiyor ama onlara sadece magazin ve siyaset sunuluyor.

Araştırdığınız nanopartiküller ne tür hastalıklara sebep oluyor?
Patolojik kalsifikasyonlara sebep olduğunu çeşitli kliniklerinde bize katılmasıyla 20 yıllık bir araştırma sonunda, gösterdik. Patolojik kalsifikasyon halk arasında kireçlenme olarak bilinir. Kemik ve dişler dışında vücudun neresinde ekstra kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat birikmesi olursa bu patolojik bir bulgudur. Örneğin böbrek ve diş taşları, eklem kireçlenmeleri, kalp kapakçıkları ve damar kireçlenmeleri, prostatit ve kanserlerde görülen yumuşak doku kireçlenmeleri en bariz örnekler.

Bu hastalıkların bulguları, belirtileri ve tedavileri hakkında genel bilgiler verebilir misiniz?
Her kireçlenme hastalığının bulgusu farklı doğal olarak. Teşhisi röntgen, ultrasonorafi veya CT scan teknikleriyle koyulabilir. Kireçlenmenin bilinen bir tedavisi yok. Maalesef kireçlenen organ bir süre sonra fonksiyonunu yitirmeye başlar. Hayati organlarda gelişen bu durum ölümle sonuçlanabilir. Biz kliniğe yönelik araştırmalarımız sırasında bu hastalıkların erken teşhis ve tedavisi üzerine de yoğunlaştık. Patent almış tedavilerimizi özellikle Cleavland Klinikteki gönüllü hastalar üzerinde denediğimizde çok başarılı sonuçlar aldık. Fakat her yeni tedavi gibi FDA onayı almadan rutin tedavilere girmek imkansız. Kullanılan her tedavi epey sıkıntılı aşamalardan sonra hastalara ulaşabiliyor.

Bu hastalığın dünyada ve Türkiye'de görülme sıklığı nedir, bu konuda istatistikî bilgileri paylaşabilir misiniz?
Kalsifikasyon hastalıkları çok çeşitli ve genelleyerek bu problem hakkında istatistiki bir bilgi vermek bu anlamda çok zor. Çünkü bu hastalıkları ‘dünyada’ olarak genelleyemeyeceğimiz gibi ‘ülkede’ olarak da genelleyemeyiz. Çünkü hastalık yüzdesi aynı şehirdeki köyden köye dahi değişmektedir. Ama kısaca şunu söyleyebilirim ki tıp dünyasında patolojik kalsifikasyonun bulunduğu ‘artheriosclerosis’ dünyadaki bir numaralı katil olarak kabul edilmektedir.

Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
Benim yaşam filozofim: yaşadığımız sürece hayatımızdaki ‘imkansız’ları yaratan ne ailemiz, ne toplum, ne de ülkemiz. Kendimiziz! Hayallerimize getirdiğimiz sınırlarla ve inançsızlığımızla hayatımızı sınırlıyoruz. Bir şeyleri değiştirmek için o bir şeyleri maniple etmek yerine ona bakış açımızı değiştirmeliyiz. Çevrede egosu uğruna hayatını heba eden o kadar çok insan var ki. Bu insanların varlığı başarısızlığa sebep olarak gösterilmemeli. Başkalarını aşağılayarak büyüyeceğini zanneden o küçücükleri kendi dünyalarında yalnız bırakıp kendi yolumuza devam etmekle ancak başarı ve mutluluğa ulaşabiliriz.

Bugüne kadar eğitim aldığınız ve çalıştığınız kurumlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Eğitim: İlkokul: Seyranbağları ilkokulu. Ortaokul ve Lise: Kocatepe Mimar Kemal Lisesi. Üniversite: Hacettepe Üniversitesi, Biyoloji. Mastır ve doktora: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji Bölümü. Doktora Sonrası Eğitim: Kuopio Üniversitesi, Biyoteknoloji Bölümü, Finlandiya. Doçentlik: Kuopio Üniversitesi, Biyoteknoloji Bölümü, Finlandiya ve ardından Türkiye’de denklik.

Çalışma Hayatım: Ankara Üniversitesi Tıp fakültesi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalında 7 yıl araştırma görevlisi. Finlandiya Kuopio Üniversitesi Biyoteknoloji bölümünde Researcher ve Assistant prefessor olarak 11 yıl, NASA Johnson Space Center’da bilim direktörü olarak 8 yıl, NB Research LTD’de vice president olarak 4 yıl. Hobi olarak, Habertürk Gazetesi bilim köşe yazarı: 3 yıl, TRT Ankara Radyosu Klasik Müzik prodüktör ve sunuculuğu 2 yıl.

Eğitim aldığınız kurumların halen bulunduğunuz konuma gelmenizdeki katkıları nelerdir, şu anda çalıştığınız kurumu neden seçtiniz?
Bu katkıları A-B-C diye sıralamak çok güç doğrusu. Kimi kurumlar süper eğitimiyle beni bilimsel bakımdan geliştirirken kimi kurumlarda oynanan çirkin politik oyunlarıyla bana bilimdeki sürati yavaşlatan kişilerin yine egosu yüksek ‘bilim insanları’ olduğunu öğretti. Bu da bir çeşit eğitim ve başarıya katkı bence. Ben son çalıştığım kurumları bu politik oyunların en az oynandığı kurumlar arasından seçtim.

Halen pratiğini yaptığınız branşın Türkiye ve ABD'deki durumunu karşılaştırabilir misiniz?
Kısa bir yanıt olacak ama, teknoloji olarak dışarıda ne varsa bizde de aynısı var. Yaratıcı genç beyinler deseniz alası var. Ama bütün bunların yanı sıra birde şahane çalışabilecek çarkların arasına sokulmuş çubuklar bir de bu çubukların çıkarılıp atılmasına engel olan sistem bozuklukları var.

Halen çalışmakta olduğunuz kurumu ya da çalışmış olduğunuz kurumları eğitim, araştırma ve sağlık hizmetleri konuları açısından Türkiye'deki kurumlar ile karşılaştırabilir misiniz?
Hayır! Çünkü ülkemdeki iş başvurularına olumlu yanıt alamadım ki sistemin içerisine girerek neler oluyor bir gözleyeyim. Ben 20 yılı aşkın süredir Türkiye’de bir bilimsel kurum içerisinde çalışmıyorum. Sadece dışarıdan gözlemlerimi ve sistem içerisinde tanıdığım dostlarımın serzenişlerini dile getiriyorum. Fakat şunu da söylemeden geçersem haksızlık olur. Ülkemde bütün bu zorluklara rağmen yılmadan çarkları zorlayan bir grup var ki bence her biri adeta milli bir bilim kahramanı. Keşke o insanlara daha çok destek olunsa. Keşke o insanlar bilimde alınacak kararlarda direkt söz sahibi olsa. Her şey çok daha farklı olurdu.

Türkiye'de halen eğitim almakta olan biyoloji öğrencilerine ya da biyologlara neler önerirsiniz?
Benim önerilerim her meslekten insana aynı. Çünkü her meslekten insan enflasyonu başladı. Doktorlar, mühendisler, sanatçılar …. Sivrilebilmek için çok başarılı bir öğrenci olmanın yanı sıra çok iyi bir insan, grup elemanı, problem çıktığında şikayet etme yerine çözüm arayan, entelektüel, en az bir yabancı dili çok iyi derecede bilen kişilik özelliklerini taşımalı. Bilgi her an öğrenilebilir ama diğer özellikler yaşam boyunca geliştirilebiliyor.

Hangi bilimsel dergileri takip ediyorsunuz?
Belirli bir listem yok. Okuduğum bilimsel dergiler gerçekten sayamayacağım kadar çok. Nature, Scince. New Scientist ve PNAS örnek olarak verebileceğim dergiler.

Mesleğinizle ilgili en çok ziyaret ettiğiniz 3 internet sitesi nedir?
Aynı şey internet sitesi için de geçerli. Ama her gün NASA’nın bilim sayfasını mutlaka okurum.

Alanınızda araştırma yapanlara mutlaka okumalarını tavsiye ettiğiniz kitaplar hangileri?
Bu soruda da roman gibi şu ya da bu kitap diyemem. Bilim artık dört nala. Bugün çıkan bir kitaptaki bilgi yarın yalanlanabiliyor. Kitap yerine alanlarındaki bilimsel dergilerden aylık çıkan yayınları takip etmelerini tavsiye ederim.

Bilim ile uğraşan veya ilgilenen herkese mutlaka okumalarını tavsiye ettiğiniz kitaplar hangileri? Ayrıca yaptığınız spor, tavsiye edeceğiniz film, müzik nelerdir?
Ben skuba dalışı, plates ve yogayla ilgileniyorum. Bilim Kurgu filimler hoşuma gidiyor. Şimdiye kadar seyredip etkilendiğim filimler arasında Powder, What the bleep do we know ve Avatar var. Okuduğum kitaplar her türden. Yemek kitapları, dinlerle ilgili kitaplar, filozofi kitapları, romanlar, şu sıralar tarih kitapları. Madem tarih tekerrür eder diyorlar belki ülkemin nereye gittiğini anlarım diye ipucu arıyorum galiba. Müzik: klasik batı müziği ve new age.

Yurt dışında biyolog olmanın sıkıntıları nelerdir?
Ben biyolog olmanın sıkıntısını yurt dışında değil ülkemde yaşadım ve yaşıyorum.

Türkiye'de biyolojinin durumu nedir? Ülke dışında tahsil almak gerekli midir? Kimler için daha uygundur?
Ben ülkemde biyolog oldum ve bugün geldiğim noktada temelim orada atıldı! Şu sıralar eğitim nasıl, öğrenciler neye yönlendiriliyor bilemiyorum. Ama tek bildiğim şey ne benim dönemimde ne de şimdi gençlere ‘dışarıda kurtlar sofrası var, güçlü olun’ uyarısı yapılmıyor. Yurt dışı bir kaçış değil. Orada daha büyük kurtlar sofrası var. Eğer eğitim alt yapınız yönünden, temeliniz ve daha önce de söylediğim açılardan zayıfsanız.

ABD'deki kurumların yabancı biyologlara ve özellikle Türklere karşı özel bir tutumu var mıdır?
Hayır! Gücünüz bilginiz ise, güvenilir bir insansanız, çalışkansanız, iyi bir ekip elemanıysanız önünüzde kapılar açılıyor. En azından ben bir zorluk çekmedim.

ABD'deki ünlü araştırma merkezlerine eğitim amaçlı olarak girebilmek mümkün müdür?
Tabiki ama ciddi maddi destek almak gerekiyor. Bu aileden de olabilir, bir bursla da olabilir. Gelip işe girmek kolay değil çünkü. İşe girip okulla paralel götürmekse zor en azından başlangıçta. Kolay değil yeni bir ülkeye uyum göstermek. Psikolojik olarak adaptasyon süresince tanıdık birileri ve maddi destek en iyisi. Gerçi ben yapayalnız sadece bir bavul ve devlet bursuyla yurt dışına çıktım ama derhal üniversitede çalışma imkanım oldu. NASA’dan bahsetmek gerekirse NASA bünyesi dışındaki araştırmalar için destek olabiliyor üniversiteler vs ama kendi bünyesi içerisine almakta çok katı kuralları var. Genelde ‘başvuru yapanları değil, seçtiklerimizi alırız’ tarzında bir yaklaşımları var. Süper bir not ortalamasıyla iyi bir üniversitede yer alan gençler eğer NASA hayal ediyorlarsa bence imkansız değil. Zaten imkansız diye bir şey yok ki.

HAYATINI SEÇEN KADIN

"Hocaların Hocası" olarak tanınan Türkiye'nin ilk kadın gazetecilerinden olan Nermin Abadan Unat’ın hayatı, Sedef Kabaş’ın kaleminden “Hayatını Seçen Kadın”, Doğan Kitap’tan yayınlandı.

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ın hayatının konu alındığı “Hayatını Seçen Kadın” adlı kitapta Sedef Kabaş’ın usta sorularıyla Türkiye’nin basın, siyaset ve akademi dünyası anlatılıyor. “Hocaların Hocası” olarak anılan Nermin Abadan Unat, hem yaşamıyla hem de akademik kariyeriyle önemli bir isim.

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, Viyana’da doğan, babasının ölümünden sonra annesiyle yaşadığı Budapeşte’de okuyamayacağına karar verip 14 yaşında Türk sefaretine başvurup kendi başına Türkiye’ye gelir. Unat, Türkiye'nin ilk kadın gazetecilerinden, Türkiye’nin ilk kadın siyaset bilimcisi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin ilk kadın doçenti, ilk kadın profesörü, ilk kadın kürsü kurucusu olduğu gibi, yılarca Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nde temsil edip, kadın hakları savunuculuğu yaptı. İngilizce, Almanca, Fransızca, Macarca ve Türkçe biliyor.

Sedef Kabaş, “Hayatını Seçen Kadın” kitabı' hakkında Sağlık Dergisi’nin sorularını yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi “Uluslararası İlişkiler” bölümünden mezun oldum. Fulbright bursu ile okuduğu Boston Üniversitesi 'nde “Televizyon Haberciliği” üzerine yüksek lisans yaptım. Marmara Üniversitesi “Genel Gazetecilik” bölümünden “Söyleşi, Röportaj ve Soru Sorma” üzerine yazdığım tezi ile 2007 yılında doktora derecesi aldım. Bahçeşehir Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, İstanbul Kültür Üniversitesi, Pera İstanbul, Akademi İstanbul'da “Diksiyon ve Beden Dili", "Topluluk Önünde Etkili Konuşma", "Röportaj Teknikleri", "Medya İlişileri" ve "Haber Yazım Teknikleri" dersleri verdim.

Doğan Kitap tarafından yayımlanan Sesli Düşünenler , Zamanı Dize Getirenler, İpek Dokulu Başarılar, Soru Sorma Sanatı ve Hayatını Seçen Kadın adında beş kitabım bulunuyor.


Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Prof. Dr. Nermin Abadan Unat gibi değerli bir insanın daha geniş kitleler tarafından tanınması. Hayatı romanlara esin kaynağı olacak kadar renkli ve zengin. Ciddi mücadeleler, farklı kültürler, önemli isimler ile bezenmiş bir hayat. Viyana, Budapeşte, Amerika, Almanya, İzmir, Ankara, İstanbul derken ülkeler, şehirler ve kültürler arası bir yolculuğa şahitlik ediyorsunuz. Çarpıcı bir yaşam hikâyesine fon oluşturan tarihi ve siyasi gelişmelere tanıklık etmek de bu kitabın okuyucuya kazandırdığı bir başka zenginlik.


Nermin Hoca ile birlikte onun kütüphanesinin önünde 
 Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Seçimlerimiz kaderimizi belirler.

Neden kitabın adı “Hayatını Seçen Kadın” ?
Prof. Nermin Abadan Unat dilini, milletini, ülkesini, dinini, mesleğini, eşini, geleceğini ve dolayısıyla kaderini seçmiş bir kadın.

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bu kitabın özellikle gençler tarafından okunmasını çok arzu ederim. Nermin hocanın anlamlı bir rol modeli olduğuna inanıyorum. Günümüz Türkiye’sinde eriyip giden değer yargılarımız, kaybolan ideallerimiz ve geleceğe dair umutsuzluğumuza karşı “Hayatını Seçen Kadın” kitabı insana yaşam sevinci ve umut aşılıyor.

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Okuyup da beğenmeyenlere, para iadesi yapıyoruz. Bu kitap titiz bir çalışmanın ürünü: Aylar süren röportajlar ve yine aylar süren bir yazma sürecini kapsıyor. Kitapla ilgili çıkan tüm eleştiriler çok olumlu, okuyuculardan da sayısız teşekkür aldık. Ama en önemlisi şu: Nermin Hoca’nın o müthiş hafızası, olayları anlatış biçimindeki samimiyeti, engin genel kültürü, en sofistike olayları bile sadeleştirip analiz edebilme yeteneği ve olaylara nesnel yaklaşımı okuyucuyu kalbinden vuruyor.

Kitabını imzalarken kucağında oğlu Yavuz ile Sedef Kabaş 

Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı?
Değerli hocama karşı duyduğum gönül borcuma karşılık kendisine mütevazı ölçüde böyle bir çalışmayı hediye etmenin huzurlu mutluluğu…

Yazdığınız kitaplar arasında en çok etkilendiğiniz kitabınız hangisi?
Her kitabın yolculuğu farklıdır. Her kitap sizi farklı bir yolculuğa çıkarır. Sayfa sayfa farklı heyecanlar, endişeler, umutlar, beklentiler, sevinçler yaşarsınız. Ve tüm bunların hepsi çok değerlidir… Kimi daha akademik, kimi daha popüler ama hepsi aynı oranda değerli… Çocuklarınız arasında ayırım yapamadığınız gibi kitaplarınız arasında da ayırım yapamazsınız.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap sizce hangisi?
Son okuduğum kitaplardan biri olan Tiger Mom (Kaplan Anne) kitabından oldukça etkilendim. Çocuk yetiştirme konusunda ortaya koyduğu farklı bakış açısı, kullandığı ironik dil ve yaşadıklarını samimiyetle anlatabilmesi oldukça etkileyici. Bir de Jack Foster’ın “Fikir Nasıl Bulunur” kitabı da son günlerde zevkle okuduğum ve tavsiye edebileceğim bir başka değerli çalışma.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Klişelerden uzak duruyorum ve sağlık haberlerini eleştirel bir gözle takip etmeye çalışıyorum. Örneğin “aspirin kalp hastalıklarına iyi geliyor” tarzında haberleri son derece sakıncalı buluyorum. Zira gerçek tedavi kişiye özel tedavidir. Bir ilaç bir hastaya şifa verirken bir başkasının sağlığını kaybetmesine neden olabilir. Sansasyon yaratmak, okuyucu avlamak ya da moda deyimle tiraj attırmak için “üzüm çekirdeği kansere karşı koruyor” türünden haberleri sorumsuzca kaleme alınmış haberler olarak nitelendiriyorum. Sağlık haberlerinin mutlaka bilimsel veriler üzerinden yazılması gerektiği kanaatindeyim.

Hâlâ planlayıp gerçekleştiremediğiniz projeniz var mı?
İkinci çocuk



ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!


Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:

- Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

- Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

- Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.
12 Nisan Perşembe günü saat 23:00'a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 13 Nisan Cuma sabahı buradan duyurulacaktır.



Bloga yorum nasıl yapılır:
Yorum yapılacak yazının altında yer alan "Yorum gönderi / Yorum" tıklayın
Çıkan sayfada yer alan bölümü"resimdeki" gibi doldurun
ve "Yorumunuzu yayınlayın"...
Hepsi bu kadar.. Bol şanslar dilerim

Çekilişi Havva kazandı. Adresini ilettiğinde kendisine Doğan Kitap tarafından kitap gönderilecek.   

8 Nisan 2012 Pazar

UNIVERSITY OF MARYLAND HASTANESİ ve MAYO CLINIC HASTANESİ’NDE PSİKİYATRİ ALANINDA ÇALIŞMALARINI SÜRDÜREN DR. ULAŞ ÇAMSARI

DÜNYA’DA TÜRK HEKİMLER VE BAŞARI ÖYKÜLERİ


Amerika’da Cleveland Clinic, Johns Hopkins Hastanesi, University of Maryland Hastanesi ve Mayo Clinic hakkında detaylı bilgi veren Dr. Ulaş Çamsarı, halen University of Maryland Üniversitesi Hastanesi’nde ve Mayo Clinic Hastanesi’nde çalışmalarını sürdürüyor. Amerika’da bulunan kadroların ulaşılabilirliği, yurt dışında eğitim almada yaşanan zorlukları ve çözüm önerilerini anlatan Dr. Ulaş Çamsarı, Amerika’da eğitim almak isteyenlere rehber olacak bilgiler verdi

University of Maryland Üniversitesi Hastanesi’nde Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi (Psikosomatik Tıp) alanında üst ihtisas yapan ve Mayo Clinic Rochester Hastanesi Bağımlılık Psikiyatrisi üst ihtisasına ve çalışmalarına önümüzdeki aylarda başlayacak olan Dr. Ulaş Çamsarı, Konsültasyon ve Liyezon Psikiyatrisi çerçevesinde hizmetler veriyor. USMLE sınavı ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeTıpta Uzmanlık hakkında gelişmiş hizmetler sunarak yurt dışında eğitim almak isteyen Türk hekimlere rehberlik yapıyor. Psikiyatri alanında yapılan uluslararası çalışmaların bir ulusal platformda toplanması için de farklı projeler sürdüren Dr. Ulaş Çamsarı, Amerika’daki çalıştığı hastaneler hakkında deneyim ve gözlemlerini, hasta popülasyonu ve Türkiye’deki tıp eğitimi hakkındaki görüşlerini Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

Kısaca kendinizden ve mesleki geçmişinizden bahsedebilir misiniz?
2002 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 2 yıl boyunca Dokuz Eylül Üniversitesi Fizyoloji Bölümü’nde nörofizyoloji alanında sıçanlarla laboratuvar çalışmaları yaptım. Bu süre içinde Amerika Birleşik Devletleri’nde psikiyatri ihtisası yapmaya karar verdim ve bunun için gerekli sınav ve denklik sürecini (ECFMG) tamamladım. 2004 yılında ABD’de Harvard Üniversitesi Massachusetts General Hospital ve Children Hospital Boston Hastaneleri’nin Psikiyatri Departmanlarında ihtisas öncesi çalışmalar sürdürdüm, bu sürecin ardından 2006 yılında Cleveland Clinic Hastanesi’nde psikiyatri ihtisasına kabul edildim, 4 yıl Cleveland Clinic'de, 1 yıl da Johns Hopkins Hastanesi’nde psikiyatri uzmanlık eğitimi alarak, 2011 yılında psikiyatri uzmanı olarak Cleveland Clinic’den mezun oldum ve University of Maryland Üniversitesi Hastanesi’nde Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi (Psikosomatik Tıp) alanında üst ihtisas yapmaya başladım. Halen, bu alandaki uzmanlık sürecim devam etmektedir. Bu uzmanlık süreci boyunca psikiyatrinin başka bir yandalı olan bağımlılık psikiyatrisine ilgi duydum ve bu alanda da uzmanlaşmaya karar verdim. Bu amaçla yaptığım ikinci üst ihtisas başvurusu sürecinde Mayo Clinic [Rochester] Hastanesi Bağımlılık Psikiyatrisi üst ihtisasına 2012 yılında başlamak üzere kabul edildim.

Ne üzerine çalışıyorsunuz?
Halen ABD’de Maryland Eyaleti’nde lisanslı bir genel psikiyatri uzmanıyım ve Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi üzerine Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde üst uzmanlık yapmaktayım. Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi, psikiyatrinin ABD’de akredite edilmiş üst ihtisaslarından bir tanesi. Kendine ait ayrı bir uzmanlık sınavı ve “board sertifikası” var. Uğraştığım alan özetle tıbbın diğer branşları ile psikiyatrinin kesişim alanını oluşturuyor. ABD’de Konsültasyon-Liyezon Psikiyatristleri, tüm hastanelerde, psikiyatri dışındaki tüm branşların hastalarına ve hekimlerine tıbbi problemlerin psikiyatriyle kesiştiği noktalarda konsültanlık yapıyorlar. Hastanede değişik servislerde yatan tüm hastaların, devam eden psikiyatrik durumları, ya da hastalıkları ile ilgili ortaya çıkan psikiyatrik durumları ile ilgili konsültasyon psikiyatristleri hizmet veriyorlar. Akademik platformda psikiyatri ile dahili ve cerrahi bilimlerin kesiştiği bu alana “Psikosomatik Tıp” deniyor.

Hangi tip hastaları ve hastalıkları tedavi ediyorsunuz?
Hastanede yatan hastaların, sıklıkla karşılaştıkları psikiyatrik problemler, dahili ve cerrahi işlemler sonrasında, ya da tıbbi hastalıklar ve tedavilere bağlı olarak ortaya çıkan konfüzyon (deliryum) , depresyon, psikoz, davranış sorunları, hastaların karar verebilme yetilerinin tespiti (kapasite) en sık servis verdiğimiz problemlerden sayılır. Konsültasyon Psikiyatristleri, aynı zamanda “liyezon” çerçevesinde hizmetler veriyorlar. Liyezon Psikiyatrisi, hastalardan çok, tıbbi personelin ve diğer hekimlerin hastalarla ilişkileri noktasında onlara servis veren bir alan. Konsültasyon-Liyezon Psikiyatristleri hastane içindeki tüm transplant ekiplerinin de bu çerçevede bir parçası olarak görev yapıyorlar. Organ transplantasyonlarında karar aşamasında psikiyatrik değerlendirmelerin hastaların prognozunu belirlemek açısından çok büyük bir rolü var. KL psikiyatristleri, kadın-doğum (perinatal psikiyatri) , kanser (psiko-onkoloji) , HIV psikiyatrisi gibi konularda daha üst uç yandallara da ayrılmış durumdalar. ABD’de büyük hastanelerde konsültasyon psikiyatrisi servisi çok büyük servisler haline gelmiştir, örneğin Cleveland Clinic hastanesinde Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi herhangi bir anda 5 ayrı uzmanın, 10’a yakın asistan hekimin ayrı ekipler halinde aktif çalıştığı bir servistir ve her gün yaklaşık 20-30 adet konsültasyon isteğine cevap vermektedir.


Bugüne kadar eğitim aldığınız ve çalıştığınız kurumlar hakkında bilgi verebilir misiniz, bu kurumları neden seçtiniz?
Türkiye’de Ege Üniversitesi’nden mezun oldum, ABD’ye gelmeden önce de Dokuz Eylül Üniversitesi’nde çalıştım. ABD’de şu ana dek değişik tıp kurumlarında çalışma fırsatı buldum. Cleveland Clinic’de, Johns Hopkins Hastanesi’nde dahiliye, psikiyatri ve çocuk psikiyatrisi asistanlığı gibi değişik asistanlık statülerinde çalıştım, halen de University of Maryland Hastanesi’nde yandal uzmanlık öğrencisi olarak çalışmaktayım. Bu kurumlarla ilgili bilgi vermeden önce, ülkemde aldığım eğitimin dünyada tıbbı ileri seviyede uygulayan bu tıp kurumlarında eğitim alabilmek için gerekli olan tüm alt yapıyı ve fazlasını vermiş olduğunu büyük bir gururla paylaşmak isterim. Türkiye’de tıbbın ne kadar yüksek seviyede olduğunu yaşayarak ve başka örnekleriyle karşılaştırarak gördüm, beni Türkiye’de yetiştiren tüm hocalarımla hep gurur duydum, halen de birçoğuyla iletişimimi sürdürmekteyim.

Cleveland Clinic ABD’nin yatak sayısı olarak en büyük hastanelerinden biri. Bir kampüste bin 400 yatağa yaklaşan kapasitesi var. Bu kompleks içinde dünyanın en büyük kalp hastanesi de barınıyor. Psikiyatri servisleri içinde modern tıpta tanımlanmış tüm psikiyatrik durumların tedavileri yapılmakta, beyin cerrahisi ile beraber uygulanan Derin Beyin Stimülasyonu gibi psikiyatrideki son nokta devrimsel tedavilerin dünyada ilk uygulanmaya başladığı merkezler arasında yer almaktadır, psikiyatri departmanı kendisine ait ayrı bir hastanesiyle birlikte sistem içinde toplamda 120’ye yakın yatakla hizmet vermektedir.

Johns Hopkins Hastanesi, ABD’de modern tıbbın doğum yeri olarak kabul edilmekte, Mayo Clinic ile eşzamanlı olarak, Prof. Osler yönetiminde ilk asistanlık eğitim programlarının oluşmasında ve biçimlenmesinde liderlik etmiş , “residency”, “nöbet”, hasta başı vizit (rounds) kavramlarının doğduğu ilk kurumlardan biri olarak bilinmektedir. Blalock ile Kalp cerrahisinin, Cushing ile beyin cerrahisinin, Osler ile modern dahiliyenin, Halsted ile modern genel cerrahinin, Leo Kanner ile çocuk psikiyatrisi branşının ABD’deki doğum yeri olarak kabul edilmektedir. Kurum tarihte Prof. Adolf Meyer ekolü ile psikiyatriye bir ivme getirmiş ve 1980’lerde psikiyatride en fazla atıflanan yayın olarak bilinen 1975 tarihli Folstein Mini Mental Durum Muayenesinin de yaratıcılarından olan Prof. Paul McHugh’un 25 yıllık bölüm başkanlığı süresinde bu ivmeyi devam ettirmiş , bu dönem de psikiyatride hastalık modelinin branş içinde tarif edilmesi gibi devrimsel bazı ilkleri psikiyatriye getirerek, ABD’de sinirbilimler konusunda en çok araştırma yapan, en prestijli kurumlardan biri haline gelmiştir.

University of Maryland Hastanesi, ABD’de Baltimore kentinde bulunan Hopkins ile beraber Maryland Eyaletinin iki büyük sağlık kurumundan biridir. Travmatoloji’nin Prof Adams Cowley tarafından kurulduğu ve biçimlendiği sağlık kurumu olarak bilinmekte, dünyanın en büyük travma hastanesine ev sahipliği yapmaktadır. Psikiyatri departmanı ABD’de ilk psikiyatri hastanelerinden biri olan Sheppard Pratt psikiyatri hastanesini bünyesinde bulundurmaktadır. Sheppard Pratt ile University of Maryland işbirliğinde verilen psikiyatri asistanlık eğitim programı ABD’deki en büyük örneklerinden biridir.

Mayo Clinic, ABD’nin ve dünyanın en büyük entegre sağlık sistemi olarak bilinmektedir. 40 bin’e yakın çalışanı ile ABD’nin 3 ayrı bölgesinde hizmet veren Mayo Sağlık sistemi, her yıl dünyanın 150 ülkesinden , ABD’nin 40 eyaletinden gelen yaklaşık 1 milyona yakın hastaya hizmet vermektedir. Mayo Clinic, Johns Hopkins Hastanesi ile beraber ABD’de ilk kez asistanlık eğitimini (residency) başlatan akademik kuruluşlardandır. Psikiyatri departmanı özellikle bağımlılık genetiği üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır.


Eğitim aldığınız kurumların halen bulunduğunuz konuma gelmenizdeki katkıları nelerdir, şu anda çalıştığınız kurumu neden seçtiniz?
Ülkemde aldığım eğitim sayesinde, ABD’nin ve dünyanın kaliteli akademik sağlık kuruluşlarında eğitim alma fırsatı yakaladım. İhtisas yapmış olduğum kurumları modern tıpta ve psikiyatride en ileri noktalara gelmiş kurumlar arasından seçmeye gayret ettim. ABD’deki asistanlık olanakları yabancı hekimlere açıktır ancak elde edilme yolu güçlüklerle doludur. Özellikle ABD içinde de prestijli yüksek olan kurumlara, dünyanın çok değişik ülkelerinden yapılan ihtisas başvurularında meydan savaşlarına benzer çok büyük çekişmeler yaşanmaktadır. Özellikle Hindistan gibi bazı ülkelere ait lobiler bu yarışma süreçlerini etkileyebilmektedirler. Bu süreçlerde Türk meslektaşların biraz da ABD’de varlıklarının görece az olmasından kaynaklı olarak bir lobi etkileri olamamaktadır. Ben kendi başvuru sürecimde bu eksikliği çok hissettim, ama yine de ilk adımları atmamda Harvard Psikiyatristlerinden Türk meslektaşlarım Dr.Dost Öngür, Dr. Menekşe Alpay ve Dr.Kerim Münir‘in çok kritik destekleri olmuştur. Bu başvuru süreçlerini, gerek ihtisas sırasında, gerek yandal başvurularında çok fazla kez yaşadım, bu süreçlere asistan seçme komitelerinde de yer alma fırsatı bularak yarışı iki tarafından etraflıca deneyimleme ve anlayabilme şansını yakaladım. Bu tecrübelerimi yıllardır İstanbul Tıp’dan Dr. Hakan Pıçak öncülüğünde kurulan UsmleTürk internet portalında ve ABD’de halen psikiyatri ihtisası yapmakta olan eşim Dr. Gamze Balcı Çamsarı ile beraber kurmuş olduğumuz Usmle Strateji Merkezi’nde (USMER) (www.usmer.org ) Türkiye’deki öğrenci arkadaşlarıma ve meslektaşlarımla paylaşmaktayım. USMER portalı bünyesinde halen Türkiye’deki en büyük ABD’de tıpta uzmanlık topluluğunu oluşturduk ve gelecek nesillere uluslararası platformlarda büyük faydalar sağlayacak muazzam bir deneyim akışı sağlamaktayız ve bununla gurur duyuyoruz. Umuyoruz ki bu çabalar sonunda, bizden sonraki nesiller ABD’de ihtisas olanaklarını kullanmak istediklerinde destek alabilecekleri bir ulusal dayanışma bulabileceklerdir.

Halen pratiğini yaptığınız branşın Türkiye ve ABD'deki durumunu karşılaştırabilir misiniz?
ABD’de uzmanlığımı yaptığım süre boyunca Türkiye’deki meslektaşlarım ile yakın ilişkilerimi hep sürdürdüm. Bu süre içinde gördüm ve duydum ki, Türkiye’nin psikiyatrideki durumu oldukça ileridir. ABD’deki bu kurumlardaki eğitim tecrübelerim sırasında Türk meslektaşlarımın Türkiye Cumhuriyeti içindeki kurumlarda yaptığı araştırmaları makale saatlerinde sıklıkla sunulduğuna, övgüler aldığına çok defa şahit oldum. Türkiye’nin sağlık hizmetlerinde ve eğitiminde çok büyük potansiyeli olduğuna inanıyorum. Türkiye’de psikiyatri eğitimi almadığım için eğitim standartları ve içeriği konusunda yorum yapmam doğru olmaz ama tanıştığım ve Türkiye’de uzmanlık yapmış meslektaşlarımla olan iletişimlerden çıkardığım kanı, eğitim kalitesinin Amerika’daki eşdeğerleri ile aynı noktada olduğudur.

Yurtiçinde ve yurtdışında mesleklerini icra eden ya da eğitim almakta olan Türk meslektaşlarımla beraber dünyadaki tüm Türk ruh sağlığı çalışanlarına ev olacak bir psikiyatri internet portalının da kurulmasına önayak oldum. (www.turkpsikiyatri.org) Ankara Üniversitesi Psikiyatri Bölümü mezunlarından meslektaşım Uzman Dr. Direnç Sakarya ile beraber büyük bir heyecanla götürdüğümüz bu proje ile amacımız, dünyanın değişik noktalarında olan Türk ruh sağlığı çalışanlarına bir akademik paylaşım, sosyal iletişim ve işbirliği platformu yaratarak, psikiyatri ve davranış bilimlerinde uluslararası deneyim aktarımı sağlama yoluyla yüksek potansiyelimizi daha iyi şekilde kullanmak.


Türkiye'de halen eğitim almakta olan tıp öğrencilerine ya da genç hekimlere neler önerirsiniz?
Türkiye’de verilen tıp eğitiminin dünya standartlarında yeterli bir tıp eğitimi olduğuna inanıyorum, tıp öğrencisi arkadaşlarıma en önemli mesajım budur. Türkiye’de klinik uzmanlık eğitimi almadığım halde, ülkemdeki tıpta uzmanlık eğitiminin mevcut standartlarının da dünya standartlarında olduğuna inanıyorum. ABD’de uzmanlık eğitiminin Türkiye’deki eğitimle karşılaştırıldığında daha iyi bir alternatif olduğuna inanmıyorum, bunun sadece farklı avantajları olan bir alternatif olduğuna inanıyorum. Şayet ABD’de tıp eğitim olanakları çok geniştir ve ABD bu olanakların tamamını kullanacak sayıda hekim yetiştirememektedir, o nedenle bu önemli olanakların ABD’de dışındaki hekimler tarafından kullanılmasını teşvik etmektedir. Bu nedenle ABD’deki olanakların Türk meslektaşlarım tarafından bilinmesi ve uygun şartlarda uygun amaçlar doğrultusunda ülkemizin yararına kullanılması çok önemlidir.

Hangi bilimsel dergileri takip ediyorsunuz?
American Journal of Psychiatry ,Archives of Psychiatry, Current Psychiatry, Psychosomatics ve American Journal of Psychosomatic Medicine.

Mesleğinizle ilgili en çok ziyaret ettiğiniz 3 internet sitesi nedir?
http://www.turkpsikiyatri.org/ , www.psychcentral.org, www.psychiatryonline.org/, www.psych.org

Yurt dışında hekimlik yapmanın sıkıntıları nelerdir?
Yurtdışında hekimlik yapmanın sıkıntılarının en başında kültürel ve dil sıkıntıları geliyor. Dil ilk başlarda çok büyük sıkıntı idi, zamanla tabii ki aşılıyor. İngilizce seviyesi ne kadar ileri olursa olsun ,ilk şok ve sürtünme her zaman yaşanıyor. Özellikle psikiyatri branşında dilin çok büyük önemi var ve diğer branşlara göreceli olarak daha yavaş bir şekilde meslek standardın pratiği için gerekli seviyeye geliyor. Dil gerçekten çok kapsamlı bir konu başlığı. Özetle, ne kadar çok zaman geçerse geçsin, belli bir yaştan sonra farklı bir dil kullanmaya başladıysanız, yeni dili anadiliniz kadar akıcı seviyede kullanmanız, kendinizi o düzeyde ifade edebilmeniz çok zor bir hedef. Yeni bir dile maruziyet değişen ivmeli parabolik bir eğriye benziyor, ilk dönemde çok hızlı devam eden gelişim zaman geçtikçe yavaşlıyor ve gelişim sonsuza dek giderek yavaşlayan bir hızla devam ediyor. Dil dışında karşılaşılan en büyük sorun kültür farkı. Başka bir ülkeye yerleşme, ana vatanındaki köklerinden sökülüp yeni bir toprağa ekilen bir ağacın durumuna benzer. Yeniden toprakta kök salmak, suyu bulabilmek, suyun tadına alışabilmek, yeni güneşe, mevsime alışabilmek, çevredeki yeni ağaçlara, böceklere, karıncalara alışabilmek... Bütün bunlar insan beynini son noktada zorlayan, beynin tüm kaynaklarını göreve çağıran akıl almaz bir adaptasyon süreci... Aynı anda dil ve kültür değişimi, bütün bunlarla beraber bir meslek öğrenme sürecine girmek, bir insanın hayatta karşılaşabileceği en büyük güçlükler olarak düşünülebilir. ABD’de ihtisas için gelmek isteyen meslektaşlarım bana danıştıklarında onlara ilk söylediğim, bunun sadece bir eğitim deneyimi olmadığı ve eğitim tecrübesinin karşılaşacakları zorlukların çok küçük bir kısmı olduğudur.

ABD'deki ünlü tıp kurumlarına ve hastanelerine eğitim amaçlı olarak girebilmek mümkün müdür?
ABD’deki prestijli tıp kurumlarına yabancı hekimler olarak ihtisas amacıyla girmek oldukça mümkündür. Şayet daha önce belirtmiş olduğum üzere ABD’deki tıp kurumları, kendi yetiştirdiği hekimler ile ABD genelindeki ihtiyacı karşılayamamaktadırlar. ABD’de çok sayıda tıp kurumu ve ihtisas kadrosu vardır. Bunlardan özellikle genel dahiliye, genel pediyatri ve genel cerrahi gibi bazı dalların ihtisas kadroları ve iş gücü ihtiyacı neredeyse 1/3 oranında yabancı hekimlere bağımlı haldedir. ABD içindeki tıp fakültelerinden mezun olmuş olan hekimlerin açıkta kalmak gibi bir riskleri hiçbir zaman yoktur, zaten böyle bir kavram dahi ABD’de bilinmemektedir. Tıp okuyan herkes mutlaka bir ihtisas programına yerleşir. Türkiye’de her TUS sınavına giren yaklaşık 20 bin kişiden sadece 2 bine yakın hekimin ihtisas imkanı alabildiği düşünüldüğünde ABD’de mezunların sahip oldukları olanaklar karşılaştırılamayacak kadar fazladır. ABD’den mezunlar bu nedenle istedikleri branşlara genellikle istedikleri kurumlarda yerleşebilmektedirler. ABD’de asistan ve yandal yerleştirmeleri eşleştirme (match) denilen hem adayın hem kurumun ayrı ayrı tercih yaptığı çift değişkenli bir sistem üzerinde işler. Bu sistemde kurumlar genellikle Amerikalı adayları yabancı adaylardan üstün tutarlar ki bu da gayet anlaşılabilir nedenlere bağlıdır. Buna rağmen, ABD dışından mezun olmuş hekimler oldukça güçlü başvurular yapabilmekte ve prestiji yüksek kurumlardaki kadrolara yerleşebilmektedirler. Bu süreçleri çok defa hem bu kurumların bazılarında hem seçme komitelerinden hem de başvuran aday konumunda yaşayan bir kişi olarak, dışarıdan güç görünen bazı imkanların, ABD dışından başvuran istekli ve ısrarlı adaylar tarafından elde edilebildiğine çok defa şahit oldum.

2 Nisan 2012 Pazartesi

İşte Aranan İkili: Projektör ve Kamera

Bir kamera düşünün ki kaydettiğiniz anılarınızı küçük ekranlara sığdırmanızı istemiyor. Kaydettiğiniz görüntüleri geniş duvarlara ve istediğiniz herhangi bir yüzeye yansıtmanıza olanak sağlıyor. Yeni Sony Handycam, projeksiyon özelliğiyle her alanı bir sinema salonuna çeviriyor. Kısa ve eğlenceli tanıtım videosunu izledikten sonra siz de neden bahsettiğimi anlayacaksınız.



Eskiden bilimkurgu filmlerinde rastladığımız teknolojilerden biri daha hayatımıza giriş yaptı. Şimdi isterseniz kışın ortasında önceki yaz tatilinizi evinizin duvarına yansıtarak sevdiklerinizle izleyebilir hatta bunu bir alışveriş merkezinin dinlenme alanında bile yapabilirsiniz. Sony Projektörlü Handycam seçimi size bırakıyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

1 Nisan 2012 Pazar

HİPNOTİK DÜŞÜNCELER

Hipnoz alternatif tıp olarak görülse de pek çok hastalıkta kullanılıyor. Hipnoz uygulayan uzmanlardan, hipnozun kullanıldığı hastalıklar ve bilimsel çalışmalar hakkında dosya haber hazırladık.
Tıp camiası tarafından alternatif tıp kapsamında görülmesine rağmen hipnoz, birçok tedavi alanında kullanılıyor. Bu konuda çalışan pek çok isimden bilgi alarak hipnoz hakkında merak edilenleri araştırdık. Hipnoz nedir? Kimler hipnoz yapabilir? Tıp alanında hangi hastalıklarda tercih edilmeli? Hipnoz Türkiye'de yasal olarak tanınıyor mu? gibi pek çok sorunun yanıtını bu haberde bulacaksınız.



 “Sıfır Dediğimde” Hipnoz
2007 yapımı gizem ve gerilim türünde Türk Sineması'nın ilk filmi olan “Sıfır Dediğimde”, hipnoz konusu ele alınıyor. Psikiyatri kliniğinde yapılan hipnoz ile başlayan olaylar çözülürken gerçeklikle uyuşuyor mu sorusunu akıllara taşıyor. Filmin konusu kısaca şöyle; Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Resim Bölümü'nde son sınıf öğrencisidir. Çok sevdiği bir hocasından antika değerinde eski tarihli orijinal bir kitap ödünç alır. Kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Ancak çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak bir şey hatırlamamaktadır. En yakın arkadaşı, Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı'yı bir psikiyatriste götürür. Psikiyatrist Dr. Melih katı bilimsel fikirleri olan bir bilim adamıdır. Aslı'yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz... Aslı başlangıçta çekinse de hipnoz olmayı kabul eder. Hipnoz sırasında beklenmeyenler olur ve film şaşırtıcı şekilde biter.

Filmlerde görüldüğü gibi mi yoksa bilinçaltını ya da bilinç dışını temizlemek için mi kullanılmalı? Alanında uzman pek çok isimden bu konuda merak edilenlerin yanıtını Sağlık Dergisi araştırdı.



Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat: “Hipnoz, kelime anlamı olarak “uyku” demek aslında hatalı konmuş bir isim. Kadim Grek Medeniyeti’nde uyku tanrısı “Hypnos”tan ilhamla bu isim verilmiş. Hatta Hypnos ve Thanatos (ölüm tanrısı) sık sık beraber mesaiye çıkarlarmış. Mesmerik yöntemle epey ameliyatı anestezisiz uygulayan İskoçyalı Cerrah Dr. James Braid bu ismi koyduktan sonra bir galat-ı meşhur olup yerleşmiş. Meselâ genel tıpta “hipnotik ilâç“ deyince, uyku getirici maddeler anlaşılır. Hipnoz jargonunda ise yoğun konsantrasyon, gevşeme ve hayal gücüyle ortaya çıkarılan özel bir bilinç hâli kastedilir. Yâni hipnoz esnasında süje (hipnotize edilen kişi) tamamen uyanıktır ama genel uyanıklık seviyesi düşmüş (bilinci daralmış), özel bir alanda (hipnotizörle olan ilişkisinde) artmıştır (bilinci genişlemiştir). Hipnoterapi ise, bu çok özel ruh hâlini elde edebilmek için kullanılan bütün yöntemlere verilen genel bir isimdir. Bütün insanların yüzde 10-15 kadarı hipnoza çok yatkındır ve ortam da uygunsa, fark ettirmeden böyle kişilere hipnoz yapılabilir fakat kesinlikle çok istisnaî bir durumdur. Bunun çok çarpıcı örnekleri arasında kendiliğinden ortaya çıkan hipnotik durumlar sayılabilir. Meselâ araba kullanırken yoldaki şeritlere, yandaki işaretlere gözleri takılıp transa (hipnotik bilinç hali) giren kişiler kazalara karışabilir. Kendinden geçmiş hâlde müzik dinlerken kapıyı işitmeyen, yemeği yakan kişiler de hipnoz içindedir.

Pubmed’te 1636 Makale Var
Hipnoz ile hiç bir anestetik medikal ilâç uygulanmadan ameliyatlar yapılıyor. Ben sadece birkaç diş çekiminde bulundum ve hastanın gözleri açık, çok rahat bir şekilde kanal tedavisi ve diş çekimi yapıldığına şahit oldum. Literatürde açık kâlb ameliyatı da dâhil, her çeşit cerrahi müdahalede ya tek başına ya da kombinasyon hâlinde hipno-anestezi yapıldığını görürsünüz. Mesela Pubmed’e “hypnosis anesthesia” yazınca, 1636 makale çıkıyor karşınıza. Diş hekimliğinde (hipnodonti), genel tıptaki pek çok cerrahî müdahalede (Türkiye de dâhil) hipno-anestezi veya hipno-analjezi kullanılmaktadır. Burada en önemli unsur, doğru hastayı seçmektir.

“Tıp veya Psikiyatri Eğitimi Almamış Kişilere Hipnoz Yaptırıp Aklî Dengesini Kaybetmeyin”
Çok önemli bulduğum bir hususu da vurgulamak isterim: Ülkemizde çok yoğun bir şekilde sınır ihlalleri ve suiistimaller yaşanmaktadır. Meselâ hiçbir tıp veya psikiyatri eğitimi olmayan psikologlar, ne demek olduğunu bilemediğim birtakım “koçlar”, sözüm ona medyumlar, ev hanımları, tahsilinin ne olduğu belirsiz pek çok kişi bireysel veya toplu hipnoz seansları yapmaktadır. Bunu stresle başa çıkmak için filan yapsalar ama psikoterapi için, psikiyatrik hastalıkları tedavi amacıyla uyguluyorlar. Bu tipler işin içine mutlaka biraz veya bol mistifikasyon ve esrarengiz ifadeler katarak, kendilerine müritler yaratabiliyor ve birer guru olabiliyorlar. Tabii ki bunun kabûl edilmesi mümkün değildir. Nitekim böyle kişilere gidip de aklî dengesini kaybeden veya zaten bozuk olan dengesi iyice perişan olan çok hasta görüyoruz. Ben kimseye kanal tedavisi yapmıyorum veya dişini çekmiyorum mesela! Burada etik çok mühim bir kontrol mekanizması... Maalesef bu konudaki yasal kısıtlama hâlen ortalarda yok!

Kendi Kendine Hipnoterapi Yapmak
Hipnoterapist olmak için teorik temel olmadan hipnoz uygulamak hem etik hem de pratik değildir. Hipnoza sokma (indüksiyon), derinleştirme gibi teknikleri yeterince zekâsı ve öğrenme yeteneği olan herkes kısa sürede öğrenebilir. Bu tıpkı iğne yapmayı öğrenmek gibi bir şey... Ama enjektörün içine ne koyacağınızı öğrenmek için senelerin tecrübesi gerekir. Kendi kendine hipnoterapi uygulamasından önce, mutlaka bir uzmanın rehberliğinde hipnozu öğrenmek, hâttâ hipnotize edilmek ve daha sonra oto-hipnoza (self-hypnosis) geçmek en doğrusudur. Esasen her hipnoz seansı bir oto-hipnozdur. Meselâ kişiye “şimdi kolunuz gevşiyor, rahatlıyor” dediğinizde o bunu kendine telkin etmez yahut tam aksini yaparsa, mümkün değil hipnotize etmeniz. Hipnoterapide amaç, hangi durum için uygulanıyor olursa olsun, hastayı (süjeyi) oto-hipnoz yapabilir hale getirip, sonra da geniş aralıklı pekiştirmeler yapıp, hekime bağımlı hale getirmemektir.

Özellikle Uzakdoğu ve Avrupa’da, ülkemizde paramedikal branş dediğimiz akupunktur ile ağrı kontrolü, hipnoterapi gibi branşlar tıp fakültesi eğitimi sırasında veya sonrasında medikal branşların alt dalları muamelesi görürken, ülkemizde bu konular daha çok bu alana meraklı olanların ilgi alanı gibi algılanıyor. Tıbbi veya psikiyatrik hipnoterapiyi iyi bilip de, bunun eğitimini, öğretimini verecek uzman azlığından dolayı. Meselâ Rahmetli Babam Prof. Dr. Recep Doksat’ın psikiyatri ihtisas tezi hipnozdu ve sırf konuyu bilmedikleri ve Sigmund Freud hipnoza kara çaldığı için, epey canını sıkmışlardı. Bu konudaki kitabı da hala en doğru Türkçe kaynaktır ve yeniden bastırıyorum; yeniliklerle ilgili katkılarımı ek bir bölüm halinde ekliyorum.

Medikal alanda hipnoterapi ile hastaları tedavi etmek için ne kadar süre hipnoterapi temel eğitim için sadece hekimlere ve klinik psikologlara iki-üç günlük uygulamalı temel eğitim yeterli. Daha ileri uygulamalar için ayrı ayrı eğitimler, workshoplar gerekiyor. Piyasada verilen eğitimleri etik bulmuyorum. Çünkü bunları yapanların CV’lerine baktığınızda daha önce bahsettiğim gibi yetersizlikleri görüyorsunuz. Sadece uzman ve yeterliliği bilinen kişiler bu eğitimi vermeli.

Hipnoz ile Hatıra Tamiri Yapılabilir
Hipnoz ile bilinçdışını düzenlemek mümkün, hâttâ çok özel durumlarda travma (zihinsel incinme, yaralanma) yaratan hatıraların bir miktar tamiri dahi yapılabilir. Mesela Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu’nda (Çoğul Kişilik Bozukluğu) böyle teşebbüslerde bulunuyoruz fakat bunlar çok büyük dikkat ve tecrübe gerektiren, tehlikeli olabilecek şeylerdir ve ancak uzmanlarca yapılabilir.

Hipnoz Konusunda Pubmed’te 124 Bin 224 Yayın Var
Pubmed’te “hypnosis” konusunda 124 bin 224 yayının, sadece bin 93’ü gözden geçirme makalesi, diğerleri araştırma ve vaka takdimleri. “Hhypnotherapy” yazınca 12 bin 585 makale, “hypnotherapy smoking” yazınca 242, “hypnotherapy cerebral” yazınca 902, “hypnotherapy obesity” ile 109, “hypnotherapy dentistry” ile 649 makale çıktı. Bunlar çok arttırılabilir. Yani güvenilir bilimsel veri-tabanlarında hipnoz lâyık olduğu yeri çoktan bulmuş vaziyette. Ama Google’da yapacağınız bir aramada hemen hepsi de asparagas yahut kandırmaca olan ilan bulabilirsiniz. Bunlara asla itibar etmemek gerekir; ümit, vakit ve nakit tuzaklarıdır çünkü!

Hipnoterapistlik Bir Unvan Değildir
Hipnoterapistlik bir unvan değildir. Hâttâ meselâ bir psikiyatri profesörü ve Türkiye’de bu işin duayeninin oğlu olarak, benim dahi kartvizitime veya tabelama bunu yazmam etik dışıdır! “Hipnozla bir insana ahlâkdışı bir şey yaptırabilir misiniz” sorunun klasik cevabı “hayır, asla” şeklindedir. Ancak kimin bilinçdışında, hâttâ bilincinde hangi bastırılmış duyguların, fantezilerin, beklentilerin yattığını alnından okuyamazsınız ki. Çok safiyane bir şekilde başlayan hipnoz seansları, âdeta bastırılmış veya yaratılmış arzuların doğmasına ve her türlü istenmeyen amaçla kullanıma kadar da varabilir. İşte, hekimin bilgisi ve ahlaki tavrı çok önem taşır. Nefsine hâkim olması, seansların sevk ve idaresinde çok dikkatli davranması şarttır. Aksi takdirde, her iki tarafın da büyük zarar göreceği bir süreç başlayabilir.”


Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Bülent Uran: “Hipnoz bir telkinin bilinçaltı tarafından kabul edilmesi halidir. Çocukluk dönemi fark edilmeden hipnoz uygulanmaktadır. Bir kişi ancak kabul etmeye eğilimli olduğu telkinleri kabul eder. Yani önceki hipnozları o telkini kabul etme yönündeyse gizli hipnoz hali işleyebilir. Hipnoz ile hiçbir anestezik madde uygulanmadan ameliyat yapıldığına dair raporlar var. Günümüzde özellikle yurt dışında bazı merkezlerde uygulanıyor. Hipnoterapist olmak için teorik ve pratik bilgi her ikisi de belli oranlarda gereklidir. Pratik ancak teorik temel sağlamsa gelişebilir. Kişinin kendi kendine hipnoterapi uygulama alanları kendinde bazı eylemsel değişikler yapmak, motive etmek, enerjisini yükseltmek, planlı programlı olmak, daha önce verilmiş telkinleri güçlendirmek gibi alanlarda self hipnozdan yararlanabilir.

“Hipnoz Sadece Tıbbi Alanda Değil Birçok Farlı Meslek Dallarında Da Yardımcı Bir Teknik Olarak Kullanılıyor”
Hipnoz teknikleri bazı tıbbi sorunları aşmada diğer tıbbi girişimlere ya da tedavi yöntemlerine yardımcı olduğu gerçektir. Tabii ki tıbbi eğitimin bir parçası olması bana göre esas olması gerekendir. Ancak hipnoz sadece tıbbi alanda değil birçok farlı meslek dallarında da yardımcı bir teknik olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle geniş bir meraklı kitlesi olması doğaldır. Hastaları sadece hipnoterapi ile tedavi etmek gibi bir gerçek olmadığını önce vurgulamak gerekir. Hipnoterapi de diğer tedavi yöntemleri gibi bir tekniktir. Bir eğitimin parçası olabilir ya da bağımsız eğitimi verilebilir. Eğer bunu bir tıp doktoru öğrenecekse alacağı eğitim süresi tıp dışı birisinin öğrenmesinden daha farklı bir süreyi kapsayacaktır. Basit bir telkin verme öğrenilecekse ve sadece bu uygulanacaksa kısa süreli bir eğitim yeterlidir.

Öncelikle Etik Kuralların Belirlenmesi Gerekir
Her eğitim hangi amaçla verildiğine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Birçok gelişmiş yurt dışı Ülkede ABD gibi hipnoz birlikleri oluşturulmuş ve bu kuruluşlar kendi eğitim standartlarını belirlemiştir. Ancak bu standartlar tavsiye niteliğindedir ve orada bile eğitim veren kuruluşları bağlamamaktadır. Bu kuruluşların standartları benimsenerek ona uygun bir eğitim programının belirlenmesi ve bunu hangi özelliklere sahip kişi ya da kurumların vereceği olması gereken bir durumdur. Ama demek ki ortada bir talep var ve bu talebi karşılayacak ciddi düzenlemeler yapılmadığı için piyasa talebi karşılamaya çalışmaktadır. Mevcut eğitimler etik midir değimlidir? Bunu diyebilmemiz için öncelikle etik kuralların belirlenmesi gerekir. Böyle bir kabul edilmiş kurallar olmadığına göre etiklik konusunda yorum yapmam doğru olmaz.

“Hipnoz O Kadar Güçlü ve Abartılacak Bir Teknik Değildir”
Bilinçaltı nedir? Bilinçaltını düzenlemek nedir? Bunlar somut olarak tanımlanmadan hipnozun bilinçaltını etkilediğini ileri sürmek ya da bir kişinin bilinçaltında ciddi değişiklikler yaptığını ileri sürmek yanlış olacaktır. Ama piyasada böyle bir hava yaratılmaktadır ve bu yanlıştır. Hipnoz o kadar güçlü ve abartılacak bir teknik değildir ve etkisi sınırlıdır. Bilinçaltında kalıcı bir değişim yapması beklenmemelidir. Pubmed de hipnoz başlığı altında 12 binin üzerinde makale var. Hipnoterapiyle sonuç alınan vaka serileri ya da vakalarla ilgili yüzlerce yayın var. Ben de 2011 yılında Aile hekimleri kongresine “kronik sorunlarda regresyon hipnoterapisinin etkinliği” adı altında bir çalışma sundum.

“Hipnoterapist Unvanını Sağlık Bakanlığı Düzenlemeli”
Bazı unvanlar yasayla belirlenir. Yasayla belirlenmemiş unvanların kullanımı konusunda bir yasa olmadığından ülkemizde isteyen istediği unvanı kullanmaktadır. Yurt dışında hangi unvanları kimlerin hangi kısaltmalarla kullanacağına dair yasal kataloglar oluşturulmuştur. Terapi sağlık alanına giren bir unvan olduğuna göre hipnoterapist unvanını nasıl bir eğitim aldıktan sonra kimler tarafından uygulanması gerektiğini Sağlık Bakanlığının düzenlemesi gerekir. Ancak hipnoz ölçülebilen ve saptanabilen bir durum değildir. Kişiler rahatlıkla değişik başlıklar altında yaşam koçluğu, NLP, gevşeme, nefes teknikleri, Reiki, bilmem ne masajı, imajinasyon gibi hipnotik uygulamalar yapabilir ve yapmaktadır.”


Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Sinan Canan: “Hipnoz, üstün farkındalık ve yoğunlaşmanın söz konusu olduğu değişik bir bilinç durumudur; Uyku yahut kendinden geçme hali olmadığı gibi, bilinçsizlik durumu da değildir. Beynin özellikle alfa dalgalarının yoğun olarak gözlenebildiği farklı bir yoğunlaşma haline geçtiği hipnoz halinde kişiler yüksek zihinsel yoğunlaşmalarına başlı olarak telkinlere ve çevresel uyaranlara daha duyarlı hale gelirler. Hipnozun “sahne hipnozu” diyebileceğimiz popüler tipleri olduğu gibi “klinik hipnoz” olarak bilinen ciddi ve hekimler tarafından uygulanan türleri de mevcuttur. Bir kişiye kendi isteği dışında hipnoz yapmak mümkün olmakla birlikte bu pratikte çok zordur ve genellikle başarılı olamaz. Ayrıca hipnoz esnasında kişiye kendi öz değerlerine aykırı bir şeyleri bilinçsiz olarak yaptırmak da mümkün değildir.

Hipnozla Analjezi Sağlandığın Tanık Olmadım
Hipnoz ile hiç bir anestezik medikal ilaç uygulanmadan ameliyatlar yapıldığı böyle uygulamalar özellikle diş hekimliğinde sıklıkla uygulanıyor; fakat daha büyük operasyonlarda, genel anestezi gerektiren uygulamalarda başarı oranı tartışmalı. Ben bu tip büyük bir operasyonda tamamen hipnozla analjezi sağlandığın tanık olmadım ama bunu yapabildiğini iddia edenler oluyor. Bu mümkün olsa bile ancak belli durumlarda ve belli kişiler üzerinde sağlanabilecek bir durum olup, genel bir “anestezi” yöntemi olarak kullanılması söz konusu değildir.

“Otohipnozu Birçok İnsan Farkında Olmadan Uyguluyor”
Hipnoterapi için kanunen hekimlik diplomasına sahip olmak gerekiyor zaten. Onun dışında da elbette hipnozla ilgili deneyim sahibi olmak önemli. Otohipnoz dediğimiz kendi kendine hipnoz meselesi aslında birçok insanın farkında olmadan uygulayabildiği bir durumdur. İnsanlar çok sevdikleri bir işi yaparken, mesela dikkat ve heyecanla bir kitap okurken yahut el sanatlarıyla veya hobileri ile uğraşırken aslında çoğu zaman beyin hipnoza benzer bir moda geçer ve bu kişiler bu sayede yaptıkları işe aşırı derecelerde yoğunlaşabilirler. Bunun dışında, öğrenilebilen otohipnoz teknikleri ile de ibadet ve meditasyondaki gibi dingin ve odaklanmış zihin durumları oluşturulabiliyor. Bu tip teknikler, strese bağlı hastalıkların giderilmesinde ve depresyon benzeri durumların kontrol altına alınmasında etkin olarak kullanılmakta.

“Hipnoterapi ve Akunpunktura İnanmamak Rasyonel Söylemler Değil”
Hipnoterapi ve akunpunktur gibi uygulamaların etrafını saran gizemli ve efsanelerle süslenmiş söylenceler, bu dalların sağlıklı ve bilimsel bir şekilde değerlendirilmesini ciddi olarak engelliyor. Her ne kadar tıp eğitimi almış ve okumuş olursa olsun birçok insanın “ben hipnoza/akupunktura inanmıyorum” gibi ifadeler kullandığına şahit olabiliyoruz. Halbuki hipnoz ve akupunktur gibi teknikler, bilinen geleneksel tıp uygulamalarından farklı gözükse de aslında tamamen vücudun doğal güçlerini kullanan ve etkileri fizyolojik olarak ölçülebilen tekniklerdir. Bunların “inanıp-inanmamak” ekseninde değerlendirilmesi çok da rasyonel söylemler değil. Herkes tarafından rahatlıkla öğrenilebilecek ve uygulanabilecek bu teknikler, özellikle koruyucu hekimlik açısından bence çok önemli bilgiler ve içgörüler sağlıyor. Paramedikal branş tanımlamasına ise asla katılmıyorum; zira insan bedenini doğrudan etkileyebilen ve bu kadar belirli etkiler yapabilen teknikleri “tıp dışı” şeklinde nitelemek bana biraz önyargı ve bilgi eksikliği gibi görünüyor.

“Hipnoterapi gibi Tekniklerin Standartları Tıp Bilimi Tarafından Belirlenmeli”
Hipnoterapi teknikleri birkaç haftalık eğitimle öğrenilebiliyor ama bu alanda başarılı bir uygulayıcı olmanın yolu uzun süre pratik yapmak ve özellikle hipnozun uygulanacağı alanlardaki sorunları ve hasta profilini iyi tanımayı gerektiriyor; aynen diğer tüm tıbbi tekniklerdeki gibi. Piyasada verilen eğitimler, her konuda olduğu gibi elbette bu konuyu da para kazanma aracı olarak kullanan şarlatanlar mevcut. Özellikle tıp bilimi ve tıp camiası bu konulara uzaktan bakmaya devam ettikçe bu suiistimallerin önüne geçebilmek de zor görünüyor. Hipnoterapi gibi tekniklerin standartları tıp bilimi tarafından sağlıklı bir şekilde belirlenebildikçe bu sıkıntıların da ortadan kalkacağını düşünüyorum.

“Üst Beyin ile Şuursuz Hafızamız Arasındaki Bazı Hatalı Ve İstenmeyen Bağlantıların Hipnoz İle Değiştirilebilir”
Hipnoz ile bilinçaltını düzenlemek sınırlı bir düzeyde evet. Bilinçaltı dediğimiz şey, varlığı tartışmalı da olsa, davranışlarımıza yön veren ve bedenimizin iç işleyişinin genel ayar noktasını belirleyen, şuur dışı itkilerimizdir. Bu itkilerin birçoğu ise yaşamsal alışkanlıklarımız ve tecrübelerimize dayanır. Üst beyin ile şuursuz hafızamız arasındaki bazı hatalı ve istenmeyen bağlantıların hipnoz seansları sonucunda daha sağlıklı bir yine doğru değiştirilmesi elbette mümkündür. Mesela madde bağımlılığında veya panik atak gibi bozukluklarda hipnoterapi ile yapılmaya çalışılan şey aslında budur; kişilerin zihinsel şebekeleri, bedenlerindeki arızayı giderecek şekilde yeniden programlanabilir. Tabii ki bunun ön şartı, kişinin bilinçli olarak bu programlamayı arzu etmesi ve bu yönde bir kararlılık sergilemesidir. Bundan sonra hipnoterapistin işi büyük oranda bu yeniden programlama sürecini kolaylaştıracak teknikler uygulamaktır.

Hipnoz Sırasında EEG Kayıtları
Ben doğrudan hipnoz üzerinde çalışmalar yapmıyorum; şu anda bir grup üniversite öğrencisi ile yürüttüğümüz ve geçmişte yaptığım birkaç ufak çalışmanın dışında konu doğrudan uzmanlık alanıma girmiyor. Fakat bilimsel literatürde bu konunun göz ardı edilmesinin temel sebebi demin de söylediğim gibi önyargılar aslında. Mesela bizim çalışmalarımızda hipnoz sırasında EEG kayıtlarında belirgin değişiklikler olduğu gibi fizyolojik parametrelerin yanı sıra, bizzat benim üzerimde uygulanan hipnoz seanslarında şahsi olarak deneyimlediğim ilginç olaylar var. Bunlara bakınca, bilimle uğraşan insanların bu konuya uzak kalmalarını biraz yadırgıyorum. Fakat bununla birlikte, anlayabiliyorum da; zira geleneksel tıbbi ve bilimsel yaklaşımlarımızdan biraz farklı bir bakış açısı gerekiyor bu tip konuları çalışabilmek için.”


Ankara Tıbbi Hipnoz Derneği Başkanı Dr. Dilek Türkoğlu: “Hipnoz, trans dediğimiz zihnimizin farklı bir farkındalık seviyesine ulaştığı bir duruma geçmeyi sağlamak için kullanılan yöntemin ismidir. Trans günlük yaşantımızda defalarca kez kendiliğimizden girdiğimiz bir durumdur. Örneğin bir film seyrederken filmin gerçek olmadığını biliriz, ama kendimizi filmdeki duyguları yaşarken buluruz. Hipnoz filmlerde gördüğümüz gibi uyku değildir, birinin diğerini kontrolü altına alması değildir, aksine kendi zihnimizi istediğimiz şekilde yönlendirmemizi sağlayan bir yöntemdir. Bu tanımdan anlaşılacağı gibi başka birinin isteği olmadan hipnoza alınması mümkün değildir. Beynimiz beyin dalgaları denilen bir çeşit elektriksel uyarılar yayarak çalışır. Tamamen uyanık olduğumuzda beta dalgaları denilen uyarılar yayarken uykuda farklı dalgalar yayar. Uykuyla uyanıklık arasında, dalıp gittiğimizde, uykudan uyanırken ise alfa dalgaları yayar. Hipnoz sırasında da alfa dalgaları hakim olur. Alfa dalgaları, çok normal ve herkeste oluşan dalgalardır. Bu sırada telkine yatkınlığımız artar ve değişime daha açık hale geliriz. Alfa düzeyine geçmenin örneklerinden birisi da film seyrettiğimiz zamanlardır. Filmdekilerin gerçek olmadığını, rol yaptıklarını bildiğimiz halde üzülür, hatta ağlarız, ya da güleriz. Bir tarafımız gerçek olmadığını bildiği halde diğer tarafımız duygularını yaşar. Hipnozda da bir tarafımız neler olduğunun farkındadır ama diğer tarafımız verilen telkinlere uygun duyguları yaşar.
Söylenilenleri anlamakta ve İletişim kurmakta güçlük çekilen hastalara zeka özürü ya da Alzheimer gibi bir rahatsızlığı olan hastalara, psikotik bozukluk dediğimiz, gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuş olan hastaların önemli bir kısmına ve hipnozu tercih etmeyen hastalara uygulanmaz. Kadın doğumdan diş hekimliğine, sporda performans arttırılmasından yanık tedavisine kadar her alanda hipnozdan yardım alabiliyoruz.

“Hipnoza Yatkınlığı Yüksek Olan Kişiler Hiç Bir Anestetik Madde Almadan Ameliyatlar Olabiliyorlar”
Hipnoza yatkınlığı yüksek olan kişiler, zihinlerini öyle kontrol etmeyi başarıyorlar ki hiç bir anestetik madde almadan ameliyatlar olabiliyorlar. Ancak herkesin yatkınlığı bu kadar yüksek değildir. Öncesinde oldukça emek verilerek yapılması gereken bir hazırlık süreci vardır. Günümüzde de bu yöntemler uygulanıyor hatta ülkemizde bu çalışmaları ile yurt dışından da örnek olarak alınan hekimlerimiz var. Özellikle anestetik maddeye allerjisi olan ya da bir şekilde anestezi almayacak kişilerde bu yöntemi uyguluyor. Ancak hipnoz Türkiye'de yasal olarak tanınmadığı ve dolayısı ile de pek çok hekim hipnozu tanımadığı için faydalı olabilecek pek çok alanda da kullanılamamaktadır. Hipnoz derneklerinin başlıca amaçlarından biri de hekimler tarafından hipnozun tanınmasını sağlamaktır. Hipnoz yatkınlığı yüksek olanlar dikkatini toplayabilen, imajinasyon gücü daha yüksek insanlardır. Bütün ünlü insanlar yine hayal güçlerini iyi kullanabilen, imgeleme gücü, yaratıcılıkları güçlü insanlardır. Örneğin Mimar Sinan Selimiye Cami’sini yapmaya başlamadan önce, uzun bir zaman sadece oturup caminin yapılacağı alana bakmış. Görenler hiçbir şey yapmadan tembel tembel oturduğunu sanmışlar. İnşaatın ne durumda olduğunu görmek için gelen padişaha planlarını anlatarak gezdirirken bir yerde başını eğerek geçmiş. Nedeni sorulunca verdiği cevap;” Orada bir sütun var, başımı çarpmamak için eğdim. “olmuş. O kadar net gözünde canlandırmış ki!

“Türkiye'de Hipnoz Yasal Olarak Tanınmıyor”
Hipnoterapist olmak için teorik ve pratik bilgi eğitimlerde birlikte verilir. Ancak Türkiye'de hipnoz yasal olarak tanınmadığı için hipnoterapist ünvanı da bulunmamaktadır. Umarım yasal düzenlemeler yakın zamanda yapılacak, dolayısıyla sınırlar daha iyi tanımlanacaktır. Kendi kendine hipnoz özellikle motivasyon ve kendimize sürekli verdiğimiz yanlış komutların düzeltilmesi amacıyla oldukça etkin kullanılabilmektedir. Mesela bu iş çok zor, yapamazsam dediğimizde yanlış komut verip yapamama ihtimalimizi yükseltiriz. Bunun tersi de performansımızı ve motivasyonumuzu arttırır. Self hipnozda ise kendiniz alfa düzeyine bilinçli olarak geçmeyi öğrendiğiniz durumlarda kendi kendinize telkinler verebilirsiniz.

“Avrupa'da ve Amerika'da Hipnoz Yasal Olarak Kabul Ediliyor”
Hem akupunktur, hem hipnoz yapılan bilimsel çalışmalarla, yayınlanan makalelerle kendini kanıtlamış olmasına karşın henüz tıp fakültelerinin müfredatında ya da sürekli eğitim kapsamında yer almamaktadır. Eğer bilimsel olarak kanıtlanmış bir yöntemse ve pek çok alanda faydası varsa bir an önce faydalı olanın kullanılmasının sağlanması gerekir. Avrupa'da pek çok ülkede ve Amerika'da hipnoz yasal olarak kabul edilen hatta bir kısmında da sağlık sigortası tarafından ödemesi yapılan bir yöntemdir. Yakın zamanda bizim ülkemizde de benzer düzenlemelerin yapılacağını düşünüyorum.

“’İsteyen Herkese Öğretirim O da Nerede Kullanırsa Kullansın’ Anlayışı Yanlış”
Hipnoterapi eğitimi pek çok ülkede kendi programlarına göre değişmektedir. Ayrıca hekimin hangi alanda kullanacağına göre de değişmelidir. Örneğin cerrahi branşlarda ağrı kontrolü gibi konularda kullanılacaksa alınacak eğitim süresi ile psikiyatri/psikolojide kullanılacaksa alınacak eğitim süresi değişmeli, psikolojide kullanacak olanların mutlaka gerekli diğer psikoterapilerle de desteklenmesi sağlanmalıdır. Dolayısıyla süre kullanılacak alana göre değişmelidir. Verilen eğitimler öncelikle yasal sınırlar çizilmediği için çok çeşitlilik gösteriyor. Öncelikle kimlerin bu eğitimi alacağı, alan kişilerin nerelerde kullanacağı gibi pek çok soru yasal düzenlemelerle sınırları çizilerek yapılmalıdır. Aksi türlü "parayı veren eğitimi alır" ya da "isteyen herkese öğretirim o da nerede kullanırsa kullansın" şekline dönüşmekten kurtarılamaz.

“Daha İyi Hissetmeye ve Daha Sağlıklı Olarak Düşünmeye Sevk Edilebilir”
Bilinçaltını düzenlemek "Daha iyi hissetmeye ve daha sağlıklı olarak düşünmeye sevk edilebilir" psikoloji alanında hipnozun kullanımındaki amaç budur zaten. Hipnoterapi ile fayda gören hastalar pubmed de pek çok bilimsel dergide bu konuda yayın var zaten. Yayın olmamış olsa bilimsel olan bir yöntem olduğundan söz edemezdik. Psikiyatrinin ve diğer pek çok branşın saygın dergilerinde hipnoz ile ilgili bilimsel makaleler var. Türkiye'den de son yıllarda uluslararası dergilerde yayınlar çıkmaya başladı. Ayrıca uluslararası kongrelerde sunumlar da yapılmaktadır.

Hipnoz uyku uyanıklık arası bir durum olduğu için gece uyumadan önceki düşüncelerimiz de çok önemlidir. Çocukluğumuzdan beri bize akşam yatağa yattığımızda günün muhasebesini yapmamız öğretilmiştir. Oysa gece uyumadan önceki dönem hayal gücümüz daha da genişler, mantık biraz daha geri planda kalır. Gündüz bizi o kadar çok etkilemeyecek durumlar-yazık ki daha çok negatif olanlar- gece zihnimize üşüşür. Ertesi gün uyandığımızda ise kendimiz halsiz, yorgun hissederiz. Bu geceden itibaren, günün muhasebesini yapacaksanız yatağa girmeden önce yapın ve yattığınız andan itibaren muhasebe yapmayı ya da olumsuz şeyleri düşünmeyi bırakın. Zihninize tamamen pozitif anılar, hayaller, düşünceler getirin. Çok rahat hissettiğiniz bir anınız, çok sevdiğiniz birisi, hatta sadece bir gülen yüz bile getirebilirsiniz aklınıza. Ertesi gün çok daha dinlenmiş kalktığınızı fark edecesiniz.”



Ankara Tıbbi Hipnoz Derneği (ATHD) Kurucu Başkanı Diş Hekimi Emine Çelik: “Türkiye’de Hipnozun Tarihçesi 1935 ve 1936 da JANET’in bir kitabını Cemil Sena Ongun “Ruhi Mucizeler” ve “Hipnotizma” adları altında yayınlamıştır. 1946’da Dr. Bedri Ruhselman’ın “İspritizma” yayınında hipnotizmaya yer verilmiştir. 1951’de D.D. Watson adında hekim olmayan bir profesyonel hipnozitör İstanbul Dişçi Mektebinde Hipnoz ile ağrısız diş çekimini başlatmıştır. Sonra da Ankara Tıp Fakültesinde hipnoz ile ağrısız iki ameliyat yapılmıştır. Haseki Hastanesinde Dr. C. Tan ve Dr. Aksoy’un Türk Nöropsikiyatri Cemiyetinde hipnoz ile ilgili tebliği ilk ilmi faaliyet olarak bilinir. Ayrıca Dr. Sevil AKAY'ın bundan daha önce hipnozla ağrısız bademcik ameliyatı yaptığı bilinmektedir. Ankara Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Op. Orhan Toygar hipnotik anestezi ile ameliyatlar yapmıştır. 1961 yılında Dr. Rafet Kayserilioğlu Gureba Hastanesinde ve Eminönü Halkevinde hipnotizma ve ekminezi uygulamaları yapmıştır. 1961’de Dr. Recep Doksat, hipnoz konusunda Türkiye’deki ilk ihtisas tezini sunmuştur. Bu tezde Doksat, hipnozu: “ Hipnoz, pek spesifik ve labil bir uykuya benzer hal olan hipnotik trans’ın sinonimidir. Hipnotizmadan murad ise, bu hali elde etmeye yarayan bütün tekniklerin kullanılması ve benimsenmesidir.” diye tarif etmektedir. Ege Diş Hekimliği Fakültesinden Prof. Dr. Turhan Cengiz doktora tezini “Hipnodonti” konulu olarak vermiştir. Atatürk Üniversitesinden Prof. Dr. Hayati Çelebi’nin hipnoz çalışmaları vardır. Türkiye’de “Bilinçli Hipnoz” tekniğinin kurucusu Op. Dr. Hüsnü İsmet Öztürk‘tür. 1914 doğumlu Öztürk, Tıp eğitimini İstanbul Tıp Fakültesini ve Almanya’da Jena Üniversitesinde tamamlayıp, Zürih ve Tubingen Üniversitelerinde cerrahi ve anestezi ihtisasları yapmıştır. 1951 yılından sonra Haydarpaşa Numune Hastanesinde Hariciye servisinde çalışmaya başladı. 1979’da vefat etmiştir. Öztürk 2 bin üzerinde hipnoterapi uygulamış ayrıca 250’ye yakın hastaya kendisi hipnoanestezi yaparak ameliyat etmiştir. Bilinçli hipnozun 1979’dan sonra Türkiye’deki temsilcileri Dt. Ali Eşref Müezzinoğlu ve Dr. Ali Özden Öztürk olmuşlardır. Bilinçli Hipnoz çalışmaları “Tıbbi Hipnoz Derneği” çatısı altında devam etmektedir.

“Hipnoza Giriş Sırasında Beyin Orbitofrontal Lobunda Kan Akımı Artar”
Bilinçli Hipnoz farkındalığın kaybolmadığı, bireyin düşünebildiği, uyku hali olmadan, talebe bağlı telkin alabilme halidir. Tıbbın hemen her dalında kullanılan bir yöntemdir. Hipnoza giriş sırasında beyin orbitofrontal lobunda kan akımının arttığı bildirilmiştir, bu da dikkat yetisinin hipnoz durumunun oluşmasında yoğun bir biçimde kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Katalepsi, anestezi, analjezi ve amnezi Hipnozun olgusudur. Hipnozda 4 aşama tarif edilir. Aşamalar arasında kesin sınırlar yoktur, fakat geçiş yavaştır. Davis ve Husband’ın 0 ila 30 arasında nümerik ölçeği ile ölçülmektedir. Hipnotik derinlik ölçeğine göre: uyanıklık, hafif hipnoz, orta hipnoz ve derin hipnoz, çok derin hipnoz.
Tüm Hipnotizörler İdeomotor (bilinçsiz oluşan adale hareketler,gözü açamama) ve ideoduyusal (duyusal hayal gücü,dokunsal,işitsel,görsel uyaranlarla oluşur)şartlanmayı kullanırlar.

Hipnoz Uygulaması
1-İletişim:
  • İletişim Kurulabilir mi?
  • Kişinin sorunu hipnoz ile ilgili mi?
  • Kişi kendi iradesi ile bu sorunu çözmeye hazır mı?
  • Kişi hipnoza inanıyor mu?
  • Sorununun hipnozla çözüleceğine inanıyor mu?
  • Bu konuda hekimine güveniyor mu?
 2-Etkileşim
  • Mayalama
  • İndüksiyon
  • Hipnoz
3-Değişim
  •  Direkt veya İndirekt Telkin Verilmesi
  • Gerekirse otohipnoz
“Kelimeler, İnsanlığın Hizmetindeki En Kuvvetli İlaçtır”
 Yakın zamanlarda positron emisyon tomogragi (PET), fonksiyonel manyetik resonans görüntüleme (fMRI) gibi yöntemlerle yapılan araştırmalarda gerçek uyaranlarla, hipnoz durumunda telkinle oluşturulan uyaranların beyinde aynı alanlarda aktivasyonlara neden olduğu gözlenmiştir.

“Hipnoz Düzeyinin Derinleşebilmesi Hipnoz Uygulanan Kişinin Özelliği”
 Hipnoz düzeyinin derinleşebilmesi hipnoz uygulanan kişinin özelliğidir. Bu özelliğe, “hipnoza yatkınlık” ya da “hipnoza duyarlılık” adı verilir. Kişilerin hipnoza duyarlılığı, zeka gibi yaşam boyu belirli düzeyde devam eder. Bu açıdan Harvard ve Stanforipnoz"Hd gibi hipnotik ölçüm testlerinin güvenirlikleri kanıtlanmıştır. 0-sıfır duyarlılığın en düşük, 12 en yüksek olduğunu gösterir. Yaklaşık olarak toplumun yüzde 80’i orta düzeyde, yüzde10 yüksek duyarlı ve yüzde10’u düşük duyarlılık gösterir. Günlük yaşamlarında dikkatini istisnai bir şekilde odaklayabilen kişilerin hipnoza duyarlılığının yüksek olduğu belirlenmiştir.”