5 Şubat 2012 Pazar

SAĞLIK BAKANLIĞINDA YENİ GÖREVLER BELLİ OLDU



Teşkilat yasasıyla yeniden yapılanmaya giden Sağlık Bakanlığı bazı genel müdürlük ve bağlı kuruluşların ismini değiştirdi.

Teşkilat yasasıyla yeniden yapılanmaya giden Sağlık Bakanlığı bazı genel müdürlük ve bağlı kuruluşların ismini değiştirdi. Temel Sağlık Hizmetleri ile Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlükleri kaldırıldı. Onların yerine Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü, Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü ve Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü kuruldu. İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü ise Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu olarak değiştirildi. Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Ali Coşkun, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Mine Tuncel, Sağlık Araştırmaları Genel Müdürü Prof. Dr. Uğur Dilmen, Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürü Dr. Hakkı Öztürk, Sağlık Yatırımları Genel Müdürü Serdar Taflan, Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürü Dr. Öner Güner, Hukuk Müşaviri Adem Keskin, Denetim Hizmetleri Başkanı Muhammet Gedik, Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever ve Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Güven Bektemür oldu.

Türkiye Hudut ve Sahilleri Sağlık Genel Müdürü Op. Dr. İbrahim Şentürk ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurum Başkanı Uzm. Dr. Hasan Çağıl oldu.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı'nın İsmi Değiştirildi
Türkiye Cumhuriyetinin ilk Sağlık Bakanı olan ve 19 Mayıs 1919′da Atatürk'le birlikte Samsun'a gidip Kurtuluş Savaşı'na katılan Refik Saydam'ın adının verildiği Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı'nın ismi de değiştirildi. 1928 yılından bu yana aynı adla anılan merkezin yeni ismi Türkiye Halk Sağlığı Kurumu oldu. Temel Sağlık Hizmetleri, Ana-Çocuk Sağlığı, Verem Savaş, Sıtma Savaş, Kanser Savaş birimlerinin de dahil edildiği Türkiye Halk Sağlığı Kurumu'nun başına da Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy getirildi.

6 yıldır Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Mustafa Ertek de Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başhekim olarak görevlendirildi.

“1. Basamak Halk Sağlığıyla İlgili Her Şey Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çatısında Birleştirildi”
Sağlık Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre yeni düzenlemenin Kanun Hükmünde Kararnameye göre yapıldı. Yetkililer bir kaç birimin birleştirilerek Türkiye Halk Sağlığı Kurumu'nun kurulduğunu söyledi. Bakanlık yetkilileri şu açıklamayı yaptı: "1. basamak dediğimiz halk sağlığıyla ilgili her şey Türkiye Halk Sağlığı Kurumu çatısında birleştirildi. Refik Saydam'ın adının kaldırılması için yapılan bir şey değil. İsmin başka bir yere verilmesi de söz konusu olabilir."

Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, KHK'ya göre böyle bir düzenlemeye gidildiğini söyledi. İlhan, Cumhuriyet döneminden kalan sağlık sisteminin değiştiğini ifade etti.

Refik Saydam Kimdir?
Refik Saydam, 1892′de Fatih Askerî Rüştiyesi'nde, Çengelköy Askeri Tıbbiyesi'nde okudu, 1905'te doktor yüzbaşı olarak okulu bitirdi. Stajını yaptıktan sonra 1910′da Almanya'ya gönderildi. Berlin'de Askeri Tıp Akademisi'nde kurs gördü. Balkan Savaşı'nın çıkması üzerine yurda dönen Refik Saydam, seyyar askeri hastanelerle birlikte cephelerde bulundu. 19 mayıs 1919′da Atatürk'le birlikte Samsun'a gidip Kurtuluş Savaşı'na katılan Dr. Refik Saydam, ilk Türkiye Büyük Millet Meclisine Beyazıt milletvekili olarak katıldı, sonra Milli Savunma Bakanlığı Sıhhiye dairesi başkanı oldu. Daha sonra, değişik aralarla, beş kere Sağlık Bakanlığı yaptı. Atatürk'ün ölümü üzerine İçişleri Bakanı olan Saydam 1939′da Başbakan oldu.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu
Halk sağlığını korumak ve sağlık için risk oluşturan faktörlerle mücadele etmeyi amaçlayan kurumun görevleri şöyle:

-Bulaşıcı, bulaşıcı olmayan, kronik hastalıklar ve kanser ile anne, çocuk, ergen, yaşlı ve engelli gibi risk gruplarıyla ilgili olarak izleme, sürveyans, inceleme, araştırma, bağışıklama ve kontrol çalışmaları yapmak,

-Hatalı beslenme alışkanlıkları, obezite, sigara ve benzeri zararlı maddelerin yol açtığı sağlık risk ve tehditleriyle mücadele etmek,

-Birey, toplum ve çevre sağlığını etkileyen ve genel sağlığı ilgilendiren her tür etkeni incelemek üzere gerekli laboratuvar hizmetlerinin organizasyonunu sağlamak ve ulusal referans laboratuvarı kurmak,

-Biyolojik ürünler ve test materyali ile benzeri ürünlerle ilgili araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunmak, bu ürünleri temin etmek veya edilmesini sağlamak, ürettirmek ve gerektiğinde üretmek.

4 Şubat 2012 Cumartesi

AKDENİZ TIPTAN SONRA 3 HASTANE YÜZ NAKLİ İÇİN ONAY ALDI

Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye'de yüz nakli için Kasım ayında yüz ve saçlı deri nakli için ilk ruhsatı alan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinin ardından, GATA, Hacettepe ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi de bakanlıktan onay aldı.

Türkiye'de için yüz nakli geçtiğimiz günlerde Akdeniz üniversitesinde yapıldı. Başka merkezlerde de naklin yapılması için Sağlık Bakanlığı, GATA, Hacettepe ve Gazi üniversitelerine yüz ve saçlı deri nakli ruhsatı verdi. Kompozit Doku Nakli Merkezleri Yönergesi'ni yayımlayarak merkezlerin taşıması gereken şartları belirleyen Sağlık Bakanlığı, Türkiye'de yüz nakli için de 4 merkeze vize verdi. Kasım ayında yüz ve saçlı deri nakli için ilk ruhsatı alan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinin ardından, GATA, Hacettepe ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi de bakanlıktan onay aldı. Kompozit Doku Nakli Merkezi faaliyet izni alan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi ile GATA, aynı zamanda kol ve bacak ile bağırsak, Hacettepe ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi ise kol ve bacak nakli de yapabilecek. Sağlık Bakanlığı, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine de bağırsak nakli ruhsatı verdi.

Bağış Bekleniyor
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selahattin Özmen, merkezde yüz nakli bekleyen iki hasta bulunduğunu söyledi. 19 yaşında olan hastalardan birinin, küçük yaşta silahla yaralanma sonucu yüzünün büyük bölümünü kaybettiğini ifade eden Özmen, 30 kadar ameliyat geçirmesine rağmen eski haline dönemediğini anlattı. Özmen, 22-23 yaşlarındaki diğer hastanın ise trafik kazası sonucu yüzü asfalta sürtüldüğü için tanınmayacak durumda olduğunu belirtti.

Özmen, “Bu hastalarımız büyük bir sosyal travma yaşıyor. Eğer organ bağışı olur da nakil imkanı doğarsa bu hastalarımızın hayatı kökünden değişecek. Yüz nakli için de böbrek, kalp naklinde olduğu gibi verici bulunması gerekiyor. Bir merkezin kaç hastasının bulunduğu önemli değil. Önemli olan verici çıktığında yaş, doku ve cinsiyet bakımından en uygun hastanın bulunması. Bu bakımdan ilk nakli hangi merkezin yapacağı belli değil.”

Yüz nakli donörünün görünümü açısından da önlem alınacağını anlatan Özmen, cenaze sahiplerinin sıkıntı yaşamaması için vericinin yüzüne silikon protez yapılacağını söyledi.

''Böyle Bir Nakil İçin Gerekli Altyapı ve Ekibe Sahibiz''
ABD'de ilk yüz naklini yapan Prof. Dr. Maria Siemionow ile sıçanlar üzerinde çalışma yürüten Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serdar Nazif Nasır da merkezde bir hastanın yüz nakli beklediğini söyledi. Küçük yaşlarda geçirdiği kaza sonucu yüzünde yanık oluşan hastanın uzun yıllardır çeşitli sosyal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Nasır, ''Böyle bir nakil için gerekli altyapı ve ekibe sahibiz'' dedi.

Alınan bilgiye göre, yüz nakli için aday GATA'da bir hasta bekliyor.

Nakil için Şartlar
Bakanlık, bu nakillerin hangi hastalara yapılabileceğini belirlemek için Kompozit Doku Nakli Bilimsel Danışma Komisyonu ve Kompozit Doku Nakli Konseyi oluşturdu. Konseyde, psikiyatr ve sosyal hizmet uzmanı, nakil konusunda deneyimli iki cerrah, anestezi uzmanı, iç hastalıkları uzmanı, immünoloji uzmanı, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı ve tıp etiği uzmanı bulunacak.

Nakil sonucunda alıcının parmak izleri veya yüz görünümü değişirse hastane 30 gün içerisinde valilik ve emniyet müdürlüğüne bildirilecek. Yeni bir yüze kavuşmak, ancak sahip oldukları görünümden dolayı ağır sosyal uzaklaşma veya dışlanma yaşayan kişiler için mümkün olabilecek. Ayrıca nakil için hastada kararlılık, 15-60 yaş arasında olma, başka bir hastalığı bulunmama, nakle neden olan olayın en az 6 ay önce meydana gelmesi, hastanın psikolojik durumunun uygun olması koşulları aranacak.

3 Şubat 2012 Cuma

KLİNİK ARAŞTIRMALAR YÖNETMELİĞİ DEĞİŞİYOR


Klinik araştırmalar için hazırlanan mevzuatın dünyaya örnek teşkil edeceğini belirten İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Hanefi Özbek, “Klinik araştırmaların ülkemizde dünya standartlarında yapılmasını bekliyoruz” dedi.

Yunanca “ahlâk, ahlâkla ilgili” anlamlarına gelen “etik”, ahlâk terimi ile anlam itibariyle birbirini tam olarak karşılamaz. Ahlâk ilkeleri, toplumdan topluma kısmen de olsa farklılıklar gösterebilirken, etik ilkeleri tüm dünyada aynı, yani evrensel olmak zorundadır. İnsanlar üzerinde yapılacak her türlü deneysel araştırmaya “klinik araştırma” dendiğini hatırlatan İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Hanefi Özbek, şu bilgileri verdi: “Bir klinik araştırma, etik kurul onayı almadan başlatılamaz. Bazı klinik araştırmalar ise etik kurul onayı aldıktan sonra, ayrıca Sağlık Bakanlığı izni olmadan başlatılamaz. 18 Ocak 2012 tarihi itibariyle ülkemizde 45 adet klinik araştırma etik kurulu bulunmaktadır, 10 adet etik kurul başvurusu da incelenmektedir. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu web sayfasında etik kurulun görevleri hakkında “İyi Klinik Uygulamalar Kılavuzu”nun 4. maddesinde gerekli bilgiler bulunuyor.

Dünyaya Örnek Teşkil Edecek

Ülkemizde kurulan klinik araştırma etik kurullarının gerek standardizasyonları, gerekse üye yapısı itibariyle dünyadaki en iyi örneklerden olduğunu söyleyebiliriz. Klinik araştırmalar için hazırladığımız mevzuat dünyaya örnek teşkil edecek düzeydedir. Buradan “Türkiye, klinik araştırmalar yönüyle insan hak ve hukukunu en üst düzeyde gözeten ve kollayan bir mevzuata ve etik kurullara sahiptir” sonucunu çıkarabiliriz. 2012 yılı itibariyle bu etik kurullarımızın hepsine eğitim verilmesi planlanıyor. Bildiğimiz kadarıyla etik kurul eğitimi yapan tek ülke de Türkiye’dir. Tüm bunların sonucu olarak klinik araştırmaların ülkemizde dünya standartlarında yapılmasını bekliyoruz. Bunu yaparken, klinik araştırmalara katılacak gönüllülerin hakları ve sağlıklarının korunması husususun birinci önceliğimiz olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.”

BİLGELİK YOLU VE OSHO

Osho’nun, Türkiye’de yayımlanmış son kitabı Bilgelik Kitabı çıktı.

Osho’nun, Türkiye’de yayımlanmış son kitabı Bilgelik Kitabı İki cilt olarak, Ganj yayınlarından çıktı. Bilgelik Kitabı, okuru sadece bir okuma eylemine çağırmakla kalmıyor; aynı zamanda tüm sorgulamaları, yargılamaları, kararları, yorumları ve hükümleri hiçe saymaya da çağırıyor. Osho’nun son kitabı Bilgelik Yolu’nun editörü Amrit Sangeet ile Osho ve son kitabı Bilgelik Yolu hakkında sorularımızı yanıtladı.

Osho’nun kitaplarını çıkaran Ganj Yayınları’nın, Osho kitaplarını lokomotif eser seçmesinin sebebi nedir?

Aslında Osho kitapları basmak düşüncesinin ürünüdür Ganj Yayınları. Yani bizlerin yayıncı olmasına sebep Osho’dur. Yayıncı olduktan sonra başka kitaplara da şans tanımaya karar verdik hepsi bu. Ama Osho her zaman Ganj Yayınları’nın esas iştigal ettiği alan olacaktır. Osho’nun tuttuğu ışığı Türk Toplumuna yansıtmak, Türkçeye kazandırmak bizim en sevdiğimiz işler arasındadır.

Osho’nun kaleme aldığı tek bir kitabı bile yok. Tüm kitaplar Osho’nun konuşmalarından derleniyor. Bu açıdan, nasıl bir çalışma gerçekleştiriyorsunuz?

Biz Ganj Yayınları olarak yayınladığımız tüm kitapların teliflerini satın alıyoruz. Bizler derleme yapmıyoruz zaten oluşturulmuş olan metinlerin Türkçeleştirilmesini sağlıyoruz.

Son kitap Bilgelik Kitabı’nda okurları neler bekliyor?

Zihnin, bilincin ve kendini tanımanın inceliklerini anlatan bir ustaya sorulan maneviyatla ilgili sorularda pek çok modern insanın ruhsal yolculuğuna ilişkin verilmiş cevaplar var. Kitabı oluşturan konuşmaların bu kendine has yapısı sayesinde, aslında modern insan zihni ve onun meseleleri çözümleniyor ve hakiki maneviyatın önündeki engeller ve yanlış anlaşılmalar bir bir gideriliyor.


ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!


- Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

- Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

- Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız ve mail adresi olmayan yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.

5 Şubat Pazar günü saat 23:00'a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 6 Şubat Pazartesi sabahı buradan duyurulacaktır.


ÇEKİLİŞİ Furkan Duru KAZANDI. ADRESİNİ İLETTİĞİNDE KİTABI GÖNDERECEĞİM

1 Şubat 2012 Çarşamba

DÜNYACA ÜNLÜ SALK ENSTİTÜSÜ’NDE MS ÜZERİNE ÇALIŞAN BİYOLOG BİLAL KERMAN

HAYATI KEŞFEDEN BİYOLOGLAR


 Johns Hopkins’in Biochemistry, Cellular and Molecular Biology (BCMB) programına katılan ve dünyaca ünlü Fred Gage’in Salk Enstitüsü’ndeki laboratuvarına post-doc olarak çalışan Biyolog Bilal Kerman, Multiple sclerosis çalışmalarını, Türkiye’de biyoloji deneylerini yapılacak vakıf kurma planlarını ve Amerika’da eğitim almak hakkında bilgiler verdi.

Amerika’da en başarılı meslekler arasında 5. sırada yer alan “biyolog”lar ülkemizde sürekli hak kaybına uğruyorlar. Bilimsel araştırmaları gündeme getirerek Türk biyologlarla bundan sonra her ay çalışmaları hakkında konuşacağız. Bu ay ilk olarak Salk Enstitüsünde Fred Gage’in yanında post-doc olarak çalışan Biyolog Bilal Kerman, Multiple sclerosis (MS) alanında yaptığı çalışmaları, ülkemizdeki biyologlarla ilgili görüşlerini ve hedeflerini Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

Ne üzerine çalışıyorsunuz?

In vitro yani canlı dışında miyelinasyon üzerine çalışıyorum. Miyelin, sinir hücrelerinin aksonlarını sararak onları elektriksel olarak izole edip sinirlerdeki iletim hızını arttıran ve de sinir hücrelerine destek veren bir yapı. Merkezi sinir sisteminde (yani beyin ve omurilikte) bu yapıyı oligodendrosit denilen hücreler oluşturuyorlar. Benim amacım embriyonik kök hücrelerini besin ortamında sinir hücrelerine ve oligodendrositlere dönüştürüp oligodendrositlerin bu miyelin adlı yapıyı oluşturmalarını sağlamak.

Hangi tip hastalıklarla ilgili?

Miyelinde oluşan sorunların neden olduğu hastalıklar arasında halk arasında en çok bilineni muhtemelen Multiple sclerosis (MS)’tir. MS dışında birçok leukodistrofi myelinin ya bastan itibaren sorunlu oluşması, oluşmaması veya sonradan kalitesini kaybetmesi sonucu ortaya çıkar. Bunlara örnek olarak adrenomyeloneuropathy, Krabbe hastalığı, Pelizaeus-Merzbacher hastalığı verilebilir.

Bu hastalıkların bulguları, belirtileri ve tedavileri hakkında genel bilgiler verebilir misiniz?

MS’li bir hasta merkezi sinir sisteminde etkilenen bölgeye göre çok farklı belirtiler gösterir. Mesela duyu azalması, üyelerin uyuşması veya yanma, kas zayıflaması, konuşma sorunları, denge bozuklukları, görme bozuklukları bunlar arasında sayılabilir.


 
Bu hastalığın dünyada ve Türkiye'de görülme sıklığı nedir, bu konuda istatistikî bilgileri paylaşabilir misiniz?

MS dünyada coğrafi bölgeye göre değişiklik sıklıklarda gözlenir bu sayı her 100 bin kişide 2’den 150’ye kadar değişir. Türkiye’de doğrudan bir çalışma ne yazık ki yapılmamıştır ama sıklığın 100 binde 40 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

1979 Edirne doğumluyum. Orta düzey bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Annem ve babam okumayı, araştırmayı çok seven insanlardır. Kardeşimle benim sorularımızı hiç bir zaman boşlamadılar ve ellerinden geldiğince yanıtlamaya çalıştılar. Ayrıca bizi de her zaman soru sormaya ve kendi kararlarımızı verebilmeye yönelttiler. Bilimi seçmemde bunların etkisi kesinlikle çok büyük. Su anda San Diego, California’da yaşıyorum. 2001’den beri ABD’deyim. Buradan önce Baltimore, Maryland’deydim.

Türkiye’de biyoloji deneylerini ve umarım deney yapmanın heyecanını gençlere götürecek bir vakıf kurma planım var. ABD’de hız kazanan biohack komünitesinden etkilenen ve aynı zamanda taşınabilir bir laboratuvar içeren bir fikir üzerine odaklanıyorum. Şu anda gerekli maddi kaynaklar elimde yok ama ihtiyacım olan bilgileri ve örnek modelleri topluyorum.

2011’in Eylül’üne kadar Türkiye’ye geri dönüp dönmemek konusunda kararsızdım. 4 Eylül’de kardeşim Cem Kerman ve esi Dilay Kerman Tunceli’de şehit edildiler. Bu da benim bakış açımı önemli şekilde değiştirdi. Türkiye’ye dönmeye karar verdim.

Bugüne kadar eğitim aldığınız ve çalıştığınız kurumlar hakkında bilgi verebilir misiniz? Eğitim aldığınız kurumların halen bulunduğunuz konuma gelmenizdeki katkıları nelerdir, şu anda çalıştığınız kurumu neden seçtiniz?

İlkokul ve ortaokulu Edirne’de okudum. Edirne Anadolu Lise’sinde öğrendiğim İngilizcenin bana çok faydası oldu. Üniversitede rahatça İngilizce romanlar okuyabiliyorsam ABD’ye geldiğimde insanlarla anlaşabilmişsem bunun temelleri burada atıldı. Orta kısımda oradan ayrılıp İzmir Fen Lisesi’ne geçtim. Türkiye’nin en zeki insanlarıyla okumak gayet zevkliydi. Öğretmenlerimiz de, ki o zamanlar atamayla değil sınavla seçilerek geliyorlardı konularında gayet bilgili kişilerdi. Bizi heyecanlandırarak, sınırlarımızı zorlayarak, ve imkanlar sunarak ilerlememize çok büyük katkıları oldu. Ayrıca tüm okulun yatılı olduğunu da düşünürseniz çok güzel arkadaşlıklarımız oldu. IFL’nin önemli katkılarından biri de öğrencilerini proje yarışmalarına ve bilim olimpiyatlarına girmeye teşvik etmesi oldu. Ben de ilk senemde bilgisayar olimpiyatlarına girdim. Sonra matematiği çok sevmediğimi fark ederek ikinci senemde biyoloji olimpiyatlarına geçtim. Birçok elemeden sonra uluslararası olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil eden 4 kişilik takıma seçildim ve bronz madalya kazandım. Yani diyebilirsiniz ki biyoloji sevgim ve önemli temellerim IFL’deyken atıldı.

Üniversiteyi Bilkent MBG’de burslu olarak okudum. Hem yerli hem de yabancı öğretmenlerimiz sayesinde Bilkent’te aldığım biyoloji eğitiminin gerçekten birinci sınıf olduğunu da eklemek isterim. Doktoraya gitmek için girdiğim sınavlarda aldığım puanlar ve de doktora sırasında aldığım derslerde gözlemlediklerim bunu kesinleştiriyor. Ayrıca Bilkent’in başka önemli bir faydası da bizi yurtdışına gidebileceğimize inandırmış olmasıdır. Bunda prof’lar kadar bizden önce gelen öğrencilerin de faydası çok. Dolayısıyla ben de aldığım bu cesaretle 3. sınıfın yazında Johns Hopkins’te Deborah Andrew’in laboratuvarında yaz staji yapmak için kabul aldım. Bu staj sayesinde doktora için de dünyada ilk onda olan Johns Hopkins’in Biochemistry, Cellular and Molecular Biology (BCMB) programına kabul aldım. Bu programın güzel yanlarından biri ilk iki senemizin NIH’ten gelen bir grant ile kapsanmış olması. Böylece finans acısından kafam rahat bir şekilde doktoraya başladım.

Doktora’da yine Dr. Andrew’in yanında çalıştım. Projem embryonik gelişim ve organlaşma üzerineydi. Drosophila embriyolarının tübüler organlarından olan tükrük bezi ve trakesinin gelişimini çalıştım. Bu konteks içinde hem programlanmış hücre ölümünü hem de başka bir öğrenciyle ortak olarak organlaşma sırasındaki hücre hareketlerinin mekanik etkilerini çalıştım. Bu sırada geliştirmiş olduğum mikroskop kullanımı ve de canlı mikroskobu yapma teknikleri nöroloji konusunda dünyaca ünlü Fred Gage’in Salk Enstitüsü’ndeki laboratuvarına post-doc olarak kabul edilmemi sağladı. Dr. Gage yetişkin memelilerin beyninde hipokampüste hala kök hücreler olduğunu ve de yeni nöronların yapıldığını gösteren ilk kişilerden biri. Laboratuvarda yetişkin ve embriyonik kök hücreleri yanında induklenmis pluripotent hücreler ile de birçok çalışma yapılıyor.


 
Halen pratiğini yaptığınız branşın Türkiye ve ABD'deki durumunu karşılaştırabilir misiniz?

Moleküler biyoloji benim içinde bulunduğum 10 yıl içinde Türkiye’de bayağı ilerledi. Bunda Bilkent’in MBG bölümünü açmasıyla devlet üniversitelerinin de bu konuya verdikleri önemin artmış olmasının rolü bence büyük. Günümüzde hem TÜBİTAK hem de Avrupa Birliği’nden alınan fonlar sayesinde Türkiye’de değerli araştırmalar yapılıyor. Bu çerçevede Türkiye’de veya ABD’de beraber eğitim aldığım veya bizden çok daha tecrübeli araştırmacıların Türkiye’ye geri döndüklerini görüyorum. Açıkçası bu beni sevindiriyor.

Halen çalışmakta olduğunuz kurumu ya da çalışmış olduğunuz kurumları eğitim, araştırma ve sağlık hizmetleri konuları açısından Türkiye'deki kurumlar ile karşılaştırabilir misiniz?

Eğitim açısından bence Türkiye’de aldığım eğitim en az ABD’dekiler kadar iyi hatta bazı konularda daha iyi. İş araştırmaya gelince durum değişiyor. Biyoloji çok para gerektiren bir dal. Bu sadece ilk kurulum aşamasında malzemelerin pahalı olmasından değil ama araştırma sırasında sürekli olarak besi ortamından tutun kullanıp atılan aletlere kadar sürekli bir yatırım gerektiriyor. Türkiye’de ayrılan bütçe bu açıdan biraz küçük kalıyor. Ayrıca özellikle son zamanlarda çıkan bazı kanunlar araştırma için getirilmesi gereken malzemeleri etkiliyor. Bu ve malzemelerin Avrupa veya ABD’deki depolardan geliyor olması burada 2-3 gün içinde elimize gecen malzemelerin Türkiye’de laboratuvarlara ulaşmasının haftalar almasına hatta bazen bozulmadan ulaşamamasına neden oluyor. Böyle olunca yapılan araştırmalar belirli konularla sınırlı olmak zorunda kaldığı gibi olması gereken hızda ilerleyemeyebiliyor. Yine de dediğim gibi gayet zeki ve bilgili araştırmacılarımız var ve bir çözüm bularak başarılı araştırmalar yapıyorlar. Mesela 2011 Society for Neuroscience toplantısında Türkiye’de yapılmış ilgi çekici ve başarılı birçok çalışma gördüm.

Türkiye'de halen eğitim almakta olan biyoloji öğrencilerine ya da biyologlara neler önerirsiniz?

Amaçlarını belirlesinler ve ona göre bir yol çizsinler. Eğer akademisyen olacaklarsa İngilizceyi çok düzgün bir şekilde anlar hale gelmeleri gerekli. Yapılan önemli yayınların hemen hemen hepsi sadece İngilizce yayınlanıyor. Ayrıca araştırma yapmayı düşünüyorlarsa boşa zaman harcamasınlar. Daha lisanstayım demek yanlış. Eğer bu konuda ciddiyseler profesörlerin peşinden koşsunlar, yazın staj imkanlarını araştırsınlar ve olabildiğince tecrübe kazansınlar. Akademinin para birimi tanınmışlık ve referanslardır.

Hangi bilimsel dergileri takip ediyorsunuz?

Klasik bir cevap olacak ama Science, Nature ve Cell. Kök hücre ve sinir bilimi konusunda çok fazla makale çıktığından tek tek dergilere bakmak yerine Pubmed üzerinden anahtar kelimelerle yeni çıkan makalelere bakıyorum.

Mesleğinizle ilgili en çok ziyaret ettiğiniz 3 internet sitesi nedir?

Pubmed, Wikipedia (bir konuda araştırmaya başlamak için güzel bir kaynak), StemBook (http://www.stembook.org/)

Alanınızda araştırma yapanlara mutlaka okumalarını tavsiye ettiğiniz kitaplar hangileri?

Biyolojiyi bastan sona görmek ve büyük bir resim oluşturmak için Alberts’in The Cell. Sinir bilimi hakkında alt yapıyı oluşturmak için de Bear’in Neuroscience: Exploring the Brain.

Bilim ile uğraşan veya ilgilenen herkese mutlaka okumalarını tavsiye ettiğin bir kitaplar hangileri? Ayrıca yaptığınız spor, tavsiye edeceğiniz film, müzik nelerdir? Bulunduğunuz kurumun size sunduğu sosyal etkinlikler nelerdir?

M. Gladwell’in Outliers kitabını çalışmadan, yaptığımız işe gönül vermeden bir yere gelinmeyeceğini görmek için okumak gerekli. Darwin’in Türlerin Kökeni nerden geldiğimizi ve gözlemin gücünü görmek için okunmalı. Bir de eskiden Evrenin Kısa Tarihi’ni okumuştum, günümüzde çevremizde gördüğümüz her şeyin yapısını ve nerden geldiğini açıklayan başka birçok kitap var. Bunlardan yeni basım olanlarından birini de okumak gerekli. Böylece hem içinde bulunduğumuz evrenin yapısını hem de onun içinde canlıların nasıl günümüzdeki konuma geldiklerini görebiliriz. Bunların üzerine T. Flannery’nin The Weather Makers kitabını okuyarak bu canlılara ve dünyaya verdiğimiz zararın farkına varılabilir. Sonuçta bilim adamları meslekleri gereği sorgulayan kişiler ve çevrelerine doğruyu yayabilecek kişiler.

TV’de bilimle ilgili esprileri güzel yansıttıkları için Big Bang Theory’yi tavsiye ederim

Son zamanlarda en çok koşuyorum ve crossfit yapıyorum. Koşarken doğala en yakın olması açısından 5-parmaklı ayakkabıları tercih ediyorum. Kesinlikle tavsiye ederim çünkü yüz binlerce yıllık evrimimize en uygun sekil bu. Aslında sürekli birçok değişik spor ile ilgilendim mesela Amerikan Futbolu, İrlandalıların rugby’ye benzeyen ama daha az şiddet içeren futbolu, dalgıçlık gibi. Bir de vücudun dengesini korumak ve esneklik kazanması için arada yoga yapıyorum.


 
ABD'deki ünlü araştırma merkezlerine eğitim amaçlı olarak girebilmek mümkün müdür?

Tabi ki mümkün. Bunu yapmak için aktif olmak gerekli. Yani mesela yazları çalışmak için başvurarak, konferanslarda çekinmeden gidip konuşarak kendini tanıtıp yaptığın işin kalitesini göstermek gerekli. Kabul alınmamasının nedeni kesinlikle daha az başarılı olmak değil bu başarının bilinmiyor olmasından. Mesela ben yazın stajımı orada yapmamış olsaydım Johns Hopkins’ten kabul alma ihtimalim daha düşük olurdu.

Bize araştırma ekibinizin bir rutin gününü anlatabilir misiniz?

Bana bazı konularda yardım eden başka bir post-doc ile paylaştığım bir teknisyen var. İkimizin gününü anlatayım. Genel olarak sabah ilk iş hücreleri kontrol etmek oluyor. Hem gece boyunca bir sorun olup olmadığına bakıyoruz hem de yapılması gerekenleri belirliyoruz. Ondan sonra görev paylaşımı yapıp işlere başlıyoruz. Rutin işler arasında hücrelerin besi ortamlarının değiştirilmesi, sonuç değerlendirmesi için fiks edilip işaretlenmeleri, bunların mikroskop altında incelenmeleri sayılabilir. Sonrası sonuçların incelenmesi ve de yeni deneylerin planlanması ile geçiyor. Onun dışında haftanın ortalama olarak 2 veya 3 gününde 1 saat civarında suren toplantılara katılıyorum. Bunlarda projeler ile ilgili tartışmalar yapılıyor. Kalan zamanlarda yeni çıkan yayınları takip ediyorum ve de ilginç gelen seminerlere gidiyorum.

Westwing'den Sizlere Özel 15 TL Hediye Çeki!

Westwing nedir? Almanya’da başlayan müthiş bir özel alışveriş hareketi. 

An itibariyle 20 ülkede faaliyette olan, ev ve yaşam konseptli ürünleri %70’e varan indirimlerle satın alabileceğimiz bir online alışveriş klübü. Westwing Home & Living, stil sahibi evlerin yeni adresi niteliğinde. Westwing Ailesi, Westwing Türkiye’deki birbirinden özel markaları ince eleyip sık dokuyarak belirliyor, editörler tarafından belirlenen özel konseptlerle ekranımıza düşüyor.

Peki kimin başının altından çıktı bu fikir? Dünyanın en çok satan dergisi Elle ve Elle Decoration’da uzun yıllar editörlük yapan Delia Fisher, Almanya’da Westwing akımını başlattı. İyi de yaptı! Şimdi Türkiye’de online alışveriş ve stil önerilerinde bambaşka.

Westwing Türkiye, tabi ki bundan ibaret değil. Online dergi bölümü de mevcut. Aynı zamanda dünyadan farklı yaşam stillerinin, son trendlerin ve tasarım harikalarının yer aldığı bir ilham kaynağı.  Ev yaşamına dair ipuçları, pratik dekorasyon tüyoları da cabası.

En özel markalar, titizlikle hazırlanan koleksiyonlar ve müthiş indirimler... Bo Concept, Koleksiyon, Maxxdepo gibi tasarım öncüleri seçiliyor. Diğer alışveriş sitelerinden bir başka farkı da stil önerileri, dekorasyon ipuçları, en yeni trendler ve dünyadaki dekorasyona dair olup bitenlerin de yer alması.

Bize de böylesine güzel özelliklere sahip bir stil öncüsü www.westwing.com.tr ailesine dahil olmak ve bu özel klübe dahil olmak kalıyor. Görünen o ki, hepimizin dilinden düşmeyecek bu format, fenomen olmaya aday.

Size özel 15 TL indirimden yararlanmak için tıklayın.

Bir bumads advertorial içeriğidir.



FİNLANDİYA’DA HEMATOPATOLOG VE TÜRK DERNEĞİ BAŞKANI DR. MİNE ERAY

DÜNYA’DA TÜRK HEKİMLER VE BAŞARI ÖYKÜLERİ

Apoptotic hücre ölümünün follikular lymfoomaların patofizyolojisindeki önemini gösteren çalışmasıyla hem Japonya’da hem de Finlandiya’da ödül alan Dr. Mine Eray, Tampere Tıp Fakültesinde hem Hematopatolog olarak çalışıyor hem de tıp eğitimcisi görevini sürdürüyor. 10 yıldır Finlandiya Türk Derneği başkanlığı görevini yürüten Dr. Eray, Finlandiya’da eğitim almak isteyenlere rehber olacak bilgiler verdi.



Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra Helsinki Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarına başlayan Dr. Mine Eray, “Bugün eğitim kalitesi ile çok takdir alan Finlandiya’daki talebelerin bile benim aldığım eğitim kadar iyi eğitim aldığına inanmıyorum” diyor. . Büyük B hücresi lymfomaları üzerine çalışmalarını sürdüren Dr. Eray, bilim adamının tek yönlü olmaması gerektiğini ve sosyal sorumluluk alarak, fikirlerini savunabilmesi gerektiğini vurguluyor. Dr. Mine Eray, Finlandiya’daki çalışmaları, Finlandiya Türk Derneği çalışmaları ve Türkiye’nin tıp eğitimi hakkındaki görüşlerini Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.



Ne üzerine çalışıyorsunuz?

Patologum, özellikle hematopatoloji ile ilgileniyorum. Hematopatolojide uzun yıllar follikuler lymphoma üzerine çalıştım. Kendi doktora tezimde apoptotic hücre ölümünün follikular lymfoomaların patofizyolojisindeki önemini gösterdim. Bu çalışmam daha sonra hem Japonya’da hem de Finlandiya’da ödüllendirildi. Bugünlerde doktora talebelerim ile daha çok “büyük B hücresi lymfomaları” (large B cell lymphoma) üzerine çalışıyoruz. Bu çerçevede hem beyin lymfoomalarının ki çoğu large B cell lymphoma prognostik faktörlerini araştırıyoruz, hem de NLPHL ( nodular lymphocyte predominant hodgkin’s lymphoma) ve large B cell lymphoma arasındaki genetik ve immünolojik benzerlikleri araştırıyoruz. Çalışmalarımızı hem çalıştığım kurum olan Tampere Üniversitesi Tıp Fakültesinde hem de Frankfurt’ta Goethe Üniversitesi’nde yürütüyoruz.

Hangi tip hastaları ve hastalıkların tanısında Hematopatoloji kullanılıyor?

Hematopatoloji kemik iliği, kan ve lenf düğümü kanserlerinin teşhisi ile ilgili patolojinin alt birimi. Bildiğim kadarı ile ülkeler arasında farklar var. Lakin tıbbi ya da yeni adı ile moleküler genetik Finlandiya’da bizim bir alt birimimiz. Yani yaptığımız bütün teşhisleri moleküler genetik yöntemler ile pekiştiriyoruz. Sadece teşhis yapmakla da kalmıyoruz, bir de hastanın izlenmesinde sürekli tedavinin etkisini çeşitli alınlarda örnekler üzerinde izliyoruz.

Hematopatoloji alanında dünyada ve Türkiye'de çalışmalar hakkında görüşlerinizi öğrenebilir miyim? Bu konuda istatistikî bilgileri paylaşabilir misiniz?

Hematopatoloji dünyada ve Türkiye’de son 10 yılda çok büyük mesafe kat etti. İlerleyen moleküler genetik tekniklerinin bunda çok büyük etkisi var. Bu çalışmalar sayesinde birçok yeni ilaç artık neredeyse rutin olarak kullanıma geçti. Bu yeni tip immunolojik yöntemlerle geliştirilen ilaçların, eski kemoterapik yöntemlere göre yan etkisi son derece az.

Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesini 1989 yılında bitirdikten sonra. 1990 yılında Helsinki Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarıma başladım. Helsinki’de o sıralar babamın görevi sebebiyle ailem yaşıyordu. Ben sadece Ankara’dan ailemin yanına taşındım. Önce immünoloji doktorasını bitirdim. Bu arada Patoloji ihtisasıma başladım. Avrupa Topluluğu kurulmuştu ve yaşadığım ülke Finlandiya, Avrupa’nın bir parçası oldu. O zaman artık kanunen kendi görevimi sürdüremedim. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Avrupa topluluğunun dışında kaldığı için ben bütün tıp alanlarından tekrar Fince sınava girdim. Birde tıp hukuku sınavını geçtim ve kendi görevime geri döndüm. Patoloji ihtisasını bitirdikten sonra, hematopatoloji ile ilgilenmeye devam ettim.


Bugüne kadar eğitim aldığınız ve çalıştığınız kurumlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Helsinki Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden üç yıl önce Tampere Tıp Fakültesi’ne geçtim. Şimdi hem Hematopatolog olarak çalışıyorum, hem de tıp eğitimcisiyim. Finlandiya’daki eğitim sistemi bildiğiniz gibi son yıllarda, bütün dünyada çok büyük takdir aldı. Bana bu pozisyon teklif edildiği zaman onun için çok büyük bir mutluluk ile kabul ettim.

Eğitim sistemimiz tıp alanında en yeni sistem olan “Problem based learning”. Bütün öğretim üyeleri entegre eğitim veriyoruz. Her birimizin 10 kişilik öğrenci grupları oluyor. Bir grup ile iki ayda bir her hafta iki kez toplanıyoruz ve talebeler belki konu hakkında panel tartışması yapıyorlar. Eğitmen sadece gözlemci, eğer konular yanlış yönlendirilirse olaya müdahale ediyor ya da tartışma tıkanırsa, tıkanıklığı gideriyor.

Eğitim aldığınız kurumların halen bulunduğunuz konuma gelmenizdeki katkıları nelerdir, şu anda çalıştığınız kurumu neden seçtiniz?

Eğitim aldığım kurum Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 21 yıl önce 1989 yılında mezun oldum. Bugün eğitim kalitesi ile çok takdir alan Finlandiya’daki talebelerim bile benim aldığım eğitim kadar iyi eğitim aldığına inanmıyorum. Bana o zaman çalışma zevkini aşılayana, bu mesleğe olan saygımı aşılayan hocalarıma ve okula gelmesini bir zevk haline getiren arkadaşlarıma bugün minnettarım. Onların verdiği özgüven ile yoluma devam ediyorum.

Finlandiya’ya gelişim bir tesadüf degil. Sadece babamın görevi gereği o sıralar burada yaşayan ailemin olduğu ülkeyi seçtim. Tabii ki seçerken de hiç tereddüt etmedim. Fin eğitim sisteminin çok etkili ve başarılı olduğunu ailemden duymuştum. Artık bütün dünyadaki yapılan araştırmalarda bu kanıtlandı.


Halen pratiğini yaptığınız branşın Türkiye ve Finlandiya’daki durumunu karşılaştırabilir misiniz?

2011 yılı başlarken Ankara’da Hacettepe Üniversitesinde bir meslektaşımın düzenlediği Hematopatoloji konferansına katıldım. Gurur ve mutluluk verici bir seminerdi! Türkiye’deki meslektaşlarımın seviyesi en az buradakiler kadar iyi, çok büyük bir olasılık ile çok daha iyi. Bu çerçevede şunu da hemen belirteyim. Avrupa’da aldıkları tedavi ile mutlu olmayıp, Türkiye’ye tedavi olmaya giden hastalar biliyorum. Anlattıkları , yaşadıkları tecrübeler inanın dinlemeye değer! Her zaman çok olumlu, mutluluk verici!

Türkiye'de halen eğitim almakta olan tıp öğrencilerine ya da genç hekimlere neler önerirsiniz?

Aldığınız eğitimin kıymetini lütfen iyi bilin. Birde unutmayin, iyi hekim olmanın yolları her zaman “iyi insan” olmaktan geçer. Henüz talebe iken sosyal yapınızı geliştirin. Önce insanları dinlemesini öğrenin, sonra kitaplardan ve netten bilgi edinmesini. Ezberlenen bilgiler çabuk unutulan bilgilerdir. Siz bilgiye doğru kaynakta ulaşmasını öğrenin.

Hangi bilimsel dergileri takip ediyorsunuz?

Bugünlerde patoloji, hematoloji, kanser ve tıp eğitimi konularındaki yayınları takip ediyorum.

Mesleğinizle ilgili en çok ziyaret ettiğiniz 3 internet sitesi nedir?

Günümüzde google gibi net araştırma motorları var. Bu soru benim için çok zor bir soru. Ben sadece google’dan istediğim konuları araştırıyorum. Birde iletişim sistemleri ile çok ünlü Finlandiya’da ülke çapında ortak kullandığımız bir site var. Bütün yayınlara oradan ulaşabiliyoruz

Alanınızda araştırma yapanlara mutlaka okumalarını tavsiye ettiğiniz kitaplar hangileri?

Gençlere Türk tarihini ve kültürünü yakından takip etmelerini ve bilmelerini öneriyorum. Kendini bilmeyen, başkasını öğrenemez. Kendine saygı göstermeyeni de başkası saymaz. İnanın buna! Tabii sanat çalışmalarını da unutmamak gerekir. Ben bulunduğum ülkede tam 10 yıl Finlandiya Türk Derneği başkanlığını yaptım. Halende bu görevi yürütüyorum. Bu çalışmalarım tıp fakültesinde bana kadro seçimlerinde puan kazandırdı. Bilim adamının tek yönlü olması mümkün değildir. Bilim adamı sosyal sorumluluk alabilecek, fikirlerini savunabilmelidir.

‘Selonica the city of Ghosts’, gençler bu kitabı okusun ve bizim hoşgörümüz üzerine yazılan yorumlardan gurur duysun. Bana kitabı bir yunan asıllı arkadaşım hediye etti. Ayrıca WHO classification series, blue books tavsiye ederim.

Bilim ile uğraşan veya ilgilenen herkese mutlaka okumalarını tavsiye ettiğin bir kitaplar hangileri?

Albert Einstein’in bilim hakkındaki yazılarını okumalarını tavsiye ederim. Birde Alzheimer’in öyküsünü. Ben Alzheimerin öyküsünü belli bir kitaptan okumadım, sadece bir televizyon programında izledikten sonra internetten takip ettim. Öyküdeki en büyük ders, büyük buluşlar hiçbir zaman aşırı maddi imkan ve destekleyeci çevre gerektirmemiş. Sadece gözlemci ve sentezci bir kişilik ve yaklaşım.. Birazda şans!!!


Yurt dışında hekimlik yapmanın sıkıntıları nelerdir?

Sürekli doğduğu toprakları özlemek, hayat basamaklarında yukarı doğru çıktıkça daha çok özlemek. Çok samimi bir şekilde cevap vereyim. İnanın bence Türklerin yurt dışında yasadığı en büyük problemler, birazda hep kendilerinden geliyor. Bizim birlik olmak özelliğimiz çok zayıf. Belki gittikçe zayıflıyor da.. Aramızdaki düşünce ve yaşam biçimi farkları çığ gibi büyüyor. Yoksa benim yaşadığım ülke Finlandiya’da insan saygısı ve sosyal destek çok fazla.. Siz yeterki birlik olun, devlet size yer gösteriyor, destekleyici para yardımı yapıyor.

Türkiye'de tıbbın durumu nedir? Ülke dışında tahsil almak gerekli midir? Kimler için daha uygundur?

Türkiye’de tıp eğitimi kanımca çok iyi durumda. Yurt dışında bilimsel toplantılara katılmak gerekir. Onlara da ciddi anlamda katılmak, yani turistik gezi için değil.

Finlandiya’da hasta popülasyonunun karakteristik özellikleri nelerdir? Türkiye'ye göre ne gibi farkları vardır?

Ülkelerine, birbirlerine çok saygılı, dürüst ve güvenilir insanlar Finliler ve çok çalışkan!! Kendi ülkelerini ve insanlarını hiçbir zaman kötülemezler. Ne olursa olsun “vatanım” derler. Bizde vatan sevgisinin azaldığını görüyorum ve çok üzülüyorum.

Finlandiya’da ünlü tıp kurumlarına veya hastanelerine eğitim amaçlı olarak girebilmek mümkün müdür?

Avrupa topluluğu kuralları geçerli, o nedenle çok zorlaştı. En az 6-8 yıllık bir çalışma gerekiyor. Ama tabii ki çok zor olması, imkansız demek değil.

Finlandiya’da Türk hekimler arası dayanışma ne durumdadır?

Bizim sayımız burada eğer yanılmıyorsam 10 kişiden az. Özel bir ortak çalışmamız yok.