6 Aralık 2011 Salı

Ağız Kokusunu Gideren Yiyecekler

Ağız, diş çürümesinden, bazı hastalık veye rahatsızlıklardan, yediklerimiz ve içtiklerimizden mütevellit çok değişik sebeblerden ötürü kötü kokabilir. Ağzı kokan kişi, psikolojik olarak çok etkilenir. Toplum içine girmek istemez, hatta kendine olan güvenini bile yitirir.
Öncelikle ağız kokusunun sebebini bilmek gerekir. Ama ağız hijyenliği çok önemlidir. Ağız ve diş temizliği ile birlikte ağızdaki bu kötü kokuyu bazı besinlerle veya yiyeceklerle yok edebiliriz.
Ağızdaki Kötü Kokuyu Gideren Yiyecek ve Besinler:
Peynir : Ağzın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler oluşmasını engeller. Özellikle şekerli gıdalar alındıktan sonra yenilecek bir parça peynir, şekerin dişleri çürütmesini engeller.
Yeşil Çay : Yeşil çayda bulunan fluorid diş çürümesini engeller. Bakterilerin yok olmasını dolayısı ile ağzın kötü kokmasını önler.
Kivi : Diğer meyvelere göre daha fazla C vitamini içerir. C vitamini dişetleri için çok faydalı olup, bakterileri öldürür. Periodontal rahatsızlığına iyi gelir. Ağız kokusunu giderir.
Yoğurt : Kalsiyum açısından zengin bir besindir. Dişler için çok faydalıdır. Diş ile ilgili rahatsızlıkları giderir ve ağız kokmasını engeller.
Maydanoz : Sarımsak, soğan gibi veya sigara gibi rahatsız edici kokulardan arınmak için maydonoz çiğnemek faydalıdır.
Çilek : Çilek dişlere ve dişetleri için faydalıdır. Diş taşlarının oluşumunu engeller. Ağızdaki kokuyu giderir.
Kuru Yemişler : Bakterilere karşı koruyucu tabaka oluşturur. Diş minesini kuvvetlendirip, çekirdeklerinde bulunan kalsiyum sayasinde diş çürümelerini engeller.
Elma : Elma, kabuklu yenildiğinde hem dişleri kuvvetlenir, hem de dişleri temizler. Diş aralarındaki artıkları temizleyerek, bakteri oluşumunu engeller.
Balık : Balık fosfor içermektedir. Fosfor kemik ve diş dokusunun temel maddesidir. Sağlıklı dişler için, balık yenilmelidir.

5 Aralık 2011 Pazartesi

“ÜLKEMİZDE ANESTEZİ UZMANI SAYISI YETERSİZ”


Depremlerde enkaz altındakilere ilk müdahale sırasında yapay solunum cihazlarının hayati önem taşıdığını belirten Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, “24 saatten fazla göçük altında kalan her birey yoğun bakım hastasıdır. Travma sonrası yaşanan şiddetli ağrı da ölümcül şoklara neden olabilir. Bu nedenle deprem gibi doğal afet veya kazalarda anestezi uzmanlarının önemi büyüktür” dedi. TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin ise ülkemizde anestezi uzmanı sayısının çok yetersiz kaldığını, bunun da doğal afet sırasında can kayıplarının artmasına neden olabileceğine dikkat çekti.

Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) tarafından 26-30 Ekim tarihleri arasında düzenlenen “45. Türkiye Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kongresi” Antalya Manavgat’ta düzenlendi. 2 bine yakın hekimin katıldığı kongrede, anestezide yeni uygulamalar, doğal afet ve acil durumlarda anestezi ve anestezi hekimlerinin önemi gibi çok sayıda konu ele alındı. Kongre ile ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan TARD Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, Van depreminin ardından anestezi uzmanlarının öneminin yeniden gündeme geldiğini vurgulayarak “Acil müdahale gerektiren bütün felaketler gibi, depremde de anestezi ve anestezi doktoru başrollerden birine sahiptir. Yaralının kurtarılması ve sevki esnasında solunum ve dolaşım sisteminin kontrol altına alınması, ameliyat gerektiğinde en uygun anestezinin verilmesi, ameliyat bitiminde hastanın normal yaşantısına dönmesini sağlar, yoğun bakım gerektiren ağır yaralı hastaların yaşama geri döndürülmesi için çalışır” dedi. Anestezi uzmanlarının sayısı yetersiz olduğunda, özellikle bu tip afetlerde can kayıplarında ciddi artışların yaşanabildiğinin altını çizen Şahin “Hastaların solunum ve diğer yaşamsal fonksiyonlarının takibini yapan anestezi uzmanları, sıvı kaybı ve solunum yetmezliğinde ilk müdahale eden olur. Organların en az hasarla kurtarılması da yine anestezi doktorlarının görevidir” diye konuştu.


Ağrı, Ölümcül Şoka Yol Açar

Travmalı hastada şiddetli ağrının ölümcül şoklara neden olabileceğini kaydeden Şahin, özetle şunları kaydetti: “Ağrı esnasında vücutta bazı zararlı maddeler salınır, bu yaralı hastanın durumunu daha da kötüleştirebilir. Bundan dolayı ağrının dindirilmesi önemlidir. Hatta ağrı eşiğinin belli bir düzeyin üzerine çıktığında hasta şoka girer veya hayatını kaybeder. “


İngiltere’de 20 Kişiye, Ülkemizde 200 Kişiye 1 Anestesizt

TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin ise ülkemizde 200 kişiye bir anestezi hekiminin düştüğünü, bu rakamın İngiltere’de her 20 kişiye 1 anestezi uzmanı olduğunu belirtti. Bilgin, “Sağlık Bakanlığı ile bu konuyu görüştük. Anestezi uzmanı sayısı hızla arttırılmalıdır” dedi.


Anestezistlerden “Hayatta Kalma” Rehberi

TARD Gelecek Dönem Başkanı Prof. Dr. Güner Kaya TARD olarak deprem gibi doğal afetler sırasında hayati önem taşıyan bilgilerin yer aldığı “hayatta kalma” rehberi hazırlayacaklarını, bu konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı ile görüşme yapmayı planladıklarını açıkladı. Kaya, enkaz altında kalanların yaşadığı travmalar ve diğer afetlerde halka ve kurtarma ekiplerine yönelik hazırlanacak rehber için çalışmalara başladıklarını dile getirdi.


Göçük Altından Çıkarılan Hastalarda Solunum Yönetimi

Prof. Dr. Agah Çertuğ, deprem bölgesi ve afet bölgelerinde anestezi ve anestezi doktorunun rolünün çok önemli olduğunu söyledi. Van depreminin sembolü haline gelen Yunus'un göçük altında çıkarıldığında konuşmasının düzgün olduğuna dikkat çeken Çertuğ, göçük altından çıkarılan hastalarda solunum yönetimi, travmalı hastada ağrı yöntemi ve göçük altında sıvı kaybının iyi bir şekilde kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti.


Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatiş Altıntaş ise depremde göçük altında kalan hastanın çıkarılmasında anestezisyenlere ihtiyaç olduğunu kaydetti. Altıntaş, “Hastanın çıkarılmadan önce kolu veya bacağı kesilebilir. Bu önemli bir durumdur’’ diye konuştu.

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ TÜRKAN DAĞOĞLU


Son dönemlerde çok tartışılan performans sistemindeki paket program ve akademisyenlerin çalışmalarının değerlendirilmesi ile ilgili düzenlemelerin yapılmasının gerekli olduğunu belirten Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanvekili Prof. Dr. Türkan Dağoğlu, tam gün uygulaması, üniversitelerle Sağlık Bakanlığı işbirliğinde yaşananlar ve uygulanan sağlık politikaları hakkında birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi.

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ve getirdikleri, üniversitedeki öğretim üyelerine uygulanan paket programlarla performansın ölçülmesi, bilimsel çalışmaların teşviki için yapılanlar hakkında AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Türkan Dağoğlu, düşüncelerini Sağlık Dergisi'ne anlattı. Üniversitede yıllarca görev yapmış, bilimsel araştırmalarla dünya literatürüne geçmiş olmasının yanında sağlık politikalarına objektif yaklaşımıyla dikkat çeken Dağoğlu, şunları söyledi: “Üniversite hastanelerinde hekim tam gün mesai ile çalışmalı. Akademik kariyer, misyon ve getirdiği gereklilikler göz önüne alındığında part-time yani yarı zamanlı çalışmayla bağdaşmamaktadır. Üniversitede ders veren, hasta bakan, ameliyat yapan ya da çalışma yaparak bilim üreten bir kişi kendi zihin ve mesaisini muayenehanede bekleyen hastalarıyla yormamalı. Tüm mesaisini yapmakta olduğu eğiticilik gereği bağlı bulunduğu kuruma adamalıdır. Akademik kariyer gibi zorlu ve yaklaşık 10-15 yıl gibi uzun bir süreci kaplayan meşakkatli yolu seçen kişilerin öncelikli düşüncelerinin yüksek gelir elde etmek olmaması gerekmektedir. Muayenehanecilik, bir işletme olarak, 21. yüzyıl sağlık koşulları ve gelişmiş sağlık teknolojileri göz önüne alındığında, geçmiş yıllardaki sağlık açıklarının doğurduğu bir boşluk doldurma ya da boşluktan faydalanma sisteminin ürünüdür.

“Muayenehanelerin İşlemesini Sağlayacak Bir Gereklilik Bulunmuyor”

Sağlık sistemi tamamen hastanelere kaydırılmış durumda. Hekimler kullanmakta oldukları muayenehaneleri devam ettirme özgürlüklerini yerine getirme arzusunda bulunuyorlarsa, bu kişiler üniversite olanaklarını kullanma hakkından vazgeçmelidir. Bağlı bulundukları kuruma gelen hastaları kendi muayenehanelerine yönlendirmeleri veya özel merkezlerde tedavi edemedikleri komplike vakaların tedavisine üniversite hastanelerinde devam etmeleri kurumsal ve hukuki yaptırımlarla engellenmelidir.

Doktor, özel hastanede baktığı hastasında bir komplikasyon çıktığı zaman bunu hemen bağlı bulunduğu kurum üniversitesindeki kliniğe getiriyor. Bu olmaz, bunu hangi hastanede yaptıysanız orada bunun tedavisini yapacaksınız. Üniversite hastanesinin kliniğini kullanarak komplikasyonu tedavi edemezsiniz. Bunun en doğru yolu hekimin tam gün çalışmasıyla olacaktır. Bu nedenle özellikle üniversite hastanelerinde görev yapan öğretim görevlilerine tam gün çalışmadıkları takdirde belirli kısıtlamalar getirilmeli ve böylece bu kurumlarda tam gün çalışmayı seçen hekimler arasında bir fark olduğu hukuken de ortaya konulabilmelidir.

“Performans Sisteminde Öğretim Üyesine Paket Program Olmamalı”

Performans sisteminin üniversite hastanelerinde kullanılabilirliği biraz kısıtlıdır. Performans sistemi 2003 yılından bu yana uygulanmakta. Ve bu sistem sağlık hizmetlerinin halkın tüm katmanları tarafından erişilebilirliği, verimliliği ve hizmet kalitesini ciddi olarak arttıran başarılı bir uygulama olarak karşımıza çıktı. Genel sağlık sigortası halkın sağlık hizmeti veren kurumlardan eşit olarak yararlanmasını sağlar. Bunun ikinci aşaması olarak getirilen performans ise bilgi ve deneyim anlamında üst düzey olan öğretim üyelerinin bu özellikleri ile halkın her birine hizmet etmesini kolaylaştırmaktadır. Bu uygulama ile hekimler, kamuya sağladıkları katkı oranında kendi gelirlerini de arttırma olanağı elde etmektedir.

“Performans Sistemi “Hastalık Yoktur Hasta Vardır” İlkesini Hiçe Saymakta”

Performans sisteminin bir bileşeni olan “paket programı” ile ücretlendirme, tıbbın en temel ilkesi olan “hastalık yoktur hasta vardır” ilkesini biraz hiçe saymakta. Her apandisit hastasını ya da kolasistitli hastayı aynı saymak ve yapılan ameliyatın, uygulanan tedavinin niteliğinden çok niceliği ile ilgilenmek doğru değil. Burada düzeltilmesi gereken durum, her bir ameliyatı ve her yapılan işlemi aynı paketin içine koymamaktır. Ben üniversite öğretim üyeliğinden gelen bir hekim olarak bazen hekimi de hastayı da zorlayan hastalıklar vardır. Onların farklı paketler içerisinde olması gereklidir. Bu düzenlemenin olmasını ben de isterim.

Performans sisteminin, çalışan ile çalışmayanı ayırmak için gerekli olduğunu düşünüyorum. Bir hafta ameliyata girmeyen öğretim üyesi ile her gün ameliyat yapan hekimler var. Bunu ayırmak için gereklidir.

KHK ile Bakanlık Teşkilatı Yeniden Yapılandırıldı

Kanun Hükmünde Kararname, hükümete verilmiş bir haktır, hukuksaldır ve yerine göre kullanılıyor. Sağlık Bakanlığı gelişmeleri gözeten, ülkemizin sosyo-ekonomik özelliklerine uygun yapısal, planlı ve sürdürülebilir bir Türkiye modeli hazırlamayı hedefliyor. Yürütmekte olduğumuz dönüşüm programının bileşenlerinden biri Sağlık Bakanlığının planlama, yönetme ve denetleme kapasitesini güçlendirmekti. Bu amaçla Bakanlık teşkilatı yeniden yapılandırıldı. Yeni yapıda politika oluşturma, temel kuralları belirleme ve üst denetim görevleri Bakanlığın bünyesinde oluyor. Bakanlığa bağlı kuruluşlar teşkil edildi; Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Temel Sağlık Hizmetlerini; Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Hastane Hizmetlerini; Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu da ilgili düzenleme ve denetlemeleri yapacaktır. KHK cumhuriyet döneminde çıkartılan düzenlemeleri tamamen yeni bir boyuta taşıyarak ve sağlık sektörünü her yönüyle çok kapsamlı ele alan bir çalışmadır. Hastane yapılanmasından sağlık yatırımlarına, sağlık turizminden ilaç üretimine kadar tüm sektörü tek çatı altında ele alan bir düzenleme olarak başarılı buluyorum.

En Büyük Hizmetlerden Biri Tüm Sigortaların Tek Çatı Altında Toplanması

Hükümetimizin yaptığı en büyük hizmetlerden biri emekli sandığı, sosyal sigortalar, bağ-kur ve yeşil kartlıları aynı çatı altında toplanması oldu. Bu Türkiye için başlı başına büyük bir hizmet. Hastaların ne çektiğini biliyorum. Bu uygulama ile hastalar istedikleri kuruma gidip, muayene olup tetkik ve tedavisini yaptırabiliyor.


“Tam Gün ile Asistan Eğitimleri Düzenlenecek”

Sistem kökten değiştiği için bunun getirdiği zorlukların olması doğaldır. Tam gün yasasında asıl hedeflenen , profesörlerin özel sektör yerine eğitim verdikleri kuruma zamanlarını ayırmalarıdır. Öğretim üyesi üniversitede 2 saat durup özel hastaneye ya da muayenehanesine gitmeyecek. Üniversitede çalışıyorsa bütün gün orada duracak ve asistana eğitim verecek. Asistan istediği anda öğretim üyesine ulaşabilecek.

“Üniversiteler Eğitim Vermek İçin Yetersizse Devlet Destekler”

Üniversitelerle ilgili durum Sağlık Bakanı ile görüşüldü ve toplantı düzenlendi. Toplantıya birçok üniversitenin başhekimi ve dekanları katıldı. Marmara Üniversitesi’nin, Bakanlık ile işbirliği çalışmalarına başlamadan önceki ve sonraki başhekimleri de katıldı. Bu üniversitenin yıllarca yeterli bir hastanesi olmadı, son durumdan herkes memnun.

“Profesörlere Yönelik 8 Yeni Madde Gündeme Geldi”

Hekimlik mesleği sadece okumakla olmaz, çok hasta görmek gerekir. Bir hastanın teşhisinde deneyim çok önemlidir. Önceden öğrenciler, bir-iki hasta ile mezun olurken şimdi çok sayıda hasta görerek mezun oluyor. Üniversitedeki sorunların dinlenip, çözülmesi için bazı düzenlemeler yapılacak. Profesörlere yönelik 8 madde gündeme geldi. KHK ile ilgili madde çıkacaktı toplantıdan sonra o karar çıkmadı. Muhtemelen yeni düzenleme ile daha ileri bir tarihe ertelendi.

Bakanlık ve Üniversiteler Uzlaşıyor

Öğretim Üyelerinin istekleri arasında, özel sağlık sigortasının üniversite kliniklerinde de geçerliliğinin sağlanması yer aldı. Bilimsel Araştırma Kuruluna, bilimsel araştırma yapan akademisyene az bir pay verilirken, bunların arttırılması düşünüldü. Özlük haklarının ve emeklilik maaşlarının daha iyi hale getirilmesi öngörüldü.

“KHK Yerli Üretimi Destekliyor”

KHK ile yerli ilaç üretimi teşvik edilmekte ve desteklenmektedir. Yurt içi sanayi alımları desteklenecek, ihtiyaç halinde yerli ve yabancı alım garantili sözleşmeler yapılacak. İleri teknoloji, hizmet ve ürün sanayisinin geliştirilmesi için yurt dışından teknoloji transferine ve ofset uygulamalarına imkan sağlanacaktır.

İstanbul Üniversitesi’ne Yeni Hastane Teklifi Edildi, Akademik Kurul “Hayır” Dedi

İstanbul’da halk, sağlık politikalarından son derece memnun. Sistem değiştiği için bazı aksaklıkların olması doğaldır. Yıllardır alışılan düzen bozuluyor. Sorunların zaman içinde düzeleceğine inanıyorum. İstanbul Üniversite Tıp Fakültesi’nin hastaneleri çok eski olduğu için Sayın Başbakana gelen talep doğrultusunda yeni hastane verilmesi teklif edildi. Sayın Rektör, akademik kurul ile durumu anlattı, hocaların yüzde 95’i istemediklerini söyledi. Ancak eski binaların yenilenmesi uzun süreceği kendilerine iletildi.

Türkan Dağoğlu Kimdir?


Türkan Dağoğlu, 10 Eylül 1945'te Tekirdağ'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Aynı Fakültede Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları alanında uzman oldu. ABD New York Üniversitesi'nde Yenidoğan Bilim Dalında üst ihtisasını yaptı. 1982'de doçent, 1990'da profesörlük unvanlarını aldı. 1991-2002 yılları arasında yurt dışında değişik üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Üniversitelerarası Kurul Üyeliğine seçildi. İstanbul Tıp Fakültesinde Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilim Dalına bağlı olarak Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesini kurdu. Amerikan Biyografi Enstitüsü'nün "Yılın Başarılı Kadınları" listesine girdi. İngiltere'de Oxford Üniversitesinde yapılan Dünya Forumunda kendi adına "Şeref Madalyası" aldı. Anne ve çocuk arasında kan uyuşmazlığı hastalığı ile ilgili olarak uyguladığı tedavi yönetimiyle dünya literatürüne geçti. Sağlıklı Bebek Derneğinin, Anne ve Bebek Sağlığı Vakfının Kurucusu ve 2. Başkanı, Türk Neonataloji Derneği’nin Yönetim Kurulu’ndadır. İyi düzeyde İngilizce bilen Dağoğlu, evli ve 3 çocuk annesidir.


2 Aralık 2011 Cuma

TIBBIN DUAYENLERİ TUNÇALP ÖZGEN

Prof. Dr. Tunçalp Özgen
Türkiye’de Mikroşirürji alanında öncülük yapan, Türk Nöroşirürji Derneği’nin kurucu üyesi olan, 70’in üzerinde bilimsel makalesi bulunan, bugüne kadar 20 bin civarında beyin ameliyatı gerçekleştiren, Türkiye’ye transfenoidal ameliyatını getiren ve yapan ilk kişi olan Hacettepe Üniversitesi Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tunçalp Özgen, mesleğinin 42. yılına kadar yaptığı tüm işleri eşi Canan Hanım sayesinde gerçekleştirdiğini söyledi. Prof. Özgen hayatını açık yüreklilikle Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.


Türk Nöroşirurji Derneği’nin kurucu üyesi olarak İngilizce ilk bilimsel derginin çıkartılmasını sağlayan Prof. Dr. Tunçalp Özgen, aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsünün kurucusu. 10 binin üzerinde okuduğu kitapları, kurduğu Senfoni Orkestrası, Türk Sanat Musikisi Korosu ve Sanat Müzesinin yanı sıra gerçekleştirmek istediği yeni projelerini ve hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı. Prof. Dr. Özgen: “1946 yılında Kütahya’da doğdum ancak kırk günlükken ayrıldığım ve ailem birçok ilde yaşadığı için . Türkiyeliyim diyorum. Ev hanımı olan annem Mümine ve eczacı aynı zamanda milletvekilliği yapmış babam Ahmet İhsan’ın üçüncü çocuğuyum. Ablam benden 15 yaş, ağabeyim ise benden 10 yaş büyük. Babam çok otoriterdi, çocuklarıyla sohbet etmeyen çok konuşmazdı. Bu nedenle ağabeyim hep evdeki danışmanım, bana yol gösterendi. Ağabeyim ceza hukuku profesörü ve Türkiye Barolar Birliği Başkanıydı.

Babamın Vefatından Sonra Sınıf Birincisi Oldum
İlkokulu Ankara Sarar İlköğretim okulunda okuyordum. Annem, Ankara Kolejine geçmemi İngilizce eğitimimde katkısı olacağı için çok istedi. Mesleğimde ilerlemem hep bu yabancı dilimin iyi olmasına bağlı oldu ki bu eğitimi almamı sağlayan anneme çok şey borçluyum. Ankara Kolejinde ilkokul, ortaokul ve lise eğitimimi aldım. Lise 2. sınıftayken babam vefat etti, o zamana kadar derslerim ortalama düzeydeydi. Sonra annem “Baban öldü, artık çalış” dedikten sonra sınıf birincisi olmaya başladım.

Kolejde Ders Öğrenmekten Çok Kültür Aldım
Sanatı çok sevdim ama hiç kabiliyetim olmadı. Lise 2’de 4 seçmeli dersten müziği seçtim. Nevzat Bey, çok güzel müzik kültürü verdi. Koro şeklinde şarkı söylüyorken hoca, “Herkesin her şeyde kabiliyeti olmaz. Sen bir resimde şansını dene” dedi ve beni resim sınıfına gönderdi. Resim hocam Eşref Üren kabiliyetim olmasa da beni kabullendi. Kolejde ders öğrenmekten çok kültür aldım. Bugünün eğitiminde en büyük eksikliklerimizden biri bu, kültürlü insan yetiştirmemiz lazım. Dersi nasılsa öğrenir insanlar, ama kültürü veremezseniz üstüne bir şey koyamazsınız.


Hacettepe Tıp’ta 100 Kişilik Sınıftan 35 Kişi Mezun Olduk
Babam vefat ettiği için tıp fakültesini çok istediğim halde maddi sıkıntıyı düşündüm. Annem, “Ben seni okuturum, sen istediğin yere gir” dedi. Bizim dönemimizde merkezi sistem yoktu, o nedenle üniversitelerin sınavlarına giriliyordu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. ve Cerrahpaşa Tıp fakültesi sınavlarına girdim. Dayım genel cerrahtı, ona sordum. İhsan Doğramacı’nın yeni fakülte kurduğunu Ankara Üniversitesine bağlı Hacettepe Tıp Fakültesini yazmamı söyledi. Hacettepe’yi kazandım, nasıl bir yer olduğunu görmemiştim. Yıl 1963 Ağustos ayı, küçük bir binaydı ve 100 kişi başladık. Bir gün isyan çıkarttık, bize “siz buradan doktor olmayacaksınız, sağlık memuru olacaksınız” denildi. Dekan geldi ancak ikna olmayınca sonunda İhsan Doğramacı geldi. Doğramacı, “Siz iyi doktor olacaksınız, gelecek sene geldiğinizde birçok laboratuar yapılmış olacak. 24 saat size açık kendiniz deney yapacaksınız. Siz hastadan korkmayacaksınız, iğne yapmadan dikiş atmadan mezun olmayacaksınız. Pratik eğitimi alıp mezun olacaksınız” dedi . Söylediğinin hepsini yaptı, yeni hevesle genç bir kadro çok iyi bir tıp eğitimi verdi. Çok zorladılar, ikmal yoktu sınıfta kalırsan atılıyordun. 100 kişilik sınıftan 35 kişi mezun olduk. Yabancı dil bilmeyenlere öğrettiler ve öğrenciyken yabancı makaleleri okuyup araştırma yapmanın önü açılarak öğrenim gördük.

Yıllarca Günde Ortalama 3- 3,5 Saatin Üzerinde Uyumadım
Tıpta öğrenciliğimde hep ilk 3’ün içindeydim ve üstün başarı belgesini alırdım. Çok çalıştım, akşamüstü 6 gibi dersimiz biterdi. Eve gelir bir iki saat uyur sonra ya hiç uyumazdım ya da sabah 4’te yatar 7’de kalkar derse giderdim. Yıllarca günde ortalama 3- 3,5 saatin üzerinde uyumadım. Demek ki uykunun derinliği ve kalitesi önemliydi.


Bizi Hasta ile Birlikte Yoğurarak Pişirdiler
“Biz çok ağır ders çalıştık” dediğimde, Eşim derdi ki “Siz çalıştıysanız bizde çalıştık.”. Yıllar sonra kızım tıbbıyeyi kazanıp ders çalıştığında, ise tepkisi, “ Bu insanlık dışı bir eğitim” oldu. İlk sınıflardan itibaren yardımcı doktor olarak hasta takip etmeye başladık. Kadın doğumda hamileliğini takip eden doktorun yanında bizde her birimizin bir hamile hastası vardı. Her ay çocuğun takibini yaptık, evine gittik, doğumuna girdik. Doğan bebeği takip ettim. Birinci sınıftan itibaren hasta ile yoğurarak pişirdiler. Bu ABD’nin Western Reserve Üniversitesinden Doğramacının seçtiği ve Hacettepe’de uygulamaya başladığı entegre sistemdi ki bugün ABD ve Türkiye de birçok üniversitede uygulanıyor.

Hacettepe’nin Başarısı Eğitim Sisteminden Gelir
Bir hoca beyini anlatırken diğeri gözü anlatmıyor. Bir hoca beynin anatomisini, diğeri beynin fizyolojisi, beynin hastalıkları, tedavi şekilleri anlatılıyor. Birbirinden kopuk ders eğitimi değil de blok eğitimler şeklinde oluyor. Hacettepe’nin başarısı eğitim sisteminden gelir.

Hemşirenin Ne İş Yaptığını Bilmeniz İçin O İşi Yapmalısınız
Klinikte çalıştığımız dönemlerde her birimizin hastası vardı. Cilt dikişini yapardık, sağlık ocağında çalıştığımızda elimiz titremedi, dikiş atmayı bilmeyen doktor olmadık. Hastanın idrarini tahlile götürür tahlilini kendimiz yapar. Hastanın burnuna sondayı takar, hastanın altını temizlerdik. Mezuniyet törenlerinde öğrenci arkadaşlar hep şikayet ederler, “biz burada amele gibi posta olarak görev yaptık, idrar taşıdık.” Bunu duyduğumda çok memnun oluyorum, İhsan Hocanın eğitiminin temeli bu. Hemşirenin ne iş yaptığını bilmeniz ve kontrol edebilmeniz için, yardımcı sağlık personelinin işini hekimlik eğitiminde hekim olacak kişinin bizzat yapıp, görmesi lazım. Hastanın sedyesini bir kez iterseniz bu amelelik değil bu doktor olmanın yolu.

Prof. Wilson, “Bir Sene Sonra Asistanım Olur Musun”
3. sınıftan itibaren genel cerrahi uzmanı olmak istiyordum. O zamanlar TUS yoktu, hocalarım benim genel cerrahiye gireceğimi biliyorlardı. Hüsnü Göksel, meme kanserinde önemli bir virtözdür. Prof. Charlie Wilson, 5. sınıftayken beyin cerrahide yanında staj yaptım. Prof. Wilson, “bir sene sonra asistanım olur musun” dedi. Amerika’da doktor olmak fikri çok cazip geldi, kabul ettim. Bir sene sonra geldi, beni çağırttı, son defa konuşmak için. Dr. Wilson ile görüşmeye girmeden önce Prof. Aykut Erbengi ve Prof. Vural Betan’a minnetarım Onlar benimle konuştular, “Asistanlık sınavı giriş sınavıyla oluyor, eğer sen Hacettepe’de beyin cerrahı asistanı olacağım diyorsan biz seni bomboş kağıt versen de alacağız. Wilson seni istiyor, tercih senin ancak Amerika’da buradaki kadar pratik bilgin olmaz. Çok iyi eğitim alırsın ama el eğitimin geri kalır” dediler . Wilson’da aynısını söyledi.


Nusret Fişek Hoca Halk Sağlığına Çağırdı
Nusret Fişek hoca beni çağırdı. İntörnlükte köyde sağlık ocağında çalıştık. Sabah saat 5’te servis arabaları ile sağlık ocaklarına Pazartesi sabah bizi gider, Cuma günü akşam gelirdik. Bir hafta boyunca neler yaptığımızı anlatırdık. O zamanlar hoca bizi o erken saatlerde uğurlardı. Karlar içinde köyde hasta bakarken, sahaya gelir bizi ziyaret ederdi. Benim halk sağlığına geçmemi istedi ancak ben istemediğimi söyledim. Beyin cerrahi mi genel cerrahi mi yoksa Amerika mı Türkiye mi arasında kaldım.

İlk Nöbetimde 11 Hasta Vefat Etti
Annemde Ankara’da olduğu için Hacettepe’de kalıp beyin cerrahisini seçtim. Yıl 1969 Haziran ayı kararım Beyin cerrahisi , yer Hacettepe. Ben tercih ettiğimde kanuna göre 7 seneydi, 4 sene genel cerrahi üstüne 3 sene beyin cerrahisiydi. Önce genel cerrahiye başladım, 1,5 sene genel cerrahide çalıştım ancak kanun değişti, beyin cerrahisi 5 seneye indi. Bunun içinde bir sene genel cerrahi var. Aykut Bey çağırdı,6 ayımın yanmasıyla beyin cerrahiye başladım. O zamanlar beyin cerrahisi çok ağır ve sancılı dönemlerdi. Mikroskop yoktu. İlk nöbetimde 11 hasta vefat etti. Mikroskop, anestezi bizim sonuçlarımızı çok etkiledi.

Beyin Ameliyatlarında Mikroskop Yokken KBB’den Alıp Kullandığımda Herkes Şaşırdı
Mikroskop ile ameliyat yapma yöntemi yok. Mikroskopla ameliyat yapmak istiyorum, bir KBB’nin mikroskopu vardı. Geceleri alıp onunla bez dikerek elimi alıştırmaya çalışıyordum. Arkadaşlarım “Bu ne yapıyor “dediler. Ama sonraki yıllarda mikroskop elimiz ayağımız oldu.


Eşimle Hastanede Tanıştık. Beyin cerrahisi 2. yılımdayken ağabeyimin eşi aile dostunun kızını methediyordu. Fotoğrafını da gösterdi, bir gün ağabeyimin kayınvalidesi ameliyat oldu. Canan’ın hastaneye ziyarete geleceğini söylediler. Orada tanıştık, hastaneden çıkarken telefonunu istedim. O şekilde başladı ve bir sene sonra da evlendik. Eşim o zaman ODTÜ’de kimya mühendisliğinde öğrenciydi. Uzmanlığı aldıktan sonra Mersin’e gitmek ve muayenehane açma fikri vardı. O dönem Türkiye’nin 35. beyin cerrahıyım.

“Nöbetler Kalkardı” Yani Her Gün Herkes 24 Saat Nöbetçi Olurdu
Uzmanlığı aldıktan sonra Aykut Bey, hastanede almamı istedi. Eşimle konuştum.5 senedir beni evde pek görmedi. 6 ay baş asistanlık yaptım, eşim annesine gitti ben hastanede yattım. Gün aşırı nöbetlerimiz vardı. Bazen öyle olurdu ki “nöbetler kalkardı” yani her gün herkes 24 saat nöbetçi demekti. “Maddi sıkıntımızda olabilir” dedim. O ise “Para pul peşinde değilim, istiyorsan akademiye devam et” dedi.

Aklımda hep mikroskop ile çalışma fikri vardı. Kendi kendime bir laboratuar kurdum, mikroskopla ameliyat yapmaya çalışıyorum. Ameliyathanede çalışıyorum ama okuduğunla olmuyor. Aykut Beye gittim, dedim ki , “Ben ay başında ayrılıyorum. Mikroşirurji istiyorum. Ancak kendi kendime çalışmamla olmuyor. Ben bunun eğitimini almak istiyorum.”

Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ilk Türk öğrencisi Oldum
İsviçre’de yeni yeni ismi duyulmaya başlayan Prof. Dr. Gazi Yaşargil vardı ama yanına hiç Türk almamış. Bir de onun hocası vardı, Donahi. İkisine de yazdım. Donahi bir sene sonra uygun olduğunu söyledi, Gazi Hoca yakın zamanda çağırdı. 31 yaşındayım, yurt dışına tek çıkmamışım, ekonomik sıkıntım var. Ne kadar maaş alacağım, nerede kalacağım hiç biri belli değil. Benim dönemimde televizyon yeni yayın yapmaya başlamıştı, dünya ile ilgili bilgimiz yok. Gündüzleri hastanede çalışırım, geceleri kütüphanede, hafta sonları da aynıydı. Haftada bir gün ailemi arardım. İstasyonda telefon bürosu vardı Ankara telefon isteğimi yazdırıp beklerdim. 3 saatte arama sırası gelirdi. Sonra Yücel Kanpolat geldi 1 ay kaldı ve sonrasında eşim geldi 1 hafta kadar kaldı. Almanya da hocasına doktora tezini okutmaya geldi.

Yurt Dışında Kahve Bile Alınamıyor
Ameliyathanede kahve, çay ve reçelli ekmek var. Herkes geliyor alıyor ama ben bunun parasını nereye ödeyeceğimi bilmiyordum. İki hafta bulamadım, bir gün Gazi hoca geldi “Bir kahve al” dedi. Nereden fark etti bilmiyorum, “sana kimse kahve iç demedi mi. Rica ediyorum lütfen buranın masrafını ben karşılıyorum, istediğin kadar alabilirsin” dedi. Ameliyattan çıkıp direk mikroşirurji laboratuarına gider rat ameliyatları yapardım ama konuşmamız öncesinde kahve içmeye çekinşirdim. Kuralları bilmeyince insan çok çekiniyor.

Hacettepeye Mikroşirürji Laboratuarı Kurdum
Hacettepe’ye mikroşirürji laboratuarı kurdum. O zamanlarda anevrizma ameliyatlarını yapan bir iki kişiden biriydim. Büyük çoğunluğu Hacettepe’ye yığılırdı, sabahlara kadar ameliyat yaptım. Profesörlüğüm geldiğinde ise bu kez doçent olunan üniversitede profesör olunmaz kararı çıktı. Bunun için başka üniversiteye geçmem teklif edilse de o zaman hülle diyorduk bu işe, bana uygun gelmedi. 10 sene beklemem sonunda o madde kalktı ve profesör oldum.

Kalp Krizi Geçirdim Uyku Sürem 3 Saatten 6’ya Çıktı
Ameliyat sonrasında da stresiniz devam eder. Hasta nasıl uyanacak acaba bir sekel oldu mu? Heyecanla beklersiniz. Bir gün 3 hastayı söyledim yarın ameliyat edeceğim diye o gün öğleden sonra kalp krizi geçirdim. Hastaneye gitmemeye çok çalıştım, ancak eşim ısrar ediyordu. Sonunda dedi ki, “Bana ne can senin, biz 3 gün ağlarız. Sen bilirsin.”Sonra hastaneye gittik ve kalbim durdu, müdahale edildi. Ali Oto hemen müdahale etti. İlhan Paşaoğlu ameliyat etti ve “ 6 saat yatacaksın” dedi. O günden bu yana 6 saat uyuyorum.



Kalp Krizinden Sonra Rektör Oldum
Ben ameliyat olmuşum, yoğun bakımda yatıyorum. Çok sevdiğim Ahmet Göğüş, o zaman eşime diyor ki “Bu bir şey değil asıl bunlar kalp ameliyatından sonra kendilerini ispata kalkarlar, senin bundan sonra çekeceğin var.” Aradan zaman geçti ben rektör olduktan sonra, Canan’a “Ben demedim mi sana” diyor.

Beytepe’de Tunçalp Özgen Kongre Merkezi Kuruldu
8 sene rektörlük yaptım. Hacettepe’nin düşünce ve yapı olarak yenilendi. Yakın zaman önce Beytepe Kampüsünde kongre merkezine benim adımı vermişler. Çok duygulandım. İhsan Doğramacı hoca bana bir gün bana dedi ki “Sen çok vefalısın, Allah’tan diliyorum sende vefa bulasın.”

Senfoni Orkestrası ve Sanat Müzesi
Sosyal proje olarak Hacettepe senfoni orkestrası ve Türk Sanat Musikisi korosu kurdum. Hacettepe’nin çok güzel bir resim koleksiyonu vardı, Sanat Müzesi açtım. Çok istediğim ve yapamadığım projem ise “bilim ve teknoloji müzesi” kurmak. Almanya’nın Münih şehrinde olan Deutsche Museum - Bilim Müzesi gibi bir proje, kurmak isteyenlere destek olurum. Ancak bu seyir müzesi değil. Gencecik öğrencilerin bilim deneyleri yaptığı bir müze. Bir de tıp müzesi kurmak için eski kullanılan aletleri biriktirdik, bina olduğu an, tüm materyaller hazır.

Mikroşirürji Birikimlerimi Yeni Kitabımda Topladım
Türk Nöroşirürji Derneği’nin kurucu üyesiyim. Nöroşirürji Derneği tarafından yabancı dilde dergi çıkartan ilk kişiyim. “Acil Nöroşirürji” kitabı yazdım, Mikroşirürji laboratuarında yapılan çalışmaların hepsinin olduğu kitabım yakında yayınlanacak.

İşim Bir Sanat Eseri gibi Gelir Bana
Ameliyatı bitirdiğimde çekilir bir bakarım, bir sanat eseri gibi gelir. Bazen çok içime sindi diyorsunuz, aynı şeyi yapıyorsunuz ama olmuyor. O günkü haleti ruhiyeniz mi bilmiyorum.. Gazi hoca da bazen “Bugün günümde değilim” derdi.

Mikroskopla Bel Fıtığı Ameliyatını İlk Yapmayı Düşünen Kişiyim
Elimden gelenin en iyisini yaparım, ama şartlar uygun olmaz bazen bu tesadüftür. Mikroskopla bel fıtığı ameliyatını ilk yapmayı düşünen kişiyim. Bunu söylediğimde bir hocam “olmaz böyle şey” dedi. Yaptığım ameliyatı uluslararası camiaya yazmadım. 6 ay sonra aynı hocam benim masama mikroskopla yapılmış bel fıtığı ameliyatı diye yazılmış makaleyi koydu. O onun özrüydü.



Hastanın Hayatının Kutsallığını Öğrendim
Herkesten bir şeyler öğrenileceğine inanırım. Ağabeyimden insanlık öğrendim, Gazi Hocadan cerrahi teknik, Aykut Hocadan hayatımın en büyük dersimi aldım. Beni yetiştiren kişi Aykut Ermengi’dir. Doçenttim, bir gün ameliyathaneden Aykut Hoca seni istiyor dediler. Bana dedi ki “şu anevrizmayı yapamıyorum.” Hocam estağfurullah dedimse de “hastaya zarar vereceğim gel yap” dedi. Hoca izledi, geldi bana teşekkür etti, asıl ben teşekkür etmeliyim dedim. Cerrahın bir megalomanisi vardır “ben yapacağım” diye. “Hastaya zarar verebileceği yerde başkasına gel bana yardım et” demek çok büyüklüktür. Aykut Beyden “hastanın hayatının kutsallığını” öğrendim. Eşim bana müthiş destek vermiştir, çok akıllı ve zeki bir kızdır. Evin yükünü aldı. Her şeyimi ona borçluyum. Tunçalp, Canan’sız olamazdı.

Özgen Spekülümü ve Tekniği
Türkiye’ye transfenoidal yani burun içine beyinden girme ameliyatını getiren ve yapan ilk kişiyim. Zürih’te bu ameliyatı öğrendim, kulak-burun-boğaz uzmanları yapıyordu, sonra beyin cerrahi beyin içini yapıp KBB kapatıyordu. Türkiye’de başkasına bağımlı olunca yürümeyeceğini biliyordum. Baştan sona kendim yapmaya başladım ve kendi tekniğimi geliştirdim. Hep dudak altından giriyorduk, “burun içinden girelim” diye düşündüm. Tasarımını yaptığım aleti, bir yabancı firmaya verdim. Patent hakkı istemiyorum, sadece “Özgen spekülümü ve tekniği” adı verilmesini istedim. Maalesef başka bir firmaya verildi. İsim vermeden piyasaya çıkarttılar.

20 Bin Civarında İnsan Ameliyat Ettim.
İş hayatımda hastayı anlayacaksınız, şefkatli ve dürüst olacaksınız. Genç hekimler eğer insanı sevmiyorlarsa yol yakınken bu işten vazgeçsinler. Paranın çözemeyeceği şeyleri insanlığınızla çözersiniz. Hava alanında kalsam oradaki bir hastam benim problemimi halleder. Rektörlüğümde başarılı olmamın bir nedeni de tüm bakanlıklarda memurlardan hastalarım oldu, Tunçalp hocanın dosyası diye benim dosyam bir gün beklemeden hazırlanırdı. Ekmeğinizin karşılığını saygı, sevgi ve yardım olarak alırsınız. 20 bin civarında insan ameliyat ettim.


Çocuklarınızdan Fedakarlık Etmeyin
Çocuklarımdan fedakarlık ettim, bu yanlışmış. Bir gün kızım dedi ki “babacım siz bizimle hiç oynamadınız.” Bu yanlış, bir baba çocuklarıyla daha çok ilgilenmeli. Ailenizi ve çocuklarınızı sakın ihmal etmeyin. Mesleğimin 42. yılındayım ve 42 yıldır ilk defa son bir aydır akşam yemeklerimi ailemle birlikte yiyorum.

Evlilikte Saygı Çok Önemli
Eşim Ortadoğu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü, yani mezuniyet sonrası eğitimden sorumlu, mesleğinde başarılı. Yaşamda da taviz vermez. Çok iyi bir anne ve torunlarıyla çok ilgileniyor. Büyük kızım Hacettepe Tıpta radyolojide doçent Burçe Özgen Mocan, eşi de göz doçenti ve iki çocukları var. Küçük kızım Dalsu, grafik tasarım okumak istedi. ODTÜ’de endüstriyel tasarım bölümünde öğretim görevlisi. Eşimle 40. yılımızı kutladık, evlilikte saygı çok önemli. İki taraf yeri geldikçe alttan alacak.

10 Bin Civarında Kitap Okudum
10 bin civarında kitap okudum. Aynı anda 2-3 kitap okurum. Eşimle sık sık sinemaya giderim ancak isimlerini hatırlamam. Cengiz Özakıncı “Euro Dolar Savaşı”, İlya Ehrenburg’un “Fırtına”, TÜBİTAK’tan “Tüfek, Mikrop ve Çelik”, Elif Şafak, Buket Uzuner kitaplarını ve Nazım Hikmet şiirlerini tavsiye ederim.”

1 Aralık 2011 Perşembe

YILDIRIM BEYAZIT’TAN “KALİBRASYON VE SİMÜLASYON MERKEZİ”



Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan

Türkiye’de sağlıkla ilgili yapılanmanın yüzde 40’ını Ankara’nın barındırdığını belirten Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, hedeflerinin uluslararası üniversite olmak olduğunu ve bu bağlamda çalışmaların sürdüğünü kaydetti. Doğan, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ile ortak bir proje kapsamında “Kalibrasyon ve Simülasyon Merkezi”nin 4 ay içerisinde açılacağını söyledi.

2010 yılının Haziran ayında. 7 devlet üniversitesi kuruldu. 2010 yılında kurulan üniversitelerin özelliği ise üniversite bulunan illerde Ankara, İstanbul, Bursa, Konya, Kayser ve Erzurum’da olması. Bu üniversitelerin yapıları, araştırmaya yönelik planlandı. Araştırma üniversitesi, öğrenci sayısını sınırlı tutup, yüksek lisans ve doktora eğitimi veren, yabancı uyruklu öğrenci oranını yüzde 25 olması hedeflenen üniversitelerdir.

Tıp Fakültesi Yüzde Yüz İngilizce Eğitim Veriliyor

850 lisans, 250 yüksek lisans ve doktora düzeyinde öğrenci alındıklarını belirten Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Bu yıl yüzde 20 civarında yüksek lisans öğrenci sayısını çıkartmak. Tıp Fakültesinde bu yıl 60 Türk, 10 yabancı uyruklu öğrenci var. Yüzde yüz İngilizce eğitimi veriliyor. ‘’Sağlık Bilimleri Fakültesi’’nin hemşirelik bölümü Türkçe eğitim verecek. 100 öğrencimiz var. Önümüzdeki yıllarda Sağlık Bilimleri Fakültesinin diğer bölümleri, Sosyal Hizmetler, Sağlık Yöneticiliği, Biyomedikal, Fizik Tedavi-Rehabilitasyon, Odyoloji gibi diğer bölümlerinde de eğitim-öğretime başlamayı hedeflemekteyiz.”


“Türkiye’nin İhtiyacı Olan Bölümleri Açmaya Çalışıyoruz”

Gelecek yıldan itibaren İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ile “İşletme Fakültesi”ne de lisans öğrencisi alınacağını belirten, Doğan, “Daha önceden “Fen-Edebiyat fakültesi, herhangi bir üniversite kurulabilmesi için olmazsa olmaz şarttı. Bu nedenle, ülkemizde temel fen bilimleri ve temel sosyal bilimleri alanlarında çok fazla akademisyen yetişmiştir. Aslında fen bilimleri alanı mühendislik bilimleri ile, uygulama bakımından yakın alanlardır. Bu nedenle üniversitemizde ‘’Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi‘’adı altında bu alanlar birleştirilerek kuruldu. Tarih, edebiyat, sosyoloji, felsefe, dilbilimi gibi bütün sosyal bilimler ise ‘’İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi‘’ adı altında birleştirilerek kuruldu. ‘’İşletme Fakültesi‘’ ise, güncel ihtiyaçlar düşünülerek ‘’Siyasal Bilgiler Fakültesi’’inden ayrı bir fakülte olarak kurgulandı ve gelecek yıldan itibaren yüzde 100 İngilizce lisans eğitimi verecek, Ayrıca ‘’Hukuk Fakültesi’’de yüzde 30 İngilizce eğitim verecek şekilde bu yıl eğitim ve öğretime başladı. Yine, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi ile Siyasal Bilgiler Fakülteleri de bu yıl öğrenci kabul etti ve yüzde 100 İngilizce eğitim veriliyor. Ayrıca bütün Fakültelerimiz bu yıl 23 programda İngilizce yüksek lisans ve doktora eğitimine başladı. Açılacak programları belirlerken özellikle ülkemizin ihtiyacı olan ve istihdamda sorun yaşanmayan ve mezun olur olmaz iş bulunabilen bölümleri açmaya özellikle dikkat ediyoruz” şeklinde konuştu.

“Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Önümüzdeki Yıllarda Yeni Buluşlara İmza Atma Hedefinde”

Araştırma merkezi kurma planlarının olduğunu kaydeden Doğan, Ulus ve Cinnah caddesinde binaları bulunduğunu ve tıp fakültesi olarak Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi ile afiliye bir çalışma yürüttüklerini dile getirdi. Amerika’da üniversiteler arasında belirgin bir ayrım olduğunu, 3 grup üniversite bulunduğu bunlardan birinci grubun mesleki eğitim veren okullar olduğunu, ikinci grubun ise lisans ağırlıklı eğitim veren kurumlar ve 3. Grubun ise araştırma üniversitelerinin olduğunu ve bu araştırma üniversitelerinde Lisans eğitimi alan öğrenci sayısının kısıtlı tutulduğunu ve daha çok yüksek lisans ve doktora eğitimine ağırlık verilerek öğrencilerin bilim adamı olarak yetiştirildiğini belirten Doğan, ‘’Bizim üniversitemiz de 3. Grupta olduğu araştırma üniversitesi olarak şekillenmektedir’’ diyerek, “Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)ile birlikte bir proje yürütülmekte, yeni kurulan üniversitelerde öncelikle bir merkezi laboratuar oluşturuluyor. Kaynakların verimli kullanımı açısından çok önemli. Daha önceki yıllarda birçok üniversite DPT , TÜBİTAK ya da üniversitenin kendi kaynaklarından elde ettiği fonlarla oluşturduğu laboratuarları proje bitimine kadar kullanmış, proje bittikten sonra ortak kullanım imkanı bulamamış. O projeyi yürüten kişinin denetiminde kalmış diğer öğretim üyelerinin bu laboratuarlara alınmış cihazları çoğu zaman kullanamamıştır. DPT aslında bununla ilgili bir çalışma yürüterek destekleyici projelerde öncelikle yeni kurulan üniversitelerde öncelikle bir “merkez laboratuarı” ki bu merkez laboratuarındaki destekler kişisel destekler değil. Bütün öğretim üyelerine açık olan destekler ve daha sonraki dönemlerde de bu merkez laboratuarı üzerine de “tematik” laboratuarlar denilen belli bir konu üzerine uzmanlaşmış laboratuarlar. Bunların en üst düzeyi ise “mükemmellik merkezleri” denilen yurt çapında belli bir konuda, bir laboratuara verilebilecek bir özelliktir. Bütün Türkiye’de o konu ile ilgili çalışmaların koordinasyonu oradan yürütülmesi hedeflenmiştir. Kamu kaynaklarının verimli kullanılması açısından çok ciddi bir politika. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi önümüzdeki yıllarda yeni buluşlara imza atma hedefinde” dedi.


“Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi İle Afiliasyon Kalıcı Olabilir”

Ana kampusun Esenboğa Hava Alanında 3 bin dönümlük bir alanda olacağını kaydeden Doğan, “Toki ile yapılan protokol çerçevesinde imar planı yapılıyor. İnşaatlarımız yapılacak. Tıp fakültesi içinde alan ayrıldı ancak şu anda Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi ile yapılan anlaşma ile 4-5 yıl süreyle imzalandı daha da uzatılabilir. Birkaç seçenek var, kampus alanındaki inşaatların tamamlanması ve tıp fakültesinin bitmesi ancak bu afiliasyonun biteceği anlamına da gelmez. Ayrıca Ankara’da iki tane “sağlık kenti” yapılıyor, Etlik ve Bilkent’te. Bu sağlık kentleri ile afiliasyonumuz kalıcı olarak devam edebilir. Çünkü, 2 bin 800 ve 3 bin yataklı hastaneler yapıldıktan sonra üçüncü bir Tıp fakültesi yapmak gerekir mi? Buna ihtiyaç durumunda karar verilecek” şeklinde konuştu.


“Türkiye’de Sağlıkla İlgili Yapılanmanın Yüzde 40’ını Ankara Barındırıyor”

Ankara ilinin kalkınma planları içerisinde 4 temanın bulunduğunu dile getiren Doğan, “ilki “sağlık inovasyonu”, yani sağlıkla ilgili yeni teknolojileri, yeni cihazların, yeni yöntemlerin geliştirilmesi. Diğer sağlık kuruluşları ile yakın iletişim ve Türkiye’de sağlıkla ilgili yapılanmanın yüzde 40’ını Ankara barındırıyor. Sanayide teknik imkanlar, üniversitelerdeki bilgi birikimleri ile birleştirilerek işbirliği yapılacak. Merkez laboratuarları kurarken bir sonraki aşamadaki tematik laboratuarlarımızdan biri sağlık alanda olacak, bu konuda DPT başvurumuzda oldu. Ayrıca, Eskişehir yolunda Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ile ortak bir proje kapsamında 4 ay içerisinde “Kalibrasyon ve Simülasyon Merkezi” kuruluyor” diye konuştu.


Diğer Alanlar

İkinci alanın ise uluslararası ilişkiler ve stratejik araştırmalar konusunda uzman bir üniversite olacağını vurgulayan Doğan şunları söyledi: “Kamu kurumları ile devletin politikalarının oluşturulması, devletin ilişkilerinin yürütülmesinde üniversitemiz bir rehber görevi yapacak. Diğeri “uydu haberleşme ve savunma sanayi” sistemleri ile mühendislik fakültemiz bu konuda çalışılacak. Dördüncü alan ise “Kurumsal Danışmanlık” işletme fakültesindeki öğretim üyelerimiz tarafından verilecek.” 

30 Kasım 2011 Çarşamba

Yılların Eskitemediği Süperstar ile Modaya Dair!

Genç kızlara taş çıkartan duruşuyla Ajda Pekkan, Twist için hazırladığı yepyeni 2011 Sonbahar / Kış Koleksiyonu ile karşımızda.


Bu özel koleksiyonun bir öncekinden farkı, internetten de satın alınabiliyor olması... Son zamanlarda adından sıkça söz ettiren alışveriş sitesi 1V1Y.COM, Ajda Pekkan for Twist Sonbahar/Kış Koleksiyonu’nu internette modaseverlerle buluşturan tek adres olarak dikkatleri üzerine çekiyor.

1V1Y.COM, sadece Ajda Pekkan for Twist koleksiyonu ile değil, Koton, Hotiç, Derimod, Twist, Saat&Saat, Tekin Acar, Kiğılı, İpekyol, Desa, Diesel, Converse ve daha birçok ünlü markanın sezon ürünlerindeki cazip avantajlarıyla da öne çıkıyor. Ayrıca Türkiye’nin önde gelen stil editörlerince hazırlanmış, moda tutkunları için benzersiz bir rehber niteliğinde olan online dergiye de mag.1v1y.com’dan ulaşabilir, beğendiğiniz ürünleri tek bir tık’la satın alabilirsiniz.

Sınırlı sayıda üretilen Ajda Pekkan for Twist koleksiyonunun parçaları, bir öncekinden de çabuk tükeneceğe benziyor. Bu yüzden, fazla vakit kaybetmeden 1V1Y.COM’u ziyaret etmenizi öneririz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.


28 Kasım 2011 Pazartesi

Ekinezya Bitkisi


Ekinezya
, Kuzey Amerika’nın yerli bitkisidir. Kızıldereliler zamanından beri bilinen ve o dönemden itibaren de, bir çok hastalığın tedavisinde kullanılan bitkilerden birisidir.

Ekinezya bitkisi bağışıklık sistemini güçlendirme de oldukça etkili. Birçok hastalığa da şifa kaynağı olmuştur. Asrın hastalığı olan, Domuz Gribine karşı oldukça etkili olduğu söylenmektedir.