7 Kasım 2011 Pazartesi

“OKULLARA HEMŞİRE GÖREVLENDİRİLSİN”




Türkiye’de 20 bine yakın diyabetli çocuk yaşıyor ve her yıl yaklaşık 2 bin çocuk, bu hastalığın pençesine düşüyor. Prof. Dr. Şükrü Hatun, en azından diyabetli çocukların bulunduğu okullarda hemşire görevlendirilmesinin önemli bir ihtiyaç olduğunu söyledi.

Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği tarafından yürütülen, Sanofi-Aventis tarafından desteklenen 'Okulda Diyabet Programı'nın tanıtım toplantısı yapıldı.
Ankara Rixos Grand Otel'de gerçekleştirilen toplantıda konuşan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Hatun, diyabette erken tanının tedavi için çok önemli olduğunu söyledi. Dünyada her 17 saniyede bir diyabet tanısı konulduğunu ve her 7 saniyede bir diyabetten bir kişinin öldüğünü belirtti. 81 ilden eğitimci ve sağlık uzmanının katıldığı ‘okulda diyabet programı’ toplantısında konuşan Prof. Dr. Hatun, okullarda yaşanan sıkıntıya dikkat çekti. Prof. Dr. Hatun, “Türkiye’de 6–16 yaş grubunda obezite sıklığı son 8 yılda yüzde 5’den yüzde 10’a yükseldi. Bu oran ekonomik durumu iyi olan kesimde yüzde 16’larda seyrediyor. Bu çocukların en az üçte biri erişkin dönemde obezite ve diyabet riski taşıyor. Zira Türkiye’de bugün 15–20 bin civarında diyabetli çocuk var ve bu sayıya her yıl bin 700 civarında yeni vaka ekleniyor. Bu çocukların çoğu eğitim ortamlarında sorunlar yaşıyor” diye konuştu.

“Her Okula Bir Hemşire”
“Her okula bir hemşire” önerisinde bulunan Prof. Dr. Hatun, en azından diyabetli çocukların bulunduğu okullarda hemşire görevlendirilmesinin önemli bir ihtiyaç olduğunu söyledi. Prof. Dr. Hatun, hemşire ihtiyacının tek nedeninin diyabet olmadığını dile getirerek, “Diyabet bunun örneklerinden bir tanesi. Onun dışında birçok hastalık var okullarda çocukların birlikte yaşadığı astım, kronik böbrek yetmezliği gibi hastalıklar var. Dolayısıyla büyük okullarda başta olmak üzere, bir okul hemşireliğine ihtiyaç var. Öğrencilerin insülin yapabilecekleri revir yok, kan şekerini düzenleyen diğer hormonları sakladıkları buzdolapları yok. Mekân sorunları söz konusu” dedi.

“Diyabetle Savaşmak Bizim Görevimiz”
Pediatrik Endokrinoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Peyami Cinaz ise ülkemizde bilgi aktarımı konusunda çok büyük sıkıntılar olduğunu ve diyabetle alakalı olarak basında gerçeği yansıtmayan haberlerin kol gezdiğini söyledi. Prof. Dr. Cinaz, "Dernek olarak ülkemizdeki diyabetle savaşmak bizim görevimizdir ve bu görevi yerine getirirken basın mensuplarından da bizi denetlemelerini istiyorum" diye konuştu.

“Diyabet Hasta Sayının 2025'te 380 Milyona Çıkması Bekleniyor”
Sanofi Aventis Türkiye Başkanı Olivier Guillaume, her kurumun toplumsal sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini belirterek, "Diyabet dünyada çok tehlikeli bir duruma geldi. Şu an dünyada 285 milyon diyabet hastası var, bu sayının 2025'te 380 milyona çıkması bekleniyor." dedi.

Şişman Çocuk Sayısının 2 Milyona Ulaştığı Varsayılıyor
300’ü aşkın kişinin katıldığı toplantıda, okul kantinleri genelgesinin uygulamaları da gözden geçirildi. Ayrıca 14 Kasım 2011 tarihinde Türkiye’deki yaklaşık 60 bin okulda müfredata girecek olan “Çocuklarda Diyabet”, “Çocuklarda Şişmanlık ve Sağlıklı Beslenme” derslerinin içeriği üzerinde çeşitli fikir önerileri geliştirildi.
Şişman çocuk sayısının 2 milyona ulaştığı varsayılan Türkiye’de çocuklarda diyabet, şişmanlık ve sağlıklı beslenme konularında ulusal düzeyde bir bilinç oluşturulması amacıyla hazırlanan “Okulda Diyabet Programı”nın diğer adımlarını ise “Beslenme Dostu Okul Sertifikasyonu” ve “Diyabetli Çocuklara Burs Programı” gibi projeler oluşturuyor.

6 Kasım 2011 Pazar

BİLKENT KAMPÜS İHALESİ YAPILDI

Ankara Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü Yapım İşleri ile Ürün ve Hizmetlerin Temin Edilmesi İşi İhalesi, Sağlık Bakanlığı Kamu Özel Ortaklığı Daire Başkanlığında yapıldı. Açık eksiltme usulü ile yapılan ihalede, en düşük teklifi yıllık 289 milyon TL ile IC İÇTAŞ-DİA ortaklığı verdi.

Ankara Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü Yapım İşleri ile Ürün ve Hizmetlerin Temin Edilmesi İşi İhalesi, Sağlık Bakanlığı Kamu Özel Ortaklığı Daire Başkanlığında yapıldı. Türkiye'nin en gözde sağlık kampüsü olması planlanan Bilkent Entegre Sağlık Kampusu ihalesini IC İÇTAŞ-DİA iş ortaklığı kazandı. Ankara'nın Etlik Sağlık Kampusu'ndan sonra ikinci entegre sağlık sağlık kampusu ihalesi de sonuçlandı. IC İÇTAŞ-DİA iş ortaklığı ihaleyi en düşük teklif olan yıllık 289 milyon lira vererek aldı. Etlik Entegre Sağlık Kampusu ise yıllık 319 milyon liraya ihale edilmişti. Bilkent Sağlık Kampusu'nun Etlik'ten farkı ise buraya hastanelerin taşınmayacak, yeni hastane kurulacak olması.

En Düşük Teklif, 289 Milyon Lira İle Ic İçtaş-Dia İş Ortaklığından Geldi
Yıllık 321 milyon 999 bin 463 lira 44 kuruş kira bedeliyle başlayan ihalede, Astaldi-Türkerler-Özkar inşaat ortak girişimi 26. turda, YDA-INSO-SUMMA iş ortaklığı da 43. turda çekildi. En düşük teklif, 289 milyon lira ile IC İÇTAŞ-DİA iş ortaklığından geldi. İhale Komisyonu Başkanı Mehmet Özer, komisyonun en düşük teklifi değerlendirerek, sonucu açıklayacağını bildirdi.

Üç Firma Katıldı
Açık eksiltme usulüyle gerçekleştirilen ihaleye Astaldi-Türkerler-Özkar inşaat ortak girişimi, YDA-INSO-SUMMA iş ortaklığı ile IC İÇTAŞ-DİA iş ortaklığı katıldı.Yıllık 321 milyon 999 bin 463 lira 44 kuruş kira bedeliyle başlayan ihalede en düşük teklifi 43. turda 289 milyon lira ile IC İÇTAŞ-DİA iş ortaklığı verdi.
Etlik Sağlık Kampusu ihalesini alan Astaldi-Türkerler ortaklığı ihaleden ilk çekilen oldu. Firma en son 298 milyon 980 bin liralık teklif verdikten sonra 26. turda ihaleden ayrıldı. Kayseri Sağlık Kampusu ihalesini alan YDA-INSO-SUMMA ise 43. turda ihaleden çekildiğini açıkladı.

8 Hastane Kurulacak
İhale Komisyonu Başkanı Mehmet Özer, Bilkent Entegre sağlık Kampusu alanının 1 milyon 200 bin metrekare olduğunu söyledi. Özer, "Alanda 1 genel hastane 7 de dal hastane olmak üzere 8 hastane kurulacak. Bunlar; Ortopedi-Nöroloji Bilimleri Hastanesi, Kadın Doğum Hastanesi, Çocuk Hastanesi, Kalp Damar Hastanesi, Onkoloji, Psikiyatri, Yanık Ünitesi ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi.

İhaleyi Kazanan Firma Neler Yapacak?
Firma 42 ayda bitirilmesi planlanan kampusun hizmete açılmasının ardından 25 yıl boyunca yıllık 289 milyon lira devletten kira alacak. Kamu özel ortaklığı modeliyle gerçekleştirilecek proje kapsamında ihaleyi kazanan firmaya, bina kullanım bedeli ile bina ve arazi hizmetleri, bakım onarım hizmetleri, ortak hizmetler, mefruşat hizmetleri, yer bahçe bakım hizmetleri ile diğer tıbbi destek hizmetleri için 25 yıl, ihalede tespit edilen bedel üzerinden kira ödenecek. Kampüs daha sonra Sağlık Bakanlığına devredilecek” dedi.

Sağlık Kampüsü Yapılacak Kentler
İlki Nisan ayında gerçekleştirilen Kayseri Sağlık Kampusu ihalesinin ardından, Ankara Etlik, Ankara Bilkent, Manisa, Elazığ Entegre Sağlık Kampusu ihaleleri yapıldı. Bunların dışında sağlık kampusu yapılacak kentler şöyle: "Adana, Bursa, Gaziantep, İstanbul-İkitelli, İstanbul-Bayraklı, Kocaeli, Konya-Karatay, Mersin Entegre Sağlık Kampüsü projeleri, Isparta Şehir Hastanesi, Mersin Eğitim Araştırma Hastanesi."

İSTANBUL'A BİR SAĞLIK KAMPUSU DAHA

Kampus hastaneler hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Sağlık Bakanlığı Kamu-Özel Ortaklığı Daire Başkanı Abdulvahap Yılmaz, “Yatırım yapılan ülkeler arasında değiliz şu an. Ancak buna rağmen sağlık alanında diğer ülkeleri yatırım yapma konusunda ikna ettik” dedi.

Sağlık Bakanlığı Kamu-Özel Ortaklığı Daire Başkanı Abdulvahap Yılmaz, Başbakan Erdoğan'ın İstanbul Anadolu yakasına sağlık kampusu sözü vermesi üzerine İstanbul Süreyya Paşa'ya kampus hastane yapılacağını açıkladı.
Yılmaz, yabancı yatırımcının PPP yani yap-kirala-devret modeliyle yapılan sağlık kampuslerine yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. Yılmaz, “Alarko Siemens, Philips, İtalyan, Amerikan, Avusturya, İspanyol ve İngiliz firmalar var. Yerli yatırımcı bu model kabul edilecek mi diye önce izledi. Sonra onlar da ilgili göstermeye başladılar” dedi.
Katılımların gün geçtikçe arttığını anlatan Yılmaz şöyle konuştu: “Yatırım yapılan ülkeler arasında değiliz şu an. Ancak buna rağmen sağlık alanında diğer ülkeleri yatırım yapma konusunda ikna ettik. Bu projeler sadece sağlıkta değil diğer kamu kurum ve kuruluşun da önünü açacak projeler. Eğitimde olsun, Adalet Bakanlığı'nda, Ulaştırma ve Enerji Bakanlığı'nda olsun bu projeler öncülük yapıyor. Bu bakanlıklar bize geldiler temaslarımız sürüyor bu konuda.”

Artık Kimse Kaliteden Kaçamayacak
Başbakan Erdoğan'ın Kızılcahamam konuşmasındaki 'kalite' vurgusunu hatırlatan Yılmaz, “Kaliteyi getireceğiz. Kaliteli şehirler, her şeyde kalite ölçümüz olacak. Artık kimse kaliteden kaçamayacak, bizim bu modelde hiç kaçamıyor. Şimdi düşünün ki normal ihale modellerinden firma ihaleyi yapıyor. Büyük kırımlarla yapıyor bunun kabulleri yapılıyor ama firma kabulden sonra kayıp. Çatı çökmüş duvarın boyası bir yılda gitmiş, kapı bir yılda bozulmuş, kesin kabul yapıldığında geri dönüşü yok. Kesin kabul 1-2 yıl içerisinde yapılıyor. Ondan sonra müteahhidi bulamıyorsunuz. Bu modellerde yaptığımız imalatlar devlete daha pahalıya mal oluyor. Niye çünkü, devlet onları değişmek zorunda kalıyor. Adam kayıp, iflas etmiş olabilir, efendim ben kabulüm yapıldı bitti benim işim diyebilir. Ki Türkiye’de 5 yıl sonra bir müteahhidi çağırıpta gel şu çatıyı düzelt, gel duvarı düzelt denilen bir iş duymadım. Ama burada kiracı olduğunuzdan, sizinle birlikte 25 yıl sizden ayrılamıyor. Yani o kaliteyi korumak zorunda. Çünkü ben kalite istiyorum. Standart koyuyorsunuz. Ben 25. yılda da bu kaliteyi istiyorum diyorsunuz. Kamuda böyle bir şey var mı? Bizim 10. yılını doldurmuş binalarımıza maliyeti kadar yenileme yapıyoruz. Belki daha pahalıya mal oluyor. Yenilik gerektiğinde kendileri yapacaklar, bu da maliyete neden olmayacak. 25 yıl boyunca bütün yenileme ihtiyaçları bu fiyatların içerisindedir. Ama şimdi, bir yol yapımı düşünün her yıl yenileniyor o asfalt ya bu ne oluyor, bu maliyet değil mi. bordür her yıl yenileniyor. Hadi 10 yıl sonra değişseniz anlarımda eski bir belediyeci olarak, ama her yıl bordür değişmenizi anlayamam” diye konuştu.

Kaliteden Kaçan Cezasını Öder
PPP modelinde firmanın 25 yıl boyunca aynı kaliteyi vermek zorunda olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Ameliyathanedeki sterilizasyon sağlanamadığında gerekirse komple sterilizasyonu değiştirecek ve geçen sürede de ceza yazılacak. Çünkü kaliteden kaçtın, benim ameliyathane gelirlerimi engelledin. Sistem bu, o yüzden kaçışı yok. Şu anda sorun olduğunda bir şey yapamıyoruz, onun bir tamir süresi var. O süre içerisinde polikliniğin arızasını gidermediğinde ben o poliklinikte kaç tane hasta baktım ne kadar gelir elde ettim. Tümünü hizmetten kesiyoruz. Devlet artık, otelcilikten çıkıyor. Otelcilik hizmetlerini biz vermiyoruz. Kamuda teknik ekip vardır, kapının kolu arızalıdır 10 gündür değişmez. Prizdir yerinden çıkmıştır, 10 gün yerine takılmaz. Devlet maaşımı ödüyor nasılsa, burada söz konusu değil. Bütün yük yüklenici firmada, ben kiracıyım” dedi.

Hastanelere Gri Su Sistemi Geliyor
Yılmaz, kampus hastanelerinde yapılacak yenilikleri anlattı:“Gri su sistemleri kuruyoruz. Hastanelerde su çok tüketilir. Gri su sistemi sayesinde hastanedeki su sarfiyatını yüzde 60 oranında daha azaltıyoruz. Gri sus sistemi, bütün hastanenin suları arıtmadan geçtikten sonra pisuvarlara veriliyor. Çatı suları, yağmur suları biriktirilip ve arıtmadan geçen sular göletler oluşturulacak, yeşil alan sulamalarında otomatik sulamada kullanılacak. Kampus içerisinde gezdik. Bir üniversite sistemi kurmuş, gezdik, gölet içinde ördekler, balıklar var. Koku filan yok.”

25 Yıl Boyunca Sigortalı
Türkiye’nin deprem bölgesi olduğu için zeminin iyileştirmesinden taviz vermediklerini belirten Yılmaz, projeye göre yer ihale riskinin kamuya ait olduğunu, binanın yıkılması durumunda ise riskin karşı tarafa ait olduğunu kaydetti. . Yılmaz, binaların yıkılması durumunda yeniden yapılmasının zorunlu olduğunu ve All ri sigorta ile 25 yıl boyunca sigortalanmasını istediklerini dile getirdi.

Depreme Karşı İzolatör
Yılmaz şu bilgileri verdi: “Deprem izolatörleri, birinci derece deprem bölgesinde mutlaka izolatör koyuyoruz. Binanın 25 yılsa ömrü 50 yıla çıkartıyor. Küçük depremlerde olsa binayı yoruyor ve ömrünü kısaltıyor. Bütün bunları düşünüyoruz.

Tüm Riskler Karşı Tarafta
25 yıl sonra ticari alanların gelirleriyle renovasyonları gerçekleştireceğiz. 2002 yılından sonra her şey çok güzel oldu, 400 yataklı hastaneyi 3 yıl diyorsak 5 yılda bitiyor. Eskiden 10 yılda bitiyordu, fiyat 5’i 10’a katlıyordu. Risk durumunda yüzde 5’i iki taraf yarı yarıya bölüşüyor. Refinansman bunun da önünü açıyor. Bu tip tedbirlerde aldık. Burada zaman aşımı riski, proje riski, süre aşımı, paranın riski ve işletme riski tamamen yüklenici firmaya bırakılmış oluyor. Bu riskler rakamlarla ifade edilecek riskler değil.

Türkiye’de 3 Bin 500 Yataklı Bir Hastanenin 3 Yılda Bittiği Görülmüş mü?
Etlik Kampusunu 3 yılda bitirmeyi planlıyoruz, Türkiye’de 3 bin 500 yataklı bir hastanenin 3 yılda bittiği görülmüş mü. Etlik kampusu 1 yıl gecikse devletin kaybı 200 milyon. Çünkü Etlik, kapasitesindeki bir hastanenin, yıllık işletme maliyeti 200 milyon, sadece hastane işletme, personel ve döner sermaye hariç. Ürettiğim hizmetin maliyeti, sterilizasyon, bina bakımı gibi işletme maliyeti bizim diğer destek hizmetleri dediğimiz veya otelcilik hizmeti bunlar 200 milyon. Bu 200 milyonu üretmeyeceğim. Artık hizmetin kalitesini de fiyatlayamıyorum.

Kayseri’deki Hastanelerin Kapalı Alanı 5 Kat Arttı
Biz Kayseri’deki fizibilitemizde şunu kaydettik. Kapatacağımız hastanelerin yatak sayısı bin 430 gibi bir rakam, bizim yeni yaptığımız hastane bin 584 yatak, eski yataklı hastanenin kapalı alanı ortalama 80 bin metre kare, yeni hastanenin kapalı alanı 384 bin metre kare. Kapalı alan yaklaşık 5 kat arttı. 80 bin metre kareyi işlettiğimiz maliyete 384 bin metre kareyi işletebileceğimizi tespit ettik.

Mart Ayında Etlik Temeli Atılıyor
İhalelerde geri çekilme gibi durum olmadı. Toplam 15 ihalenin süreci devam ediyor. Kayseri’de temeli attık. Mart ayında da Etlik Kampusunu planlıyoruz. Gelecek yıl temelleri atmayı planlıyoruz. Birazda arz talep meselesi.

4 Kasım 2011 Cuma

“TAM GÜN'DEN AYRILAN HOCALAR SÖZLEŞMELİ DÖNECEK”


Tam Gün Yasası ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) sonrasında üniversite hastanelerinde görev yapan öğretim üyelerinin durumu, hekim sayısının yetersizliği, üniversite hastanelerinin yaşadığı sıkıntılar ve bu konularda yeni yapılacak düzenleme ile ilgili YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulundu.

Sağlık alanında yaşanan sorunların “hekim sayısı azlığından” kaynaklandığını dile getiren Sağlık Bakanı Recep Akdağ, YÖK ile görüşmelerin sürdüğünü ve kadroların arttırılmasına yönelik de görüşme yapılacağını söylemişti. Konuyla ilgili Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulunan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan şunları söyledi: “Doktor azlığı gerçekten ülkemiz için ciddi problemlerden bir tanesi, ama bu meselede doktor sayısını arttıramıyorsunuz. Üniversitelerde çalışabilecek nitelikli doktor varsa veya üniversitelerden ayrılan hocalarımız olmuşsa onların yerine koyalım. Yani bir anlamda yer değiştiriyorsunuz. “Doktor sayısını fazlalaştırmıyoruz” hiçbir şekilde. Sağlık Bakanlığındakiler buraya geliyor, buradakiler oraya gidiyor. Bir kısmı özele geliyor. Böyle yer değiştirme faaliyeti var. Esas olan doktor sayısı artmak olmalı, ama biz onu yapmıyoruz. Üstelik ben onun çok iyi çalışacağından da emin değilim. Çünkü, üniversitede çalışan hocalarımız nitelik bakımından üçüncü seviye hastalıklara tedavi sunan hocalar ama Sağlık Bakanlığı hastanelerinde bu çok olmuyor. Daha çok birinci basamakta kalıyorlar. Daha zor, daha sofistike, daha güç hastalıkların tedavi edilmeleri direk üniversiteye kalıyor. Direk Sağlık Bakanlığından gelen hastalarında hemen o boşluğu dolduracaklarını zannetmiyorum. Başka bakımdan da mümkün olmayabilir. Giden hocaların yerini doldurmaya çalıştığınızda diğer doktorlar size çok iyi bakmayabilirler. Onun için “hastanelerde huzursuzluklar yaşanabilir” diye düşünüyoruz.”

Yeni Bir Tasarı Hazırlanıyor
Tam Gün Kararnamesinin çıkmasının ardından geçtiğimiz günlerde muayenehanesi olan üniversite hastanelerinde öğretim üyesi olarak görev yapan akademisyenlerin çalışma esaslarına ilişkin olarak ilgili YÖK üyeleri ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve ilgili yetkililerle bir araya gelerek bir metin üzerinde çalışıldığını anımsatan Özcan, yeni bir tasarı hazırlandığını belirtti. Tam Günle ilgili YÖK’ün önerilerini Sağlık Bakanlığına ilettiklerini söyleyen Özcan, önerilerinde sözleşmeli öğretim üyeliğinin temel oluşturduğunu ve birkaç güne Bakanlıktan son kararın çıkacağını beklediklerini dile getirdi.

“Sözleşmeli Öğretim Üyeliği Statüsüne Geçiliyor”
Özcan, yeni tasarıda daha öncekine ilaveten dışarıda çalışan öğretim üyeleri için bir anlaşmalı statü getirildiğini ifade ederek, “Tam Gün'den ayrılıp dışarı giden doktorlarımızın saat ücreti karşılığında üniversitede ders vermeleri, asistan yetiştirmeleri söz konusu. Ayrıca bu hekimler için saat ücretinin 300 TL’den, 600 TL'ye kadar çıkmasını istiyoruz. Sözleşmeli öğretim üyeliği statüsüne geçiliyor. Bu, ancak üniversiteden ayrılarak dışarıda çalışanlar için geçerli. Umarım akademik dünya için hayırlı olur, çünkü ilerde tüm öğretim üyeleri için sözleşmeli statüye geçişin adımı olabilir. İlgili öğretim üyeleri için belli bir saat sınırlaması da getirilecek. Bir öğretim üyesi haftada 10 saatten ayda en fazla 40 saat çalışabilecek. Ameliyatlar da eğitimi içeriyorsa, bu saatin içinde olacak. Zaten orada öğreniyor asistanlarımız. 40 saat 300 TL’den çalışan öğretim üyesinin eline vergiler düştükten sonra 7-8 bin lira gibi bir rakamın geçecek” dedi.
Üniversite tarafından dışarıda çalışan hekimlerden alınacak hizmet karşılığının kim tarafından ödeneceğinin henüz kesinlik kazanmadığını belirten Özcan, “Üniversiteler döner sermayeden ödenmesini istemezler, genel bütçeden ödenmesi daha iyi'' açıklamasında bulundu.



İki Yıl Ücretsiz İzin Hakkı Kalkıyor
Son çıkan Kanun Hükmünde Kararname ile hekimlere iki yıl ücretsiz izin hakkı verildiğini, ancak yeni düzenleme ile bunun kalkacağını belirten Özcan, “O yok şimdi, onun yerine sözleşmeli statü geldi. Bunun akademik camia için hayırlı bir şey olacak. Gerçekten bütün öğretim üyelerinin anlaşmalı statüye geçilmesine yol açabilir. O bakımdan son derece faydalı diye düşünüyoruz. Sözleşmeli statüde çalışacak öğretim üyelerinin üniversite rektör, dekan, dekan yardımcısı gibi idari görev yapmaları da söz konusu değil. Onlardan sadece hizmet satın alınacak. Sözleşmeli statüde çalışacak öğretim üyeleri rektörlük seçimlerinde oy kullanamayacak” diye konuştu.

Emekli Olanlar Bile Geri Dönebilecek
Bu süre içinde emekli olan ya da ücretsiz izne ayrılanların geri dönme şansı bulunup bulunmamasına ilişkin de bilgi veren Özcan, “60 D kuralına ve kanunumuzun maddesine göre ihtiyaç duyulduğu takdirde emekli olanlar bile geri dönebilirler'' dedi.

“Tam Günü Birlikte Çıkardık”
YÖK ile Sağlık Bakanlığı arasında bir organizasyon bozukluğu bulunup bulunmadığına ilişkin bir soru üzerine Özcan, ''Tam Günü tamamen birlikte kararlaştırarak çıkarttık. Bakanımızla her şeyi beraber yapıyoruz. Görüş farklılıklarımız olabilir, ama Sağlık Bakanımızla çok yakın çalışıyor, sorunlarımızı çözmeye çalışıyoruz. Her iki tarafında son derece iyi niyeti var. Başbakanımız da meselenin halledilmesi konusunda her iki tarafa da talimat verdi. Zannediyorum, yakın zamanda hallederiz'' diye konuştu.

“Yeni Tasarıya Sıcak Bakılacağını Öngörüyoruz”
Mevcut sistemde aksayan yönler bulunduğunu belirten Özcan, şunları söyledi: “Bir öğretim üyesi, 09.00-17.00 mesaisi yapar ve döner alırsa, dışarıda hiçbir faaliyet yapamaz. Ama, 09.00-17.00 mesaisi yapar ve döner sermayeden almazsa, dışarıda her türlü şekilde çalışabilir. Bu, özellikle tıp fakültelerindeki eğitim sürecinin aksamasına neden oldu. Çünkü, bu hocalarımız 09.00-17.00 mesaisini yaparken hasta üzerinde herhangi bir işlem yapamıyorlardı. Mevzuat, yasaklıyordu.”

Sözleşmeli Statü Çözüm Olacak
Bu uygulama sonrasında hem asistan hem de tıp öğrencisinin yetiştirilmesinin tehlikeye girdiğini anlatan Özcan, “Bunu çözebilmek için Sağlık Bakanımız Recep Akdağ ile YÖK vekilimiz ve diğer yetkililerle bir araya gelindi. Hukukçular da katıldı. Sözleşmeli statünün, buna bir çözüm olacağını düşünüyoruz. Bunu bir denemek lazım. Bu mesele haricinde de üniversite için iyi bir şey. Çünkü, yeni bir statü yaratılıyor'' açıklamasında bulundu.

“Yeni Değişiklik Sonrasında Üniversitelerden Ayrılan Hekimlerin Tam Sayısı Belli Olur”
Özcan, mevcut uygulama sonrasında Türkiye genelinde üniversitelerden ayrılan ya da dışarıda muayenehanesi bulunan öğretim üyelerinin tam sayısının ellerinde bulunmadığını belirtti. Sağlık Bakanı Akdağ'ın bu sayıyı 600-650 olarak açıkladığını ifade eden Özcan, “Sayı, aşağı yukarı böyle olabilir. Ama henüz bu süreç kesinleşmediği ve öğretim üyeleri kararlarını vermediği için ne olacağına bakıyorlar. Yeni değişiklik sonrasında üniversitelerden ayrılan hekimlerin tam sayısı belli olur” dedi.
Söz konusu öğretim üyelerinin yeni tasarıya sıcak bakacağını öngördüklerini dile getiren Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Olmaya da bilirler. Parayı az bulabilir ya da işleri gün içerisinde çok fazla olabilir, başka müesseslerle çalışıyor olabilirler. Ama pek çok hekimin üniversitede bu şekilde çalışmak isteyeceğini düşünüyorum. Çünkü, üniversite onlar için sadece hasta ile tanışma yeri değil, araştırmaların yapıldığı, projelerin yürütüldüğü bir yer. Bir şekilde üniversite ile bağlı olmaları onlar için iyi olur.”

''Öneri Bulunmakta Biraz Geç Kaldı''
Üniversiteler ve YÖK olarak bazı konularda politika yapıcılara öneri sunmakta geç kaldıklarını da belirten Özcan, şunları söyledi:“Bizim aslında öncesinde model sunmamız gerekir ki bizim modelimiz yok. Zaten bütün sıkıntı bundan çıkıyor. Biz nasıl yapmak istediğimizi söylemedik, üzerinde çalışıyoruz. Biraz geç kaldık. Üniversite Hastaneler Birliği kuruldu, edindikleri bilgileri deneyimleri aktarıyorlar. Bizde onlar çerçevesinde hükümete bunları iletiyoruz, Sağlık Bakanlığı ile olan ilişkilerimizde onların hepsini kullanıyoruz. Çok yararlı oldular. Bir organizasyon değişikliğinin hastanelerde gerekli olduğu konuşuluyor. Esasında olması gereken yurt dışında yapıldığı gibi hastanelerin profesyonel idarecilerce idare edilmesidir. Bugünkü sağlık bakanlığımızın üniversite hastanelerini devralmak istemesi çok doğru olan bir şey değil, onlar ekonomik bir müessese gibi düşünülmeli. Ve gerçekten bu işten anlayan profesyonel idareciler tarafından yönetilmeli. Sağlık Bakanlığı hem kuralları koyan hem de uygulayan bir kurum olmamalı. Bence Zaten Sağlık Bakanlığımız ilk yaptığımız toplantılarda “eğitim işleri üniversiteye, hastane idari işleri de profesyonel idarecilere” diye bir fikir ortaya çıkmıştı sonrada nedense o fikir Sağlık Bakanlığı yapısına doğru döndü ama doğru olanı sonunda gideceğimiz nokta profesyonel idarecilere teslim etmek. Bu hem bizim hastanelerimiz için üniversite hastaneleri için doğru olabilir hem de Sağlık Bakanlığı hastaneleri için doğru olabilir. Amerika’da öyle yapılıyor. Biz neden başka şekilde yapmaya çalışalım ki. Bizim aslında öncesinde model sunmamız gerekir, ama bizim modelimiz yoktu. Nasıl yapmak istediğimizi söylemedik, üzerinde çalışıyoruz. Bence üniversitedeki hocaların üniversitede tutalım Geri çağıralım mümkünse, o düzeni bozmayalım. Bizim başka kaynağımız yok doktor için. Vakıf üniversitelerinin tıp fakülteleri henüz o seviyede değil. YÖK açısından en önemli şey doktor yetişmesi ve ülkemizin doktora olan ihtiyacın karşılanmasıdır. Biz bir şeyi endişe ile karşılıyorsak, endişemizin kaynağı bu. Yoksa para meselesinin peşinde değiliz. 'Doktor 10 alıyor, ben 5 alıyorum' diye kendimi kötü hissetmiyorum. Çünkü, zamanında benim hayatımı kurtarıyorlar.”

“Hastanelerin Devredilmesini İstemiyoruz”
“Biz hiçbir zaman hastanelerimizin devredilmesini istemiyoruz” diyen Özcan şöyle devam etti: “Olsa olsa birlikte çalışma afiliasyon denilen müessesenin çalıştırılmasını talep ederiz. Kaynakların ekonomik kullanılmasını da sağlar. Sağlık Bakanlığının bizden çok fazla hastanesi var, 800’ün üzerinde hastaneleri var. Paylaşmak iyi fikir olabilir, onun üzerinde çalışabiliriz zaten protokoller yapılıyor, üniversiteler o hastanelerle protokoller yaparak beraber kullanıma başladılar. Şimdi deniyoruz, inşallah güzel sonuçlar verirler, pürüzler çıkabilir, düzeltilemeyecek şeyler değildir, üzerinde çalışabilir ve iki meclis tarafından kullanılabilir hale getirebiliriz. Bence güzel model olacak.”

“Aldığımız Tedbirlerle Düzeni Sağlıyoruz”
Tam Gün Kararnamesiyle bazı branşlarda açık bulunan üniversitelere Sağlık Bakanlığı tarafından hekim tahsis edileceğine ilişkin basına yansıyan konu ile ilgili olarak da Özcan, “Hizmetin aksamaması için Sayın Bakanımız böyle bir şeyi yapabileceklerini söyledi, ama o üniversite tarafından çok cazip bulunmadı. Biz, aldığımız tedbirlerle düzeni fazla değiştirmeden, bozmadan bu hizmeti vermeye devam edebiliriz diye düşünüyorum'' diye konuştu.

Eğitime Merkezi Bütçeden Pay
Eğitim ve araştırmaların, özellikle BAP'a giden paraların devlet tarafından ödenmesinin daha doğru olduğunu ifade eden Özcan, bir gelişme olup olmadığının sorulması üzerine, bu konuda bir kamuoyu oluştuğunu, herkesin birleşmiş gibi gözüktüğünü söyledi. Özcan, “İnşallah, bir değişiklik yapıldığında mevzuatta, bunu da içine alacak şekilde bir düzenleme yapılır” dedi.
Özcan, sağlık hizmetinin çok pahalı olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Bu kadar mükemmel hizmeti vermek isteyen bir kuruma bizler de yardımcı olmuyoruz. SUT'taki fiyatlar bazen hastanede verilen hizmetin çok altında kalıyor. Buna rağmen bu kadar zararı olmayan müessesemiz de var.”

Yan Dal Mecburi Hizmetine Üniversite Yolu
Hekimler arasında yan dal uzmanlığı yapanların mecburi hizmet zorunluluğu ile ilgili de değerlendirmede bulunan Özcan, yan dal uzmanlığı sonrasında mecburi hizmetin kalkması yönündeki talepleri ''olumlu karşılamadığını'' vurguladı.
Özcan, şunları söyledi: ''Bunu yapmak istemem. Çünkü, bence çok yüce bir iş yapıyorlar. Her ne kadar zorsa da, bunu yapan hocalarımızı omzumda taşırım. Hiçbir öğretim üyesinin bir yerden başka yerde görev yapmadığı bir ortamda hocalarımız 4 defa bu görevi yapıyorlar. Bundan üniversite hastanelerinin faydalanması söz konusu, onları üniversite hastanelerine kanalize edebilirsek Sağlık Bakanımız, bu duruma olumlu bakıyor. Sağlık Bakanlığı hastanelerinin sayısı çok fazla, onların da büyük ihtiyacı var, bizim de ihtiyacımız var.''

“Patent Masrafını Biz Üstlenirsek, Hocalarımızın Yapacağını Zannediyorum”
Üniversitelerdeki yayın sayısını artırmayı istediklerini belirten Özcan, şunları kaydetti: “Patentle ilgili yayında 17. sıradayız, ancak atıflı yayınlarda 29. sıralardayız. Biz YÖK olarak, yayın sayısını çoğaltmak istiyoruz, hocalarımızı onun için teşvik ettik. Şimdi de patent sayısını artırmak istiyoruz; atama ve yükseltme kriterlerinde patenti olan hocaya yüksek puan vermek istiyoruz. Yayından 20 puan alıyorsa, bir patente 40 puan vererek teşvik etmek istiyoruz. Devlet destek verirse, patent masrafını biz üstlenirsek hocalarımızın yapacağını zannediyorum. Ama ülkemiz için bu da yeterli değil, bu patentler raflarda kalıyor. Bunları teknolojiye çevirmek gerekiyor. Ancak, bunların kullanılabilmesi için Türkiye'de büyük şirketlerin olması gerekiyor. Ülkemizde omurgası o kadar güçlü, imkanları çok fazla olan şirketler olmayabilir. Onun için ABD'ye devredip pazarlamak istiyoruz. Bunu yapan özel şirketler var. Ya o özel şirketlerden birkaçıyla anlaşarak patentlerimizin orada pazarlanmasını sağlayacağız ya da biz kendi şirketimizi kuracağız.”

“Türk Üniversitelerinin Adını Sağlık Turizminde de Duyurmak İstiyoruz”
Önümüzdeki günlerde gerçekleştirecek ABD seyahati hakkında da bilgi veren Özcan, sağlık turizminde Türkiye'nin bu alanda da hak ettiği payı alabilmesi için rektör, dekan ve diğer alandaki diğer yetkilerle birlikte ABD'ye gideceğini söyledi. Özcan, Türkiye'de sağlık turizminin gelişmesi için uğraştıklarını kaydederek, artık bu alanın hem ülkelerin tanıtımına hem de ekonomiye büyük katkı sağladığını ifade etti. Özcan, “23-29 Ekim tarihleri arasındaki 4. Global Sağlık Turizmi Kongresi'ne katılacağız. Biz de buna üniversitelerin katılmasını sağlayacağız. Daha çok vakıf üniversiteleri tarafından gerçekleştiriliyor, buna devlet üniversitelerini de dahil etmek istiyoruz. Ben, sadece hocalarımızı teşvik için oradayım. Kurumun başındaki insan giderse insanlar daha bir şevkle iş yapıyorlar. Sağlık turizminde payımızı almak istiyoruz. Toplantıya, daha çok vakıf üniversiteleri katılıyor. Kongreye, bu alanda hizmet sunanlar ile hizmeti talep edenler geliyor. İkili görüşmelerle ameliyatların masrafları ve tedavi şekilleri karşılıklı olarak konuşuluyor ve kontrat imzalanıyor. Anlaşmalar hemen orada yapılıyor. Kongrede 15'er dakikalık randevular veriliyor, konuşuluyor ve taraflar kabul ederse hemen imza atılıyor. Kongreye, 17'si vakıf, 5'i devlet üniversitesinden rektör ya da tıp fakültesi dekanı katılıyor” dedi.
Özcan, ABD seyahatinde bunun dışında Microsoft ve Google'a da ziyarette bulunacaklarını belirterek, “Orada, üniversiteler için çeşitli uygulamalar var, o uygulamaları görmek istiyoruz. Ayrıca, 10-20 kadar Türk öğrenciye burs imkanı almaya çalışacağız” diye konuştu.

3 Kasım 2011 Perşembe

Sigarayi Birakmanin En Kolay Yolu ! Allen Carr Turkce Dublaj Vidyosu



Sigaradan 60 dakikada kurtulmak istermisiniz? Sigarayı bırakmak çok zordur bunu hepimiz bilioruz ama Allen Carr yöntemi şimdiye kadar yüzbinlerce kişiye sigara bıraktırmıştır hemde keyfle zorlanmadan sonsuza dek kurtulmalarını sağlamıştır.Bu seminerin önde gelen terapistlerinden Robin Hayley sigarayı bırakmanın yolunu grafiklerle ve animasyonlarla izlenime sunmuştur.


Begendigim bir yorum: Gunlukfilm sitesinden Yakup isimli kullaniciya ait yorum ;

Selamlar,
Ben sigarayı biraz önce bırakmış bir sigara bağımlısıyım. Son sigaramı 20 dakka önce videodaki danışmanın “son sigaranızı için” telkiniyle içtim. Aslına bakarsanız o zaman sigara içesim yoktu )) şimdi deli gibi sigara yoksunluğu çekiyorum; yani sigara krizine girdim (((( Neyse devam edeyim. Öncelikle film güzel olmuş yalnız bazı eleştiri ve katkılarım olacak müsadenizle.


Öncelikle videoyu izlediğimde, video sigara bırakma konusunda irade yerine akıl ve mantığa daha fazla ağırlık vermiş, videoyu ingilizler çekmiş ve anglo sakson toplumu açısından bakılırsa doğru olabilir; fakat bizim gibi toplumlar akıl ve mantık toplumu değil moral ve irade toplumudur. Yinede bu durum videoda söylenenlerin ve telkin edilenlerin katı gerçekliğini değiştirmez.


Benim naçizane katkılarım da mantık ve irade arasında sigarayı bırakma konusunda bir denge oluşturmaya yarayabilir. (şu anda mantığım sigarayı bıraktın desede içimdeki nikotin canavarı bütün bilinçsel süreçlerimi altüst ederek nikotin istiyor hala )) yani demek istediğim videoda çok güzel bir tespit yapılmış hepimizin zaten bildiği gibi biz bağımlı insanlarız öncelikle bu gerçeği kabul etmek ve bu gerçekliğin üzerine daha fazla odaklanmamız gerekir.


Örneğin: Bu filmi internette açmadan önce kendi şahsi bütçe planlamamı yapıyordum (bu aralar haddinden fazla boş vaktim ve sigara içmek için beynimin tasarlayacağı binlerce bahanem var yani )) baktım sigara kalemi küçük çekirdek ailemin bütçesinde aylık 500 TL lik bir kalem oluşturuyor, canım sıkıldı bir sigara yaktım )) sonra kafamı dağıtmak için internette film arayışına gittim ve bu filmi buldum bu arada bir sigara daha içtim. Hala sigara içesim var ) bunu mahsusdan yapıyorum sigara sigara… biliyorumki bu filmi izlemiş, sigarayı videodaki danışmanın son sigaranızı için telkiniyle bırakmış olan arkadaşlar eğer bağımlılarsa canları deli gibi sigara çekiyor. Yani söylemek istediğim sigarayı bırakmak bir danışmanın söyleyeceği sözle veya telkinle yada çok kere denediğimiz kendi kendine yemin etmekle olmuyor. Atladığımız bir nokta var biz hala bir bağımlıyız. Sigara içmiyor olabiriz ama bu 15-20 dakka önceki kararımızla değişmedi.


Herşeyden önce sigarayı bırakmak bizim kendi kararımızdır. Video bize zaten bildiğimiz sebepleri, bazı telkin araçlarını ve bazı yöntemleri veriyor. Bunlar bir araçtır bu araçları kullanmak bizim irademiz ve yeteneğimizdedir. Bence daha önce bir arkadaşımızın yorumlarda belirttiği gibi bu videoyu tekrar tekrar izlemekte yarar var bunun da ötesinde bu konuda başka filmleri de izleyebilirsiniz internette sürüsüyle var en azından kendi ön bilincimizi ve irademizi destekleyecektir. Bu araçları sık sık kullanalım irademiz zayıfladığında mantığımızı yardıma çağaralım. Nasıl ki o mendebur nikotin krizi esnasında yoksunluk hissi en tepeye çıktığında mantığımızı ele geçiriyor ve binlerce mantıksal bahane buluyor aynı şekilde bu mantık silahını ona karşı kullanalım.


Sigarayı bırakma konusunda en doğru yöntem sizin kendiniz için bulduğunuz yöntemdir. Bütün araçları kendi yönteminizi oluşturmak için kullanın.


Bu noktada videoda söylenenlere ekleyeceğim birkaç öneri ve düşünce var bazıları videoyla çelişiyor.


Öncelikle siz bir bağımlısınız ve bilişsel süreçleriniz, ne kadar zeki ve mantıklı bir insan oluşunuzdan öte sigarayı bırakma konusunda bu bağımlılığınız nedeniyle sakatlanmıştır.


Kendinize süre tanıyın, sigarayı bırakma düşüncesini zihninizde olgunlaştırın, iradenizi sınayın, yöntemlerinizi belirleyin, kendinizi bu yola hazırlayın. Ben sigarayı bıraktım demekle sigara bırakılmıyor. Siz bir bağımlısınız bunu aklınızdan çıkarmayın, muhtemelen bu bağımlılık en iyi durumda bile ve bu süre zarfında sigara içmesenizde birkaç sene sürecek. (Bu pragrafı yazarken az daha sigara içiyordum )) Olanaklarınız elveriyorsa mutlaka profesyonel bir destek alın. Olmadı çok yakın bir arkadaşınız size destek olsun. Unutmayın bağımlılıklardan tek başına kurtulmak çok nadirdir ve insan sosyal bir varlıktır.


Sigarayı bırakmak için içinde nikotin barındırmayan her türlü yöntemi deneyebilirsiniz. Başarısızlıklarınız sizi yıldırmasın, Çünkü bağımlılıklar özellikle uzun bir zamandan beri süregeliyorsa, içgüdüsel-sosyal-mantıksal süreçlerin derinlerine işlemiştir. Başarısızlıklarınız bile sonuçta sizi sigarayı bırakma yönteminizi bulmanızda aracı oluyor ve sigarayı bırakma düşüncenizi diri tutuyor. Ancak kesinlikle işe yaramayan bir yöntem söyleyeyim “önce sigarayı azaltayım sonra bırakmaya bir adım daha yaklaşmış olurum” düşüncesi hiçbir işe yaramaz sigarayı ya toptan bırakacaksınız ya da devam edeceksiniz sigarayı azaltmak bir yöntem değildir. Tecrübeyle sabit ))


Videoda sigara bağımlılığınız yerine başka bir şey koymayın diyor. Bence yanlış, eğer bir bağımlıysanız ve bu bağımlılıktan kurtulmak istiyorsanız, bağımlı olduğunuz noktaya odaklanırsınız ve bu odaktan sizi ayıracak her türlü araca ihtiyacınız var. Ancak videoda telkin ettiği gibi kesinlikle nikotin içeren başka bir ürün olmaz çünkü siz nikotin bağımlısısınız. Ne bileyim, kişiliğinize uygun olarak sigara krizine girdiğinizde onun yerine yararlı, sağlığınıza ve zihninize iyi gelecek şeyler koyun elişi yapmak olur, spor yapmak olur, seks yapmak olur !!! (erkek milleti olarak düşüncemiz sanırım kadınların bu yola başvurması şık olur )). Fiziksel aktiviteler özellikle odaklanma ve zihinsel bir süreç gerektirmediği için (seksi dışarda bırakıyorum )) sizi meşkul edip konsantrasyonunuzu kaydıracaktır. Önemli olan kendinizi o odak noktasından taşıyıp nikotin krizi esnasında içgüdüsel odağınızı dağıtmaktar. Yerine başka bir bağımlılık koymanız hiç farketmez; sonuç olarak bir bağıllılığınızdan kurtulmaya çalışıyorsunuz. Birinden kurtuldunuzmu artık bir yönteminiz vardır ve diğer bağımlılıklarınızdan kurtulmak sizin için kolay olacaktır.


Video da dışarı çıkın sosyal ortamlara katılın (sigara içilen ortamlara) ve sigara içenleri tahlil edin diyor. Bu kesinlikle doğrudur. Sigara içenlerle olumsuz yönde empati kurum sigara içmeye devam etseydiniz onun gibi olacaktınız. Aynı zamanda bu ortamda bulunup sigara içmemek neye mal olursa olsun sizin için acı da olsa ( bizim toplumumuzda başarı ve keyif acısız olmaz )) bir başarıdır. Bunun keyfini çıkarın.


Sözünün eri, toplumun sizin hakkınızdaki fikirlerini önemseyen, sözüne güvenilen …vs biri iseniz sigarayı bırakma sürecinizi insanlara deklare edin, yani kendi üzerinizde toplumsal baskı kurun. Toplumsal baskı her zaman olduğu gibi irade zayıflıklarınızı aşmanızda ve çizgi dışına çıkmamanızda bir korku barajı olacaktır. Zaten toplum insanları böyle şekillendirmiyor mu )). Ancak bu çok radikal bir süreçtir, sonuçta toplumsal yerinizi zedeleme tehlikesi vardır. Ancak unutmayın siz yine bir bağımlısınız ve anlayışlı insanlar bunu anlayacaktır.

MENENJİT TARİHE KARIŞACAK MI?

Uzmanlar, iki ay içinde “meningokok” aşısının piyasaya çıkacağını, bir süre sonra da Bakanlığın bu aşıyı ücretsiz yapacağını açıkladı.

Menenjit yapan virüs ve bakterilerin içerisinde pnömokok, meningokok menenjite neden oluyor. Bunlardan. H. influenza tip B’yi Sağlık Bakanlığı 2006 yılından bu yana ulusal aşı şemasına ekledi. Bu nedenle vaka sayısı oldukça azaldı. Aşı yapıldıktan sonra sadece 5 vakada bulduk. Onlar da yaşı nedeniyle aşılanmamış çocuklar. 2005 yılında pnömokok yani zatürre aşısı bütün çocuklara yapılmaya başlandı. Şu anda menenjitin en sık görülen etkeni meningokok isimli bakteri. Türkiye’de görülen meningokok menenjiti için üretilen aşı yakında piyasaya çıkacak. Sanofi Aventis grubu tarafından üretilen aşı şimdi Türkiye pazarına girmek için gün sayıyor

Menenjit hastalığının iki türü için uygulanan aşıların, Türkiye’de de yapıldığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “meningokok” menenjiti için yılda 750 çocuğunun menenjite yakalandığını söyledi. Bunların hepsinin 15 yaş altı çocuklar olduğunu ifade eden Prof. Ceyhan, “Bu sayıdan 50-100 arasında ölüm bekliyoruz, 200 civarında da sakatlık olabiliyor. Aşıyla bunların hepsini önlemiş oluyorsunuz” dedi.

“Meningokok Sağlıklı İnsanların Boğazında Da Büyük Oranda Taşınıyor”
Bebeklerde 9 aydan itibaren aşının yapılabileceğini aktaran Prof. Dr. Ceyhan, bakteri solunum yoluyla bulaştığı için, aşıdan başka korunma yönteminin olmadığını belirtti.
Prof. Dr. Ceyhan, şöyle konuştu: “Meningokoklu bir hasta otobüste yanınızda oturabilir, okulda çocuğunuzun yanında oturabilir. Bakterinin bir de şöyle bir özelliği var: Sağlıklı insanların boğazında da büyük oranda taşınıyorlar. Her 6 kişiden en az ikisinin boğazında bu bakteri var. Taşıyıcı bir insanla temas halinde, bakteriyi evimize taşıyoruz.”

“Türkiye’nin Aşı Bütçesi Şu Anda 200 Milyon Dolar Civarında”
Prof. Dr. Ceyhan, Bakanlığın Türkiye’de menenjit yapan mikroplardan ikisine karşı aşılamayı 2005-2006 yılları arasında aşı takvimine koyduğunu belirtti. Prof. Dr. Ceyhan “Bu nedenle menenjitin en sık görülen etkeni “meningokok” isimli bakteri. Bir tek onun aşısı yoktu. Bir-iki ay sonra Türkiye’de serbest piyasada bulunacak. Bakanlık ‘gerekli’ derse ulusal aşı programına alınıp ücretsiz tüm çocuklara yapılacak. Türkiye’nin aşı bütçesi şu anda 200 milyon dolar civarında” diye konuştu.

En Çok Salgın Yaptığı Yer Hac
Prof. Dr. Ceyhan, tekrarlayan menenjit geçiren çocuklar, dalak fonksiyonunda bozukluk olanlar, hacca giden kişilerle aynı evde yaşayanlar ve kreş çocuklarının risk grupları olduğunu belirtti. En çok salgının hac dönüşü görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Ceyhan, hacca gidenler için bu aşının zorunlu olduğunu belirterek “Ancak onlarınki koruyuculuğu olan bir aşı. O yüzden hacdan döndüklerinde boğazlarında getiriyorlar. Kendilerini koruyor ama başkalarına bulaşıyor. Hacdan gelen tipi daha çok hastalığa neden oluyor. Dolayısıyla çocuklarla birlikte hacılara da yaparsak büyük oranda koruma sağlayacağız” dedi.

2 Kasım 2011 Çarşamba

“KADAVRASIZ” TÜRKİYE’DE KADAVRA SERGİLEMEK ETİK Mİ?


YÖK’ün hazırladığı “Türkiye’de Sağlık Eğitimi ve Sağlık İnsan Gücü Durumu” raporuna göre 19 tıp fakültesinde kadavrasız eğitim yapılıyor. Kadavra eğitiminde durum böyleyken, kadavraların sergilenmesine olan büyük ilgi akıllarda yeni sorulara neden oluyor. Yaş sınırı olmayan bu sergileri herkesin gezmesi etik mi? Bu kadavraların sahiplerinden sergileme için izin alındı mı? Bu durum ülkemizdeki kadavra bağışını nasıl etkiliyor?

Türkiye’deki 35 bin 781 öğrencinin eğitim gördüğü 62 tıp fakültesinde, eğitim için sadece 188 kadavra bulunuyor. Üniversitelerin 3’te biri kadavrasız eğitim yapıyor. 62 üniversitenin 19’unda kadavra olmadığı için kadavralar üniversiteler arasında kimi zaman yer değiştiriyor.

YÖK tarafından hazırlanan “Türkiye’de Sağlık Eğitimi ve Sağlık İnsan Gücü Durumu” raporuna göre, tıp fakülteleri arasında en fazla kadavra Mersin Üniversitesi’nde bulunuyor. Bu üniversitede 21 kadavra bulunurken aralarında Balıkesir, Trakya, Gaziantep, Giresun, Kırıkkale ve Dumlupınar’ın da bulunduğu 19 tıp fakültesinde kadavrasız eğitim yapılıyor. Kadavrası olmayan üniversiteler çevre illerdeki tıp fakültelerinden öğrencilerine gösterebilmek için kadavra taşıyor. Avrupa’da 10 tıp öğrencisine 1 kadavra düşerken Türkiye’de 200 öğrenciye 1 kadavra düşüyor. Peki kadavra sergilenmesi etik midir? Sağlık Dergisi okuyucularından gelen sorulara yanıt bulabilmek için uzmanların görüşlerini aldık.

“Ülkemizde Zaten Kadavra Bulmak Çok Zor”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Tekdemir, konuyla ilgi şunları söyledi: “Kadavra aslında ölmüş insan bedeninin bilimsel çalışmalarda ve daha önemlisi öğrenci eğitiminde kullanılan çok özel bir uygulamasıdır. Dolayısıyla bu kadar özel bir uygulamanın aslında hazırlanışı ve sunuluşu açısından da bazı özel değerler vardır. Dolayısıyla etik açıdan hem de kullanılışı açısından da çok önemli özellikleri bulunması lazım. Ülkemizde zaten kadavra bulmak çok zordur. Çünkü bizim inançlarımız gereği toprağın bedenle buluşması önceliklidir. Böyle olunca da genellikle sahipsiz bile olsa cenazelerimiz genellikle defnedilir. Dolayısıyla tıp eğitiminin temelinde yer alan kadavranın hazırlanılması ve bir eğitime amaç oluşturmak üzere kullanılması oldukça zordur ama her şeye rağmen yine de elde ettiğimiz kadavraların kullanılması ve bunların özellikle eğitim sırasında öğrencilerle olan münasebetleri son derece özel bir konudur. Tıp fakültesine başlayan öğrenciye verilen ilk eğitimde kadavralara olan hürmeti ve saygıyı öncelikli olarak değerlendirmeniz gerekir yani, kadavra eğitimi sırasında öğrencilerin kendi bedenini onların eğitimine sunmuş olan bu meftalara karşı saygılı olmaları gerekmektedir. Aslında tıp eğitiminde kadavra uygulaması sadece eğitim değildir. Kadavra uygulaması aynı zamanda ölümü tanımak konusunda da tıp öğrencisinin ilk defa karşılaştığı bir eğitimdir. Dolayısıyla anatomi dersi sadece temel bir ders olmaktan çıkmakta öğrenciye, mesleğinde karşılaşacağı insanların bedenlerin ölümlü olduğunu bu ölümlü bedenler üzerinde de ancak eğitim yapabileceğini görmesi açısından son derece ayrı bir eğitim verilmektedir.

“Burada Asıl Amaç İnsan Bedenine Uygulanan Plastinasyon”
Böylesi çok zor bulunan bir bedenin bunların dışında görsel amaçlı hatta sanatsal anlam taşıdığı söylenen manada bile sergilenmesi bence çok doğru değildir. Çünkü burada bedenin sunulmasında farklı beklentilerde vardır, Body Worlds’te olduğu gibi. Benim kanaatime göre Body Worlds özellikle plastinasyon açısından yapılan uygulamaların tanıtımı ve Plastinasyonun marketleşmesi ve piyasaya sürülmesi anlamı varıdır. Yani burada asıl amaç insanın bedenini tanımaktan ve sunmaktan çok insan bedenine uygulanan Plastinasyona ait materyallerin pazarlanması. Dolayısıyla bu pazarlama materyallerinin de örneklerinin tanıtılmasıdır.

“Plastinasyon Yararlı Bir Durum Ancak Herkesin Görebileceği Yerlerde Teşhir Edilmemeli”
Dolayısıyla bunun alet edilmesini de ben çok doğru bulmuyorum. Dolayısıyla insan vücudunun plastinize edilmesi son derece iyi bir uygulamadır. Çünkü bu eğitim amaçlı birçok alanlarda kullanılıyor. Böyle bir alanda gelişti. Bu alan aslında son derece iyi çalışmalarda yapılıyor. Çünkü kadavra temin etmek zor olduğu dönemlerde biz organların veya uzuvların plastinize edilerek uzun süre kullanımını sağlıyoruz. Son derece yararlı bir durum fakat bunların herkesin görebileceği yerlerde teşhir edilmesi sanat olarak sunulması çok doğru değil. Bir yandan merak uyandırırken bir yandan da insanların aklına bedenlerin böyle teşhir edilebileceği düşüncesi ile birlikte özellikle bizim ülkemizde ki insanlarımızın kadavra bağışını da engellemektedir. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığı zaman bu şekilde bir uygulamanın hem etik olarak hem uygulamada getireceği sorunlar açısından hem de pratik olarak bir faydasını görmüyorum. Ama bunu yapan insanların gerçekten maddi beklentileri vardır. Bu uygulama aynı zamanda bir pazarlama tekniğidir. Pazarlama tekniğinin içine sanatsal anlam katmak bir de bunun içine merak uyandırmak, bence bizim ülkemizde çokta yararlı değildir.

“Kadavranın Bağışlanması Konusunda Çok Önemli Bir Engel Oluşturmaktadır”
Eğitimci anatomist olarak ele aldığımda sakıncaları şuradan ortaya çıkıyor, bedenin verilmesinden yani kadavra olarak uygulanmasından sonra böyle bir izin olup olmadığını bilmiyoruz. Ayrıca insanların buna müsaade edip etmediğini bilmiyoruz. Böyle bir müsaadenin olabileceğini de zannetmiyorum. Bunu seyreden insanların kadavraların böyle sunulabileceğini düşünmeleri kadavranın verilmesi ya da kadavranın bağışlanması konusunda çok önemli bir engel oluşturmaktadır. Yani insan vücududur bunun bir şekilde pazarlanıyor olması hoş ve etikte değildir. İşin içine ticari bir beklenti girdiği zaman bütün bu anlamlar ortadan kalkmaktadır. Bir anatomist olarak kadavranın temin edilmesinin bu kadar zor olduğu bir ortamda elde edilmiş olan kadavraların her ne pahasına olursa olsun. Herkesin görebileceği yerlerde sunulmasının doğru olmadığını kesinlikle söyleyebilirim. Çünkü kadavra mahremiyeti vardır. Eğitim dışında sergilenmesi etik değildir. Kadavraların mutlak eğitim kurumlarında ve öğrencilerinde buna gösterdiği saygı içinde sunulması gerekir.

İnsan Vücudunu Öğrenmek İçin Çeşitli Yollar Var
Halkın insan vücudunu görebileceği çok farklı uygulamalar var. Hatta sanal ortamda çok daha farklı tanıma şartları vardır. Burada bence insan vücudunu tanımaktan çok insan vücudunun bu hale gelişi orada çünkü sanatsal pozisyonlarda verilmiştir. O merak uyandırmaktadır. Daha da bilinçaltında insan vücudunun bu hale gelebileceği tanıtılmaktadır. Dolayısıyla bu haliyle insanların oraya giderek insan vücudunu tanımaları zaten mümkün değildir. Çünkü insan vücudunu tanımaları için zaten yeterli materyaller vardır. Oraya gitmeye gerek yoktur. Bunları görmek içinde ciddi ücret ödeniyor. Bunun amacı da merak gidermektir. Bu da medya tarafından oluşturulmuştur. Zaman zaman yapılan yayınlarla bu duygular daha da artırılmaktadır. Bu merak aslında Ülkemiz için bir ciddi ekonomik kayıpla birlikte bu sayede şahısların ticari emellerine alet olunmaktadır. Kadavranın yani insan vücudunun bu şekilde sunulması da insan vücudunu ve özelliklerini hafifletmekte ve eğitiminde gizemini ortadan kaldırmaktadır.

Ülkemizde ve Yurt Dışında Kadavra Bağışı Çok Farklı
Ülkemizde ve yurt dışında kadavra uygulamalarına baktığınızda Avrupa’da insanların inançları buna engel değil, özellikle cenaze masraflı bir iş birçok insan cenazesini bulundukları yerdeki anatomi bölümlerine bağışlanmasında ücretsiz defin edilmelerini sağlıyorlar. Bu çok önemli ve kolay bir yol oluyor. Benim Avrupa’da gittiğim Tıp Fakülteleri Anatomi Bölümlerinde yüzlerce kadavranın ambalajlanmış olarak beklediğini görüyorum. Bunun altında ki konu ekonomiyle ilgilidir. Mesela Avrupa’da defin yaklaşık 7-10 bin Euro’ya mal oluyor. Bu kadar yüksek bir maliyeti insanlar gözden çıkartmak için bu sefer bedenlerini anatomi bölümlerine bağışlıyor. Bu bağışladıktan sonra çalışmalar yapılıyor ve sonra defnediliyor. Bu sayede defin ücretsiz hale geliyor. Ama bizim ülkemiz böyle değil. Bizim ülkemizde hiç sahiplenilmemiş cenaze ortada yoktur. Bizim inançlarımız cenazenin her şekilde defnedilmesini sağlar. Bizim bu yolu kadavra temin etme ve kullanma şansımız yoktur dolayısıyla Avrupa’da çok yoğun olarak kullanılan bu kanal bizde hiç kullanılamamaktadır. Dolayısıyla bizim kadavrayı ancak ve ancak bulma yolumuz bağış yoluyla olabilir ki bu durum çok azdır. Diğer yol ise sahiplenilmemiş cenazelerin,i ilgili yönetmeliğe göre belirli bir dönem muhafaza edildikten sonra kullanılmasıdır ki buda şimdilerde çok kolaya uygulama alanı bulamamaktadır.

“Bizim Kadavra Temini Konusundaki Çalışmalarımızı Engellemektedir”
İnsanlar bedenlerini bağışlamıyor Avrupa’daki gibi, bağışlamak isteyenlerin durumu da bu örneklerden yola çıkarak azalabiliyor. Sonuçta bu yapılan çalışmaların masum beklentileri bile olsa bence tam anlamıyla masum değil. Ticari beklentileri var. Bizim kadavra temini konusundaki çalışmalarımızı engellemektedir. Bir yandan da toplumdaki insanların eğiticilerin hatta öğrencilerin eğitime bakışları hatta kadavranın kullanılışı hakkındaki düşüncelerini de bulandırmaktadır ve bağış konusunda ki içtenlikten uzaklaştırmaktadır. Benim bedenimde böyle sergilenecek düşüncesi oluşabilmektedir”


“Bana Göre Etik Açıdan Sorun Yok”
Adli Bilimciler Derneği Sağlık Hukuku Komisyonu Başkanı Nezih Varol ise şunları söyledi: “Bodys Worlds isimli sergi dünyada birçok yerde yapılmış. Anatomist Dr. Gunther von Hagens isimli kişi tarafından bulunan plastinasyon yöntemiile bağışlanan insan vücutlarındaki suyun yerine bu bulunan maddenin konulması ile sertleşen vücut sergileniyor. Amacı insan vücudunun kişilere tanıtılması. Bana göre etik açıdan sorun yok; eğitim amaçlı olarak yapılıyor. Kişilerden rant elde etmek üzere değil. Ülkemizde çalışmayı, Tüm İstanbul Üniversitesi serginin Akademik danışmanı. Ancak İstanbul Üniversitesi etik kuruldan izin alınmış mı, sergi için izin nereden alınmış. Bunları araştırmak gerek.”


Body Worlds Danışmanı Tarafından Sorular Yanıtlandı
Body Worlds sergisinin akademik danışmanı olan İstanbul Üniversitesi’nin bu konuyla ilgili görevlendirdiği Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Üzel şunları söyledi: “Bu serginin çıkış noktası, üniversitelerde eğitim amacı ile bozulmadan yıllarca kullanılabilecek ve bir noktaya kadar kadavraların yerini alabilecek olan plastinatların, sadece tıp eğitiminde değil diğer insanların da bedenlerini tanıma konusunda kullanılmalarını sağlamak olmuştur. İlk başta birkaç plastinat ile başlayan sergiler giderek artan ilgi sebebi ile genişletilmiş ve dünyayı dolaşmaya başlamıştır. Buradaki amaç plastinasyon malzemelerine market oluşturmak değildir, zaten plastinasyon malzemelerinin pazarı da halk değildir. Geniş kitlelerin de vücutları hakkında daha detaylı bilgiye sahip olmalarını, bizleri ve yakınlarımızı etkileyen hastalıkların organlarımıza ne gibi hasarlar verdiği konusunda bilgilendirilmelerini sağlamaktır. Sergilenen bedenlerin tümünün sahipleri, ölmeden önce ilgili kuruma başvurup yazılı onam vermiş ve bedenlerinin sergide kullanılmasına izin verdiklerini belirtmişlerdir. Bu izni vermeyen kişilerin bedenleri sergilere çıkarılmamaktadır. Serginin “herkese” açık olması söz konusu değildir; sergi “isteyen herkese” açıktır. Sergi kapalı bir ortamda, plastinatlar dışarıdan görülmeyecek biçimde ve sadece isteyerek ve üste para vererek sergi alanına gelenlerce gezilebiliyor. Böylece istemeyen kişilerin sergiyi görmeleri söz konusu olmuyor. Bu sergi, hem insanların bedenlerini daha iyi tanımalarına yardım etmiş hem de –en azından anabilim dalımızdaki deneyimlerimize göre- kadavra bağışı bilincini arttırmıştır; sergi sırasında ve sonrasındaki süreçte, öldükten sonra bedenlerini anabilim dalımıza bağışlamak için bilgi alan ve bağış yapan insanların sayısı sergi öncesine göre artmıştır. Sergiyi gezenlerin hemen hepsi sergiyi çok eğitici bulduğunu, bedenlerini daha iyi tanıdıklarını, daha çok saygı duyduklarını ve ona daha iyi bakmaya çalışacaklarını ifade etmiştir. Türkiye’nin en büyük eğitim kurumu olan İstanbul Üniversitesi de zaten bu amaçla sergiyi desteklemiştir.”

Etik Açıdan Kadavra Sergilenmesi
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu, öğrencilerinin görüşlerini alarak vaka çalışması yaparken kendi görüşlerini şöyle anlattı: ““Body world sergisi, hekim gözüyle mükemmel bir organizma olan insan vücudunun hayranlık oluşturacak kadar estetik biçimde sergilendiği bir etkinliktir. Bununla birlikte hekim ve insan olarak etik yönden kaygı uyandıran yönleri hakkında çekincelerim var. Öncelikle insan onurunun her durumda korunması bir önceliktir. Bu açıdan sergiyi gezerken özen gösterilmesi, “yaş gruplarına göre farklı düzeyde” biraz bilgi verildikten sonra gezdirilmesi önemlidir. Ayrıca bu bağlamda, onam konusu çok önemlidir. Bedenlerin sahibi olan insanların bedenlerinin sergilenmesi, bu biçimde “şekil verilerek” ve tüm yaş gruplarına sergilenmesi için bilerek, isteyerek onay vermiş olmaları gereklidir.Bu serginin salt ticari amaçlarla oluşturulması ve sergilenmesi değil, gelirinin bilimsel amaçlarla kullanılacak olması beni daha mutlu eder. Çünkü bu bedenler ve onların estetik, eğitici işlevleri “insanlığın ortak kalıtı” kapsamında ele alınabilecek kadar değerlidir. İnsan vücudunu tanımak ve anlamak konusunda çok güzel bir çalışmadır. Son derece estetik hazırlanmıştır. Mesleki uğraşı gereği bilgisini insan bedeni üzerinde uygulayan hekimler, mahremiyet, zarar vermeme, aydınlatılmış onam.. gibi konularda çok iyi bir etik donanım kazandıktan sonra hekim olmaktadır. Tıp öğrencileri için, mutlaka gezmelerini tavsiye edeceğim bir sergidir.”

İnternet Üzerinden Etik Tartışma Yapıldı
Prof. Dr. Çobanoğlu, internet ortamından tıp fakültesi 4. Sınıf öğrencilerinin görüşlerini etik tartışma konusu olarak belirleyerek, Sağlık Dergisi’ne şunları söyledi: “Facebook birçok amaçla farklı biçimde kullanılabilir. Benim açımdan özel gruplarda eğitim amaçlı kullandığım teknolojik bir yenilik oldu. Facebook’ta bu eğitim yılı başlamadan önce Dönem 4 öğrencileri grup oluşturdular. Etkili ve hızlı iletişim için öğrencilerimin tamamına yakınının takip ettiği bu gruba ben de üye oldum ve hemen bu konu hakkında soru sordum. Ayrıca, D4 Klinik etik derslerine başlamadan önce konuya ısınmalarını ve artık 4. sınıfta insan bedenine stajyer doktor sıfatıyla dokunmaya başlamadan önce, insan bedeniyle düzenlenmiş bu sergiyi etik açısından tartışarak 1,2, ve 3. sınıflarda anlattığım etik kavramlar ışığında değerlendirme yapmayı denemelerini amaçladım. Dönem 4 lere Klinik etik anlatıyorum. Gerçek vakaları etik açıdan değerlendiriyoruz.

Buse Doğan, Bir insanın bedenini sadece ve sadece bir doktor açmalıdır ve amacı da sadece ve sadece o insana faydalı olmak olmalıdır. Bu bedenlere bir şey öğrenmek için değil de eğlence gözüyle bakmak bana mantıklı gelmiyor. Tıp öğrencilerinin amacı bir şeyler öğrenmek ve insanlığa faydalı olmaktır. Aynı şekilde doktorlarında amacı o insana faydalı olmaktır. O sergiye giden herkes bu bilinçle gitmedi.

Tuğce Ayyıldız, Ölen biri toprakta çürüyeceğine insanlığa faydası olacaksa neden etik olmasın. organ bağışlama başka bir insan yaşasın diye, kadavra biz ögrenelim diye, bu da bence tıp eğitimi almayan veya alan biri için güzel bir öğrenim şekli, hem merak uyandıran böylelikle daha da kalıcı olabilen sergiydi. İnsan vücudu kapalı bir kutu olmamalıdır

Ali Demir, Ben çok büyük bir etik problem görmüyorum orada sergilenen bütün insanlar kendini enstitüye bağışlamış. Belki de idealleri buydu insanlara kendi vücutlarını tanıma konusunda yardımcı olmak veya bizleri de düşünmüş olabilirler malum kadavra sıkıntısı var. Belki burada etik bir problem olacaksa o da bunun ticarileştirilmesi ve bundan rant sağlanılması...

Nihan Kırçıl, sergideki insan bedenleri bağış yolu ile elde ediliyor yani bağışçılar bunu önceden kabul etmiş demektir. Yani sergideki insan bedenlerinin özlükleri ile ilgili sıkıntılı bir durum olduğunu düşünmüyorum. Sergiyi gezmiş bir tıbbiyeli olarak bu soruyu iki aşamada değerlendirmek isterim. Sıradan bir vatandaş gibi bir heykeltıraşın eserlerini gezercesine alelade bir yaklaşım mantığına hiç hoş gelmiyor ancak plastinasyon yöntemi ile muhteşem bir eser haline getirilmiş insan bedenleri(gönüllü bağışçılar olduğunu unutmadan) bilimsel bir amaca hizmet etmesi bence etiktir.

Gaye Kübra, etik olan ve olmayanın belirli yasal düzenlemelerle sınırlandırdığında ve böyle bir organizasyonun da etik ilkelere aykırı olmayan prosedürlere dayanarak hazırlandığında herhangi bir sorun oluşturacağını düşünmüyorum. Bununla birlikte eğitimimize katkı sağlayacağı bir gerçek evet,ama her durumda önce kişilerin haklarını ölü de olsa diri de olsa gözetmek zorundayız.sadece eğlence amaçlı ziyaretlerde bulunanların tüm o ölü kişilere haksızlık ettiğini ve etik açıdan suç işlediğini düşünüyorum.Nihayetinde eğer amaç eğitim ise bunun da verilen kitleye göre farklı yöntemlerle uygulanmasından yanayım. Böyle bir sunum daha farklı bir şekilde yapılabilirdi bu açıdan ama bu noktada işin içine maddi çıkarlar girecektir ki,tüm bunlar da bütün artı ve eksiler tartışıldıktan sonra bir yargıya varmamızı gerektirir.

Latife Gözde Uçar, sergiyi gördüğümde ilk aklıma gelen bütün tıp fakültelerindeki kadavraların bu şekilde korunması gerektiğiydi. Laboratuardaki kadavralara bakamazken bunlardan gözümü alamıyordum. O sergide insan bedenine karşı herhangi bir saygısızlık görmedim aksine insanların insan bedenine tıbba ve bilime saygısının artacağını düşündüm. Çünkü bedenler oldukça estetik ve büyüleyici görünüyordu. Laboratuvardaki kadavralarla kıyaslanamaz bile. Etik açıdan en önemli nokta bedenlerin gönüllü bedeni olması. Sonuçta kimileri öldükten sonra yakılmayı kimileri gömülmeyi kimileri kadavra olmayı kimileri de plastinat olarak sergilenmeyi seçiyor. Toprağa gömülmek yakılmak ya da kadavra olmak ne kadar etikse o kadar etik görüyorum Body Worlds’u çünkü ölmüş kimselerde olsa bedenlerini o şekilde sergilemek onların seçimi saygı duymak gerekir.

Süleyman Aliyazıcıoğlu, plastinasyon güzel bir şey ama zaten maketler var . Bu yöntemden yola çıkılarak belki '' elastinasyon'' yapılabilir.



Nurgül Baldemir, Nesrin hocam bu konuyu tartışmaya açtığınız için teşekkürler. Geçen yıl Aralık ayında arkadaşlarla sergiye gittiğimizde,aynı soruyu biz de birbirimize sorduk. Gördüklerimizden çok acaba “etik miydi” bunu düşündük gerçekten. Ama tabi ki çok net bir cevabı yok ne yazık ki.
Sergi; sanatsaldır elbette çünkü insan bedeni daha bilmediğimiz milyonlarca ayrıntısıyla en güzel şekilde yaratılmıştır, hiçbir maketin bir insan vücuduyla birebir aynı yapılmış olabileceğine bu noktada inanmıyorum. Atlaslardakinden, maketlerden çok farklı ve gerçekler. Sergi,bilimseldir de. Her maketin yanında organlara,kaslara ait bilgiler yer alıyordu bu da önemli bir ayrıntı hatta belli hastalıkları olan insanların kısa öyküleri de vardı,aynı zamanda bedenler anatomik pozisyonda değil hepsi bambaşka bir pozisyonda dondurulmuş farklı bir heykel gibi,bu açıdan da edebi ve sanatsaldır. ''Tıp bir zanaat mıdır,sanat mıdır ?''diye bir soru sormuştunuz bize bir dersimizde ve her ikisi de olduğuna kanaat getirmiştik. Bu sergi bir ilk değil aynı zamanda. Vesalius Orta Çağ'da ''De Fabrica Humani Corporis'' diye bir eser yazmış ''Anatomi Tiyatrosu''nda gözlemledikleriyle, o dönemde de böyle sergiler varmış ve halka açıkmış. Bu sergideki sorun halka açık olması ve aydınlatılmış onamların alındığı ama insanların onamı alınırken ne kadar aydınlatıldıklarını bilemememiz. Kendi bedenlerinin her ne şekilde kullanılacağını her ayrıntısıyla bilerek onaylamışlarsa etik bir sorun yoktur ama işin ticari boyutu da çok büyük bir etik sorun. Halka açıklığında insanlarda uyandırdığı merak onları bağışa teşvik edecektir ve gelen yüzlerce bağış sonrasında ne olacak? Tıbbın teknolojinin bu kadar ilerlediği şu zaman diliminde yüzlerce insan bedenlerine sadece heykel parçası olarak mı bakacağız? Ruh ve beden birbirinden ayrıldığında bedenin mahremiyeti ortadan kalkmamalı diye düşünüyorum. Olayın bu boyuta gelebilme ihtimali beni tedirgin ediyor,evlere konulan bir biblo gibi yüzlerce sayıda insan heykeli. Fikrim böyle bir serginin halka açık değil de sadece bilim insanlarına açık olmasından yana. İnsanların merakını durduramayız ama faydacılık ilkesine göre böyle olması gerektiğini düşünüyorum.

Sait Yıldırım, organ ve kadavra bağışında yasal bir engel yok fakat insan anatomisini bilim dışında görsel şölen haline getirmek kanımca etik değil.


Vedat Sarıdilek, vatandaşın bakış açısı ile hekimin yorumu aynı olmayacağı kesin. Biraz sirke dönüştürülmüş gibi. Sadece hekimlere katkı sağlasaydı daha yüce olacaklardı.Şimdi sirkteki maymundan aslandan farkları kalmadı.Biyolojik bilimlere meraklı lise seviyesi altında ki yaş gruplarında etkisini düşünemiyorum.Biz bile ilk kadavrayı gördüğümüzde nasıl etkilendik hafızalarınızı zorlarsanız yaşamla ölüm sonrası arasındaki çizgi ve bozulmamışlık ve çürümemişlik. Acaba herkes kendisinin sonraki durumu için ne düşünebilir?