13 Eylül 2011 Salı

Başımızın Belası: Migren


Sizin yerinizde olsam bu yazıyı okumadan önce sahip olduğunuz ağrının migren mi yoksa sıradan bir baş ağrısı mı olduğunu öğrenirim. Bu test size yardımcı olacaktır;   
   Migren neden görülür?

Migren bir baş ağrısı türüdür .Genelde soğuk terleme ile birlikte görülür. Migrene bulantı, kusma, görme bozuklukları ve nadir olarak geçici felç ve konuşma kaybı eşlik edebilir. Aynı zamanda hastalar atak sırasında ışığa, sese ya da bazı kokulara duyarlılık (aşırı duyarlılık) bildirmektedirler.

Migren baş ağrıları, kan damarlarının genişlemesi ve bu kan damarlarının çevresini saran sinir liflerinden çeşitli kimyasal maddelerin salınması nedeni ile oluşmaktadır.
   Migreni neler tetikler?
  
  • Çok parlak ışık, yanıp sönen ışık.
  • Parfüm, boya, temizlik ürünleri, egzoz dumanı, sigara dumanı solumak.
  • Hava durumu değişiklikleri, aşırı nem, deniz seviyesinden çok yükseklerde olmak.
  • Çikolata, narenciye, soğan, fasulye, fındık ve aşırı yağlı gıdalar.
  • Alkol
  • Kafein ya da kafein yokluğu.
  • Sodyum Nitrat:(örneğin; sosisli sandviçte var)
  • Tatlandırıcılar

  • Uykusuzluk ya da çok uyumak
  • Düzenli beslenmemek
  • Kafa yaralanması
  • Sigara içmek
  • Fiziksel güç harcamak
  • Ritim değişikliği

  • Kadınlarda hormonal değişiklikler: Menopoz, oral kontrasepsiyon, hormon replasman tedavisi, gebelik
  • Bazı ilaçlar
  • Başka bir neden ile oluşan baş ya da boyun ağrısı

       Peki ne yapmalıyız?
Akut migren ataklarını ağrı kesicilerle kısmen önleyebiliriz. Fakat bu kısa sürer. Ağrı kesicileri haftada en fazla 2 kere almalısınız.
Tabii ki etkisi yadsınamaz bir alternatif tıp gerçeği de var. Her hastalıkta olduğu gibi şifalı otlarımızdan bu konuda da medet umabiliriz. Peki neler bu güzel bitkiler?
  • Anason
  • Biberiye(Kuşdili)
  • Melisa
  

Bu gibi bitkileri kaynatıp çayını içerek migren ataklarını hafifletebilirsiniz, hem de sakinleşirsiniz.Ayrıca idrar söktürücü etkileri vardır, rahatlatırlar.
Ağrı kesici ilaçlara haftada 2 defadan fazla ihtiyaç duyanlar, ilaçla ağrıları geçiremeyenler ve gebelik kalp krizi gibi nedenlerle ağrı kesici kullanamayanlar ne yapmalı? İşin bu noktasında erteleyici değil önleyici tedavi gerekir. Doktora görünmek zorunludur!

Yüksek Topuk: Seksi ama Zararlı


Başlıktan da anladığınız üzere konumuz Topuklu Ayakkabı! Oyy insanın adını telaffuz ederken bile içi bir garip, bir hoş oluyor.O Cristian Loboutin‘lerin resimleri kadar kadınların kalbini kimse çarptıramaz! Ne Kıvanç Tatlıtuğ da ne Hugh Jackman.. Bu topuklu denen meret öyle bir şey ki, çoğu kızın kalbini çalabilir, çoğu kızı da ben de niye yok diye söylettirebilir. Öyle etkileri var ruh durumumuz üzerinde.
Tabii ki çok seksi bir görünüm katıyor, bacakların duruşunu bile değiştiriyor. Özel davetlerin ve toplantıların şıklık göstergesi. Jean, elbise, etek her türlü kıyafetin tamamlayıcısı. Hem zaten kısa boylular için de olmazsa olmaz! Uzun boyluysanız da göklere erişiveriyorsunuz üstündeyken.
Ama bu moda harikasının zararları hem çok, hem de tahmin edemeyeceğimiz boyutlara ulaşabiliyor. İşin kötü yanı da şu ki; her 10 kadından 8'i ayaklarını rahatsız etse bile, her şeye rağmen topuklu ayakkabı alıyor.

Gün boyu vücudun bütün ağırlığını taşıyan ayaklar, doğru ayakkabı giyilmediğinde büyük zarar görüyor.Özellikle topuklu ayakkabılar kadınların ayaklarında şekil bozukluğu başta olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara sebep oluyor.


Her adımda vücut ağırlığımızın yüzde ellisi ayağımızın ön tarafına, yüzde ellisi de topuğumuza yüklenir. Ayakkabının topuğu ne kadar yüksek olursa ayağın önündeki yük de buna bağlı olarak artar.

Uygun olmayan ayakkabı kullanımı nedeniyle tarak kemiğine uygulanan yüksek basınç ağrılara, nasırlara ve parmaklarda şekil bozukluğuna sebep olur.Özellikle sivri burunlu ayakkabılarda parmakların üst üste binmesine ve doğal duruşunun bozulmasına yol açar. Ayak bileğindeki sinir sıkışmaları ayak parmaklarına doğru yayılan ağrı ve uyuşmalara neden olur. Ayrıca dize doğru yayılan ağrılar da olabilir.


  Eğer şikayetlerin yüksek topuklu ve dar ayakkabıdan kaynaklandığı uzun süre fark edilmemiş ise tablo ağırlaşır ve ameliyat şart olabilir.

   Peki alınacak önlemler neler?
      Öncelikle, kesinlikle, acele de olsanız, asla denemeden ayakkabı almayın!
  •   Gerekmedikçe yüksek topuklu ayakkabı giymekten kaçının.
  •   Mümkün olduğu kadar ayakkabıyı çorapla giyin çünkü çorap bilekteki sinir sıkışmasını nispeten önler.
  •   Ayak numaranızı iyi belirleyin ve ayağınıza uygun ayakkabıyı seçin.
  •   Mümkün olduğunca alçak ve kalın topuklu ayakkabılar tercih edin.
  •   Eğimi öne doğru daha hafif olan modelleri seçin.
  •   Ayakkabıyı seçerken ayağınıza giyip bir süre yürüyün, oturun kalkın ve size uygun olup olamayacağını, içinde rahat edip edemeyeceğinizi düşünün.
  •   Özellikle şeker hastalığı ya da dolaşım bozukluğunuz varsa, sinir sıkışmaları konusunda daha duyarlı ve dikkatli olun ve belirli zamanlarda ayaklarınızı kontrol ettirin.
Tabii ki tamamen vazgeçin diyemem, bunu çoğu kadın ''dalga mı geçiyorsun'' diye yanıtlar. Ama mümkün olduğunca, özellikle günlük rutin yaşamınızda az kullanmaya dikkat ederseniz riski azaltmış olursunuz.


Kış Geliyor Ört Hocam Yorgan Yorgan Üstüne


Evet bu kış pek kış gibi geçmedi. Her an ‘amaan bu ne biçim ocak ayı ya’ diye homurdandık durduk. Ama istediğimiz oldu ve kar göründü! Tabi ki kar demek, sadece kar topu, eğlence kayak demek değil. 0’ın altında hava sıcaklıkları demek, üşümek demek.


 Gelelim soğuk havanın vücudumuzda yaratabileceği olumsuz değişikliklere;
Uzun bir süre hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretti ve doğal olarak son günlerde meydana gelen ani düşüşler insanların biyolojik ritminde değişikliklere yol açabilecek.


Soğuk havalarda kalp damarlarında meydana gelen büzüşme ölümle sonuçlanabilecek koroner kalp hastalıklarına yol açabiliyor. Şeker hastaları ve böbrek yetmezliği olan hastalar da ritm bozukluğu ve kalp yetmezliği açısından sıcaklığın ani düşüşünden olumsuz etkileniyor.


Ayrıca ısınmak için yakılan sobaların ve kalorifer atıklarının havayı kirletmesi, solunum yolu enfeksiyonlarını şiddetlendirip, astım, nefes darlığına neden oluyor.Tabi iç mekanlarda da maruz kaldığımız kuru ve sıcak havalar cilde zarar veriyor.
Sadece hava sıcaklıklarının düşmesi bile hastalıkların oluşum sıklığını artırırken mevsim değişikliğine bağlı olarak halsizlik, isteksizlik, baş ağrısı ve yorgunluk gibi belirtilerle grip, soğuk algınlığı, bronşit gibi pek çok hastalık da kendini göstermeye başlıyor.
  Peki ne yapmalıyız?
Güçlü bir bağışıklık sistemi, hastalıklara yakalanmayı önler, bu nedenle yaşlı genç herkesin özellikle yediği besinlerle bağışıklık sistemini güçlendirmesi gerekiyor.
1.Brokoli, kivi, enginar, yoğurt, domates, havuç gibi besinler hem bağışıklık sistemini güçlendirir, hem de dinç hissettirir. 
Su ihtiyacını karşılamak için günde en az 2 litre su içmek gerek.Pekmez, limonlu çaylar, nane limon, rezene çay, bal ve C vitamini içeren meyvelerin tüketilmesine ağırlık vermekte fayda var.
2. Soğuk algınlığı, enfeksiyon, zayıf bağışıklık sistemi ve kanserden korunma gibi durumlarda dünyanın en önemli şifalı bitkilerinden olan ekinezya çayının da kullanımı son derece faydalı.Hem ekinezyanın, nam-ı diğer kış çayı, Lipton tarafından hazırlanmış poşetlerini marketlerden temin edebilirsiniz. Ama tabi ki aktardan alıp kaynatıp içmek daha faydalı ve tesirli. 
3.Tabii ki cildimiz de çok önemli. Cildin kurumasını azaltmak için yağ oranı fazla likit oranı yüksek nemlendiricilerin kullanılması gerekiyor. Ayrıca bol bol balık tüketilebilir. Çünkü balığın içinde yağ miktarları fazla olduğundan derinin kuruluğuna iyi gelir ve canlılık kazanmasına yardımcı olur.
4.Eldiven, bere ve atkı gibi koruyucu giysileri muhakkak kullanmakta fayda var. Ayrıca aşırı yünlü giysiler giyilmemeli.
5.Kışın ısınmak amacıyla sıcak suyla yıkanılması yanlıştır. Aşırı sıcak su deriyi kurutur, saçlarda matlaşmaya neden olur. Islak saçla dışarı çıkıldığında rüzgarın etkisiyle derideki ani değişimler kuruma ve çatlamaları daha da artırır. Saçınızı kurutmadan dışarı çıkmayın! 
6.Güneş koruyucular yazın kullanılır, şeklindeki düşünce yanlıştır. Ultraviyole ışınları kışın da etkilidir. Güneş ışınları kışın da vücudun açık yerlerine geldiği için yaşlanma riskini artırır. Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için muhakkak el ve yüz için güneş koruyucunun kış döneminde de kullanılması faydalıdır. Ayrıca koruma faktörlü dudak nemlendiricileri de faydalı. Özellikle Nivea ve Neutrogena’nın lipstickleri hem güzel kokulu hem oldukça nemlendirici etkili.
Tabi ki zorunda olmadıkça evde kalmak en iyisi. Soğuk havalarda battaniyelere sarılıp, bütün gün bitki çayları eşliğinde DVD seyretmek büyük keyif. Ama yine de arada bir camları açıp evi havalandırmayı, kuru kalorifer havasını dışarı çıkarmayıihmal etmeyin evde yokken. Havalar soğuk olduğundan oksijen yoğunluğu fazla, bol nefes alın, verin. Ciğerlerinizi temizleyin. Ve kar topu oynayın, hayatın tadını çıkarın!

Dar Pantolon: Şık ama Tehlikeli

Evet hepimiz üstümüze yapışan pantolonları, nam-ı diğer ‘skinny jean’leri çok seviyoruz!
Spor ayakkabısından tutun topuklusuna çizmesine kadar çok iyi taşıyorlar, bilumum kıyafetle çok güzel kombinleniyor,yakışana da yakışıyor hani. Ama bu moda vazgeçilmezi maalesef vücudumuz için pek vazgeçilmez değil. Oldukça ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor.
Şimdi gelelim acı gerçeklere..

Çok sıkı olmaları nedeniyle rahatsız hissettirebiliyorlar.
Üst bacaklarımızı fazlasıyla sıkıştırdığı için kan dolaşımını zorlaştırıyorlar.
Ve bu nedenle selülit ve varis oluşumuna neden oluyorlar.
Ayrıca, genital bölgedeki ısıyı yükseltikleri için, vajinal mantar enfeksiyonuna yakalanma riskini de artırıyorlar!
Elbette gardroplarımızın olmassa olmazından, bu güzel enfes pantolonlardan bir anda vazgeçmek mümkün değil ama, günlük hayatta çok sık tercih etmemekte yarar var!

Sudan Gelen Hayat: Balık


Bazılarımız balık sevmeyiz ama o bizi sever. Ve de tahmin edemeyeceğimiz kadar yararlıdır.
Haftada en az bir kez balık yemek yaşlanmaya bağlı zihinsel faaliyetlerdeki düşüşü en az üç-dört yıl yavaşlatıyor. Archives of Neurology isimli dergide yer alan bir araştırmanın sonuçlarına göre, balık ağırlıklı diyet uygulayanlar yaşlılıkta daha keskin bir zekaya sahip oluyor.


ABD deki Rush Üniversitesi den Clare Morris, “Araştırma sonucunda haftada bir kez balık yiyenlerin düşünme kabiliyetlerindeki düşüşün yılda yüzde 10 oranında yavaşladığını, haftada iki kez balık yiyenlerde ise oranın yüzde 13 olduğunu gördük” dedi.

Altı yılda üç deney: 


3 bin 718 kişiye uygulanan ve bir hikayenin detaylarının hatırlanmasına ilişkin basit testlerle gerçekleştirililen araştırmanın tamamı, Chicago da yaşayan 65 yaşın üzerindeki deneklerle ve altı yıl içinde üç kez yapıldı.


Ayrıca aynı kişilere, 139 gıda maddesinin isim listesinin bulunduğu bir anketle neler yedikleri de soruldu.


Kalp hastalıklarına karşı balık: 


Daha önce yapılan bazı araştırmalar da balık yiyen insanların Alzheimer hastalığına yakalanma ve kalp krizi geçirme risklerinin azaldığını göstermişti.


Bu araştırmalar, somon ve tuna gibi omega-3 yağ asidi açısından zengin olan balıkların bütün kalp hastalıklarını önleyici bir etki yaptığını da ortaya koymuştu.


Omega-3 beyne iyi geliyor! 


Öte yandan araştırmacılar, omega-3 yağ asidi ile beynin faaliyetlerinin düşüşe geçmesi arasında bir bağlantı olup olmadığını da inceledi ancak bir bağlantı bulamadı.


Daha önce yapılan bazı araştırmalar omega-3 yağ asidi ile beyin faaliyetleri arasında bir bağ bulunduğunu ortaya koymuştu.
Diyeceğim o ki, deniz ürünlerini sevin, denizden babanız çıksa yiyin:)

Ömrümüz Su Gibi Olsun

Su, vücut sıvılarında bulunarak, eklemlerin kayganlaşmasına neden olur. İdrarla zararlı maddelerin atılmasını sağlar.
Diyette proteine göre karbonhidrat ve yağın yüksek olması metabolik suyu artırır. Örnek verecek olursak, bir bardak sütün %89’u, bir ince dilim ekmeğin %38’i, bir elmanın % 84’ü, bir yemek kaşığı balın %17’si sudur. Ek olarak gün içinde içtiğimiz çay, kahve, soda, gazlı ve gazsız içeceklerle de su almaktayız.
Hücre ve kas dokularını güçlendirir. Karbonhidratları, yağları, proteinleri, hormonları ve oksijeni, kanda bulunarak kaslara taşır. Zararlı maddeleri dokulardan uzaklaştırmayı sağlar.
Cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır.
Deri yoluyla, akciğerde solum yoluyla, böbreklerden idrarla ve bağırsaklardan su kaybı vardır. Bu oran ortalama 8-10 bardak sıvı kaybetmek anlamına gelir. Su içmek, susama merkezi ile hormonal olarak uyarılma sonucunda meydana gelir.Vücut toplam suyun %0-1 kadarını kaybedince susama duygusu oluşur.
Çok sıcak ve soğuk havalarda vücut normal ısısını sağlayabilmek için daha fazla su harcar. Yoğun egzersiz ve ağır işler yapıldığında su kaybı fazlalaşır. Hamilelik ve emzirme döneminde, uzun süren yolculuklarda, hastalık durunda, kusma, ishal ve ateşli hastalıklarda, yüksek lifli beslenme içeren diyetler yapıldığında daha fazla sıvı almak gerekir. 
Su tüketimini artırmak için;
- Gün içerisinde çay, kahve yerine su molası verin. Çalışma masanızda bir sürahi ve bardak buludurun.
- Yemeklerinizi ve ara öğünlerinizi su, süt, ayran, taze sıkılmış meyve suyu ile tamamlayın. Ya da öğünlerinize çorba ile başlayın.
- Toplantılarda ve özel günlerde diüretik etkisi nedeniyle alkol yerine soda tüketin. Ancak fazla soda tüketiminden kaçının. Böbrek sağlığınız için nadir tüketmekte fayda var.
- Egzersiz yaparken ve sıcak havalarda çalışırken mutlaka su için.
- Seyahatleriniz boyunca yanınızda su bulundurun. 
   Ömrünüz su gibi olsun! Su verenleriniz çok olsun:)
.