12 Eylül 2011 Pazartesi

ÜNİVERSİTELERDEKİ KRİZ NASIL ÇÖZÜLMELİ?


Son dönemlerde üniversitelerin girdiği mali kriz sonrası yaşananları Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendiren Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, bu durumun düzeltilmesi için profesyonel bir bakış açısı kazanılması gerektiğini söyledi.

Son günlerde üniversitelerde yaşanan mali krizlerin nedenini araştıran ve bu konuda çözüm yolu sunan Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, “Üniversiteyi yöneten kişi senfoni orkestrasının şefidir. Dünyanın en iyi keman sanatçısı, dünyanın en iyi piyano sanatçısını siz yönetiyorsunuz. Sizin yapmanız gereken senkronizasyonu sağlamaktır. Ancak bugün üniversiteleri yönetenler arada gidip piyano çalışıyor, arada gidip keman çalıyor. Bundan bir senfoni çıkmıyor tam bir kakafoni çıkıyor” dedi.

Prof. Dr. Tuncer, göreve geldiği ilk günden itibaren “Kanserle Savaş” ile ilgili olarak kaynakların son derece verimli olarak kullanılmasını hedeflediklerini , sağlığa ayrılan miktarın çok ciddi artış gösterdiğini dile getirdi. Tedaviden daha çok, önleyici hekimliğe yönelmenin gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tuncer şunları söyledi: “Hastanelerin daha verimli çalıştırılması, sağlık sistemindeki iyileşmeyle olur. Sağlık Bakanlığının yürüttüğü sağlık hizmet sunumunda veya fonksiyonlarında ana hedef hasta memnuniyeti ve yaygınlaşma merkezli. Bu fonksiyonun ve sistemin üniversite hastanelerine yaygınlaşırken geçişte biraz format hatası oldu. Sağlık Bakanlığı geçişte değişik aşamalardan sonra buraya geldi. Üniversite hastaneleri buna ayak uyduramadılar.

Üniversiteler Yeni Sisteme Niye Ayak Uydurmakta Zorlandı?
Üniversite hastanelerinin birkaç tane fonksiyonu var. Sadece hizmet değil. Aslında bizim ana fonksiyonlarımız, eğitim ve araştırma. Sunduğumuz hizmet bize ana fonksiyonlarımız gerçekleştirmede yardımcı oluyor. Hastalarımızı biz aslında öğrencilerimize eğitim vermek amacıyla görüyoruz. Bu ana fonksiyonlarımızı maalesef son zamanlarda kaybettik. Biz yeniliğe hiç kimsenin yapamadığı konulara ve gerçekten “niş” noktaları denilen Türkiye’de ve dünyada rekabet edilecek noktalara hedeflenmeli, yönelmeliydik. Bunu yapamadık. Genel gidişe kapıldık. Hatta öyle bir noktaya geldik ki özel hastanelerle rekabet etmeye kalktık. Halbuki özel hastaneler rekabet konusunda bizim kulvarımızdan çok farklı bir yerde bulunuyor.

“Üniversiteler Günü Kurtarma Derdindeler”
Norm kadro, fonksiyonlara bağlı dinamik bir süreçtir, kaç öğrenciniz var. Kaç lisans lisans üstü program yürütüyorsunuz? Yaptığınız işlerin artış hızı 10’ar yıllık projeksiyonunuz neler, buna bağlı olarak kadrolarınız ne olmalı? Asistan kadronuz ne olmalı, sabitlerseniz norm kadro anlayışını “önünüze bir put koyar ona tapar gibi” olursunuz. Aslında hedefimizi öğrenci memnuniyeti, asistan memnuniyeti, hasta memnuniyeti ve akademisyenlerin memnun olduğu bir ortam olarak hedeflemeliyiz. Bu açıdan projeksiyonlar yapmalıyız. Ancak maalesef üniversiteler günü kurtarma derdindeler.

Ankara Sağlık Üssü Olacak ve Merkezi Acil Servis Kurulacak
Ankara’daki üniversite hastanelerini daha büyük bir risk bekliyor. Sağlık Bakanlığı Ankara’yı sağlık üssü yaptı. 2 tane büyük kampus oluşuyor ve 2012’de devreye giriyor. 2012 yılında devreye girecek olan iki büyük kampus dünya çapında sağlık hizmeti sunan merkez olacak. Merkezi Acil Servis yapılacak ve bununla rekabet etmek cidden çok önemli bir vizyon gerektirir. Üniversite olarak bir master plan çıkartıp adım adım ilerlemeniz gerekiyor. Merkezi acilde üniversitenin yapması gereken ve merkezi acilde yapılamayan şeyleri bulmanız lazım. Sizin multidisipliner çalışarak hiç kimsenin yapamadığını yapar hale gelmeniz lazım. Biyomedikal mühendisliği gibi hem mühendislik bilimleri hem biyolojik bilimleri hem sağlık bilimlerinin hem de fen fakültesinin bir arada çalışarak hiç kimsenin yapamadığı yaklaşımları tedavi imkanlarını sağlamanız mümkün. Bu size yanık tedavisinde çok yeni gelişmeler sağlayabilir. Travma acilinde çok büyük açık var. Bu alana yaklaşılmalı, çok uç vakalar kimsenin yapmadığı yaklaşımları sunmak önemli. Bu hedefleri kendinize belirleyemezseniz, 2012’den sonra üniversite hastaneleri acilleri ve diğer anabilim dalları maalesef hasta bulamazlar.

“Biz Bilim İnsanıyız”
Akademik alanda farklı hedefler vardır. Çok para kazanalım derdinde değiliz. Çok hasta görelim gibi bir endişemiz yok. Biz görmemiz gereken hastaları görelim, öğrencilerimizi yetiştirelim, asistanlarımızı yetiştirelim ve bilim üretelim. Biz bilim insanıyız. Tabii bu ürettiğimiz bilimden yararlanacak olan hastalardır. Ürettiğimiz şeyi sadece ürettiğimiz alanda değil bütün dünyanın kullanımına sunmak durumundayız. Evrensel bir hizmet görüyoruz. Bir anlamda da evrensel çalışıyor herkes, işletme farklı akademi farklı. Üniversiteler eğer bu dönüşüm programına ayak uyduramazlarsa ayakta kalmakta zorlanacaklar.

İki Milyar TL’yi Kim Yönetiyor?
Üniversitelerin öz kaynaklarını hazine yardımlarını, bütçemizi bilimsel araştırma fonumuzu ve diğer kazanımlarımızı, döner sermayelerimizi bir araya getirirseniz bu mali miktar aşağı yukarı 1-1-5 milyar TL dan biraz daha fazla . Düşününki bu miktar 2001 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin İMF’nin kapısında almak için beklediği miktar. Bu parayı bir üniversite yönetiyor. Peki, bu parayı Üniversitede kim yönetiyor? Bir Bankasının başına bir hekim koysak yönetebilir mi? Bir bankanın başına nasıl profesyonel biri geliyorsa üniversitenin başına da mali yönetimi, işletme bilgisi olan profesyonel ekip getirilmeli. Varlık içinde yokluk çekiyoruz, mali yönetimi, işletmeyi bilen arkadaşlarımız var ve dışarıya danışmanlık veriyorlar . Biz onlardan yararlanmıyoruz. Birkaç kişi bu parayı yönetmeye çalışıyorlar ve batırıyor. İkinci önemli konu, insan kaynakları, beşeri sermayemiz. Öğrencilerimiz dahil aşağı yukarı 30 bin kişiyi el yordamı ile yönetmeye çalışıyoruz. Özlük hakları, öğrencilerimizin barınma, ulaşım sorunlarıyla ilgilenen eğitim, mezuniyet sonrasında iş bulmada yardımcı olacak insan kaynakları departmanı olması gerekiyor.
Üniversite yönetiminde beşeri ve mali sermayelerin yönetimi büyük önem taşıyor. İkisi de profesyoneller tarafından yönetilmiyor. Bizim insan kaynaklarımızı personel dairesi başkanlığında çekirdekten yetişme arkadaşlar yönetiyorlar. İş o kadar büyüdü ki bu alt yapı desteği hem idari anlamda hem mali anlamda üniversiteyi götüremiyor, bu değişimi siz yapmazsanız başkaları size rağmen yapmaya başlarlar ve söz söylemeye hakkınız kalmaz. Sizin batmanız Türkiye’nin batması demek oluyor. Bu kadar büyük bir kaynak batırılamaz.

Her Şey Belirsiz
Bugün akademisyenlerden birçoğu yardımcı doçentler ne zaman doçent olacaklarını bilmiyor. Doçentler ne zaman profesör olacağını bilmiyor, hiçbir düzen yok, sürekli değişiyor. Bu durum sürekli motivasyon kaybına neden oluyor.

“YÖK Sistemi Yeniden Yapılandırılmalı”
Geçtiğimiz dönemlerde Sağlık Bakanının, üniversitelere devlet hastanelerinin akademik yönden işletilmesini teklif ettiğini biliyorum. Oysa bugün konuşulan konu Sağlık Bakanlığının Üniversite Hastanelerine el koyma iddiası. Nereden nereye gelindiğine bakılınca büyük bir çelişki var. Bence durum iyi analiz edilmeli ve Üniversiteler kendilerine çeki düzen vermeli daha sonra başkalarını eleştirmelidir. Üniversitelerin ciddi reforma ihtiyacı var. Bunu kendileri yapamıyorsa YÖK sistemi içinde yapılmalıdır. YÖK’ün kurulduğu tarihe bakın belli sayıda ve sınırlı fonksiyonları olan üniversiteler var. O günkü YÖK sistemi ve içeriği bugünkü sisteme ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek yapıda değil.
Hacettepe Üniversitesi bir akademi ve sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı akademilerinden bir tanesidir. Bunu böyle görmeliyiz. Çözüm önerilerini de böyle görmeliyiz. Tali sorunlar bizi yıpratıyor. Hacettepe Üniversitesi ancak akademi kültürüyle yönetilebilir. Böyle yönetilemediğimiz için her şey aksıyor.

Kanser Savaş Dairesinde Neler Yaptık?
2002 yılından itibaren Kanser Savaş Dairesinde ilk önce Türkiye’de kanserin ne durumda olduğunu belirlemekle başladık. Göreve geldiğimde bu konuda her hangi bir veri yoktu. Önce Türkiye’deki kanser sorununu bilimsel analizlerle ortaya koyduk. Şu anda 170 bin kanser hastamız var. İnsidansımız erkekte yüz binde 275 kadınlarda yüz binde 168 durumda. Kanser profiline ve nedenlerine bakıldığında sigara ile ilişkili kanserlerin Avrupa ve Amerika ile kıyaslandığında çok daha yüksek olduğunu gördük. Bizde kanser demek sigara demektir. En fazla akciğer-bronş kanseri görülüyor. Yutak kanseri de çok fazla. Diğerleri dünyaya göre daha az. Demek ki konsantre olacağımız alan çok farklı. Bu da yetmez kanserin trendini ölçmeye başladık. Kanser trendini analiz ettik. 2030 yılına gelindiğinde ne olacak. Kanserin Türkiye’ye mali yükü nedir?yılda 2.3 milyar Euro tedavi için para harcanıyor. 2030 projeksiyonu çıkarttık. 2030 da böyle giderse Türkiye’nin nasıl bir kanser tablosu olacağını belirledik. 2030 yılına gelindiğinde eğer kanser hızı böyle devam ederse her yıl yarım milyon vatandaşımız kansere yakalanacak. 1.5 milyon insan kanser ile yaşıyor olacak. 10 milyon Euro kanser yatırımı gerekiyor. Bütün bunlar çok ciddi rakamlar. Bütün bunlarla nasıl mücadele ederiz diye program ortaya koyduk. Türkiye’nin ulusal kanser programını ortaya koyduk. Son beş yılda yedi uluslararası kitap yazmışız ve Türkiye’de kanser politikaları açısından neler yapıldığını Dünyaya göstermişiz. Bunun sonunda bu yıl 22. Ülke olarak IARC a (International Agency for Research on Cancer) üye olduk. Bugün kanserde yılda 2.000’den fazla hastada daha klinik bulgu vermeden taramalar ile tanı koyup hayat kurtarıyoruz.

2030 Yılına Kadar Neler Yapılacak?
2030 yılına kadar 300-350 kanser tarama merkezi olmak durumundadır. 900’den fazla medikal onkologa ihtiyacımız var. Bundan çok daha fazla onkoloji hemşiresine ihtiyacımız var. Çok az sayıda onkoloji hemşiresi var. 54 tane kapsamlı kanser merkezi gerekiyor, bunların projeleri yapıldı. Ara meslek grupları tarif ettik, mamografer, sitoteknolog gerekiyor. Ne kadar uzman ne kadar patolog gerekiyor, ne kadar sitolog gerekiyor elimizde var. Cihaz parkında ihtiyacımız olacak cihazları belirledik. Kaç radyoterapi cihazına ihtiyacımız var. Bütün bunlar 2030 rakamları olarak elimizde bellidir. Bunları ortaya koyamadan kanser kontrol programı yapamazsınız. Bizim bütün hedefimiz bu kanser artışını aşağı yukarı 2015-2020’den sonra durağanlığa getirmek.

2030 Yılı Hedefleri Belirlenmeli
Kanser politikaları konusunda yapılanları ve benzer projeksiyonu üniversitelerimiz için yapmalıyız. Durumu iyi analiz etmeli, değişim projesini oluşturmalıyız. 2030 hedefleri konulmalı. Yol haritası belirlenmeli. Yapılacak işleri ortak akılla üniversitedeki arkadaşlarınızla paylaşarak şeffaf bir şekilde master programı olarak ortaya koymanız gerekiyor. Herkesin önünü görmesi gerekiyor. Bunu idari alt yapıda takip edebiliyor olabilmeliyiz. Asistanınız, yardımcı doçent olduğunda ne zaman doçent ne zaman profesör olacağını aşağı yukarı bilmeli. Bir yardımcı doçent 10 yıl geçiyor 15 yıl geçiyor hala doçent olamazken, bazı yardımcı doçentleriniz dışarıdan doçentlik alıp direk profesör olabiliyor. Aynı durumdaki kişiler arasındaki farklılıklardan dolayı kurum içi barış sağlanamıyor, motivasyon kırılıyor.

Üniversiteler Kendi Performans Sistemini Neden Yapamadı?
Performans sistemi, Sağlık Bakanlığında 2005 yılında konuşulmaya, 2007 yılında birçok hastanesinde uygulanmaya başlandı. 2011 Ocak ayı sonunda her yere yaygınlaşacağı biliniyordu. 2007 yılından sonra üniversiteler performans konusunda kendi sistemlerini çizebilirlerdi, niye böyle bir çalışma yapılamadı? Neden YÖK böyle bir çalışmaya hız vermedi? Sağlık Bakanlığı bunu yaparken her türlü donanıma sahip üniversiteler kendi sistemlerini oluşturamadı ! Döner sermaye gelirlerinin yaklaşık yüzde10 unu oluşturan özel hasta gelirleri üniversitelere üçer aylık periyotlarla peşin ödeniyor. Ancak acaba gereken yere harcanıyor mu? Eskiden özel hasta bakan arkadaşlarımız bu ödemeden yararlanabiliyorlar mı? Hacettepe Hastanesi 262 milyon TL’lik bir borç altında iken 144 milyon TL Devlet yardımından sonra Mayıs başında halen borcumuz 211 milyon TL. Bu borcun nedenlerinden sadece biri SGK’nın tek alıcı olması. Ancak sizin fatura takip sisteminizin olmaması, verimlilik analizi yapmamanız, akılcı yatırımlar yapılamaması, plansız harcamalar, yerli yersiz ihaleler , yüksek finans maliyetiniz hiç bir katkı yapmıyorlar mı bu borca?

Bir Döner Sermaye Neden Çöker?
Bir döner sermaye neden çöker? Mali disiplin yok, faturalarımızın çok büyük çoğunluğu geri dönüyor. Yatırımlar planlı değil, gelir gider hızı birbirine eşit değil. Öz kaynaklarımız verimli kullanılamıyor. Döner sermayeye aslında bütçemizden yapılacak operasyon harcamalarımızı yüklenmiş durumda. Borç gelir oranımız yüzde 102 yani borcumuz gelirimizin üzerinde, çok fazla sözleşmeli eleman alınmış. Hiçbir üniversite sözleşmeli elemanda yüzde 30’u geçmemiş, bizde yüzde47. Sonuçta döner sermayeyi üreten arkadaşlarımız kazandırdıkları döner sermeyenin ancak yüzde9 unu alabiliyorlar. Oysa bunun üç katını alabilirler. Bütün bu tablo gösteriyor ki, üniversiteyi işi iyi bilen arkadaşlarımızdan yardım alarak yönetmiyoruz. Yatırımlarınızı gelir getirici alanlara kaydırmanız lazım. Kemik iliği nakli bekleyen 100 tane hastam var, pediatride bu hastaları 1 yılda bitirseniz sizin borcunuzun 4’te birini ödüyor. Neden yapılamıyor? 2 yatak fazladan koyamıyorsunuz, 1 hemşire fazladan veremiyorsunuz. Basit çözümlerde aksaklıklar giderilebilir. Kişisel ilişkilerle gidiyor işler, profesyonellerle işletme planlamasının yapılması gerekiyor.

“Hacettepe’nin halen 211 Milyon TL Borcu Var”
262 milyon borcumuz olan Kasım 2010 tarihinden sonra , Devlet 144 milyon TL destek verdi. Mayıs ayı başı itibariyle borç oranı 211 milyon TL ! Önümüzde ekonomik kriz dönemi var ve biz bu krize 200 milyon TL’nin üzerinde borç ile giriyoruz. Bundan daha fazla bir yardım da isteyecek durumumuz yok. Üniversitemiz ortak akılla, genç dinamik profesyonel akademi ruhuna sahip bir kadro ile yönetilmelidir. Her şeyi akademi ruhu ile çözebileceğine inanan genç bir kan değişimi gerekiyor.”

KARARNAME İLE SAĞLIK KÖKTEN DEĞİŞİYOR


“Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile hasta ve doktor arasında anlaşmazlıklar çözülecek. Hastanelerde, Hastane Birlikleri kurulacak. Hastane yönetimindeki tüm yetkiler birliklere devredilecek. Böylelikle eski kadrolar kalkacak.

Sağlık camiasında büyük yankı yapan “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Sağlık Bakanlığının yapısı tamamen değişiyor.

Genel Müdürlük Kalkıyor
Sağlık Bakanlığı Merkez Teşkilatındaki yeni düzenlemede genel müdürlükler kalkıyor. Sağlık hizmetleri ile ilaç ve tıbbî cihaz piyasasını düzenlemek üzere “Sağlık Hizmetleri Kurumu”, Tıbbî Ürünler ve İlaç Kurumu ile Sağlık hizmetlerinde gözetim ve denetim yapmak üzere “Sağlık Gözetimi ve Denetimi Kurumu”, hizmet sunumunu gerçekleştirmek üzere “Halk Sağlığı Kurumu”, “Devlet Hastaneleri Kurumu Hudut ve Sahiller Sağlık Kurumu” kurulacak.
Yeni yapıda Bakana yardımcı olmak üzere Bakan Yardımcısı atanacak. Bakan Yardımcısı Hükümetin görev süresiyle sınırlı olarak görev yapacak; Hükümetin görevi sona erdiğinde, Bakan Yardımcısının görevi de sona erecek.

Bakanlığın Merkez Teşkilatındaki Hizmet Birimleri
a) Sağlığın Geliştirilmesi ve İletişimi Başkanlığı.
b) Sağlık Bilgi Sistemleri Başkanlığı.
c) Sağlık Yapıları ve Kamu Özel Ortaklığı Başkanlığı.
ç) Sağlık İnsan Kaynakları ve Eğitimi Başkanlığı.
d) Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Başkanlığı.
e) Mali Hizmetler Başkanlığı.
f) Destek Hizmetleri Başkanlığı.
(2) Bakanlığın sürekli kurulları şunlardır:
a) Yüksek Sağlık Şûrası
b) Tıpta Uzmanlık Kurulu
c) Sağlık Meslekleri Kurulu

Merkez Teşkilatta Performansı İyi Olan Sözleşme Yenilenecek
Bakanlık ve bağlı kurumların merkez teşkilatında görev yapacak personel, il ve ilçe sağlık müdür ve yardımcıları ile il ve ilçe müdürlüklerinde çalışacak uzmanlar kadro karşılık gösterilerek sözleşmeli statüde çalıştırılır. Sözleşmelerin süresi iki yıldan dört yıla kadar olabilir. Sürenin bitiminde sözleşme kendiliğinden sona erer. Sözleşmesi sona erenlerden performansları yeterli görülenlerle yeniden sözleşme yapılabilir.

Malpraktise Çözüm Uzlaşma Kurulu
Malpraktis yani doktor hatası nedeniyle mağdur olduğunu iddia edenlerin tazminat taleplerini değerlendirmek ve uzlaşma ile sonuçlandırmak üzere uzlaştırma komisyonları olacak. Komisyonlar, mesleki kusurun varlığı ve oranları hususunda Yüksek Sağlık Şurası’nın oluşturduğu bilirkişilerin görüşüne başvuracak ve makul miktarda bilirkişi ücreti tayin edecek.

Yüksek Sağlık Şurası
Bakanlık tarafından verilecek önemli sağlık konuları hakkında görüş bildirmek ve adli konularda mahkemelere ve uzlaşma komisyonlarına görüş vermek üzere 11 üyeli bir “Yüksek Sağlık Şurası” kurulacak. Şura üyeleri Sağlık Bakanı tarafından ülkede sağlık hizmetleri veya eserleri ile tanınmış kişiler arasından seçilecek. Şura üyelerinin görev süresi iki yıl olacak.

Tıpta Uzmanlık Kurulu
Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi yapacak eğitim kurumlarına, eğitim yetkisi verilmesi ve eğitim yetkisinin kaldırılmasına ilişkin teklifleri karara bağlamak, uzmanlık ana dallarının rotasyonlarını belirlemek, yabancı ülkelerde asistanlık yapanların bilimsel değerlendirilmesini yapacak fakülteleri ve eğitim hastanelerini belirlemek, tıpta uzmanlık eğitimi ve uzman insan gücü ile ilgili görüşler vermekle görevli olmak üzere, Bakanlığın sürekli kurulu niteliğinde Tıpta Uzmanlık Kurulu kurulacak.

Hastane Birlikleri Kurulacak
Devlet Hastaneleri Kurumu kurularak, Kamu Hastane Birlikleri olacak. 800 kamu hastanesi, illerindeki birlikler aracılığıyla yönetilecek. Bu sistemle hastanelerin tek çatı altında toplanarak kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının engellenmesi amaçlanıyor.

Hastaneler Kalite ve Verimlilik Konularında Puan Alacak
Hastane Birliği bünyesindeki hastanelerin mali ve idari tüm yetkilerini üstelenecek. Hastaneler hasta ve çalışan memnuniyeti, hizmet altyapısı, kalite ve verimlilik konularında değerlendirilmeye tabi tutularak, özel hastanelerde olduğu gibi aldıkları puanlara göre A, B, C, D, E sınıflarına ayrılacak. Yetkileri birliklere devredilen Sağlık Bakanlığı tarafından atanmış baştabip, baştabip yardımcısı, hastane müdürü ve başhemşire gibi unvanlı kadrolarda çalışanların görevleri de iptal edilecek. Hastanelerde başhekimlik kalkıyor.

Hastanede En Üst Kararı Genel Sekreter Verecek
Birlik teşkilatı, genel sekreterlik ve hastane yöneticiliklerinden oluşacak. Genel sekreterlik birliğin en üst karar ve yürütme organı. Birliğin temsilcisi genel sekreteri. Genel sekreterlik bünyesinde tıbbi hizmetler, idari hizmetler ve mali hizmetler başkanlıkları kurulacak. Birliğe bağlı hastaneler hastane yöneticisi tarafından yönetilecek. Hastane yöneticisine bağlı olarak başhekimlik, idari ve mali işler ile sağlık bakım hizmetleri müdürlükleri kurulacak.

9 Eylül 2011 Cuma

Sigarayı bitiren ilaç

Türkiye'de bugüne kadar ilaçtan 230 bin kişi faydalandı.Sağlık Bakanlığı150 bin kişinin sigarayı bıraktığını tespit etti.

Ntvmsnbc'deki habere göre, Sağlık Bakanı Recep Akdağ,bakanlar kurulukararı ile bir kez daha 250 bin adetilaçdağıtmaya hazırlandıklarını söyledi.
Kapalı alanlardaki sigara yasağının başlaması ile 2 milyon kişinin sigarayı bıraktığı, sigara kullanan kişi oranının yüzde 33'den yüzde 27'ye gerilediği de ortaya çıktı. Tüketilen sigara miktarı ise yüzde 15 azaldı.

Habertürk

KÜÇÜK HÜCRELİ DIŞI AKCİĞER KANSERİNE “YENİ İLAÇ”

Dünya genelinde yılda 40 binden fazla yeni tanı konmuş Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) hastasının ALK-pozitif olduğu tahmin ediliyor. Faz 3 çalışmaları devam eden, KHDAK hastalarında “ALK” mutasyonu bulunanlarda tedavi şansı sağlayan ileri evre hastaların kullanabileceği yeni bir ilaç geliştirildi.

Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) hastalarında “ALK” mutasyonu bulunanlarda tedavi şansı sağlayan ileri evre hastaların kullanabileceği yeni bir ilaç geliştirildi. Henüz tüm faz çalışmaları tamamlanmamasına karşın, FDA tarafından başvuru için kabul edilen “Crizotinib” isimli ilacın daha önce 2-3 basamak tedavi almış ileri evre hastalarında kullanılmasıyla, yüzde 50'nin üstünde kısmi ya da tam yanıt elde edildi.

KHDAK, Akciğer Kanserli Hastaların Yaklaşık Yüzde 85'ini Oluşturuyor
Akciğer kanseri, dünya genelinde erkeklerde önde gelen, kadınlarda ise ikinci sırada kanserden ölüm nedeni olarak gösteriliyor. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK), akciğer kanserli hastaların yaklaşık yüzde 85'ini oluşturuyor. KHDAK hastalarının yaklaşık yüzde 75'i metastatik ya da ileri düzeyde bulunuyor.

Altı Aylık Kanserin İlerleme Ve Yayılım Göstermeden Sağ Kalım Olasılığı Yüzde 72
Pfizer Onkoloji İş Birimi Başkanı ve Genel Müdürü Garry Nicholson, “Faz-1 çalışmasına katılan ileri evre KHDAK'li ve ALK geninde mutasyon bulunan ve tedavi almış 82 hastanın yüzde 57'sinde kısmi veya tam yanıt sağlanırken, katılımcı hastaların yüzde 33'ünde hastalık stabil kaldı ve genel hastalık kontrol oranı 8. haftada yüzde 87 bulundu. Altı aylık kanserin ilerleme ve yayılım göstermeden (progresyonsuz) sağ kalım olasılığı yüzde 72 olarak hesaplandı” dedi.

“Standart Tedavi Seçeneklerinin Yüzde 15'nde Yanıt Alınıyor”
İlerlemiş küçük hücreli dışı akciğer kanseri için mevcut standart tedavi seçeneklerinin, sadece yüzde 15 dolaylarında yanıt sağladığını söyleyen Nicholson, mevcut standart tedavi olan platin bazlı kemoterapinin radyoterapi kombinasyonu ile hastaların yüzde 15'inde 5 yıl sağ kalım elde edilebildiğini kaydetti. Nicholson şunları kaydetti: “Ne yazık ki KHDAK, kemoterapiye orta derecede duyarlıdır. Yeni ve eski kemoterapi ajanlarının kombinasyonları ile bile hastaların yalnızca yüzde 20-25'inde tedavi yanıtı ve yüzde 30-35'lik bir yıllık sağ kalım oranı sağlanmaktadır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde saptanan çok sayıda gen mutasyonu bulunuyor. KRAS, EGFR, BRAF, HER2, ALK, MET bunlardan bazılarıdır. Bu hastaların yüzde 3-5'inde 'ALK' geninde mutasyon görülür. Bunlar genellikle nispeten genç yaşta, sigara içicisi olmayan ve kanser hastalardır. ALK, tümör büyümesinin durması veya tümör gerilemesi ile ilişkilidir.


“Bilimsel Gelişmeler, ALK'nin Kanserde Yeni Tedavi Hedefi Olarak Tanımlandı”
Bilimsel gelişmeler, ALK'nin kanserde yeni tedavi hedefi olarak tanımlanmasına yol açmıştır. ALK baskılandığında, tümör hücrelerindeki önemli büyüme ve sağ kalım yolakları engellenmekte, bu da tümörlerin stabilizasyonuna veya tümörün gerilemesi-küçülmesine (regresyon) yol açabilmektedir. Dünya genelinde yılda 40 binden fazla yeni tanı konmuş KHDAK hastasının ALK-pozitif olduğu tahmin edilmektedir. KHDAK tümörlerinin yaklaşık yüzde 3-5'i ALK-pozitiftir. İleri evre KHDAK hastaları ya önceden cerrahi yolla alınmış bir patoloji numunesi, ya da bir core biyopsisinden tümörün moleküler karakterizasyonu yoluyla ALK durumu açısından değerlendirilebilir.”

FDA, Başvuru Yapılmasını Kabul Etti
Faz aşamaları devam eden ve küçük hücreli dışı metastatik ileri evre ve ALK tipi tümör yapısına sahip hastalarda ciddi iyileşme şansı sağlayan yeni keşfin “Critozinib (PF-02341066)” olduğunu belirten Nicholson, “Critozinib, araştırma aşamasındaki bir ilaçtır ve ruhsat otoriteleri tarafından henüz onaylanmamıştır” uyarısında bulundu. Pfizer Crizotinib için Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi ile Japonya Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı'na eş zamanlı ilaç başvurusunda bulunduğunu kaydeden Nicholson, “Yeni İlaç Başvurusu, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından dosyalanması kabul edilerek öncelikli değerlendirme statüsü tanındı. Japonya Sağlık, çalışma ve Refah Bakanlığı (MHLW) tarafından da kabul edildi” dedi.

“Onaylandığı Takdirde ALK-Pozitif İleri KHDAK'li Hastaların Tedavisini Değiştirebilir”
FDA'nin öncelikli değerlendirme statüsünü, tedavide önemli avantajlar sunabilecek ya da hiçbir yeterli tedavinin olmadığı durumda tedavi sunabilecek ilaçlara tanıdığını dile getiren Nicholson, FDA'nın kararının çok önemli olduğuna dikkat çekti. Şu ana kadar elde edilen klinik çalışma sonuçlarının memnuniyet verici olduğunu ifade eden Nicholson, “Onaylandığı takdirde ALK-pozitif ileri KHDAK'li hastaların tedavisini değiştirebilir” diye konuştu.

Hastaların Yüzde 33'ünde Hastalık Stabil
Nicholson, “İlacın, ALK'yi baskılayarak tümör hücrelerinin büyümesi ve sağ kalımı için kritik önem taşıyabilen hücre yolağındaki bir dizi sinyali engellediğini” ifade ederek, Faz 1 çalışmasının sonuçlarının açıklandığı söyledi. Faz 1'e ilişkin verilerin ilk olarak Amerikan Klinik Onkoloji Derneği'nin 46. Yıllık Toplantısında ana oturumda paylaşıldığını belirten Nicholson, “Faz I çalışmasına katılan ilerlemiş KHDAK'li ve ALK geninde mutasyon bulunan, daha önce 2-3 basamak tedavi almış 82 hastanın yüzde 57'sinde kısmi veya tam yanıt elde edilirken, yüzde 33'ünde hastalık stabil kaldı. Genel hastalık kontrol oranı 8. haftada yüzde 87 bulundu. Altı aylık kanserin ilerleme ve yayılım göstermeden (progresyonsuz) sağ kalım olasılığı yüzde 72 olarak hesaplandı” dedi.

İlaca ilişkin şu an yürümekte olan klinik çalışmalar şöyle:
“PROFILE 1007 (A8081007): Daha önce en az 1 basamak tedavi almış ALK pozitif KHDAK hastalarında crizotinib'in anti-tümör aktivitesini ve güvenliliğini standart tedavi ile karşılaştıran randomize, açık etiketli Faz III çalışma.
PROFILE 1005 (A8081005): Daha önce birden fazla basamak kemoterapinin başarısız olduğu, ALK pozitif KHDAK hastalarında crizotinib (PF-02341066)'in etkililik ve güvenliliğini inceleyen açık etiketli, tek kollu, Faz II çalışma.”
İlaç, henüz ruhsat almadığından, şu an sadece klinik araştırma kapsamında kullanılabiliyor.

8 Eylül 2011 Perşembe

İLK LABORATUVAR GÜVENLİĞİ YÖNERGESİ HIFZISSIHHA’DAN





Biyogüvenlik kapsamında çalışan sağlığını koruma amacıyla Türkiye’de ilk defa “Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı Laboratuvar Güvenliği Yönergesİ“ hazırlandı.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığında Türkiye’de ilk defa “Laboratuvar Güvenliği Yönergesİ” hazırlandı. RSHM Başkanı Prof. Dr.Mustafa ERTEK’in, İş Sağlığı ve Güvenliği konularında yapılan çalışmalara verdiği destek ile yürütülen projeler sonunda Avrupa Birliği standartlarına göre hazırlandı. Türkiye’de ilk defa çalışanların laboratuar güvenliği kapsamında böyle bir kitap hazırlandığını belirten RSHMB Çalışan Güvenliği ve İş Sağlığı Birimi sorumlusu Uzm. Dr. Sühendan Adıgüzel, “Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) tespitlerine göre her yıl iş kazalarında 2,2 milyon insan hayatını kaybetmektedir. Oysaki yapılan araştırmalar kazaların yüzde 98'inin önlenebilir kazalar olduğunu göstermektedir.



Önlemek ödemekten ucuzdur mantığı ile hareket ederek işyerlerinde tehlike kaynaklarını ortaya çıkartıp riskleri kontrol altına almak olabilecek kazaları en aza indirir. Çalışan güvenliği ile ilgili konuların temeli risk analizi yapmaktan geçer. Kurum çalışma alanlarının her yerinde birebir risk analizi yapılmalı, yapılan çalışma raporlanmalı, risk-maliyet hesabı çıkarılmalı ve rapor üst yönetime sunulmalıdır. Diğer önemli konu acil eylem planlarının hazırlanmasıdır.”


“Yasa Çıkarsa Biz Hazırız”
İş Sağlığı ve Güvenliği konularında çalışma yapılması üst yönetimin inisiyatifindedir. Üst yönetim bizi destekledi. Başkanımızın ileriyi görmesiyle, Avrupa Birliğine uygun şekilde Kurumumuzda İş Sağlığı ve Güvenliği çalışmaları başladı. İnsani, ekonomik ve siyasi yönleri olan bu konuda çalışanların memnuniyetini sağlamak hedeflerden biridir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni yasa çıkar ise biz hazır halde bulunuyoruz” dedi.


Hazırlanan Yönergeye göre:

“Tüm RSHMB personelinin RSHMB Kuruluş Kanunu, İş Kanunu ve ilgili mevzuata göre hazırlanmış talimatlar doğrultusunda; çalışma esnasında karşılaşılabilecek her türlü risk hakkında bilgilendirilmesi ve personelin de (bu talimatlara) uyması gereklidir.

Laboratuar çalışmasında muhtemel tehlike; çalışılan materyalin niteliği, maruz kalma yolu, laboratuvarcının deneyimi gibi faktörlerle birlikte düşünülür. Bu nedenle bir laboratuvar çalışması planlanırken bu faktörlerin göz önüne alındığı “risk analizi”nin de yapılması kuraldır.”

7 Eylül 2011 Çarşamba

TÜM SORUNLAR HEKİM SAYISI AZLIĞINDAN KAYNAKLANIYOR


Hekim sayısının yetersiz olmasının sağlık sorunlarının temelini oluşturduğunu belirten Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, “Hangi sistemi koyarsanız koyun, yılda ortalama 500 milyonun üstündeki hasta müracaatını Türkiye’deki doktorlar karşılamak zorundadır” dedi.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmaya başlandığı 2003 yılından bu yana yapılan çalışmalar hakkında Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirmelerde bulundu. Akdağ şunları söyledi: “Çalışmalarımızda hedeflerimizin büyük kısmına ulaştık. Vatandaşlarımızın sağlıkla ilgili ihtiyaçları olduğunda bu ihtiyaca kolayca ulaşmalı. Bunun bir tarafı vatandaşın kendi talep ettiği ihtiyaçlardır. Koruyucu sağlık açısından çocuğun aşısı, annenin bakımı ve sigarayla mücadele de çok başarılı olduk. Vatandaşların ihtiyaçları olduğu zaman acil taşınmalarıyla ilgili ya da bir afet durumunda vatandaşlara sağlık yardımı ile ilgili konularda büyük mesafe aldık. Bugün Türkiye hava ambulans sistemini de kullanan nadir ülkelerden biridir ve bizim artık ambulans sistemimiz dünyanın en büyük sistemleriyle boy ölçüşebilecek durumda, tamamen ücretsiz biliyorsunuz. Tedavi konusunda da vatandaşlarımız devlet hastanelerinden, üniversite hastanelerinden, özel hastanelerinden yararlanabiliyorlar, Türkiye’de bugün tedavi edilemeyen hiçbir hastalık yok. 2010 yılında 500 bin turist sağlık hizmeti almak için yurt dışından geldi ve Türkiye’de tedavi gördü. Aile hekimliği vatandaşlar için çok iyi oldu.

Dönüşümümüzün Yüzde 80’nini Tamamladık
Sağlıkta Dönüşümün yüzde 80’nini tamamladık. Önümüzdeki 4 yılda da bunun yüzde 10’ununu daha tamamlarız, kalan yüzde 10 her zaman yenilenmesi gereken alandır. Önümüzde en önemli hedeflerden biri bütün Türkiye’de sağlık binalarının 5 yıl içerisinde modern hale getirilmesi. Sağlık Bakanlığının çatısı altında olan hastanelerin yüzde 40’ını modern hale getirdik. Geri kalan yüzde 60’ı da 5 yıl içerisinde modern hale getireceğiz. Kampüs hastanelerde bunlar içerisinde, Sayın Başbakanımızın da isimlendirdiği Şehir hastaneleri de bunların içerisinde, bölge merkezlerindeki hastanelerde her şey mükemmel olacak.

“Yatalak Hastaların Hepsine Evde Sağlık Hizmeti Vereceğiz”
Randevu sistemine geçildi, 28 milyon insanın yaşadığı 50 şehirde randevu sistemi yürürlükte yıl sonuna kadar bütün şehirlerde hizmete geçecek. Çok modern ve mükemmel bir sistem olarak geliştiriyoruz. Önümüzdeki hedef randevu sistemini vatandaşlara kullandırtmaktır. Vatandaşlarımız şuan 182 numaralı telefonu kullanabiliyor. Ayrıca evde sağlık bakımında da 100 bin hastayı hedeflemiştik, 2012 yılında 150 bine ulaşacağını düşünüyoruz. Vatandaşlarımızın ihtiyacı olan yatağa bağlı, yatalak olanların hepsine evde sağlık bakımı vererek hastaneye gitmeleri gerektiğinde hastaneye biz taşıyarak böyle hizmet sunacağız. “

Hekimlerin Emekliliklerinde İyileştirmeler Yapılacak
Hekimlere yönelik hedeflerden ilkinin emeklilikle ilgili iyileştirmeler yapmak olduğunu belirten Akdağ, “Ek ödemelerle ya da aile hekimliği sistemiyle hekimlerimize geçmişle kıyaslanmayacak biçimde gelirler temin ettik. Tabi bunun da daha da artması benim en büyük dileğimdir. Ama emeklilik konusunda hakikaten gerideyiz. Bunu bir şekilde çözmemiz lazım” dedi.
Akdağ, ayrıca bütün hekimleri Sağlıkta Buluşma Noktası olan SBN’ye üye olmaya davet ederek “ Biz mutlaka onların ne düşündüklerini bilmek istiyoruz” diye konuştu.



Sağlık Çalışanlarına Şiddete Sıfır Tolerans
Sağlık çalışanlarının uğradığı şiddet olaylarına karşı yapılacakları anlatan Akdağ, “Hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza şiddet konusunda toplumu duyarlı olmaya davet edeceğiz. Bununla birlikte yeni bir proje başlatıyoruz. Şiddete sıfır tolerans diye. Özellikle acil servislerimiz başta olmak üzere vatandaşlarımıza bunların duyurularını yapacağız. Bu proje şeklinde başlayıp devam edecek. Bir kişi hekime saldırdığı için 20 ay ceza aldı. Şiddete sıfır tolerans prensibinde, vatandaşı irrite etmeyecek şekilde uyarılar getirilecek. Şiddet uygulayanların sayısı çok değil. Bu kişilere karşı tepkinin oluşmasını sağlamalıyız. Hekimler yaşadıkları sorunlarla ilgili kendi yönetimlerine başvurabilirler. Vatandaşın başvurduğu bir birim olduğu gibi hekiminde başvuracağı bir yer oluşturulacak. Hekimin yöneticisi kayıtsız ise başka bir birime başvurabilmeli.”

“Geçmiş Hükümetlerin Politikalarında Olduğu gibi Sağlık Elemanı İstihdamında Cimri Davranmıyoruz”
Akdağ hekim sayısı ve istihdamı konusunda şunları kaydetti: “Türkiye’de hekimlerin ya da diğer sağlık çalışanlarının iş yükünün fazla olmasının nedeni sağlık insan gücü yetersizliğidir. Biz hükümet olarak geçmiş hükümetlerin politikalarında olduğu gibi sağlık elemanı istihdamında cimri davranmıyoruz. Aksine biz sağlık personeli bulamıyoruz.

“Türk Tabipler Birliği, Doktor Sayısının Artmasına Engel Olmaya Çalıştı”
Hekimlere devlet hizmeti yükümlülüğü getirme nedenimiz, hekim sayısı çok yetersiz olduğu içindir. Hemşire kadrosu açtığımız birçok yer boş kalıyor. Fizyoterapist kadroları boş kalıyor. Neden, çünkü Türkiye’de insan gücü sayısı yeterli miktarda değil. Bir taraftan sağlık çalışanlarının hakkını hukukunu koruduğunu iddia eden bazı meslek örgütleri yıllardır Türkiye’de örneğin Türk Tabipler Birliği, doktor sayısının artmasına engel olmaya çalıştı. Nitekim bizden önce bunu başardılar da .”

Kamuda Çalışan Hekimlerin Muayenehaneleri Açık Olunca mı 100. Hasta Olmaktan Kurtulacağız?
Tıp fakültelerinin artmasına tepki gösterilmesini değerlendiren Akdağ şunları söyledi: “Az olan hekim sayısı nedeniyle 36 saat çalıştırmayalım. Ancak hastalar ne olacak? Tabip örgütü kaliteli bir eğitim istiyorsa sayının artırılmasından yana olmalı ve kaliteli eğitim için ne gerekiyorsa onu istemeli. Sayı artırılmamalı denildiğinde hastalara yapılan haksızlığın yanı sıra hekimlere de büyük haksızlık yapılmış oluyor. Şimdi güya hükümet politikalarını tenkit etmek üzere bir takım sloganlar geliştirip, duyurular yaptılar. “100. Hasta olmak ister misiniz?” İstemem. Ancak 100. hasta her zaman biri olur mutlaka, siz olmasanız da. 100. hasta olmaması için bir hekimin 20 hasta bakabileceği kadar Türkiye’de hekim olması gerekiyor. Kamuda çalışan hekimlerin muayenehaneleri açık olunca mı 100. hasta olmaktan kurtulacağız? Meslek örgütü bunların peşine düşüyor.

Küba’da Nüfusa Kıyasladığımızda 6 Misli Doktor Var, Açıklasınlar Bunu!
Büyük haksızlık yapıyorlar üstelik o meslek örgütünün biraz da sosyalist eğilimleri var. Bunları kendi yayın organlarından biliyoruz. Bugün sosyalizmle yönetilen Küba’da nüfusuna kıyasladığımızda 6 misli doktor var. Nasıl açıklıyorlar bunu? Gelsin açıklasınlar bunu. Bu zamana kadar hiç cevap vermediler bu konuda!

Doktor Sayısı Artana Kadar Mecburi Hizmet Devam Edecek
Türkiye’de doktor sayısını artırmalıyız ki hekimlerin üstündeki bu yükü azaltalım. Bunun başka bir yolu yok. Doktor sayısı artana kadar mecburi hizmet devam edecek. Çok severek yaptığımız bir şey değil ama ortada bir zorunluluk var. Mecburi hizmeti “Devlet hizmeti yükümlülüğü” diye anıyorum. Diş Hekimliği Uzmanlık Sınavı, Tıpta Uzmanlık Sınavına benzer şekilde olacak.

Gerekirse Adaletsizliği Düzeltmek için Yasa Yapabiliriz
Muayenehanecilik yapıp hem de döner sermayeden faydalanılması çok büyük adaletsizlik. Bu hususta Danıştay’ın verdiği karar çok yanlış bir karardır. Biz bunları Dava Daireleri Kurullarına itiraz ediyoruz. Bu adaletsizliği düzeltmek için gerekirse yeni yasa yapacağız.

“Muayenehane Hekimliğine Karşı Değilim”
Muayenehanecilikte hizmetin bir vasıtasıdır. Muayene hekimliğine karşı değilim. Ancak kamuda çalışan hekimler, ister Sağlık Bakanlığı ister üniversiteler olsun, muayenehane çalıştırmamalıdır. Dışarıda özel bir hastanede çalışmamalıdır. Burada bir çıkar çatışması ortaya çıkar. Geçmişte Türkiye bunun acı örneklerini milyonlarca kez yaşamış insanlarımızın hatıralarıyla doludur. Türkiye’nin bugünlere geri dönmemesi gerekiyor. Muayenehane çalıştırmak isteyen meslektaşlarımız isterlerse bunu serbest olarak yaparlar. Özel hastanelerle irtibat kurar muayenehanelerinden hastaları götürür özel hastanelerde işlerini görürler. İsterlerse sadece muayenehane çalıştırır isterlerse sadece özel hastanede çalışırlar. Ancak kamuda iken bu olmaz. Kamuda çalışırken bu yapıldığında, bu sadece kamuda çalışan doktorlara büyük haksızlık oluyor. Ayrıca vatandaşa da büyük haksızlık oluyor. Üniversite hastanesinin içinde bulunduğu sıkıntılı durum, büyük ölçüde bundan kaynaklanıyor. O şekilde işletme ayakta kalamaz.

Muayenehane Yönetmeliğinde Kolaylaştırma Geliyor
Bugüne kadar muayenehane açmış olanlarla ilgili olarak yönetmeliği kolaylaştırıcı unsurlar getiriyoruz. Bundan sonra muayenehane açacaklar için de kanunlardaki genel hükümleri getiriyoruz. Depremler, yangınlar gibi..

“Para Verince Özel Hasta Oluyorsunuz, Veremeyince Genel mi Oluyorsunuz?”
Her hasta özeldir. “Özel” hasta terimi bizim insanımıza saygısızlık olarak görüyorum. Özel hasta ne demek oluyor, diğer hastalar “genel” mi oluyor? Para verince özel hasta oluyorsunuz, veremeyince genel mi oluyorsunuz? Hükümetimiz vatandaşın hocalara verdiği paranın hepsini ödedi. Aydan aya ödemeler yapılıyor.




Hastanın Asistan Tarafından Teşhisi Konmuş ve Tedavisi Yapılmışsa Bu Hukuksuzdur
Hiç bir çağdaş demokratik ülkede bir üniversite hastanesinde hasta uzmanlık bilgisi gerektiren bir alanda asistan tarafından bakılarak evine yollanamaz. Türkiye’de geçmişte çok çarpık bir düzen vardı biz bunu düzeltmeye çalışıyoruz. Bilime, tıp ahlakına, insanlığa önem veren herkesin bunun yanında durması lazım. Bana para verilirse ben hastaya bakarım, bana para verilmediğinde ona asistan bakar düşüncesi bana göre tıp ahlakı ile bağdaşmaz. Hukukla da bağdaşmıyor. Bir eğitim hastanesinde ister Sağlık Bakanlığına bağlı olsun ister üniversiteye uzmanlık bilgi ve becerisi gerektiren bir konuda eğer hastaya asistan tarafından teşhis konmuş ve tedavisi yapılmışsa bu hukuksuzluktur.

Kölelik Sisteminde miyiz?
İzmir’de 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde asistanlar isyanları oynadılar. Çok da doğru yaptılar, yani eylemleri için söylemiyorum. İtiraz etmekte haklıydılar ama eylemleri bana göre yanlıştı. Hastaya bakmamak diye bir eylem olmaz. O hastaya zarar vermektir. O asistanlarla ben görüştüm. Gereken genelgeleri yaptık, Sağlık Bakanlığında böyle bir sorun yaşanmıyor. Ne olmuştu 9 Eylül’de de asistanlar eylem yapmıştı? Hocalar odasına giriyor, kapısını kilitliyor ve hasta bakmıyor. Asistanların baktığı hastalardan hocalara döner sermaye ödeniyor, asistanlara ödenmiyor. Böyle haksızlık olur mu? Kölelik sisteminde miyiz?

Üniversitelerde de İşler Yürüyormuş
Üniversitelerdeki ücret adaletsizliğinin önüne geçmek için mali olarak doğru yönetilmeliler. Marmara Üniversitesi, Rize Üniversitesi hatta Sağlık Bakanlığına bağlı olmayanlardan Gaziantep, Malatya, Kayseri, Trabzon buralarda hocalarda ek ödemelerini alıyor, asistanlar da ek ödemelerini alıyor. İşler yürüyor. Yürüyormuş demek ki.

“Dünyayı Bilmediğimizi Sananlar Sadece Bize Değil Türk Halkına da Haksızlık Yaparlar”
Dünyayı bilmediğimizi sananlar sadece bize değil Türk halkına da Türk hekimlerine de haksızlık yapmış oluyorlar. Biz dünyayı çok iyi biliyoruz. Bugün Amerika Birleşmiş Devletlerinde, kıta Avrupa’sında birçok ülkede tıp fakültelerinin kendi hastaneleri yok. Tıp fakülteleri bir vakıf hastanesiyle, devlet hastanesiyle hatta bazen özel hastane ile iş birliği halinde çalışırlar. Hastalarını orada takip ederler eğitimlerine yaptırırken orada uzmanlarıyla ve asistanlarıyla da hastalarının işlerini görürken öğrencilerini de götürerek onların da eğitimini yaparlar. Bunu bütün dünya yapıyor özerklik bozulmuyor da Türkiye’de hastane işletmeciliğini yapmayınca mı özerklik bozuluyor. Biz şimdi Marmara üniversitesindeki eğitime ya da araştırmaya karışıyor muyuz? Hayır. Tam tersine Marmara üniversitesine Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırmayla ilgili olan uygulamaları da üniversiteye bırakmış oluyoruz. O konuda daha uzman kuruluş olarak kabul ediliyor. Hastane işletmeciliğinde de Sağlık Bakanlığı daha uzman bir kurum. Bu bir ortaklık ve doğru bir ortaklıktır.

“Türkiye’de Sağlık Çalışanlarının Sayıları Az Olduğu İçin Büyük Fedakarlıkla Çalışıyor ”
Hasta hakları birimleri 184 hattı gibi uygulamalar yanlış propagandalar sebebiyle sanki hekimlere karşıymış gibi lanse ediliyor. Oysa bunlar hekime ya da sağlık çalışanına şiddeti azaltacak uygulamalardır. Hastaların telefonla ya da doğrudan başvurabileceği başka bir merci olduğunu bilirse vatandaş, kaba davranmaktan daha kolay vazgeçer. Asıl şiddet uygulayanlar kaba davrananlar kendi psikolojileri bozuk, toplumda her yerde bunu yapan insanlar ama nadiren de olsa sistem içerisinde bir şekilde sorusuna cevap alamayan ya da işini göremeyenlerin de öfkelendiği oldu. Bu insanlara nereye müracaat edeceklerine dair yol göstermek gerekiyor. Bu işle mücadele etmeye devam edeceğiz. Her zamanda söyleyeceğim. Bir tek sağlık çalışanına bile kaba davranışı ya da şiddete müsamaha edemeyiz. Bunu asla kabul etmiyoruz. Türkiye’de sağlık çalışanlarının zaten sayıları az olduğu için büyük fedakarlıkla çalışan insanlardır. Hekimler olsun diğer arkadaşlarımız olsun, beklide kamuda çalışanlar içinde en özveriyle çalışan belki de en çok ve en yoğun çalışan gruba karşı şiddet asla kabul edilemez. Ama bunu sağlık politikalarıyla ilişkilendirmeye çalışan bazı muhalefet çevreleri ve meslek örgütleri oluyor burada büyük haksızlık yapıyorlar. Çok büyük haksızlık yapıyorlar. Bir sağlık sisteminde vatandaş ne kadar horlanıyorsa, hizmet alamıyorsa, vatandaşın şiddet eğiliminin o kadar artacağı o kadar açık. Yoksa bizim kurduğumuz yeni sağlık sistemi vatandaşa sahip çıkan bir sağlık sistemi. Dolayısıyla bu sistemi şiddeti artırmaz, ancak azaltır. Peki, neden azalmadı, artıyor mu gibi soruların cevabını sağlık sisteminde değil başka yerlerde aramak lazım.

“Muayenehaneye Hasta Çağırınca Hasta Puanı Toplama Olmuyor da Devletin Hastanesinde Bakınca Neden Hekimler Performans için Hasta Bakıyor”
Muayenehaneye hasta çağırınca hasta puanı toplama olmuyor da devletin hastanesinde bakınca neden hekimler performans için hasta bakıyor denmesi ne kadar bilim dışı bir yaklaşım. Muayenehanem açık olsun orada hasta bakayım. Oraya gel diyeyim, bu puan toplama ya da para toplama olmuyor. Orada emeğinin karşılığını bir hekimin alması puan toplama oluyor. Hiç bir hekim istisnaları çok nadir olanları dışında hastasına gerekenden ne azını ne de fazlasını yapmaz. İdeal olan hastaya 20 dakika ayırmaktır. Bunun çaresi performans ya da başka bir sistem değil bunun çaresi Türkiye’de hekim sayısını artırmaktır. Hangi sistemi koyarsanız koyun, siz hekimsiniz Türkiye’de günde muayeneye gelen yılda ortalama 500 milyonun üstündeki hasta müracaatını Türkiye’deki doktorlar karşılamak zorundadır. Sistemin adını ne koyarsanız koyun. Bu işe karşı çıkan her kimse önce şunun yanında durmalıdır, önce hekim sayısı artsın. Performansa karşı olanlar bir taraftan hekim sayısının artışına da karşılar. Bu büyük bir çelişki!

“Türkiye’de Üretim Yapılsın Bizde Satın Alalım”
Medikal sektörde üretim Türkiye’de gittikçe artacak. Bizde bunu teşvik etmeye devam edeceğiz. Özellikle ofset uygulamalarıyla Türkiye’deki üretimi daha da artırmayı düşünüyoruz, “Firmalar Türkiye’de üretim yapsın bizde sizden satın alalım” diyoruz. Toplu satın almalar için özellikle. Mesela aşıda bunu yaptık. Türkiye’de Samsun’da, Ankara’da başka şehirlerde kümelenmeler oluyor. Kümelenmeler devletin verdiği desteklerle birlikte üretimi artıracak. Bizde bunun yanında duracağız ben bir defa şuna çok karşıyım hani Türk malıdır kullanmayalım yabancı malı olsun yanlış düşüncelerdir. Kaliteyi iyi ölçmeliyiz ve bir mal Türk malı olarak daha kaliteliyse onu tercih etmeliyiz.

“Yanlış İşler Yapan Hekimler Konusunda TTB Görevini Yapmalı”
Başarılı olduğu söylenen hekimlerin aslında yanlış işlemler yaptıkları halde hastane yöneticilerinin bunların önüne geçemediği gibi durumlarda hem idare soruşturmalarla idari hukukunu hem de ceza hukukunu işletmek mümkün. Eğer söz konusu meslekten uzun veya kısa süreli men ise bu da şu anda Türk Tabipler Birliği’ne verildi. TTB bu hususta görevini yapmalı.”

5 Eylül 2011 Pazartesi

BAKANLIK YETİM HASTALIKLARI EVLAT EDİNİYOR



Sağlık Bakanlığı, iki binde 1'den az görülen 'yetim hastalıklar' için birim kuruyor. Bu kurum sayesinde hem hastalara yardımcı olunacak hem de hastaların envanterileri oluşturulacak.

Sağlık Bakanlığı, iki binde 1'den az görülen 'yetim hastalıklar' için birim kuruyor. Bu hastalıklar arasında, kas hastalıkları, genetik kökenli kas hastalıkları, pulmüner hipertansiyon yer alıyor. Çalışmaları sürdürülen yetim hastalıkları birim ile hastaların tedavi amaçlı yurt dışına gidiş gelişlerinde karşılaştıkları bürokratik sorunların çözülmesi de hedefleniyor. Bu birimlerde sosyal hizmet uzmanı ile bir psikolog da bulunacak. .

“Yetim Hastalıkları Pek Çoğunun Tıbbi Net Bir Tedavisinin Yok”
‘Yetim hastalıklar'ı pek çoğunun tıbbi net bir tedavisinin olmadığını ya da yoka yakın olduğunu söyleyen Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan,Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e konu ile ilgili bilgi verdi. Şencan, "Çoğu ya organ nakline gidiyor veya kas hastalarında olduğu gibi sadece bakımla insanların sıkıntıları azaltılabiliyor. " dedi.

“Tüketici Hastalıklar”
Yetim hastalıkların kronik olduğunu dile getiren Şencan şunları söyledi: "Tüketici hastalıklar. kişiyi fiziksel olduğu kadar sosyal ve ekonomik olarak da yoruyor. Mümkün olduğu kadar sosyal hizmet uzmanları ile de destekleyerek, bu hastalara tıbbi ihtiyaçları yanında sosyal desteği de birlikte sunacak birim oluşturmaya çalışıyoruz. Mutlaka sosyal hizmet uzmanı, psikologun da olduğu bir daire olacak. "

“Ülkemizde de Akciğer Nakli Yapılabiliyor”
Yetim hastalıklardan birinin de 'Pulmoner Hipertansiyon' olduğunu kaydeden Şencan, hastalığın son noktasında akciğer naklinin gerektiğini aktardı.
Şencan, “Ancak akciğer naklinin birçok ülkede yüz güldürücü sonuçları yok. Bizim ülkemizde de akciğer nakli yapılabiliyor. Bir yandan nakil yapılan merkezlerin sayısal ve teknik alt yapısını güçlendirmeye çalışırken, bir yandan da hastaların pek çoğunu yurt dışına gönderiyoruz. Yurt dışına geliş gidiş süreçleri ile ilgili, hastaların orada karşılaştığı sorunlar veya pasaport vize ile ilgili problemler belki doğrudan doğruya Sağlık Bakanlığı'nın ilgilendiği bir alan değil gibi ama işin bir boyutunda hasta olunca, biz de kendimize bir sorumluluk üstlenip, bu konulardaki süreçlerde en azından dış ilişkiler ile görüşecek, öbür taraftan sosyal güvenlik kurumunda bu kişilerin sorunlarını takip edecek bir yapı oluşturmak istiyoruz” dedi.

Yurt dışına çıkışlar ile ilgili bazı ön ödeme yapılması gereken durumlar olabildiğini belirten Şencan, “Hizmeti almadan, ön ödeme yapılması gereken durumlar olabiliyor. Bunlarla ilgili sorumlu birimlerle arada entegrasyon oluşturacak, ara yüz oluşturacak, işin sosyal boyutu ile de meşgul olacak bir birim haline gelsin istiyoruz” diye konuştu.

3-4 Kurum Entegre Olacak
Yetim hastalıkların zor bir alan olduğunu belirten Şencan, “Hastalar için olduğu kadar kurumlar için de zor. Bir kurumun tek başına çözeceği bir sorun değil. Genelde, 3-4 kurumun çok iyi entegrasyonu ile çözülecek bir konu. Az kişiyi ilgilendiriyor ama ilgilendirdiği kişi için çok zor. O yüzden hem bunu ilgili yerlere taşıyacak kurum nezdinde hem de birden çok kurumun karşılıklı işbirliği ile çözülecek bir konu. bir taraftan da bu hastalıkların envanterini oluşturma istiyoruz. Hastalar için olduğu kadar kurumlar için de zor. Bir kurumun tek başına çözeceği bir alan değil " şeklinde konuştu.