7 Ağustos 2010 Cumartesi

“ÇORUM’DA 7/24 AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI HİZMETİ VERİLİYOR”

Çorum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 24 saat kesintisiz hizmet anlayışı ile sayılı merkezlerden biri olma özelliğini taşıyor. Hekim seçme hakkının bulunduğu merkezde 7/24 esasına göre hizmet veriliyor. 23 poliklinik bulunan merkezde 122 personel görev yapıyor. Çorum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Türkiye'de ilk 5 sağlık kuruluşu arasında yer alıyor

Çorum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi fiziki ortam ve kalite olarak Türkiye’de ilk sıralarda olacak durumda hizmet veriyor. Günlük ortalama 500-550 hastaya hizmet verilen merkezde, istatistik verilerindeki başarı oranı yüzde 98.1olarak tesbit edildi. Sağlık Bakanlığı tarafından “Sağlıkta Dönüşüm Projesi” kapsamında yeniden yapılandırılan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi yeni yerine taşındı. Göğüs Hastalıkları Hastanesi eski binasında hizmet vermeye başlayan merkez Türkiye’nin sayılı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri arasında yer alırken bölgesinde de en modern sağlık birimi olarak gösteriliyor. Mesai saatleri dışında acil servis hizmeti veren hastanede 25 Diş Hekimi ile toplam 122 kadrolu ve şirket personeli ile hizmet veriliyor. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi İhsan Malatyalı, “Sınır koymadığımız ve koyamayacağımız tek amacımız var, verdiğimiz hizmetin kapsam ve kalitesini ileriye götürmek. Bunun içinde hastalarımız ve hekimlerimiz için her türlü imkanı sağlıyoruz. Merkezde her hekimin kendine ait odasının bulunuyor. İki bölümden oluşan giriş bölümünde hastaların muayene ve tedavisi yapılıyor diğer bölümde ise, hekimlerin dinlenmeleri için bir bölüm bulunuyor” dedi.

“421 Hastanın Yüzde 97.15’i Hizmetten Memnun”
Ortodonti uzmanı, Çene cerrahi uzmanı ve Protez uzmanı ihtiyacı olduğunu belirten Malatyalı, “2009 yılı içerisinde Hasta Haklarına müracaat eden hastaların yüzde 86.3’ünün sorunları yerinde çözülmüş yüzde 13.7 hasta kurulda çözümlendi. 421 hasta ile hasta memnuniyet çalışmasında yüzde 97.15 memnuniyet, 102 çalışan personelde yüzde 91.2 memnuniyet saptandı. Ayrıca acile müracaat eden hasta bilgilendirmesi yapıldı. Hastaları bilinçlendirmek adına bekleme salonlarındaki ekranlarda, hasta hakları ve sorumlulukları hakkında bilgilendirme sunumları yapılıyor” diye konuştu.

“Panoromik Röntgen Cihazı İle Hastaların Ağız Ve Diş Yapısı Tek Bir Röntgende Çekiliyor “
'Panoromik Röntgen' cihazını merkeze kazandırdıklarını belirten Malatyalı, “Çorum'da kamuya ait hiçbir hastanede panoramik röntgen cihazı bulunmuyor. Cihazla hastanın ağız ve diş yapısı tek röntgende çekiliyor. Cihaz sayesinde hastanın şikayeti dışında ağız ve diş yapısında bulunan diğer rahatsızlıklar da anında tespit ediliyor. Bu sayede kişinin rahatsızlığı erkenden teşhis edilerek gerekli tedavisi yapılıyor. Günlük 100-150 hastaya hizmet veriliyor" şeklinde konuştu.
Malatyalı, daha ileri teknolojiye sahip ikinci bir panoromik röntgen cihazını önümüzdeki günlerde merkeze kazandırmayı planladıklarını açıkladı.

Diş protez laboratuarı hakkında da bilgi veren Dr. Malatyalı, laboratuarda Sağlık Bakanlığı standartlarına uygun hijyenik şartlarda hareketli, modern iskelet protezleri ve tamir işlemleri yapıldığını bildirdi. Dr. Malatyalı, merkezi sterilizasyon ünitesi diş muayene ve tedavisinde
kullanılan aletlerle sterilize edilip paketlendiğini belirtti.

20 Ünite Aktif Çalışıyor
Merkezde görev yapan her diş hekimine ayrı ayrı muayene odası tahsis edilirken hastalar içinde her bölümde dinlenme odaları oluşturulmuş. Ayrıca bekleme odalarına konulan sıramatikler ile de hastalar, kendi sıralarını oturdukları yerlerden takip etme imkânına sahip. Bekleme salonlarında Televizyon ve eğitici yayınlar sunuluyor. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dr. İhsan Malatyalı, 30 ünite kapasiteye sahip olan merkezde 20 ünitenin aktif olarak hizmet verdiğini söyledi. Hasta yoğunluğunun yüksek olduğunu dile getiren Malatyalı, “Günlük gelen hasta sayımız 500 civarında. Ancak yoğun olduğu günlerde, bu sayı 700’e kadar çıkabiliyor” dedi.

Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi 24 saat hizmette
Çorum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde 24 saat kesintisiz hizmet veriyor. Başhekim Malatyalı, mesai bitiminin ardından bir doktorun nöbetçi olacağını kaydederek, hastanın istediği saatte gelip tedavi yaptırabileceğini söyledi. Malatyalı, bu hizmetin Türkiye’nin önde gelen çeşitli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde verildiğini vurguladı.

“Çorum Halkı Ağız ve Diş Sağlığında Yeterli Bilgiye Sahip Değil”
Malatyalı, Çorum halkının ağız ve diş sağlığında yeterli bilgiye sahip olmadığını söyleyerek, insanların ağız ve diş sağlığını sadece diş çürüğü gibi algıladığını belirtti. Malatyalı, Günlük hayatın koşuşturması içerisinde çoğunlukla önemsenmeyen ağız problemlerinin vücudumuzda telafisi mümkün olmayan rahatsızlıklara neden olduğunun altını çizdi. Diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının kalp, böbrek ve beyin gibi hayati önem taşıyan organlar için sürekli bir tehdit oluşturduğunu belirten Malatyalı, bu tür hastalıkların vücudun genel durumunu etkilediğine dikkat çekti. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalığın diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmaları olduğunu ifade eden Malatyalı, “Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir” şeklinde konuştu.

2009 Yılında Neler Yapıldı?
2009 yılı çalışmaları hakkında bilgi veren Malatyalı, “Panoramik röntgen cihazı alınarak hizmet kalitelisini yükselttik. İki adet otoklav alınarak, sterilizasyonda paketleme sistemine geçildi. Merkez mutfağı ve yemekhane faaliyete geçirildik. Binanın çatı katında bulunan atıl odalar ve bodrum kattaki odaların bakım onarımı yapılarak hizmete sunuldu ve Jandarmanın talebi doğrultusunda hastanemiz hekimleri mobil araç ile köy ziyaretleri ve diş tedavi yapıldı. Hastanemiz hekimleri görevlendirme ile cezaevi mahkumlarına diş tedavisi uyguluyor. Ayrıca her ay bir hekim görevlendirilerek okul taraması yapılıyor” dedi.


Yeniliklerin Devamı Gelecek
Malatyalı, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde yapmayı planladıkları çalışmalar hakkında da şu bilgileri verdi: “Şu an ihale aşamasında olan merkezi sterilizasyon sistemini önümüzdeki aylar içerisinde hayata geçirmeyi planlıyoruz. Hastalar için oluşturulan bekleme odalarının hepsine televizyon yerleştirilecek. Televizyon aracılığı ile gelen hastalara ağız ve diş sağlığı gibi konularda eğitici sunumlar yapılacak. Panoromik röntgen çekimlerinde yaşanan yoğunluk nedeniyle hastaneye ikinci panoromik cihaz alımı yapılacak. Merkezimize yangın alarm sisteminin kurulacak.

6 Ağustos 2010 Cuma

MEDİKAL SEKTÖRÜN İHTİYAÇLARI DOĞRULTUSUNDA KARARLAR ALINACAK

İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tıbbi cihaz alanında yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ali Sait Septioğlu, sektörün yaşadığı sorunlar doğrultusunda yenilikler yapıldığını söyledi.

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü yapılanması sonucunda Medikal sektör sorunlarını ileterek, çözüm üretilmesinden memnuniyet duyuyor. Sektörün istekleri doğrultusunda yapılandırmada yaptıkları yenilikleri ve gelişmeleri Sağlık Dergisi’ne anlatan İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ali Sait Septioğlu, tıbbi cihaz alanında ciddi anlamda aksayan işlerle ilgili sektörden çok sayıda, kendilerine şikayet geldiğini dile getirdi. Sekiz aylık bir süreç içerisinde personel sayısını 2 katından fazlaya çıkardıklarını belirten Septioğlu, 13 personel ile devraldıkları birimde 29 personel ile hizmet vermeyi ifade etti.
Göreve ilk geldiği günlerde sürekli şikayet telefonları aldığını belirten Septioğlu, bu sorunların birçoğunu çözüme kavuşturduklarını söyledi. Yaşanan günlük sorunların şube ile çözülebildiğini ifade eden Septioğlu, sorunların kısa sürede çözüldüğüne dikkat çekti.

Dünya Bankası Projesi ile Sorunların Çözümlenmesi Hedefleniyor
Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı içerisinde, biyomedikal mühendisi ve tıbbi fizik mühendisi bulunmadığını söyleyen Septioğlu, Dünya Bankası ile ilgili tor hazırlandıklarını ve proje kapsamında personel alınması için onay alındığını dile getirdi. Septioğlu, “AB komisyonlarının tıbbi cihaz toplantılarına katılıyoruz. Bu toplantılarda konunun eğitimini almış ve sonuçların bize uyarlanmasını sağlayacak personel ciddi anlamda fayda sağlıyor. Tıbbi fizikçi, Radyolojik cihazlarla ilgili gerek mevzuat hazırlanmasında gerek sahadaki sıkıntıların değerlendirilmesinde yardımcı olacak. Denetim yapılırken, henüz oluşturulmamış veya oluşturulsa bile alan oturmamış tıbbi cihazda, bir kalibrasyon sıkıntısı var. Kalite kontrol konusunda sıkıntılar var, ayrıca tıbbi cihaz mevzuatlarında da sorunlar var” dedi.

“CE Belgesi Ürünlerin Serbest Olarak Dolaşabilmesini Sağlıyor”
FDI onaylı olan cihazların tüm dünyada güvenli satılacağı anlamına gelmediğini belirten Septioğlu şunları söyledi: “FDI onayı verip kendi ülkelerinde kullanılmasına izin verilmeyen cihazlar da var. Şartlı onay denilen bu işlem ile kendi ülkesinde tıbbi cihazı satamıyor ancak başka ülkede satıyor. Her ülke kendi çıkarları doğrultusunda bir politika belirlemeli. Ürünlerin, ülkemize girmesin deme şansınız yok, CE belgesi serbest dolaşım belgesi anlamına geliyor. CE belgesi ürünlerin serbest olarak dolaşabilmesini sağlıyor. Bu belge temin edildiğinde AB ülkelerinde serbest dolaşılır. Bizde de girişleri olabiliyor. Ürünün girmesini engellemek gibi bir durum olmuyor. Piyasa denetim ve gözetimi ile kontrolünü yaparak uygun olmayan ürünlerin piyasadan çekilmesini veya piyasaya arz edilmeden durulması sağlanabilir. Bu tüm AB ülkelerinin sorunlarından biri, merdiven altı üretim, ikincisi ise serbest dolaşıma giren kalitesiz ürünler. Dünyanın başka ülkelerinde üretilip getirilip, CC belgesi alınarak piyasaya sürülüyor.”

“e-İhale Tıbbi Cihaz Sektörü ile Başladı”
Kamu ihale kurumunun e-ihale projesini oluşturduğunu kaydeden Septioğlu, bu proje kapsamında elektronik ortamda ihaleye girmeye hazır alanlardan birinin tıbbi cihaz sektörü olduğunu belirtti. Tıbbi cihaz sektöründe e-ihale başlatılarak kendilerini test etme imkanı bulduklarını kaydeden Septioğlu, yeni maddi kaynak olarak Ulusal Bilgi Bankası’nın geliştirilmesini sağlamak noktasında çok büyük avantaj elde ettiklerini söyledi. E-ihale sürecinin başladığını belirten Septioğlu, proje kapsamında KİK ve Tepe Teknoloji ile sıkıntıları belirlediklerini iletti. KİK yazılım sorunlarının 2-3 ay sonunda tamamlanacağını bildiren Septioğlu, ayrıca e-imza ile ilgili gelişmeler yaşanacağının müjdesini verdi.

Uyarı Tebliği Çalışmaları Tamamlandı
Uyarı Tebliği çalışmalarının yayınlandığını belirten Septioğlu, çalışmanın Başbakanlığa gönderildiğini ve Resmi Gazete’de yayınlandığını dile getirdi. Çalışmanın hazırlık aşamasında sektörün görüşünü aldıklarını kaydeden Septioğlu, Sendika ve federasyon dışında derneklerden de piyasa gözetimi ve denetimi anlamında görüşlerini aldıklarını vurguladı. Septioğlu, “Çalışma ithalatçı veya ihraççıların ürünün piyasaya arzından kullanıcıya kadar tüm muhatap olan kişilerin ve kuruluşları kapsıyor. Ürün hakkında tüm olumsuzlukları Sağlık Bakanlığı’na bildirilmesi ve bu olumsuzluklar karşısında Bakanlığın alacağı tedbirleri içeriyor. Bu konuda elektronik bir sistem oluşturarak, başvuru sağlanacak. Medikal sektör çok büyük ve böylece rutin denetim dışında gelen uyarılarla da sahanın denetlenmesi sağlanacak. Bu uyarıların gerçekçi, sistemik ve düzenli ulaşması durumunda konuların düzenlemesi daha kolay olacak” diye konuştu.
2007/47 direktifi çalışmalarının başladığını belirten Septioğlu, AB standartlarında güncellenme yapıldığını kaydetti.

“Denetçilere ISO 9001 ve ISO 13485 Eğitimi Verildi”
Piyasa gözetim ve denetim için tüm personele ISO 9001 ve ISO 13485 eğitimlerini verdirdiklerini belirten Septioğlu, “Baş denetçilere bu belgelerin, eğitimlerini aldırdık, diğer denetçilere de onlar, eğitim verecek. Denetçi sayısını da arttırmayı hedefliyoruz. Ayrıca denetçilerin özlük hakları ile ilgili de değişiklikler yapılması için çalışmalar sürüyor. Tıbbi cihaz ile ilgili çalışmalar, sadece ülkemizle sınırlı kalmıyor. Avrupa komisyonların da yapılan toplantıları takip edip, yenilikleri ülkemize uyarlamaya çalışıyoruz. Ülkemizdeki yaptığımız çalışmaları AB komisyonlarında anlatıyoruz. Şu anda da ciddi anlamda Türkiye’nin önemli bir yeri var. Yaptığımız çalışmalar gıpta ile izleniyor” şeklinde konuştu.

5 Ağustos 2010 Perşembe

KALITSAL İŞİTME KAYBINA YOL AÇAN YENİ BİR GEN BULUNDU

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Amerika Miami Üniversitelerinden akademisyenlerin ortak çalışmasıyla, işitme kaybına neden olan yeni bir gen bulundu.

Ankara Üniversitesi(AÜ) Tıp Fakültesi ve Amerika Miami Üniversitelerinden akademisyenlerin ortak çalışmasıyla, işitme kaybına neden olan yeni bir gen bulundu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Tekin başkanlığındaki geniş bir ekip tarafından yürütülen araştırma “A Truncating Mutation in SERPINB6 is Associated with Autosomal Recessive NON-Synndromic Sensorineural Heraing Loss” başlığını taşıyor. Çalışmanın önemli bir kısmı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Anabilim Dalı’nda gerçekleştirildi. Araştırma “American Journal of Human Genetics” dergisinin Mayıs sayısında yayınlandı.

10 Yılda 50’den Fazla Gendeki Değişiklikleri
İşitme kaybı dünyada 270 milyondan fazla insanı etkiliyor. Geçtiğimiz 10 yılda 50’den fazla gendeki değişikliklerin işitme kaybına yol açtığı bulundu. Ancak işitme kaybı yapan en az 60 gen daha bulunduğu hesaplanıyor.

“6 Yıldır Türkiye’de İşitme Kaybının Genetik Nedenleri Araştırılıyor”
Prof. Dr. Tekin, başkanlığını yürüttüğü ekibin, 6 yıldır Türkiye’de işitme kayıplarının genetik nedenlerini araştırdıklarını belirtti. Çalışmanın AÜ, TÜBA ve TÜBİTAK tarafından desteklendiğini kaydeden Prof. Dr. Tekin, çalışmalarında Türkiye’nin değişik bölgelerinden yüzlerce işitme engelli birey ve ailesinde genetik faktörleri araştırdıklarını söyledi.

“İşitme Engellilerin Yaklaşık Yüzde 70′inde Genetik Faktörler Sorumlu”
Çalışmalarının, Türkiye’deki işitme engellilerin yaklaşık yüzde 70′inde genetik faktörlerin sorumlu olduğunu gösterdiğini bildiren Prof. Dr. Tekin şunları söyledi: “Belirlenen genetik faktörler bölgesel farklılıklar göstermekteydi. Akraba evliliği ve işitme engellilerin eş tercihleri genetik faktörlerin dağılımını etkilemekteydi. Normal işitme ve denge yüzlerce genin sağlıklı çalışması ve birbiriyle normal etkileşimiyle sağlanmaktadır. Bu genlerden herhangi birindeki değişiklikler işitme kaybına yol açabilir.”

“Bu Gen, Embriyoda İç Kulağın Gelişimi İçin Yeri Doldurulamaz”
Prof. Dr. Tekin, yapılan araştırma sonucunda işitme engelli hastaların küçük bir kısmında, bu gende anne ve babadan geçen değişiklikler olduğunun saptandığını ifade ederek, “DNA değişiklikleri saptanan işitme engellilerde iç kulakta normalde bulunması gereken işitme ve denge organları hiç gelişmemişti. Çalışmanın sonuçları bu genin kodladığı proteinin insan embriyosunda iç kulağın gelişimi için yeri doldurulamaz olduğunu göstermektedir. Bugüne kadar çalışılan diğer canlılarda ise bu gende değişiklikler olduğunda iç kulak oluşabilmektedir” dedi.

Çalışma İç Kulağın Gelişimini Aydınlatacak
Prof. Dr. Tekin konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Çalışma, başından sonuna kadar Türkiye’de yapılan ve bir insan hastalığına yol açan yeni bir genin tanımlandığı az sayıdaki araştırmadan birisidir. Bu çalışmanın sonuçları insanlarda iç kulağın gelişiminin aydınlatılması yolunda önemli ilerleme sağlamıştır.”

SERPINB6 Tüy Hücrelerini Koruyor
Doç Dr. Mustafa Tekin başkanlığındaki araştırmada, daha önce varlığı bilinmeyen 6’ıncı kromozomdaki bir bölgenin yeni bir işitme kaybı geni barındırabileceği gösterildi. Daha sonra bu bölgede bulunan SERPINB6 sitoplazmada bulunuyor ve protezları durdurarak hücreleri koruyucu bir işleve sahip. Araştırmacılar ise bu proteinin iç kulakta işitmeden işitmeden sorumlu tüy hücrelerinde bulunduğunu gösterdiler. Tüy hücreleri yüksek ses seviyesi, ilaçlar, bazı hastalıklar veya yaşlana etkisiyle zarar gördüğünde işitme kaybı ortaya çıkıyor. Bu hücreler zarar gördüğünde SERPİNB6 enzimleri durdurarak tüy hücrelerini koruyor.

Araştırmaya TÜBA ve TÜBİTAK Desteği
Araştırmacılar işitme kaybının mekanizmasını öğrenmenin önemli olduğunu, ileride işitme kaybına yönelik koruyucu yöntemler geliştirilebileceğini ve hatta tedavi yöntemlerinin önünün açılabileceğini belirtiyorlar. Birçok işitme kaybında genlerin nasıl bu kayba neden olduğu bilinmiyor. Yapılan bu çalışma tüy hücrelerini hasardan koruyan bir proteinde ortaya çıkan hasarın işitme kaybına yol açabileceği bildiriliyor.
Araştırmalar Ankara Üniversitesi, TÜBA ve TÜBİTAK tarafından desteklendi. Prof. Dr. Mustafa Tekin, işitme kaybının genetik özellikleri konusundaki çalışmalarıyla 2008 yılında TÜBİTAK Teşvik Ödülü almıştı.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

TRAFİK KAZALARI İLE İLGİLİ YENİ YASA ÇIKACAK

Özel hastanelerin dağılımındaki kriterlerden, acil servise gelen her hastanın kabulünden dolayı hastanelerin zarara uğramasına kadar birçok konu hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. İrfan Şencan, sıkıntı yaşanan durumlarla ilgili olarak objektif kriterler çerçevesinde uygulamalarla ilgili değişiklikler yapabileceklerini söyledi.

Ülkemizde sık yaşanan trafik kazaları sonucunda acil servislerin hastaları geri çevirme döneminin artık geride kaldığını belirten Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. İrfan Şencan, bundan sonra olanağı olmayan hastaneler, hastaları, tedavi olanağı bulunan hastanelere sevk etmekle sorumlu olacağını belirtti. Şencan, “Acil hastalar, sevk edilene kadar hastaneyi terk etmemeleri için tabelayla uyarılacaklar. Genelge uyarınca, acil servislerden başka hastanelere sevk edilen vatandaşları, farklı hastanelere ilk başvurulan hastanenin sevk etmek zorunda olacak. Sevklerde kendi ambulansını kullanmayacak olan hastaneler, 112 Acil Servis’i arayarak ambulans getirtmek yükümlülüğü altında bulunacak. Vatandaşlar, acil servislere asılacak tabelalarla, “Hastane sizi sevk edecek, kendi başınıza hareket etmeyin” uyarısında bulunulacak. Acil servislerde bu tür vakaları savsaklayan personele sıfır tolerans gösterilecek” diye konuştu.

Yeni Yasa Çıkacak
Acil servise başvuran hastayı hiçbir hastanenin geri çevrilmediğini hatırlatan Şencan,”Hastanelere trafik kazası sonucu gelen hastalarla ilgili ödemelerde problemler yaşanıyor. Bunu düzeltmek için hükümet harekete geçti. Yakın zamanda yasa değişikliği yapılacak. Zorunlu trafik sigortalarında yaralanmalarla ilgili belli bir prim yatırılıyor, bu da sigorta şirketlerinin üzerinde sorumluluk oluşturuyor. Sigorta şirketi risk ortaya çıktığında ödeme yapıyordu. Ancak riskin primi ödeniyordu ve bu ücret SGK’dan alınıyordu. Evraklardaki eksikliklerle ilgili sorunlar yaşanmaya başlandı. Bu tasarıyla beraber risk primi de riskin kendisi de SGK’ya bağlı olacak. Yeni yasa sayesinde SGK’nın da hastanın da mağduriyeti önlenmiş olacak” dedi.

“Planlamaları Uzman Tabip Sayısı Belirliyor”
Özel hastanelere yaklaşımın gelişmiş ülkelerde yapılan uygulamalarla aynı şekilde olduğunu kaydeden Şencan, sağlık alanında personel sayısının uygulamaları sınırladığını söyledi. Şencen, istihdam yapılırken birkaç noktanın önem taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Kamu, özel ve üniversite hastanelerinde personel istihdam değerlendirmesi yapılırsa planlama olmak zorundadır. Hastane ve çalışanların bölgelemesinde ve ayırımında uygulamanın temeli, uzman hekim sayısına dayanıyor. Uzman doktorun dengeli dağılımı açısından planlama yapıyoruz.”

“Özel Hastane yatırımını engellemiyoruz”
Kamu ve özel kurum dengesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Şencan, “Özel hastane yatırımını engellemiyoruz. Ancak bizim istihdamımızdaki uzman hekimlerimiz alınarak yatırım yapılıyor. Ne zaman uzman hekim başka yerden alınırsa, o zaman karışmayız. Yurt dışından hekim getirilmesi söz konusu olabilir ancak, bunun da önüne geçildi” diye konuştu.

“Kamu ve Özeldeki Oran 4’te Biri Geçmemeli”
Kamu ve özel sağlık kuruluşlarında personel sayısı oranının 4’te biri geçmemesi gerektiğini belirten Şencan, “Her halükarda özel hastanelerde muayene için belli bir ücret farkı alınıyor. Özel sektör tabii olarak daha karlı olacak alanlara kayıyor. Özelin çalışma şartlarını belli miktarda serbest bırakıyoruz. Özel sektörde uzman tabip sayısı açısından bütün öngörülerin çok üzerinde olduğu için, kamu-özel dengesini sağlayıncaya kadar yeni ön izne geçit vermeyeceğiz. Bu bağlamda tamamen de yatırımcının önü kesilmiş değil. Tıp merkezleri birleşip hastane olabiliyor veya hastaneleri taşıyabiliyorlar. Zaten özel hastanelerde kontrolsüz büyüme olmuş ki doğru yere yatırım yapılamamış. Artık hastanelerin taşınma ihtiyacı hissediyor olması da, bu yatırımın planlanarak yapılmadığını gösteriyor” şeklinde konuştu.

“Özel Sektörde Hekim Açığı Sorunu Yaşanmayacak”
Şencan, mecburi hizmetini bitiren hekimlerin istifa ederek özele geçmesi veya başka bir yere dönem tayini çıkması durumunda, bu hekim tek ise başka bir hekim göreve başlayana kadar görevine devam etme zorunluluğunun olduğunu hatırlattı. Şencan, bu uygulamanın yakın zamanda özel sektör içinde geçerli olacağını bildirdi. Bu yeni uygulama ile hem özel sektör yöneticilerinin hem de hastaların mağduriyetinin ortadan kalkacağını kaydeden Şencan, özel hastanelerden ayrılan hekimin yerine bir uzman gelmedikçe hekimin başka yerde görev alamayacağını söyledi. Özel sektör yöneticilerinin uzman alacakları zaman kendilerine haber verilmesini istediklerini belirten Şencan, “Biz de o yere uzmanımızı ayarlayalım, yeni uzman geldiğinde de görevine başlayabilsin” dedi.

35 Yaş Üzerinde Tek Embriyo Kısıtlaması..
35 yaşın gebeliklerde bir kırılma noktası olarak görüldüğünü, o yaşa kadar tek embriyo ile de belli bir optimum rakama ulaşabildiğine dikkat çeken Şencan şu bilgileri verdi: “35 yaş üzerinde embriyo optimum rakamın çok altında kalıyor, o yüzden de iki embriyoya izin veriliyor. Hasta iki kez denemiş, ancak başarılı olamamışsa 2 embriyoya izin veriliyor. Bu uygulama iki ucu keskin bıçak gibi, hem gebelik oranı düşüyor hem de çoğul gebelik riski artıyor. Çoğul gebelikte embriyo anne karnında redüksiyon ile öldürülüyor ya da ikiz, üçüz ve dördüz gebelikler ortaya çıkıyor. Ne kadar çoğul gebelik olursa o kadar erken doğum riski, o kadar prematüre riski, o kadar uzun yeni doğan kuvözünde kalma riski ve o kadar özürlü bebek olma riski ortaya çıkıyor. Bazı vakalarda embriyonun tekrarlanması gerektiğinde, hekimler embriyoyu dondurabilirler. Her hangi bir kısıtlama olmaksızın, dolayısıyla ayda bir siklus deneme şansı oluyor. Bazı vakalarla ilgili objektif, suistimale gitmeyecek ve bilimsel kriterler ortaya çıkmış olsa, uygulamada değişiklik yapılabilir. Şu anda elimizde böyle objektif ve kolay ayırt edilebilir bir kriter olmadığı için, kurallar uygulanmaya devam ediyor. Objektif bir kriter gelirse değişiklik yapılabilir. Zaten uygulamada çok az spermi bulunan hastalar ve yumurta dondurması sakıncası olan hastalar hariç tutuldu. Buna karşı bazı uzmanlık dernekleri kendisini ‘uzmanların derneği’ olarak algılıyor. Ancak biz objektif olarak bakabilen, hastanın yararına olan her türlü bilimsel kuralları alarak değişiklik yapmaya hazırız.”

“Yurt Dışına Giden Hekimler Öğrendiklerini Öğretmeliler”
Öğretim üyelerinin yurt dışındaki eğitimlere görevli olarak gittiklerini ve öğrendiklerini öğretmekle yükümlü olduklarını hatırlatan Şencan, “Belli şartlar sonucunda hocalar öğrendiklerini, kendi tekelinde tutup öğretmemek gibi bir durum söz konusu olamaz. Hekim zor vaka uygulaması yaptığında bunun karşılığı veriliyor” şeklinde konuştu.

3 Ağustos 2010 Salı

EVİNİZDEN KONGREYE KATILMAK İSTER MİSİNİZ?

“Kongreye gitmeye zamanım ve imkanım yok” diyen hekimler için ‘e-kongre’ yapıldı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Oto “Kardiyoloji Özümsem-e Kongresi ile Türk tıp tarihinde bir ilke imza atıldı” dedi.

Kardiyoloji Özümsem-e Kongresi ile evinizden hekimler bilimsel yayınlara ve sunumlara ulaştı. Hacettepe Teknokent’te yapıldı, TÜBİTAK tarafından desteklendi hekimlerin kullanımına sunuldu. Türk tıp tarihinin ilk ‘e-kongre’ projesi Pfizer Türkiye’nin desteği ile hayata geçirildi. www.kardiyovaskuler360.com adresinde başlayan ‘Kardiyoloji Özümsem-e’ isimli e-kongrenin bilimsel oturumları, 2 bin hekim tarafından takip edildi.

‘Sürekli Tıp Eğitimi’ İçin Büyük Kolaylık
Tıp ve bilim dünyasında yaşanan en son gelişmelerin yakından takip edilmesi, birçok hastalığın kontrol altına alınmasında ve tedavisinde kongreler, büyük önem taşıyor. Ancak, hekimlerin yoğun çalışma temposu nedeniyle, bilimsel kongrelere katılım konusunda kimi zaman zorluklar yaşanabiliyor. Hekimler uzmanlıklarını aldıktan sonra bilgilerini yenilemeleri gerekiyor. ‘Sürekli tıp eğitimi’ ya da ‘mezuniyet sonrası eğitim’ olarak isim verilen alanda toplantılar çok önemli yer tutuyor. Dergi ve kitaptan yeniliklerin izlenmesi açısından bilimsel toplantılar yararlı oluyor.

Hacettepe Teknokent’te Geliştirildi
Toplantılara katılmak için zaman ve maliyet hekimler için çok büyük sorun oluyor. Evinden kongre takibi imkanı sunan e-kongre programı Hacettepe Teknokent’te geliştirildi ve sponsor desteği ile ücretsiz kullanıma sunuldu. Hekimlerin bilgilerini yenileme ve bilgi birikimlerinin erozyona uğramaması için bu sistemin büyük ilgi gördüğünü dile getiren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Oto, hekimin iş gücü kaybı yaşamadan evinden kongre ortamında bulunma şansını yakalıyor.


Bir sunuma 60 soru
Bilgi kaynaklarına ulaşılmasının yanı sıra, internetin gelişen olanakları sayesinde kongrede sunulan her türlü olanakların bu sistem ile sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Oto, “Yoğun çalışma temposu nedeniyle katılmakta güçlük çektiğimiz bilimsel platformlara alternatif bir kanal oldu. ‘e-kongre’ projesi, teknolojiyi ve bilimi kullanarak, yeni bilgi ve geçmiş konulara ilişkin değerlendirmeleri Türk hekimlerinin bilgisayarlarına kadar taşıyan inovatif bir çözüm niteliği taşıyor. Kongre kaydından, bilimsel oturumlara, kurslar, uydu sempozyumları, sergi alanları da bulunuyor. Toplantı salonunda sunumu izlerken kongre merkezi gibi, kimler sizinle birlikte izliyor onları görebiliyor ve konuşabiliyorsunuz. Konuşmacıya soru sorabiliyorsunuz. Bana toplam 60 soru gönderildi. Bir yılda yurt içi ve dışında yaptığım sunumlarımın toplamı 20 tane soru geliyorken bu kongrede bir sunum için 60 tane birbirinden güzel soru yöneltildi” dedi.

Kongre en çok gece 11 ile 2 arasında izlendi
Konuşmacıları dinledikten sonra puanlama yapılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Oto, geri bildirimlerden çok olumlu mesajlar aldıklarını söyledi. Prof. Dr. Oto, toplantı için Türk Tabipler Birliğinin mezuniyet sonrası eğitim kredisi verdiğini bildirerek, kongrenin gece 11 ile 2 arasında ve kişi başına 1.8 kez her sunumu izlenme oranlarının olduğunu sözlerine ekledi.
Farklı branşlar için de yoğun istek geldiğini, yeni çalışmaların da devamının geleceğini dile getiren Prof. Dr. Oto, ücretsiz verilen bu hizmetin koşulsuz olarak Pfizer’ın karşıladığını söyledi.


Hekimler www.kardiyovaskuler360.com’da buluştu
E-kongre’nin arkasında, Türkiye’nin önde gelen uzmanlarından oluşan bilimsel bir kurul var.
E-kongreyle ilgili konuşan Prof. Dr. Ali Oto: “Kardiyoloji alanında 2009 yılı içerisinde yaşanan bilimsel gelişmelerin masaya yatırıldığı ve kardiyolojinin gelecek vizyonunun çizildiği Kardiyoloji Özümsem-e Kongresi, normal bir kongrede olduğu gibi 3 günlük bir bilimsel programdan oluşuyor” diye konuştu.


E-kongre’nin avantajları neler?
Prof. Dr. Oto, kongrenin avantajlarını şöyle sıraladı:
• Zamandan tasarruf, e-kongre klasik kongrelerde seyahatler ve konaklamalar dolayısıyla yaşanan zaman kaybını ortadan kaldırıyor.
• Zamanı esnek kullanma fırsatı, e-kongre ile hekimler, sitede yer alan bilimsel aktiviteleri 1 ay boyunca günün istedikleri saatinde takip edebiliyorlar.
• Normal bir kongrede olan tüm bilimsel olanaklara sahip, e-kongre, normal bir kongrenin tüm bilimsel içeriğine ve olanaklarına da sahip.
• Akademisyenlerin sunumlarını izleme fırsatı,
• Konuşmacılara soru sorma imkanı,
• Kongreyi diğer izleyen hekimlerle interaktif tartışma ortamı,
• İlgili terapötik alandaki ürünler hakkında detaylı ve sistemli bilgi alma fırsatı,
• Sürekli eğitim kredisi kazanma imkanı.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Prof. Dr. Önerci: “BU ÖDÜL, TÜRK HEKİMLERİNİN NE KADAR BAŞARILI OLDUKLARININ BİR GÖSTERGESİDİR”

Kulak Burun Boğaz alanında dünyanın en kabul gören dernekleri arasında yer alan Avrupa Rinoloji Derneği tarafından Prof. Dr. Metin Önerci'ye ‘onursal üyelik nişanı’ verildi

Prof. Dr. Önerci, derneğin kuruluşundan bu yana geçen 47 yıl içinde ABD'li ve Avrupalı 16 bilim insanının ardından, bilimsel katkılarından dolayı ödüle layık görüldü.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Önerci, “Avrupa Rinoloji Derneği (European Rhinology Society)” tarafından ‘Onursal Üyelik Nişanı’na layık görüldü. Prof. Dr. Önerci, Sağlık Dergisi’ne yaptığı açıklamada, ödülün, dünya bilimine ve Rinolojiye (Burun-Sinüs ve Horlama Hastalıkları) yaptığı katkılar nedeniyle kendisine verildiğini söyleyerek, ülkesini uluslararası bir platformda temsil etmekten ötürü gurur duyduğunu ifade etti. Prof. Dr. Önerci, 1963 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nden Prof. Maurice Cottle ve Hollanda'dan Prof. Van Dischoeck tarafından kurulan Avrupa Rinoloji Derneği'nin, 47 yıl içinde aralarında derneğin kurucuları Cottle ve Van Dischoeck'unda olduğu toplam 16 bilim insanının, dünya tıbbına yaptıkları bilimsel katkılardan dolayı “Onursal Üyelik” nişanına layık gördüğünü dile getirdi.


17. Onursal Üyelik Nişanı Verildi
23. Avrupa Rinoloji Derneği Kongresi'nin bu yıl İsviçre'nin Cenevre kentinde yapıldığını belirten Prof. Dr. Önerci, kongreye aralarında ABD, Brezilya, Arjantin, Çin, Kore ve Japonya'nın da bulunduğu 67 ülkeden toplam bin 200 civarında KBB hekiminin katıldığını söyledi. Prof. Dr. Önerci, 17. Onursal Üyelik nişanının verildiği açılış seremonisi sırasında dernek genel sekreteri Prof. Dr. Valerie Lund tarafından kendisinin öz geçmişinin sunulduğunu anlatarak, ardından “Onursal Üyeliğe” layık görülme nedenleri arasında, “Uluslararası yayınlarının”, “Yurt dışında basılan kitaplarının” ve “Dünya rinolojisine yaptığı katkılarının” vurgulandığını söyledi.

Prof. Dr. Metin Önerci, Ödülü Alan En Genç Bilim İnsanı
Kongrede, kendisine verilen ödülle hem Türkiye hem de Türk bilim insanları adına mutluluk duyduğunu ifade eden Prof. Dr. Önerci, “Emeğin, uluslararası arenada da takdir görmesi, daha hevesle çalışmamız, ülkemizi ve mesleğimizi daha nice başarılara taşımamız konusunda bizi cesaretlendiriyor. Bu ödül uzun süren çalışmanın ve emeğin ürünüdür. Bu ödül, Türk hekimlerinin ne kadar başarılı olduklarının göstergesidir” dedi.
Prof. Dr. Metin Önerci, aynı zamanda bu ödüle layık görülen en genç bilim insanı unvanını da taşıyor.


Prof. Dr. Metin Önerci Kimdir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra aynı üniversitenin KBB Anabilim Dalı'nda ihtisas ve akademik kariyer yapan Prof. Dr. Önerci'nin şu ana kadar 250'nin üzerinde makalesi yayımlandı.
Dünyada birçok kitaba bölüm yazarlığı yapan ve çok sayıda makalesi dünyadaki bilim insanlarınca referans gösterilen; Türkiye'de 15, yurt dışında ise 3 basılmış kitabı bulunan Prof. Dr. Önerci, Avrupa Rinoloji Derneği'nin ''Sinüs ve Burun Tümörleri Raporu''nun hazırlanması konusunda tüm dünyadan seçerek davet ettiği sınırlı sayıdaki bilim insanı içinde yer aldı.
Yurt dışında 300'ün üzerinde davetli katılımcı olarak konferans veren Prof. Dr. Önerci, yurt dışında çeşitli kurslarda da yine davetli öğretim üyesi olarak eğitim verdi.
Prof. Dr. Önerci, Almanya, Rusya ve diğer çeşitli ülkelerde düzenlenen kurslarda canlı cerrahi ile dünya cerrahlarının eğitimine katkıda bulundu.

Prof. Dr. Önerci, 2001-2004 tarihleri arasında Uluslararası Horlama ve Apne (Ronkopati) Derneği Başkanlığı'nı, 2004-2006 tarihleri arasında Avrupa Rinoloji Derneği Başkanlığı'nı, yine 2004-2005 yılları arasında Uluslararası Burun İnfeksiyon ve Allerjileri Derneği (International Symposium on Infection and Allergy of the Nose) Başkanlığı'nı yürüttü.
HÜ Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Önerci, halen Uluslararası Rinoloji Derneği'nin Genel Sekreterliğini yapıyor.

1 Ağustos 2010 Pazar

BODY WORLDS TÜRKİYE’DE

Dünyaca ünlü Gunther von Hagens’in BODY WORLDS Orijinal Vücut Dünyası Sergisi-Yaşam Döngüsü, İstanbul Antrepo 3’te açıldı.

İstanbul’da ilk kez açılan sergi, 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında, Thepartners ile serginin bilimsel ve tıbbi danışmanlığını yapan İstanbul Üniversitesi işbirliğiyle sunuluyor.
İnsan vücudunun zarif formunu keşfedip, stres altında ve hastalık zamanında nasıl kırılgan olduğunu ve sağlıklıyken de nasıl müthiş bir güce ulaştığını gösteren Body Worlds sergisi, ziyaretçilerin insan bedeninin iç alanlarını ve dış oluşumunu keşfetmesini sağlıyor.
Alman bilim adamı ve anatomist Dr. Gunther von Hagens tarafından “plastinasyon” denilen bir yöntem ile çürümez hale getirilen 200’den fazla insan bedeni parçasının sergilendiği BODY WORLDS’te kaslar, damarlar ve organlar, yaşayan vücudun içinde olduğu gibi, bozulmamış haliyle sunuluyor.

İnsan Yaşam Döngüsü ve Yaşlanmanın Özel Bir Sunumunu
Body Worlds & Yaşam Döngüsü, bedenin ızdırap, hastalık ve optimal sağlık hallerindeki anatomik çalışmaları yoluyla insan bedeninin karmaşıklığını, direncini ve savunmasızlığını gösteriyor. Sergi, insan yaşam döngüsü ve yaşlanmanın özel bir sunumunu kapsıyor. Doğum öncesi gelişim ve bebeklikten çocukluk ve ergenliğe, yetişkinliğe ve yaşlılığa kadar.
Bedeni hayat içinde yaşarken en parlak çağından, solduğu son ana kadar gösteren sergi yaşlanmayı, insanın yaşam döngüsü içerisinde, döllenmedeki yaşam kıvılcımından itibaren yaşanan yıllar boyunca oluşan doğal bir süreç olarak gösteriyor.


Body Worlds nedir?
Uluslararası platformda Body Worlds The Original Exhibition of Real Human Bodies (Beden Dünyaları: Gerçek İnsan Bedenleri Orijinal Sergisi) olarak bilinen BODY WORLDS sergileri, Plastinasyon adı verilen yöntem aracılığıyla korunmuş gerçek insan bedenlerini izlemek yoluyla ziyaretçilerin anatomi, fizyoloji ve sağlık hakkında bilgi edindikleri, türlerinin ilk örneği olan sergileniyor. Gunther von Hagens'in Body Worlds ve Yaşam Döngüsü sergisinde tüm beden plastinatları, organlar, organ yapılandırmaları ve saydam beden kesitleri dahil 200’ü aşkın gerçek insan örneği bulunuyor. Sergi aynı zamanda ziyaretçilerin hastalıkların uzun dönemde yaptıkları etkileri, tütün tüketiminin etkilerini ve diz ve kalça gibi yapay desteklerin mekaniğini anlamasına olanak veriyor. Günümüze dek Body Worlds sergileri dünyanın dört bir yanındaki 30 milyon insan tarafından gezildi.

Body Worlds başka nerelerde sergilendi?
Dünyada 30 milyonu aşkın insan tarafından ziyaret edilmiş altı Body WorldS sergisi var. Body Worlds sergileri Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’da sergilendi.

Aynı bilgiyi insan anatomisine dair kitaplar ve modellerden de edinebilir miyim?
Otantik örneklerin benzersiz kullanımının sunduğu hastalık, fizyoloji ve anatomiye yakından bakış, modeller, ders kitapları veya fotoğraflarla gösterilemez. Buna ek olarak sergi ziyaretçilerin her bedenin içinde dahi kendi benzersiz özelliklerine sahip olduğunu anlamasına olanak veriyor. Diğer kentlerdeki deneyimler, sergi ziyaretçilerinin gerçek örneklere karşı plastik modellerin öykünemeyeceği bir çekim duyduğunu açıkça gösteriyor.

Plastinasyon nedir?
Plastinasyon, Dr. Gunther von Hagens tarafından örneklerin tıp eğitimi amacıyla korunması için icat edilen, benzersiz bir işlem. Bu işlemde örneklerdeki beden sıvıları ve çözülebilir yağlar, vakumlandıktan sonra sertleştirilen sıvı plastiklerle değiştirilir. Bedenler canlıyı andıran pozlarda sabitlendikten sonra gaz, ısı veya ışıkla sertleştiriliyor. Plastinatlar bedenlerimizin yaşamdaki hareketlere ve atletik etkinliklere içten nasıl tepki verdiğini gösteriyor.


Sergilenmekte olan örnekler nereden geldi? Plastinatların kim olduğunu veya nasıl öldüklerini bilecek miyiz?
Body Worlds sergileri beden bağışçılarının, yani ölümlerinden sonra bedenlerinin sergide eğitim amacıyla kullanılabileceğini vasiyet eden bireylerin cömertliğine dayanıyor. Beden plastinatlarının tümü ve örneklerin çoğunluğu bu beden bağışçılarından geliyor. Olağandışı hastalıkları gösteren kimi belirli örnekler eski anatomik koleksiyonlardan ve morfoloji enstitülerinden geliyor. Beden bağışçılarının da rıza gösterdiği üzere, kimlikleri ve ölüm nedenleri açıklanmıyor. Sergi kişisel bilgilerin açıklanmasına değil, bedenlerimizin doğasına odaklanıyor.

Plastinatlara hali hazırdaki pozları neden verilmiştir?
Plastinatların pozları dikkatle düşünüldü ve eğitsel amaçlara hizmet ediyor. Her plastinata farklı anatomik özellikleri sergilemek üzere poz verdirildi. Örneğin atletik pozlar spor yaparken kas sistemlerinin kullanımını gösteriyor. Pozlar belirli anatomik özellikleri vurgulamak ve ziyaretçinin plastinat ile kendi bedeni arasında ilişki kurmasına olanak vermek üzere seçildi.


Plastinatlardan herhangi birine dokunabilecek miyim?
Plastinatlara yaklaşabilecek olmanıza rağmen, bir kural olarak ziyaretçilerin plastinatlara dokunmasına izin verilmiyor. Ancak serginin belirli bir alanında ziyaretçiler, hem insan anatomisini hem de Plastinasyon prosesini daha iyi anlamak üzere, seçilmiş bir grup plastine edilmiş organa dokunma imkanına sahip.

Bu sergiyle ilgili etik sorular çözüme ulaştırıldı mı?
Body Worlds’ün Kuzey Amerika’daki açılışından önce, din bilimciler, etik uzmanları, akademisyenler ve önde gelen tıp uzmanlarından oluşan, seçkin bir kurul tarafından bağımsız bir etik değerlendirmesi yürütüldü. Body Worlds’deki bedenlerin kökeni hakkındaki Etik Değerlendirmesi California Bilim Merkezi tarafından yapılan internet sitemizden yüklenebilir.


Dr. Gunther von Hagens hakkında
Anatomist, plastinasyonun mucidi, bilim adamı ve BODY WORLDS sergilerinin yaratıcısı Gunther von Hagens, 1945 yılında eski Doğu Almanya’nın Alt-Skalden/Posen şehrinde doğdu. 1965 yılında Friedrich Schiller Üniversitesi’nde tıp eğitimine başlayan von Hagens, eğitimini 1973 yılında Lübeck Üniversitesi’nde tamamladı. Gunther von Hagens, tıp diplomasını aldıktan bir yıl sonra, Heidelberg Üniversitesi Anestezi ve İlk Yardım Bölümü’ne katıldı. Üniversitenin Patoloji ve Anatomi Enstitüsü’ndeki on sekiz yıllık meslek yaşamının başlangıcında, 1977’de stajyer ve öğretim görevlisi olarak görev yaparken gerçekleştirdiği çeşitli çalışmalar sonucunda plastinasyon yöntemini keşfetti. Gunther von Hagens, 1993 yılında Plastinasyon Enstitüsü’nü (Insitute for Plastination) kurdu.

Sergiyle ilgili detaylı bilgi için: www.bodyworlds-istanbul.com