2 Ağustos 2010 Pazartesi

Prof. Dr. Önerci: “BU ÖDÜL, TÜRK HEKİMLERİNİN NE KADAR BAŞARILI OLDUKLARININ BİR GÖSTERGESİDİR”

Kulak Burun Boğaz alanında dünyanın en kabul gören dernekleri arasında yer alan Avrupa Rinoloji Derneği tarafından Prof. Dr. Metin Önerci'ye ‘onursal üyelik nişanı’ verildi

Prof. Dr. Önerci, derneğin kuruluşundan bu yana geçen 47 yıl içinde ABD'li ve Avrupalı 16 bilim insanının ardından, bilimsel katkılarından dolayı ödüle layık görüldü.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Önerci, “Avrupa Rinoloji Derneği (European Rhinology Society)” tarafından ‘Onursal Üyelik Nişanı’na layık görüldü. Prof. Dr. Önerci, Sağlık Dergisi’ne yaptığı açıklamada, ödülün, dünya bilimine ve Rinolojiye (Burun-Sinüs ve Horlama Hastalıkları) yaptığı katkılar nedeniyle kendisine verildiğini söyleyerek, ülkesini uluslararası bir platformda temsil etmekten ötürü gurur duyduğunu ifade etti. Prof. Dr. Önerci, 1963 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nden Prof. Maurice Cottle ve Hollanda'dan Prof. Van Dischoeck tarafından kurulan Avrupa Rinoloji Derneği'nin, 47 yıl içinde aralarında derneğin kurucuları Cottle ve Van Dischoeck'unda olduğu toplam 16 bilim insanının, dünya tıbbına yaptıkları bilimsel katkılardan dolayı “Onursal Üyelik” nişanına layık gördüğünü dile getirdi.


17. Onursal Üyelik Nişanı Verildi
23. Avrupa Rinoloji Derneği Kongresi'nin bu yıl İsviçre'nin Cenevre kentinde yapıldığını belirten Prof. Dr. Önerci, kongreye aralarında ABD, Brezilya, Arjantin, Çin, Kore ve Japonya'nın da bulunduğu 67 ülkeden toplam bin 200 civarında KBB hekiminin katıldığını söyledi. Prof. Dr. Önerci, 17. Onursal Üyelik nişanının verildiği açılış seremonisi sırasında dernek genel sekreteri Prof. Dr. Valerie Lund tarafından kendisinin öz geçmişinin sunulduğunu anlatarak, ardından “Onursal Üyeliğe” layık görülme nedenleri arasında, “Uluslararası yayınlarının”, “Yurt dışında basılan kitaplarının” ve “Dünya rinolojisine yaptığı katkılarının” vurgulandığını söyledi.

Prof. Dr. Metin Önerci, Ödülü Alan En Genç Bilim İnsanı
Kongrede, kendisine verilen ödülle hem Türkiye hem de Türk bilim insanları adına mutluluk duyduğunu ifade eden Prof. Dr. Önerci, “Emeğin, uluslararası arenada da takdir görmesi, daha hevesle çalışmamız, ülkemizi ve mesleğimizi daha nice başarılara taşımamız konusunda bizi cesaretlendiriyor. Bu ödül uzun süren çalışmanın ve emeğin ürünüdür. Bu ödül, Türk hekimlerinin ne kadar başarılı olduklarının göstergesidir” dedi.
Prof. Dr. Metin Önerci, aynı zamanda bu ödüle layık görülen en genç bilim insanı unvanını da taşıyor.


Prof. Dr. Metin Önerci Kimdir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra aynı üniversitenin KBB Anabilim Dalı'nda ihtisas ve akademik kariyer yapan Prof. Dr. Önerci'nin şu ana kadar 250'nin üzerinde makalesi yayımlandı.
Dünyada birçok kitaba bölüm yazarlığı yapan ve çok sayıda makalesi dünyadaki bilim insanlarınca referans gösterilen; Türkiye'de 15, yurt dışında ise 3 basılmış kitabı bulunan Prof. Dr. Önerci, Avrupa Rinoloji Derneği'nin ''Sinüs ve Burun Tümörleri Raporu''nun hazırlanması konusunda tüm dünyadan seçerek davet ettiği sınırlı sayıdaki bilim insanı içinde yer aldı.
Yurt dışında 300'ün üzerinde davetli katılımcı olarak konferans veren Prof. Dr. Önerci, yurt dışında çeşitli kurslarda da yine davetli öğretim üyesi olarak eğitim verdi.
Prof. Dr. Önerci, Almanya, Rusya ve diğer çeşitli ülkelerde düzenlenen kurslarda canlı cerrahi ile dünya cerrahlarının eğitimine katkıda bulundu.

Prof. Dr. Önerci, 2001-2004 tarihleri arasında Uluslararası Horlama ve Apne (Ronkopati) Derneği Başkanlığı'nı, 2004-2006 tarihleri arasında Avrupa Rinoloji Derneği Başkanlığı'nı, yine 2004-2005 yılları arasında Uluslararası Burun İnfeksiyon ve Allerjileri Derneği (International Symposium on Infection and Allergy of the Nose) Başkanlığı'nı yürüttü.
HÜ Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Önerci, halen Uluslararası Rinoloji Derneği'nin Genel Sekreterliğini yapıyor.

1 Ağustos 2010 Pazar

BODY WORLDS TÜRKİYE’DE

Dünyaca ünlü Gunther von Hagens’in BODY WORLDS Orijinal Vücut Dünyası Sergisi-Yaşam Döngüsü, İstanbul Antrepo 3’te açıldı.

İstanbul’da ilk kez açılan sergi, 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında, Thepartners ile serginin bilimsel ve tıbbi danışmanlığını yapan İstanbul Üniversitesi işbirliğiyle sunuluyor.
İnsan vücudunun zarif formunu keşfedip, stres altında ve hastalık zamanında nasıl kırılgan olduğunu ve sağlıklıyken de nasıl müthiş bir güce ulaştığını gösteren Body Worlds sergisi, ziyaretçilerin insan bedeninin iç alanlarını ve dış oluşumunu keşfetmesini sağlıyor.
Alman bilim adamı ve anatomist Dr. Gunther von Hagens tarafından “plastinasyon” denilen bir yöntem ile çürümez hale getirilen 200’den fazla insan bedeni parçasının sergilendiği BODY WORLDS’te kaslar, damarlar ve organlar, yaşayan vücudun içinde olduğu gibi, bozulmamış haliyle sunuluyor.

İnsan Yaşam Döngüsü ve Yaşlanmanın Özel Bir Sunumunu
Body Worlds & Yaşam Döngüsü, bedenin ızdırap, hastalık ve optimal sağlık hallerindeki anatomik çalışmaları yoluyla insan bedeninin karmaşıklığını, direncini ve savunmasızlığını gösteriyor. Sergi, insan yaşam döngüsü ve yaşlanmanın özel bir sunumunu kapsıyor. Doğum öncesi gelişim ve bebeklikten çocukluk ve ergenliğe, yetişkinliğe ve yaşlılığa kadar.
Bedeni hayat içinde yaşarken en parlak çağından, solduğu son ana kadar gösteren sergi yaşlanmayı, insanın yaşam döngüsü içerisinde, döllenmedeki yaşam kıvılcımından itibaren yaşanan yıllar boyunca oluşan doğal bir süreç olarak gösteriyor.


Body Worlds nedir?
Uluslararası platformda Body Worlds The Original Exhibition of Real Human Bodies (Beden Dünyaları: Gerçek İnsan Bedenleri Orijinal Sergisi) olarak bilinen BODY WORLDS sergileri, Plastinasyon adı verilen yöntem aracılığıyla korunmuş gerçek insan bedenlerini izlemek yoluyla ziyaretçilerin anatomi, fizyoloji ve sağlık hakkında bilgi edindikleri, türlerinin ilk örneği olan sergileniyor. Gunther von Hagens'in Body Worlds ve Yaşam Döngüsü sergisinde tüm beden plastinatları, organlar, organ yapılandırmaları ve saydam beden kesitleri dahil 200’ü aşkın gerçek insan örneği bulunuyor. Sergi aynı zamanda ziyaretçilerin hastalıkların uzun dönemde yaptıkları etkileri, tütün tüketiminin etkilerini ve diz ve kalça gibi yapay desteklerin mekaniğini anlamasına olanak veriyor. Günümüze dek Body Worlds sergileri dünyanın dört bir yanındaki 30 milyon insan tarafından gezildi.

Body Worlds başka nerelerde sergilendi?
Dünyada 30 milyonu aşkın insan tarafından ziyaret edilmiş altı Body WorldS sergisi var. Body Worlds sergileri Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’da sergilendi.

Aynı bilgiyi insan anatomisine dair kitaplar ve modellerden de edinebilir miyim?
Otantik örneklerin benzersiz kullanımının sunduğu hastalık, fizyoloji ve anatomiye yakından bakış, modeller, ders kitapları veya fotoğraflarla gösterilemez. Buna ek olarak sergi ziyaretçilerin her bedenin içinde dahi kendi benzersiz özelliklerine sahip olduğunu anlamasına olanak veriyor. Diğer kentlerdeki deneyimler, sergi ziyaretçilerinin gerçek örneklere karşı plastik modellerin öykünemeyeceği bir çekim duyduğunu açıkça gösteriyor.

Plastinasyon nedir?
Plastinasyon, Dr. Gunther von Hagens tarafından örneklerin tıp eğitimi amacıyla korunması için icat edilen, benzersiz bir işlem. Bu işlemde örneklerdeki beden sıvıları ve çözülebilir yağlar, vakumlandıktan sonra sertleştirilen sıvı plastiklerle değiştirilir. Bedenler canlıyı andıran pozlarda sabitlendikten sonra gaz, ısı veya ışıkla sertleştiriliyor. Plastinatlar bedenlerimizin yaşamdaki hareketlere ve atletik etkinliklere içten nasıl tepki verdiğini gösteriyor.


Sergilenmekte olan örnekler nereden geldi? Plastinatların kim olduğunu veya nasıl öldüklerini bilecek miyiz?
Body Worlds sergileri beden bağışçılarının, yani ölümlerinden sonra bedenlerinin sergide eğitim amacıyla kullanılabileceğini vasiyet eden bireylerin cömertliğine dayanıyor. Beden plastinatlarının tümü ve örneklerin çoğunluğu bu beden bağışçılarından geliyor. Olağandışı hastalıkları gösteren kimi belirli örnekler eski anatomik koleksiyonlardan ve morfoloji enstitülerinden geliyor. Beden bağışçılarının da rıza gösterdiği üzere, kimlikleri ve ölüm nedenleri açıklanmıyor. Sergi kişisel bilgilerin açıklanmasına değil, bedenlerimizin doğasına odaklanıyor.

Plastinatlara hali hazırdaki pozları neden verilmiştir?
Plastinatların pozları dikkatle düşünüldü ve eğitsel amaçlara hizmet ediyor. Her plastinata farklı anatomik özellikleri sergilemek üzere poz verdirildi. Örneğin atletik pozlar spor yaparken kas sistemlerinin kullanımını gösteriyor. Pozlar belirli anatomik özellikleri vurgulamak ve ziyaretçinin plastinat ile kendi bedeni arasında ilişki kurmasına olanak vermek üzere seçildi.


Plastinatlardan herhangi birine dokunabilecek miyim?
Plastinatlara yaklaşabilecek olmanıza rağmen, bir kural olarak ziyaretçilerin plastinatlara dokunmasına izin verilmiyor. Ancak serginin belirli bir alanında ziyaretçiler, hem insan anatomisini hem de Plastinasyon prosesini daha iyi anlamak üzere, seçilmiş bir grup plastine edilmiş organa dokunma imkanına sahip.

Bu sergiyle ilgili etik sorular çözüme ulaştırıldı mı?
Body Worlds’ün Kuzey Amerika’daki açılışından önce, din bilimciler, etik uzmanları, akademisyenler ve önde gelen tıp uzmanlarından oluşan, seçkin bir kurul tarafından bağımsız bir etik değerlendirmesi yürütüldü. Body Worlds’deki bedenlerin kökeni hakkındaki Etik Değerlendirmesi California Bilim Merkezi tarafından yapılan internet sitemizden yüklenebilir.


Dr. Gunther von Hagens hakkında
Anatomist, plastinasyonun mucidi, bilim adamı ve BODY WORLDS sergilerinin yaratıcısı Gunther von Hagens, 1945 yılında eski Doğu Almanya’nın Alt-Skalden/Posen şehrinde doğdu. 1965 yılında Friedrich Schiller Üniversitesi’nde tıp eğitimine başlayan von Hagens, eğitimini 1973 yılında Lübeck Üniversitesi’nde tamamladı. Gunther von Hagens, tıp diplomasını aldıktan bir yıl sonra, Heidelberg Üniversitesi Anestezi ve İlk Yardım Bölümü’ne katıldı. Üniversitenin Patoloji ve Anatomi Enstitüsü’ndeki on sekiz yıllık meslek yaşamının başlangıcında, 1977’de stajyer ve öğretim görevlisi olarak görev yaparken gerçekleştirdiği çeşitli çalışmalar sonucunda plastinasyon yöntemini keşfetti. Gunther von Hagens, 1993 yılında Plastinasyon Enstitüsü’nü (Insitute for Plastination) kurdu.

Sergiyle ilgili detaylı bilgi için: www.bodyworlds-istanbul.com

20 Temmuz 2010 Salı

“2025 YILINDA 1.5 MİLYAR ERİŞKİN HİPERTANSİYONDAN ETKİLEYECEK”

2. Hipertansiyon ve Adrenal Bez Hastalıkları Sempozyumu’nun bu yıl, Prof. Dr. Nuri Kamel'in anısına yapıldığını kaydeden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Prof Dr. Nilgün Başkal, “2025 yılında 1.5 milyar erişkin Hipertansiyondan etkileyecek” dedi.

2. Hipertansiyon ve Adrenal Bez Hastalıkları Sempozyumu bu yıl, Prof. Dr. Nuri Kamel'in anısına yapıldı. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği tarafından düzenlenen toplantıda, 21. yüzyılda doğrudan veya dolaylı etkileri sonunda ölüm nedenleri arasında en ön sıralarda yer alan hipertansiyon ele alındı. 2025 yılında 1.5 milyar erişkini etkileyeceği öngörülen ve günümüzde etyoloji ve sonuçları ile tıbbın çeşitli branşlarını ilgilendirmesi nedeniyle sürekli gündemde olan ve tartışılan hipertansiyon alanında son gelişmeler işlendi. Ayrıca son yıllarda giderek artan oranda görülmekte olan adrenal bezler ile ilgili fonksiyonel fazlalık veya eksiklikle ilişkili klinik tablolar veya fonksiyon göstermeyen, rastlantısal olarak tespit edilen adrenal kitleler, konjenital adrenal patolojiler ve hipertansiyon ilişkisi ele alındı.


Birinci Basamak Hekimleri Tanıyı İyi Koyabilmeli
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Prof Dr. Nilgün Başkal, Adrenal Bez ve Surrenal Bez hastalıkları hakkında bilgi verdi.
Prof Dr. Başkal, “Endokrin bezleri ilgilendiren hastalıklar ‘orkestra şefi’ diye adlandırabileceğimiz hipofizden kaynaklanıyor. Bunlar bütün sistemin etkilenebileceği biraz titiz incelemelerin gerektiği koşullar. Yani biz bir sürrenal ve adrenal bez hastalıklar dediğimizde birinci basamak hekimi hastalıkları görüp düşünebilmeliler. Temel muayene de kan basıncı ölçümü doğru yapmalı. Hastanın hiçbir şikayeti olmasa da tansiyonu mutlaka ölçülmeli. Hastanın posturu farklı şekillerde bu ölçümleri tekrarlanmalı ki çok farklı hastalıklar erken teşhis edilebilsin. Obezitenin dağılımına göre hipertansiyon ile ilişkisi bu zeminde çıkabileceği düşünülmeli. Hastanın tanısı iyi konmalı sonrasında metabolik etkiler incelenmeli. Endokrinolog sayısı ülkemizde çok az, bu nedenle birinci basamak hekimi temel tetikleri iyi yapması gerekir. Araştırma gerektiğinde hastayı yönlendirebilmeli” diye konuştu.

“Birçok İnsanın Gizli Hipertansiyon Olduğunu Bilmeden Yaşamını Sürdürüyor”
Prof Dr. Başkal şu bilgileri verdi: “Böbrek üstü bezinde ve adrenal glandlarda büyüme durumu gözlenebiliyor. Kortexte salgılanan kortizon denilen stres hormonu kitle olduğunda hormon düzeyi yükseliyor. Bu durumda Cushing sendromu gözleniyor. Cushing sendromu dediğimiz böbreküstü bezinin fazla çalışması hastalığı şüphesi varsa 24 saatlik idrarda serbest kortizol veya kanda kortizol ve ACTH hormonlarına bakılır. Böbrek üstü bezinin az çalıştığı durumlar, seks siteroidleri ve hipertansiyon durumu var.”
Gizli hipertansiyonun ne derece önemli olduğu ve birçok insanın gizli hipertansiyon olduğunu bilmeden yaşamını sürdüğünü belirten Prof Dr. Başkal, bu durumun ciddi organ hasarlanmasına neden olabildiğine dikkat çekti.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

TÜRK BİLİMADAMININ BÜYÜK BAŞARISI

Amerikan Nöroradyoloji Derneği tarafından “Onursal Üyelik” ödülü verilen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Nöroradyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. E. Turgut Tali, Türk Nöroradyologlarının çalışmaları ve düzenledikleri uluslar arası Nöroradyoloji Kursları hakkında bilgi verdi.

Amerikan Nöroradyoloji Derneği tarafından, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Nöroradyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. E. Turgut Tali’ya, “Onursal Üyelik” ödülü verildi. Amerikan Nöroradyoloji Derneği’nin 48 yıllık geçmişinde sadece 37 kişiye layık görülen bu ödülü alanlar arasında Bilgisayarlı tomografinin tıpta kullanımına önemli katkıları olan Nobel ödüllü Godfrey F. Hounsfield, manyetik rezonans görüntülemenin tıpta kullanımını başlatanlardan biri olan gene Nobel ödüllü Paul C. Lauterbur yanı sıra anjiografilerde kendi ismi ile anılan tekniği olan Sven I. Seldinger ve Gazi Yaşargil hocamız gibi birçok ünlü bilim insanı yer alıyor. Bu onur listesinde 37’nci olarak yer alan Prof. Dr. Tali, aynı zamanda bu onura layık görülen en genç ikinci bilim adamı oldu.

Prof. Dr. Tali, 20. Dünya Nöroradyoloji Kongre'si Başkanı
Prof. Dr. Tali, Amerika’nın Boston kentine davet edilerek burada yapılan Amerikan Nöroradyoloji Derneği Kongresi'nin Genel Kurulu'nda ABD ve dünyadan katılan yaklaşık 3 bin katılımcının huzurunda ve Kongre Öğretim Üyeleri özel ödül toplantısında yapılan törenler ile ödülünü aldı.

Prof. Dr. Tali, birkaç yıldır verilmeyen bu ödülün, Amerikan, Avrupa ve Dünya Nöroradyoloji’si ve kurucularından olduğu Amerikan Omurga Radyolojisi Derneğine olan katkıları nedeniyle komite üyelerinin oybirliğiyle bu yıl kendisine verilmesine karar verilmesinin ve Amerikan Nöroradyoloji Derneğinin halen hayatta kalan üç kurucu üyesinden birisi olan Onursal Üyelikler Komitesi başkanı Prof. Dr. Leeds’den ödülünü almanın kendisi için ayrıca bir gurur kaynağı olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Tali, 2006 yılında da iki binin üzerinde nöroradyoloğun, nörolojik bilimler ile uğraşan nörolog, beyin cerrahı ve diğer branşlardaki tüm doktorların katılması beklenen 20. Dünya Nöroradyoloji Kongre'si başkanlığına seçilmişti.

“Türk Nöroradyologları, bir çok konuda danışman, en yetkili bilim adamı olarak kabul edilmekte”
Türk Nöroradyologlarının dünyadaki başarılarının önemli göstergelerinden biri olan bu ödüle layık olmanın büyük bir onur olduğunu belirten Prof. Dr. E. Turgut Tali, Türk Nöroradyologlarının dünyada artık önemli ve saygın bir konuma geldiklerini, birçok konuda son sözü söyleyen otörler olarak kabul edildiklerini söyledi. Özellikle klinik araştırmalar ve girişimsel nöroradyoloji alanında dünyada ilk sıralarda yer almaya başlayan Türk Nöroradyologları, birçok konuda danışman, en yetkili bilim adamı olarak kabul edilmekte, çalıştıkları kliniklere tüm dünyadan bilim insanlarının eğitim almak üzere başvuruda bulunmakta olduğunu ve hatta kabul edilmek için sırada beklediklerini ekledi.

Girişimsel Nöroradyolojide Kullanılan Cihaz ve Malzeme Üreticileri
Prof. Dr. Tali, “Bu eğitim ve araştırma faaliyetlerini değerlendiren birçok önemli tıbbi cihaz ve girişimsel nöroradyolojide kullanılan malzemelerin üretici firmaları, Türkiye’de de araştırma geliştirme ve eğitim merkezleri açtı. Bu yeni cihazların denemeleri, bu cihazlarla yapılan uygulamalar, yeni malzemelerin geliştirilmeleri, uygulamaları ülkemizdeki bu merkezlerde yapıldıktan sonra dünyaya tanıtılmaya başlanmakta, bu yeni cihazların, malzeme ve yöntemlerin kullanılma-uygulamaları ile ilgili eğitimleri de ya ülkemizde yapılmakta ya da bizzat gidilmek suretiyle yerinde gene Türk nöroradyologlar tarafından verilmekte” dedi.

Avrupa İleri Düzey Nöroradyoloji Kursları Ülkemizde Yapılacak
Prof. Dr. Tali, Türk Nöroradyologları ve Türk Nöroradyoloji Derneği tarafından düzenlenen Anatolian Course of Interventional Neuroradiology (ACINR) gibi kursların artık dünyada en prestijli ve mutlaka gidilmesi gereken kurslar olarak kabul edilmekte olduğunu kaydederek, bunların yanı sıra birçok uluslararası kuruluş ve kurumdan kurs düzenleme talepleri geldiğini belirtti. 2011 yılında Anatolian MRG, Erasmus Nöroradyoloji kurslarının ve 2012-2014 yılları arasında da Avrupa Radyoloji ve Nöroradyoloji Okulu kapsamındaki Avrupa İleri Düzey Nöroradyoloji Kurslarının ülkemizde kendisi tarafından düzenleneceğini dile getiren Prof. Dr. Tali, Avrupa ve diğer tüm ülkelerden katılacak nörobilim insanlarına ülkemizde eğitim vereceklerini söyledi.

“Türk Nöroradyologların Ülkemizde Gereken Saygı ve İlgiyi Görmüyor”
Türk Nöroradyologların, dünyadaki bu başarılarına, uluslararası kuruluşların gösterdikleri ilgi ve desteğe rağmen ülkemizde gereken saygı, ilgi ve desteği görmediğini söyleyen Prof. Dr. Tali, eski uzmanlık tüzüğünde yer alan Nöroradyoloji üst ihtisasına, tüm uyarı ve çabalara rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya koyulan yeni uzmanlık tüzüğünde yer verilmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tali, dolayısıyla da nöroradyoloji alanında bir uzmanlık, yetki ve uygulama karmaşasına yol açıldığını da belirtti.

Prof. Dr. Leeds, Prof. Dr. Tali, Prof. Dr. Hesselink (ASNR Başkanı)

18 Temmuz 2010 Pazar

"SAĞLIK TURİZMİ AÇISINDAN ÜLKEMİZİN GELECEĞİ PARLAK"

Uzmanlar zaman ve mesafe parametreleri dışında bir hastanın kendi ülkesindeki tedavi maliyetinin 15 bin ila 20 binden daha yüksek olduğu durumlarda hastaların seyahat kararı almaya değer bulduğunu kaydediyorlar. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semih Baskan konu ile ilgili şunları söyledi: “Türkiye’de sadece 1 milyon 750 bin yabancı hastaya sağlık hizmeti sunarak 2007 yılında 23.3 milyon geleneksel turistten elde ettiği gelirin aynısını sağlık turizminden elde edilmesi mümkün.

Başkan Prof. Dr. Semih Baskan, turistin gittiği yerde hem tatil hem de uygun fiyatla tedavi olma imkanını da yakaladığını kaydetti. Özellikle Sağlık Turizmi son 10 yıl içerisinde çok hızlı bir büyüme ile dünya çapında bir endüstri haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Baskan, “Tüm dünyada insanlar başta göz, diş veya cerrahi tedavi olmak istiyor. Aynı zamanda turistler, gezmek görmek, gittikleri ülkelerin tüm etkinliklerini tanımak için diğer ülkelere seyahat ediyorlar. Bir başka değişte sağlık turizmini geliştiriyorlar. Sağlık turizmi denildiğinde Hindistan, Tayland, Singapur, Tayvan ve Türkiye ilk akla gelen ülkeler oluyor. Burada özellikle çarpıcı rakamlar dikkat çekiyor. Tedavi için 100 dolar ödeyen bir hasta için tedavi maliyeti, bu ülkelerde 7-8 dolara kadar düşebiliyor” diye konuştu. .

“ABD’de 40-60 Bin Dolarlık Kalça Ameliyatı, Türkiye’de 8-18 Bin Dolar”
Bu gelişmenin altında internetin kullanılmasıyla daha uygun ve ucuz merkezlerin aranması gibi bir takım olanakların artmasının da etkin rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Baskan şunları söyledi: ”Burada en başta Amerika sağlık turizmini uyguluyor. ABD’de tedavi çok pahalı, özellikle kozmetik ve diş tedavilerinin sağlık sigortası kapsamında olmaması veya pahalı olması nedeniyle insanlar daha çok güney ülkelerine seyahat ediyorlar. Tercihen ortopedi ve kardiyovasküler cerrahi, ABD’de bütün tedaviler çok pahalı bu nedenle örnek vermek gerekirse bir kalça ameliyatı ABD’de 40 bin ile 60 bin dolar civarında dolaşırken, sayılan bu ülkelerde bu işlemlerin 8 bin ila 18 bin dolar arasında değişiyor”

Sağlık Turizmi Tersine Göçü Arttırıyor
Sağlık turizminin faydaları arasında özellikle Güney Asya’daki bazı ülkelerdeki şehirlerin medikal turizmden elde ettikleri geliri bütün hastaneleri finanse etmek için kullandıklarını belirten Prof. Dr. Baskan, “Bir başka değişle iç alana bu parayı aktararak şehirde oturanlara da daha yüksek kalitede hizmet verme olanaklarını gelişiyor. Bu durumda Sağlık Turizminde evde iyi maaş imkanı, iyi eğitimli ve tıbbi bakım gerektiren profesyonellerin kendi ülkelerine dönmesine neden oluyor. Bu ülkelerden ABD başta olmak üzere pek çok ülkede bulunanlar gerisin geri kendi ülkelerine dönüyorlar. Dolayısıyla bu defa tersine göç başlıyor” dedi.

“Ülkemizde Termal Tesislerin 3’te Biri Kullanıma Açık”
Türkiye’nin sahip olduğu 1800 termal kaynak iyi planlandığı takdirde, 10 milyar dolar gelir elde etme potansiyeline sahip olunduğunu belirten Prof. Dr. Baskan, “Tüm termal kaynakların sadece 600’ü açık durumda bulunuyor. Sadece 3’te biri kullanıma açık bu kaynakların, tam kullanımı halinde 60 bin yatak kapasitesi gerekiyor. Şu anda termal tesislerin 15 bin yatak kapasitesi var. 15 bin yatağın sadece 1500 yatak kapasitesi nitelikli sayısı arttırılmalıdır. ABD’de Kasım 2008 yılında Başkan olan Obama’nın en önemli çabası 47 milyon civarındaki sosyal güvenceden yoksun insanların sigorta kapsamı içerisine alınmasıydı. Amerika’da akıl, vücut ve ruh sağlığı da bu sağlık turizmi içerisinde önemli olarak yer tutuyor. Dolayısıyla tüm dünyada 4 yıl içerisinde boyutlarının 100 milyar dolara ulaşabileceği hesaplanıyor. Bundan iyi bir pay alabilmemiz için, önemli adımlar atılmalı” şeklinde konuştu.

“Türkiye’ye Gelen Bir Tıp Turisti Ortalama 8 Bin Dolar Para Harcıyor”
Avrupa’da yaşlanan nüfus ve küçülen iş gücü sebebiyle emekli aylığı, yaşlıların bakımı gibi konularında, ekonomik güçlükle karşı karşıya kalındığını vurgulayan Prof. Dr. Baskan, özellikle bu konuda da yapılabilecek çok sayıda çalışmanın olduğunu ifade etti. İsveç’in bu konuda ön plana çıkmış çalışmaları olduğuna değinen Prof. Dr. Baskan, “Yaşlılara düşkünleşmeden veya yatalak olmadan, henüz 60-70 yaşlarında iken bakıma ve bilgilendirmeye değer bulunuyor. Bugün dünyada 600 milyondan fazla insan fiziki veya zihinsel engelle yaşamak zorunda kalıyor. Gelişmekte olan toplumlarda kendi ülkemizde bunun bir örneği; engellilerin durumunun gelişmiş toplumlara göre daha zor olduğunu biliyoruz. Toplumun içerisinde bulunan engelli insanların, yürümesi ve toplu taşıma araçlarına binmesinin sorun olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye, bu konuda hedef ülke olarak kendisine Avrupa, Ortadoğu Afrika ülkeleri, Orta Asya ve komşu ülkelerini seçebilir. Bizim bu 4 bölgeyi hedef almamız gerekiyor, buralardan bize turist gelebilmesi için. Yapılan araştırmalarda yabancı hastalara tedavi sunan hastanelerden elde edilen verilere göre Türkiye’ye gelen bir tıp turisti ortalama 8 bin dolar para harcıyor. Bu bağlamda sağlık turistinin sadece cerrahi müdahalesi ile geleneksel turistten 30 kat daha fazla KDV yaratması mümkün.

“Ülkemiz Dünyada 7. Avrupa’da 1.”
Termal kaynakları açısından ülkemizin Dünyada 7. Avrupa’da 1. sırada yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Baskan, ancak yapılacakların çok olduğunu kaydetti. Sağlık turizminin başkenti olarak İstanbul’u düşündüklerini, bu konuda önemli merkez olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baskan, “200’ü aşkın özel hastane 10’u aşkın üniversite bunların en az 50 tanesi çok lüks ve modern, uluslararası akreditasyon kurumlarından onaylanmış hastaneler. Dolayısıyla bu merkezlerde, sağlık turizmi hizmeti verilebilir. Bunun yanı sıra son 10 yıldır sadece İstanbul değil, Ankara ve İzmir’de de hastanelerin hem teknolojik alt yapısı hem de konfor ve kalitesi Avrupa’dakilerle eşit düzeye geldi. Bilgili ve yetenekli doktor ve personelinde sağlık hizmeti verebiliyor. Buna karşın 2007 yılının verilerine göre bir turist ortalama 600 dolar bırakıyor.”

17 Temmuz 2010 Cumartesi

GENEL CERRAHİ KONGRESİNDE İLKLER YAŞANDI

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nin bilimsel program zenginliği, katılımcılara yurt içi ve yurt dışından meslektaşları ile bilgilerini paylaşma, gelişmelerden haberdar olma ve sorunlarını tartışma imkanı sağlandı. İki yılda bir yapılan kongre hakkında TCD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulundu.

Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından düzenlenen 17. Ulusal Cerrahi Kongresi, Ankara’da gerçekleştirildi. Bir yıla yakın bir sürede hazırlık döneminin ardından kongre, 26-29 Mayıs 2010 tarihleri arasında yaklaşık 3 bin kişilik katılımla yapıldı. Bu kongrede ilk defa kongre Başkanı Türk cerrahi derneği başkanı olmadı. Düzenleme kurulu Dernek yönetiminden oluşmayan 17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nin Başkanlığını ise İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Dursun Buğra üstlendi. Kongre konuları belirlenirken yapılan anket sonucunda oluşturulan program sonucunda yenilikler yapıldı. Özellikle ön plana çıkan konulara daha fazla yer verildi. 20’den fazla bilimsel kurul toplantısı yapılarak hazırlanan program. Bu zamana kadar yapılan kongreler içerisinde rekor sayılara ulaştıklarını kaydeden TCD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, toplantının 3 bin katılım, 86 stand ve 48 firma tarafından desteklediğini kaydetti. İki yılda bir gerçekleştirilen kongrede tüm genle cerrahi konularını kapsadığını dile getiren Prof. Dr. Terzi, cerrahların günlük hayatlarında en sık karşılaştıkları sorunlar, probleme dayalı çözüm yöntemi ile yani günümüzün çağdaş öğrenme yöntemlerini kullanarak olguların çeşitli bilim insanları tarafından tartışılması üzerine vurgulandı. Prof. Dr. Terzi, konferans yerine olgu üzerine tartışmalı paneller düzenlediklerini ifade etti.

“Sanal Akademi”den Azerbaycanlı Cerrahları Faydalanacak
17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde TCD’nin Türkiye’de ilk defa kullanıma açtığı elektronik öğrenme platformu “Sanal Akademi”den Azerbaycanlı cerrahların da faydalanabilmesi için TCD ile Azerbaycan Sağlık Bakanlığı arasında bir protokol imzalandı.


“Cerrahlar İşsizlik Tehlikesi ile Karşı Karşıya”
Türkiye’de genel cerrahi alanında hazırlanan Türk Cerrahi Derneği (TCD) “İnsan Gücü ve İş Yükü Raporu” kongrede, katılımcılara sunuldu. Çalışma ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Terzi, ilerleyen yıllarda Türkiye’de işsiz cerrah sayısının artacağı görüşünde. Yürütülen çalışma sonrasında oluşturulan raporun hızla artan cerrah oranını gözler önüne serdiğini söyleyen Prof. Dr. Terzi, “Artış bu hızla devam eder ve Sağlık Bakanlığı’nın istihdam politikaları değişmezse yakın bir gelecekte işsiz kalma sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz” dedi.
İlgili tespit konusunda gerekli mercileri uyardıklarını anlatan Terzi, “Sorunu Sağlık Bakanlığı ve ilgili genel müdürlükler ve müsteşara ilettik. Çalışmamız değerli bulundular ve önemle karşıladılar” bilgisini verdi. Türkiye’deki hekim dağılımı konusunda da önemli veriler içeren raporla ilgili Prof. Dr. Terzi, “Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde nüfusa bağlı değerler göz önünde bulundurulduğunda aşırı bir yığılma olduğunu tespit ettik. Bu yığılma mecburi hizmete rağmen var. Sorunun çözümü için ciddi önlemler alınması gerekiyor. Yetkilileri bu konuda da uyardık” diye konuştu. Prof. Dr. Terzi, raporun yüz sayfalık bir kitapta derlenerek yayınlandığını ve bu paylaşım sayesinde mesleğin geleceği ile ilgili kaygılarını meslektaşlarıyla paylaştıklarını sözlerine ekledi.

“İdeallerimize Ulaştık”
İki yıldır Türk Cerrahi Derneği (TCD)Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Terzi, “Ekibimizle birlikte daha önceden başlatılmış çalışmaları ileri noktalara taşımanın yanı sıra yeni alanlarda da çalışmalar yürüttük. Uyum içerisinde yoğun çalışmalar yürüten bir ekip olarak çok verimli iki yılı geride bıraktık diye düşünüyorum” dedi.


“Ankara’da Bilimsel İçerik Ağırlıktaydı”
Prof. Dr. Terzi, “TCD tarafından genellikle tatil yörelerinde düzenlenen Ulusal Cerrahi Kongresinin Ankara’da yapılması Yönetim Kurulunun en büyük hayallerinden biriydi ve bu yıl hayalimize ulaştık. TCD’nin ilk kongresi yıllar önce yine Başkent’te yapılmıştı. Kongreyi yeniden Ankara’ya almak konusunda çok kararlıydık. Bu kararın ne kadar doğru olduğunu gördük” dedi.

“İlk sanal akademiye katılım 4 bin givi rekor sayıya ulaştı”
Yapılan çalışmalar ile ilgili de bilgi veren Terzi, yenilik anlamındaki en önemli çalışmalardan biri olan “Türk Cerrahi Derneği Sanal Akademisi” hakkında, “Bu bir elektronik öğrenme programı ve Türkiye’de bir ilk. Yaklaşık altı aydır web üzerinden sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim programı anlamında uzmanlara ve asistanlara yönelik bir eğitim programı başlattık. Katılım 4 bin gibi rekor bir sayıya ulaştı. Bizden sonra diğer uzmanlık dernekleri de bu alanla ilgilenmeye başladı” açıklamasında bulundu.

Cleveland Klinik’te Burs Müjdesi
TCD’ye ilk onursal üye olarak kabul edilen ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Dr. Feza Remzi, yurt dışındaki çalışmalarını Türk meslektaşları ile paylaştığı kongrede; TCD yönetiminin koyacağı kriterlerle belirlenecek olan bir hekime, Cleveland Kliniği bursu sağlayacaklarını bildirerek, “Dernek Yönetim Kurulunun koyacağı kriterler ile belirlenecek bir hekim meslektaşım, görev aldığım klinikte kendisine sağlanacak burs ile iki ay boyunca çalışmalar yürütme imkanı bulacak. Böylesi bir imkanı sağlayabilmekten ve ülkemin bana verdiklerine bir parça olsun cevap verebilmekten son derece mutluyum” dedi.
Kongreye, kanser cerrahisinde çığır açmış olan bir otör Balck Cady ve Amerika, İngiltere’den 12 konuşmacı katıldı.


“Etik Kurallar”
Kongrelerde uyulması gereken “Etik Kurallar” denilen ilkeleri yayınladıklarını kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Buna göre bütün konuşmacılar konuşmaya başlamadan önce ilaç firmalarıyla ya da biyomedikal endüstri firmalarıyla her hangi bir finansal ilişkisi olup olmadığını konuşmacılara duyurmak zorundalar. Bu bir etik kural olarak uzun yıllardır yurt dışında uygulanıyor, bizde de dinleyiciye şeffaf davranmış oluyoruz” dedi.

Asistan Komisyonu
Türk Cerrahi Derneğine bağlı bir asistan komisyonu kurduklarını ve bunun da bir ilk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Türkiye’deki bütün cerrahi kliniklerinden asistan temsilcileri seçtik. Onlar kendilerine bir çalışma yönergesi oluşturdular” dedi.

Asistanlar sorunlarını düzenlenen forumda paylaştı
Gerçekleştirilen kongrede TCD tarafından hazırlanan “İnsan Gücü ve İş Yükü Raporu” katılımcılara sunuldu. Oturumda, “Ankara, İstanbul ve İzmir’de mecburi hizmete rağmen aşırı bir cerrah yığılması olduğu; gerekli önlemler alınmadığı takdirde işsiz cerrah sayısında artış yaşanacağı” uyarısında bulunuldu.

Genel Cerrahi Yeterlilik Sınavı
Yeterlilik sınavının 2000 yılında uygulama başlandığını söyleyen Prof. Dr. Terzi, derneğin sınavlarına girip yeterlilik sertifikası alan genel cerrahların, kamuoyunda güncel bilgilerle donatılmış olduğunu belgelerle sunabildiğini belirtti. Prof. Dr. Terzi, iki aşamalı yapılan sınava 112 cerrahın katıldığını ve içlerinde doçent olan cerrahların da yer aldığını kaydetti.

Hemşire Programı
Gerçekleştirilen kongre, hemşirelere de kendi sorunlarını ve çalışmalarını paylaşma imkanı sağladı. Cerrahi hemşireleri dört gün süren kongre boyunca, hazırladıkları bilimsel program kapsamında oturumlar düzenledi.

15 Temmuz 2010 Perşembe

OTTO BOCK ANKARA OFİSİ AÇILDI

Otto Bock firmasının Ankara Ofisi görkemli bir tören ile açıldı. Törene katılan Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt, Sağlık Dergisi’ne çarpıcı açıklamalarda bulundu ve Protez- Ortez alanında lisans eğitimi hazırlıklarının yapıldığının müjdesini verdi.

Otto Bock firmasının Ankara Ofisi görkemli bir tören ile açıldı. Törene, Otto Bock Türkiye Genel Müdürü Hasan Ürey, Özürlüler İdaresi Başkanı Abdullah Güven, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı Yusuf Çelebi, ISPO Türkiye ve Türkiye Protez-Ortez Bilim Derneği Derneği Başkanı Profesör Doktor Serap Alsancak, Ortopedik Protez ve Ortezciler Derneği Başkanı Mustafa Gültekin, Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt ve Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Dr. Eckart Cuntz katıldı.
Otto Bock Türkiye Genel Müdürü Hasan Ürey, servis hizmetleri gibi tüm faaliyetlerin yürütülmesinde kullanıcıya daha iyi hizmet verebilmek amacıyla Ankara’da ofis açtıklarını belirtti. Ürey, bu ofiste mesleki eğitim, mezuniyet sonrası eğitim ve yeni ürünlerde teknik bilgilerle ilgili sürekli seminerlerin düzenleneceğini dile getirdi.


91 Yıldır Sektörde…
Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt Sağlık Dergisi’ne özel açıklamalarda bulundu. 91 yıl önce kurulan firmanın kurucusu olan Otto Bock’un ismini taşıdığını söyleyen Burghardt, Otto Bock’un seri üretime geçen ve ortopedi endüstrisini ilk kuran kişi olduğunu belirtti. Firmanın kuruluşundan bu yana bilgi ve gelişmelerini hastaya en iyi hizmeti sunacak şekilde oluşturmaya çalıştıklarını kaydeden Burghardt, araştırmaların devam ettiğini söyledi. Burghardt, ürünlerini uzvunu kaybeden bir kişinin ihtiyacını sağlayacak şekilden doğala yakın olarak üretildiğini ifade etti.


“Protez Ortez Lisans Eğitimi Hazırlıkları Yapılıyor”
Türkiye ile işbirliğinin yıllar öncesine dayandığını dile getiren Burghardt, amaçlarının sadece ürün satmak olmadığını, aynı zamanda bilgi ve birikimlerini işbirliği yaptıkları kurumlara aktarmak olduğunu vurguladı. Burghardt, “Amacımız alt yapı hazırlayarak, birlikte Protez ve Ortez endüstrisini bir anlamda geliştirmek, kalkındırmak ve eğitime katkıda bulundurmak. Eğitim alanında da çalışmalarımız var. Örneğin önde gelen bütün üniversitelerle işbirliğimiz var. Protez ve Ortez teknikerliğini, kurumsallaştırmak ve geliştirmek istiyoruz. Bu mesleğe daha yüksek bir diploma derecesi kazandırmak üzere çalışmalarımız sürüyor. Protez- Ortez teknikerliği üzerine gelişmeler ve Protez- Ortez Teknik Lisesi de bizim katkılarımızla kuruldu. Şimdi de 4 yıllık lisans programı hedefliyoruz. Almanya’da Protez ve Ortez teknikerliği üzerinde bir unvan var, sonrasında ustalık eğitimi alınabiliyor. Ustalık eğitimi bitirme projesiyle tamamlanıyor. Bir de lisans tamamlayıp Protez- Ortez üzerine mühendislik eğitimi alınabiliyor. Ancak, Türkiye’de bu mümkün değil ve mevcut olan konsepti uyarlamaya çalışıyoruz. Tabii bu çok kolay olmuyor. Alınan diploma ile uluslararası kurumlarca tanınmasını hedefliyoruz. Böylece Türkiye’deki okullardan mezun olanlar, farklı ülkelerde çalışabilmeli” dedi.