14 Temmuz 2010 Çarşamba

AVİCENNA İLE PERFORMANS TAKİBİ

Datasel ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ortak çalışması sonucunda, Avicenna Hastane Bilgi Yönetim Sistemi kapsamında geliştirilen Performans Sistemi sayesinde adil performans değerlendirilmesi sağlanıyor.

Datasel Bilgi Sistemleri A.Ş. tarafından Gazi Üniversitesi ile birlikte geliştirilen Performans Sistemi bilgilendirme toplantısı kullanıcılar tarafından büyük ilgi gördü. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları anabilimdalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. M. Orhun Çamurdan ve Datasel Bilgi Sistemleri Yazılım Geliştirme Grup Lideri Özden Güven, Gazi Üniversitesinde uygulanmakta olan performans sistemi hakkında bilgi verdi. Sistem mevzuat bağlamında, 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun 58. maddesini ve Maliye Bakanlığının 18 no’lu Tebliğ’ini esas alıyor.

“Dağıtılacak Meblağ ve Katkı Payları Dağılımı Her Ay Dinamik Olmalı”
Bu çalışmaya başladıklarında sistemle ilgili yeterli kaynağın olmadığını kaydeden Doç. Dr. Çamurdan şu bilgileri verdi: “Üniversitede performans sistemine aktarılan meblağ, hastanenin o ayki gelir ve giderine göre belirleniyor. Sabit dağıtım sistemleri, hastane zarardayken bile ödeme yapılmasını gerekli kıldığı için riskli olabiliyor. Sistemin, her ay dağıtılacak katkı paylarının dinamik olarak belirlenmesi ve dağıtmasını sağlayacak nitelikte olması gerekiyor.

“Havuz Sistemi Performans Mevzuatına Uygun Değil”
Gazi Üniversitesi’nde, dağıtılacak meblağdan doktorların alacakları payların belirlenmesinde katsayı sistemi uygulanıyor. Doktorların alacağı paylar saat 14.00 sonrasında bizzat bilfiil yapılan işlemlerin belli prensipler çerçevesinde hesaplamalara tabi tutulmaları yoluyla bulunan doktor bazlı katsayıyla belirleniyor. Hakedişler kişisel performans üzerinden hesaplanıyor. Havuz sistemi mevzuata uygun değil.


Döngü Sistemi
Performans sisteminin genel algoritması; işlem bazında kazanç katsayısı, doktor kazanç katsayısı ve doktor hakediş katsayısının hesaplanması sonucunda dağıtılacak katkı paylarının belirlenmesi şeklinde kurgulanmış. Performans uygulamasında hastaların doktorlara adil ve iş barışını bozmayacak şekilde dağıtılmasını sağlamak üzere otomatik bir döngü sistemi tasarlanmış. Polikliniğe başvuran veya yatışı verilen hastalar genel hastaysa bölümde çalışan tüm öğretim üyeleri, bölümün alt departmanına ait bir hastaysa ilgili departmana ait öğretim üyeleri arasında döngüsel tarzda otomatik olarak dağıtılıyor. Hastanın muayene olmak istediği doktoru beyan etmesi veya herhangi bir öğretim üyesinin bir hastaya kendisinin göreceğini söylemesi halinde, sekreterya ilgili doktoru sisteme kaydediyor ve döngü sistemi devreden çıkıyor. Hasta, sistem tarafından atanan doktor değil, başka bir doktor tarafından görüldüğünde, atanan doktoru değiştirme yetkisi de sekreteryaya ait oluyor. Atanan doktor ve diğer doktorun imzalayacakları bir pusula ile bu değişim gerçekleşiyor, bu müdahale istendiğinde kayıtlar dökümante edilebiliyor.

Hizmeti Gerçekleştirebilir Doktor
Hastanede verilen tüm hizmetler için, “Hizmeti gerçekleştirebilir doktor” listesi sisteme tanıtılmış durumda. Örneğin; “MR, sadece radyoloji doktorları tarafından ve hatta radyoloji bölümü içinde belli radyologlar tarafından yapılabilir” şeklinde. Hastanın konsültanı doktor söz konusu hizmeti yapabiliyorsa, döngü sistemi çalışmıyor ve hastanın sahibi doktor hizmeti gerçekleştirmek/konsülte etmekle görevlendiriliyor. Hastanın sahibi olarak belirlenmiş doktor, bu hizmeti gerçekleştirebilir olarak sisteme tanıtılmamışsa, ilgili bölümde hizmeti verebilecek doktorlardan sırası gelen doktor, döngü sistemi vasıtasıyla hizmete atanıyor.

“Her Doktorun Sistemden Faydalanma Şansı Eşit”
Döngü sisteminin yararları; her doktorun sistemden faydalanma şansı eşit oluyor ve kullanıcıları, doktor bilgisini sisteme kaydetme zahmetinden kurtarıyor. Döngü sistemi; hastaya/hizmete ataması yapılan doktorun bu hizmeti gerçekleştirmek/konsülte etmekle yükümlü olması klişesine dayanıyor. Yine, hastayı karşılayan asistanın görevi de sistemde hastanın konsültanının kim olduğunu saptayarak o konsültana danışmak olarak kurgulanmış.


Neden Gider Hesabı Yapılıyor?
Fakültedeki hakedişler, gelir gider farkından hesaplanıyor. Amaç, gider kalemlerinin karşılanması için kaynak oluşturmak değil. Bu giderlerin karşılığı, performans yönetim sistemine kaynak aktarımı yapılırken zaten hesaba katılıyor. Burada amaç, sistemin içinde yer alan doktorlar arasında performans açısından bir kıyas unsurunun oluşturulması.

Hangi Muayene Daha Değerli?
Performans sistemlerine dahil edilecek parametreler objektif ve ölçülebilir olmalı. İşlemin zorluğu, süresi, riski, sorumluluk yüklenme düzeyi, hasta memnuniyeti; bu tür parametrelerin belirlenmesi ve farklı parametrelerin farklı işlemler içerisindeki payının hesaplanması uzun vadede ve geniş katılımlı bir ekiple çözümlenmesi gereken bir konudur. Mesela bir göz muayenesi mi, yoksa nörolojik muayene mi daha değerli? Hangi girişim daha değerli sayılacak? Apandisit ameliyatı mı, tiroidektomi mi, yoksa kateter ile stent konması mı? Bu tür parametrelerin sisteme tanımlanması ve bu verinin doğruluğunun denetlenmesi süreci oldukça sıkıntılı bir süreçtir. Riskli girişimler yapılan ve sonucun rölatif olarak kötü olduğu bir bölüm ile yüz güldürücü sonuçlar alınan bir bölümün kıyaslaması nasıl yapılacak? Bu verinin bu hasta için veritabanına doğru kaydedildiği nasıl denetlenecek? O nedenle sistem kabul edilebilir parametreler ile performans ölçümü ve değerlendirmesi yapmalıdır.

SUT Fiyatları Kullanılıyor
Gazi Üniversitesinde uygulanan performans sistemi için gelir tanımlamasında Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatları kullanılıyor. Gider hesabına yönelik olarak; hastanenin giderleri, işlem bazına yansıtılabilir giderler ve işlem bazına yansıtılmayacak genel giderler olarak ikiye ayrılıyor. İşlem bazında maliyet hesabında kullanılacak giderler içinde; faturaya yansıyan ve işlemler için kullanılan ilaçlar ve sarf malzemelerinin alış bedelleri, laboratuvar kit-kimyasal bedelleri veya laboratuvar hizmet alımı giderleri, cihaz/demirbaş giderleri (amortisman, bakım-onarım, malzeme) yer alıyor. İşlem bazına yansıtılmayacak gider kalemleri arasında; faturaya yansıtılamayan sarflar ve ilaçlar, akademik ve idari personelin döner sermayeleri, sözleşmeli idari personelin maaşları, elektrik, ısıtma, su, hizmet alımı giderleri (yemek, temizlik, güvenlik, asansör, vb.) bulunuyor.

Performans nasıl pay ediliyor?
Sistemde işlemler: Yatan hastada yatak ücreti; ilaçlar; sarf malzemeleri; anestetik maddeler; radyofarmasötikler; raporlama sırasında yorum gerektirmeyen laboratuvar işlemleri; saat 14:00 öncesi yapılan gelir getirici işlemler ve saat 14:00 sonrası yapılan gelir getirici işlemler olarak gruplandırılıyor.

İşlem bazında gelir; yani tüm hizmetlerin SUT karşılığı bedelleri, gelir hanesine yazılıyor.

Paket Hesabı
Fakülte hastanesinde, tanıya dayalı işlemler için paket hesabı yapılıyor. Paket işlem ile paket dahilinde hastaya verilen hizmetler birbirleriyle mukayese edilerek, paket içi hesap algoritması çalıştırılıyor ve buna göre gelir ve giderler tekrar düzenleniyor. Hastaya uygulanan ameliyatın, iki doktor tarafından yapıldığını varsayalım. O halde işlem kazancı, doktorlar arasında nasıl pay edilecek? Bu tip hizmetler, katkısı olan her doktor için ayrı hesaplamalara dahil ediliyor ve hizmetin gelirinden tüm doktorlar belirli oranlar nispetinde faydalandırılıyor.”

Datasel ile Eğitimler Devam Edecek
Datasel Yönetim Kurulu Murahhas üyesi ve Genel Müdürü Andonis Filippidis toplantı ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bu toplantı bizim için çok önemliydi ve performans ile ilgili çalışmaların teorikten uzak, pratik olarak izlenmesi için imkan sunuldu. İlk defa böyle bir çalışma oldu. Oturmuş bir çalışma olduğu için bu toplantıda, sektördeki çalışanların bir araya gelerek paylaşım sağlanmasını hedeflendi. Böyle performans sistemlerinin hastanelerde kurulması yeni gelişmelerle birlikte gereklilik haline gelmiştir. Amacımız mevcut deneyimlerimizin sektör çalışanları ile paylaşılması idi, bunu da başardığımıza inanıyoruz.”

13 Temmuz 2010 Salı

MİNİVAL İNVAZİVDE SON NOKTA: TEK PORTTAN LAPAROSKOPİK CERRAHİ

Altı aylık bir gebede sadece göbekten girilen tek bir port ile kolesistektomi ameliyatı uyguladıklarını belirten Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Topgül, Tek Port Laparoskopik Cerrahisi üzerine Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Minimal İnvaziv Cerrahi son 20 yılda cerrahinin rotasını büyük ölçüde değiştirdi. Daha küçük kesiler ve daha az cerrahi travma hastaların ameliyat sonrası konforlarını, normal yaşam ve işe dönüş sürelerini olumlu şekilde düzeltti. Bu özelliklerle beraber açık olarak yapılan birçok ameliyat aynı cerrahi prensiplere sadık kalınarak uygulanabilir düzeye geldiğini hatırlatan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Topgül, hatta kolesistektomi ve reflü ameliyatı gibi bazı işlemlerde laparoskopik cerrahinin altın standart olduğunu ifade etti.

Tek Porttan Laparoskopik Cerrahi
Laparoskopik cerrahideki gelişmeler hem kullanılan el aleti ve cihazlarda gelişmeleri tetiklerken bir yandan da nasıl daha da az invaziv olunacağını gündeme getirdiğini belirten Doç. Dr. Topgül, “Bu arayışlar laparoskopik cerrahide yeni bir halka olan tek porttan laparoskopik cerrahinin (Single İncision Laparoscopic Surgery) doğuşuna neden oldu. Dünyada yeni yeni uygulanan bu teknik ülkemizde de hemen gündeme girdi. Literatürdeki ilk seriler ve olgu sunumlarında da Türk cerrahlar hemen yerlerini aldı” diye konuştu.

“Altı Aylık Bir Gebede Sadece Göbekten Girilen Tek Bir Port İle Kolesistektomi Ameliyatı”
Laparoskopik cerrahiyi yakından takip ettiklerini ve kliniklerinde uygulamaya başladıklarını bildiren Doç. Dr. Topgül, “Bu uygulamalardan biri de yine dünyada bir ilk oldu. Altı aylık bir gebede sadece göbekten girilen tek bir port ile kolesistektomi ameliyatı uyguladık. Hastamız 27 yaşında 6 aylık bir gebe idi. Yakın aralıklarla iki kez bilier akut pankreatit atağı geçirdi ve her ikisinde de tıbbi tedavi uyguladık. Hastamıza hastalığı ve olası komplikasyonları anlatıldı ve ameliyat önerildi. Ameliyat öncesi yapılan tetkikleri ve konsültasyonları da sorunsuz olan hastamıza, tek porttan kolesistektomi ameliyatı uyguladık. Ameliyat 85 dakika sürdü. Ameliyat sonrası, sorun yaşamayan hastamız ilk günün sonunda onstetrik konsültasyonları da yapılarak taburcu edildi. Özellikle hastanın 6 aylık gebe oluşu ve el aletlerinin ters açılı olarak çalışılması teknik yönden zorluk yaratabilirdi. Ancak özellikle az koter kullanımı ve uterusa çok az temas ederek sabırlı bir süreç sonunda ameliyatı sorunsuz tamamladık. Tek port laparoskopik cerrahi konvansiyonel laparoskopik cerrahiden daha güç bir teknik. Sadece göbekten girilen özel yapılmış bir port içine 3 trokar girilerek yapılıyor. Safra kesesi karın duvarına dikiş ya da zımba ile asılarak dördüncü bir alet kullanımı gereksinimi ortadan kaldırılıyor. Biz bu hastada safra kesesini de asmadan sadece bir kamera ve iki el aleti ile tekniği uyguladık. Ayrıca kullandığımız portun özelliği olan sol eli dominant yapma karakteri de ilk olgularda zorlayıcı faktör oluyor. Yani sol elinizle diseksiyon yapıyorsunuz. Solaksanız sorun olmayabilir ama sağ el kullanıcıları için her iki elinizi de aynı özellikte kullanmanızı gerektiriyor” dedi.

“Sektör Yenilikler Üzerine Ciddi Şekilde Eğilmiş Durumda”
Önümüzdeki yıllarda laparoskopik cerrahide çok daha yeni gelişmeler yaşanacağını söyleyen Doç. Dr. Topgül şunları söyledi: “Sektör de bunun üzerine ciddi şekilde eğilmiş durumda. Özellikle cerrahların öneri ve eleştirilerini çok dikkate alarak kullanılan malzemelere yeni özellikler ekleyerek olumlu bir yarış içine giriyorlar. Türk cerrahları da bu ve benzeri yeni teknikleri yakından takip ediyor zaman zamanda lokomotifi konumuna geliyor, dünya literatürüne katkıda bulunuyor.”


Resim 1: Göbek insizyonundan uterus görülmekte.


Resim2: Tek porttan girilmiş bir kamera ve iki el aleti görülmekte.


Resim 3: Safra kesesi diseksiyonu sırasında sol altta uterus görülmekte.


Resim 4: Safra kesesi ‘endobag’e yerleştirilirken uterus görülmekte.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

EKMUD İLE ENFEKSİYONLAR KONTROL ALTINDA

Ankara da gerçekleştirilen 3. Türkiye EKMUD Kongresi’nde enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji alanında son bilgilerin paylaşıldığını belirten Dernek Başkanı Prof. Dr. Gaye Usluer, H1N1 pandemisinde Türkiye’nin büyük bir sınav verdiğini söyledi.

2006 yılında kurulan Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği
(EKMUD) her 2 yılda bir düzenlenen ulusal kongre ve bilimsel platform düzenleniyor. Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen Türkiye EKMUD Kongresi 2010 Sheraton Hotel & Convention Center’da yapıldı. Kongrede ülkemiz ve dünya için önemli güncel enfeksiyonlarla ilgili gelişmeler, yeniden önem kazanan enfeksiyon hastalıkları, viral enfeksiyonlar, güncel rehber ve literatürler eşliğinde paylaşıldı. Uzm. Dr. Mustafa Aydın Çevik anısına en iyi üç sözel bildiri ve en iyi üç postere "Uzm. Dr. Mustafa Aydın Çevik Bildiri Ödülü" verildi.

İki Farklı Kurs Yapıldı
Kongrenin ilk gününde katılımın ücretsiz olduğu iki farklı kurs düzenlendi. "TÜBİTAK/EKMUD Proje Teklifi Hazırlama Kursu" ve GATA ile birlikte gerçekleştirilen "Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyolojide Hayvan Deneyleri Kursu". Daha önce düzenlenen kurslarda olduğu gibi interaktif çalışmanın sağlanabilmesi için bu kurslara da sınırlı sayıda katılımcı kabul edildi.

"H1N1’den yaşananlar ve öğrendiklerimiz”
Türkiye EKMUD ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Gaye Usluer, bu yıl ki kongreye 500’e yakın katılım olduğunu ve katılımcıların tüm oturumlara büyük ilgi göstermesinden memnuniyet duyduklarını ifade etti. Ortalama yaşam süresinin uzadığını kaydeden Prof. Dr. Usluer, bu nedenle yaşlılıkta sık karşılaşılan enfeksiyonlarda da artış olduğuna dikkat çekti. Doğru Antibiyotik kullanımının güncelliğini koruduğunu, bu nedenle kongre sırasında enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde hem eski hem de yeni antibiyotiklerin kullanımının tartışıldığını dile getiren Prof. Dr. Usluer, “Yoğun bakım ünitelerinde gelişen enfeksiyonlar ile hastane enfeksiyonları kongrenin önemli konuları arasındaydı. Geçtiğimiz yıl yaşadığımız H1N1 pandemisi herkes adına çok eğitici oldu” dedi.

20. yy da dünyada 3 büyük influenza pandemisinin kayıtlarda olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Usluer, “1918 yılında çok sayıda kişinin ölümüne neden olan İspanyol gribi, 1957 ve 1968’de görülen daha az sayıda kişinin yaşamını kaybettiği pandemiler olmak üzere, bu süreçte ‘Pandemi nedir?’ sorusunun cevabı herkes tarafından öğrenildi. Öncesinde Pandemi sanki var olan bir durumun ciddiyeti gibi algılanıyordu. Bu noktada var olan durumun yaygınlığı anlamına geldiği öğrenildi. Bir pandeminin öyküsü ancak pandemi bittiğinde yazılabiliyor. Bu nedenle başlangıçta yapılan varsayımlar, geçmiş pandemiler üzerinden yapılan matematiksel modellere dayanıyordu. 2010 yılı grip döneminde ne ile karşılaşılacağımızı bilmiyoruz. Dünyada 16 bin ülkemizde yaklaşık 700 kişi pandemi sırasında yaşamını kaybetti. Bu süreçte genel olarak medya olumsuz etkileşim yarattı. Özetleyecek olursak influenza infeksiyonlarından korunmada ve salgının kontrolünde esasın aşılama olduğunu ve özellikle risk gruplarının aşılanmasının çok önemli olduğunun hatırlanması ve vurgulanması gerekiyor” şeklinde konuştu.


EKMUD Kongresinde başlıca şu Konular İşlendi:
“1970’li Yıllarından Günümüze Türkiye’de ve Dünyada Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlarının Artan Önemi”, “ Hepatit B Enfeksiyonu ”, “Pandeminin Ardından
Yaşadıklarımız ve Öğrendiklerimiz”, “Hepatit C Enfeksiyonu ”, “Menenjit Hastalığının Önemi ve Önlenmesi ”, “Seyahat Enfeksiyonları”, “Endüstri- Hekim İlişkileri”, “Hastane Enfeksiyonları İzlemi ve Kontrolünde Yenilikler”, “Toplum Kökenli Enfeksiyonlar”, “Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji de Sorunlar”

Not: 3. Türkiye EKMUD Kongresi’nde yapılan Genel Kurul sonucunda yeni başkan Prof. Dr. Haluk Vahapoğlu seçildi.

11 Temmuz 2010 Pazar

ANKARA TIP’A MODERN HEMODİYALİZ ÜNİTESİ

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi, Periton Diyaliz Ünitesi ile birlikte yenilenerek hizmete açıldı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı bünyesinde 1974 yılında kurulan, 1985 yılında da İbn-i Sina Hastanesi’ne taşınan Hemodiyaliz Ünitesi, Periton Diyaliz Ünitesi ile birlikte yenilenerek hizmete açıldı. Yenilenen Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz Ünitelerinin açılışı için, 21 Haziran tarihinde Ünitelerin İbn-i Sina Hastanesi 6’ıncı katındaki yerlerinde bir tören gerçekleştirildi. Açılışa Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Yasemin Oğuz ile Prof. Dr. Nilgün Halloran, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Dekan Yardımcıları, Prof. Dr. T. Murat Özsan, Doç. Dr. Murat Törüner, Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Karatan’ın yanı sıra çok sayıda öğretim üyesi, hemşire ve idari personel katıldı. Ayrıca Ünitelerin bugünlere gelmesinde katkısı bulunan Prof. Dr. Nusret Aras, Prof. Dr. Semih Başkan, Hemodiyaliz Ünitesi Kurucusu Prof. Dr. Ergün Ertuğ ile Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Bülent Erbay açılıştaki diğer davetlilerdi.

Katkı Sağlayan Firmalara Plaket Verildi
Hemodiyaliz Ünitesi’nin yenilenmesinde emeği geçen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Roche, Eczacıbaşı Baxter, Santa Farma ilaç, Ece Tıbbi Ürünler ve Sistemleri ve Sasan Sağlık Malzemeleri Üretim ve Pazarlama Genel Müdürü Mustafa Sayın’a plaketleri takdim edildi.


Verilen Desteklerle Hemodiyaliz Ve Periton Diyaliz Üniteleri Yepyeni Hale Geldi
Yenilenen Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz Üniteleri ile ilgili Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Karatan ile Bilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Sim Kutlay, Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi. Hemodiyaliz Ünitesinin 1974 yılından itibaren Türk insanına önemli hizmetler verdiğini dile getiren Prof. Dr. Karatan, bu ünitede böbrek yetmezliği çeken hastalara hizmet verildiğini belirtti. Böbrek yetmezliği hastalığının hayat boyu tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Karatan şu açıklamaları yaptı: “Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz yöntemleri ile böbrek tedavisi yapan, kuruluşundan bu yana Türk Tıbbına ve insanımıza hizmet veren bu ünitemiz, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projesi kapsamında verilen kredi, Fakültemiz Dekanlığının katkıları, birçok ilaç ve medikal firmanın destekleriyle günümüz şartlarına göre yeniden dizayn edildi.”


“Hastalar Evden Alınıyor, Tedavileri Yapılıyor ve Yine Evlerine Bırakılıyorlar”
Ünitedeki mevcut 35 yatağın 21’inin yenilendiğini dile getiren Prof. Dr. Karatan şunları söyledi: “Fakültemiz Dekanlığının teminiyle Ünitedeki tüm hasta yataklarına TV koyduk. Ünitede Ultrapur (çok arıtık) su kullanılıyor. Tüm Üniteyi sıfır cihazlarla ve modern bir alt yapıyla donattık. Yine Fakülte Dekanlığının taşımacılık projesiyle, diyalize girecek böbrek hastalarını evlerinden alıyor, diyalize sokuyor, diyaliz işlemi bittikten sonra da yine evlerine bırakıyoruz.”

Sürekli Ayaktan Periton Diyaliz
Periton Diyaliz Ünitesi hakkında da bilgiler aktaran Prof. Dr. Karatan, sürekli Ayaktan Periton Diyaliz (SAPD) Ünitemizde böbrek hastalarının, karın zarlarını, kendi kendine su geçirmek vasıtasıyla, kirli kanın temizlenmesi yöntemine Periton Diyaliz dendiğini, Sürekli Ayaktan Periton Diyaliz (SAPD) Ünitemizde de hastalara bu konuda eğitim verildiğini belirtti.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

"TÜRK SAĞLIK SİSTEMİNDE KALİTEDEN AKREDİTASYONA GİDEN YOL"

2. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresinde "Türk Sağlık Sisteminde Kaliteden Akreditasyona Giden Yol" konulu bir sunum yapan Sağlık Bakanlığı Performans Yönetimi Ve Kalite Geliştirme Daire Başkanlığından Kalite Standartları Geliştirme Şube Müdürü Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Serap Süzük, sunumunda Türkiye'de tüm hastalara hizmet eden kamu, özel ve üniversite hastaneleri için ortak bir hastane hizmet kalite standardı belirlendiğini ifade etti.

Sağlıkta kaliteli hizmet anlayışı dünyada büyük bir ivme kazanıyor. Bu konuda ülkeler farklı politikalar ve çalışmalar yürütüyor. 2. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresinde "Türk Sağlık Sisteminde Kaliteden Akreditasyona Giden Yol" konulu bir sunum yapan Sağlık Bakanlığı Performans Yönetimi Ve Kalite Geliştirme Daire Başkanlığından Kalite Standartları Geliştirme Şube Müdürü Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Serap Süzük, konu hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi. Süzük, “Dünyada sağlık hizmetlerinin kalitesinin arttırılmasına yönelik yapılan çalışmalar artık daha çok ulusal akreditasyon sistemleri üzerinden yürütülüyor. Ülkelerin de böyle bir sisteme yönelmeleri aslında doğal bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Çünkü ülkelerin, sağlık sistemlerinin ihtiyaçları, öncelikleri ve beklentileri farklı boyutlarda olabiliyor. Ayrıca ulusların kendi anadilinde oluşturulan standart seti tüm çalışanlar için anlaşılabilir olmasını da sağlanıyor. Diğer bir önemli nokta ise uluslararası akreditasyon sistemlerinin maddi boyutunun, o ülkeye getirdiği mali yük. Tüm bu nedenlerden dolayı ulusal akreditasyon sistemlerinin oluşturulması tüm dünyada büyük bir hız kazanıyor. Günümüzde ulusal akredite standartlara sahip ülkeler arasında İngiltere, Kanada, Avustralya, Fransa Tayland, Malezya, Kırgızistan, Hong Kong, Dubai, Danimarka, Hollanda Mısır, Hindistan, Polonya ve Japonya gibi ülkeler yer alıyor” dedi.

“Ülkemizde 3 Bin 500 Sağlık Kurumunda Vatandaşa Sağlık Hizmeti Sunuluyor”
Türkiye’de sağlık sisteminde kalite ve güvenlik kavramlarının kullanımının ilk olarak özel sektördeki birkaç kurum aracılığıyla gündeme geldiğini kaydeden Süzük, “Özel sektörle birlikte kamu ve üniversite hastanelerinde de kalite çalışmaları başlatıldı. Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) ile kamu hastanelerinde hizmetin kalite açısından değerlendirilmesi, kurumsal bir yapı kazandı. Dünyada olduğu gibi SDP kapsamında da Türkiye sağlık sisteminde kalite, hasta ve çalışan güvenliği kavramları birlikte değerlendirilir hale geldi. Türkiye’de yaklaşık olarak 3 bin 500 sağlık kurumunda sağlık hizmeti sunuluyor ve SDP’de hedeflenen kalite anlayışı bu kurumların tümünü kapsıyor” şeklinde konuştu.

Sağlık Bakanlığı Kaliteli Sağlık Hizmeti Çalışmaları
Süzük, Sağlık Bakanlığı bünyesinde sistemin oluşturulmasındaki alt yapı çalışmalarını şu şekilde özetledi: “Türkiye sağlık sisteminde, sağlık hizmetlerinde kalite, hasta ve çalışan güvenliği kapsamındaki yapılan çalışmaların koordinasyonu, yönetimi ve geliştirilmesi Bakanlık bünyesindeki Performans Yönetimi ve Kalite Geliştirme Daire Başkanlığı kurumsal yapısı içinde yürütülüyor. Daire Başkanlığı çalışmalarını illerde il sağlık müdürlükleri bünyesinde, İl Performans Kalite Koordinatörlükleri ve tüm kamu hastanelerinde kurulu olan performans ve kalite birimleriyle birlikte yürütüyor.

“Standartlar Uzmanlık Dernekleri ve Sektör Çalışanlarının Deneyimlerinden Faydalanılarak Hazırlanıyor”
Sağlık sisteminde hizmetin kalitesinin ölçüldüğü standart seti Daire Başkanlığı tarafından hazırlanıyor. Bu standartların en önemli özelliği; ulusal sorunlarımızla ilişkili, kendi uygulamalarımızı yansıtan ama elbette ki uluslararası uygulamalarla da uyumlu, uzmanlık derneklerinden görüş alınarak ve sağlık sektörü çalışanlarının deneyimlerinden faydalanılarak hazırlanıyor. Bu kapsamda hazırladığımız hizmet kalite standartları öncelikle kamu hastaneleri hizmet kalite standartları ve özel hastaneler için hazırlanmış özel hastaneler hizmet kalite standartları yer alıyor. Daire başkanlığı tarafından ayrıca ağız-diş sağlığı merkezleri, 112 acil sağlık hizmetleri ve KETEM merkezleri için hazırlanmış hizmet kalite standartları da yer alıyor.

Örnek Uygulama Rehberi
Hazırladığımmız standartlar uygulayıcı taraftarı standartlardır. Yani standartların hastanelerde nasıl uygulanması noktasında uygulayıcılar için örnek uygulama rehberi hazırlandı. Yani kamu ve özel hastanelerimizin herhangi bir danışmanlık hizmeti almadan standartları doğru bir şekilde uygulamaları sağlanabiliyor. Ancak tüm çalışmalarımız sonucunda vardığımız nokta, kamu ve özel hastaneler için ayrı değil ortak bir standart setinin kullanılmasıdır. Çünkü amacımız tüm hastanelerde standart bir hizmet kalite seviyesine erişmektir.

Dikey ve Yatay Boyutlar
Türkiye’de tüm hastalara hizmet eden kamu, özel ve üniversite hastaneleri için ortak bir hastane hizmet kalite standardı hazırlandı. Hazırlanan bu hastane hizmet kalite standartlarında bir boyutlandırma çalışması yapıldı. Boyutlandırma çalışmasında; dikey ve yatay boyutlar yer alıyor. Dikey boyutlarda hastanede hizmet veren tüm bölümleri ele aldık. Bunlar arasında; sağlık hizmeti sunulan bölümler, birebir sağlık hizmet sunumu yapmayan ancak sağlık hizmeti sunan bölümlere destek olan destek hizmet bölümleri ve bunların her ikisine birden kurumsal olarak hizmet eden kurumsal hizmet yönetimi yer alıyor. Üç dikey boyuta ilave olarak hasta-çalışan güvenliği, hasta-çalışan memnuniyeti olarak da yatay bir boyutlandırma çalışması yaparak kendi standart modelimizi oluşturduk.

Şekil 2. Dikey boyutlarda yer alan birimler



Şekil 3. Yatay boyutta yer alan konular

“Pilot Uygulama 29 Hastanede Yapıldı”
Hazırladığımız hizmet kalite standartlarının hastanelerde geçerlilik testi çalışıldı. Bu pilot çalışmada 29 kamu, özel ve üniversite hastanesinde değerlendirme yapıldı. Bu yolla standartlar aracılığı ile ortak bir dil oluşturuldu. Sahadan alınan geri bildirimler ile “Hastane Hizmet Kalite Standartları”nın son şekli verildi. Standart setimiz üç ciltten oluşuyor. Bir tanesi değerlendirmede kullanılacak olan standart seti, uygulamaya yönelik hazırlanan “Uygulama Rehberi” ve değerlendiricilere yönelik “Değerlendirme Rehberi”dir.
“Hastane Hizmet Kalite Standartları”, “Uygulama Rehberi” ve“Değerlendirme Rehberi”
Rehberlerin özellikleri; Uygulama rehberinde standart setindeki tüm standartların içeriğinde ne istendiği ve uygulamaların nasıl yapılması gerektiği anlatıldı. Böylelikle uygulayıcıların herhangi birine ihtiyaç duymadan bu standartları uygulayabileceği bir zemin hazırladık. Ancak standartların sadece standart bir şekilde uygulanmasını değil standart değerlendirilmesine de inanıyoruz. Değerlendiriciler için oluşturduğumuz değerlendirme rehberi, hastanelerde yapılacak değerlendirmelerde aynı somut kanıtların elde edilmesi amacıyla hazırlanmış bir rehber niteliği taşıyor.


Şekil 4.

“Yeni Modelde Hastanelerimizi Çapraz Değerlendirdik”
Değerlendirmeyi, kurumlarımızda hizmet kalite standartlarının karşılanma derecesini belirleme süreci olarak tanımlıyoruz. 2007 yılından beri 835 kamu hastanesinde yaklaşık olarak 5 bin değerlendirme yapıldı. Bu değerlendirmeler ile çok ciddi bir deneyim, çok ciddi bir bilgi birikimi kazandık. Bunun doğrultusunda yaptığımız yeni modelde hastanelerimizi çapraz değerlendirmeye tabi tuttuk. Çapraz değerlendirmeler, üzerinde çalıştığımız sistemin değerlendirme modelinin temelini oluşturuyor. Bu modele göre A şehrindeki değerlendiricilerimiz Z şehrindeki hastaneleri, Z şehrindeki değerlendiricilerimiz ise F şehrindeki hastaneleri değerlendiriyor. Bu modelde başarılı olduğumuzu söylemek mümkün hale geldi.

Değerlendirme ekipleri en az 3 kişiden oluşuyor. Ekip liderinin bünyesinde oluşturulan ekipte en az bir de hekim yer alıyor. Eğitimin gücüne inanan bir ekip, Sistem içinde farklı amaçları içeren farklı eğitim programları hazırladı. Bu noktada oluşturduğumuz hastane hizmet kalite standartlarını uygulayacak olan hastaneler için “Uygulayıcı Eğitim Programı”, Değerlendiriciler için “Değerlendirici Eğitim Programı”, Ekip liderleri için “Ekip Lideri Eğitim Programı” ve sistemdeki tüm eğitimleri verecek olan eğitimcilere yönelik “Eğitici Eğitimi Programı” hazırlandı.

Hasta ve Çalışan Güvenliği Sempozyumları
Bunun dışında sağlık çalışanlarının tümüne ulaşmak ve onlara eğitim vermek amacıyla Hasta ve Çalışan Güvenliği Sempozyumları düzenliyoruz. Standart modelimizin yatay boyutunda yer alan konulara yönelik olarak il sağlık müdürlüklerimiz işbirliğinde ücretsiz olarak düzenlediğimiz sempozyumlarda sağlık çalışanlarının ve o ilde varsa tıp fakültesinde ve hemşirelik okullarında okuyan öğrencilerin katılımı sağlanıyor. Hedefimiz 81 ilde sağlık çalışanlarının yanına gitmek. Bizzat hazırladığımız standartları anlatmak, hangi noktada uygulamada eksiklikleri varsa eksikliklerini gidermek, aldığımız geri bildirimlerle daha iyiye, daha güzele ve daha doğruya ulaşmak.

Birçok ülkenin oluşturduğu gibi Türkiye’de de belgelendirme sistemi için tüm alt yapı oluşturulmuş durumda. Neden Türkiye’de ulusal sistemini kurmuş ülkeler arasında da yer almasın?”

Şekil 5. Modelimizle ulaşmak istediğimiz yol.

9 Temmuz 2010 Cuma

“BU ZAMANA KADAR HELİKOPTERLER İLE 4 BİN 385 HASTA TAŞINDI”

Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen '1. Hava Ambulans Sempozyumu' hakkında Sağlık Dergisi’ne konuşan, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, “Helikopterler ile 4 bin 385 hasta taşınarak toplam 8 bin 440 saat, uçaklarla 160 hasta taşınarak 474 saat uçuldu” bilgisini verdi.

Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen ve hava ambulanslarının kullanım ilkeleri ile Türkiye'ye kazandırdıklarının ele alındığı '1. Hava Ambulans Sempozyumu' Bursa'da gerçekleştirildi. Türkiye'de hizmete girdiğinden bu güne, acil olaylara anında başarıyla müdahale eden hava ambulansları, artı ve eksileri ile Bursa'da tartışıldı. Sempozyum, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom'un başkanlığında yapıldı. Üç gün süren sempozyumda, alanlarında uzmanlaşmış konuşmacılar ile sektör temsilcileri bir araya gelerek bilgilerini paylaştı.

‘Hava Ambulansı ve Kara Ambulansında Neredeydik, Nereye Geldik ve Neler Yapacağız?’
Sağlık Dergisi’ne sempozyumla ilgili açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, sivil havacılık ile tüm resmi kurum temsilcileri ve sektörle ilgili bilim adamlarının katıldığı sempozyumda ‘hava ambulansı ve kara ambulansında nerede idik, nereye geldik ve neler yapacağız?’ sorularına cevap arandığını söyledi. Çom, “Bu süreçte hangi sıkıntılarla karşılaşıyoruz ve önümüzdeki süreçte hava ambulansı hizmeti kalitesini yükseltmek için neler yapabileceğimizi konuşacağız. Ayrıca bilim adamları havacılık esas ve prensiplerinin ne olduğunu bize aktardı. Yine havacılık tıbbı fizyolojisi ile hasta naklederken nasıl müdahale edileceği üzerinde duruldu. Böylece her kesimden her biri kendi alanında uzman kişilerle fikir alışverişinde bulunuldu” dedi.


“17 Hava Ambulans Helikopteri Bir Buçuk Yılda 8 Bin 440 Saat Havada Kaldı”
Çom, “Şu anda 17 asil, 1 yedek olmak üzere 18 hava ambulans helikopteri ile biri pervaneli, biri jet uçak olmak üzere 2 uçak ambulans ile hava ambulans hizmetlerini veriyoruz. Acil durumlarda otoyollar dahil sahalara dahi inilerek hastaya ilk müdahale yapılıyor. Bir buçuk yılda yaklaşık 8 bin 500 saat havada kalarak, 4 bin 500 civarında hastayı bu şekilde naklettik. Ayrıca acil organ nakillerinde de hava ambulanslarını kullanıyoruz.” şeklinde konuştu.

“Personel Sıkıntımız Yok”
Personel sıkıntısı yaşamadıklarını vurgulayan Çom, her ne kadar sağlık personeli konusunda AB ülkelerine kıyasla çok az kadro ile hizmet verilmesine rağmen nitelikli personelin eğitimi ile hava ambulansı hizmetlerinde sıkıntı yaşamadıklarını belirtti.

“Hava Ambulansı İçin Torpil Yapmaya Gerek Yok”
Uçak ve helikopterler ile ihtiyacı olan tüm vatandaşların ücretsiz bir şekilde taşındığına dikkat çeken Çom, “Müdahale eden ilgili doktorun bildirmesi durumunda bakanlık merkezinde kurduğumuz komuta kontrol merkezimiz ile irtibat kuruluyor ve hava ambulans hizmeti verilmesine komuta kontrol merkezimiz karar veriyor. Burada uçuş güvenliği en önemli kıstastır. Çünkü hava şartlarının, yol güzergahının uçuş planında etkisi olup bunun kendine has düzenlemeleri var. Vatandaşlarımız şahıs olarak uçak veya helikopter talebinde bulunduğunda her hangi bir yolla birilerine bizi aratmasına gerek yok. Çünkü bir kişinin uçak veya helikopter ile uçup uçmayacağına hekim karar veriyor. Zaten her hasta uçakla uçamaz. Uçakla yüksekten gideceği için hastalığın cinsi ve yaralanmasına göre doktorun kararından sonra buna karar verilir” dedi.


Uçuş Kuralları Paylaşıldı
Çom,“Sivil havacılığın kendilerine ait bir takım önemli kuralları varmış. Hava alanına istediğin zaman girilememesi, uçuş için ciddi bir hazırlık yapılması, uçuş planı yapılması, havaalanlarından bazılarının gece açık olmaması, pilotların uçuş süreleri olması gibi bilmediğimiz birçok şey karşımıza çıktı. Sivil havacılığın tüm kurallarını öğrenmek bizim işimizi daha da kolaylaştırdı” şeklinde konuştu.

“Helikopterler ile 4 Bin 385 Hasta Taşınarak Toplam 8 Bin 440 Saat, Uçaklarla 160 Hasta 474 Saat Uçuldu”
Çom konuşmasının son bölümünde acil sağlık hizmetlerinin geçmişi hakkında bilgi verdi. 1994 yılında sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’de kurulan acil sağlık hizmetleri biriminin, 2009 yılı sonu itibariyle 1317 istasyon, 2235 kara ambulansı, 114 kar paletli ambulans, 18 snow tract ambulansı, 4 deniz ambulansı, 18 helikopter ambulans, 2 uçak ambulans ve motosiklet ambulanslarla büyük bir atılım yaptığını ifade eden Çom, “ geçen yıl 1 milyon 727 bin 477 hasta taşındı, vakaların yüzde 90’nından fazlasına ilk 10 dakika içinde ulaşıldı.Helikopterler ile 4 bin 385 hasta taşınarak toplam 8 bin 440 saat, uçaklarla 160 hasta taşınarak 474 saat uçuldu” dedi.

8 Temmuz 2010 Perşembe

SAKOM İLE HER ŞEY KONTROL ALTINDA

Sağlık Afet Koordinasyon Merkezi (SAKOM) sayesinde “ambulans geç kaldı” tabiri artık tarih oluyor. SAKOM, bünyesinde modern iletişim teknolojilerine sahip bir merkez olup aynı zamanda salgınlar ve afetler konusunda da 7 gün 24 saat çalışılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı, deprem ve sel gibi doğa olaylarında acil sağlık hizmetlerini Sağlık Afet Koordinasyon Merkezi (SAKOM) ile yönetiyor. 81 ildeki 112 komuta kontrol merkezlerine online bağlı olan sistem, tüm ülkeyi kapsaması noktasında dünyada bir ilk. Proje üç aşamadan oluşuyor. Sistem altyapısının kurulması, merkez ve 81 ile haberleşme altyapısının tesisi (video konferans dahil), Sağlık Afet Yönetim Yazılımının (SAKOM Yazılımı) kurulması ve işletilmesidir. SAKOM’un yazılımı, çağrı karşılama ve veri girişi bölümü, istatistiksel bilgiler, analiz ve raporlama bölümü, Lojistik Yönetimi ise; personel lojistiği, tıbbi lojistik, teknik lojistik, operasyon yönetimi bölümü olarak tanımlanıyor.


“Türkiye Dünya İçin Bir Örnek”
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, merkez sayesinde büyük kazalar, sel ve deprem gibi olaylarda iller arası koordinasyonun sağlandığını, deprem monitorlerinin online izlenebildiğini kaydetti. SAKOM'un 81 ilde bulunan 112 komuta kontrol merkezlerine online bağlı olduğunu belirten Çom, "İllerdeki komuta kontrol merkezleri, yalnızca kendi bölgeleri ile sınırlı. Kendi illerindeki ambulans ve hastanelere online bağlı. Büyük kazalar, afet, sel gibi olaylarda burası koordinasyon merkezi haline geliyor. Komşu illerin yardımı gerekiyorsa, buradan diğer illeri uyararak, o illeri harekete geçiriyoruz. Seyyar hastaneler kurulması gerekiyorsa, onların sevkini ve koordinasyonunu online olarak yapabiliyoruz." diye konuştu.
Dünyada farklı kriz yönetim merkezleri bulunduğunu söyleyen Çom, Türkiye'nin dünya için bir örnek olduğunu dile getirdi.

“Koordinasyonlar Noktasal Olarak Tespit Ediliyor”
Merkez aracılığı ile tüm ambulansların, plaka numarasından, hızına ve olay yerine ulaşım süresine kadar online takip edilebildiğini söyleyen Çom, Türkiye genelindeki hastanelerin mevcut ve boş yatak kapasitelerinin de görülebildiğini belirtti.

“112'ye Gelen Tüm Çağrılar Merkezde Kayıt Altına Alınıyor”
7 gün 24 saat hizmet verilen SAKOM'da, mobil uydu telefonu ve kıtalar arası telsiz görüşmesi yapılabilen telsiz sistemi bulunduğunu dile getiren Çom, acil çağrı sinyali veren tüm cihazların koordinasyonlarının da noktasal olarak tespit edilebildiğini aktardı. 112'ye gelen tüm çağrıların merkezde kayıt altına alındığını dile getiren Çom, vaka sayıları gibi istatistiki bilgilerin de kaydedildiğini belirtti.
Çom, “Kriz merkezisağlık hizmetlerinin kesintiye uğramaması ve zamanında yapılabilmesi, diğer krize müdahale eden kurum ve kuruluşlarla koordinasyonun ve haberleşmenin kurulabilmesi, krizle ilgili her türlü olayı karar vericilerin süratle ve doğru bir şekilde yönetebilmeleri amacıyla kuruldu” dedi.