18 Ocak 2010 Pazartesi

Zerdeçalın Faydaları




1 m'ye kadar boylanabilen yeşil,tek yapraklı,uçuk sarı çiçekli,etli rizomlu çok yıllık bir bitkidir.Bitkinin kurutulmuş rizomları kullanılır.Bitki,yumurtamsı bir ana rizom,parmak şeklinde yan rizomlara sahiptir.Ana rizoma ''yuvarlak zerdeçal'',yan rizomlara ''uzun zerdeçal'' adı verilir.Rizomlar sarı renkli olup toz halde de koyu sarı renktedir.Drog çiğnendiği takdirde tükürüğü sarı renge boyar.Anavatanı Hindistan olan bitkinin tropik bölgelerde kültürü yapılmaktadır.Ülkemizde Hint safranı,safrankökü,sarıboya zerdeçav,zerdeçöp,kürküma adlarıyla da bilinir.

Zerdeçalın Kullanım Alanları;
Sağlıkta:Kürküminin safra artırıcı etkisi ispat edilmiştir.Safrakesesinde kasılmayı uyararak kesenin boşalmasını sağlar.Bu yüzden safra rahatsızlıklarında kullanılır.Aayrıca iltihap giderici etkisi de belirlenmiştir.Esas olarak hazmı kolaylaştırıcı ve gaz gidericidir.Peptik ülser ve ağrılarında,inflamasyon giderici etkisiyle romatizmal artritte diyarede ve haricen deri rahatsızlıklarında kullanılabilir.Halk hekimliğinde,astım,çıban,soğuk algınlığı,epilepsi,baş dönmesi,böcek sokmaları,sarılık ve mantara karşı ayrıca süt salgılanması için kullanılmıştır.
Gıdada:Tadı baharlı,portakalsı,zencefilsi ve çok hafif acı lezzettedir.Daha çok jelatin ve pudingler,çeşni maddeleri,hazır çorbalar,etler ve turşularda kullanılır.Gıdalar için uygun doğal renk katkılarının en önemlilerinden biridir.Ayrıca ipekli kumaşlar ve ince derilerin boyanmasında kullanımaktadır.

Doğal Tedavi Yöntemleri ve Çocuklarda Uyku Sorunu


Çocuklarda uyku sorunları ve psikolojik rahatsızlıklara karşı doğal tedavi yöntemleri

Dr. Ahmet TOPTAŞ - Çocukların psikolojik rahatsızlıklarında modern bitkisel sakinleştirici ilaçlar yaygın olarak başarıyla kullanılmaktadır. Hafif şikayetlerde kediotu kökü ( Valerianae radix), lavanta çiçeği ( Lavandulae flos), melisa yaprağı (Melissae folium), depresyonda ise sarı kantaron (Hyperici herba) kullanılmaktadır. Çok sayıda firma tarafından bu bitkilerden ilaç ( Baldorn, Sedonium, Alluna, Luvased, Helarium, Hyperforat, Euvegal, Moradorm vb.) üretilmektedir.

kediotu KöküKediotu kökü: 1 çay kaşığı kıyılmış kök fincana konur, üzerine 200 ml kaynar su ilave edilir, 15 dakika demlenir, süzülür, yatmadan 30 dakika önce içilir. İhtiyaç halinde günde 2-3 fincan çayı içilebilir. Kokusunu düzenlemek için çok az miktarda melisa yaprağı veya lavanta çiçeği ilave edilebilir.

Lavanta çiçeği: 1 çay kaşığı çiçek fincana konur, üzerine 150 ml kaynar su ilave edilir, ağzı kapalı olarak 10 dakika demlenir, süzülür. Günde 2 fincan çayı içilebilir.

Melisa yaprağı: 1 yemek kaşığı kıyılmış yaprak fincana konur, üzerine 150 ml kaynar su ilave edilir, ağzı kapalı olarak 10 dakika demlenir, süzülür. Günde, 2-4 yaşındakilere 1 fincan, daha büyüklere 3 fincana kadar içirilebilir.

Sarı kantaron: 1 çay kaşığı kıyılmış sarı kantaron fincana konur, üzerine 150 ml kaynar su ilave edilir, 10 dakika demlenir, süzülür. Günde, 3 yaşına kadar 1 fincan, 3 yaşından büyüklerde 2-3 fincan içirilebilir. Küçük çocuklarda farklı bir uygulama şöyle yapılır:

1- 500gr şerbetçiotu çiçeği çocuğun pamuk yastığının içine konur, her hafta değiştirilir.
2- 100 gr lavanta çiçeği bir kesenin içinde çocuğun yatağına yakın bir yere asılır, 4-5 günde bir değiştirilir.
Uyarı: Bu tedaviler sırasında hekim kontrolü şarttır.

* Devedikeni Tohumunun Faydaları
* Grip Çayı

Dr. Ahmet TOPTAŞ
BİTKİLERLE MODERN TEDAVİ

17 Ocak 2010 Pazar

DOMUZ GRİBİNDE MERAK EDİLENLER

2009 yılına damgasını vuran Domuz gribi hakkında bilgi veren Ankara Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Şefi Doç. Dr. Hürrem Bodur, merak edilen birçok konuyu açıkladı.

2009 yılında pandemi uyarısıyla gündeme gelen Domuz gribi hakkındaki spekülasyonları yanıtlayan Ankara Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Şefi Doç. Dr. Hürrem Bodur, alınan önlemlerden, domuz gribi aşısına birçok konuya değindi.

Domuz Gribi Nedir?
Bugünkü domuz gribi ilk defa mart ayında Meksika’da domuz çiftliğinde domuzlar arasındaki bir salgınla, arkasından çiftlikte çalışan insanların hastalanmasıyla dikkat çekti. Meksika içerisinde hastalık hızla yayıldı. Hemen arkasından komşu ülke olan Amerika’ya sıçradı. Ardından Kanada, Avrupa ve Asya’da birçok ülkede vakalar rapor edilmeye başlandı. Dünya sağlık örgütü haziran ayında bunu “H1N1 grip pandemisi” olarak ilan etti. Pandemiye neden olan H1N1 Domuz, kuş ve insan grip virüslerinin karışımı ile ortaya çıkan yeni bir grip virüsüdür ve insanlar daha önce bu suşla karşılaşmadıkları için bu virüs ile oluşacak enfeksiyona duyarlıydı.

Domuz gribinin semptomları nelerdir?
Domuz gribinin belirtileri, insanlarda her yıl görülen mevsimsel grip belirtileri ile aynıdır. Hastaların yüzde 90’nın üzerinde yüksek ateş, yaygın vücut ağrısı, boğaz ağrısı, boğazda yanma, kuru öksürük. Bunlar sıklıkla görülen semptomlardır. Daha az olarak da burun akıntısı, bulantı ve ishal görülebilir. Kas ve eklem ağrıları hastayı istirahat etmeye zorlar. Çocuklarda bulantı, kusma ve ishal daha sık rastlanıyor. H1Nı gribi mevsimsel gribin görüldüğü sonbahar ve kış aylarında görülüyor. Pandemi nedeni ile şu anda grip etkenlerinin neredeyse tamamı H1N1 grip virüsüne ait yani bir kişi grip ise etken H1N1 kabul edilebilir. Hastalık klinik olarak belirtileri verse de insanların yüzde 30’unda da hiçbir klinik bulgu olmadan hastalık geçirilebiliyor. H1N1 gribinde görülen ölüm oranı mevsimsel gripteki gibi hatta ondan daha düşük oranlardadır. Ancak bunun mevsimsel gripten daha önemli özelliği var toplum buna duyarlı, yani daha fazla sayıda insanın hastalanmasına neden oluyor. Dolayısı ile ölüm oranı düşük de olsa daha fazla sayıda insanın hastalanmasına neden olduğu için daha fazla sayıda ölüm görülmesine neden oluyor. Hastalık çok fazla sayıda insanı etkileyecekse, bunun sağlık sistemine bir yükü olacaktır. Hastanelere başvurular artacak, yatan hastalar artacak, yoğun bakım ihtiyaçları artacak ve maalesef ölümler olacaktır. Bütün bu nedenlerle beklenilen bir grip pandemisine karşı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 2005 yılında ulusal pandemi planı hazırlamıştı. Buna paralel olarak her il ve hastane kendi pandemi planlarını oluşturdu. .

Domuz Gribinde Tedavi de neler uygulanıyor?
Gribal enfeksiyona verilen tedavi yöntemi aynen izleniyor. Öncelikle istirahat öneriliyour. Hatsala bulundukları odayı sık sık havalandırsınlar. Aynı oda birkaç kişi ile paylaşılıyor ise cerrahi maske takılmalı. Öksürükle etrafa virüs saçılmamalı. Sık sık yüzeyler temizlenmeli, Domuz gribinde el hijyeni çok önemli, su ve sabunla el yıkanmasını öneriyoruz. Bu amaçla alkol bazlı el antiseptikleri de kullanılabilir.

Her yıl başka bir salgın çıkıyor, bu bir biyolojik savaş mı şeklinde toplumda kanı oluştu. Ve her yıl başka bir grip salgını ile karşılaşılması beklenir hale geldi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İlk pandemi 1918 yılında yaşandı, dünyada 40-50 milyon insanın ölümüne neden olduğu tahmin ediliyor. Ardından 1957 ve 1968 yıllarında yeni pandemiler oldu. Grip virüsünde küçük ve büyük antijenik değişiklikler sık sık olabilmektedir. Küçük değişiklikler her yıl grip enfeksiyonu görülmesinden sorumludur. Ancak büyük değişiklikler sık sık olmaz. Antijenik şift denilen ve virüste meydana gelecek büyük değişiklikler pandemi oluşturma potansiyeli nedeni ile dünya sağlık örgütü tarafından yakınen takip edilmektedir. 1990’lı yıllardan itibaren yeni bir grip pandemisi olması bekleniyordu. 2005 yılında kuş gribi de pandemiye neden olabilir mi diye düşünüldü. Ancak H1N1 virüsüyle oldu.

Domuz Gribi aşısı olanlardan imza alınmasının yanı sıra adjuvanlı olması büyük soru işaretleri oluşmasına neden oldu. Aşı olanlardan geçici felç olması durumu sağlık çalışanları başta olmak üzere insanları ikiye böldü. Bu konu hakkında bilgi verir misiniz?
Aşı temel olarak bir hastalığı oluşmadan önlemek prensibine dayanır ve halk sağlığı açısından önemlidir. Enfeksiyon hastalıklarında, hastalık oluşmadan aşılayarak koruma çok önemli bir kriterdir. Hastalık oluşmayacak düzeyde antijen verilerek bağışıklık kazandırıyorsunuz. Bütün aşılamalarda temel espiri budur. Spekülatif tarafa çekilmiş olsa da temelde halk sağlığında yapılacak hastalığı önlemeyle ilgili önlemler göz önünde bulundurulduğunda aşı yapılması önemlidir.
Adjuvanlı ve adjuvansız olmak üzere iki tip aşı mevcuttur. Adjuvan antijeni güçlendiren maddelerdir. Daha önce de bir çok aşıda kullanılmış ve güvenli olduğuna dair yeterli veriler mevcuttur. Adjuvansız aşılarda ise gerekli bağışıklığı sağlamak için daha fazla virüs antijeni bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü her iki aşının da güvenle kullanılabileceğini belirtmektedir. Yan etkileri ise beklenilen yararları yanında ihmal edilecek oranlardadır. Ülkemizde kullanılan H1N1 aşıları adjuvanlı aşılardır. Ancak gebelere adjuvansız aşı temin edilmiş ve uygulanmaktadır.

Numune Hastanesinde ne gibi önlemler alındı?
Numune hastanesi Ankara’da en fazla gören hastanelerinden bir tanesi olarak günlük 600-700 poliklinik hasta sayısına ulaştığımız oldu. Gripli hastalar için 7 gün 24 saat çelışan grip polikliniği oluşturduk. Yüzlerce hasta yatarak tedavi gördü. Hasta yatırmak için Kendi kliniğimizin yatak sayıları yetersiz kaldı, 2 ayrı kliniği boşaltarak yatak sayısını artırdık. Ayrıca yoğun bakımda yatanlar ve hayatını kaybedenler oldu. Bunun yanında personel eğitimleri yapıldı. Hastanemizde 7 gün 24 saat hizmet verecek şekilde H1N1 aşı polikliniği oluşturuldu. Sadece hastane çalışanlarına değil tüm vatandaşlarımıza Gebelere yönelik adjuvansız, gebe dışındaki lere adjuvanlı olmak üzere aşı yapılmaktadır.

15 Ocak 2010 Cuma

SAĞLIKTA PERFORMANS VE KALİTE KONGRESİ’NDE İLKLER GERÇEKLEŞTİRİLECEK

II. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresi, 28 Nisan-01 Mayıs 2010 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek. Bu yıl kongrede birçok ilkler yapılacak.

II. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresi, 28 Nisan-01 Mayıs 2010 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek. Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenecek kongrenin, bu yıl ki ana teması “Hastanelerin Teşviki ve Güvenliği” olarak belirlendi. Kongreye başta Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası,İngiltere Ulusal Sağlık ve Klinik Mükemmeliyet Enstitüsü, Bakanlığımıza bağlı kurum temsilcileri, Üniversiteler ve özel hastanelerin temsilcileri katılacak. Kongrede, Kongre Başkanı Prof. Dr. Nihat Tosun, Kongre Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Çinal, Kongre Onursal Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın ve 70 tane bilim kurulu üyesi yer alacak.

4 Farklı Alanda Kurs Verilecek
Geçen sene ilki düzenlendikleri kongrenin bildiri kitaplarının bilim dünyasına kaynak olarak sunulduğunu dile getiren Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Güler, “İlk kongreye bin 300 kişi katıldı, 28 oturum yapıldı ve 100 bildiri sunuldu. Bu yıl daha da farklı etkinliklerimiz olacak. Hastanelerin teşviki konusunda teşvik mekanizmaları, kurumsal ve bireysel teşvik yöntemleri, teşvik mekanizmalarının klinik etkinlik ve eğitim boyutuna etkileri, kanıta dayalı tıp uygulamaları ve yönetici performansı konuları uluslararası tecrübeler ve yerel uygulamalar çerçevesinde ele alınacak. Hastanelerin genel anlamda gelişimi açısından çok faydalı bir kongre olacak. Kamu, üniversite ve özel hastanelerden herkesin katılabileceği bu kongrede kayıt ücreti altında herhangi bir ücret alınmayacaktır. Ayrıca bu yıl farklı olarak "Araştırma Ödülü" ve "En İyi Uygulama Ödülü” verilecek olup ilk üçe girenlerin kongreye katılımları Bakanlıkça karşılanacaktır. Ve ilk üçe girenler kongrede ilan edilecek. Bu etkinliğin yanı sıra Kongre süresince performans yönetimi, hasta güvenliği, çalışan güvenliği ve laboratuar güvenliği konularında sağlık profesyonellerine 1 günlük kurslar halinde eğitimler verilecek. Kursun etkili olması için katılımcı sayısı 20-25’i geçmeyecek” dedi.

Kongrede İlk Kez Ödül Verilecek
Araştırma Ödülünün, Seçici Kurul tarafından, saha araştırmasına dayalı olarak Bakanlık Hizmet Kalite Standartlarının etkinliğinin ölçümünü içeren tebliğler arasından belirleneceğini dile getiren Dr. Güler, bildiri sahiplerine "Hizmet Kalite Standartları Araştırma ve Bilimsel Yayın Ödülü" verileceğini iletti. En İyi Uygulama Ödülünün, Hasta güvenliği, Çalışan güvenliği ve Laboratuar güvenliği olmak üzere üç farklı alanda verileceğini belirten Dr. Güler, ödül töreninin kongrede ilk olma özelliği taşıdığını kaydetti.

12 Ocak 2010 Salı

OSTİM İLE BİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİĞİ EL ELE

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü ve Ostim Medikal Sanayi Kümelenmesi, ortak çalışmalar yapmak için bir araya geldi.

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü ve Ostim Medikal Sanayi Kümelenmesi Buluşması gerçekleştirildi. Bu toplantı ile Ostim bünyesindeki biyomedikal küme üyesi firmalar ile Başkent Üniversitesi ortak işbirliği yapma kararı alındı. Sektörde neler yapıldığının üzerinde durularak keşfedilen yeni ürünler anlatıldı. Açılış konuşmasını Başkent Üniversitesi Rektör vekili Prof. Dr. Korkut Ersoy, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kuru, Başkent Üniversitesi Biyomedikal Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berna Dengiz, Fatih Üniversitesi temsilcileri, Ostim yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın ve Ostim firma yöneticileri katıldı. Biyomedikal mühendisliği ve medikal sanayi kümelenme çalışmaları başlatılarak, işbirliği yapma kararı alındı. Prof. Dr. Dengiz aşılış konuşmasında, “Biyomedikal mühendisliği bölümünün çalışmalarıyla sektöre destek olmak ve birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Üniversitelerin eğitim ve öğretim görevlerinin yanı sıra bilgi üretip paylaşarak, hızlı şekilde yayılmasını da sağlıyoruz” şeklinde konuştu.



“İşbirliğinde En İyi Yolun Kümelenme”
Toplantı açılışında konuşan Ostim Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın, “Bölgesel kalkınma projesi üzerine çalışıyoruz. Yerel ve lokal çalışma olmakla beraber bunları yaygınlaştırmak ve paylaşmak istiyoruz. Uygulamadan geliyoruz, orta ve küçük işletmeler ancak üniversite olan işbirliği ortaklığında bizim de eksikliklerimiz var. Bunların önüne geçmek için bazı çalışma denemeleri yaptık. ODTÜ ile ODAGEM adı altında bir topluluk oluşturduk ve ODTÜ’nün Tekno parkını Ostime taşıyarak çalışmalarımızı sürdürdük. Ancak en iyi yolun kümelenme olduğunu fark ettik. Bir araştırma yaptırdık. Bölgemizdeki güçlü ve zayıf yanlarımızı belirledik. “Hem Türkiye’de hem de dünyada rekabetçi bölge ve sektör olabiliriz” sorusunu kendimize sorduk. Bunun sonucunda bize ciddi bilgi verildi” dedi.


“Toksik Moleküllerin Kandan Uzaklaştırılmasını Sağlayan Kürelere”
Doç. Dr. Mustafa Kocakulak, Ekstrakorporeal Yapay Organlar konusunda yaptığı çalışmalar hakkında şunları söyledi: “Yapay organ gelişmiş ülkelerde kullanıldığı gibi ülkemizde de kullanılıyor. Ülkemizdeki açık kalp ameliyatları 35-40 bin rakamlara ulaşıyor. Diyaliz oranları ise yüz binlerle ifade etmek mümkün. Bununla birlikte yapay organ, açık kalp ameliyatlarında yapay opsiyonetör akciğerin yerini alıyor, ayrıca kalbin yerini alan bir pompa yerleştiriliyor. Bunlarla ilgili olarak Amerika’da 7 bin dolarlık septik şok hastaları için çalışmalar yaptım. Toksik moleküllerin kandan uzaklaştırılmasını sağlayan çalışmalar yürüttüm. Polimerik mikro küreler yaparak toksik molekülleri kandan uzaklaştırmasını sağladık. Karaciğere destek olacak şekilde bir çeşit yapay organ oluşturduk.”


“Düzeyde Kaplama Yapmanın En Ucuz Ve Etkili Yöntemlerinden Bir Tanesi Plazmadır”
Biyosensör ve Plazma Teknikleri konusunda Yrd. Doç. Dr. Cengiz Koçum “Maddenin 4. hali olan plazma iki şekilde oluşuyor. Plazma üretmenin yollarından bir tanesi de sıcak plazmadır ki ağır endüstride kullanılabilir. Fakat başka plazma üretme yöntemi de radyo dalgası ile plazma oluşturarak kaplamalar yapabiliyorum. Moleküler düzeyde kaplama yapmanın en ucuz ve etkili yöntemlerinden bir tanesi plazmadır. Ancak hem yüksek vakum gerekiyor hem de yüksek radyo dalgası enerjisi gerektiriyor. Dolayısıyla sanayiye uygulanması da uygun değil. Özellikle büyük boyutlu üretimler için uygun değil. Stent veya medikal ürünler için uygun olabilir ancak büyük boyutlu ürünler için çokta uygun değil. Atmosferik plazma ortaya çıktı” şeklinde konuştu.


Biyomalzeme Üzerinde Üretilen Sistemler
Biyosensör ve Nanoteknolojik Biyomalzemeler konusunda Yrd. Doç. Dr. Dilek Çökeliler bilgi vererek “Biyomalzeme araştırma grubu olarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Antibakteriyel yüzeylerde metal kaplamalar ile ilgili çalışmalar var. Diş hekimliği ve beyin-omurilik cerrahisi ile ortak yürüttüğümüz çalışmalar devam ediyor. Biyomalzeme üzerinde üretilen sistemlerin uygulaması üzerine çalışmalar yapıyorum. Bu kaplamaları nerelerde kullanılır. Bunu araştırıyoruz”diye konuştu. Ayrıca Yrd. Doç. Dr. Metin Yıldız, Biyomedikal Enstrümantasyon ve Sinyal işleme, Arş. Gör. Mehmet Feyzi Akşahin ve Mühendis Erhan Ermek Polisomnograf Uygulamaları ve Arş. Gör. Tuncay Bayrak QCM Biyosensörler üzerine sunum yaptılar.

9 Ocak 2010 Cumartesi

SGK GENEL KURULU

SGK Olağan İkinci Genel Kurulu'na, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile sendika ve meslek örgütü temsilcileri arasındaki gerginlik damgasını vurdu.

Sosyal Güvenlik Kurumu binasında yapılan Sosyal Güvenlik Kurumu 2. Olağan Genel Kurul toplantısına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Murat Başesgioğlu ile bazı sendika yöneticileri katıldı.
Aralarında Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Türkiye Kamu-Sen ve KESK'in bulunduğu konfederasyonlar ile bazı meslek örgütlerinin genel başkanları protesto amacıyla SGK Genel Kurulunda yer almadı. Bakan Dinçer, genel kurulda konuşma yapmak üzere kürsüye çıktığında Türkiye Kamu-Sen delegeleri salonu terk etti.
Çalışma Bakanı Dinçer, bakanlığının adının çatışma bakanlığı değil, çalışma bakanlığı olduğunu belirterek, “Konfederasyon yöneticilerimizin beni hayatta en çok karşı olduğum şeyle, çatışma kültürüyle itham etmeleri açıkça söyleyeyim ki çok ama çok haksızlık olmuştur” dedi. Bakan Dinçer, SGK Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, sosyal güvenlik ve genel sağlık alanında yapılan reformlarla dün hayal edilemeyenlerin bugün gerçekleşmeye başladığını söyledi.


“Eczane Cirolari Yüzde 20 Arttı”
İlaç alanında yapılan düzenlemelerle 2010’da 2.5 milyar TL tasarruf sağlanacağını belirten Bakan Dinçer, eczanelerin fiyatı düşen ilaçların stokta olanları için garanti verilmesine rağmen bu ve kar düşüşü gerekçeleriyle eylem yapmalarını eleştirdi. Bakan Dinçer, “Eczaneler, hükümetimiz sayesinde büyük karlar elde etti. 2007’de, 11.7, 2008 12.6 milyar TL ödeme yaptık. Bu yıl 15.586 milyar TL ödeyeceğiz. Son iki yılda ilaç pazarı yüzde 40 büyüdü. Düşük cirolu eczanelere yardım için farklı indirim uyguluyoruz. Son dönemde 495 milyon TL ek kaynak sağladık. Eczane ciroları yüzde 20 arttı. Buna rağmen yapılan eylemi, sadece kamuoyunun takdirine, vatandaşın hakemliğine bırakıyoruz” dedi.


“Gelecek Yıl 57 Milyar TL Sosyal Güvenlik Sistemine Para Aktaracağız”
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konuşmasında, Türkiye’nin yaş ortalamasının 28 olmasına rağmen, sosyal güvenlik açığı vermesinin gelecekte olağanüstü bir zorluk yaşatacağını vurgulayarak, 65 yaş nüfusunun toplum nüfusa oranının 27 yıl sonar yüzde 18’e yükseleceğini, bu değişikliğin ABD’de 75, Fransa’da 114 yılda olduğunu hatırlattı. Şimdi açık veren sosyal güvenliğin para biriktirilmezse gelecekte çok büyük sorun olacağını söyleyen Bakan Şimşek, Türkiye ekonomisinin sadece açık nedeniyle değil, sosyal güvenlik ve sigorta şirketlerinin tasarruf yapamaması nedeniyle de ciddi bozulma yaşadığını kaydetti. Bakan Şimşek, “Gelecek yıl 57 milyar TL sosyal güvenlik sistemine para aktaracağız. Sadece bir yıl, bir yıl için bu parayı ulaştırmaya versek bütün altyapı sorunları çözülür, üniversitelere versek kalite merkezi oluruz. Türkiye genç nüfusa rağmen sosyal güvenlik açığı vererek büyük bir fırsatı kaçırıyor” diye konuştu.



SGK'ya Yeni Yönetim Kurulu Üyeleri
SGK Genel Kurulunda yeni yönetim kurulu üyeleri belirlendi. Genel Kurulda, kurum yönetim kurulunda sosyal tarafları temsil eden 5 üyenin seçimi gerçekleştirildi. Seçim sonuçlarına göre, SGK Yönetim Kurulunda işverenleri İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Başkan Yardımcısı Tandoğan Tokgöz, işçileri eski Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, kamu
görevlilerini Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, kendi nam ve hesabına çalışanları Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, emeklileri de Türkiye Emekliler Derneği Genel Başkanı Kazım Ergün temsil etti. Toplam 10 kişiden oluşan yönetim kurulunun diğer üyeleri ise atama yoluyla tespit edildi.

7 Ocak 2010 Perşembe

GAZİ TIP’A REVİZYON

Dijital hastaneden, döner sermaye sistemine kadar birçok konuda yenilikler yaptıklarını belirten Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, 2010 yılında da yeniliklerin hızla devam edeceğini söyledi.

Göreve geldiği günden bu yana birçok ilke imza attığını söyleyen Prof. Dr. Peyami Cinaz, 2010 yılında da yatırımlarının hızla devam edeceğini dile getirdi. Radyoloji Bölümüne MR ve Tomografi cihazı alarak yoğunluğu azaltacaklarını kaydeden Prof. Dr. Cinaz, “Acil radyoloji hizmeti satın alım ihalesi yapıldı. MR çekim hizmetlerini günün 24 saati veriyoruz. Türkiye’de benzeri hizmet veren sağlık merkezi yok. Acil radyoloji hizmetlerini ayırarak rutin radyoloji hizmet alımını kolaylaştıracağız. Ayrıca teknik servisi özelleştirerek yapamadıklarımızı ve dışarıdan aldığımız teknik hizmetleri verir hale geleceğiz” şeklinde konuştu.

Yepyeni Radyoloji ve Radyasyon Onkoloji Kliniği
Radyasyon onkolojisine 4 buçuk trilyonluk yatırım yaptıklarını kaydeden Prof. Dr. Cinaz, Lineer aksilator cihazının bilgisayar üzerinde açı hesabı yaparak kanser hücresine ışınlama yapması sayesinde, sağlıklı hücrenin zarar görmediğini belirtti. Bu cihazın sadece özel sektörde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Cinaz, “Üniversite hastanelerinde bir ilk olma özelliği taşıyor. Radyolojiye yapılan 3 trilyonluk yatırım ile iki adet ultrason ve iki adet periferal anjio alımı yapıldı. Periferal anjio cihazının yeri belirlendi, inşaat sonrası hizmete açılacak. Nükleer tıp bölümüne yeni kameralar, gastroenteroloji kliniğine yeni endoskopi ve kolonoskopi cihazları alındı. Çocuk EEG ve erişkin EEG monitorizasyon merkezi yakında hizmete girecek. Aynı anda günde 3 hastamıza 24 saatlik EEG monitorizasyonu yapılabilecek. Transplantasyon merkezi ve nefroloji bölümünü B bloğa taşıyoruz. Transplantasyon hastalarına 18 servis yatağı ve 4 yoğun bakım yatağı ile yepyeni bir servis açacağız” şeklinde bilgilerini verdi.


Yeni Servisler Açılacak
Onkoloji bölümünde 20 yataklı yeni ünite açılacağını belirten Prof. Dr. Cinaz şöyle konuştu: “Kemoterapi ünitesini açtık şimdi de ayaktan merkezi kemoterapi ünitesini açma hazırlıklarını yapıyoruz. Ayrıca onkolojiye 10 yeni yatak daha ekleyeceğiz. Ayrıca Prof.Dr. Cinaz hastanede 6 kişilik odaların ikişer kişilik odalara dönüştürüleceğini de planladıklarını belirtti. Bina içerisinde bölümlerde de yenilikler için hazırlıklar yapıyoruz. E Blok Giriş katı poliklinik ve gastroenteroloji merkezi olacak. Teknik servis, eczane ve depo gibi bölümleri alt kata taşıyoruz. Ayaktan cerrahi hizmeti vermek için ek 6 ameliyathane yapılacak. 2010 yılında hematoloji servisi, göz servisi ve ayaktan cerrahi ameliyathanesi kurulacak. Tüm hastanede ayrı birimlerdeki yoğun bakımları 5. kat yemekhanede toplayacağız. Yemekhane ve mutfağı E-Blok çatı katına taşıyacağız. Bahsettiğim bu yatırımlara yaklaşık 25 trilyon ödenek döner sermayeden ayırdık. ”



Periferde de Hizmet Veriyor Olacağız
Periferde Çay yolunda, konut kentte tıp merkezi inşaatının bitmek üzere olduğunu belirten Prof. Dr. Cinaz, bu merkezin 2010 yılında hizmet vermeye başlayacağını kaydetti. Yerinin Yeni Mahalle Belediyesi tarafından verildiğini, inşaatını bir hayır severin yaptırdığını dile getiren Prof. Dr. Cinaz, iç donanımını kendilerinin karşılayacağını söyledi. Prof. Dr. Cinaz, Yeni Mahalle Belediyesi tarafından başka bir alan daha gösterildiğini ve uygun görüldüğü takdirde orada da semt polikliniği açacaklarını ifade etti.

Yepyeni Bir Performans ve Döner Sermaye Dağıtım Sistemi
Maddi iyileştirmeler yaptıklarının altını çizen Prof. Dr. Cinaz, “6 Ağustos 2008 tarihinden bu yana idari personelin döner sermaye puanlarını 30 puan arttırdık. Asistanların, öğretim görevlilerinin ve uzmanların döner sermaye puanlarını da 30 puan arttırdık. Yeni performans sistemi başlatıldı ve bu sistem ile katkı payı verilmeye başlandı. Bizim oluşturduğumuz sistemde hasta bazında maliyet analizi sonucunda kazanç kalıyorsa, bunun üzerinden yüzde olarak döner sermaye payı dağıtımı yapıyoruz. Bilgisayara girilen yaklaşık bir milyon datayı farklı basamaklarda değerlendirerek hak edişlerini hazırladık. Patenti bize ait bir sistem geliştirdik. Her yapılan işlemin maliyetini yapmak durumundayız. Gider ne kadar çoksa hekime yansıyan miktar azalırken, gider azaldıkça yansıyan döner sermaye artacak. Bu sistem sayesinde en uygun fiyata, kaliteli olan ürünün tercih edilmesini sağlayacağız. Sabit bir döner sermaye payı vermeyeceğiz, her öğretim üyesinin katkısı oranında döner sermaye payı dağıtılacak. Böylece öğretim elemanlarının motivasyon ve ilgisi artacaktır” diye konuştu.


“Dijital Hastane Oluyoruz”
Yaptıkları satın almaların ödemelerini 6 ay geriden ödediklerini belirten Prof. Dr. Cinaz şöyle konuştu: “Aldığımız ürünlerin fiyatları artarken bizim kazandığımız ücret artmıyor. Bu sebepten kaçakları ortadan kaldırarak harcamaları azaltmak için fatura birimi kurduk. Harcamaların kısılmasına paralel olarak yeniliklerimiz devam ediyor. 2010 yılında digital hastane oluyoruz. Plastik cerrahi, genel cerrahi ve dermatolojide pilot uygulama başladı.Kağıt ile ilgili her türlü evrak sistemi kaldırıldı. Bu sistem için 300 tane bilgisayar aldık, her türlü işlem bilgisayar üzerinden yapılıyor. Network ihalesini 2010 yılında yapacağız, bu ihaleden sonra Pac sistemine de geçeceğiz. Yeni sistem için 3 milyon dolar yatırım yapılacak.”

Kan Alma Birimi ve Laboratuarlarda Yenilikler Yapıldı
Bu yıl İngilizce tıp eğitiminin başladığına dikkat çeken Prof. Dr. Cinaz, eğitim kalitesini arttırdıklarını söyledi. Akreditasyon işlemlerine başlayacaklarını belirtti. Kan alma sisteminde değişiklik yapılacağına değinen Prof. Dr. Cinaz, barkotlama sistemi ile bilgisayar üzerinden otomatik olarak tüplerin barkotlanarak ve hazır şekilde alınacağını vurguladı. Merkezi tüm laboratuarları yeniledik, önümüzdeki aylarda açılışını yapacağız.


“İhale Sistemi Halen Düzgün Değil”
Türkiye’de ihale sorununun çözülemediğini belirten Prof. Dr. Cinaz, “Kapalı zarf usulü ihale yapıyoruz. En düşük fiyatı veren firmaya ihaleyi veriyoruz veya fiyatı düşük olan ürüne ihale verilmezse, tercih raporu hazırlatıyoruz. İhale sistemi yerine ilgililerden oluşan heyet kurulsun, firmalarla pazarlık yapabilelim ve alımlar bu şekilde gerçekleştirilebilsin. Daha karlı alım yapacağımız gibi, kaliteli olan ürünü seçebilme şansımızda olacak. Kapalı zarf usulü yapılması yanında ihaleye çıkıldıktan sonra fiyat değiştirilemiyor. Oysaki açık alım yapılmalı ve denetlenmeli. Ucuz olduğu için Çin malı ürün alınıyor ancak kullanılamıyor” dedi.

Servis kapılarının kullanılamaz durumda bulunduğunu ve bu servislere şifreli kapılar yaptırdıklarını kaydeden Prof. Dr. Cinaz, “Her kattaki tuvalet, desk ve tedavi odalarını yeniledik. Yataklı servisleri yeniledik. Hasta hizmetleri açısından özel servisler yaptık. Çok fazla şikayet alan yemekler konusunda, gerekli önlemleri alarak memnuniyeti sağladıklarını ifade etti. Artık öğretim üyeleri de hastalarda aynı yemeği yemektedirler. Kadın doğum odaları kendiliğinden doğum yapılabilecek şekilde yeniledik. Kadın Doğum ameliyat odalarını yenilendi. Psikiyatri servisini yeniden yapılandırdık, şimdi kardiyoloji servisinde yeni tadilata başladık” diye konuştu.