12 Ağustos 2012 Pazar

Omurga Biyomekanigi Nedir

Omurga Biyomekaniği Nedir
Omurga hareket sisteminin çoğul kavisli ve fleksibl bir elemanıdır. Bu yapısı enerji absorbsiyonu ve darbeye karşı korunma için oldukça önemli bir özelliktir. Omurganın taşıma, mobilite, koruma ve kontrol olmak üzere başlıca dört fonksiyonu bulunmaktadır. Omurga iç organları, ekstremiteleri, gövdeyi, başı ve eksternal yükleri taşır, günlük aktivite için gerekli olan hareketliliği sağlar, spinal kordun korunmasından sorumludur. Her segmentin hareketini adaleler ile aktif olarak, ligamanlar ile passif olarak kontrol eder. Ayrıca faset eklemleri aracılığı ile hareket açıklığını sınırlar.
Omurganın temel fonksiyonel birimi hareket segmentidir. Bu kavram ilk olarak ortaya atıldığında intervertebral artikülasyonun hareketli yapılarını içermekteydi. Daha sonraları buna her iki komşu vertebra cismi de eklenmiştir. Günümüzdeki genel kanı birim kavramının içine üst ve alt omurun yarısının katılmasıyla oluşacağı şeklindedir. Böylece hareket segmenti muskuloskeletal kompleksin yanında embriyonik somiti de temsil etmektedir. Superior ve inferior cisim, intervertebral disk ve bunlarla ilişkili ligamanlardan oluşan bu yapı günümüzde fonksiyonel spinal ünit olarak da adlandırılmaktadır
Vertebra cisimlerinin özellikle kompressif yükleri taşımaya yönelik bir yapısı vardır. Kaudale inildikçe çapı genişler. Lomber bölgede daha kalın ve daha geniştir.Yapılan çalışmalarda cisimlerin kompresyona karşı direncinin de yukarıdan aşağıya doğru giderek arttığı, bu artışın alt torakal omurlardan sonra birden belirginleştiği, L4 de tepe yaparak L5 te hafifçe düştüğü saptanmıştır.(4,9) Kemiğin mineral içeriği ile dayanım gücü arasında da ilişki bulunmaktadır.(9,10) Kemik dokusundaki ufak bir azalma bile kompresyona karşı dirençte belirgin bir düşüşe yol açmaktadır.Bu durum osteoporozlu hastalardaki vertebra kompresyon kırıklarının sıklığının nedenidir. Yüklerin üst uç plaktan alt uç plağa hangi yoldan ulaştığı spongiozası alınmış kortikal omurlarla, korteksi alınmış spongioz omurlara aksiyel kompresyon uygulamak suretiyle araştırılmıştır. Gençlerde omurların her iki bölümü arasında dayanım gücü benzer bulunurken, 40 yaşın üzerindekilerde kortikal kemiğin yükün % 65-75 ini taşıdığını belirlenmiştir. Yine yapılan çalışmalar spongiöz kemiğin şok absorbe edici mekanizmayı güçlendirdiğini göstermiştir.(10) Bu etki özellikle yüklenme hızının yüksek olduğu durumlarda daha belirgin olmaktadır. Buradaki mekanizma yük arttıkça intertrabeküler boşluğun kollabe olması şeklindedir.
İntervertebral disklerin taşıma ve yükleri dağıtma ile aşırı hareketi kısıtlamada önemli görevleri vardır. İç kısmını oluşturan nuleus pulpozus jelatinöz bir yapıdır. Genç erişkinlerde su tutucu özellikteki glikozaminoglikanlardan zengindir. Yaş ilerledikçe glikozaminoglikan içeriği azalır ve daha kuru bir özellik alır (12).Nukleus pulpozus lomber bölge dışında disklerin tam merkezinde yer alır. Lomberde ise hafif posterior konumdadır. Bunun etrafında fibrokartilaj anulus fibrozus vardır. Kollojen liflerinin çapraz oryantasyonu sayesinde anulus eğilme ve torsiyonel yüklere karşı direnç gösterir. İntervertebral disk çok farklı kuvvetlerin etkisi altındadır. Faset eklemler ile birlikte gövdenin kompressif yüklerini taşımaktan sorumludur. Disk ayrıca öne, arkaya ve yana eğilme sırasında gerilme streslerinin de etkisi altında kalmaktadır. Bunun dışında pelvise göre gövdenin aksiyel rotasyonu da diskte makaslama stresleri oluşturmaktadır.Diskin en çok incelenen özelliği kompresyona karşı davranışıdır. Diskin düşük yüklere karşı çok az direnç gösterdiği, yükün artmasıyla sertleştiği saptanmıştır. Yine yapılan araştırmalar büyük yüklerin uygulanmasından sonra nukleus pulpozusta fıtıklaşmanın gelişmediğini göstermiştir(9). Bir hareket segmenti vertikal olarak kesildiğinde nukleusun protrüde olduğu gözlenir. Bu durum içerideki yapıların basınç altında olduğunun bir göstergesidir. Yapılan ölçüm çalışmaları yüklenmemiş disk içinde normalde 10 N / cm2 basınç olduğunu göstermiştir (13). Bu interensek basınç veya ön yüklenme longitudinal ligamanlar ve ligamentum flavumun oluşturduğu kuvvetlerce meydana gelir.
Omurganın yüklenmesi sırasında nukleus pulpozus hidrostatik davranış gösterir. Basıncı eşit olarak dağıtır. Bu özellikleri ile vertebra cisimleri arasında enerjiyi absorbe eden ve yükü dağıtan bir amortisör gibidir.Kompresyon uygulanan bir diskte basınç eksternal uygulanan yükün 1.5 katı olarak birim alana yayılır. Nuklear materyal çok az komprese edilebildiğinden kompresyon yükü diski yanlara doğru bombeleştirir. Anulusun lifleri çevresel gerilme streslerini karşılar. Lomber omurgada gerilme streslerinin anulus fibrozusunun posteriorunda aksiyel kompressif yükün 4-5 katı kadar olduğu saptanmıştır(13,14) .Torakal bölgedeki anulus fibrozuslarda gerilme stresleri disk geometrisindeki farklılık nedeniyle daha azdır. Torakal disklerde disk çapının boyuna oranı daha büyük olduğu için diskin çevresindeki gerilme stresleri azalır(15,16).Diskin dejenere olması ile proteoglikan içeriği ve buna bağlı olarak hidrofilik kapasitesi azalır. Disk kuru hale gelir. Elastisitesi ile enerji absorbe etme ve yükü dağıtma yeteneği giderek düşer. Bu değişiklikler yüklere karşı direncini de azaltır.
Disk ve çevresindeki omurların spongiozası bir osmotik sistem oluştururlar. Diski çevreleyen doku tabakaları bir yarı geçirgen membranın özelliklerini taşır. Anulus fibrozus ve uç plaklar dış kısımlarında sadece küçük moleküllerin geçebileceği üç boyutlu bir örgü içerirler. Bu şekilde biyolojik ve mekanik yönden tamamen farklı iki doku olan diskin içi ve spongioza arasında bir bariyer oluşmuştur. Bu iki ortam hidrostatik basınç yönünden ayrı özellikler göstermektedir. Diskin civarındaki yumuşak dokularda ve kemik trabekülleri içinde düşük miktardaki normal doku basıncı bulunurken, diskin içinde vücudun pozisyonu ve kaldırılan ağırlığa göre değişen ve bazen 10000 N a kadar çıkabilen yüksek miktarlarda basınç oluşmaktadır
Disk aralığının tamamen kapanmaması ve suyunu kaybetmemesi için bu basınç farklılığına karşı diske doğru bir sıvı akımının gelişmesi gerekir. İşte bu sıvı akımı osmotik kuvvetlerle oluşmaktadır. Disk içinde bulunan makromoleküller, özellikle mukopolisakaritler su çekme kuvveti yüksek bileşiklerdir. Sıvıyı çok yüksek miktarlardaki yüklenmelerde bile içerde tutabilmektedir. Osmotik sıvı hareketi yüklenme ile başlayarak hidrostatik basınç ile osmotik basıncın dengeye gelmesine kadar sürer (9). insandaki disk içindeki basınca bağlı sıvı değişimi bir pompa mekanizmasını temsil eder. Bu mekanizma hücrelerin ihtiyacı olan maddelerin sağlanmasına da olumlu etkide bulunur. Ayrıca metabolik artıkların ortamdan uzaklaşmasını sağlar. Dikey ve yatay pozisyon değişikliği madde transportu üzerine olumlu etkide bulunur. Pozisyonun sabit kalması basınca bağlı sıvı kaymalarını durdurur. Hareketsizliğin disk metabolizmasına bu olumsuz etkisi özellikle intradiskal basıncın çok fazla olduğu pozisyonlarda görülmektedir. Bu özelliğin disk dejenerasyonunun etyolojisinde önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Omurganin İnnervasyonu ve Kanlanmasi

Omurganın İnnervasyonu ve Kanlanmasi
Medulla spinalisten çıkan 31 çift spinal sinirin sekizi servikal, onikisi torakal, beşi lomber, beşi sakral ve bir çifti de koksigealdir (5,6,8). Bu sinir kökleri intervertebral aralıktan omurgayı terk eder. Spinal sinirler dorsal ve ventral kök liflerinin birleşiminden oluşur. Spinal sinirlerin rekürren dalları sinuvertebral sinir olarak adlandırılır. Sempatik sinir sisteminin duyu liflerini taşıyan bu sinirler intervertebral foramenden çıktıktan sonra kanalis vertebralisle ilgili damarsal yapılara, meninkslere, periosta ve anulus fibrozusa lifler verir. Oldukça serbest sayıdaki liflerin etkisiyle disk hastalıklarında ağrı kaynağı olarak kabul edilir. Annulus fibrozusun iç kısmında ve nukleus pulpozusta ise sinir elemanları yoktur (7).
Lomber bölge omurlarında kanlanma doğrudan aortadan olmaktadır. Lomber segmenter arterler dört çiftir ve bunlar ilk dört lomber omur gövdelerinin anteriorundaki aortanın posteriorundan çıkarlar. Bu segmenter arterler omur gövdesi boyunca arkaya doğru ilerlerler ve transvers proses seviyesine geldiklerinde posteriora dal verirler. Segmenter arterin oluşturduğu dorsal dal intervertebral foramen seviyesinden spinal kanala girer. Posteriora verilen dal dönerek spinal dalları oluşturur bu da omur gövdesini ve ligamanları besler. Dorsal dal ise posterior santral ve prelaminer arterleri verir;bunlar da omur gövdesinin arkasını, ligamentum longitudinale posterioru ve intervertebral diskleri besler. Omurganın venleri internal ve eksternal pleksuslar olarak iki grupta incelenebilir. Eksternal venöz pleksus omurların özellikle de posterior kemik ve çevre yapının venöz dolaşımın sağlarken internal venöz pleksus da dura mater ile omur arasından dört damardan oluşur ve kanalis vertebralis çevresinin drenajını sağlar.

Omurganin Baglari

Omurganın Bağları
Omurların korpuslarının tüm omurga boyunca ön ve arka yüzlerinde yukardan aşağıya doğru ilerleyen ve dıştan bağlayan iki adet ligaman vardır. Bu ligamanlara ligamentum longitudinale anterior ve ligamentum longitudinale posterior denir.(8) Ligamentum longitudinale anterior omur gövdelerine kuvvetli, disklere ise gevşek bağ dokusu ile yapışmıştır. Ligamentum longitudinale posterior ise disklere daha kuvvetli olarak yapışmıştır. Bu nedenle omur gövdelerini esas bağlayan bağı ligamentum longitudinale anterior buna karşılık intervertebral diskleri birbirine bağlayan esas bağı ise ligamentum longitudinale posterior olarak isimlendirmek yanlış olmaz. LLA oksipital kemiğin baziler bölgesinden başlayarak aksisin korpusunun önünden geçerek sakrumun üst kısmına dek omurların ön yüzünde aşağıya doğru ilerler. Lomber bölgeye geldiğinde en geniş halini alır. LLP ise lomber bölgede üst bölgelere göre daha dardır. (6,7)Lomber bölgede omur gövdelerine önde ligamentum longitudinale anterior ve diyafram krusları, yanlarda muskulus psoas majör, arkada ligamentum longitudinale posterior yapışır. Laminaları hem birbirine bağlayan, hem de ön yüzlerini kaplayan bağa ligamentum flavum denir. Ligamentum flavum normalde omurgada belirli bir elastik tonus içerisinde bulunur. Bu bağ servikal bölgede ince, geniş ve uzun; torasik bölgede kalın; lomber bölgede ise en kalın hali ile bulunur. Supraspinöz ve interspinöz ligamanlar komşu omurların spinöz prosesleri arasında uzanır. Supraspinöz ligaman incedir. Spinöz proseslerin uç kısmından geçer. Yüzeyel lifleri üç dört omuru birbirine bağlarken derin lifler sadece ardışık iki omur arasında bulunur ve interspinöz ligamanla bağlanır. Bu bağ lomber bölgede oldukça kalındır ve komşu fasya ile birleşebilir. İnsanlarda bu yapı vertebra prominensten protuberansia oksipitalis eksternaya kadar uzanır ve ligamentum nuchae ismini alır. Bu bağlardan başka, transvers çıkıntılar arasında seyreden bağlar da vardır. Bu bağlara ligamentum intertransversaria denir

Omurganin Anatomik Ozellikleri Nelerdir

Omurganın Anatomik Özellikleri Nelerdir?

Omurga, sağlam ligamanlarla birbirine bağlantılı değişik büyüklük ve şekildeki omur ve disklerin, kaslarla da desteklenmesiyle baş ve pelvis arasında uzanan, gövdeye aksiyel destek oluşturan bir yapıdır. Omurga tipik olarak 33 omurdan oluşur. Yedi adet servikal, oniki adet torasik ve beş adet lomber omur segmenti omurganın hareketli bölümünü oluşturmaktadır. Birbiriyle kaynaşmış 5 adet omurun oluşturduğu hareketsiz bölüm ise sakrumu meydana getirir. Sakrumun altında ise dört ya da beş irregüler kemikten oluşan koksiks bulunur.
Omurgaya önden arkaya doğru bakıldığında, çoğunlukla düz bir hat çizer. Yandan bakıldığında ise fizyolojik eğrilikler olarak tanımlanan servikal ve lomber bölgede öne doğru (lordoz), torakal ve sakral bölgelerde ise arkaya doğru olan bir konveksibilite (kifoz) oluşturduğu görülür (6). Bu olağan fizyolojik eğriliklerin omurgaya daha çok eğilebilme yeteneği vermelerinin yanı sıra oluşabilecek şokun etkilerini azaltma fonksiyonu da vardır. Yine torakal bölgedeki fizyolojik kifoz solunum fonksiyonu yönünden önemlidir. Torakal ve sakral eğrilikler yapısaldır. Buna karşın servikal ve lomber eğrilikler ise değişkenlik gösterir. Bu şekilde intervertebral diskler ve dolayısıyla da bu bölgeler geniş hareket olanağına kavuşur.
Omurların bulunduğu bölgeye göre, şekilleri ve büyüklükleri değişkenlik gösterir. Omurların, ön tarafta korpusu, arka tarafta ise arkusu yer alır. Omurların korpusundan posteriora doğru uzanan yapılar pedikül olarak adlandırılır. Pediküller posteriora doğru ilerledikçe tekrar orta hatta yaklaşarak birleşme eğilimi gösterir, ayrıca yassılaşıp genişlerler (5,6.) Pediküller bu kısımdan itibaren lamina adını alır. Bu pedikül ve lamina sınırları arasında kalan halkaya foramen vertebrale denir. Omurların içinde medulla spinalis, beyin zarları ve spinal kökleri barındıran ve onları koruyan kanalis vertebralis oluşur. Pedikül ile laminanın birleşim yerinde üç çift çıkıntı bulunur. Bu çıkıntılara prosessus artikülaris superior, prosessus artikülaris inferior, prosessus transversus denir. Omurlara yandan bakıldığında, korpus ve pedikülün prosessus artikülaris superior ile oluşturduğu çentiğe insisura superior, prosessus artikülaris inferior ile oluşturduğu çentiğe ise insisura inferior denilmektedir. Yukardaki omurun insisura inferioru ile aşağıdaki omurun insisura superioru arasında oluşan boşluğa foramen intervertebrale denir. Bu foramenden spinal sinir kökleri çıkar. Pedikülün orta hatta yaklaşmaya başlayarak lamina adını almasından sonra laminalar posteriorda birleşirler ve posteriora uzanan prosessus spinozusu oluştururlar. Bir omurun prosessus artikülaris superioru üstteki omurun prosessus artikülaris inferioru ile birleşerek sinoviyal bir eklem olan faset eklemleri oluşturur (5,6).
Faset eklemleri oluşturan bu artiküler çıkıntılar bulunduğu bölgeye göre değişik konumlara sahiptir. Bu sayede her omurga seviyesine özgü fleksiyon, ekstansiyon ve rotasyon hareket açıklıkları oluşur. Spinöz ve transvers çıkıntılar ise kas yapıları için yapışma ve destek kolu görevleri görürler. Omur korpuslarının büyüklüklerinin servikalden lombere doğru giderek artmasının nedeni olarak, omur korpuslarının maruz kaldığı yük ve stresin artması gösterilir. Omur korpusları arasında bulunan intervertabral diskler omurganın karşılaştığı stresin büyük çoğunluğunu absorbe ederler. İntervertebral diskler, dış kısmında anulus fibrozus olarak adlandırılan konsantrik yerleşimli fibröz dokudan ve bunun iç kısmında bulunan nukleus pulpozus adı verilen jelatinöz dokudan oluşurlar.(5) Omurların yapıları da bulunduğu bölgeye göre değişebilmektedir. Örneğin servikal omurların ilk ikisi ve sonuncusu farklı özellik taşır. Servikal omurların korpusları daha incedir, vertebra foramenleri ise daha geniştir. Servikal bölgeden lomber bölgeye doğru ilerledikçe artan yüke paralel olarak omur boyutlarında büyüme görülür. Torakal bölgede korpusların yan tarafında yarım ay şeklinde iki adet fovea kostalis superior ve inferior adı verilen yarım eklem yüzleri bulunur. Bu eklem yüzleri kostalarla eklem yapar. Lomber omurlarda ise vertebral foramanler üç köşelidir.
Lomber bölgede kanalis vertebralis çapı anterior-posterior planda ortalama 17.5 mm, transvers planda ise ortalama 23.5 mm genişliğindedir.(7) Medulla spinalis bu bölgede çoğunlukla L1 nadiren de L2 omur seviyesinde kadar gelir. Medulla spinalis bu seviyelerdeki sonlandığı yer konus medullaris olarak adlandırılır. Lomber omurgaları diğer bölge omurlarından ayıran en büyük özellikleri büyüklükleri ve gövdelerinin yan taraflarında eklem yüzlerinin bulunmayışıdır. Lomber omurlarda artiküler prosesler vertikal doğrultudadır. Bu nedenle lomber bölge özellikle fleksiyon ve ekstansiyon hareketlerini yapar.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Erkekleri tavlamada yeni trendler

Beyaz atlı prensiniz, gökten zembille inmeyecek maalesef! Onu bulmak için elinizi kolunuzu bağlayıp, oturup beklemeniz yerine harekete geçmeyi öneriyoruz. Mademki aşkta her yol mubah; dönemin ve teknolojinin son moda nimetlerinden faydalanmaya ne dersiniz?

Eskiden insanlar sadece lise, üniversite, iş, arkadaş ortamı ya da aile vasıtasıyla birileriyle tanışabiliyordu. Bunun ötesindeki tanışmalar ise olağandışı kalıyor, hatta kader diye nitelendiriliyordu. Peki ama "hayatının aşkını bulmak" gibi ciddi bir meseleyi kim kadere bırakmak ister ki? Kimse istemez…

Artık kimse kaderini kabullenip, yerine oturup, beyaz atlı prensin bu kısıtlı koşullar altında kendisini bulmasını beklemek zorunda da değil!

Bu devirde bekârların önündeki yöntemler ise geçmişe oranla çok daha alternatif dolu…

Cep telefonu

Cep telefonunuzun aşka giden yol olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Hani şu 900′lü hatların sloganında olduğu gibi, belki de hayatınızın aşkı hemen telefonun öbür ucunda! Yanlış anlamayın tabii ki o deli saçması hatlardan bahsetmiyoruz!

İlk önce Singapur'da başlayan bir uygulamadan bahsediyoruz! Bir internet sitesinden sadece bu iş için geliştirilmiş yazılımı yüklüyorsunuz. Programı yükledikten sonra, kendinizle ilgili önemli bilgileri dolduruyor, bir fotoğraf ekliyor ve ne istediğinizi yazıyorsunuz; daha sonra tek yapmanız gereken telefonunuzu açık tutmak. Ve telefonunuz potansiyel sevgilinizi aramak için havaya sinyaller göndermeye başlıyor! Enteresan değil mi?

Bluetooth teknolojisi

Artık herkesin en azından wap'lı, zap'lı, bluetooth'lu telefonları var. Pek çok kişinin aslında ne olduğunu bile bilmediği, öğrenmeye de ihtiyaç duymadığı bu özelliklerden bluetooth belki de hayatınızı değiştirebilir. Örneğin otobüste ya da bir süpermarkette ya da çok kalabalık herhangi bir yerde flörtü başlatmak için telefonun bu özelliğinden yararlanabilirsiniz.

Siz bluetooth'u açınca etrafta bluetooth özelliğine sahip telefonların sahiplerinin kimlikleri belirecektir. Bluetooth kullanıcılarından biriyle bu şekilde gizli bir buluşma bile ayarlanabilir, kim bilir… Çok heyecan verici olmaz mı?

Hızlı randevular

Bir bar ya da diğer bir yerde düzenlenen bu gecelerde, bir grup bekâr erkek ve kadın buluşur. Herkese, örneğin 3-4 dakika gibi, birbirlerini tanımak için kısa bir süre verilir. Herkesin elinde bir de skor kartı bulunmaktadır. Bu karta da beğendiniz kişileri işaretleyebilirsiniz.

Bu gibi bir organizasyon insanı zaman ve stresten kurtararak aynı anda bir gecede, hatta birkaç saat içerisinde pek çok potansiyel sevgili adayıyla tanışma şansı sunmaktadır. Sevgili bulmasanız bile çok eğleneceğiniz kesin!

Hobi kursları

Biraz boş zamanınız varsa ve hayatınıza bir renk katmak istiyorsanız, hobi kurslarını denemekte fayda var. Mesela fotoğrafa ilgi duyuyorsanız hemen bir fotoğrafçılık kursuna yazılın, deriz. Danstan sinemaya, dalıştan yemeğe kadar çok çeşitli ilgi alanlarına yönelik olan bu kurslarda katılımcı yaş ortalaması da çok değişken.

Ayrıca illa en pahalısına ya da en iyisine, en bilinenine gitmenize de gerek yok, artık hemen sokağı dönünce kesin bir tane kurs bulabilirsiniz. Böylece hem kendinize yeni şeyler katacak hem de yeni insanlarla tanışma fırsatı yaratmış olacaksınız.

Şarap ya da yeni ürün tanıtım günleri

Artık firmalar kendi ürünlerini tanıtmak için çeşitli organizasyonlar düzenliyorlar… Ayrıca yeni açılan tüm dükkânlar da birer açılış kokteyli yapıyorlar. Bunları gazete ya da sokaktan geçerken gördüğünüzde içeri dalmamanız için hiçbir neden yok.

Orada aynen sizin gibi sadece meraktan ya da ilgi alanı bu olduğu için bulunan pek çok kişi olacağı kesin.

Tracking ve hafta sonu gezileri

Yalnızsınız diye tatile çıkamayacağınızı kim söyledi? Özellikle şehir dışına yapılan kısa günübirlik turlar ya da hafta sonu gezileri, yeni yerleri keşfetmek, yeni tatlar denemek, hatta diğer bekârlarla tanışmak için birebir. Üstelik tanışacağınız adayların maceracı ve sportif olması da kuvvetli ihtimal!
 

5 Ağustos 2012 Pazar

Az Bilinen, Çok Faydalı: Çay Ağacı Yağı

Çay ağacı, bizim bildiğimiz çay bitkisiyle pek ilgisi olmayan, Avusturalya dolaylarında yetişen bir bitki. Ağacın yapraklarının ezilip distilasyonu yapıldıktan sonra tamamen doğal olan çay ağacı yağı elde edilir.

Avusturalyalılar günlük hayatta yanık, akne, enflamasyon gibi birçok sorun için bu yağı kullanmaktadırlar.


Çay ağacı yağının bilmediğimiz, tahmin edemediğimiz pek çok özelliği bulunmaktadır. Fakat sadece haricen kullanılmaktadır.

-Akne, yüz lekeleri, mantar, uçuk için pamukla 1-2 damla sürerek,

-Kepek sorunu olan saça birkaç damla ile masaj yapıp, gece bekletildikten sonra sabah yıkayarak,

-Bit bulaşmış saça 1-2 damla tarağa sürüp tarayarak,

-Böcek ısırıklarında kaşınan yerin üzerine 1-2 damla pamukla sürerek,

-Ayak kokusu için her gün 1 kere ayağa masaj yaparak,

-Grip, soğuk algınlığı gibi durumlarda tıkanan sinüsleri açmak için 1 tencere suya 10 damla döküp 15 dakika inhale ederek,

-Su toplaması, yanık gibi durumlarda yara yeri temizlendikten sonra antiseptik amaçla sürülerek,

-Ateş düşürmek için nemli beze 1-2 damla damlatıp ferahlık verdirmek amacıyla kullanılabilir.


Çay ağacı yağını aktarlardan edinebileceğiniz gibi, pek çok kozmetik mağaza zincirinden de edinebilirsiniz.

31 Temmuz 2012 Salı

Hamilelerin uzak durması gerekenler

Hamilelerin uzak durması gerekenlerNormal bir kadın günde tahminen 20 çeşit yüz ve vücut ürünü kullanıyor ve bu ürünlerden çoğu fetüsü etkileyecek kimyasallar içeriyor.

Hamile kadınlar sıklıkla ne kullanıp ne kullanmamalarına dair öneriler alırlar. Peki bazı kozmetik ürünlerinin ciddi riskler taşıdığının gerçekten farkındalar mı? Normal bir kadın günde tahminen 20 çeşit yüz ve vücut ürünü kullanıyor ve bu ürünlerden çoğu fetüsü etkileyecek kimyasallar içeriyor.

Hamile olduğu için ritüel bakımından vazgeçmemesi gereken kadının sakınması gereken ürünler olduğunu bilmesi gerekli elbette. Pek çoğu hakkında araştırmalar sürse de bir denek olmak ya da kendinizi ve doğacak bebeğinizi riske atmak istemiyor iseniz listeye bir göz atmanızda fayda var. Uzmanların uzak durulması gerektiğini söyledikleri ürünler:

Phthalates  Phthalates, plastikleri daha esnek ve kokuları da kalıcı kılmak için kullanılan kimyasal maddelere verilen genel isim. Parfümeri ve losyonlarda sıklıkla kullanılan bu maddelerin aşırı dozunun hayvanların üremesinde problemler yaratmış; ancak insan sağlığında bir hasara sebep olup olmadığı hala netleşmemiştir. Tüketici ürünlerinin üzerinde listelenmeyen phthalates; neredeyse yoğun esanslı, kokulu tüm ürünlerde bulunuyor. Bu yüzden hamile bayanlar ürün tercihlerini yaparken parfümsüz ve esanssız olanlara yönelmeli.

Saç Bakımı  Saç boyama ve doğum bozuklukları arasındaki ilişki çok fazla bilinmiyor. Boyama, perma, düzleştirme gibi saç müdahalelerinde kullanılan ürünlerin içindeki kimyasalların saç derisinden cenine kadar ulaşıp ulaşmadığı bilinmemesinden kaynaklanıyor bu kesin olmama durumu. Buna rağmen, yine riske girmemek için hamilelik sürecinde bu tür işlemlerden uzak durmakta fayda var. Ancak dip boyası yaptırmadığınız sürece, zararlı kimyasallar saç deriniz tarafından emilmiyor. Ya da tamamen doğal bir ürün olan kına en azından bu süreçte boya yerine tercih edilebilinir.

Retinoids  Retinoids, akne ilaçlarında ve anti –aging kremlerinde kullanılan A vitamininin bir türevidir. Çoğu hamile kadın, ciddi akne tedavileri için kullanılan Accutane’nin(isotretinoin denilen bir retinoid) taşıdığı risklere dair doktoru tarafından zaten uyarılır. Ağız yoluyla alınan bu ilaç, büyük doğum kusurları ile ilişkilendirilmiştir ve kesinlikle kullanılmamalıdır. Retinoid ailesinden diğer ürünler için bulgular kesin değildir. Retin-A, Avita, ve Renova, akne, deri görünümü ve kırışıklıkları onarmada kullanılan hiper pigmentasyon tedavilerinde kullanılan başlıca kimyasallardır. Ürünlerin içindeki oranın azlığı ve derinin emilimi dahilinde daha da azalacağı düşünüldüğünde riskin de azaldığı tahmin edilse de uzmanlar tarafından riskleri henüz netleşmeyen bu ürünlerin kullanılmaması öneriliyor.

Slisilik asit  Retinoidler gibi, salistik asitin de ağızdan alınan türünün (SA), yüksek dozlarda, doğum kusurlarına sebep olduğu saptanmıştır. Buna rağmen, cilt temizleyici losyonlarda ve kremlerde maruz kaldığımız küçük oranların güvenli olduğu belirtiliyor. Yani kaçınılması gereken ağız yolu ile alınan SA(ya da başka isimle beta hidroksil asit, BHA).

Güneş yağları  Piyasada iki tür güneş koruması bulunmakta; biri kimyasal koruyucular içereni diğeri fiziksel. Kimyasal içeriğe (oxybenzone ve avobenzone) sahip olanlar, direk toksit ürettiği söylenmese de deri tarafından emiliyorlar. Bu yüzden güneşle ten arasına fiziksel bir blok olarak işleyen güneş kremlerinin hamilelik sürecinde kullanımı tercih edilmelidir.