17 Ağustos 2011 Çarşamba







Türkiye saglikli beslenme ve hareketli hayat programı

Obezite; besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Obezite küresel boyutta önemli bir halk sağlığı sorunudur. Hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde obezite her geçen gün artış göstermektedir.
Bu nedenle Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı çerçevesinde Yeterli ve Dengeli Beslenme ve Hareketli Hayat Kurulu oluşturulmuştur. Kurulun çalışmaları İlsağlık müdürlüklerince Eğitim Şube Müdürlüğü koordinesinde yürütülmekte olup, ayrıca Obezite Birimi olarak hizmet sunulmaktadır.
Yeterli ve Dengeli Beslenme ve Hareketli Hayat Kurulu Üyeleri tarafından Aile Hekimlerine eğitim verilerek, Aile hekimler ince obez tanısı konan
bireylerin ikinci basamak sağlık kuruluşlarına sevk edilerek diyetisyenler tarafından sağlıklı zayıflamaları ve Gençlik Spor İl Müdürlüğü tarafından belirlenen antrenörler eşliğinde ücretsiz ve güvenli fiziksel aktivite yapma imkânı sunulmuştur.
İllerde "Sağlık İçin Hareket Et" sloganıyla Valilik ve Müdürlüklerce organizesi ile "Sağlık için hareket et yürüyüşü bazı kurum müdürleri, sağlık çalışanları, öğrenciler ve vatandaşlar olmak üzere obeziteylr mücadele yürüyüşleri yapıldı.


Yeterli ve dengeli beslenme ile düzenli fiziksel aktivite,
vücut ağırlığının kontrolünde temel koşuldur.


Güneş Ve deri

ışınları uzun (infrared) ve kısa dalgalardan (UV-A, UV-B ve UV-C) oluşmaktadır.
UV-A ışınının dalga boyu 320-380 nm'dir ve derinin derin tabakalarına (dermiş) ulaşır ve yayılır. UV-A ışını yıl boyunca ve gün içinde değişik saatlerde, mevsimlerde veya hava koşullarında değişmeksizin etkili olmaktadır.
UV-B ışının dalga boyu 290-320 nm' dir ve derinin üst tabakasını (epidermisi) etkiler. UV-B ışını yaz aylarında ve yüksek rakımlı yerlerde daha yoğundur. UV-C 200 nm ile 280 nm arasıdır. Dezenfektan olarak yararlanılan bu özel ışık, bakterilerin, virüslerin, küf ve mantar sporlarının DNA yapısını bozarak onları etkisiz hale getirir. DNA yapısındaki timin molekülleri arasındaki replikasyonu engeller.
Güneş ışınlan ve yapay ışık kaynaklarından elde edilen UV ışınlarının insan ve


insan derisi için birçok faydaları ve zararları vardır. Fotosentez, görme duyusu, vitamin D sentezi, hastalık yapıcı mikropların yok edilmesi, sağlıklı bir bronzlaşma, insan psikolojisine olumlu etkisi, sedef hastalığı gibi bazı deri hastalıklarına iyileştirici etkisi yararlı etkileridir.
Deride zaman içerisinde incelme, elastikiyetin bozulması (kırışıklık), kuruluk, pigmentasyon değişikliği, kılcal damarların belirginleşmesi, fotoyaşlanma ve deri kanserinin oluşma riskinin artması en önemli olumsuz etkilerdir.
Güneş ışınlarının ultraviyole kısmı deride beliren üç tip kanser oluşumuna neden olmaktadır.
Skuamöz hücreli karsinom:
Derinin üst tabaka hücrelerinin çoğalmasına bağlı olarak gelişen malign lezyonlardır. UV kanser oluşturmada en önemli etkendir. Fakat başka faktörlerinde etkisi vardır. Dudak ve ağız kanserlerinde sigara, genital lezyonlarda vajinal siğiller, bölgesel olarak uygulanan katran, arsenik gibi kanserojenler, ışın tedavileri, uzun süreli bağışıklık sisteminin baskılanması bu kanser türüne neden olan diğer faktörlerdir.






Klinik olarak sert kitle hızla büyüyen kitle veya yara şeklinde olabilir. Tanı] için şüpheli lezyondan biyopsi yapılır.
Bazal hücreli karsinom:
Bazal keratositlerin proliferasyonuna> bağlı olarak yavaş büyüyen bölgesel olarak yıkıcı bir tümördür. En sık1 görülen kötü huylu tümörüdür. Beyaz tenli kişilerde aşırı güneşe maruz kalma ile ilişkilidir.
Genellikle ortası çökük ve yarı saydam görünüşlüdür. Bu nedenle inci benzeri olarak tanımlanır. Yüzeyindeki kılcal damarlar oldukça karakteristiktir. Diğer organlara yayılma oldukça nadirdir. Fakat bölgesel ilerleme çok yıkıcı olabilir. Tanı için biyopsi yapmak gerekir.

Malign melanom:
Kötü huylu deri tümörleri içinde en tehlikeli olanıdır. Diğer deri tümörlerinden farklı olarak nispeten daha genç yaş grubunda görülür. Görülme sıklığı hızla artmaktadır. Ilıman iklimlerde muhtemelen aralıklı güneş maruziyetinin artması nedeniyle sık görülür. Açık ten rengi, kızıl veya sarı saç, mavi gözler, bronzlaşamama, çiller ve benlerin varlığı risk faktörlerindendir.
İyi huylu lezyonlardan ziyade kötü huylu lezyonlarda görülen özellikler; lezyonun çapının lcm den fazla olması, boyutunun gittikçe artması, düzensiz kenara sahip olması, kızarıklık ve iltihap, kabuklanma, kanama gelişmesi, duyuda değişme ve kaşıntıdır. Dört temel tipi tanımlanmıştır.
I. Lentigo Maligno Melanom:
Uzun yıllar boyunca yavaş büyür. Sık olarak yaşlı bir kişide yanakta veya şakakta ortaya çıkar.
II. Yüzeysel Olarak Yayılan Melanom:
Kenarları düzensiz, pigmente
kahverengi/siyah lekeler olarak ortaya çıkar. Yüzeyde akıntı, kabuklanma, kanama gelişebilir. Sıklıkla kadınlarda alt bacakta yerleşir.
III.Nodüler Melanom:
Dışarı doğru hızla büyüyen mavi siyah renkli lezyon şeklindedir. Bazen siğil benzeri ve pigmente olmayan lezyonlar olarak görülür. Vücudun her yerinde olabilir.

IV. Akral Melanom:
Ayak tabanında veya avuç içinde düzensiz pigmente lezyon şeklinde olabileceği gibi tırnak altında pigmente lezyon şeklinde olabilir.
Bazal hücreli ve skuamöz hücreli karsinomlarda alınan toplam UV dozu önemliyken , maling melanoma da aralıklı olarak alınan yüksek dozlar etkilidir.
Deriye ulaşan UV ışın miktarını etkileyen faktörler
Saat, mevsim, coğrafik enlem, bulutlanma, yüzey yansımaları ve yükseklik deriye ulaşan UV ışın miktarını etkiler.
Günlük total UV ışınının %75'i 09:00- 15:00 saatleri arasındadır. Yaz aylarında özellikle deri için zararlı UV nin yeryüzüne ulaşma yoğunluğu artmaktadır. Yıllık maruz kalınan UV ışın miktarı ekvatordan uzaklaştıkça azalmaktadır. UV şiddetini bulutlar azaltmaktadır. Ancak bulutlardaki su içeriği UV den çok kızıl ötesi ışınları zayıflatmakta bu durum derideki ısı etkisini azaltmakta, bu uyarıcı etki azaldığından plajda UV ye aşırı maruz kalma riski artmaktadır. UV-B radyasyonunun %3 kadarı çimden yansırken bu oran kumda %25' i bulabilir. Su %5 oranında yansımaya söbep olurken asıl önemlisi UV radyasyonun %75' i suyun 2 metre derinliğine ulaşabilmektedir. Yüksekilk olarak her 300 metre artış güneş yanığı oluşturma etkisinin %4 artırır.

femaaiaı
)plam UV
%50'sine
yaşına kadar
Katır, bu yüzden
çocukluktan başlayarak
güneş ışınlarına maruz
kalmayı azaltacak
davranış değişikliklerini
geliştirmeye yönelik
toplum eğitimi şarttır.


Güneşten korunma
Bireyler yaşamı boyu alacağı toplam UV miktarının %50'sine 20 yaşına kadar maruz kalır. Bu yüzden çocukluktan başlayarak güneş ışınlarına maruz kalmayı azaltacak davranış değişikliklerini geliştirmeye yönelik toplum eğitimi şarttır.
Güneş ışınlarının bir kısmı deriye yerden yansıyarak ulaşmaktadır. Özellikle kum, beton, deniz ve kar UV ışınlarını yansıtmaktadır. Çocuklar açık havada oynadıkları için daha uzun süre güneş ışınlarının etkisi altında kalırlar. Bu nedenle şapka ve şemsiye tam koruma sağlamaz. Giysiler yaklaşık % 20-25 oranında koruma sağlayabilir. İpeksi gibi ince kumaşların ve koyu renkli giysilerin koruyucu özellikleri yoktur. Fakat korunma yönteminin giysilerle (açık renk şapka ve tişört vb.) desteklenmesi gerekir. Deri tipine bakılmaksızın güneşten koruyan yüksek faktör içeren ürünlerin uygulanması gerekir. 3 yaşın altındaki çocuklar kesinlikle korunmasız güneşin altında bırakılmamalıdır. Güneş ışınları yaklaşık %85 oranında bulutlardan geçer. Yaz aylarında hava bulutlu diye güneşten korunmayı boş vermemek gerekir. UV geçirmeyen güneş gözlükleri ise katarakt oluşumuna karşı koruyucudur.
Hayatında en az bir kez bile şiddetli güneş yanığı geçiren bireylerde deri kanseri geçirme riski 2 kat artıyor. Gün içinde tesadüf olarak maruz kalma oranı, isteyerek güneşe maruz kalmaktan 4-5 kat fazladır. Bu nedenle tam gün güneşten korunmak gereklidir. Geniş etkili ve koruma faktörlü bariyer oluşturucu güneş kremlerinin düzenli biçimde kullanımının yaygınlaşması kısa ve uzun dönem UV etkilerinden korunmada büyük önem taşımaktadır.
    Ayrıca düzenli aralıklarla cilt muayenesi yapıp var olan benlerdeki şekil, renk, büyüklük değişikliklerinin saptanması ve gerekiyorsa takip ve tedavisi yapılmalıdır.
KAYNAKLAR
1-Özkan Ş, Ergör G, İlknur T: Güneş ve
toplum bilinci. Türkderm 2001, 35:277-284
2-http://www. istanbul.edu. tr/itf/itfogrenci/
attachments/079_dis.faktörlerin.deri.
uzerindeki.etkileri.ve.korunma.yollari.pdf
3-Öztürkcan S, Ermertcan A.T: Güneş
koruyucuları. Türkiye Klinikleri J Cosmetol
2004, 5:162-166
4-Artcan Ö: Güneş ıştğı ve cildimiz. Trakya
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dermatoloji AD,
EDİRNE Standart Dergisi, 2005; 44:86-9
5-Eide M], Weinstock MA, Epidemiology
of skin cancer. Cancer ofthe Skin. Rigel DS,
Friedman RJ, Dzubow LM et al. Elsevier,
Philadelphia. 2005:47-61.
6-Grossman D, Leffel DJ: Squmaous celi
carcinoma. Fitzpatrick's Dermatology in
General Medicine. Wolff K, Goldsmith LA,
Katz Sİ et al. 7. Baskı. 2008. Vol 1, Ch.114.
1028-36
7-Sarıcaoğlu H: Güneşlenme sonrası deri
bakımı. Türkiye Klinikleri J Cosmetol 2004,
5:186-190


GÜNEŞTEN KORUNMAK İÇİN YAPİLMASİ GEREKENLER
1- Güneş ışınlarının en şiddetli olduğu öğlen saatlerinde (n.oo ile 15.00 arasında) güneşe çıkmamaya özen gösterilmelidir.
2-Gölgede oturulmalıdır.
3- Şemsiye, şapka kullanılmalı; açık renk giysiler giyilmelidir.
4- Güneşten koruyan ürünler bilinçli kullanılmalıdır.
Erişkinler deri tiplerine göre en az 30 faktör olmak üzere değişik faktörlerde güneş koruyucu kullanabilirler, ancak çocuklarda deri tipine bakılmaksızın yüksek faktörlü ürünler kullanılmalıdır. Güneşten koruyan ürünler, güneşe çıkmadan yarım saat önce deriye uygulanmalıdır. Deriye yeterli miktarda ve kalınlıkta sürülmelidir. Güneşten koruyan ürünler deriye eşit miktarda yedirilerek ve gerekirse; sık havuza veya denize girmek, havlu ile kurulanmak ve terlemek gibi durumlarda gün boyunca tekrar uygulanmalıdır. Yüz, omuz, ense ve boyun gibi daha yoğun olarak güneş ışınlarından etkilenen bölgeler sürekli güneşten koruyan ürünler ile korunmalıdır.


OECD 30 TÜRKİYE 8 YILDA YAPTI

Sağlık Bakanlığı 2010 yılı idari faaliyet raporunu açıkladı.






Sağlık Bakanlığı 2010 yılı idari faaliyet raporunu Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun tarafından açıklandı. Faaliyet raporunun en dikkat çekici yönlerinden birisinin “Anne ve Bebek ölüm oranlarındaki son sekiz yılda gerçekleşen düşüşler” olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tosun, “OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkelerinin anne ölümlerinde 23 yılda kat ettiği mesafeyi son 8 yılda başararak, yüz binde 16,4, olan bebek ölümleri binde 10,1 oldu. Yani 30 yılda kat edilen mesafe son 8 yılda başarıldı” dedi.

Prof. Dr. Tosun idare faaliyet raporlarının kamu kaynaklarını kullananların daha fazla sorumluluk üstlenmelerini, performanslarını artırmalarını ve yasama denetiminin daha etkili olmasını sağlayacak bir unsur olduğunu kaydetti.



“Aşılamada Gelişmiş Ülkeler Seviyesine Ulaşıldı”

5018 sayılı Kanun ile getirilen yeni yaklaşım ve uygulamaların, kamuda tam olarak yerleşmesi ve uygulanır hale gelmesi için faaliyetlerini sürdürdüğünü dile getiren Prof. Dr. Tosun, şunları söyledi: “Sağlıkta Dönüşüm Programının en önemli bileşenlerinden olan genel sağlık sigortası, sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve hizmet kalitesinin artırılması gerçekleştirilmiş durumdadır. Sağlık bilgi sistemleri, akılcı ilaç ve malzeme kullanımı, Sağlık Bakanlığı'nın planlama ve denetleme rolünün güçlendirilmesi konularında alınan mesafeler oldukça önemlidir.

Ülke genelinde 31 Aralık 2010 tarihi itibariyle Aile Hekimliği uygulamasına geçilmiş olup, 20 bin 185 hekim görev yapmaya başlamıştır. Aşılamada gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşılarak, bu oran yüzde 97 olarak gerçekleşmiştir. Bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı olarak sağlığın bozulmasını ve erken ölümleri önlemek için kapsamlı programlar hayata geçirilmiştir.”



Hasta Memnuniyet Oranı Yüzde 73.1

Kişi başı hekime müracaat sayısının 2010 yılında yüzde 7.3 olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tosun, “Hasta memnuniyet araştırmasına göre, 2003 yılında memnuniyet oranı yüzde 39.5 iken 2010 yılında yüzde 73.1'e ulaşmıştır” dedi.

Prof. Dr. Tosun, sağlık alanında çok önemli yatırımlar yapıldığını ifade ederek, “Önceki sekiz yıllık dönemde Sağlık Bakanlığı tarafından 4.5 milyar TL sağlık yatırımı yapılmışken, bu dönemde 3.4 kat artarak 15.5 milyar TL yatırım yapıldı” dedi.

12 Ağustos 2011 Cuma

AZERBAYCAN İLE KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ PROTOKOL İMZALADI

Afyon Kocatepe Üniversitesi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'na bağlı hizmet veren Merkezi Klinik arasında "Eğitim, Öğretim, Sağlık ve Kültürel İşbirliği Protokolü" imzalandı.



Afyon Kocatepe Üniversitesi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'na bağlı hizmet veren Merkezi Klinik arasında "Eğitim, Öğretim, Sağlık ve Kültürel İşbirliği Protokolü" imzalandı. Azerbaycan'da gerçekleştirilen imza töreninde; YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Muhittin Şimşek, Azerbaycan Sağlık Koordinatörü Prof. Dr. Cemil Aliyev, Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak ile Azerbaycan Merkezi Klinika Baş Direktörü Melikşah N. Acuner hazır bulundu.

Protokol, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Rektör Prof. Dr. Mustafa Solak ile Azerbaycan Sağlık Koordinatörü Prof. Dr. Cemil Aliyev ve Azerbaycan Merkezi Klinika Baş Direktörü Melikşah N. Acuner tarafından imzalanarak, yürürlüğe girdi.







Öğrenci ve Öğretim Elemanı Değişimleriyle Artarak Süreceğine

Karşılıklı görüşlerin ifade edildiği törende Prof. Dr. Aliyev, kendilerini Azerbaycan'da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ilk adımları atılacak işbirliğinin önümüzdeki dönemde öğrenci ve öğretim elemanı değişimleriyle artarak süreceğine inandığını belirtti.



YÖK Başkanı Özcan, "Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörü ile birlikte bu protokolü imzalamaktan memnuniyet duyuyorum. İki dost ülkenin iki önemli kurumu arasında gerçekleştirilen bu protokol ile eğitim-öğretim, sağlık hizmetleri ve kültürel alanlarda çok verimli işbirliği imkânlarının hayata geçirileceğine inanıyorum" dedi. Özcan, her iki üniversiteye bundan sonraki çalışmalarında da başarılar diledi.

Rektör Prof. Dr. Mustafa Solak ise, protokolün iki kurum arasındaki ilişkileri hem sağlık, hem de diğer sektörlerde geliştirmek, güçlendirmek ve karşılıklı olarak işbirliğini teşvik etmek amacı taşıdığını belirtti.

Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer şunları söyledi: “Azerbaycan ile imzalanan bu protokol ile tıp eğitiminde karşılıklı işbirliği kurulmuş oldu. Bunlarla birlikte Afyon gibi ülkemizin fizik tedavi ve rehabilitasyon ve SPA merkezinin yurtdışından hasta getirilmesi ve bu merkezlerde doktor fizyoterapistlerin eğitim olanağı olmuş oldu.”



YÖK Başkanı Özcan ve beraberindeki heyet, Afyon Kocatepe Üniversitesi ile Bakü şehrinde faaliyet gösteren Azerbaycan Tıp Üniversitesi ile de görüşmelerde bulunarak, iki kurum arasında yapılacak işbirliği protokolü üzerinde görüş alışverişinde bulundular. Afyon Kocatepe Üniversitesi adına Rektör Prof. Dr. Mustafa Solak ve Azerbaycan Tıp Üniversitesi adına Prof. Dr. Amiraslanov Ahlıman, kurumlar arası işbirliği protokolü yapma konusunda prensipte anlaştı. Azerbaycan Tıp Üniversitesi heyeti, önümüzdeki günlerde Afyonkarahisar'da incelemelerde bulunacak.



10 Ağustos 2011 Çarşamba

1 YILDA 1 MİLYON AMELİYAT NEDEN ARTTI?



Türkiye’de 2010 yılında toplam 8 milyon 614 bin 789 ameliyat ve cerrahi girişim yapıldı. Hastaneye başvuran hastalarda kişi başına cerrahi işlem yapma oranında üniversiteler ilk sırada yer aldı.



2010 yılında Türkiye'de yapılan ameliyat ve cerrahi girişim sayısının toplam 8 milyon 614 bin 789 olduğu ortaya çıktı. 2009'da ise ameliyat sayısı 7 milyon 149 bin 616 olarak tespit edilmişti. Buna göre bir yılda operasyonda sayısında 1 milyon 465 bin 173 artış oldu.

Sağlık Bakanlığı, 2010 Tedavi Yıllığı'nda, Türkiye'de 2010 yılında gerçekleştirilen cerrahi işlem ve ameliyat sayılarını açıkladı. Alçılama gibi küçük cerrahi ameliyatların da içinde bulunduğu cerrahi işlemlerin sayısı 2010 yılında 8 milyon 614 bin 789 oldu.



Yüzde 65’i Bakanlık Hastanelerinde

Sağlık Bakanlığının bu değişiklikleri dikkate alarak yayınladığı istatistiklere göre 2010 yılında 8 milyon 614 bin789 ameliyat yapılmış oldu. Bu operasyonların yüzde 65,68'i yani 5 milyon 658 bin 819'u Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda yapılırken, yüzde 13.07'si yani 1 milyon 126 bin 66'sı üniversitelerde, yüzde 21.24'ü yani 1 milyon 829 bin 904 operasyonun da özel hastanelerde yapıldığı belirlendi.






A Grubu Ameliyatlar Üniversite ve Özel Hastanelerde Yapıldı

Ameliyat gruplarına göre dağılıma bakıldığında organ nakli gibi büyük cerrahi girişimlerin yapıldığı A grubu ameliyatların üniversite ve özel hastanelerde yapıldığı belirlendi. Servikal biyopsi, alçılama gibi küçük işlemleri kapsayan E grubu ameliyatların ise Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde gerçekleştiği gözlendi.



Rinoplasti, Damak Yarığı Onarımı gibi Cerrahi İşlemler En Fazla Özel Hastanelerde

Rinoplasti, damak yarığı onarımı gibi cerrahi işlemleri içeren C grubu ameliyatlar ise kurumlara göre ameliyat dağılımına bakıldığında en fazla özel hastanelerde yapıldığı ortaya çıktı. C grubu ameliyatlar özel hastanelerin yaptığı ameliyatların yüzde 36'sını oluştururken, aynı oran Bakanlık hastanelerinde yüzde 21, üniversitelerde yüzde 22 olarak gerçekleşti.



100 Başvurunun 2.8'ine Cerrahi İşlem

2010 yılında gerçekleşen toplam 302 milyon 984 bin 218 hastaneye müracaatın 235 milyon 172 bin 924'ü Sağlık Bakanlığı hastanelerine, 20 milyon 98 bin 754'i üniversite hastanelerine ve 47 milyon 712 bin 540'u ise özel hastanelere yapıldı. Küçük operasyonların da dahil edildiği istatistiklere göre, 2010 yılında hastaneye müracaat eden her 100 kişiden 2.8'ine cerrahi işlem yapıldı. Hastaneye başvuru oranına göre cerrahi müdahale işlemleri göz önüne alındığında ise üniversite hastaneleri ilk sırada yer aldı. Üniversite hastanelerine başvuran her 100 kişiden 5.6'sı ameliyat edilirken, bu oran özel hastanelerde 3.8, Bakanlık hastanelerinde ise 2.4 oldu. Bölgelere göre bakıldığında Ege Bölgesi’ndeki üniversitelerde her 100 kişiden 12.4’üne operasyon uygulanırken, bunu yüzde 11 ile Batı Karadeniz Bölgesi izledi.



Bakanlık Hastanelerinde E Grubu Ameliyat

Ameliyat gruplarına göre dağılıma bakıldığında ise transplantasyon gibi büyük cerrahi girişimlerin yapıldığı A grubu ameliyatların üniversiteler ve özel hastanelerde gerçekleştiği izlenirken, alçılama, servikal biyopsi gibi küçük işlemlerin yer aldığı E grubu işlemlerin ise 2. basamak sağlık kurumlarını da içeren Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde gerçekleştiği gözlendi.




Küçük Operasyonlarda Eklenince Artış Oldu.

Sağlık Bakanlığı 2009 Tedavi Yıllığında ise ameliyat sayısı 7 milyon 149 bin 616 olarak tespit edilmişti. Bunların 4 milyon 465 bin 326'sı Sağlık Bakanlığı'na bağlı kurumlarda yapılırken, 1 milyon 665 bin 984 özel hastanelerde, 1 milyon 18 bin 306'sı ise üniversite hastanelerinde gerçekleşti.



Genel Sağlık Sigortası (GSS) Kanunu çerçevesinde uygulamaya konulan MEDULA sisteminde Bütçe Uygulama Talimatı EK-8’de 2009 yılı için ameliyat gruplarının kapsamı ile ilgili birtakım değişiklikler yapılmıştı. Bu değişiklikle daha önce büyük ameliyat kapsamında değerlendirilen bazı ameliyatlar orta ameliyat kapsamına alınırken, bazı cerrahi girişim ve işlemlere puan verilmiş, daha önce ameliyat olarak sayılmayan birçok işlem küçük ameliyat (D-E) grubuna dâhil edilmişti. 2008 yılından sonraki ameliyatlar A, B, C, D ve E grubu olarak değerlendirilmiş olup, büyük, orta ve küçük ameliyat ayrımı da kaldırıldı. Bu değişikliklerin sonucunda 2010 yılında ameliyat sayılarında artış meydana geldi.


KURŞUN KAPLI “BÖLÜM 90”

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde “Bölüm 90” adı verilen serviste bulunan kanser hastaları için kurşun kaplamalı oda hazırlandı ve yeni alınan PET-BT cihazı yapılan törenle hizmete açıldı.



Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde hastaların radyasyondan tamamen izole edilmesini sağlayan kurşun kaplamalı 3 odanın bulunduğu özel servis hizmete açıldı. Nükleer Tıp Anabilim Dalında hizmet verecek olan, aynı anda anatomik ve fonksiyonel görüntülemenin yapılabildiği ileri teknoloji olan, PET-BT (Pozitron Emisyon Tomografisi – Bilgisayarlı Tomografi) cihazı basına tanıtıldı.

Düzenlenen törende konuşan Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener de üniversite yönetimi olarak hastanede üretilen hizmetin çok daha iyi noktaya ulaştırılabilmesi için ciddi planlamalar yaptıklarını dile getirdi.



Akredite olan Onkoloji Hastanesinde Düzenli Kayıt

Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Koordinatörü Prof. Dr. Tezer Kutluk ise şunları söyledi: “2011 yılındaki akreditasyon yönetiminde Hacettepe Hastaneleri tümüyle akredite edildi. 2002 yılında 590 bin hastaya hizmet verirken 2010 yılında bu rakam 890 bine ulaştı. Hacettepe hastaneleri ülkenin önde gelen sağlık kuruluşu olmaya devam ediyor. Kanser kayıtlarını düzenli şekilde tutarak hangi hastanın geldiğini biliyoruz. 2009 yıllarında erkeklerde 2 bin 500 yeni kanser vakası, kadınlarda 2 bin 300 civarında kanser görülüyorken çocuklarda da tüm branşlarda hizmet veriliyor.”



“Bölüm 90”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meltem Çağlar, Onkoloji Hastanesinde “Bölüm 90” adı verilen servisin açılışı için düzenlenen törende, üniversite olarak tüm ülke coğrafyasından kanser hastalarına hizmet ürettiklerini belirterek, daha kaliteli hizmet sunumu için hastanenin imkanlarını artırmaya çalıştıklarını dile getirdi.



Kurşunla Kaplı ve Radyasyon Geçirmez Odalar

Bu doğrultuda, kanser hastalarına daha iyi hizmetin verileceği yeni bir servis oluşturduklarını belirten Prof. Dr. Çağlar, hastanedeki kat planlamasından dolayı “Bölüm 90” adını verdikleri bu serviste, kapıları, etrafı kurşunla kaplı ve radyasyon geçirmez 3 oda bulunduğuna dikkati çekti. Hastaların bu serviste sürekli radyasyondan izole edildiğini anlatan Prof. Dr. Çağlar, “Servisteki odaları tıbbi ve radyasyon açısından sürekli takip ediyoruz. Son teknolojiyle donatılan bu serviste doktorların yanı sıra sürekli görev başında bulunan fizikçi, kimyager ve hemşireler var. Kanser hastalarına çok daha etkin hizmet verme imkanına kavuştuk ve bu serviste tiroid kanseri hastalarını kurtarmayı planlıyoruz” dedi.







PET-BT, ile Kanserli Hastalara Erken Dönemde Tanı Konulacak

Prof. Dr. Çağlar, hastaneye ayrıca kanserin erken teşhisini ve takibini kolaylaştıran, 2 milyon TL'ye satın alınan PET-BT cihazı aldıklarını belirterek, “PET-BT, özellikle kanserli hastalarda kullanılan bir cihaz olup, tek bir çekimle vücudun tüm alanlarını üç boyutlu olarak görüntüleyebilmekte ve yapısal bozukluk ortaya çıkmadan hücrelerde oluşan değişiklikleri saptayabilmektedir. Böylece hastalara erken dönemde tanı konularak etkin tedavi uygulayabilmekte, yaşam süresi ve kalitesi artırılabilmektedir. Kanserin teşhisinde, evresinin saptanmasında ve tedavisinin takibinde kullanılan, Alzheimer, epilepsi gibi sinir sistemi hastalıklarının teşhis ve tedavisinde de yön belirleyen, kalp canlılığı ve fonksiyonun da değerlendirilmesini sağlayan PET-BT cihazı kullanıma girdi. Ayrıca kalp sağlığı ve fonksiyonları da bu yöntemle değerlendirilebilmektedir. PET-Bt tetkikinde genellikle FDG adı verilen, radyoaktif madde ile işaretlenmiş şeker molekülleri kullanılarak kanser hücrelerindeki metabolik değişiklikler tespit ediliyor. '' dedi.



Türkiye'nin hemen hemen her bölgesinden, yılda yaklaşık 5 bin hastaya hizmet verdiklerini anlatan Prof. Dr. Çağlar, ''Açılan yeni ünitelerle birlikte hastanemiz çok daha iyi bir konuma gelecek'' diye konuştu.

Daha sonra, öğretim üyeleriyle birlikte kurşun kaplamalı odaların bulunduğu servisin açılışı dolayısıyla kurdele kesen Prof. Dr. Erdener, yeni alınan tıbbi cihazla ilgili de bilgi aldı.

9 Ağustos 2011 Salı

ORGAN BAĞIŞINI ARTIRMAK İÇİN GİRİŞİMLER BAŞLATILDI



Sağlık Bakanlığı organ bağışını artırmak için çalışmalarına hız verdi. Yeni düzenlemeyle geçmişte organ bağışlayan kişinin ileride çocukları ya da torunlarından birisinin organ nakline ihtiyacı olduğunda, organ bekleme sırasında kolaylık sağlanacak.



Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre 2002-2010 yılları arasında canlıdan ve kadavradan olmak üzere toplam 17 bin 304 organ nakli yapıldı. En fazla nakil 12 bin 743'le böbrek olurken en az nakil ise 9 nakille ince barsak oldu. Bakanlık verilerine göre 9 bin 803 kişi kendi böbreklerinden birini başka birisine verdi. Yaklaşık 40 bin kişinin böbrek nakli beklediğini aktaran Sağlık Bakanlığı yetkilileri vatandaşların organ nakli konusunda duyarlı olmasını istedi.









“Bağışları Artırmak İçin Bir Dizi Yenilik Planlanıyor”

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Yardımcısı Arif Kapuağası, organ bağış sayısının yetersiz olduğunu söyledi. Bağışları artırmak için bir dizi yenilik planladıklarını anlatan Kapuağası, "Organ nakil listesinde bazı puanlamalar var. Aciliyeti, altta yatan herhangi bir hastalığının olup olmadığı gibi kriterlere göre puanlamalar yapılıyor ve en fazla ihtiyacı olana nakil yapılıyor. Organlarını bağışlayan kişinin ileride 1. ve 2. derecede yakının organ nakline ihtiyacı olduğunda ekstra bir puan alacak. Duyarlı vatandaşlar böyle mükafatlandırılacak. Nakil sırasında kolaylık sağlanacak. Bu gibi teşviklerle organ bağışının artmasını bekliyoruz" dedi.



2002-2010 Toplam Organ Nakil Sayıları

2002 organ nakil sayısı toplam 744 olurken, 2010 yılında bu sayı 3 bin 336'ya çıktı. Bakanlık yetkilileri organ naklinde her yıl artış yaşansa da bu sayıların daha da artması gerektiğini vurguladı. Bakanlık istatistiğine göre 2002-2010 yılları arasındaki organ nakil sayıları şöyle:



BÖBREK:12.743

KARACİĞER: 3.496

KALP: 453

KALP KAPAKÇIĞI: 454

AKCİĞER: 14

KALP-AKCİĞER: 4

PANKREAS: 131

İNCE BARSAK: 9