2 Aralık 2013 Pazartesi

“BASILI MEDYADAKİ HABERLERİN ÇOK AZI ÖZGÜN SAĞLIK HABERCİLİĞİ”


SAĞLIK HABERCİLİĞİNE YÖN VERENLER

Basılı medyadaki haberlerin bir kısmının çeviri çok azının ise özgün sağlık haberciliği olduğunu gözlemlediğini söyleyen İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Okay, bu konuda yapılanlar ve aslında olması gerekenler hakkında bilgi verdi.

Sağlık haberciliğinin ilkeleri konusunda alanında uzman isimler kuralların belirlenmesi için “Sağlık Haberciliğine Yön Verenler” röportaj serisinde yer almaya devam ediyor.  Temel olarak dünyadaki sağlıklı yaşam trendinin yaygınlaşması ve bunun ülkemize de yansımasıyla birlikte sağlık alanındaki habercilik ve yayıncılık daha fazla önem kazanmaya başladığını söyleyen İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ayla Okay, bunda elbette ki genel olarak kitle iletişim araçlarında sağlık konusunun, izleyici, okuyucu tarafından daha fazla dikkate alınmasının da etkisi söz konusu olduğunu hatırlattı. Okay konu ile ilgili şunları söyledi: “Dünyadaki pek çok gelişmeyi kimi zaman kopyalayan ülkemiz, batının sağlık yayıncılığını da kendi formatına oturtarak bizlere yansıtmaya başlamıştır. Son yıllarda özellikle televizyonda yayınlanan sağlık programlarında bir patlama söz konusu. Özel sağlık kurumlarının sayısının artmasının da bunda rolü olduğuna inanıyorum. Sağlık alanındaki reklam kısıtlamaları nedeniyle, özel sağlık kurumları hekimlerini belli ücretler ödeyerek sağlık programlarına çıkartarak, o hekim aracılığıyla kendi kurumlarına hasta çekmeye, dikkat çekmeye çalışmaktadırlar. Basılı medyadaki haberlerin bir kısmının da çeviri çok azının ise özgün sağlık haberciliği olduğunu gözlemlemekteyim.

“Dikkat Edilmesi Gereken Kaynağın Güvenilirliğidir”
Haberin sahip olması gereken temel özellikler tüm haber türleri için geçerlidir.  Doğru, tarafsız ve gerçek bir haberin sahip olması gereken unsurlar sağlık haberciliği için de geçerlidir. Sağlık alanının tüm konuları bu habercilik türü için geçerlidir. Haber kaynakları da çok çeşitli olabilir. Bu alandaki uzmanların yaptığı açıklamalardan, bilimsel makalelerin sonuçlarını bir habere çevirmek kadar kaynak sayısı oldukça fazladır. Burada dikkat edilmesi gereken elbette ki kaynağın güvenilirliğidir.

“Sağlık Okur Yazarlık Seviyemiz Oldukça Düşük”
Sağlık haberleri yapılırken, haberin kaynağına dikkat edilmelidir. Okurun, izleyicinin yanıltılmaması çok önemlidir. Bizler komşumuzun bize ilaç önerdiği, arkadaşımızın kendine iyi gelen merhemi önerdiği bir toplumda yaşıyoruz. Sağlık okur yazarlık seviyemiz oldukça düşük. Bu nedenle haberlerin yapısına, içeriğine özen gösterilmesi gerekiyor. Sağlık muhabirleri haber yaparken temel kriterleri elbette ki, bilginin kaynağı ve doğruluğu mutlaka detaylı olarak araştırılmalı ve bu şekilde haber yapılmalıdır.

“İdeal Bir Sağlık Muhabiri Doğuştan Meraklı Olmalı Ve Yaptığı İşi Çok Sevmeli”
Bence ideal bir sağlık muhabiri, doğuştan meraklı olmalı ve yaptığı işi çok sevmeli. Tıpkı sağlık iletişiminde olduğu gibi, sağlık muhabirliği de hem bir sosyal alanı, hem de bir tıp alanını bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenler her iki tarafın özelliklerine vakıf olmalı ve hem toplumun dilinden, hem de tıp dilinden anlayabilmelidir. Diğer sahip olması gereken özellikler ise, normal bir muhabirin sahip olması gerektiği tüm özelliklerdir.

“Gelen Bilgiler Mutlaka Gazeteci Tarafından Kontrol Edilmeli”
Sağlık muhabiri,  hangi kişiden ya da hangi kurumdan olursa olsun aldığı bilgilerin doğruluğunu tekrar kontrol etmeli ve teyit etmelidir. Konu sağlık olduğu için, insanların etkilenme tarzı da daha fazla olacaktır, bu bakımdan bu kontrol bence önemli. Günümüzde çok sayıda medyatik hekim de var ve insanlar bunları ekrandan, gazetelerden tanıyorlar ve neredeyse bir kanaat önderi olarak görülüyorlar. Bu kişilerden gelen bilgiler de mutlaka gazeteci tarafından kontrol edilmeli, çünkü zaman zaman bu kişiler de kurumlarla yaptıkları sözleşmeler gereği onların ürünlerinin temsilcisi haline gelebiliyorlar. Halkla ilişkiler temsilcileri ve basın birimleri ise, muhabirlerin önemli birer bilgi kaynağıdır. Bu kaynaklardan gelen bilgiler artık günümüz medyasında önemli bir konuma sahip. Buradaki kaynakları da kontrol etmek koşuluyla kullanmaları işlerini kolaylaştıracaktır. Ancak dikkat edilmesi gereken, haberci kimliğinden çıkıp, kişinin kurum temsilcisi haline gelmemesidir. Bugün gazeteciler arasında çeşitli markalara, kurumlara danışmanlık yapanlar da bulunmakta ve bunlar yazdıkları yazılarında o kurumdan, markadan olumlu olarak bahsederek, okuyucularını etkileyebilmektedirler. Ben bunu etik bulmuyorum.

“Hedef Kitlenin, Okurun Yapısına Göre Dilin Kullanılması Gerektiği Unutulmamalıdır”
Bizim fakültede öğrencilerimizle paylaştığımız bilgilerde, yazdıkları basın bültenlerinin ortalama 14 yaşındaki bir kişinin anlatacağı dile sahip olması gerektiğidir. Konu sağlık olduğunda da mümkün olduğunca basit ve anlaşılır bir dilin kullanılması gerekmektedir. Bu elbette ki, mesleki yayınlar için geçerli değildir. Hedef kitlenin, okurun yapısına göre dilin kullanılması gerektiği unutulmamalıdır. Konuların basitleştirmesi açısından görsel malzeme kullanımı, sağlık haberlerini daha anlaşılır hale getirebilmektedir. Burada da seçilen görselin konuya uygun ve özgün olmasına dikkat edilmelidir. Bir hafta yapılacak olan depresyon haberi için bir fotoğrafı kullanıp, bir ay sonra aynı fotoğrafı migren için kullanmak uygun olmayacaktır. Okur her şeyin farkında ve resimleri de önemser, bunu muhabir de dikkate almalıdır.

“Konu Sağlık ve Hekim Olduğunda İnsanlar Kolaylıkla Herkesin Gerçekten de “Uzman” Olduğuna İnanabilmektedirler”
Sağlık programlarının çoğu artık kurumların, kişilerin tanıtımları haline gelmektedir. Bunu ayırt edemeyen kimi izleyiciler de kolaylıkla bu tanıtımlara inanmakta ve o kurumlara, kişilere yönelmektedirler. Tamamen ticari amaçlı bu programları izleyici ayırt edebilir hale gelmeli, bu nedenle de toplumun sağlık okur yazarlık oranı yükseltilmelidir. Gerçek anlamda izleyicisini bilgilendirmeyi amaçlayan programların konukları da elbette ki konusunun uzmanı olan kişiler olmalıdır. Ama bu uzmanlık işinde de bence Türkiye’de büyük bir sorun var. Konu sağlık ve hekim olduğunda insanlar kolaylıkla herkesin gerçekten de “uzman” olduğuna inanabilmektedirler. Bunu televizyondaki kimi zaman “uzman” olduğunu söyleyen ve tuhaf tedavi yöntemlerini stüdyodaki izleyiciler üzerinde deneyen kişilerde de görebiliyoruz. Ciddi sağlık programları zaten tarzlarıyla ve konusundaki uzman konuklarıyla kendilerini belli ediyorlar. Bu tür programlardaki bilgiler birçok insan için aydınlatıcı olabilmektedir, ancak yine de izleyicilerin mutlaka sağlık sorunlarında konunun uzmanı olan bir hekime başvurmaları gerektiği ve kendi başına televizyondan aldığı tavsiyelerle bir tedavi yoluna gitmemesi gerektiği bildirilmelidir. Bu tür programlarda da basit ve anlaşılır bir dil olmalı ve olayların aydınlatılmasında animasyonlar kullanılmalıdır. Program içerikleri ve yapısı o şekilde tasarlamalıdır ki, kişi izledikten sonra bilgi sahibi olsun ancak çözümün bir sağlık kurumunda olduğunu anlasın.

“Basit Bir Baş Ağrısı Şikayeti ile Google’da Arama Yapan Bir Kişi Bir Süre Sonra Kendisinde Tümör Olduğunu Dahi Düşünebilmektedir”
Sosyal medya sağlığımıza yepyeni bir boyut getirdi. Bu hem çok faydalı bir alan, hem de kişinin kolaylıkla kontrolünü kaybedip, kendi kendisine teşhis koyabileceği bir alandır. Basit bir baş ağrısı şikayeti ile Google’da arama yapan bir kişi bir süre sonra kendisinde tümör olduğunu dahi düşünebilmektedir. Sosyal medyanın böyle bir tehlikesi de bulunmaktadır, üstelik ülkemizde çok sayıda denetimsiz “sağlık” siteleri bulunmaktadır.
Blog haberciliğini ise klasik haberciliğe oranla elbette ki daha özgür buluyorum. Bu işe gönül vermiş olan gazetecilerin kendilerinin kurdukları, oluşturdukları bloglar okurları için oldukça yararlı olabilmektedir.

“Tanıtımda O Kadar Ustalaştık Ki, Hangisinin Gerçek Haber, Doğru Bilgi Olduğunu Anlamakta Zorlanabiliyoruz”
Halk sağlık haberlerini, programlarını, internetteki yazıları nasıl okurken pek çok şeyi iyice tartarak değerlendirmelidirler. Artık tanıtımda o kadar ustalaştık ki, hangisinin gerçek haber, doğru bilgi olduğunu anlamakta zorlanabiliyoruz. Bu nedenle bir bilgiyi birkaç kaynaktan doğrulatmak burada da geçerli.

Sağlık Bakanlığı Doğru Bilgilerin Yaygınlaştırması için Kendisi Bir Bilgi Kaynağı Haline Gelmeli
Sağlık konulu yayınlara ilişkin bir denetim olduğunu düşünmüyorum, olsa olsa muhabirin kendi öz denetiminden bahsedebiliriz. Bence bu konuda Sağlık Bakanlığı doğru bilgilerin yaygınlaştırması için kendisi bir bilgi kaynağı haline gelmelidir.

“Fotoğraflar Tek Başına Kullanıldığında Bile Bir Konuyu En Tarafsız Anlatan Unsurların Başında Gelmektedir”
Sağlık haberlerinde kullanılan fotoğraflar tek başına kullanıldığında bile bir konuyu en tarafsız anlatan unsurların başında gelmektedir. Bu anlamda kullanılan fotoğrafların konuyla ilgili, özgün fotoğraflar olması gerektiğine inanıyorum.

Haberlerin Altında Kaynak Belirtilmeli
Haberlerin altında elbette ki kaynak belirtilmeli. Bunun bence iki türlü faydası var, birincisi daha detaylı bilgi almak isteyen okurun ulaşabileceği temel bilgi kaynağını bulması, ikincisi de haberin nereden alındığını gazetecinin rahatlıkla kanıtlayabilmesidir.

Prof. Dr. Ayla Okay Kimdir?
1991 yılında Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını 1994, doktorasını 1998’de aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü “Halkla İlişkiler ve Tanıtım” bölümlerinde yaptı. 1992-2000 yılları arasında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2000-2003 yıllarında Akdeniz ve İstanbul üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. 2003’te “Uygulamalı İletişim” alanından doçent oldu. Halen İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde öğretim üyesi ve bölüm başkanı olarak görev yapan Okay’ın kurum kimliği, halkla ilişkiler ve sağlık iletişimi konularında kitapları ve makaleleri bulunmaktadır.

1 Aralık 2013 Pazar

Sinir Yaralanmalari Tedavisi

Sinir Yaralanmaları Tedavisi

En sık ulnar sinir yaralanması görülür. Bunu median sinir ve radial sinir yaralanmaları takip eder. Uygun cerrahi onarım sonrası etkin bir rehabilitasyon uygulanmalıdır. Bu amaçla tedavide hasta eğitimi, pozisyonlama, splintleme, egzersiz ve fizik tedavi modaliteleri yer alır. Sinir onarımı sonrasında atel veya splint ile immobilizasyon yöntemlerinin yanı sıra erken mobilizasyon yöntemleri de kullanılmaktadır. Cerrahi onarım zamanlama açısından 2 şekilde değerlendirilir.
Primer onarım: yaralanma sonrasında  saatler  içinde   yapılan onarım erken
primer, ilk hafta içinde yapılan onarım geç primer olarak adlandırılır.
Sekonder: birinci haftadan sonraki onarımlardır.
Günümüzde taktil uyarımın tam iyileşmesini sağlayabilecek cerrahi teknik yoktur. Genç hastalarda bazen tam iyileşme görülebilir. Travma sonrası sinir iyileşmesi canlı hücre sayısı, aksonal rejenerasyon oranı, aksonal yanlış yönelim miktarı, yaralanma tipi, sinir tipi, lezyon seviyesi, hastanın yaşı ve hastanın tedaviye uyumu gibi birçok biyolojik ve çevresel faktörü içine alan kompleks bir süreçtir. El rehabilitasyonunda yeni tedaviler periferik sinirden ziyade merkezi sinir sistemi modülasyonuna yöneliktir. Rehabilitasyon ilkeleri yaralanma sonrasındaki veya sinir onarımı sonrasındaki ilk aşamada (faz 1) görsel-dokunsal ve işitsel-dokunsal uyarımlar ile kortikal el temsilini sağlamaktır. Reinnervasyon başladıktan sonra (faz 2) yaralanan elde kutanöz anestezi gibi selektif duyarsızlaştırma yöntemleri duyusal yeniden öğrenme etkisi ile kortikal alanda elin temsil alanını genişletir.

Tendon Yaralanmalari Tedavisi

Tendon Yaralanmaları Tedavisi

Cerrahi girişim olmaksızın tendon yaralanmalarının iyileşmesi zordur ancak cerrahi sonrasında oluşan skar dokusu onarım alanında yapışıklığa neden olarak tendonun hareketini sınırlar. Bu nedenle tendon yaralanmaları sonrasında uygulanan operasyondan sonra atelleme ve rehabilitasyon önemlidir. Tedaviye rağmen kısıtlılık gelişebilir ve tenoliz ve tendon grefti gibi ikincil operasyonlar gerekebilir.

Tendon Yaralanmalarında Cerrahi Tedavi:
Tendon tamirleri onarım zamanına göre:
Primer onarım

Sekonder onarım olarak 2 grupta değerlendirilir.
Primer onarım ilk 24 saat içinde uygulanırsa erken, 24 saat-2 hafta arası süreçte uygulanırsa geç primer onarım olarak, 2-4 hafta arasında erken sekonder, 4 haftadan sonraki uygulamalar ise geç sekonder onarım olarak değerlendirilir. Kontrendikasyon yoksa günümüzde tercih edilen uygulama cerrahi sonuçların daha iyi olması nedeniyle acil cerrahi girişimdir. Parsiyel tendon hasarlarında kesi tendon kalınlığının %60’ının altında ise onarım gerekmez.
Tendon Yaralanmalarında Rehabilitasyon:
Ameliyat sonrası tendonda yapışıklık olması durumunda hastanın ateli daha erken sürede çıkarılmalı ve daha yoğun rehabilitasyon uygulanmalıdır. Tendon kayması yeterliyse atel daha uzun süre tutulabilir. Rehabilitasyon programında 2 protokol uygulanabilir;
İmmobilizasyon
Erken mobilizasyon
Erken mobilizasyon pasif ve aktif olarak uygulanabilir. Amaç opere edilen tendonda kopma olmadan yapışıklığı engellemektir.

El Yaralanmalarinin Tedavisi

El Yaralanmalarının Tedavisi

Kemik, ligaman veya eklemdeki yaralanmalar yaralanma alanında direkt hassasiyet ile sonuçlanırken yansıyan ağrı beklenmez. Hastadan alınan anamnez ağrının süresini, şiddetini, semptomları artıran veya azaltan hareketleri içermelidir. Kompresyon nöropatileri sonucunda oluşan ağrı dermatomal yayılım gösterebilir. Hasta bunu kas iskelet ağrısı ile ilişkisiz uyuşma ve karıncalanma olarak tarif eder. Elin kompleks anatomisini ve yaralanmaların mekanizmasını anlamak klinisyenin ayırıcı tanı yapmasına yardımcı olur. Hikayenin belki de en önemli kısmı ağrının lokalizasyonudur.

El yaralanmalarında kırık gelişmesi sonrasında yapılan rehabilitasyon uygulamalarında başarılı sonuçlara ulaşmak için yeterli kırık stabilizasyonu, yumuşak doku mobilizasyonu ve yaralanma ve cerrahi sonucu gelişecek olan kısıtlayıcı skarı önlemek esastır.
Kırıklarda Cerrahi Tedavi:
Kırıklarda uygulanan tedavilerde %53,7 AR-İF uygulaması, %27,2 alçı uygulaması, %9 perkütan pinleme, %6 güdük revizyonu, %3,7 eksternal fiksasyon yapılmaktadır (40). Basit plaster, splintler, K telleri, eksternal fiksatörler, küçük plak ve vidalar gibi çok sayıda fiksasyon tekniği vardır.
Birçok minör el yaralanması örneğin basit kırıklar veya ligaman yaralanmaları immobilizasyon gibi konservatif tedaviye iyi cevap verir. Tendon, arter, sinir yaralanması gibi ciddi travmalarda ise cerrahi müdahale gerekir.
Kırıklarda Rehabilitasyon:
Tedavide kırık iyileşmesini sağlamak amacıyla eli uygun pozisyonlamak, eklem hareketini korumak veya yeniden kazandırmak için mobilizasyon uygulamaları ve tendon yapışıklıklarını önlemek için spesifik tendon kaydırma egzersizleri uygulanır. Mobilizasyon uygulamaları kırık iyileşme tipine (primer veya sekonder) ve fiksasyon yöntemine göre belirlenir. Potansiyel yumuşak doku sorunları, splintleme ve tedavi uygulamalarıyla önleme hedeflenir.

El Yaralanmalari ve Mekanizmasi

El Yaralanmalari ve Mekanizması

Üst ekstremite laserasyonları nedeniyle yılda ortalama olarak 627000 hasta acil servise başvurmaktadır. Acil serviste tedavi edilen el yaralanmalarının %50’si basit laserasyonlardır. Bu kategoride ontüzyon/abrazyon/hematom %14, kırık %8, sprain/strain %4, yanık %3, diğer tipler %20 oranındadır (26). Bir çalışmada el yaralanmalarının %56’sında düşme, %12’sinde ateşli silah, %11,8’inde darp, %8,6’sında spor aktiviteleri, %3,9’unda trafik kazalarının neden olduğu belirtilmektedir. Yine başka bir çalışmaya göre travmatik yaralanmaların dağılımı, gerilme tipi yaralanma %40, kontüzyon tipi yaralanma %27, ezilme tipi yaralanma %16, laserasyon %14, avülsiyon %3 olarak belirlenmiştir.

Bir el veya parmağı hasarlayan travmatik güçler aksiyal kompresyon, torsiyon, ezilme ve bükülme kuvvetleri veya bunların kombinasyonlarıdır. Bir diğer neden de direkt kesilerdir. Parmağın aksiyal kompresyonu sonucunda PİF eklem ligaman burkulması, hafif dereceli avülsiyon kırığı veya tam dislokasyon oluşabilir. Lateral eğilme kuvvetleri, eklem üzerine uygulanan lateral bükülme kuvvetleri sonucunda kısmi veya tam ligaman yaralanması olabilir. Parmakta dönme kuvvetiyle oluşan yaralanmalarda spiral kırıklar oluşabilir. Ezilme yaralanmaları ise çoğunlukla tırnak yatağı yaralanmaları ve distal falanks yaralanmalarına neden olur.
Kesici, delici aletlerle ve makinelerle olan yaralanmalarda ise kesinin derinliğine bağlı cilt, cilt altı dokudan başlayıp tendon, sinir, artere kadar uzanan yaralanmalar olabilir. Yapılan epidemiyolojik çalışmalarda yaralanan dokuların sıklığı çalışmanın popülasyonuna göre değişmekle beraber açık ekstansör tendon kesilerinin araştırıldığı bir çalışmada yaralanmanın en sık baş parmakta olduğu (%27,5), bunu orta parmağın izlediği (%24,8) izlediği belirtilmektedir. Parmak yaralanmalarında zon V (%27), başparmak yaralanmalarında ise zon VI (%69) daha fazla etkilenmektedir.
Ülkemizde yapılan bir çalışmada ekstansör tendon yaralanmasının %24 ile yine zon V’de en fazla olduğu belirtilmiştir. Aynı çalışmada fleksör tendonların en sık zon Il’de (%44), bunu takiben zon V’de (%32) yaralandığı belirtilmiştir. Tendon yaralanmalarına en sık eşlik eden doku yaralanması ise %11,3 ile sinir yaralanması olup bunu %4,5 ile arter yaralanması, %3,2 ile metakarp kırığı izlemektedir (30).
Üst ekstremitede en sık ulnar (%27-50), sonra median (%22-25), en sonra da radial (%21) sinir yaralanması görülür. kombine yaralanmalar ise (median+ulnar sinir) %25-37 olguda saptanmaktadır. Üst ekstremitenin iyatrojenik yaralanmaları ise en çok humerus osteosentezinde radial (%17) ve ulnar (%17) sinirleri etkileyerek meydana gelmektedir. Önkol ve el yaralanmalarının irdelendiği bir seride, %70 bilek seviyesinde yaralanma olduğu saptanmış olup bu seviyede en çok median ve ulnar sinirlerin, parmak seviyesinde ise 2. parmağın radial veya 5. parmağın ulnar taraf dijital sinirlerinin etkilendiği saptanmıştır. Bu oranlar bildirimde bulunan merkezlerin faaliyet alanlarına göre (elektrofizyoloji laboratuvarı, askeri hastane vb) değişiklik göstermekte olup örneğin bir el cerrahisi ünitesi verisine göre en çok dijital sinirler etkilenmektedir ve en sık görülen neden keskin objelerdir.
Risk Faktörleri
Erkek cinsiyet başlı başına bir risk faktörü olmakla beraber özellikle çalışan çağ olan 20-40 yaşlarda el yaralanmalarının sıklığı artmaktadır. Yüksek devirli cihaz, kesici- delici alet, sıcak cisimlerle çalışma işyeri için önemli risk faktörleridir. Özellikle iş, ev ve hobi kazalarında yapılan işe yabancı olmak, dikkatsizlik ve beceriksizlik, kayıtsızlık, bilgisizlik de kazalarda rol alan insan kaynaklı faktörlerdir.
Değiştirilebilir risk faktörleri olarak eldiven kullanımı % 40, acele etmek %33, fazla çalışma süresi %26,7, acemilik %20, yeni yöntemle çalışmak %16,7, dalgınlık %6 belirlenmiştir (27). Hastaya ait faktörlerden bir diğer önemli husus da hastanın yetişkin dikkat eksikliği sendromu ve borderline kişilik bozukluğuna sahip olması olarak sayılabilir.

El Anatomisi ve Elin Fonksiyonu

El Anatomisi ve Elin Fonksiyonu

El insanın çevresiyle doğrudan etkileşimini sağlayan vücudun hayati bir parçasıdır. İnsan aklının bir uç organı olduğundan, elin fonksiyonel becerileri çok fazladır. El cisimlere ve diğer insanlara dokunarak onların ısı, titreşim ve şekillerini algılar. Bunlardan başka (jest gibi) el hareketleri yapma, bir müzik aleti çalma, çizim yapma, yazı yazma gibi özelliklere sahip bir iletişim aracıdır.
El pek çok kompleks işi yapabilecek şekilde organize olmuş kemik, kas tendon ve ligamanlar gibi dinamik ve statik yapılardan oluşan bir anatomik sistemdir.
El parmakları mekanik tanım olarak en az 4 rotasyonel serbestlik derecesi ve 3 rijid kemiği içeren seri hareketli zincirler olarak düşünülebilir. Metakarpofalangeal (MF) ve interfalangeal eklemlerde (İF) fleksiyon veya ekstansiyon yaptırılabilirken MF eklemlere ayrıca adduksiyon, abduksiyon ve rotasyon yaptırılabilir ve İF eklemler deviye edilebilir. İF eklemler menteşe tarzı, MF eklemler elipsoidal eklemlerdir. Ayrıca karpal kemiklerin yerleşim düzeni el bileğini konkav şekle getirir.

Elin palmar ve dorsal yüzü anatomik zonlara ayrılmıştır. Hem fleksör hem ekstansör tendonlar için „Uluslararası El Cerrahisi Federasyonu’ tarafından oluşturulan zon sistemi kullanılmaktadır. Bu sistemde fleksör tendonlar başparmak ve 2-5 parmaklarda 5 bölgeye, ekstansör tendonlar başparmakta 6, 2-5 parmaklarda 8 bölgeye ayrılmıştır.

Travmatik El Yaralanmalari

Travmatik El Yaralanmalari

Epidemiyoloji
Travmatik el yaralanmaları acil servis olgularının %10’unu, tüm yaralanmaların ise %6,6-28,6’sını oluşturur. Bu tür yaralanmalar erkeklerde daha sık görülür. Sinir yaralanmalarında erkek oranı %71-85 arasında iken metakarp ve parmak kırıklarında %38-62 oranındadır ve yaş ortalaması 28-32 arasındadır. Kadınlarda daha az oranda görülen bu yaralanmalarda yaş ortalaması erkeklerden daha fazladır (ortalama 36 yaş). Yaralanmalar öncelikli olarak endüstriyel işlerde (%50’sinden fazlası), ev işlerinde, trafik kazalarında, spor aktivitelerinde olur. Bu olgulara az da olsa diğer sistem travmaları da eşlik edebilmektedir.
Endüstriyel gelişmeyle birlikte iş kazaları sonucu gelişen el yaralanmalarının oranı giderek artmakta ve yaralanmalar çoğunlukla çalışan genç erkeklerde, 12-29 yaş grubunda ve dominant elde sık görülmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) ulusal yaralanma raporlarına göre iş ortamında el ve el parmakları en sık yaralanan anatomik yapılar olup (laserasyon ve kırıklar) bu hastalar acil servislerde de en sık tedavi edilen hasta gruplarıdır. El ve el parmak kesi ve laserasyonlarında olgu başına ortalama işgücü kaybı 3-4 gün, parmak kırıklarında ve amputasyonlarda ise 9-22 gündür. Ciddi el yaralanmalarına bağlı (amputasyon, ezilme ve sinir hasarı) posttravmatik stres bozukluğu ile oluşan psikolojik bozukluklar 18 aya kadar uzayabilmekte ve işe dönüşü etkilemektedir. Mortalite ve morbidite haftalık raporlarına göre ABD’de 3,3 milyon işçinin %30’unun yani 990000 işçinin el yaralanmasına maruz kaldığı düşünülmektedir. 1994 yılında ABD’de el ve parmak yaralanmaları bacak ve bel ağrılarından sonra 3. sırada olan işgücü kaybı nedenidir.