2 Mayıs 2012 Çarşamba

En sık yapılan rejim hataları...

Aç kalmak, ekmek yememek, diyet ürünler tüketmek, sabahları aç karnına limonlusu içmek... Diyet yaparken en sık başvurduğumuz yöntemler gerçekten kilo vermemizi sağlıyor mu? 

Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden diyetisyen Ayça Ilıca, doğru bilinen yanlışları anlattı...

* Ekmek, makarna, pilav gibi karbonhidratların diyetten tamamen çıkarılması
Diyet yapan kişinin yaptığı en önemli hatalardan biri vücuda yeterli miktarda karbonhidrat vermemektir. Diyete başladığı zaman ekmek, pilav, makarna, patates, mısır gibi besinleri kesen kişiler, kasla birlikte su kaybına uğrar. Yani diyette karbonhidratı kesen kimse tartıdaki sonucu görünce kilo verdiği yanılgısına düşer ancak gerçek olan vücudun kaybettiği yağ değil kas ve sudur.

* Limonlu sıcak su, bitki çayları yağları eritmez
Halk arasında inanılan bir başka yanlış da sabahları veya yemek öncesinde aç karnına limonlu sıcak su içmenin vücuttaki yağları erittiğidir, ancak bu inanç tamamen yanlıştır. Suyun veya içine katılacak limon, soda gibi maddelerin, bitki çaylarının kesinlikle yağları eritmek, yok etmek gibi bir etkisi bulunmamaktadır.

* Tek öğün yemek
Vücudun kilo almasına neden olan en önemli etkenlerden biri, onu bütün gün aç bırakıp sadece akşamları yemek yemektir. Çünkü yaklaşık 20 saat aç kalan vücut bu durumun devam edeceğini düşünür ve savaşa hazırlanır gibi yediklerini depolamaya başlar. Sonra 4 saat içerisinde gelen besinler yağ olarak depolanır. Bu konuda diyetisyenlerin tavsiyesi vücudu asla uzun süre aç bırakmamaktır. Mutlaka her 3-4 saatte bir şeyler tüketilmelidir.

* Kilo vermek için ilaç kullanmak da doğru bir seçenek
Yanlış. Tek başına ilaç kullanmak kilo kaybı ve kontrolü için yeterli ve doğru değildir. Kilo kaybı davranış değişikliği gerektirir.

* Kilo vermeye yardımcı bitkisel ürünler güvenlidir
Yanlış. Tüm bitkisel ürünlerin güvenliğiyle ilgili yeterli çalışma yoktur.

* Kısa vadede, hızla, fazla kilolardan kurtulmak mümkün
Doğru. Ancak hızla kaybedilen kiloların aynı hızla hatta fazlasıyla geri döneceği unutulmamalı, kısa sürede hızlı ama geçici kilo kaybındansa, olması gereken sürede dengeli, kalıcı kilo kaybı tercih edilmeli.

* Az beslenerek kilodan kurtulmak
Kaybedilen kilonun istenildiği gibi yağ mı yoksa kas ve su kaybı mı olduğu çok önemlidir. Doğru kilo kaybı sağlayabilmek için kişinin günlük alması gereken gıdaları mutlaka tüketmesi gerekir. Az beslenmek, kilo kaybı için bir çözüm yöntemi değildir.

* Her tür hareket ve spor zayıflatır
Her tür hareket ve spor enerji harcanması için bir yöntemdir. Ancak gün içerisinde aldığınız kalori miktarı harcadığınız kalori miktarından fazlaysa kilo kaybı sağlanamaz.

* Seks kalori yakar
Doğru. Ancak  sanıldığı kadar fazla değil.

* Çay, yanında tükettiğin besin değerini yok eder ve vücutta su tutulumuna neden olur
Yanlış. Koyu olmayan bir çay gıdaların besin değerlerinde kayba neden olmaz.

* Sauna gibi sıcak ortamlarda terlemek zayıflatır.
Yanlış. Sauna ile sadece vucuttan su kaybı olur.

Postoperatif Radyoterapi

Postoperatif Radyoterapi
Adjuvan radyoterapi günümüzde yakın veya mikroskopik pozitif cerrahi sınırlı tümörlerde, yüksek dereceli tümörlerde ve tümör çapı >5-10 cm olan tümörlerde uygulanmaktadır. Tedavi alanı belirlenirken, insizyon skarı tamamen kapsanır ve tümör çevresindeki 5-7 cm'lik sağlam dokular da radyoterapi alanına dahil edilir. Toplam doz, merkezler arasında farklılık göstermekle birlikte 60-70 Gy arasındadır.
Ameliyat sırasında tümör yatağına yerleştirilmiş metalik klipsler rezeksiyonun sınırlarının belirlenmesine ve radyoterapi planlanmasına yardımcı olabilir.
Adjuvan radyoterapinin lokal kontrolü artırdığı gösterilmiştir.
Amputasyon yerine ekstremite koruyucu cerrahi uygulanan hastalarda, 2 cm'den daha yakın veya pozitif cerrahi sınır saptanan olgularda ameliyat sonrası 60-65 Gy radyoterapi uygulanmasının, tek başına radikal amputatif cerrahi tekniklerine eşit oranda lokal kontrol sağladığını belirtmişlerdir.212 Literatürde postoperatif verilen radyoterapinin lokal kontrolü sağlamada etkili olmadığını belirten yayınlar da vardır.218
Bir çok çalışma düşük dereceli (<5cm ) tümörlerde lokal nüksün daha az görülmesi nedeniyle bu tür hastalarda radyoterapinin gerekli olmayabileceğini belirtir. Sonuçta düşük dereceli sarkomlarda radyoterapinin ilave katkısı gösterilememiş, esas olarak yüksek dereceli yumuşak doku sarkomlarında etkili olduğu görüşü ön plana çıkmıştır. Negatif sınırları olan düşük dereceli yumuşak doku sarkomları için adjuvan radyoterapi, hastayı tümör nüksü ampütasyona zorlamadıkça, genellikle tavsiye edilmez.

http://zehirlenme.blogspot.com/

Brakiterapi ve Kemoradyoterapi Nedir

Brakiterapi
Yumuşak doku sarkomlu hastalarda uygulanan radyoterapinin başka bir yöntemidir. Eksternal tedavi ile uygulanan dozun yeterli olmadığı veya primer tümöre uygulanacak radyoterapi dozunu artırmak amacıyla uygulanan tedavi biçimidir. İridium‘yi yönlendirmek için tümör rezeksiyonu yapılan alana multipl kateter yerleştirilir. Radyoterapinin süresini 4-6 haftadan 4-6 güne indirir. Yüksek gradlı lezyonlarda brakiterapi lokal kontrolü anlamlı şekilde arttırmaktadır ancak lokal nüksteki bu azalma, uzak metastaz ve hastalıksız sağkalım süresi üzerine anlamlı katkı yapmamaktadır. Direkt tümör yatağına uygulanması, çevre dokuların radyasyon hasarının azaltılması, radyoterapide gecikme olmaması ve daha kısa süreli olması önemli avantajlarıdır.
Kemoradyoterapi
Ekstremite koruyucu cerrahi ile birlikte radyoterapi uygulanan hastalarda 5 yıllık lokal kontrol oranlar %80-100 olarak bildirilmekle birlikte hastaların %30-40’ı uzak metastazlar nedeniyle kaybedilir Bunu önlemek amacıyla kemoterapinin adjuvan kullanımı gündeme gelmiştir. Kemoterapiyle radyoterapinin birlikte kullanılması hem aditif hem de sinerjistik etki nedeniyle etkinlik potansiyeli artırılabilir. Yüksek riskli, (derin yerleşimli, >5 cm, yüksek dereceli), rezeke edilmiş, metastazı olmayan ekstremite sarkomlarında tek ajan antrasiklin bazlı kemoterapötik kullanımının lokal kontrol ve genel sağ kalıma olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir. Teorik olumlu etkilerinin yanında birlikteliğin erken ve geç yan etkilerde artışa neden olduğu da belirtilmiştir
http://zehirlenme.blogspot.com/

Yumusak Doku Tumoru ve Radyoterapi

Yumusak Doku Tumoru ve Radyoterapi
Büyük yumuşak doku tümörlerinde ve yüksek dereceli lezyonlarda lokal kontrol sağlamak amacıyla tümör yatağına radyoterapi uygulanmaktadır. Genel olarak uygulanan doz 60-70 Gy arasında değişmektedir Son çeyrek yüzyılda radyoterapi YDS lokal kontrolünde önemli bir tedavi aşaması olmuştur. Preoperatif radyoterapi ile ekstremite koruyucu cerrahi imkanı artmıştır.
Subkutanöz veya intramusküler yerleşimli, 5 cm’den küçük, yüksek dereceli sarkomlar veya farklı büyüklükte ki düşük dereceli sarkomlar 1-2 cm çevre yağ ve kas dokuyuda içine alacak şekilde geniş eksizyon yapılabilecekse tek başına cerrahi yeterli olacaktır. Eğer cerrahi sınır yakınsa, kısmi ekstramusküler tutulum varsa veya lokal nüks ana nörovasküler dalın kesilmesi veya amputasyonla tedavi edilecekse, adjuvan radyoterapi cerrahi rezeksiyona eklenerek lokal nüksün olasılığı azaltılır.214 Fakat bir çok çalışmada subkutanöz veya intramusküler sarkomların %5-10 lokal nüks oranında tek başına geniş eksizyon ile tedavi edildiği gösterilmiştir.
Preoperatif Radyoterapi
Yumuşak doku sarkomlarında neoadjuvan radyoterapi de oldukça sık uygulanan bir tedavi şeklidir. Operasyon öncesi radyasyon kullanımı, tümör nekrozuna neden olmanın teorik avantajına sahiptir. Bu suretle tümör boyutunu ve cerrahi sırasında tümör kontaminasyonunu azaltır. Ayrıca postoperatif radyoterapi ile karşılaştırılan preoperatif radyoterapide daha az radyasyona maruz kalınır, bu da potansiyel olarak normal doku için daha az hasara yol açar.
Standart radyasyon marjini 5-7cm olmasına rağmen bazı merkezler 15 cm’den büyük tümörler için daha geniş marjinler kullanmaktadır. Birçok klinikte 25 bölümde verilen tipik preoperatif doz 50 Gy’dir.
Ekstremite koruyucu cerrahi ile birlikte preoperatif ve postoperatif radyoterapi uygulanmış hastaların değerlendirildiği bir çalışmada; radyoterapi tipleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır, ayrıca yara ile ilgili komplikasyonların preoperatif radyoterapi alan hastalarda anlamlı olarak daha fazla olduğu görülmüştür.216 Bu nedenle preoperatif radyoterapi tümör lokalizasyonu ve tümör boyutu dikkate alınarak seçilmiş hastalara uygulanmasını önerilmektedirdir.
Bu bulgular da göstermektedir ki, yumuşak doku sarkomlarında uygulanan preoperatif radyoterapi, postoperatif radyoterapi'ye benzer oranlarda etkinlik göstermektedir ancak özellikle büyük tümörlü hastalarda ve alt ekstremite yerleşimli tümörlerde yara komplikasyon oranları anlamlı şekilde yüksek olduğundan seçilmiş olgularda ve gelişmiş radyoterapi teknikleri ile birlikte uygulanmalıdır.
http://zehirlenme.blogspot.com/

ABD’NİN EN SEÇKİN 10 GASTROENTEROLOĞU ARASINDA YER ALAN VE HOUSTON’DAKI TEKSAS TIP MERKEZI IÇINDE ADINA KURULAN "GASTROENTEROLOGY CENTER OF EXCELLENCE" MERKEZİNİN TIBBİ DİREKTÖRÜ Prof. Dr. ATİLLA ERTAN

DÜNYA’DA TÜRK HEKİMLER VE BAŞARI ÖYKÜLERİ

Houston’daki Texas Tıp Merkezi'nde adına kurulan "Gastroenterology Center Of Excellence" Merkezinin tıbbi direktörü olan Prof. Dr. Atilla Ertan, bugüne değin Houston'da, ABD’nin bircok yerinden ve ABD dışındaki birçok değişik ülkelerden gelen, 12 binden fazla hastayla çalışmış. Yılda bin 500'den fazla gastroenterolojik kompleks endoskopi uygulamasında bulunan Prof. Dr. Atilla Ertan, Amerika’da tıp eğitimi almak isteyenlere rehber olacak bilgiler verdi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi 1963 mezunu olan Prof. Dr. Atilla Ertan, Gastroenteroloji alanında ABD’nin en seçkin 10 gastroenterologu arasında yer alıyor. Prof. Dr. Ertan, dünyaca ünlü Methodist Hastanesi’nde sindirim hastalıkları konusunda tıbbi direktörlük görevinde bulundu. 2011 Haziran ayından bu yana da, Teksas Üniversitesi Tıp Fakültesinde adına kurulan "Gastroenterology Center of Excellence" merkezinin Tıp Direktörü olarak çalışan Prof. Dr. Atilla Ertan, yapmış olduğu klinik çalışmaları, lisan üstü egitim ve araştırmalarına dayalı 160 üzerinde tıbbi makalesi yayınlanmış, 1992 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülünü aldı. 1996 yılında “Crohn’s and Colitis Foundation of America”nın “Best Physician Award-Yılının en iyi doktoru ödülü”ünü aldı. 2003 yılında da American Gastroenterological Association’ın “2003 Distinguished Clinician Award-Yılın en seçkin gastroenterologu ödülü”ünü ve American College of Gastroenterology tarafından “Master of Gastroenterology -gastroenterolojinin üstadı” ödülünü kazandı. Amerika’da yaşayan Türkler arasından “The Assembly of Turkish American Association” aracılığı ile 2004 yılının adamı seçildi.

Texas Tıp Merkezi'nde yer alan Prof. Dr. Atilla Ertan merkezi, sindirim sistemi hastalıkları alanında, hasta bakımı konusu ve lisans üstü eğitim ve araştırmaları içine alan, tamamı entegre program bazlı bir model sunuyor. Bünyesindeki tecrübeli ulusal ve uluslararası doktorlar aracılığı ile kompleks sindirim sistemi hastalıkları olanlara hasta bakımı sağlayan merkez, aynı zamanda gastroenteroloji ve hepatoloji alanında klinik araştırmalar, lisansüstü eğitim ve araştırma yapacak. Prof. Dr. Ertan, bugüne değin Houston'da, ABD’nin birçok yerinden ve ABD dışındaki birçok değişik ülkelerden gelen, 12 binden fazla hastaya yardımda bulunmuş. 1990’dan bu yana, yılda bin 500'den fazla gastroentolojik kompleks endoskopi uygulamasında bulunuyor. Prof. Dr. Atilla Ertan, "Barrett" özefagusu, ülseratif kolit, "Crohn" hastalığı ve pankreas alanındaki araştırmaları, Amerika’daki çalışma koşulları ve Türkiye’deki tıp eğitimi hakkındaki görüşlerini Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

Ne üzerine çalışıyorsunuz?
Gastroenteroloji konusunda çalışıyorum. Özellikle mideden gelen reflünün oluşturduğu kansere yatkınlığı olan "Barrett" özefagusu, yemek borusunun erken kanserinin erken tanı ve tedavisi yanında, ülseratif kolit ve "Crohn" hastalığının yeni ilaçlarla iyileştirilmesi konularında uğraşılarım oluyor. Bir yandan da yeni ekibimle birlikte seçilmiş hastalardaki mide, barsak, pankreas ve safra yollarının iyi veya kötü huylu hastalıklarını endoskopi yolu ile tedavisinde, yıllardır çalışmalarımı sürdürüyorum. Idari görevlerimin yanısıra, gastroenteroloji’de eğitim gören doktorlara bilgi aktarımına devam ediyorum.

Hangi tip hastaları ve hastalıkları tedavi ediyorsunuz?
Tanı ve tedavisine odaklandığım hastalıklar, "Barrett" özefagusu, ülseratif kolit, "Crohn" hastalığı, iyi veya kötü huylu safra ve pankreasla ilgili. Bu kompleks ve sorunları doyumlu bir biçimde çözülememiş hastalar, Houston’a çevresindeki şehir ve eyaletlerden veya çeşitli dış ülkelerdeki çalışan doktorlar tarafından, bana ve çalıştığım merkezdeki uzmanlara gönderiliyor. Bu hastaları genellikle, merkezimizde hastaneye yatırmadan ve ameliyatsız tedavi edebilmeye uğraiıyoruz. Eğer ameliyat gerekiyorsa, tecrübeli cerrah arkadaşlarımızın işbirliği ile, en sıkıntısız biçimde yapılmasına yardımda bulunuyoruz.


Bu hastalıkların bulguları, belirtileri ve tedavileri hakkında genel bilgiler verebilir misiniz?
ABD'de sürekli bir biçimde artan şişmanlık sorunu yanında alkol ve sigara alışkanlığı, birçok hastalıkları bir araya getiriyor. Bu adı geçen sorunların birlikte getirdiği hastalıklara çözüm bulmak yanında, bu hastalıkların oluşmasını ve ilerlemesini önlemek amaçlı uğraşılara da katılıyorum. Yıllar süren tecrübelerimize göre, uzun yıllar takibi ve tedavisi gereken ülseratif kolit ve özellikle "Crohn" hastalarımızın ameliyat olmadan yaptığımız tedavilerindeki yenilikler, önemli biçimlerlerde olumlu gelişme gösteriyor. Yemek borusu, mide ve barsak kanserlerinin erken tanınmasında da kayda değer önemli aşamalar var ve seçilmiş hastaların erken kanserlerini endoskopi ile çıkarmak ve değişik yöntemlerle yok etmek konusunda da kayda değer çok olumlu atılım ve tecrübelerimiz oluyor.

Bu hastalıkların dünyada ve Türkiye'de görülme sıklığı nedir, bu konuda istatistikî bilgileri paylaşabilir misiniz?
Türkiye’deki şişmanlık ve alkol alışkanlığı konusu, şimdilik ABD'deki düzeyde değil ama sigara alışkanlığı daha fazla. Öte yandan, Türkiye’de içilen ve kullanılan suyun temizliğinde, yiyeceklerin hijyenik koşullarda saklanmasında önemli sorunlarımız devamlılığını sürdürüyor. Bunlara bağımlı gastrointestinal sıkıntılarımız belirgin. Örneğin, Türkiye’de midenin H. Pylori infeksiyonu ve getirdigi sorunlar ve mide kanseri sıklığı, ABD'den önemli biçimde çok daha fazla.



Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz? Bugüne kadar eğitim aldığınız ve çalıştığınız kurumlar hakkında bilgi verebilir misiniz? Eğitim aldığınız kurumların halen bulunduğunuz konuma gelmenizdeki katkıları nelerdir, şu anda çalıştığınız kurumu neden seçtiniz?
1940 yılında Eskişehir’de doğdum. 1957’de Eskisehir’deki Atatürk Lisesinden ve 1963’de de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. Aynı Fakültede, aziz hocalarım rahmetli Prof. Dr. Zafer Paykoc ve Prof. Hamdi Aktan’ın değerli katkıları ile dahiliye ve gastroenteroloji uzmanlık eğitimimi 1969’da tamamladım. Bu süre içinde de, ABD’ye gelebilmek için gerekli olan sınavları tamamladım. 1969 yılı Haziran ayında, gastroenteroloji bilgimi geliştirmek ve araştırma yapmak üzere Philadelphia’daki Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesine geldim ve 1971’e kadar çalışmalarımı sürdürdüm. 1971’de Türkiye’ye döndüm ve Kayseri Askeri Hastanesinde askerlik görevimi tamamladım. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesindeki görevime döndükten sonra, 1972’de doçent ve 1975’de de profesör oldum. Türkiye’deki sürükleyici ve çekici olamayan politik ve bilimsel ortamdan çıkıp, değerli eşim ve çocuklarımla birlikte, 1980’de tekrar ABD’ye döndüm. Birkaç seçeneğim arasından, New Orleans’daki Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesini seçtim. Aynı Fakülte’de 1980 ve 1985 yılları arasında, profesör olarak, çok zamansız ve erken kaybettiğimiz muhterem dostum rahmetli Prof. Dr. Kemal Akdamar’la birlikte çalışma ve araştırmalarımı sürdürdüm ve 1985’de Gastroenteroloji Bölümü Başkanı seçildim. Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesinde, 1989-1991 arasında Dahiliye Bölümü Başkanlığı da yaptım. Tulane’de bulunduğum yıllar içinde, Prof. Dr. Kemal Akdamar adına bir eğitim ve araştırma vakfı kurduk. Bu Vakfın getirdiği geliri, Türkiye’den gelen seçkin gastroenteroloji akademisyenlerine vererek, bir ile iki yıl süre ile, ABD’de bilgilerini geliştirmelerine ve araştırmalarına yardımda bulundum. Bu arkadaşlar yaptıkları çalışma ve araştırmalarından sonra, Türkiye’ye döndüler ve birçok liderlik pozisyonlarında bulundular. Prof. Dr. Ali Özden, Prof. Dr. Halil Değertekin, Prof. Dr. Rasit Yağcı, rahmetli Prof. Dr. Oktay Yeğinsu, Prof. Dr. Zeynel Mungan, Prof. Dr. Sait Kapıcıoğlu, Prof. Dr. Vahit Özmen, Prof. Dr. Nilgün Alptekin, Prof. Dr. Ömer Özbakır ve Prof. Dr. Serhat Bor arkadaşlarım, gelenler arasında. 1991-2001 yılları arasında Houston’daki Baylor Üniversitesi Tıp Fakültesinde Profesör ve Baylor Üniversitesi Tıp Fakültesi/Methodist Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü Başkanı olarak çalışmalarımı sürdürdüm. Bu süreler içinde, ABD’de daha ağırlıklı olmak üzere, birçok diğer ülkelerde de gastroenteroloji eğitimi ve araştırma düzeylerinde çeşitli liderlik pozisyonlarında bulundum. 2011 Haziran ayından bu yana da, Teksas Üniversitesi Tıp Fakültesinde Profesör ve yeni kurulan "Gastroenterology Center of Excellence" Merkezinin Tıp Direktörü olarak çalışıyorum.

ABD’de bulunduğum süre içinde, akademik hayatımın yarısını geçirdiğim Türkiye ile ilişkilerimi yakından sürdürmeye devam ettim ve Türk gastroenterolojisine yardımcı olmaya çalıştım. Arkadaşlarımın coğunluğu, şu anda Türkiye’nin birçok tıp fakültesinde öğretim üyesi ve liderlik pozisyonlarında bulunuyorlar. Gelecek yıllar içinde de bu ilişkilerimizi sürdürmeye devam etmek istiyoruz.

Daha önceki yıllarda, yalnızca devletin kısıtlı olan bütçesine bağımlı olan Türk tıbbına bütçeden ayrılan para yetersiz ve bu nedenle de dünya tıbbına ayak uydurmamız zor idi. Son 20-25 yıl içinde, devlet büyüklerimizle yaptığımız görüşmelerin ve telkinlerin paralelinde, özel sektörün Türk tıbbına olan katkılarıyla bir ölçüde, Dünya’daki tıp yarışına katılabildik. Şu anda bu gelişmelerin yeterli olduğunu söyleyebilmek zor olsa da, özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir’deki özel tıp fakülteleri ve özel tıp merkezleri ile önemli sayılabilecek gelişmeler ve olumlu bir rekabet başlatıldı. Türk tıbbında son yıllarda birikmiş büyük bir potansiyel var. Ancak daha iyi biçimde yönlendirilebilinir ve memleket genelinde yayılması da beklentiler içinde olmalı.


Houston’daki Texas Üniversitesi, Memorial Hermann “Gastroenterology Center of Excellence” Merkezi nedir?
Yalnızca klinik ve laboratuvarları 25 bin metre karelik bir alana yerleştirilecek Merkezimizde, tüm sindirim sistemi ve karaciger hastalıklarında gelistirilmis hasta bakımını, lisans üstü gastroenteroloji eğitimi ve araştırmaları içine alan cok yönlü ve entegre bir program modeli sunuyoruz. Ekibimizdeki ulusal ve uluslararası bilinen tecrübeli doktorlarla, kompleks sindirim sistemi ve karaciğer hastalarına yirmibirinci asır düzeyinde yardımda bulunacağız ve aynı zamanda, gastroenteroloji ve hepatoloji alanında klinik araştırmalar ve lisansüstü eğitim uygulayacağız. Cok rahat ve konforlu büyük bir alan içine yerleştirilen ve geliştirilmiş laboratuvarda görevli gastroenterolog’lar, tecrübeli cerrahlar, immunolojistler, radyologlar, patologlar, psikiatrisler, araştırıcılar, diyet uzmanları ve diğer gerekli olan uzmanların bir arada vereceği çok yüksek kalitedeki merkezler/servisler şöyle sıralanabilir;

• Barrett’s esofaguzu/ displasia ve kanseri

• Midenin iyi ve kötü huylu hastalıkları

• Safra yolları ve pankreasın iyi ve kötü huylu hastalıkları

• Ülseratif kolit, Crohn hastalığıve diğer barsak iltihabı hastalıkları

• Karaciğerin iyi ve kötü huylu hastalıkları

• Karaciğer ve pankreas nakli

• Bariatrik (şişmanlık sorununa tıbbi ve cerrahi çözüm getiren) gastroenteroloji

• Geriatrik (yaşlılara yönelik) gastroenteroloji

• Tedavi edici/geliştirilmis endoskopik metodlar

“A. Ertan Eğitim ve Araştırma Vakfı”

Kısa bir süre önce aldığım bilgilere göre, Sayın Cumhurbaskanınımız Abdullah Gül’ün, Merkezimize ve yeniden kurulan “A. Ertan Eğitim ve Araştırma Vakfı”na önemli biçimde destek vereceğini memnuniyetle ögrendik. Hedefimizin ilk günlerinde, Türkiye’deki diğer dostlarımızın ve hastalarımızın da desteğini alıyoruz ve devamlılığının süreceğine de inanıyorum. Bu paralelde, Türkiye’den gelecek seçilmiş gastroenteroloji akademisyenlerine lisan üstü eğitim aktarma gayretlerini sürdüreceğim.

Halen pratiğini yaptığınız branşın Türkiye ve ABD'deki durumunu karşılaştırabilir misiniz? Halen çalışmakta olduğunuz kurumu, ya da çalışmış olduğunuz kurumları eğitim, tıbbi pratik ve sağlık hizmetleri konuları açısından Türkiye'de kurumlar ile karşılaştırabilir misiniz?

Bugünkü koşullarda, ABD’deki limiti olmayan tıp olanaklarını Türkiye’dekilerle karşılaştırmak oldukça zor. Son yıllar içindeki belirgin olumlu hareketlenmelere rağmen, Türkiye’de halk saglığına ayrılan bütçe, tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hepsinden daha da düşük. Özellikle çocuk/kadın saglığına, koruyucu hekimliğe ve tıpta yapılanların kalite kontrolüne daha fazla önem verilmesi gerekli.

Türkiye’deki tıbbın en önemli eksiklerinden birisi de, etkili ve sürekli devamlılığı olan bir kalite kontrolü sisteminin getirilememesidir. Sağlık Bakanlığımız ve Tıp Fakültelerimizin bir ahenk içinde çalışıp, mezuniyet ve ihtisas sonrası devamlı ve uygulamalı eğitime dayalı, konularla ilgili sürekli biçimde kalite kontrolü yapan bir ruhsat (“privilege”) sistemi getirilmelidir. Bu ruhsat sisteminin istediği eğitimi sürekli ve objektif bir biçimde başarabilenlerin dökümanları dikkatli ve tarafsız bir biçimde incelenmelidir. Calışacakları tıp fakülteleri, hastaneler veya ilgili diğer kuruluşlardaki “ruhsat veren komiteler” aracılığı ile tıp uygulamaları yapabilmek için, uzmanların ruhsat belgelerini almaları gerekmelidir. Bu sistem içinde de, kalite kontrolü devamlı bir biçimde izlenip denetlenebilinir. Son yıllarda Türkiye’miz açısından aşamalar gösteren özel tıp merkezleri ve özel tıp fakülteleri aracılığı ile bir rekabet zemini, laboratuvar çalışmalarında atılım ve tıbbi, cerrahi yöntemlerde bir canlılık sağlanmıştır. Bunların da, tarafsız bir bilimsel komite tarafından kalite kontrollerinin yapılması gerekmektedir.

Türkiye'de halen eğitim almakta olan tıp öğrencilerine ya da genç hekimlere neler önerirsiniz?
Genç meslektaşlarımın, diğer meslektaşları ve hastaları ile dürüst, kaliteli ve olumlu bir ortam içinde çalışmaları çok önemli. Her yönden ve sürekli biçimde iyi iletişim kurup, yazışmalarında ve tıbbi raporlarında yeterli bilgi vermeleri, uzun vadeli başarılarının temel taşları olacaktır. Bu paralelde hızlı daktilo yazmayı, iyi bilgisayar kullanmayı ve en azından bir yabancı dili (özellikle İngilizceyi) öğrenmeleri gereklidir. Yıllar içinde yaptıkları işlerden bıkkınlık gelmesini istemiyorlarsa, sürekli biçimde kendi dallarındaki ve ilgili diğer dallardaki gelişmeleri okumalarını, mümkünse araştırma yapıp, tıp fakülteleri ile ilişkilerini sürdürmelerini ve devamlı kendilerini yenilemelerinin önemini özellikle vurgulamak isterim. Tıp, devamlı biçimde gelişen bir bilim dalı. Devamlılığı olan mezuniyet ve ihtisas sonrasındaki eğitime önem vermelerini ve dünya tıbbındaki gelişmeleri yakından takip etmelerini ısrarla öneririm.

Hangi bilimsel dergileri takip ediyorsunuz?
Gastroenteroloji ile ilgili üç büyük derneğin dergilerinin yanında, "New England Journal of Medicine" i devamlı takip ediyorum.

Mesleğinizle ilgili en çok ziyaret ettiğiniz 3 internet sitesi nedir?
Google yanında, WebMD, Medscape ve NIH.gov sitelerini kullanıyorum.

Alanınızda araştırma yapanlara mutlaka okumalarını tavsiye ettiğiniz kitaplar hangileri? Bilim ile uğraşan veya ilgilenen herkese mutlaka okumalarını tavsiye ettiğin bir kitaplar hangileri?
Tıp araştırıcılarının kendi konuları ile ilgili güvenilir ve basımı çok olan dergi ve kitapları okuyup, son araştırmalar ile ilgili bilgileri derinlemesine anlamaları gerekli. Bulgularını, Türkiye dışındaki tıbbi toplantılarında sunup, diğer araştırıcıların eleştirisini ve katkılarını almaları son derecede önemli.

Yurt dışında hekimlik yapmanın sıkıntıları nelerdir?
ABD’deki tıp kuruluşlarının olanakları, yalnızca Türkiye’den değil, dünyanın tüm ülkelerinden çok daha fazla. Kapasiteniz varsa ve çalışmaktan yılmıyorsanız, önünüz sürekli bir biçimde açık ve seçenekleriniz de çok yönlü ve doyumlu olabilir. Eğer başarılı iseniz, size “dur denmesi” söz konusu değil ve yabancı olsanız da saygınlığınız devamlı. Ancak hedeflerinizi iyi saptayıp, bu sınırı olmayan ve büyük ölçüde acımasız rekabet düzeninde kaybolmamaya dikkat etmelisiniz.

Gastroenteroloji uzmanı ve akademisyen olarak yüzlerce tıp talebelerinin, asistanların, ileri eğitim yapmak isteyen Amerikalı, Amerika dışından ve Türkiye’den de gelen seçilmiş uzmanların eğitimlerine yardımcı olmaya calıştım. Türkiye’nin birçok Tıp fakültelerinde görev alan gastroenteroloji doçent ve profesör’ü bir veya iki yıl süre ile çalıştığım merkezlere gelip bilgi ve görgülerini arttırdılar ve araştırma yaptılar. ABD’de bulunduğum 33 yıl boyunca, bir çok akademik ve idari liderlik pozisyonlarında bulundum. Şimdi de çok iyi tertiplediğimiz "Gastroenterology Center of Excellence"de aynı biçimde çalışmalarımı sürdüreceğim. Türkiye’den gelecek seçilmiş akademik gastroenterologlara bilgi, görgü ve araştırma olanaklarını arttırmaları için imkan sağlamaya devam edeceğim. Yaşımın ilerlemesine rağmen, saglığım ve rahatım yerinde olduğundan, günde 12-14 saat çalışmanın keyfini çıkarıyorum. Mesleğim dışındaki uğraşılarım cok yönlu okumak, fırsat buldukça egzersiz yapıp, yüzmek ve seyahat etmek. Ugraşlarımla ilgili daha fazla bilgi almak isteyenlere, web-sayfama bakmalarını öneririm. “http://www.atillaertan.com/”.

1 Mayıs 2012 Salı

ÇOCUKLARDA UYKU SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ


30 yıldır çocuklarda uyku sorunları üzerine çalışan Boston Çocuk Hastanesi Çocuklarda Uyku Sorunları bölümü direktörü  Dr. Richard Ferber,   ‘Çocuklarda Uyku Sorunları ve Çözümleri’ kitabı, adını verdiği "Ferber" yöntemi ile uyku sorunlarını detaylı şekilde ele alıyor. 

Uyku bozukluğu olan çocuklarda davranış ve sağlık sorunları daha sık görülüyor buna bağlı olarak da aile de çocuklarla birlikte sorunlar yaşıyor. Ancak çocuklarda görülen; uykuya zor dalma, uyku düzensizlikleri, gece uyanma, gece korkuları veya sabah uyanamama gibi uyku sorunları çözümsüz değil. Bu sorunlardan tamamen kurtulabilmek mümkün. Çocuk uyku problemleri uzmanı Dr. Richard Ferber tarafından yazılan ve  Orhan Tuncay’ın çevirisiyle ‘Çocuklarda Uyku Sorunları ve Çözümleri’ kitabı Gün Yayıncılıktan çıktı.  Harvard Tıp Fakültesi’nde nöroloji bölümünde ve Boston Çocuk Hastanesi Çocuklarda Uyku Sorunları bölümü direktörü olan Dr. Richard Ferber, 30 yıldır çocuklarda uyku sorunları üzerine çalışıyor. 

Uyku hakkında ne biliyoruz, iyi uyku alışkanlıkları nasıl edinilir, uyku sorunları ve çözüm yolları nelerdir sorularının cevaplarına ayrıntılı bir şekilde yer veren kitap, uyku sorunlarının çözümünde oldukça faydalı bir rehber.

 İlk bölümünde uykunun doğasına ve çocuklarda uyku gelişimi anlatılıyor. İkinci bölümünde uyku apnesinden narkolepsiye, horlamadan yatak ıslatmaya kadar birçok uyku sorununu önce tanımlıyor sonra da çözüm önerileri sunuyor. Her durum için seçilen örnek vakalar ve çözümler oldukça anlaşılır bir dille yazılmış. 

“Ferber Yöntemi” 
Adını verdiği “Ferber Yöntemi” ile kimi ebeveynin kurtarıcısı, kiminin ise ismini duymak istemediği “çocuk ağlatıcısı” olarak bilinen, Boston  Çocuk Hastanesi’nin Pediatrik Uyku Bozuklukları Merkezi’nin yöneticisi olan Dr. Richard Ferber kitapta, "Çok farklı uyku problemleri olduğunu, benzer uyku problemlerinin farklı çocuklarda farklı nedenlere dayanabileceğini, bir uyku probleminin birçok nedenle ortaya çıkabileceğini anlatmaya çalıştım. Bir probleme uygun olan bir yöntem, başka bir çocukta aynı problemi çözmeyebilir. Ek olarak, birden fazla yöntem işe yarayabilirken, çocuğun özelliklerine ve ailenin yaklaşımına en uygun olanını seçmenize yardımcı olmaya çalıştım. Burada; büyük veya küçük bir evde yaşamanız, çocukla beraber veya ayrı yatmanız, tek veya çok çocuk sahibi olmanız, çocuğunuzun sinirli veya sakin, atak veya çekingen olması gibi hususlar etkili olacaktır" diyor. 

Orhan Tuncay, “Çocuklarda Uyku Sorunları ve Çözümleri” kitabı hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1952 doğumluyum. ODTÜ işletme fakültesinde pazarlama konusunda MBA derecesi aldım. Özel teşebbüste çeşitli sektörlerde yöneticilik yaptım. Çevirmenliğin yanı sıra, şiir, hikaye ve roman yazıyorum. Sekiz adet yayınlanmış kitabım var. Bugüne kadar 45 adet kitap çevirdim, çocuk bakımı, satranç, tasavvuf, felsefe, kişisel gelişim, roman. Çeviri dilim İngilizce. Edebiyatla ilgili: www.orhantuncay.com 


Kitabı çevirmenizdeki etken nedir?
Kendim doktor olmayı seçmememe rağmen doktorlarla her zaman yakın ilişkim oldu. Bu yakın ilişki hala sürüyor. Annem ve babam doktordular. Üstelik annem de çocuk doktoruydu. Gün Yayıncılıktan böyle bir çeviri talebi gelince konuyu ilgi çekici buldum. Böylece Tracy Hogg başta olmak üzere Gün Yayıncılık’a birkaç yazardan çocuk bakım kitabı çevirdim. 

Kitaplarda verilmek istenen mesajlar nelerdir?
Çocuklarda Uyku Sorunları ve Çözümleri, konumuzdaki belirli problemler ve çözümlerini anlamaya başlamadan önce, uykuyu anlamanız gerekiyor. Daha sonra çocukta uyku alışkanlıklarının nasıl geliştiğini ve biyolojik ritimleri anlayacağız.

Kitapta çocuğun uyku alışkanlığı kazanması yolunda kullanılabilecek “Ferber tekniği” anlatılıyor. “Uyku eğitimi” konusunda bir çığır açan bu uyku bilimcisinin adı uzunca bir süre ne yazık ki Ağlatma Yöntemi (Cry It Out) ile örtüşerek anıldı. Oysa Dr. Ferber’ın bu kitabı ve genel olarak uyku eğitimine yaklaşımları bebekleri ağlatarak uyutmanın çok çok ötesinde, bebeklerden ergenliğe kadar çocuklarda uykunun doğasını anlatan önemli bir kitap.

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Çocuk bakımı ve eğitimi konusunda, kulaktan dolma bilgilerle hareket emek yerine uzman görüşüne başvurmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Her iki kitap da bu yaklaşım çerçevesinde okunması gereken kitaplar.

Kitapla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Anne babalar Tracy Hogg kitapları ve DVD'leriyle  bebeklerini ve gelişim aşamalarını öğrenip neler bekleyecekleri konusunda donanım kazanıyorlar. Böylece yaşanacak sorunları ve akıllarına gelecek soruların cevaplarını en baştan biliyorlar. Mucize olarak nitelendirdikleri bu bilgi donanımı sayesinde rahatça uykuya dalan, geceleri mışıl mışıl uyuyan dolayısıyla sabahları neşeyle güne başlayan bebekler ve ebeveynleri hayatlarının bu dönemini daha mutlu ve huzurlu geçiriyorlar. Okuyuculardan gelen eleştirilerin yüzde 97’si olumlu ve teşekkür dolu, özellikle uyku, yemek ve davranış konusunda sorun yaşamadıkları ve bu sebeple çocuklarına ve hayata olan bakışlarının değiştiği yönündeki yorumlar çoğunlukta. 

Dr. Richard Ferber ise ne yazık ki ülkemizde maça  1-0 mağlup başlayan yazarlardan. Adını verdiği “Ferber Yöntemi”ni kimi ebeveyn çocuğu bırak ağlasın, ağlaya ağlaya uyusun şeklinde bildiği için, buna  son derece önyargıyla yaklaşılıyor.

Dr. Ferber şöyle diyor: Bu baskıda; çok farklı uyku problemleri olduğunu, benzer uyku problemlerinin farklı çocuklarda farklı nedenlere dayanabileceğini, bir uyku probleminin birçok nedenle ortaya çıkabileceğini anlatmaya çalıştım. Bir probleme uygun olan bir yöntem, başka bir çocukta aynı problemi çözmeyebilir. Ek olarak, birden fazla yöntem işe yarayabilirken, çocuğun özelliklerine ve ailenin yaklaşımına en uygun olanını seçmenize yardımcı olmaya çalıştım. Burada; büyük veya küçük bir evde yaşamanız, çocukla beraber veya ayrı yatmanız, tek veya çok çocuk sahibi olmanız, çocuğunuzun sinirli veya sakin, atak veya çekingen olması gibi hususlar etkili olacaktır.

Kitabınız çevirmen olarak size neler kazandırdı?
Bilgi açısından yeni bir sahaya girmiş oldum ve çocuk bakımı konusunda Gün Yayıncılık’a 6 adet kitap çevirdim. Bu çevirilerin daha çok kızıma yarayacağını düşünüyorum.

Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de Bebek-Çocuk Bakımı, Ebeveyn  Eğitimi ve okul öncesi alanlarında hazırlanan veya Türkçeye çevrilen kitapların çoğu maalesef konularında uzman olmayan veya çocuk sahibi olmayan kişilerce seçiliyor. Kriter olarak yurtdışında çok okunması ilk sırada yer alıyor. Bu anlamda Gün Yayıncılık tamamen farklı şekilde çalışıyor.
 Anne babaların ihtiyaçları  paralelinde, yine anne babalara sorularak hazırlanan konu profiline uygun kitaplar teker teker inceleniyor,  bu konulara hakim, uzman kişilere danışılıyor, anne-babalar tarafından yararlı bulunmuş kitaplara öncelik veriliyor ve kitabın çevirisi, son okuması ve redaksiyonu da mutlaka bir anne veya baba tarafından yapılıyor. Böylece ortaya en faydalı, en kullanışlı ve kucağınızda bebeğiniz varken bile okuduğunuzda rahatça anlayabileceğiniz, terimler denizinde kaybolmadan keyifle okuyacağınız kitaplar çıkıyor.


ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!


Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler: 

- Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

- Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

- Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.
3 Mayıs Perşembe günü saat 23:00'a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 4 Mayıs Cuma sabahı buradan duyurulacaktır.


Çekiliş Deniz Kazandı, adresini ilettiğinde Gün Yayıncılık tarafından kitabı gönderilecek.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Biyopsi Tanısı ve Evreleme

Biyopsi Tanısı ve Evreleme
Yumuşak doku sarkomlarının ayırıcı tanısında öncelikle infeksiyon, gangliyon, lipom, lenfanjiom, leiomiyom ve nörinom gibi benign lezyonları düşünmek gerekir.11,35 Primer veya metastatik karsinomlar, melanoma ve lemfomaların göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Tanıda    gecikme    sıkça    gözlenir,    genelde    ekstremite    ve    gövde liomyosarkomlarında ayırıcı tanıda çok sık yanılgıya neden olan lezyonlar hematomlar ve büyük adale fıtıklarıdır. Epiteloid sarkom, infeksiyon olarak yanlışlıkla tedavi edilebilen ülserleşen bir nodül
olarak görülebilir.
İmmünohistokimyasal boylar (örn. Vimentin, keratin, desmin, leukocyte common antigen, S-100), elektron mikroskopik incelemeler, sitogenetik ve moleküler analizler ayırıcı tanıya gidilmesinde yararlı incelemelerdir
Evreleme
Histolojik Derecelendirme (Grade)
YDS’nin histolojik derecesi prognostik unsurların en önemlisidir. Tedavi planlaması, histopatolojik tip kadar derecelendirme ile ilişkilidir Tümörün derecesine doğru olarak karar verebilmek için yeterli sayıda doku örneği uygun bir biçimde hazırlanıp incelenmelidir. Yapınla çalışmalar göstermiştir ki sarkomlara, %25’i ile %40’ı arasında yanlış teşhis konulmuş veya sarkomlar yanlış sınıflandırılmışlardır. Dereceyi belirleyen özellikler sellülarite, diferansiyasyon, pleomorfizim, nekroz, mitozun derecesi ve stromal içeriğe dayandırılır.
Prognostik özellikleri belirleyen dereceye göre farklı biyolojik davranış bulunabilir. Örneğin yüzeyel yerleşimdeki MFH ve konjenital fibrosarkom “grade III” tümörler olmasına rağmen metastatik yayılımı oldukça düşüktür. Derin yerleşimli MPSKT’ü bulunan ve Recklighausen hastalığı olan bireylerde evre I olan tümör (uniform görünümde ve düşük mitoz) olmasına rağmen oldukça agresif seyir gösterir.40
YDS’de histolojik tipden bağımsız olarak derecelendirme ikili (düşük, yüksek), üçlü(I,II,III veya düşük, intermedier [sınırda malignite], yüksek) veya dörtlü sistemde yapılabilir.40 Tedavinin planlanmasında düşük (grade I-II) ve yüksek (grade III-IV) derece şeklinde kaba sınıflama yeterlidir. Açık ve net kararların verilebilmesi güç olmasına rağmen hastaya pratik yaklaşımı kolaylaştırmaktadır.
French Federation of Cancer Centers Sarcoma Group’ (FNCLCC) ve National Cancer Institute (NCI) yaygın olarak kullanılan derecelendirme sistemidir.44 Tablo4’de belirtildiği    gibi    tümör    diferansiyasyonu,    mitoz    ve    nekroz    oranına    göre
değerlendirilir
AJCC evreleme sisteminde, 4 tümör derecesi tanımlanmıştır; iyi diferansiye (G1), orta diferansiye (G2), kötü diferansiye (G3), diferansiye edilemeyen (G4).
Her durumda kusursuz biçimde uygulanabilen bir derecelendirme sistemi yoktur. Çok sayıda malign tümör için, histopatolojik tanının konması ve tiplendirmenin yapılması, derecelendirmenin de otomatik olarak yapılması anlamını taşır. Örnek olarak, iyi diferansiye liposarkoma düşük, pleomorfik liposarkoma yüksek derecelidir. Berrak hücreli sarkom ve epiteloid sarkom, histopatolojik özellikleri nasıl olursa olsun yüksek dereceli olarak kabul edilirler. Sinovyal sarkom ve hemanjiyaperisitomun derecelendirme parametreleri henüz ortaya konulamamıştır.