4 Ocak 2012 Çarşamba

Yatakta ne kadar iyiyiz?

Türkiye'nin seks haritasını çizildi, yatakta iyi olma oranları açıklanıyor... 


DTK International’ın 20 bin kişinin katıldığı seks anketine göre yatakta iyi olduğunu düşünen erkeklerin oranı yüzde 65, kadınların oranı ise yüzde 60. İşte Türkiye'nin seks haritası...

DTK International’ın internet üzerinden yaptığı geniş kapsamlı seks araştırması, cinsellik konusunda söylenen yalanlardan tek kişilik ilişkiye pek çok konuda ilginç veriler sunuyor.

Sağlık endişeleri
HIV/AIDS ve istenmeyen gebelik seksle ilgili en çok endişe duyulan konular. Katılımcıların genelinde cevaplar ortalama yüzde 45 oranıyla HIV/AIDS’e odaklanıyor. Yüzde 11’e varan oranla belirtilen hiçbir konuda endişe duyulmaması, bu yöndeki bilinç eksikliğine işaret ediyor.

Veriler ne diyor?
Sağlık Bakanlığı, Türkiye’deki AIDS vakası sayısının haziran 2010 itibarıyla 2 bin 711’e ulaştığını bildiriyor. Etkilenen kişilerin çoğunluğu 25 yaş altındaki gençler. Vakaların 638’ini HIV ile enfekte olanlar, 2 bin 73’ünü de taşıyıcılar oluşturuyor. Bunların yüzde 52’si heteroseksüel cinsel ilişkiyle hastalığa yakalanmış.

Tek gecelik ilişki
Kadın katılımcılar bir gecelik ilişkilere sıcak bakmıyor. Yüzde 49’u “Hayır” ya da “Hiçbir zaman” diyor. Erkeklerin yüzde 61’s ise tek gecelik ilişki yaşadığını belirtiyor. Erkek katılımcıların üçte biri ertesi gün ismini hatırlamadığı biriyle seks yaptığını belirtiyor. Bu erkeklerin yüzde 30’u evlilerden oluşuyor. Bekar olanların oranıysa yüzde 35.

Çoğul partnerlik
“Üçlü cinsel ilişki yaşadınız mı?” sorusuna erkeklerin yüzde 47’si “Hayır” derken bu oran kadınlarda yüzde 69. “Yapmadım ama yapabilirim” diyenlerin oranıysa yüzde 42. “Evet” diyenler katılımcıların yüzde 9’unu oluşturuyor.

Oral seks
Katılımcıların geneli oral seks yapmaya olumlu bakıyor. Oral seks yaptığını belirten kadınların oranı yüzde 70. Erkeklerinse yüzde 64’ü oral seks yaptığını belirtiyor. “Hiçbir zaman yapmam” diyen kadınların oranı da yüksek, yüzde 20. Ayrıca her iki cinsiyet için anal seks yapmak oranı yüzde 46 olarak belirlendi.

Farklı mekanlar
“Dışarıda seks yaptınız mı?” sorusuna “Evet” diyen erkeklerin oranı yüzde 62. Kadınlarınsa yüzde 49’u erkeklerle aynı cevabı veriyor. “Hiçbir zaman yapmam” diyen erkeklerin oranı yüzde 17’de kalırken, kadınlar yüzde 32 ile aradaki farkı açıyor.

Kadınların yüzde 65’i, erkeklerinse yüzde 60’ı yatakta iyi olduklarını söylüyor. Ayrıca katılımcıların dörtte biri internette tanıştıkları biriyle seks yaptıklarını belirtiyor. “Çıplak yüzdünüz mü?” sorusuna erkeklerin yüzde 31’i, kadınlarınsa yüzde 21’i “Evet” diyor. “Henüz değil ama yapabilirim” diyen kadınların oranı da yüzde 40’ı buluyor.

Yalanlar...
“Partnerinize kaç kişiyle cinsel ilişki yaşadığınız hakkında yalan söylediniz mi?” sorusuna “Hayır” diyen erkeklerin oranı, yüzde 56. Kadınlarda bu oran, yüzde 63. Partnerine daha az kişiyle birlikte olduğunu söyleyen kadınların oranı yüzde 33 olurken, daha fazla kişiyle seks yaptığını belirten erkeklerin oranı yüzde 4.

“Kendi pozisyonumu kendim yaratırım” diyen kadınların oranı yüzde 52, erkeklerde bu oran yüzde 56’yı buluyor.

İspanya’da düzenlenen ‘Haydi Seks Hakkında Konuşalım’ adlı bir konferansta ülkelerin cinsel ilşkiye girme sıklığı açıklandı. Buna göre;

Ayda kaç kez seks yapıyorsunuz?

Romanya (E)12 (K)11

Polonya (E)12 (K)9

Bulgaristan (E)11 (K)9

Rusya (E)11 (K)13

Ukrayna (E)11 (K)9

Slovakya (E)10 (K)9

Çek Cumhuriyeti (E)8 (K)8

Türkiye (E)7 (K)7

Kaynak: Pudra

Seks öncesi oyunlar

Erkeklerin en çok etkilendiği sevişme öncesi 'cilve'lerini biliyor muydunuz?

Yapılan bir araştırmada kadınların 13 dakika, erkeklerin ise 18 dakikalık ön sevişmeleri ideal buldukları ortaya çıkmış. Yaşadığınız seksi daha ateşli hale dönüştüren ön sevişmeler için sizlere birkaç ‘yaramaz’ önerimiz var! İşte erkeklerin en çok etkilendiği ön sevişme cilveleri…

Yavaş yavaş soyunun
Giysilerinizi çıkartırken hep yavaş hareketlerle bunu yapmanız onu çıldırtacaktır. İç çamaşırlarınızı kıyafetleriniz üzerinizdeyken çıkarın, ardından gömleğinizin düğmelerini çok yavaş hamlelerle birer birer açın. En son olarak da siyah külotlu çorabınızı bacaklarınızın tamamına dokunarak yavaş yavaş çıkarın. Onun ise tüm bu süreci ‘sadece’ izlemesine izin verin.

Dansa kaldırın
Onun sevdiği bir parçayı açın. Bu çok romantik bir şarkı olmak zorunda değil; çok eğlenceli ve hareketli bir müzik de olabilir. Müziği açabildiğiniz kadar yüksek bir seste açın ve onu elinden tutup dansa kaldırın. Hatta dans esnasında yavaş yavaş birbirinizi soymaya başlayın. Bu dans bir sonraki adım için partnerinizin sabırsızlanmasına neden olacaktır.

Alışverişi beraber yapın
Ona durup dururken iç çamaşırı almak istediğinizi ve o ne isterse onu alıp bu akşam giyeceğinizi söyleyin. Hatta mağazada onun seçtiği iç çamaşırlarını denerken ona da kabinden gösterip fikrini sorun. Gittiğiniz mağaza bir de Agent Provocateur olursa gerisini artık siz düşünün.

Masa altından dokunan ayaklar
Bu birçok filme konu olmuş, birçok fantezinin başlangıcı olmuş bir oyundur. Başbaşa veya kalabalık bir arkadaş grubuyla gittiğiniz bir akşam yemeğinde masanın altından ayaklarınızla onun ayaklarına yapacağınız küçük dokunuşlarla onu çılgına çevirebilirsiniz. Bunu bir yandan arkadaşlarınızla konuşurken veya hiçbirşey yokmuş gibi yemeğinizi yerken yapmanız çok daha etkileyici olacaktır!

Beraber duş alın
O duşa girdiğinde çıkıp bornozunu giyip yanınıza gelmesi beklemeyin. O tam duşa girdiğinde banyonun kapısını açın ve ona hiçbirşey sormadan siz de onun yanına, suyun altına girin. Birlikte alacağınız bir duş veya yapacağınız küvet dolusu keyifli bir banyo şehvetli bir gecenin sinyalidir.

Kaynak: pudra
 

Sık görülen beş kanserin erken işaretleri

Kanserde erken tanının önemini artık herkes biliyor. Peki ama bu erken tanı şansını elde edebilmek için hangi belirtileri dikkate almak gerekiyor? Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, en sık görülen beş kanser türünün işaretlerini açıklıyor...

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, Hürriyet'teki köşesinde, en sık görülen beş kanser türü olan akciğer, meme, kalın bağırsak, pankreas ve prostat kanserlerinin belirtilerini şöyle ele alıyor:

Kanserde erken tanı çok önemli. Teşhis erken konulduğunda, tecrübeli tıbbi bir ekip ve güçlü bir teknolojik altyapıyla mükemmele yakın sonuçlar alınabiliyor. Özellikle son yıllardaki yeni tedavi planları, ilaç ve diğer teknolojiler kanser sorununu eskisi kadar korkulu bir problem olmaktan çıkaracak gibi. Bu yazıda, sık görülen beş kanserin ilk işaretleri hakkında bilgilenme imkanı bulacaksınız.

Meme kanseri
Kadınların en çok yakalandığı kanserlerin başında meme tümörleri geliyor. Doğum yapmamış, doğum yapıp bebeğini hiç emzirmemiş, ilk doğumunu 35’inden sonra yapmış, adet başlama yaşı erken, menopoza girme yaşı geç kadınlarda meme kanseri olma ihtimali artıyor. Meme tümörünün belirtileri şunlar:
*İki meme arasında simetrinin bozulması
*Memede elle bir sertlik ya da kitle hissedilmesi
*Meme başında veya meme cildinde içe doğru çekilme oluşması
*Meme cildinde portakal kabuğuna benzer görünüm
*Meme başında şekil veya yön değişikliği
*Memede beklenmeyen şişme veya büyüme artışı
*Meme başından pembe-kırmızı renkli akıntı gelmesi
*Koltukaltında sertlik ya da şişlik

Akciğer kanseri
Kansere bağlı ölümlerin neredeyse beşte birinden akciğer tümörleri sorumlu.. Yani kansere ilişkin ölümlerin birinci sorumlusu hâlâ o! Akciğer kanseri, sigara içenlerde (sigara, puro, pipo, nargile), sigara dumanına maruz kalanlarda (pasif içiciler), kirli hava soluyanlarda daha sık görülüyor. Önemli işaretler şunlar:
*Öksürük
*Kanlı balgam
*İlerleyici nefes darlığı
*Sırtta, kürek kemikleri arasında batıcı ve rahatsız edici ağrılar, göğüs ağrısı
*İştahsızlık
*Halsizlik, kilo kaybı
*Terleme ve yorgunluk

Kalın bağırsak kanseri
Erken teşhisin çok kolay olduğu ve erken teşhiste neredeyse tam iyileşmeye varan sonuçların alınabildiği kanserlerden biri de kalınbağırsak ve makat kanserleri. Türkiye’de her yıl 30 binden fazla kişinin bu tümöre yakalandığı düşünülüyor. Kalınbağırsak kanserinde kalıtım çok önemli bir konu.

Ailesinde kalınbağırsak kanseri bulunanlarda, hatta meme, yumurtalık, rahim kanseri söz konusu olanlarda, kalın bağırsaklarda polip hastalığı bulunanlarda risk artıyor. Ülseratif kolit ve crohn hastalığı gibi kronik iltihabi bağırsak hastalıkları da riski artıran nedenler. Çok fazla kırmızı et yiyenlerde, (özellikle mangalda, ateşte kızartılarak pişirilmiş kırmızı etler) hayvansal yağı fazla miktarda tüketenlerde, posadan fakir gıdalarla beslenenlerde, fazla miktarda alkol kullananlarda da risk artıyor. Kolon kanserinin başlıca belirtileri şunlar:
*Bağırsak alışkanlıklarının değişmesi, özellikle kabızlık yakınmasının sıklaşması
*Sık tuvalete gitme ihtiyacı
*Dışkının kalem gibi incelmesi
*Karında ağrı, şişkinlik
*İzah edilemeyen kansızlık, kilo kaybı ve halsizlik

Pankreas kanseri
Son yıllarda sık görülen kanserlerden biri haline gelen pankreas kanserinde teşhis her zaman kolay değil, hatta çoğu zaman mümkün olamıyor. Hastalığın neden artış gösterdiği tam olarak bilinmiyor. Beslenme değişiklikleri, kafeinli besinlerin, şekerli yiyeceklerin, yağda kızartılmış gıdaların, sigara ve alkolün daha sık tüketilmesi sorumlu tutuluyor. Belirtilerine gelince:
*Mide bölgesinde yemeklerle ilgisiz, inatçı ağrı, dolgunluk, rahatsızlık hissi
*İştahsızlık ve kilo kaybı
*İlerleyici sarılık hali
*Bulantı ve kusmalar
*Pankreatit atakları
*Bel ve sırt bölgesinde ağrılar
*Karında şişlik

Prostat kanseri
Yaşlı erkeklerin korkulu rüyalarından biri haline gelen prostat kanserinin en önemli risk faktörü yaşlanma. Yaş ilerledikçe prostat kanseri daha sık görülüyor. Özellikle yaşı 80’i geçen her iki erkekten birinin prostat kanserine yakalanma olasılığı yüzde 100’e yakın. Kalıtım bu kanserde de önemli. Birinci derecede yakınlarında prostat kanseri olan erkeklerde olasılık daha fazla. Ailede prostat kanseri olan kişi sayısı arttıkça, ayrıca hastalığın görülme yaşı düştükçe olasılık riski yükseliyor. Prostat kanserinin, şişman, çok fazla et, doymuş yağ ve alkol tüketenlerde de sık görüldüğü biliniyor. Hastalığın başlıca belirtileri şunlar:
*İdrar yapmada güçlük
*Geceleri daha sık idrara kalkma zorunluluğu
*Kesik kesik idrar yapma
*İdrardan kan gelmesi
*Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları
*Bel ve sırt ağrıları

Kaynak: pudra
 

Bu aralar kalın bacaklar revaçta..

Artık bambaşka bir vücut şekli gündemde, şimdilerde kalın bacaklar moda...

"Moda değişiyor ama modeller hep benzer. İnanılmaz güzel bir siluet, küçük göğüsler, kaburgaları sayılan bir sırt, upuzun bacaklar. Vücudunda yağ namına hiçbir şey olmayan kadınlar. Ama artık başka bir vücut şekli gündemde ve eli çok kuvvetli... "

Ünlü kadın dergisi YOU'nun yazarı Mimi Spencer, bu yaz dolgun bacakların çok revaçta olduğunu iddia etti.

Spencer, günümüzün ikonlarından da örnek vererek bu modanın nasıl yükseldiğini kaleme aldı:

"Modanın karşısında çoğumuz genellikle iç çekeriz. Her şey çok düzgün olmak zorundadır. Moda değişiyor ama modeller hep benzer. İnanılmaz güzel bir siluet, küçük göğüsler, kaburgaları sayılan bir sırt, upuzun bacaklar. Vücudunda yağ namına hiçbir şey olmayan kadınlar.

Ama artık başka bir vücut şekli gündemde ve eli çok kuvvetli. Bu kadınlara muhakkak rastlamışsınızdır ama gördüğünüzün önemini kavrayamamış olabilirsiniz. Şu kadarını söyleyeyim; bu işe bayılacaksınız!

Sizin için şöyle bir sıralayayım ki ne demek istediğim gözünüzde canlansın.

İlk sırada Beyonce var. Muhteşem bir kadın ve harika bacakları var.

Sonra Lily Allen, mayo tarzı sahne kıyafetlerinin kraliçesi. Hatırlatmama gerek var mı bilmem ama bu mayolar üst bacağı olduğu gibi ortaya serer. Bakanın gözünü kalçayla diz arasına kitler bile diyebiliriz. Lily’nin mayolarını düşününce şöyle bir afallıyor insan. Ne cesur kadın! Ama harika gözüküyor, kemiklerinin üstünde et de olan bir çift bacağı var.

Aynı şey Leona Lewis içinde geçerli. İnanılmaz bir ses ve kadınsı bacaklar.

Hatta Lady Gaga’nın uylukları bile dal gibi değil. Tabii biraz kalın bir daldan bahsediyorsak, o başka.

Kristin Davis de, yeni Sex and the City filminde, dolgun bacaklarını göstermekten kaçınmıyor."
 

Yıllara meydan okuyun ciltlerin sırrı

İnsan yaşlandıkça deri üzerindeki kırışıklıklar, genetik ve çevresel faktörlerden etkilenerek artar. 

Hafif kırışıklıklar, 28-35 yaşları arasında, orta düzeydeki kırışıklıklar, 35-50 yaşlar arasında, şiddetli kırışıklıklar ise, 50-70 yaş arasında görülür. Şiddetli kırışıklıklarda, kılcal damar genişlemeleri ve kahve renkli lekeler de oluşur.

Kırışıklıkların en belirgin nedeni; genellikle aileden geçen, genetik kodlu yaşlanmadır. Örneğin; açık tenli kişilerde, kırışıklıklar erken yaşta meydana gelir. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şafak Güneş: “Genetik faktörlerden başka çevresel faktörlerden; en başta güneş olmak üzere stres, mimiklerin aşırı kullanımı, yer çekimi, travmalar, sigara içme ve bazı cilt hastalıkları da kırışıklıkların gelişimini etkiler.” diyor.

Kırışıklıkların görünümü

Kırışıklıklar ince ve derin kırışıklıklar olmak üzere iki şekilde görülür. İnce kırışıklıklar genellikle derinin üst tabakasındaki suyun azalması sonucu gelişir. Genellikle güneş ve sigaranın yaptığı hasar buna neden olur.

Derin kırışıklıklar dinamik ve statik olarak iki çeşittir. Dinamik kırışıklıklar mimiklerin kullanımı ile gelişirler ve zaman içinden sabit hal alırlar. Bunlar; göz etrafındaki kazayağı çizgileri, alındaki kaygı çizgileri ve kaşların arasındaki kaş çatma çizgileridir. Statik kırışıklıklar ise, kas hareketleri ile değişmezler.

Kırışıklıklarla baş edebilirsiniz

Kırışıklıklarla baş etmeye, öncelikle çevresel faktörleri değiştirmekle başlayın. Kırışıklıklara neden olan en önemli faktör güneş olduğundan, kendinizi güneşten koruyun. Eğer bir bebeğiniz varsa, bu korumaya bebeklik çağında başlayın, çünkü en çok güneşte kalınan zaman, ilk 18 yaştır.

Güneşten, tüm yaşam boyu uzak kalmaya çalışın. Bu amaçla, 30 faktörün üzerindeki güneşten koruyucu kremleri kullanabilirsiniz. Ayrıca önemli oranda kırışıklığa ve cilt kanserine neden olan solaryumdan da uzak durun. Sigara içiyorsanız kesinlikle bırakın ve sigara içilen yerlerde durmayın. Kırışıklılığın oluşumunda etkili olan bir diğer neden ise, hava kirliliğidir. Yaşadığınız yerin havasının temiz olmasına özen gösterin.

Nemlendirici kullanın

Kırışıklığa karşı düzenli olarak kullandığınız nemlendiriciler cildinizin daha gergin görünmesini sağlar, çünkü nemlendirici kullanımı, derinin su tutma kapasitesini arttırır. Bu nedenle cildinizin yapısına uygun bir nemlendirici kullanmanız önemlidir. Genellikle yüz ılık su ve sabun içermeyen bir temizleyici ile günde 2 kez yıkanmalı ve kısa süre olsa da dışarıda kalındığında ultraviyole filtresi olan güneşten koruyucu kremler kullanılmalıdır.

Cerrahi yöntemler

Cerrahi işlemler yüz dokusunun yeniden şekillendirilmesi ve sarkan dokuların kaldırılması şeklinde yapılır. Cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilemeyen kırışıklıklar plastik cerrahi ameliyatları ile düzeltilebilir.

Yüz germe işleminde fazla deri kesilip alınır ve yüzün 2/3 alt kısmındaki (çene ve boyun) kaslar gerginleştirilir. Alın ve kaş arkı statik çizgiler azaltılır. Alt ve üst göz kapağındaki sarkan deri ve aşırı yağ dokusu çıkartılır. Boyundaki kırışıklıklar ve dikey bantlar tedavi edilebilir.

Stresle başa çıkmanın yolları

Stres, hayatın özünde var. Amacınız stresten kaçmak değil, stresi olumlu yöne çevirmek olmalı… Stresle başa çıkmanın basit ama etkili yöntemlerini öğrenmek için, bunları dikkatle okuyun!

Stres kaynaklarınızı tanıyın
Neler sizde stres yaratıyor? İçinde bulunduğunuz durumu abartıyor musunuz? Herkesi memnun etmeye mi çalışıyorsunuz? Her şeyi çok önemli, çok acil, çok kritik mi görüyorsunuz? Hangi streslerden yararlandınız?

Duygularınıza kulak verin
Strese nasıl karşılık veriyorsunuz? Hangi duygularınız stresinizle başa çıkmanıza yardımcı? Duygularınızı yöneterek hayatınızı kontrol edin. Duygularınız ve düşünceleriniz sizi yüceltebilir, ama unutmayın yıkabilir de.

Fizyolojik tepkileriniz
Stres karşısında fizyolojik tepkilerinizi normale çevirmeye çalışın. Yavaş ve derin nefes alarak, nefesinizi ve kalp atışlarınızı normale döndürün. Nikotin ve kafein gibi uyarıcılardan uzak durmaya çalışın. Yeterli ve düzenli uyuyun.

Müzik dinleyin
Müziğin stres azaltıcı etkisi araştırmalarla kanıtlandı. Müzik, “kortizol” adı verilen kimyasalların salgısını yavaşlatarak stres hormonlarının düzeyini düşürüyor.

Gülün
Stresin ülser, yüksek tansiyon, baş ağrısı gibi hastalıkları tetiklediği nasıl biliniyorsa, gülmenin de sinirleri gevşettiği, sindirim sistemini çalıştırdığı, kan dolaşımını kolaylaştırdığı biliniyor.

İletişim kurun
İletişimin, özellikle kaygının ve acının paylaşılmasının insanları rahatlattığı araştırmalarda da ortaya çıkarıldı.

Doğaya yakın olun
Doğa, insanı daha sakin ve mutlu kılıyor. Doğayı gözlemlemek için ormanda ya da bağda yaşamanız gerekmiyor. Araştırmalar, bir akvaryumu seyretmenin bile kişinin tansiyonunun düşürdüğünü söylüyor.

3 Ocak 2012 Salı

NEDENI AÇIKLANAMAYAN ÖKSÜRÜK “REFLÜ” HABERCİSİ OLABILIR

Klasik reflüde ileri tanı yöntemi kullanmaya gerek olmadığını ve hastalara boşu boşuna birden fazla endoskopi çektirildiğini belirten Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalından Prof. Dr. Serhat Bor, “Alarm bulgulu hastalarda dikkatli olmak gerekir. Sebebi açıklanamayan öksürüğün nedeni reflü olabilir” dedi.


AstraZeneca, Birinci Basamak Hekimleri için artı değer yaratma hedefi ile bir seri toplantı projesi geliştirdi. Toplantıda “Hasta Hekim iletişiminde iyiyi yakalamak, sosyal stilleri ile hastayı anlamak” konulu oturumda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalından Prof. Dr. Serhat Bor, “Püf Noktası ile Olgular” başlıklı oturumda farklı vakalar hakkında bilgi verdi.

Alarm Bulgulara Dikkat

Fonksiyonel sindirim sistemi hastalıklarının altında yatan net bir ülser, kanser olmadığı ve kişinin kendini oldukça kötü hissettiği bir yapısal bozukluğun bulunmadığı durumlarda görüldüğnü kaydeden Prof. Dr. Bor, bu durumun aşırı duyarlılık sonucu ortaya çıktığını dile getirdi. Mide şişkinliği, hazımsızlık gibi şikayetlerle gelen hastada sindirim sistemi tarafından nasıl algılandığına dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bor, “Kaynana gibi ne söylediği değil bunu senin nasıl algıladığın çok kritiktir. Stresin kaynağında da aynıdır, aynı kaynana her gün aynı şeyleri söyler ancak, keyfin yoksa kaynananın o günkü sözleri size çekilmez gelir. Ancak keyfiniz yerindeyse tolere edebilirsiniz. Sinir sistemide öyledir, kişinin kanser korkusu varsa aslında onu rahatsız etmeyecek fizyolojik uyaranlara karşı aşırı hassasiyeti vardır. Birinci basamakta aile hekimleri yönünden kritik olan nokta bunların ne kadarının kanser riski taşıdığı hangilerinin taşımadığına dikkat etmek gerekiyor. Ne yapacağı ve kime sevkedeceği önemli. “Alarm bulgular” denilen reflü yönünden, 50 yaşın üzerinde ve 5 yıldan uzun surele reflü şikayeti varsa bunlara bir kez endoskopi yapılmalı” dedi.

“Türkiye’nin Sorunu Bir Kez Endoskopi Yapılması Değil, Birden Fazla Endoskopi Yapılması”

“Türkiye’nin sorununun bir kez endoskopi yapılması değil, birden fazla endoskopi yapılmasıdır” diyen Prof. Dr. Bor, Aynı hastaya birden fazla endoskopi yapılması gereksizdir. Endoskopik takibin kriterleri bellidir ve bu durum çok küçük bir grubu kapsar. Reflüde sadece “Barrett” denilen durumda olur bu da çok ufak kanser riski taşır. Bunun dışında endoskopi yapmaya gerek yoktur. Bize gelen her hasta birkaç kez yaptırdığı endoskopi sonuçları ile geliyor. Bu gereksiz bir durum” diye konuştu.

Bir Kez Yapılan Endoskopide Kanser Riski Olup Olmadığı Anlaşılır

Prof. Dr. Bor, kişinin yutma güçlüğü varsa, yutarken ağrı duyuyorsa, açıklanamayan bir kilo kaybı, kansızlığı varsa ve 50 yaşın üzerinde 5 yıllık yakınması devam ediyorsa bu hastaya endoskopi yapılması gerektiğini dile getirdi. Prof. Dr. Bor sözlerini şöyle sürdürdü: “Reflüde hastanın yakınmalarında, örneğin meme kanseri için mamografi yapılıp kanser bulmasa da takip edilmesi gerekir. Ancak reflüde böyle bir şey yok. Endoskopi bir kez yapıldıktan sonra kanser riskinin olmadığını biz söyleyebiliyoruz. Yoksa yoktur bir daha da olmaz.”

“Reflü Hastalarının Yüzde 90’ını Aile Hekimleri Tedavi Edebilir”

Aile hekimlerinin reflü hastalarının yüzde 90-95’nin tedavisini yapabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bor, “Bu hastaların sevkine de gerek yoktur. Hastayı iyi dinleyerek ve problemleri iyi anlayarak, onlara basit bir ilaç tedavisi genelde “proton pompası” vererek tedavi başlanabilir. Hasta düzeliyorsa teşhisi konmuştur. Filme, endoskopiye, yemek borusu sintigrofisi gibi tekniklere gerek yok. Klasik reflüde ileri tanı yöntemi kullanmaya gerek yok” diye konuştu.

Kronik Öksürük Nedeni Reflü Olabilir

Prof. Dr. Bor, hastanın tedaviye cevap vermediği ve alarm bulguları bulunan kişileri uzman hekime yönlendirmesi gerektiğini dile getirerek şunları söyledi: “Ancak bazı bulgular başımızı ağrıtıyor. Müzmin larenjit, farenjitlerin en sık nedeni reflüdür. Sebebi açıklanamayan öksürüğün nedeni reflü olabilir. Kronik öksürük, sigara kullanmayan, astımı olmayan ve boğaz akıntısı olan kişilerde öksürüğün nedeni reflü olabilir. Bu hastalar ileri derecede incelenmelidir. Göğüs hastalıkları, kulak burun boğaz, kardiyoloji, genel cerrahi ve psikiyatri bölümü ekip çalışması yapmalı. Reflü, kalp ağrısından ayrılamayacak kadar aynı nitelikte göğüs ağrısı yapabilir. Buradaki önemli tehlike reflünün göğüs ağrısı yapması değildir. Göğüs ağrısını reflü olarak düşündürmemelidir. Kardiyolojinin iyice incelemesi gerekir. Müzmin öksürük şikayeti ile gelen hastalar reflü tedavisine iyi yanıt veriyor. Genelde ilaç tedavisiyle hastaların yaklaşık yüzde 70’i tek dozla, yüzde 80-85’i çift dozla yakınma kayboluyor. Reflü hastaları ilacı kestikten sonraki yaklaşık 6 ayda bir kez daha tekrarlaması olur. Yakınma çok şiddetli ise hastanın sürekli ilaç içmesi gerekiyor. Yakınmalar çok şiddetli değilse ne zaman yakınma olursa o zaman içilir. Tıpta birçok hastalık kontrol altına alınır, kesin tedavi edilemez.

Boğaz Reflüsünde Başari Şanşı Yüzde 50

Boğaz reflüsü tedaviye en dirençli grubu oluşturuyor. Boğaz dış uyaranlara en açık iç organdır. Enfeksiyonda boğaz kuru hava, konuşma, sıcak çay veya kola içmek, sigara ve alkol kullanmak, bağırmak gibi durumlardan kötü etkileniyor. Tedavi edilse bile başarı şansı yüzde 50 oranında.

Ege Serisinde Yüzde 90 Başarı

Laparoskopik reflü cerrahisi çok iyi incelenmiş hastalarda iyi serilerde yüzde 90 başarılı. Ama hastanın çok iyi incelenmesi, cerrah ve gastroenterologun çok iyi iletişim kurması gerekiyor. Ege serisinde yüzde 90 başarı sağlanıyor. Hastaya “bugünkü aklın olsaydı bu ameliyatı olur muydun” sorusunu gastroenterologların sorması gerekiyor. 5 bin kayıtlı hastamız var, tüm branşlar ortak şekilde hastaya bakar. Türkiye’nin en büyük reflü kliniği bizde var. hastaların yüzde 50-70’i yemek borusu dışı şikayetlerle geliyor.”