26 Aralık 2011 Pazartesi

Zayıflamaya yardımcınız olacak formüller

Yapılan araştırmalar ve testler sonucunda etkili olduğu söylenen ve aşırı kilolardan kurtulup kolayca zayıflamaya ve sürekli formda kalmaya yararlı besinler ve zayıflama formüllerini merak ediyorsanız yazımızın devamını okumalısınız.

1. Salatalık
Düşük kalori ve yüksek su içeren salatalık, formda kalmanızı ve zayıflamanızı sağlar. Sadece bir salatalıkta sadece 45 kalori vardır.

2. Kırmızı üzüm
Bir kâsede ortalama 80 kalori içerir, soğuk üzüm tatlı isteğinizi karşılayan mükemmel bir seçenek olabilir.

3. Yaz salatası
Ağırlıklı olarak düşük kalorili yaz sebzeleri içeren yaz salataları, kalori bakımından oldukça düşük ancak doyurucu ve zayıflatıcıdır.

4. Soğuk filtre kahve
Kafein sizi canlandırır. Kaymaksız süt eklenmiş filtre kahve, kan şekeri seviyenizin normal kalmasına ve metabolizmanızın çalışmaya devam etmesine yardımcı olur.

5. Izgarada pişirilmiş sebzeler.
Mantar, soğan, dolmalık biberler, kabak, patlıcan, kuş konmaz gibi sebzeleri ızgarada pişirin. Hem hazırlaması kolay hem de düşük kalorilidir. Zeytinyağı ile hafifçe yağladığınız sebzeler, tuz eklenerek yenilebilir.

6. Yağsız patlamış mısır
Mısır yağda yapıldığında kilo almanıza neden olabilir. Ancak bir kâse yağsız patlamış mısırda sadece 30 kalori ve 2 gr lif bulunur. Bunu yiyerek de zayıf kalabilirsiniz.

7. Yağsız çeşnili yoğurt
Serinlemenin en doğal yolu yoğurt aynı zamanda zayıflamanıza da yardımcı oluyor. Yağsız yoğurdun içerdiği karbonhidrat ve protein uzun süre tok hissetmenizi sağlar.

8. Şekersiz buzlu çay
İlk başta ‘şekersiz’ tanımlaması size hoş gözükmeyebilir. Kalorisiz doğal içecek buzlu çayınıza taze meyve dilimleri ekleyerek içeceğinizi tatlandırabilir, gecenizi serinletebilirsiniz.

9. Karpuz
Bol bol karpuz yiyin. Su ve C vitamini bakımından zengin olan karpuzun bir kâsesi veya suyu sadece 80 kaloridir.

10. Çorba
Midenizi yeni yapılmış ve biraz soğumaya bırakılmış domates çorbası ile doldurun. Bir kâse çorba sadece 50 ila 100 kalori arasındadır.
 

Neden egzersiz yapmalısınız?

Özellikle son yıllarda düzenli spor ve egzersizin önemi hızla artıyor. 

Uzmanlar, düzenli yapılan spor ve egzersizin, başta kalp sağlığı olmak üzere pek çok konuda vücuda yarar sağladığı görüşünde birleşiyorlar. Batılı gelişmiş ülkelerde insanların düzenli olarak spor ve egzersiz yaptığına değinen uzmanlar, ülkemizde de bu bilincin hızla artmasının sevindirici bir gelişme olduğunu belirterek “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözünü hatırlatıyorlar.

Uygun bir diyetle birlikte fiziksel etkinlik ve egzersiz, yalnızca zayıflayıp zinde kalmanızda değil, aynı zamanda genel sağlığınızın düzelmesinde ve hastalıkların önlenmesinde anahtar rolü oynar. Amacınız kilo vermek, kilonuzu korumak ya da yalnızca sağlıklı kalmaksa, haftada en az üç kez, günde en az 20 dakika egzersiz yapmanız sağlığınızı düzeltecektir.

Araştırmacılar, çevrede yapılan hızlı bir yürüyüş, yere düşen yaprakları toplamak ve asansör yerine merdivenlerden yürüyerek çıkmak gibi yaşam tarzıyla ilgili etkinliklerin, daha ağır egzersizleri yapamayan ya da sevmeyenlerin sağlığı için benzer yararlar sağladığını bildiriyorlar.

Unutmayın ki, düzeyi ne olursa olsun biraz egzersiz yapabilmek, hiç yapmamaktan iyidir. Sizin için hangi egzersizin uygun olduğunu doktorunuza danışın. Aksi takdirde yanlış egzersiz yaparak sağlığınızı tehlikeye atmanız işten bile olmaz… Uzmanlar, düzenli spor ve egzersizin yararlarını şöyle sıralıyorlar:

Egzersizin nelere yararı var?
- Kolesterol düzeylerini, kan akışını ve kalp işlevini düzelterek, kalp hastalığını önlemeye yardımcı olur.
- Yüksek kan basıncı olan kişilerde vücuttaki yağ miktarını azaltarak, kan basıncını düşürmeye yardımcı olur.
- Vücuttaki yağ miktarını azaltarak erişkinlik döneminde ortaya çıkan diyabetin önlenmesine ve kontrol altına alınmasına yardımcı olur.
- Uygun beslenme programıyla birlikte egzersiz, birçok hastalık için risk etmeni olan obezitenin önlenmesine ve kilonun kontrol edilmesine yardımcı olur.
- Kemik oluşumunu destekleyerek, kemik kaybını ve osteoporozu önler
- Sırt kasının gücünü, omurganın esnekliğini ve dayanıklılığını artırarak sırt/bel ağrısını önler.
- Benlik değerini ve enerjiyi artırır, duygu durumunu düzeltir ve stresi azaltır.

Fiziksel açıdan etkin değilseniz, hafif egzersizle başlayın. Süresini ve hızını aşamalı olarak artırın. Hoşlandığınız bir egzersiz seçip, uygun bir zamanda yapın. Sıkılmamak için birkaç çeşit egzersiz seçin. Egzersizi düzenli aralıklarla yapın. Maksimum yarar sağlamak için en az haftada 3 kez 20 dakika süreyle egzersiz yapmanız gerekiyor. Ailenizi ve çocuklarınızı düzenli egzersize alıştırın. Etkin anne babaların çocuklarının etkin olma ve erişkin dönemde de etkinliğini sürdürme olasılığı yüksektir.

Egzersiz yapacaksanız bunlara dikkat edin
Egzersiz doğru biçimde yapıldığında, hemen herkes için güvenlidir. Aşağıdaki durumlarda, sizin için hangi tip ve düzeyde egzersizin güvenli olduğu konusunda doktorunuza danışın:
- Hamileyseniz.
- Özellikle yüksek kan basıncı ya da kalp hastalığı nedeniyle herhangi bir ilaç kullanıyorsanız.
- Artrit gibi egzersizle şiddetlenebilen bir tıbbi durum söz konusuysa…
İşte bu durumlarda egzersizden kaçının.
 

Erkekler kadınlar için ne düşünüyor

İki erkekten biri "Sevgilim şişmanlarsa terk ederim" diyor...   

Erkeklere özel internet dergisi askmen ve kadın dergisi Cosmopolitan’ın işbirliğiyle oluşturulan anket, kadın ve erkek arasındaki farkı gözler önüne serdi.

7 bin erkek ve 1500 kadına sorulan onlarca soruyla oluşturulan çalışmada iki cinse de ilişkiler üzerine sorular yöneltildi. İşte erkeklerin yarısının, kadınların ise sadece yüzde 20’sinin “Sevgilim kilo alırsa onu terk ederim” dediği ankete ilişkin ilginç sonuçlar:

-  Erkeklerin yüzde 34’ü ciddi bir ilişki düşündükleri kadının sadık olması gerektiğini söylerken, kadınlarda bu oran yüzde 27. Erkeklerin yüzde 19’u kadının zekasını birinci sıraya koyuyor. Kadınlarda bu oran sadece yüzde 7.

Yüzde 72: Aldatmam
-  Erkeklerin yüzde 66’sı evliliğe inanıyor. Yüzde 20’si inandığı halde “Bana göre değil” diyor. Kadınların ise yüzde 77’si evliliğe inanıyor. İnanmayanların oranı sadece yüzde 7.

Facebook’a gizli bakış
-  Kadınların yüzde 86’sı “Erkek arkadaşınız şişmanlarsa onu terkeder misiniz?” sorusuna “Hayır” cevabını veriyor. Erkeklerin ise yüzde 53’ü kız arkadaşları şişmanlarsa onu terk edeceklerini söylüyor.

Yarısı cilt bakımı yaptırıyor
-  Erkeklerin yüzde 37’si başkalarının arabalarıyla ilgili ne düşündüğünü umursuyor.
-  Yüzde 51’i içtikleri içkinin ne kadar maskülen olduklarının kanıtı olduğunu düşünüyor. Maskülen erkeğin içeceği sorulduğunda ise yüzde 35’i bira, yüzde 28’i viski cevabını veriyor.
-  Yüzde 49’u düzenli olarak cilt bakımı yaptırdıklarını söylüyor.

Erkekler ağlar mı?
-  Erkeklerin yüzde 38’i kadınların en çok karın kaslarına baktığını düşünüyor. İkinci sırada ise kollar ve göğüs var.
 

Alerjisi olanlar beslenmeye dikkat etmeli

Bahar aylarına girdiğimiz şu günlerde alerji vakaların arttığını belirten uzmanlar, bünyesi alerjik reaksiyon gösterenlerin beslenme şekline dikkat etmesini tavsiye ediyor, aksi durumlarda küçük bir parça yer fıstığı veya kabuklu deniz mahsulünün bile ölüme neden olabileceği uyarısında bulunuyor.

Bahar aylarında sıkça ortaya çıkan rahatsızlıkların başında alerjiler geliyor. Polenlerin ortaya çıkması ile tetiklenen bahar alerjileri çoğunlukla zararsızdır ve kolayca tedavi edilebilirler. Ancak her alerji bu kadar masum değildir. Küçük bir parça yer fıstığı veya kabuklu deniz mahsulü alerjik bünyelerde ölüme yol açabilir.

Dahiliye Uzmanı Dr. Arzu Yalçın ölümle sonuçlanabilen alerjiler hakkında bilgi veriyor!

Alerjinin tanımı nedir?

Alerji, vücudun bir takım organik veya organik olmayan maddelere gösterdiği aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Alerjik hastalıkların en sık rastlanan tipleri, alerjik rinit, bronşiyal astım, atopik dermatit ve besin alerjileridir.

Alerjinin görülme oranı nedir?

Alerjik rinit sıklığı 15-25 yaş grubunda %10 olarak kabul edilmektedir. Astım ise tüm dünyada rastlanan en sık kronik hastalıklardan biridir. Tüm dünya için kabaca sıklığı %10 olarak kabul edilmektedir. Yetişkinlerde ortalama %5 olarak rastlanmaktadır. Genetik faktörler çok önemli yer tutmaktadır ancak çevresel faktörler de bir o kadar önemlidir. Bebeklikte sigara dumanı, hava kirliliğine aşırı maruziyet, aşırı hijyen, bazı viral enfeksiyonların etiyolojide önemli olduğu bilinmektedir.

Anaflaksi nedir?

Anaflaksi, ani başlayan, süratle gelişen ve ölümle sonuçlanabilen sistemik bir alerjik reaksiyondur. Sıklığını bilmek zordur. Genel bir değerlendirmeye göre hastaneye yatan her 3000 hastadan birinde anaflaksi görülebildiği tahmin edilmektedir. Bunların %0,5′i arı sokmasına, %0,01′i radyokontrast maddeye, %1′i peniciline, 5.000-25.000 de biri genel anestetiklere, 3.000-5.000′de biri hemodiyalize, 10.000.000′da biri ise alerjen enjeksiyonlarına bağlıdır.

Ölümcül anaflaksi oranı penicilin için % 0,002, arı sokması için %0,001 olduğu tahmin edilmektedir. İlaçlar arasında en sık anaflaksi nedeni olan penicilin, radyokontrast madde ve opiatlar; yer fıstığı, balık ve kabuklu deniz mahsulleri ise en sık anaflaksi nedeni olan besinlerdir.

Anaflaksi olasılığı alerjik bünyelilerde daha mı sıktır?

Bu konu tartışmalıdır ancak, bu kişilerde anaflaktik reaksiyonların daha ağır seyrettiği bilinmektedir. Hasta ve hasta yakınlarının eğitilmesi riski önlemede çok başarılı bir yöntemdir.

Hastalar özellikle gizli alerjenler ve çapraz reaksiyonlar konusunda uyarılmalıdır. Örneğin sütlerin penicilinle kontamine olabileceği ya da restoranlarda yiyeceklere küçük miktarda da olsa süt, yumurta, yer fıstığı, soya ya da diğer katkı maddeleri karışabileceği, lateks alerjisi olanlarda muz, avokado ve patatesin, peniciline duyarlı olanlarda da diğer beta laktam antibiyotiklerin çapraz reaksiyona yol açabileceği hatırlanmalıdır.

Radyokontrast madde ile daha önce anaflaksi geçirmiş olan kişilerde yeni bir radyolojik inceleme gerektiğinde steroid ve antihistaminik ajanlarla ön tedavi yapılması reaksiyonları önleyebilir. Bu durumu yaşamış kişilerin buzdolabında ve yolculuğa çıkarken yanlarında Adrenalin ampul bulunması da iyi olur.
 

Gün boyu şıklığın ipuçları

Moda dünyasında trendleri tayin eden uzmanlar, çalışan kadınlara işyerinde şık görünmenin tüyolarını veriyor. Ofis şıklığı teması olarak isimlendirilen yeni trend moda haftalarına bile damgasını vurdu. İşte ofiste şıklığın ipuçları…

Klasik etki
Bol kesimli beyaz bir bluz ve fırfırlı kalem etekle ofisten geceye devam edebilirsiniz. Üşümemek için üzerini şık bir hırkayla tamamlayabilirsiniz.

Okula dönüş
Ekoseli ve pilili okul eteğini andıran bir etekle, okul yıllarından ofis şıklığına! Kırmızıyı iddialı bulanlar, eteği siyah bir bluzla da kombinleyebilir.

Düz ve dar kesim
Dar kesimli bir gömlek ve kalem etek vücuduna güvenenler için. Soğuk kış günleri için diz boyunda siyah bir hırkayla kullanabilirsiniz.

Kendine güvenli
Rahat ama sofistike bir görünüm yaratmak istiyorsanız bu elbise tam size göre. İçine balon kollu beyaz bir gömlek de giyebilirsiniz.

Parlak severlere
Metalik etkiler sadece “disko kraliçesi” olmak için değil, ofiste de kullanılabilir. Saten bir gömleği tüvit etekle bir araya getirerek, dokuları karıştırın.

İLERLEMİŞ PROSTAT KANSERİNE 4 YENİ İLAÇ MÜJDESİ


10. Üroonkoloji Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Üroonkoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Haluk Özen “Bir müjde vermek gerekirse, ileri evrede saptanan, teşhisi gecikmiş hastalar için FDA onaylı 4 ilaç yıl içinde kullanıma başlandı. Ancak Türkiye’deki hastaların bu ilaca ulaşmaları için en az iki sene beklemeleri gerekiyor” dedi.

Üroonkoloji Derneği tarafından düzenlenen 10’uncu Üroonkoloji Kongresi Antalya Belek’te yapıldı. Kongreye Türkiye’den 75, yurtdışından 15 davetli yabancı konuşmacı katıldır. 18 oturum, 6 kurs ve 3 uydu sempozyumunun yapıldığı kongreye katılan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Özen, prostat kanserinin akciğer kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser türü olduğunu söyledi.

“Türkiye'de Prostat Kanseri Yüz Binde 35”

Akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanser türünün prostat kanseri olduğunu söyleyen Üroonkoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Haluk Özen, Sağlık Bakanlığı’nın izni ile Üroonkoloji Derneği tarafından Türkiye genelinde gerçekleştirilen ve 6 bin 693 kişinin incelendiği saha çalışmasından elde edilen verilere göre, Türkiye’de prostat kanserinin yüz binde 35 oranında görüldüğünü kaydetti.

Bu değerin özellikle Akdeniz bölgesi Avrupa ülkelerine çok yakın bir düzeyde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Özen, “Türkiye’de yapılan çalışmalarda, Akciğer Kanserinden sonra erkeklerde görülen 2. Sıklıktaki kanser. Bir kan tetkiki var adına “PSA” diyoruz. PSA ile yılda bir kere bir ürolog tarafından muayene edilmesi gerekiyor” dedi.

Bir Yılda 4 Yeni İlaç

Prof. Dr. Özen, ileri evrede saptanan, teşhisi gecikmiş hastalar için ABD'de Sağlık Bakanlığı'na bağlı Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onaylı 4 ilacın yıl içinde kullanımına başlandığını müjdeledi. Bir yılda aynı hastalığa ilişkin 4 yeni ilacın geliştirilmesinin pek olağan bir şey olmadığına da değinen Özen, "İleri evre prostat kanseri insanlarımız için çok umutlu sonuçlar var. Bu ilaçlarla onların ömrünün uzatıldığı ortaya kondu. Geciken ve tedavisi başarısız olanlarda bile son bir yıldaki gelişmeler onlar adına fevkalade umut verici" diye konuştu.

“Türkiye'de Ruhsatlandırmada Problem Var”

Söz konusu ilaçların özellikle ilerlemiş prostat kanseri hastaları için olduğunu ve erken tanı ve tedaviyle bu ilaçlara ihtiyaç olmayacağının da altını çizen Prof. Dr. Özen, ilaçların Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) geri ödeme sistemi içinde yer almasının daha uzun bir sürece ihtiyacı olduğunu söyledi. FDA onaylı bu ilaçların henüz ruhsatlandırılmadığını belirten Prof. Dr. Özen, şöyle konuştu: " Bu 4 ilaç 4 ü de vücuda ve kemiklere yayılmış prostat kanseri tedavisinde kullanılan ilaçlar. Türkiye’de ruhsatlandırmada ciddi bir problem var. 400 civarında molekül ruhsatlandırmayı bekliyor Yeni çıkan ilaçların hepsi yüksek teknoloji gerektiren ve dolayısıyla pahalı ilaçlar. Büyük ihtimalle ruhsatlandırma iki üç sene alacak."


 
“Dünyada Her Yıl Yaklaşık 330 Bin Yeni Mesane Kanseri Olduğu Tespit Ediliyor”

Üroonkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sümer Baltacı, ürolojik tümörler arasında prostat kanserinin ardından en sık görülen kanser türünün mesane kanseri olduğunu söyledi. Mesane kanserinde ölüm riskinin prostat kanserine oranla bir miktar daha fazla olduğunu belirten Prof. Dr. Baltacı, erkeklerin kadınlara oranla mesane kanseri riskinin 3 - 4 kat daha fazla taşıdığını söyledi. İzmir ve yöresinde yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre ise erkeklerin 10 kat daha fazla risk altında olduğunu kaydeden Prof. Dr. Baltacı, “Prostat kanseri gerek dünyada gerek ülkemizde ürolojik tümörler içerisinde ilk sırada görülüyor ama Mesane Kanseri de hemen bunun ardından gelen 2. en sıklıkla görülen kanser. Ve dünyada her yıl yaklaşık 330 Bin yeni mesane kanseri olduğu tespit ediliyor ve bunun 130 binden fazlası maalesef ölümle sonuçlanabiliyor. Dolayısı ile prostat kanserinden ölüm riski bu kanserler içerisinde ne kadar azsa, maalesef mesane kanseri bunların arasında biraz daha fazla. Erkeklerde bu kanseri bayanlara göre 3 veya 4 kat daha fazla görüyoruz. Hatta bizim ülkemizdeki İzmir yöresinden bir çalışmada 10 kat daha fazla görüldüğü bildirildi” dedi.

“Her Yıl Yaklaşık 10 Bin Kişiden Biri Böbrek Kanseri Oluyor”

Dernek İkinci Başkanı Prof. Dr. Çağ Çal ise her yıl yaklaşık 10 bin kişiden birinin böbrek kanserine yakalanmakta ve 30 bin kişiden birinin de bu hastalıktan öldüğünü söyledi. Erken evrede teşhisle, hastaların yüzde 90'ından fazlasında 10 yıla varan hastalıksız sağlamlık sağlanabildiğini belirten Çal, sözlerini şöyle sürdürdü: "Böbrek kanserlerinin çoğu kalıtsal sebeplerden değil kansere neden olan kimyasalların ya da dış etkenlerin etkisi ile meydana gelmektedir."
Çal, sigara kullanımının böbrek kanseri riskini yüzde 40 oranında artırdığına dikkat çekti.

“E Vitamini ve Selenyum, Prostat Kanserini Artırıyor”

Üroonkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Levent Türkeri ise çok fazla faydası olduğu iddia edilen bitkisel kökenli ilaçların hemen hemen hiçbirinin etkinliğinin bilimsel olarak kanıtlanamadığını söyledi. Bir dönem neredeyse hekimlerin bile hem fikir olduğu ’E vitamini ve selenyum prostat kanseri gelişiminde etkili olduğu’ değerlendirmesinin son yapılan çalışmayla altlıksız olduğunun ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Türkeri, "Araştırma bırakın engellemeyi, görülme sıklığını artırdığını gösterdi" dedi.

22 Aralık 2011 Perşembe

“TÜRKİYE DİYABET ÖNLEME VE KONTROL PROGRAMI” HAZIRLANDI


Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlen toplantıda Türkiye'de diyabetli kişi sayısının her geçen gün arttığına dikkat çekildi. AK Parti Adana Milletvekili Ünüvar, “Obezite ve diyabet, ülkelerin değişik şekilde Gayri Safi Milli Hasılasını yüzde 1-5 oranında etkileyebiliyor” dedi.

Uzmanlar, Türkiye'de 10 milyonun üstünde diyabetli veya risk taşıyan kişi olduğunu belirterek, obezite ve diyabetle mücadele edilmesi gerektiğini belirtiyor. Diyabet hastalığının erken tanı ve tedavisinin sağlanması ve ilgili risk faktörleri konusunda halkın bilinçlendirilmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen “Türkiye Diyabet Önleme ve Kontrol Programı” toplantısı, Hilton Otel'de gerçekleştirildi.

Diyabet ve Obezite Haftası etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen toplantıya, Sağlık Bakanlığından çok sayıda genel müdür, çeşitli hastanelerin rektör ve tıp fakültesi dekanları ve ilgili birim amirleri ile bilim insanları katıldı.


 
“Ülkelerin Gayri Safi Milli Hasılasını Etkileyebiliyor”

AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar, geçmişte koruyucu sağlık hizmetleri denildiğinde aşı ve aşı ile önlenebilen hastalıkların akla geldiğini, bugün ise bunun yanı sıra diyabet, obezite, kalp gibi kronik hastalıklar açısından da koruyucu hizmetlerin çok büyük önem taşıdığının belirlendiğini belirtri. Bu hastalıkların insan yaşamını ve yakınlarını derinden etkilediğini söylen Prof. Dr. Ünüvar, Obezite ve diyabetin ülkelerin değişik şekilde gayri safi milli hasılasını yüzde 1-5 oranında etkileyebiliyor. Bunun bir de indirek maliyetleri de var. Bu nedenle maliyet daha da artıyor. Bu aşamada, diyabeti önleme programları ön plana çıkıyor. Bunun için de obezite ile mücadele de önem taşıyor” dedi.

Prof. Dr. Ünüvar, obezite ve diyabetin önlenmesinde sadece bir bakanlığın sorumlu tutulmasının da insafsızlık olacağını dile getirerek, Milli Eğitim Bakanlığının, sivil toplum kuruluşlarının, belediyelerin, üniversitelerin ve vatandaşın da mücadelenin içinde yer alması gerektiğini söyledi.

“Diyabet ile Mücadele Ederken Obezite ile de Savaşılması Gerekiyor”

Türkiye Diyabet Cemiyeti adına konuşan Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, diyabetin her geçen gün görülme sıklığının arttığını söyledi. Türkiye'de diyabet ile ilgili çalışmaların ilk olarak diyabet taramaları ile başladığını kaydeden Prof. Dr. Bağrıaçık, “2000-2005 yıllarında yapılan araştırmada ülkede diyabet sıklığının yüzde 9.7 olarak çıktı. Diyabet ile mücadele ederken obezite ile de savaşılması gerekiyor. Diyabet ve obezite özellikle çocuklarda görülmeye başladı ve sürekli artış gösterdiği tespit edildi. Bu gelecek kuşaklar için ciddi bir sorun oldu. Obezite ve diyabetle mücadele için farkındalığın artırılması, tarama programlarına ağırlık verilmesi ve koruyucu önlemlerin alınması gerekiyor” diye konuştu.


 
“Kısa Süre Önce Türkiye Ulusal Diyabet Programı Olamayan Dünya Genelindeki 25 Ülkeden Biriydi”

Türkiye Diyabet Vakfı adına açıklama yapan Prof. Dr. Temel Yılmaz şunları söyledi: “Türkiye'de 10 milyonun üstünde diyabetli veya risk taşıyan kişi var. Hareketsiz yaşam, sağlıksız ve dengesiz beslenme diyabet ve obezitede çok etkili. Kantin kararnamesinin uygulamaya girmesiyle okullarda fast-food beslenmenin önüne geçilebilecek. Diyabet hastaları ilaca erişiminde bazı sorunlar yaşıyor Ancak devlet de bu konuya ağırlık veriyor. Bundan kısa süre önce Türkiye Ulusal Diyabet Programı olamayan dünya genelindeki 25 ülkeden biriyken, bugün kendi programı bulunuyor.”


 
“Diyabet ve Obezite Çocukluk Çağında Yüzde 5-15 Oranında”

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz ise diyabet ve obezitenin önlenmesinin çocukluk çağında başlaması gerektiğini vurguladı. Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalının bugüne kadar yeterli gelişim göstermediği eleştirisinde bulunan Prof. Dr. Cinaz, “Son yıllarda bu bilim dalı tüm ülkenin her yöresinde çok yaygın çalışmalar içinde yer aldı, birçok projeye imza attı. Obezite çocukluk çağında yüzde 5-15 oranında sıklığı olan çağın vebası olarak tanımlandığını ve önlenebilen bir sağlık sorunu. Diyabet sıklığı artmasının altında yatan gerekçe obezitedir” dedi.

“Türkiye'de 20 Yaş Üzerindeki Her Üç Kişiden Biri Metabolik Sendromlu”

Metabolik Sendrom Derneği Başkanı Aytekin Oğuz, yapılan araştırmalar sonucunda Türkiye'de 20 yaş üzerindeki her üç kişiden birinde metabolik sendrom olabileceğinin belirlendiğini anlattı. Metabolik sendromda bel çevresi kalınlığına bakıldığını belirten Oğuz, “Eğer bel çevresi kalınlığı erkeklerde 94, kadınlarda 80-88 santimetreden fazla ise metabolik sendrom hastası olabilirsiniz. Kan şekerinin 100'ün üzerine çıkması da bir belirti olabilir. Yapılan çalışmalarda Türkiye'de 100 erişkinden 40'ında metabolik sendrom olduğu ve kır ile kent arasında da bir fark bulunmadığı saptandı. Türkiye'de genel olarak erkeklerde bel çevresinin 91.7 santimetre, kadınlarda ise 90.7’dir. Kadınlarda bel çevresi kalınlığı çok yüksek” diye konuştu.

Konuşmaların ardından diyabetle ilgili çalışmalara emeği geçen bilim insanlarına plaket verildi. Bu kapsamda Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a da plaket armağan edildi. Akdağ adına plaketi Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Hasan Irmak aldı.