25 Ağustos 2011 Perşembe

SAĞLIK BAKANLIĞINDAN BANKA PROMOSYONU GÜVENCESİ


Sağlık kurum ve kuruluşları ile bankalar arasında yapılan maaş promosyon anlaşmasından sonra, ilk defa veya nakil yoluyla ataması yapılıp göreve başlayan ancak promosyondan yararlanamayan personele de ödeme yapılabilecek

Kamu personelinin maaşlarının ödenmesine aracılık eden bankalar tarafından sağlanan ek mali imkânların tasarrufuna ilişkin olarak kamu kurum ve kuruluşlarında uygulama birliğinin sağlanması amacıyla Başbakanlık tarafından 20 Temmuz 2007 tarihli ve 26588 sayılı Resmî Gazetede 2007/21 sayılı Genelge yayımlandı.

İlk Defa veya Nakil Yoluyla Atamalarda Alacak
Konu ile ilgili Sağlık Dergisi’ne açıklama yapan Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever şunları kaydetti: “Sağlık Bakanlığınca, Genelge kapsamında sağlık kurum ve kuruluşları ile bankalar arasında yapılan maaş promosyon anlaşmasından sonra, ilk defa veya nakil yoluyla ataması yapılıp göreve başlayan ancak promosyondan yararlanamayan personele de ödeme yapılabileceğine dair, 81 İl Valiliğine yazı gönderildi.

Yeni Maaş Promosyon Sözleşmelerine Hüküm Konuldu
Buna göre; İdare ile banka arasında banka promosyon sözleşmesi imzalanmasından sonra idarelere, açıktan veya naklen atanacak ya da geçici görevle görevlendirilecek personellerinde olabileceğini göz önünde bulundurarak 19.07.2011 tarihinden itibaren yapılacak yeni maaş promosyon sözleşmelerine bununla ilgili hüküm konulması gerektiği bildirildi.

Nakdi Ödemenin İdarece Belirlenecek
Protokole bu yönde bir hüküm konulmasına imkan bulunmadığı durumda ise nakdi ödemenin idarece belirlenecek bir kısmının sonradan gelecek personelin promosyon hükümlerinden yararlandırılabilmesi için ayrılması istendi. Böylece, Bakanlık çalışanlarına banka promosyon güvencesi getirildi.”

24 Ağustos 2011 Çarşamba

ACABA...

Acaba o hep bahsedilen "yalan makinesi" doğru sonuçlar verir mi?
Filmlerde görmeye alıştığımız, insanın yalan söyleyip söylemediğini kalp atışlarından, vücut ısısından, terlemesinden ve bu gibi fizyolojik değişiklikleri izleyerek anlayan yalan makinesi de şehir efsanesi çıktı.
Yapılan araştırmalar, bu tarz fizyolojik değişikliklerin kişiden kişiye değiştiğini gösteriyor. Yani doğruyu söyleyen biri de yalan makinesine oturduğunda heyecanlı olduğu için terleyebilir ve kalp atışları hızlanabi lir.
Bugüne kadar bir çoğumuzun sahip olduğu "insan hafızası video kamera gibi çalışır" düşüncesi gerçek mi? İnsan hafızası önemli olaylan fotoğraf gibi kaydediyor. Fakat aradan uzun yıllar geçtikten sonra olaylar tekrar hatırlandığında hafıza zarar görmüş oluyor. Yani video kamera gibi her şey aynı kalmıyor. Psikologlar hemen hemen insan beyninin "yeniden üreten" değil fakat "yeniden inşa" edici olduğu konusunda hem fikirler.
"Öfkeyi içinde tutmaktansa ifade etmek daha doğrudur"
Araştırmalar gösteriyor ki, öfkeden kurtulmak için bağırmak, duvarı ya da benzer bir şeyi yumruklamak öfkeyi azaltmayıp, aksine arttırıyor. Mesela Amerikan Futbolu gibi sert sporlar oynayan futbolcuların daha öfkeli olduğu tespit edildi. Öfkeyi açığa çıkarmak sadece sonunda sorunun kaynağına doğrudan çözüm getiren zamanlarda etkili oluyor. Onun dışında sizi daha da sinirlendirmekten başka bir işe yaramıyor.
"Düşük seviyede kendine saygı ana psikolojik sorunlardan biridir"
Roy Baumeister ve arkadaşları yaptıkları taramalar sonucunda pek çok araştırmanın bu ifadeyi yanlışladığını buldular. Tespitlere göre kendine az saygısı olan bireylerin insanlar arası ilişkilerinde bu durum önemli bir probleme neden olmuyor. Alkol ve uyuşturucu kullanımıyla da çok az ilgisi bulunuyor. Ayrıca kendine saygının okul performansına olumlu bir şekilde yansıdığını tespit ettiler. Başarılı öğrencilerin kendine olan saygıları artıyor. En önemlisi düşük seviyede kendine saygının depresyonla bir ilgisinin bulunmadığı ortaya çıktı.
"Dolunay, suça eğilimi ve çıldırma vakalarını artırır" yani her dolunay çıktığında insanlar "kurt adamamı" dönüyor? Latincesi "luna" olan ayın dolunay evresine geçmesinin insanlarda çılgınlık yarattığı düşünülür. İngilizce'de çılgınlık ya da delilik anlamına gelen sözcük ise "lunatic" tir; yani, ay kelimesinden türetilmiştir. Konuyla alakalı popüler kültürde yer alan korku filmleri ve kitaplarda insanlarda bu görüşün yer etmesine neden olmuştur. Ancak, gerçekte dolunay ile delilik arasında hiçbir bağlantı yoktur.
"Zıt kutuplar birbirini çeker"

Kişiler arasındaki ilişkiler "uçlar" birbirini çekmiyor. Onlarca araştırma ortaya koyuyor ki, insanlar kendileriyle benzer karakterdeki insanlarla birlikte takılmayı tercih ediyor, kendilerinden farklı eğilimleri olan insanlardan uzak duruyor. Doğru yaklaşım "benzer uçlar, benzer uçları" çeker olmalı.
"Klasik müzik dinlemek zihni açar"
Klasik müzik eserlerini dinlemek zekayı arttırmıyor. Klasik müzik eserlerini dinleyenlerin test sonuçları, hiçbir şey dinlemeyenlere göre daha iyi; ancak herhangi bir uyarıcının olması zaten kişiyi daha başarılı kılıyor.
"Beynimizin sadece % 10'nunu kullanıyoruz" Peki kalan o %90 lık kısım ne yapıyor? Beyinde "sessiz bölge" olarak anılan ve "ortalama bir insan beyninin sadece % 10'nunu kullanıyor" cümlesine gerekçe olan kısım sanıldığı kadar büyük değil. Araştırmalar gösteriyor ki, sessiz kısım son derece küçük. Ayrıca bilim adamları daha önce de konuşma ve duyma duyuları için çok önemli olan bir beyin bölgesine de "sessiz bölge" demişlerdi. Bunun bugün böyle olmadığı biliniyor.

Uygar SALMAN 
Psikolog


Grip, solunum yollarında yerleşen Influenza virüslerinin neden olduğu, yüksek ateş, yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden; toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan, kış mevsiminde salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalıktır. Benzer şikâyetlerin olduğu ancak hastalığın daha hafif seyrettiği ve genellikle ayakta atlatılan nezle ve soğuk algınlığından farklı olarak grip, dünya çapında büyük salgınlara, toplu ölümlere yol açabilen ağır bir hastalıktır.
Okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler, huzur evleri gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar. Özellikle ağız ve burun akıntılarının bulaştığı ellerin temizlenmesi, öksürüp aksırırken ağız ve burunun damlacıklar çevreye sıçramayacak şekilde kapatılması hastalığın bulaşmasını azaltmaktadır.
Düzensiz yaşam, sigara, alkol alımı, soğuk maruziyeti hastalığa yakalanma riskini artırmaktadır. Bebekler, yaşlılar, kalp hastalığı, astım, kronik bronşit, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği gibi kronik hastalığı olanlar risk grubudur. Bu kişiler hem hastalığa daha kolay yakalanırlar hem de hastalık bunlarda daha ağır ve ölümcül seyredebilir. Yaşlı ve kronik hastalığı olanlar grip olduklarında zeminde var olan hastalığın belirtilerinde bir alevlenme ve almakta olduğu tedaviye rağmen hastalığın kontrolden çıkması sık görülen bir durumdur.

Hastalık bulaşmayı takiben 1-3 günde üşüme, titreme, ateş, halsizlik, kırgınlık, iştahsızlık, boğaz ve baş ağnsı, yaygın kas ve eklem ağrıları, bulantı, genizde dolgunluk ve akıntı, gözlerde yanma kızarıklık, burun akıntısı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Bulantı, kusma görülebilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında öncelikle bir hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Özellikle yaşlılar, kalp, akciğer, böbrek ve şeker hastaları ve vücut dircncini bozan diğer kronik hastalığı olanlar ise grip belirtileri başlar başlamaz hekime başvurmalıdırlar.
Gribal hastalık durumunda istirahat edilmesi, bol sıvı alınması, ağrı kesici ve ateş düşürücüler ile solunum yolu sekresyonlarını ve irritasyonunu giderici ilaçların kullanılmasıyla yakınmaların kontrolü mümkündür. İstirahat çok önemlidir. Bu hem hastanın daha kısa zamanda iyileşmesini ve tehlikeli, ölümcül komplikasyondan korunmasını temin eder; hem de etrafına hastalığı yaymasını önler. Gripten korunmak için düzenli yaşamak, uyku ve dengeli beslenmemizi ihmal etmemek gerekmektedir.


Dr. Perihan ALKAN
STRESLE BAŞAÇIKMAK İÇİN BAZI ÖNERİLER


DÜŞÜNME TARZINIZI DEĞİŞTİRİN Kendimizi nasıl hissettiğimiz ve duygularımız, hayata nasıl baktığımıza bağlıdır. İnsanın düşünme tarzını ya da inanışlarını, bunların yanlış olduğunu bilseniz de, yanlış da olsa değiştirmesi, uzun bir süreçtir. Hayatımızı yönlendirecek olan düşünce tarzını, hayatın içinden çekip çıkarmayı öğrenmeliyiz. DERİN BİR NEFES ALIN Stres çoğu zaman derin derin nefes almanızı engeller. Derin nefes alamamak, kanınıza az oksijen gitmesine sebep olur ve bu da kas gerginliğine yol açar. Kendinizi gergin hissettiğinizde 1 dakika boyunca derin derin nefes alın. Nefesi burnunuzdan alıp ağzınızdan verin. ZAMANINIZI İYİ KULLANIN Stresin en önemli kaynaklarından biri, pek çok şeyi aynı anda yapmaya çalışmak ve zamanı etkin planlayamamaktır. Yapacaklarınızı mutlaka planlayın. Rahat takip edebileceğiniz gerçekçi bir plan yapın ve bu planda stresle başa çıkmak için harcadığınız zamanı da kaydedin. SOSYAL ORTAMLARDA BULUNUN Sosyal etkinliklerinizi ve arkadaş çevrenizi genişletin. Sevdiğiniz insanlarla birlikte olun. İYİ VAKİT GEÇİRMEYİ BİLİN Yaşamın baskısından kurtulup, eğlenmeye de ihtiyacımız vardır. Kendinize, eğlenip, keyif alabileceğiniz ortamlar yaratın. KONUŞUN Duygulannızı ifade edin. İfade edilmeden birikmiş duygular hayal kırıklığı ve stres yaratır. Güvendiğiniz arkadaşlarınıza, ailenize ya da hocalarınıza duygularınızı anlatın. GERGİN HİSSETTİĞİNİZDE BİR DAKİKA DURUN her ne yapıyorsanız onu bırakın ve bir dakikalığına kendinizi o gergin anınızda, olmak istediğiniz, sevdiğiniz, sizi rahatlatacak bir yerde hayal edin. FİZİKSEL RAHATLIĞINIZA ÖZEN GÖSTERİN rahat giysileri ve rahatlatıcı ortamları tercih edin. HAREKET EDİN Fiziksel aktivitenizi arttınn. Fiziksel aktivite stresi önlemede ve azaltmada çok etkilidir. Sevdiğiniz egzersizleri ve sporları sürekli ve düzenli olarak yapın. SAĞLIĞINIZA DİKKAT EDİN İyi beslenin, iyi uyuyun, yeterince dinlenin. Gerçekten hoşlandığınız ve düzenli olarak yapabileceğiniz bir spor yapın, ya da kendinize seveceğiniz bir egzersiz programı hazırlayın. SINIRLARINIZI BİLİN En önemli stres kaynaklarından biri, kişinin aslında kontrol edemeyeceği kişi ya da olayları kontrol etmek istemesidir. Stresli bir durumda karşılaştığınızda "Bu benim çözmem gereken bir sorun mu" diye düşünün ve eğer cevap hayır ise, hemen o olaydan uzaklasın. GERÇEKÇİ HEDEFLER BELİRLEYİN Pek çoğumuz kendimiz için pek gerçekçi olmayan, mükemmeliyetçi hedefler belirleriz. Hiç kimse mükemmel olamayacağı için, aslında ne kadar başarılı olursak olalım, kendimizi yine de başarısız hissedebiliriz. Bunun için kendinize, başarabileceğiniz hedefler belirleyin. HEP HAKLI OLAMAZSINIZ İşler sizin istediğiniz gibi gitmeyebilir Yardımlaşmayı ve yan yana olmayı, karşı karşıya olmaya tercih edin. Karşılıklı özveri ve alttan almalar daha sorunsuz ilişkiler geliştirmenizi sağlar. Başkalarına karşı anlayışlı olmazsanız, bu sizde hayal kırıklığı ve öfkeye sebep olur. Başkalarını eleştirmekten kaçının. GEREKSİZ REKABETTEN KAÇININ Hayatta zaten kaçıramadığımız pek çok alanda rekabet duygusunu yaşarız. Ancak hayatın her alanında kazanmak için kendinizi zorlamanız, sizde gereksiz gerginliğe ve saldırganlaşmanıza neden olur. AĞLAMAKTAN ÇEKİNMEYİN Ağlamak istediğinizde ağlamak sağlıklıdır. Eğer içinizden geliyorsa ağlayın, içinizde tutmayın. ETRAFINIZDAKİ GÜZEL ŞEYLERİ GÖRÜN Stres altında olduğumuzda olumsuz düşünme ihtimalimiz daha yüksektir. Siz yine de etrafınızdaki küçük güzellikleri ve mutlulukları görmeye çalışın.




Su ve besinler biyolojik varlıklar için hayati önem taşımaktadır. İnsan vücudunun yaklaşık %70'i ni oluşturan ve hayati önem taşıyan suya, bazı mikroorganizmaların karışması hastalığa neden olabilmektedir. Bütün dün¬yada olduğu gibi ülkemizde de su ve besinlerle bulaşan hastalıklar önemli halk sağlığı sorunları arasında yer almakta ve görüldükleri yerde önemli salgınlara yol açmaktadırlar. Salgınlardan dolayı ülke ekonomisinde de önemli kayıplara yol açarak iş ve iş gücü kayıplarına, okul devamsızlıklarına yol açmaktadır.
Seyahatlerin artması, insanların demografik ve davranış özellikleri ile ekolojik değişimler, su ve besinlerle bulaşan enfeksiyonların yaygınlaşmasında etkili olmaktadır. Bu hastalıklar, genellikle dışkı ağız yoluyla bulaşır. Dışkı ile kirlenmiş su ve besinler sağlam insan lan hasta eder.
Hijyen koşullarının kötü olduğu, kişilerin temizlik alışkanlığının az olduğu, kirli sular, açık tuvaletler, açıkta satılan yiyeceklerin ve sinek, böcek, fare gibi canlıların çok olduğu yerlerde sık görülürler. Bu yolla bulaşan hastalıklar; tifo, sanlık, dizanteri, kolera, birçok parazitik hastalıklar ve besin zehirlenmeleridir.
Su ve besinlerle bulaşan hastalıklardan korunma amacıyla dikkat edilmesi gereken temel kurallar:
* Eller bol su ve sabunla sık sık yıkanmalıdır.
* Sağlıklı ve yeterli su temin edilmelidir.Temiz olduğundan emin olunmayan sular kaynatılarak kullanılmalıdır.
* Tuvaletlerin temiz tutulması sağlanmalı, mutlaka su ve sabun bulundurulmalıdır. Yerlerin, tuvaletlerin vs temizliğinde çamaşır suyu kullanılması (1 ölçü çamaşır suyu ile 9 ölçü suyun karıştırılması ile elde edilen karışımla temizlenmesi) hastalıkların bulaşmasını önemli ölçüde azaltacaktır.
* Karasineklerle mücadele için evde çöpler kapalı kovalarda biriktirilmelidir.
* Çiğ yenmesi gereken sebze ve meyveler, temiz su ile yıkandıktan sonra yenmelidir.
* Pişirilerek yenen yiyecekler güvenli bir şekilde hazırlanmalı, açıkta bekletilmemeli, tüketilememişse uygun saklama koşullarına dikkat edilerek saklanmalıdır.
* Açıkta satılan yiyeceklerin yenmemesi gereklidir.
* Konserve olarak tüketilecek gıdaların ambalajında bombaj, ezik olmamasına dikkat edilmelidir
* Son kullanma tarihi geçmiş hiçbir yiyeceğin tüketilmemesi gereklidir.
* Bebekler anne sütü ile beslenmelidir.
* Kişide karın ağrısı, ishal ve kusma belirtileri ortaya çıkarsa hekime başvurmalıdır.


Dr. Perihan ALKAN

DİKKAT EKSİKLİĞİ - HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (DEHB)


Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, benzer bir gelişim düzeyindeki bireylerde gözlenene kıyasla daha sık ve şiddetli seyreden kalıcı ve sürekli bir dikkatsizlik ve/veya hiperaktivite ile tanımlanan tıbbi bir hastalıktır.
DEHB oluşumunda genetik, çevresel, biyolojik faktörler (kurşun-sigara ve alkol gibi zehirli maddelere maruz kalma) rol oynamaktadır. DEHB oluşu¬munda genetiğin rolü % 80-90 dolaylarındadır. Sanıldığının aksine anne-baba- nın çocuğuna hatalı davranması gibi nedenlerle DEHB oluşmaz; anne-baba- mn hatalı tutumları DEHB belirtilerinde artışa veya DEHB'ye başka psikiyatrik sorunlann eklenmesine yol açabilir. Kişiye aktarılan genetik miras onun ileride DEHB olup olmayacağı konusunda en önemli belirleyicidir. Ancak annenin gebelikte sigara, kurşun gibi bazı zehirli maddelere maruz kalması DEHB'nin ortaya çıkmasında önemli bir etkendir.
DEHB olan kişilerin dikkati toparlama, sakin durma ve dürtülerini kontrol etme zorluklan vardır. Çok çabuk sıkılabilirler, sürekli olarak huzursuz ve öfkeli halleri vardır. Okul, ev ve arkadaş ortamında bu sürekli yıkıcı davranışlar her tür aktiviteye katılmalarını engeller. Bu belirtiler sonucunda, DEHB olan çocuklar ve ergenler okulda istenilenleri tam yapamazlar ve normal ya da normalin üzerindeki zekalarına rağmen çoğunlukla başarısızdırlar. Ayrıca, DEHB olan kişilerin çoğunluğu arkadaş edinemez ve arkadaşlıklarını sürdüre¬mez; bu nedenle de kendilerini sıklıkla yalnız ve yanlış anlaşılmış hissederler.
Çocukla dikkat kusuru özellikle eğitim hayatının başlamasıyla belirgin «fc hale gelir. Okul öncesi dönemde de her
şeyden çabuk sıkılan ve bıkan bu HB çocuklar, oyuncaklardan dahi sıkılıp kısa
MHJ bir süre sonra onları parçalamayı tercih
ederler. Okulun başlamasıyla birlikte 1 f öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne/baba ve öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Ödevleri yapmakta hayli zorlanırlar. Masanın başına oturamaz, otursalar dahi çeşitli bahaneler uydurarak (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Anne /babayı ders çalışırken sürekli yanlarında isterler. Üzerine aldıkları bir işi sürekli bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden hemen diğerine geçerler. Kendileriyle konuşulduğunda sanki konuşanı dinlemiyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler.

DEHB BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE ÖNERİLER



   Çocuğunuza yapmaması gereken davranışı söylemekten çok,yapması gereken davranışı söyleyin ve yapın. Nasıl davranması konusunda çocuğunuza model olun.  Kendi başına güzelce giyinmek,kapıyı yavaş örtmek gibi küçük davranışları yaptığı zaman bile çocuğunuzu ödüllendirin.  Övgüyle,güzel cümlelerle,gülümseyerek onları ödüllendirin. Ancak aşırıya kaçmayın. Bu çocuklar, gerçek övgüyle sahteövgüyü ayırabilecek özelliktedir. Sarılarak,dokunarak,okşayarak onu sevin. Birlikte oynadığınız bazı oyunları fiziksel temas gerektirenlerden seçebilirsiniz.  Çocuğunuzu sadece iyi not aldığında değil, ödevini yapmaya gayret ettiğinde de ödüllendirin. Basit ve kısa talimatlar vermeye çalışın. Zor işler için aynı anda bir veya en fazla iki tane talimat verin.

    DEHB 'li çocukları susturmak ya da sakinleştirmek için aileler tutamayacağı sözler verirler. Söz verecekseniz,mutlaka yapabileceğiniz şeyler için söz verin.
     Çocuğunuza uygun zamanlarda evde yapabilecekleri işler konusunda sorumluluklar verin .Aşırı koruyucu tutum takınarak sorumluluk almasını engellemeyin.
Bir şeyleri paylaşmak için çocuklarınıza zaman ayırmaya gayret edin. Onlara ve onlarla birlikte eğlenceli hikayeler okuyun;soru sormaları,hikayeyi tartışmaları,hikayeyi anlatmaları için onlara cesaret verin.
   Çocuğunuza talimat verirken,bunu bağırarak yapmayın. Bu durumda çocuğunuz talimatın anlamından çok ,sesinizin yüksekliğine odaklanacaktır.
   Dikkatini yoğunlaştıracak oyunlar oynayın. Örneğin aile albümünüzü birlikte inceleyin ve hoşlandığı bir fotoğrafı ayırın. Bu fotoğrafa bir süre bakmasını sağlayın. Daha sonra bu fotoğrafı kapatıp, ona bu fotoğrafla ilgili sorular sorun.
 Çocuğunuzun nelere ilgi duyduğunu araştırın. Onların bir listesini yapın. İlgi duyduğu konularla akademik konuları birleştirmeye çalışın.
 Aile toplantıları düzenleyerek yakın akrabalarınızla evde ya da dışarıda toplanın. DEHB'li çocuklar tanıdıkları insanlar yanında daha az kaygı duyarlar. Doğru tanı konulması halinde DEHB semptomları tedavi ve kontrol edilebilir. DEHB'nin semptomlarının anlaşılması tedaviye yardımcı olacaktır.



Uygar SALMAN

Psikolog







İki üç saat aralıklarla az ve sık beslenmek fazla acıkmayı önler, metabolizmanızın daha hızlı çalışmasını sağlar.
Sizce şişman mısınız ya da hafif kilolu yoksa çok mu zayıfsınız?

Sağlığımızı korumak ve iyileştirmek için vücudumuzu ideal kilosunda tutmak ve doğru beslenmek önemlidir. Sağlıklı kilo her zaman zayıf olmak ve sadece ince belli olmak anlamına gelmez. Basit bir hesaplama i lc ideal kilomuzu öğrenebiliriz. Beden kitle indeksi (BKİ), toplumda şişmanlık düzeyinin saptanması için kullanılan en pratik yöntemlerden birisi olarak kabul edilmektedir. BKİ, vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilir (kg/cm2). Bu hesaplama yapıldı¬ğında çıkan aralık bize kilomuz hakkındaki gerçekleri gösterir.

Pratik olarak Beden Kitle indeksinin değerlendirilmesi
Grafiğin yatay ekseninden ağırlığınızı bulun. Yukarıdan aşağıya doğru işaretleyerek sağda yer alan boy uzunluğunuza ulaşın. Kesişen noktada BKİ değerine göre hangi vücut ağırlığı grubunda olduğunuzu okuyun.
Zayıf: BKI<18.5 olmasıdır. Daha fazla besin tüketilmeli, yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalıdır.
Sağlıklı Ağırlık (Normal): BKİ 18.5-25.0 arasında olmasıdır. Yeterli ve dengeli beslenmenin göstergesidir. Ancak besin seçiminin sağlıklı olması denetlenmelidir. Değerin alt sınırında olduğu durumlarda dikkatli olunmalıdır.
Kilolu, Toplu, Hafif şişman: BKİ' nin 25 ile 30 arasında olmasıdır. Sağlıklı yaşam için vücut ağırlığının normal değerlere inmesi önem taşır.
Şişman: BKİ'nin 30-40 arasında olmasıdır. Şişmanlık kronik hastalıkların erken dönemde görülmesi ve hastalık derecesinin artmasında önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle, bu grupta yer alan kişilerin ağırlık kaybetmeleri gerekir. Hekim ve diyetisyene başvurmalıdır. Hızlı verilen kilolar hızla geri alınır. Kaybedilen ağırlığın kalıcı olması için ağırlık kaybının çok yavaş olması gerekir. Bunun için de diyet, egzersiz ve davranış tedavisi üçlüsünden oluşan bir tedavi programı uygulanmalıdır.
Aşırı Şişman: BK1>40 ve üzerinde olmasıdır. Sağlık durumu ciddi düzeyde olumsuz etkilenir. Zayıflama, hekim ve diyetisyen denetiminde yapılmalıdır.
SAĞLIKLI KİLOYA ULAŞMANIN PÜF NOKTALARI
*Sürekli aynı tür besinlerle beslenmekten kaçının. Besin gruplarımız et, süt, sebze, meyve ve tahıldır. Bir öğünde her besin grubundan en az bir porsiyon tüketmeye dikkat edin.
*Bir öğün patlıcan yemeği tükettiyseniz diğer öğünde balık tüketin, et yemeği tükettiyseniz sonraki öğün kurubaklagil grubunu tercih edin ve öğünlerinizde salata bulundurmaya özen gösterin. Böylece doğada bulunan elliden fazla besin öğesinden yeterince faydalanmış olursunuz.
*İki üç saat aralıklarla az ve sık beslenmek fazla acıkmayı önler, metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlar. *Besinleri 8-12 kez çiğnemek, daha az miktar ile doymayı sağlar ve besin öğelerinden vücudun daha fazla yararlanmasına yardımcı olur.
*Diyette yağı azaltmak için, yemek pişirirken kullandığınız yağ miktarını azaltın. Örneğin; dört kişilik aile için hazırlanan sebze yemeğine bir çorba kaşığı sıvı yağ yeterlidir. Et yemeklerinde hiç yağ kullanmayın. Mayonez, cips, hazır kremalar, pastalardan uzak durun. Kırmızı et yerine balık veya derisinden ayrılmış tavuk eti tercih edin. Sebze meyve tüketimini her gün en az ikişer porsiyon tüketecek kadar arttınn, kurubaklagil ve tahıl grubu besinleri en az haftada ikişer defa tüketin.
Uzun sürede edinilmiş alışkanlıkları değiştirmek elbette bir anda olmaz, zaman alır.

Sağlığımız için yaptığımız küçük değişiklikler bizi çoğu zaman büyük hastalıklardan korur.
Sağlığımızın kıymetini bilelim.


Büşra ÇELİK

Diyetisyen